View Full Version: Anne Olmak Istiyorum Arsiv Yazilari
Anne olmak istiyorum, gebelik oncesi, hamilelikten once, testler, uygun hamile kalma pozisyonlari, gebelik belirtileri, annelik, gebe kalmak icin, en cabuk hamile nasil kalinir?GEBELİK ÖNCESİ YAPILMASI GEREKENLERGebeliğin ilk adımı ve en doğru yolu, onu önceden tasarlamaktır. İdeal olarak gebe kalmak istediğiniz zamandan 3 ay öncesinde, doktorunuzla bir ön görüşme yapmanızda önemli yararlar vardır. Doktorunuz, sizin sağlık ve sosyal bakımlardan özgeçmişinizi değerlendirecek, muayenenizi yapacak, çeşitli tetkikler yapacak bu şekilde gebelik sırasında oluşabilecek anormal durumlar karşısında hem sizi hem de kendisini hazırlayacaktır. Ayrıca, gebelik öncesi vitamin (folik asit) desteği ile bebekte ortaya çıkabilecek sakatlıklara karşı tedbir alacaktır.Doktorunuzun yapacağı tetkik ve muayeneler, önereceği tedaviler yanında sizin de yaşam tarzında değiştirmeniz gereken şeyler olacaktır.Öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmelisiniz. Dengeli beslenmeyle kastedilen ana besin maddelerinin dengeli oranlarda tüketilmesidir. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Proteinden zengin bir beslenme şekli seçmelisiniz. Yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etler diyetinizde yer almalıdır. Mutlaka bol taze meyve ve sebze alınmalı, bunun yanında makarna, pirinç, baklagiller gibi farklı besin gruplarını da tüketmelisiniz.Gebelik öncesi doktorunuza başvurduğunuzda destek tedavisi için folik asit kullanmanızı isteyecektir. Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren "B9 vitamini" yani folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı, gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu ve doğal gıdalarla yeterlince karşılanmadığı için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Folik asit eksikliğinde “nöral tüp defekti” denen sinir sisteminde omurilik kanalının tam kapanamamasına bağlı anomaliler olur. Özellikle, daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren mutlaka folik asit alımına başlamalıdırlar.Sigara kullanıyorsanız, mutlaka bırakmalısınız. Sigara gebe kalma şansını azaltır ve gebelikte kullanıldığında düşük ve çocukta gelişme geriliğine neden olur. Alkol de bırakılmalıdır.Stres ve endişeden uzak durmalısınız. Gebeliğe karar verdikten sonra gebelik oluşumunun ilk aylarda olmaması sizi strese sokmamalıdır. Her şey normal olsa, uygun zamanda ilişki olsa bile her ay için gebelik şansı %25 civarındadır. Normal düzenli ilişkiye rağmen bir kadının gebe kalamaması durumunda kısırlık incelemelerini başlatmak için genellikle çok aşikar bir anormallik yoksa 1 yıl beklenir. Bir yıl sonunda herhangi bir patolojisi olmayan çiftlerin bile gebe kalma şansı %98’dir. Yani %2 olguda her şey normal olmasına rağmen gebelik 1 yıl gecikebilir. Gebe kalma şansı düzenli adet görenlerde adetin 12-15. günlerinde en fazladır. Düzenli bir cinsel yaşam ve haftada 3 veya daha fazla ilişki gebe kalma şansını artırır.mystical2008-12-14 03:35:07
Doğurganlığı Artırma Yöntemleri
Çocuk sahibi olmayı gereğinden fazla mı ertelediniz? Yalnız değilsiniz. Çoğu kadın kariyer nedeniyle çocuk sahibi olmayı erteliyor. Ancak nereye kadar? Geç kalmış olmamak ve kötü sürprizlerle karşılaşmamak için biyolojik saatinizi yavaşlatarak doğurganlığınızı koruyabilirsiniz...Formsante Dergisi'nde yer alan habere göre; uzmanlar 30'lu yaşlardaki kadınlara doğal yollarla hamile kalmak için ortalama bir senelik süre biçiyorlar. Çünkü doğurganlık bu yaşlardan sonra azalıyor ve yumurta kalitesi düşüyor. Akıllıca olan bu sürece karar verdiğinizde doktora başvurmak; jinekolojik muayene ve testleri yaptırarak onun tavsiyelerini uygulamak. Bu aşamadan sonra bizim önerilerimiz de size yardımcı olabilir...
1. Sağlıklı beslenin Üreme potansiyelinizi maksimum seviyeye çıkarmak için sağlıklı bir beslenme biçimini benimsemek önemli. Folik asit deposu yeşil yapraklı sebzeler, demir içeren kırmızı et, kalsiyum içeren süt ürünleri, çinkodan zengin kuşkonmaz ve lifli besinler doğurganlığı besliyor. Yeni araştırmalara göre az yağlı süt ürünleri yumurtlamaya zarar verebiliyor. Uzmanlar normal yağ oranı içeren süt ürünlerinin tüketilmesini öneriyorlar.
2. Hafif egzersizYüzmek, temiz havada yürüyüş yapmak gibi vücudu zorlamayan egzersizler size iyi gelecek. Ancak her vaka kendine özgü olduğu için hamile kalmaya karar verdiğinizde durumunuzu öncelikle doktorunuza danışmalısınız.
3. Bilinçaltını rahatlatınAraştırmalar stresin yumurtlama ve döllenme süreçlerini olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Ayrıca sürekli hamile kalıp kalmadığınızı merak ederek yaşamak bilinçaltınıza tam tersi sinyaller vermek anlamına gelebilir.
4. Hayal edinİngiliz terapistlere göre hamile kalıp kalmadığınızı merak edip, stres yapmak yerine bu süreci olmuş gibi gözünüzün önüne getirip, hayalinizde canlandırmak işe yarayabilir. Yaratıcı imgeleme adı verilen bu tekniği uygulamak için gözlerinizi kapatın ve hamile kaldığınızı, bebeğinizin içinizde sağlıklı şekilde büyüdüğünü hayal edin. Olmuş gibi o sevinci yaşayın ve kesinlikle olumsuz düşünmeyin. Bu spiritüel bakış açısının bilimsel karşılığına bakarsak bu sürecin, endorfin salgılatarak stres hormonlarının etkisini azalttığını görebilirsiniz.
5. Güvenli seks yapınKlamidya gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar üreme tüplerini etkileyerek döllenme açısından ciddi sorunlar yaratabilir. Güvenli seksi tercih ederek ve düzenli check up yaptırarak doğurganlığınızı tehdit eden cinsel hastalıklardan korunabilirsiniz.
