belma
13.02.2008, 17:23
1955’te, Kazablanka’nın biraz dışındaki bir köyde yaşayan Zehra Ebu Talip adlı Fas’li kadın ilk çocuğuna hamile kalır.Doğuma
48 saat kala büyük bir acı içinde kıvranan Zehra hastaneye kaldırılır.
Doktorlar, doğumun ancak sezeryanla gerçekleşebileceğini anne adayına
bildirirler. Bu konuşmadan hemen sonra Zehra hastanede baska bir
kadının sezeryanla doğum yaparken öldüğüne şahit olur. Aynı durumun
kendi başına da geleceği korkusuyla hastaneden kaçar.Devam eden
günlerde, Zehra büyük doğum sancıları çeker ve bebek halen anne
karnındadır. Birkaç gün sonra bebek hareket etmeyi keser ve acı diner.Fas
geleneklerine göre, bebek anne karnında sırf annenin onurunu korumak
için uyuyabilir. Zehra da bu mistisizme inanır. Bebeğinin uykuya
daldığına inanır ve hamileliği aklından silip çıkarır. 3 çocuk evlat
edinir, kendisine torunlar bahşedilir.Aradan çok uzun zaman geçer.
Zehra 75 yaşına gelmiş ve acıları yeniden başlamıştır. Evlatlıklarından
biri bu durumdan endişelenir ve annesini hemen bir uzmana, Rabat’a
götürür. Doktor karın şişkinliğinin yumurtalıktan kaynaklanan bir
tümörden dolayı olduğunu düşünerek, Zehra’ya ultrason çekimini uygun
görür. Ultrason sonucunda kendisinin de açıklayamadığı bir kütle
olduğunu görür ve Zehra’yı bir radyograf uzmanına havale ederek onun da
fikrini almak ister. İkinci bir uzman incelemesinden sonra karın
bölgesindeki kireçlenmiş kütlenin 46 yıl önce Zehra’nin hamile kaldığı
bebeği olduğu anlaşılır.Yumurtalar anne karnında anormal bir yerde
(ektopik) döllenmiştir. Büyüyen cenin karın bölgesindeki plasenta’ya
hayati organlarıyla tutunmuş ve bu gelişimi devam ettirmiştir.Doktorlar
ceninin anne karnından alınmasının ne kadar güvenli olacağı konusunda
büyük bir sıkıntı yaşarlar. Cenin yaklaşık 4kg ağırlığında ve 42cm
boyundadır.Operasyon sonrasında ise ceninin tamamen taşlaştığı
görülür. En şaşırtıcı olan ise ceninin kendi hayati organlarını ve
karın duvarını eritip diş bölgenin sert bir cisim halini almasını
sağlamasıdır.
48 saat kala büyük bir acı içinde kıvranan Zehra hastaneye kaldırılır.
Doktorlar, doğumun ancak sezeryanla gerçekleşebileceğini anne adayına
bildirirler. Bu konuşmadan hemen sonra Zehra hastanede baska bir
kadının sezeryanla doğum yaparken öldüğüne şahit olur. Aynı durumun
kendi başına da geleceği korkusuyla hastaneden kaçar.Devam eden
günlerde, Zehra büyük doğum sancıları çeker ve bebek halen anne
karnındadır. Birkaç gün sonra bebek hareket etmeyi keser ve acı diner.Fas
geleneklerine göre, bebek anne karnında sırf annenin onurunu korumak
için uyuyabilir. Zehra da bu mistisizme inanır. Bebeğinin uykuya
daldığına inanır ve hamileliği aklından silip çıkarır. 3 çocuk evlat
edinir, kendisine torunlar bahşedilir.Aradan çok uzun zaman geçer.
Zehra 75 yaşına gelmiş ve acıları yeniden başlamıştır. Evlatlıklarından
biri bu durumdan endişelenir ve annesini hemen bir uzmana, Rabat’a
götürür. Doktor karın şişkinliğinin yumurtalıktan kaynaklanan bir
tümörden dolayı olduğunu düşünerek, Zehra’ya ultrason çekimini uygun
görür. Ultrason sonucunda kendisinin de açıklayamadığı bir kütle
olduğunu görür ve Zehra’yı bir radyograf uzmanına havale ederek onun da
fikrini almak ister. İkinci bir uzman incelemesinden sonra karın
bölgesindeki kireçlenmiş kütlenin 46 yıl önce Zehra’nin hamile kaldığı
bebeği olduğu anlaşılır.Yumurtalar anne karnında anormal bir yerde
(ektopik) döllenmiştir. Büyüyen cenin karın bölgesindeki plasenta’ya
hayati organlarıyla tutunmuş ve bu gelişimi devam ettirmiştir.Doktorlar
ceninin anne karnından alınmasının ne kadar güvenli olacağı konusunda
büyük bir sıkıntı yaşarlar. Cenin yaklaşık 4kg ağırlığında ve 42cm
boyundadır.Operasyon sonrasında ise ceninin tamamen taşlaştığı
görülür. En şaşırtıcı olan ise ceninin kendi hayati organlarını ve
karın duvarını eritip diş bölgenin sert bir cisim halini almasını
sağlamasıdır.