6. Sigarayı bırakınSigaranın doğurganlığa zarar verdiğine ilişkin 20'den fazla tıbbi çalışma mevcut. Sigara dumanında bulunan toksik elementler yumurtanın şekline, yumurtlama ve döllenme süreçlerine zarar veriyor. Araştırmalara göre sigara içenlerin hamile kalma ihtimali, içmeyenlere göre yüzde 40 daha az. Aynı zamanda düşük yapma riskleri de daha fazla. Ancak bıraktıktan üç ay sonra döllenme sürecinin normale döndüğü söylenebilir. Ayrıca sigara bağımlılığı erken menopoza da sebep olabiliyor.
7. Tamamlayıcı terapilerden yararlanın!Akupunkturun adet döngüsünü düzene sokmaya yardımcı olduğu konusunda bulgular mevcut. Fertility and Sterility dergisinde yayınlanan makaleye göre tüp bebek tedavisi sırasında akupunktur yaptıran çiftlerde hamile kalma oranında yüzde 50 artış olduğu saptanmış. Akupunktur yönteminin rahim bölgesini rahatlatarak döllenmeye hazırladığı düşünülüyor. Aynı dergide yayınlanan bir başka çalışmada ise 5 hafta boyunca haftada iki kez akupunktur yaptıran erkeklerin sperm kalitelerinde belirgin şekilde artış saptandığı belirtiliyor. Hipnoz da hamilelik fikriyle ilgili duygusal problemleri aşmak amacıyla kullanılabiliyor. Yoga, meditasyon ve nefes terapisi ise hamile kalma sürecinde belirsizlikten kaynaklanan stresi azaltmak açısından faydalı.
Doğurganlıkla İlgili Merak Ettikleriniz...
- Doğum kontrol hapını bırakır bırakmaz hamile kalınabilinir mi?Doğum kontrol hapı kullanmış olmanın gelecekteki hamilelik potansiyelinizi olumsuz etkileyeceğine dair herhangi bir bilimsel kanıt yok. Ancak 30 yaşın üstündeyseniz ve 10 yıldan uzun süredir düzenli hap kullanıyorsanız döllenme sürecinin normal seyrine oturması için en az üç ay gerekiyor.
- Adet dönemlerim eskisinden daha az şiddetli ama daha uzun. Bu doğurganlığımın azaldığının işareti mi?Adet düzeninizdeki herhangi bir bozukluğun hormonlarınızdaki değişimle ilgili olma ihtimali yüksek. Bu yaşınızın ilerlemesinden kaynaklanıyor olabilir. Yaşınız 35'ten yüksekse doktorunuzun tavsiyesiyle yaptıracağınız bazı kan testleri sizin yumurtlama potansiyeliniz hakkında en sağlıklı sonuçlara ulaşmanıza yardım edecek.
- Çocuk sahibi olmayı en fazla ne kadar erteleyebilirim?Doğurganlığı etkileyen en önemli faktör yaş. Uzmanlar genellikle 35'ten önceki hamilelikleri destekliyorlar. 38 yaş civarında ise doğal yolla hamilelik şansı hızla azalıyor. Ancak burada kriter sizsiniz. Psikolojik ve sosyal olarak kendinizi hazır hissetmeniz her şeyden önemli.
- Ne kadar sürede hamile kalabilirim?Yapılan araştırmalara göre bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin yüzde 25'i mutlu haberi ilk ayda, yüzde 75'i ise 6 ay içinde alıyor. Bu süreyi aşan çiftlerin yüzde 90'ı bir senede yüzde 95'i de iki sene içinde hamilelik haberini alıyorlar. 20'li yaşlarda iki sene boyunca düzenli ilişkiye rağmen hamile kalamıyorsanız mutlaka doktora başvurmalısınız. 30 yaş civarında ise 6 ay ila 1 sene içerisinde doktora başvurmanız öneriliyor.
- Bir ay boyunca ilişkiye girseniz bile hamile kalma olsalığının sadece iki gün içinde gerçekleştiği doğru mu?Hayır. Bir kadının yumurtlama günü âdetin başladığı günden sonraki 14. gün (birkaç gün öncesi ve sonrası dahil). Adet bittiği günden itibaren yumurtlama gününüze kadar düzenli cinsel ilişki bebek yapma amacınıza hizmet edecek. Yumurtlama gününden 48 saat sonraki ilişkilerin hamilelikle sonuçlanma şansı ise çok az.
- Eğer hamile kalamıyorsam tüp bebek benim tek şansım mı?Bu durumda müdahalenin üç aşaması var. Önce ilaçla yumurtalıklar yumurta üretimi için uyarılıp canlandırılıyor. Bu işe yaramıyorsa ikinci aşamada aşılama yapılıyor. Yani yıkanmış spermler cinsel ilişki olmaksızın enjektör aracılığıyla yumurtlama döneminde rahmin içine veriliyor. Hamilelik yine gerçekleşmezse üçüncü aşamada doktorunuzun karar vereceği yöntemle tüp bebek ya da mikroenjeksiyon gibi diğer yardımcı üreme tekniklerine başvuruluyor.
- Hamile kalmak için ne kadar sıklıkla birlikte olmak gerekir?Yumurtayı dölleyecek spermin hareketli ve en fazla iki günlük olması gerekiyor. Sperm sayısı ve kalitesini korumak adına adet dönemi sonrası gün aşırı ve tercihen sabah saatlerinde ilişkiye girmek öneriliyor.
- Annem menopoza erken girdi. Doğurganlık miras kalan genetik bir özellik mi?Üreme potansiyelimizin genetik yapımızla birebir bağlantılı olduğu söylenebilir. Annenizin kaç yaşında menopoza girdiğini bilmek sizin için faydalı. Eğer anneniz erken menopoza girdiyse sizin de aile planlarınızı yaparken bu faktörü göz önüne almanız tavsiye ediliyor.
"Alkole ve Kahveye Dikkat!"
Türk-Alman Jinekoloji Derneği Başkanı Profesör Doktor Cihat Ünlü, hem kadınların hem de erkeklerin çok fazla sigara, kahve ve alkol tüketmelerinin doğurganlığı olumsuz etkilediğini belirtiyor. Prof. Dr. Cihan Ünlü bu konuda ayrıca şunları da hatırlatıyor: "Unutmamanız gereken bir husus da farklı hastalıklar için kullanılan ilaçlara dikkat edilmesi. İlaçları kullanmadan önce mutlaka doktora danışmalı. Çünkü bazı ilaçlar erkeklerde sperm sayısını azaltabildiği gibi kadınların da doğurganlığını etkileyebilir. En önemli etkenlerden biri de bağımlılık yapan ilaçlar. Bu ilaçlara dikkat edilmeli ve bu maddelerin kullanımının üreme potansiyeli için oldukça tehlikeli olduğu unutulmamalı."Prof. Dr. Cihat Ünlü, erkeklerin başka kadınlarla ilişkiye girmesinin de, doğurganlığı olumsuz etkileyebileceğini anlatıyor. Böyle bir durumda erkek enfeksiyon kapıyor ve kadının da aynı enfeksiyonu almasına neden olarak kadının doğurganlık kapasitesine zarar verebiliyor.
Doğurganlığınızı Testlerle Ölçtürün
Acaba vücudunuz hamile kalmaya hazır mı? Biyolojik saatinizin düzenli çalışıp çalışmadığını öğrenmek için doktorunuzun tavsiyesiyle şu testleri yaptırabilirsiniz.
FSH Testi ( Folikül uyarıcı hormon testi): Çok yüksek ya da düşük seviyelerde sonuçlar alınması üreme sürecinde aksama olduğunun işareti sayılabilir.
Estradiyol Testi: Östrojen hormonunun yeterli seviyede olup olmadığını kontrol için yapılıyor. Düşük çıkması hormon dengesizliği ya da menopoz başlangıcı anlamına gelebilir.
LH Testi (Luteinizan hormonu testi): Yumurtlamayı başlatan Luteinizan hormonunun seviyesini belirliyor. Yüksek seviyelerde çıkması polikistik over sendromuna işaret edebilir.
İnhibin B Testi: Bu proteinin düşük seviyede çıkması yumurtlama potansiyelinin az olduğuna işaret edebilir.
[07.06.2007]
Eğer 1 yıldan uzun süredir denemenize rağmen hala hamile kalamamışsanız bunun fiziksel sebepleri olup olmadığının araştırılması gerekir. İlk olarak bir kadın doğum doktoruna gidilip gerekli incelemeler yapılmalıdır. Hamile kalamamanın belli başlı sebepleri şunlardır:
Kadında iki fallop tüpünün de tıkalı olması
Kadında yumurta hücresi üretilmemesi
Erkeğin sperm sayısının çok düşük olması (oligaspermi)
Spermlerin çok zayıf olması
Hiç sperm olmaması (azospermi)
Erkeğin sperm üretiminin mormal olmasına karşın peniste sertleşme olmaması, erken boşalma gibi sebeplerle spermin yumurtaya hiç ulaşamaması
Kadının ovülasyonu ile ilgili problemler şunlar olabilir: Ovülasyon hiç olmayabilir. Bu durumda kadın şimdiye kadar hiç adet görmemiştir. Bu nadir görülen bir nedendir. Kadın menapoza girmiş olabilir ya da 35-40 yaşlarında erken menapoza girmiş olabilir. Erkekler ölene kadar sperm üretebildikleri halde kadınlar anne karnında belirlenen sayıda yumurta hücresi üretebilirler. Bu sayı 400 civarındadır. Ülkemizde menapoza girme yaşı 50-55 arasındadır. Erken menapoza girmek yumurta hücrelerinin çabuk tüketilmesi ile ilgili olabilir ve araştırılması gereken bir tıbbi durumdur.
Erkekde sperm üretimi normalse ve kadında ovülasyon problemi yoksa döllenme yine de gerçekleşmeyebilir. Yumurta ile spermin bir yerde birleşmesi gerekmektedir. Bunun için de uzun bir yolculuk yaparlar.İşte yolculuk sırasında yolun iki tarafının da açık olması gerekir.
Ovülasyon gerçekleştiğinde ovül (yumurta hücresi) karın boşluğundan fallop tüpünün uçlarında bulunan saçaklar yardımıyla tüpün içine geçerler ve tüp boyunca yolculuğuna devam ederken spermin onu bulup döllemesi gerekir. Bu arada sperm vajinadan yukarı uterusa doğru çıkar ve fallop tüpüne geçer. Burada yumurtayı bulup dölleyebilirse döllenen yumurta hücresi yani embriyon yolculuğuna devam eder ve uterusda kendine uygun bir yer seçer böylece hamilelik süreci başlamış olur.
İşte sorunların büyük çuğunluğu fallop tüplerinin ikisinin de tıkalı olduğu durumlarda yaşanır. Kısırlığın büyük çoğunluğu bu sebeptendir. Miyomlar büyük ya da konumu gereği kötü bir yerde ise tüpleri tıkayabilir ve kısırlığa yol açabilirler. Pelviste yapışıklıklar olabilir. Bunlar tüplere baskı yaparak tıkanmaya sebep olabilir.
Kadının kızlık zarı çok kalın olup sperme geçit vermeyebilir. Bazı doğumsal kusurlar olabilir. (Vajina, serviks veya uterusun doğuştan olmaması gibi)
Bazı kadınlarda sperme karşı antikorlar oluşabilir. Bu antikorlar spermin hareketini engelleyerek döllenmeye engel olabilirler.
Son yıllarda belirli bir teşhis konulamamasına rağmen hamile kalamayan kadınlardan bazılarında bağışıklık sistemindeki bozuklukların kısırlığa yol açtığı bulunmuştur. Bunlar genelde embriyonun tutunamamasına ya da erken dönemde düşüklere sebep olurlar. Lenfosit aşısı ile tedavisi mümkündür
exeditor
10.07.2007, 15:51
Anne olmak isteyenlere müjde
Uzmanlar kadınlarda doğurganlığı artıran besinleri açıkladı.İskoçyalı doktorGillian McKeith,_doğurganlığı artırmaya_ yardımcı olan yiyecekleri keşfetti.Bu yiyecekler brokoli,balıkmercimek,çeltik ve balkabağından oluşuyor.Araştırma sonuçlarına göre magnezyum bakımından zengin olan brokoli hormonal dengeyi düzenliyor.Balıktaki Omega 3 yağı anne karnındaki bebeğin beyin gelişimine katkıda bulunuyor.Mercimekteki folik asit ise bebekte doğum kusurları oluşmasına engelliyor.Çeltikte üreme için gerekli olan lif ve B vitamini bulunuyor.İçinde yüksek miktarda çinko maddesi bulunan balkabağı da üremeye oldukça yardımcı.Dr McKeith ,bebek sahibi olmak isteyen kadınların bu yiyecekleri bol bol tüketerek şanslarını arttırabileceklerini söyledi
Yumurtalık Kistleri Nedir ?
Yumurtalıklar karın boşluğunda, rahmin yanlarında ve ona bağlarla bağlı olarak bulunan organlardır. Kadınların doğurganlığını sağlayan esas hücreler olan yumurtalar bu organlarda depolanır. Ayrıca beyinden salgılanan hormonların etkisi ile yumurtalıklardan salgılanan hormonlar, adet düzenini sağlar. Yumurtalık kistleri içi genellikle sadece sıvı dolu yapılardır. Yumurtalık kistlerinin değişik tipleri vardır. Hemen hemen her kadında hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist saptanabilir. Bu kistler genellikle bulgu vermezler ve tedavi dahi gerektirmezler. Ancak bazen kistlerin içerdikleri hücre türüne bağlı olarak hormon veya benzeri maddeler salgılayabilir ve bazı şikayet ve bulgulara sebep olabilirler. Hormon salgılayan veya problem yaratan kistlerin içi sıvı yanında katı yapılar da barındırabilir.En sık rastlanan şikayetler ise kasık ağrısı, ilişkide ağrı, karında dolgunluk ve basınç hissi ve adet düzensizlikleridir.Kistin sapı etrafında dönmesi ya da patlaması durumunda ise çok şiddetli karın ve kasık ağrısı ortaya çıkabilir. Basit kistlerin en sık nedeni hormonal düzensizliklerdir. Normalde her adet döneminde yumurtalıklarda zaten boyutları 2-2,5 cm'ye kadar ulaşabilen folikül adını verdiğimiz bir basit kistcik oluşur. Sonra bunun çatlaması ile yumurtlama gerçekleşir. Kadın gebe kalmaz ise bu dönemden yaklaşık 14 gün sonra adet görür. Ancak hormonal düzensizliklerde bu yumurta taşıyan sıvı dolu kesecik ya çatlamaz ve sabit kalır ya da büyümeye devam ederek basit kist şekline dönüşür. Bunlar genellikle tek taraflıdır ve eğer çok fazla büyümezlerse ağrıya neden olmaz ve sıklıkla da kendi kendine kaybolurlar.Eğer kistler 5-6’cm’nin üstüne çıkarlar ise sapları etrafında dönme riskleri artmış demektir ve böyle bir durum geliştiğinde yumurtalığın alınması gibi bir olasılık da gündeme geleceğinden genellikle böyle bir tabloya meydan vermemek için hekim müdahele etmeyi tercih eder. Ayrıca kistler çapları büyüdükçe ve ultrasonografi ile diğer bazı özellikler de gösteriyorlarsa (her iki yumurtalıkta da görülme, çeperinin kalın olması, içersinde katı yapıların izlenmesi, kistin dışına taşan yapıların olması, içersinde bölmelerin olması, karın içersinde sıvı toplanması vs. gibi) bu kistlerin kötü huylu olma olasılıkları da arttığından müdahale edilmelerinde fayda vardır. Hekiminiz muayene sonunda bu olasılıktan size bahsedecektir. Eğer mutlaka gerekiyorsa operasyonun tipi genellikle laparoskopi şeklinde olmalıdır. Böylelikle karın katları kesilmediğinden kişi evine ve işine kısa sürede dönebilecek ve ameliyat sonrası şikayetleri de çok az düzeyde olacaktır. Eğer kistin kötü huylu olma olasılığı yüksekse o zaman hekim açık operasyonu da tercih edebilir. Genel olarak bir yumurtalık kistinin yerleşmiş bulunduğu yumurtalık dokusundan tümüyle çıkarılabilirliğinin ana belirleyicisi kistin türü ve yumurtalık dokusu içindeki konumudur. Basit yapıdaki kistler genellikle çok kolay bir şekilde etrafındaki sağlam yumurtalık dokusundan "soyularak" çıkarılabilmektedirler. Endometriyozis hastalığı seyrinde gelişen çikolata kistleri bir yandan endometriyozis hastalığının cinsel organlar ile komşu organlar arasında yapışıklıklara neden olabilmeleri, öte yandan sıklıkla yumurtalık dokusunun derinliklerinde ve genellikle birden fazla sayıda olmaları nedeniyle daha zor çıkarılırlar. Yine de çoğu durumda sağlam yumurtalık dokusunun korunması çoğu durumda mümkündür. Dermoid kist ise çıkarılması nispeten zor bir kisttir ve bazı durumlarda tüm yumurtalık dokusuna yayılım gösterdiklerinden sağlam doku bulunması zor olabilir ve nadiren de olsa kistle beraber yumurtalık dokusunun da çıkarılması gerekebilir.Boğulma belirtileri gösteren ve çoğu durumda acil şartlarda yapılan ameliyatlarda yumurtalık dokusu canlılığını korumaya devam ediyorsa yalnızca kistin çıkarılması mümkün olmakla beraber bu olasılık maalesef çok yüksek olmamaktadır. Yumurtalık kistlerinin ne şekilde çıkarılacağının belirleyicisi de yine kistin türü ve büyüklüğüdür. Orta büyüklükte ve etraf dokuyla yapışıklık oluşturmamış kistler, laparoskopi için başka engel teşkil edecek bir durum söz konusu değilse karnın açılmasına gerek kalmadan bu yöntemle çıkarılabilirler. Büyük kistler, yapışıklık oluşturmuş kistler ve kanser olma şüphesi taşıyan kistler için yukarıda da söylendiği gibi laparotomi (karnın açılarak ameliyat edilmesi) tercih edilir. Kist çıkarılma ameliyatının riskleri nelerdir?Kist çıkarılma ameliyatları genel anestezi altında uygulanan ameliyatlardır. Bu nedenle genel anesteziye bağlı oluşması muhtemel riskler bu ameliyatta da ortaya çıkabilir. Dikkatli bir ön değerlendirme ve tecrübeli bir doktor tarafından verilen anestezi bu riskleri çok azaltır. Karından uygulanan jinekolojik ameliyatların tümünde genital organlarda yapışıklık oluşma riski vardır. Bu yapışıklıklar yumurtalık ve tüpler etrafında olduklarında bu organların işlevlerini olumsuz yönde etkileyerek gebe kalamama nedeni olabilirler. Ameliyatın kısa zamanda tamamlanması, yapışıklığı en aza indirmek için ek bazı önlemler alınmasıyla bu risk azaltılabilmekle beraber ameliyat laparoskopi gibi çok az yapışıklık oluşumuna neden olan bir yöntem kullanılsa dahi tümüyle önlemek mümkün değildir. Kist çıkarılma ameliyatlarında ön planda yalnızca kistin çıkarılması planlanmasına karşın sağlam yumurtalık dokusunun bulunması her zaman mümkün değildir. Bu nedenle her kadının bu tür ameliyatlarda kistin bulunduğu taraftaki yumurtalığın da alınma olasılığını bilmesi gerekir. Ameliyat esnasında kistin kanser olduğunun düşünülmesi ve bunun ameliyat devam ederken yapılan acil patolojik incelemeyle doğrulanması durumunda da her iki yumurtalıkla beraber rahimin de alındığı daha geniş bir ameliyat yapılması gerekebilir. Kist çıkarılması için kullanılan teknik ameliyata bağlı riskleri etkileyen diğer bir durumdur. Laparotomi ile yani karından girilerek yapılan açık ameliyatlarda bu yöntemin getirdiği riskler, laparoskopi ile yani ince borularla karını açmadan kamera yoluyla uygulanan ameliyatlarda ise bu yöntemin getirdiği riskler mevcuttur. Uygun bir ameliyat tekniği kullanıldığında ameliyat tekniğinin kendisine bağlı riskler çok ender olarak ortaya çıkar. Genellikle 5-6 cm’den küçük olan ve yukarıda bahsedilen özellikleri taşımayan yumurtalık kisti varlığında hekimler doğum kontrol hapı gibi yumurtalıkları baskılayıcı bir tedavi ile kistin küçülüp küçülmediğini gözleyeceklerdir. Eğer küçülme yok ise o zaman müdahele edilip edilmeyeceğine karar vereceklerdir. Ayrıca ultrasonografinin yanında tümör belirteçleri denilen bazı kan tahlilleri de kistin yapısı hakkında bilgi verebilmektedir. Bu tahlillerden en sık kullanılanı CA-125 adı verilen belirteçtir.Ancak unutulmamalıdır ki bu belirteçler sadece kötü huylu hastalıklarda değil birçok basit olayda da yükselebilir. Ama özellikle düşük çıkmaları hekimi olumlu düşünmeye sevkedecektir.ÇUKULATA KİSTİ NEDİR ?Çukulata kisti endometriosis hastalığında oluşan bir kist türüdür. Endometriozis adı verilen durum yumurtalıklarda görüldüğünde burada içi koyu kahverengi, eskimiş kan dolu, çikolatayı andıran görünümde bir sıvı içeren bir kist meydana gelebilir. Bu yüzden buna çikolata kisti adı verilmiştir. Çikolata kistlerinde genellikle doğum kontrol hapı gibi baskılayıcı tedaviler pek anlamlı bir küçülme sağlamazlar. Eğer 5-6 cm'nin üzerine çıkarlarsa operasyon gerekebilir. POLİKİSTİK OVER (YUMURTALIK) NEDİR ?Yumurtalık kistleri genelde tek bir kist olmasına karşın burada çok sayıda ve milimetrik boyutlarda kistin yumurtalık içinde bulunması söz konusudur. Polikistik Over (PKO) adı verilen bu durum herhangi bir nedenle yumurtlamanın uzun süreli olarak yarıda kalması sonucu oluşur. Her ay gelişerek çatlaması gereken folikül, gelişiminin belli bir aşamasında "duraklar" ve ufak bir kist olarak yumurtalık dokusu içinde kalır. Bu durum uzun süreli tekrarladığında yumurtalık içinde yan yana dizili çok sayıda kist oluşur. Bu nedenle hastalığa polikistik over(latince :çok sayıda kistik yumurtalık) adı verilir.
mystical2007-07-11 16:39:16
teşekkürler verdiğiniz faydalı bilgileriniz için
gelincik
20.08.2007, 01:28
ellerine sağlık çok güzel bilgiler eklemişsin.
manolya80
22.08.2007, 13:02
TÜPLERİN BİRİNİN VEYA İKİSİNİN KAPALI OLMASINA BAĞLI İNFERTİLİTE (TUBAL FAKTÖR)Kadına bağlı infertilite nedenlerinin önemli bir bölümünü tüplerde olan problemler oluşturmaktadır. Bu durum ameliyatla aşılamayacak gibiyse direkt tüp bebek tedavilerine geçmeyi de gerektirebilmektedir. İnfertilite nedeniyle başvuran çiftlerde yapılan muayene ve ultrasonografi sonrası istenen sperm tahlili normal sonuç vermişse mutlaka bir rahim filmi (histerosalpingografi) çekilerek kanalların durumunu değerlendirme önerilir. Özellikle sık akıntılı vaginal enfeksiyon (iltahaplanma) geçiren, daha önce tüberküloz (verem) tanısı konulmuş, birden fazla kürtaj geçirmiş, sezaryen veya patlamış apandisit gibi karın içi ameliyat geçirmiş hanımlarda tüplerde sorun olma olasılığı yüksektir. Genellikle rahim filminde tüplerden bir veya ikisinde tıkanıklık tespit edilmiş ise veya kapalı olduğu yönünde şüphe var ise bir sonraki aşama laparoskopi denilen bir ameliyattır. Aslında laparoskopik ameliyat anestezi altında yapılan fakat sonrasında hastanede yatış gerektirmeyen, göbekten ışıklı bir aletle girilerek tüplerin açık olup olmadığını o esnada verilen ilacın karın içine geçişi ile görmemizi sağlayan, eğer varsa karın içi yapışıklıkları da tespit etmemizi ve hatta bu yapışıklıklara müdahale etmeyi de mümkün kılan bir yöntemdir. Tüplerin geçirgenliğini değerlendirmede laparoskopi altın standard yani en iyi yöntem olarak kabul edilmektedirEğer tüplerden biri kanal filmi veya laparoskopi ile açık diğeri kapalı tespit edilmiş ise aşılama da tedavi yöntemlerinden biri olabileceğinden denenebilir. Hatta tek tüpün açık olması durumunda başarı oranı düşük olsa da kendiliğinden gebelik şansı da mevcuttur. Fakat uzun süreler kendi haline bırakıp beklemek ya da aşılamalarla vakit geçirmek de önerilmemektedir. Unutulmamalıdır ki tek tüpün kapanmasına yol açan neden diğer tüp açık görünse bile az ya da çok onu da etkilemiş olabilir. Eğer rahim filmi ile her iki tüp de kapalı olarak tespit edilmiş ve tüplerin içi sıvı dolu hidrosalpenks dediğimiz yapılar halini aldığı gözleniyor ve bu yapılar ultrason ile de izlenebilir hale gelmiş ise ameliyat ile bunların açılması ve gebeliğin gerçekleşmesi şansı son derece düşüktür. Dolayısıyla tüp bebek işlemi uygulanmalıdır. Ancak böyle bir durumda tüp bebek tedavisine geçmeden önce tüplerin bu hasarlı yani içi sıvı dolu bölümleri laparoskopi ile çıkarılmalıdır. Bu sıvı içeriğinin embryolar rahime transfer edildikten sonra embryonun rahim içinde yerleşmesi ve gelişmesi üzerine kötü etkiler oluşturabileceği öne sürülmektedir. Dolayısıyla tüplerin içi sıvı ile dolu bu kısımları yani hidrosalpenks dediğimiz yapılar tüp bebek tedavi başarısını negatif yönde etkilemektedir.Tüplerin rahimden ayrıldığı yerin başlangıcından itibaren olan kanal tıkanıklığı söz konusuysa mikrocerrahi ile belli bir oranda başarı şansı mümkündür. Ayrıca operasyonla eğer tüpler başarılı bir şekilde açılabilirse gebelik ve doğum sonrası tekrar kendiliğinden başka gebelikler de oluşabilecektir. Ancak bu tür bir kanallarda tıkanıklık açma operasyonunun başarılı olması ve gebelik oluşması için bu işi yapacak cerrahın mutlaka bu konuda özel bir eğitim (mikrocerrahi eğitimi) almış olması gerekir. Yine de günümüzde tüplerde görülen hasarlı bölümlerin tamiri ya da ameliyat ile düzeltilmesi ise çok da fazla kabul görmemekte ve ameliyatlarla oluşabilecek yeni yapışıklıklar nedeni ile başarı şansı çok da artmayacağından bu gibi durumlarda daha ziyade tüp bebek tedavilerine geçmek önerilmektedir.Bunun bir başka sebebi de günümüzde tüp bebek tedavilerindeki başarı oranlarının eskiye göre daha da artmış olmasıdır. Tüplerin birinde veya ikisinde problem tespit edilerek gerek aşılama gerekse tüp bebek tedavilerine alınan hastalarımızda gebelik oluştuğunda ilk dönemler dış gebelik açısından şüpheci olunmalı ve bu ihtimalin normal toplumdaki orandan daha yüksek olduğu unutulmamalıdır. Bilindiği gibi dış gebeliğin erken teşhisi hayat kurtarıcıdır. • Eğer kanallar açık ve normal görünümde iseler kadının normal şekilde yumurtlayıp yumurtlamadığı araştırılır. Birçok yöntem kullanılmasına rağmen günümüzde en sık olarak kan tahlili (adetin 21. Günü) ve ultrasonografi ile araştırılır. Yumurtlama problemi varsa ve kalıcı ise o zaman hekim yumurtlamayı sağlamak için ilaç tedavisi uygular. Yumurtlama olmamasının en sık rastlanan sebebi Polikistik over (yumurtalık) hastalığıdır.
manolya80
22.08.2007, 13:05
Yumurtlama tedavisi nasıl oluyor ?Yumurtlama güçlüğü olan kadınların tedavisi altta yatan nedene göre farklılık gösterir. Bu tedavide amaç mümkün olduğunca doğal fizyolojiyi taklit etmeye çalışmaktır. Doğal olan, bir adet dönemi boyunca bir adet yumurtanın olgunlaşıp adetin 12-14. günlerinde çatlamasıdır. Bu nedenle yumurtalıklardan yumurta geliştirici tedavilerin bu doğal gelişime paralellik göstermesi gerekir. Yumurtlama sorunu olan kadınlarda en sık rastlanan sorunun Polikistik over (yumurtalık) hastalığı olduğunu söylemiştim. Bu kadınlarda başlangıçta detaylı inceleme yapmadan 3-6 ay arası basit ve ucuz haplarla tedavi yapmak mantıklı bir yaklaşım olacaktır. Bu amaçla kullanılan ilaçların başında klomifen içeren haplar gelir. Genellikle adetin 5. günü başlayıp beş gün süre ile kullanılır. Bu ilaç kullanımı sırasında yumurtalıkların gelişimini izlemek de yerinde olur. Tedaviye en düşük dozdan başlanıp yumurtlama sağlanana kadar doz bir hap arttırılabilir. Ancak genellikle günde 3 haptan fazlasına yanıt verme şansı azdır. Yumurtlama sağlanan doz saptandıktan sonra en az 3 adet dönemi aynı dozla yumurtlama sağlanıp kadının gebe kalması beklenir. Yumurtlama problemi olan Polikistik Overli kadınlarda klomifen içeren haplarla yumurtlama % 75 oranında sağlansa da gebelik oranı % 30'ları geçmez. Yani yumurtlamanın sağlanması gebelik için garanti değildir. Eğer klomifenle yumurtlama sağlanamazsa ya da yumurtlama olmasına rağmen gebelik oluşmazsa o zaman neler yapılır?Bu kadınlarda genellikle ikinci seçenek olan iğne tedavisine başlanmalıdır. Bu amaçla kullanılan iğneler kadınlık hormonu olan estrojeni uyaran üreme hormonlarını içerirler. İğne tedavisi günlük olarak yapılır. Bu tedavi sırasında yumurtaların gelişimini yakından izlemek gerekir. Bu konuda yeterli tecrübesi olmayan hekimler biran önce sonuç almak için bu iğneleri gereksiz yere ya da gereğinden çok yüksek dozlarda kullanabilirler. Böylece bu tedaviler sonunda aşırı uyarılma sendromu denilen tablolar ya da zaman zaman medyada da yer alan (yedizler örneğinde olduğu gibi) çoğul gebelikler oluşmasına neden olur. Bu nedenle iğne tedavisinde hekim de sabırlı olmalı, en düşük dozdan başlayarak belli sürelerle yumurtaların gelişimine göre dozu ayarlamalıdır. Bazan bu tip ayarlama 3-4 hafta kadar da sürebilir. Bazen yumurtlama olmamasının sebebi beyindeki hipotalamus veya hipofiz bölgesinden salınması gereken hormonların yetersiz salgılanması ya da hiperprolaktinemi (süt hormonu yüksekliği) veya hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) gibi başka bir hormonal problem olabilir. Bu sorunların herbirinin tedavi şekilleri farklıdır.Verilecek tedaviyle yumurtlama sağlanmasına rağmen 2-3 ay içersinde kadın gebe kalamazsa o zaman aşılama yöntemine başvurulur. Aşılamanın her bir deneme için başarı şansı % 10-15 civarındadır. Bu işlemle de başarı sağlanamaz ise (3-4 kez yapılmasına rağmen) o zaman tüp bebek denemesi önerilir. mystical2007-11-05 16:08:54
bengisum
26.08.2007, 16:33
Gebelik öncesi hazırlık ve ilk hisler :)Çiftler
genelde hamile kalmamak için büyük çaba sarf ederler ve çeşitli
yöntemlere başvururlar. Ancak bir bebek sahibi olmaya karar verdikleri
anşaşırtıcı gerçekle karşılaşırlar. Bu şudur; aslında bir aylık adet
periyodunda hamile kalacabileceğiniz zaman 4 gün kadar kısa bir zaman
dilimidir. Bu kısazaman dilimi döllenmeye hazır olgun bir yumurtanın
yumurtalığınızdan atılarak tüplerden rahme geçişine kadar olan zaman
dilimini kapsar. Eğer bu 4günlük kısa dönemde yumurta döllenmezse adet
kanamanız başlar.Bu sebepten dolayı hamilelik şansınızı
arttırmak için tam bu kısa yumurtlama döneminde ilişkiye girmeniz
gerekir. Peki siz bu döneminizi nasılbelirleyebilirsiniz? Bunun için
değişik metotlar vardır. İlk olarak adet günlerinizin tarihini
kaydederek kendi adet takviminizi oluşturabilirsiniz. Özellikle
düzenliadet gören hanımlarda bu çok işe yaramaktadır. Normalde
kadınların adet dönemleri 24-36 gün arasında değişmektedir. Bir sonraki
adet döneminintahmini başlangıcından 14 gün evveline gidildiğinde iki
gün öncesini ve iki gün sonrasını alarak bu dört günlük zaman dilimini
bulursunuz. Bu dört güniçinde bulunduğunuz adet döneminin ortalarına
denk gelir.Doğum kontrol yöntemi kullanmayan ve haftada 2-3 kez
düzenli ilişkiye giren çiftlerin ilk yıl içinde hamilelik başarı
oranları %80’dir.%10-15’i ise ikinciyılda başarıya ulaşırlar. Ancak ilk
bir yıl içinde hamile kalamayanların kısırlık açısından tetkik edilmesi
doğru olur.Gebeliğin
ilk belirtisi sıklıkla geciken bir adettir. Sabah halsizliği ve günün
her saatinde gelebilen bulantı hissi,gebeliğin diğer erken
belirtilerdendir.Bazı kadınlarda sabah halsizliği daha ağır
seyredebilir.Küçük ama sık öğünlerle midenizi hiç bir zaman tam olarak
aç bırakmayarak ve biraz daha fazla dinlenerek sabah halsizliklerini
bir derece hafifletebilirsiniz.Bazen sabahları kalkmadan yenilen birkaç
adet kraker ya da benzeri kuru besin maddelerinin alınması ve
kızarmış,baharatlı ya da asitli gıdalardan uzak kalınması da bu konuda
size yardımcı olabilir.Bulantı oluşmasına neden olabilecek yiyecekler
de dahil olmak üzere kokulu her nevi maddeden uzak
kalınmalıdır.Sıklıkla,sabah halsizlikleri ilk trimestrinin sonunda
genllikle kaybolur.Bir çok kadın gebelikleri boyunca oluşabilecek olan
bulantıdan tedirginlik duymasına rağmen,bunun korkacak bir şey
olmadığını bilmeleri gerekir.Eğer bulantılar ve kusamalar kilo kaybına
yol açacak kadar fazla olsa da bebeğiniz uterus
( rahim ) içinde iyi bir şekilde korunmaya devam edecektir.Ancak
bununla birlikte halsizlik ve kilo kaybı olduğunda ya da idrar
mikterınızda azalma ve renginde koyulaşma farkederseniz mutlaka
doktorunuzla temasa geçiniz.Bu durumda doktorunuz muhtemelen önlem
olarak damar içi sıvı tedavisi ve bulantıları kesmek için ilaç tedavisi
önerecektir.
Bazı
kadınlarda da sabah halsizliğine ek olarak ,gebeliğin ilk iki yada üç
haftasında tat alma duyusunda değişiklikler olabilmektedir.Aşerme de
denilen bu durum bazı gıdalara karşı aşırı istek duymakla kendini
gösterecektir.
Bunların
dışında şu gibi değişiklikleri de farkedeceksiniz. Göğüsleriniz
dolgunlaşacak ve muhtemelen daha hassas hale gelecek,aerola denen,meme
ucundaki koyu renkli halka genişleyecek ve daha da koyulaşacaktır.
Vücudunuz süt yapmaya başlama hazırlıkları içinde olduğundan areola
üzerindeki bezler daha dışarı doğru fırlayacak ve meme üzerinde silik
bir şekilde görünen mavi renkli venler ( ince toplar damarlar ) daha
belirginleşerek,bariz görülür hale geleceklerdir.Bu aşamada ya da
gebeliğinizin herhangi bir döneminde mukotik ( sümüksü ) bir vajinal
akıntı da başlayacaktır.
İlk
üç ay içinde kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz.Eğer yorgunluk
hissediyorsanız dinlenmek için kendinize ekstra zaman ayırmaya
çalışmalısınız.mystical2007-12-20 14:30:54
bengisum
26.08.2007, 16:41
Gebelik oluşumundan 1.5 ay sonra, kesinlikle idrara daha sık çıktığınızı farkedeceksiniz. Buna rağmen sabah halsizlikleri ve şişkinlik bu süre içinde devam ediyor olabilir. Kabızlık çekebilir ve içinizin yandığı hissedebilirsiniz. Eğer göğüslerinizdeki değişimler daha önce
meydana gelmemişse bile artık oluşmaya başlayacaklardır. Ayrıca, adet
öncesi dönemlerdekine benzer şekilde aşırı duyarlılık , hassasiyet ve
hatta sinirlilik gibi psikolojik değişiklikler de farkedeceksiniz.
Gebeliğin
ilk 6. haftası gibi erken bir dönemde, inanılmaz görülse de , tamamen
oluşmamış olmasına rağmen bebeğin kalbi atmaya başlayacaktır. Bacak ve
kolları daha sonra oluşmakla birlikte kalçaları teşkil etmeye başlar.
Kafa, üzerinde gözlerin de leke halinde farkedileceği şekilde oluşmaya
başlar. 7.haftada vücutla uyumsuz olacak şekilde büyük bir kafa, henüz
ayrı olarak farkedilemeyen el ve ayak parmakları , nazikçe kapalı
göz kapakları ve iyi bir cilt ile fetüs, henüz normal bir insan
görünümü kazanmamıştır. Kaslar henüz çalışmamakla birlikte,kulaklar,
kaburga kemikleri,kollar,bacaklar ve omurga giderek sertleşmeye
başlar.Cinsel organlar tamamlanmamış olmakla birlikte seçilebilir ve
alt çene de bu dönemde şekillenmeye başlar.Fetüs yutkunabilir ve bu
erken dönemde kendi idrar kesesinden,amniotik sıvı içine idrarını
yapar. Tüm bu oluşumlar halen çok küçüktür ve ancak çok özel tekniklerle görülür hale gelebilirler.
Bu dönemde yapılan kontrol amaçlı ultrasonografik tetkik sırasında sadece kalp atımına ait titremeler izlenebilir. Ultrason çok daha geç dönemlere kadar, örneğin fetal cinsiyet gibi detayları ayırt edemez.
13.haftada,
embriyo hareket edebilmekle birlikte , uterus içinde çok küçük
kaldığından siz onun hareketlerini henüz hissedemeyeceksiniz. Omurgası
ve iç organları teşekkül etmeye başlamıştır. Fetüsün boyu 5 cm den 7 cm
ye çıkmış kilosuda 29 gr kadar artmıştır.
Bu değişimler en gelişmiş ultrason ile dahi henüz izlenememekle birlikte, baş ve vücut büyümeye devam
eder, diş yuvaları alt çenede belirmeye başlar. İnanılmaz ama,emme
reflexi gelişmiştir ve fetus parmağını emebilir ve doğal olarak amniotik sıvıyı yutar,kas yapıları gelişmeye başlar ve beyin, kas hareketlerini kontrol etmeye başlar.Göbek kordonu plasentadan fetüse gerekli
maddeleri taşırken,fetüsteki artık maddeleri de sizin dolaşım
sisteminize geri getirir. Birinci trimestrinin sonunda bebeğiniz,artık
embriyo yerine fetüs ismini hakeder.
12.haftadan
sonra vücudunuzda yeni değişimler farkedeceksiniz. Çoğu kadın bu
dönemde sabah halsizliklerinin kaybolduğunu ifade etmektedir. Meme
başları ve aerola tamamen koyu renklenmiştir,uterus, karından elle hissedilebilecek kadar büyüyerek pelvis dışına doğru yükselir.
bengisum
26.08.2007, 16:57
Hamileliğin özellikle ilk dört ayında bulantı ve kusmaya sık
rastlanmaktadır. Bu semptomlar BHCG adı verilen gebelik hormonunun
yüksekliğine bağlıdır. Bulantı ve kusmayı azaltmak için sık sık azar
azar yenmelidir. Yağlı ve baharatlı gıdalardan kaçınılmalıdır. Sabah aç
karına tuzlu kraker gibi kuru gıdaların alınması, sıvıların yemeklerden
bir ila iki saat önce alınması bulantıları azaltmaya yardımcı
olabilmektedir. Gebelikte yükselen progesteron hormonunun düz kasları
gevşetici etkisi nedeniyle sindirim sisteminde gaza bağlı şişkinlik,
hazımsızlık, kabızlık ve mide yanması gibi durumlar ortaya
çıkabilmektedir. Günde en az iki litre sıvı ve lifli besinlerin
ağırlıklı olarak tüketilmesi kabızlığın giderilmesine yardımcı
olmaktadır. Yemeklerden sonra en az bir saat yatmamak yiyeceklerin
mideden yemek borusuna geri kaçışını önleyeceği için mide yanmasını
azaltmaktadır. Diş etlerinde şişme ve kanama hamilelikte sıkca görülür.
Böyle bir durumda genelde ağız hijyeninin sağlanması yeterlidir.
Gebelik sürecinin ilk aylarında anne adaylarında aşırı bir yorgunluk
hissi ve uyku hali normaldir. Fırsat buldukça isitrahat edilmelidir.
Gebeliğin ilk yarısında dolaşım sistemindeki değişikliklere bağlı
tansiyonda düşme, baş dönmesi ve bayılma hissine yol açabilir. Büyüyen
rahimin idrar kesesi kapasitesini azaltmasına bağlı olarak gebeliğin
ilk üç ayında ve son üç ayında sık idrara çıkma ihtiyacı doğmaktadır.
İdrar yolu enfeksiyonlarını önlemek amacıyla idrara çıkma
ertelenmemeli, sık sık mesane boşaltılmalıdır. Gebelikte yükselen
östrojen hormonu seviyesi vajinal akıntıda belirgin bir artışa neden
olmaktadır. Bu koyu kıvamlı, açık renkte, kokusuz bir akıntıdır,
kaşıntı eşlik etmez. Günlük ped kullanımı gerekebilmektedir. Gebelikte
rahimin büyümesi ile birlikte rahimi yerinde tutan bağların gerilmesine
bağlı karın ve kasık ağrıları olmaktadır. Bu tür ağrılar pozisyon
değiştirmek ve sıcak uygulanması ile azalabilmekte, bazı durumlarda
doktor kontrolü altında ağrı kesici kullanımı gerekmektedir.
Gebelikte toplam alınması gereken kilo gebelikten önceki vücut
ağırlığına göre saptanır. Genelde hamilelik süresince 11 ila 16 kilo
veya ortalama 12.5 kilo alınması normaldir.
Anne adayının vücudunda oluşan bu değişikliklerin çoğu doğum sonrası
altı haftalık loğusalık dönemi süresince eski haline döner.
bengisum
26.08.2007, 17:28
HAMİLE KALMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER ::
Hamilelik her kadın için çok özel bir dönemdir ve bu dönemde
hemen her anne adayı hem kendisi hem de bebeğinin sağlığını düşünerek
son derece özenli davranması gerektiğini bilir. Günümüzde artık sadece
hamilelik oluştuktan sonra değil hamilelik öncesinde de uygulanacak
bazı yaklaşımların önemi ortaya konmuştur. Hamilelik sırasında
bebeğin gelişiminde en önemli ve hayati aşamalar hamileliğin başlangıç
döneminde yani anne adayı henüz hamile olduğunu fark etmeden önce
oluştuğu için bu erken aşamada bilinçli davranarak bebeğinizi bazı
enfeksiyonlardan, hastalıklardan, besin eksikliklerinden ve çevresel
hasarlardan koruyabilirsiniz.
Hamile kalmadan birkaç ay önce doktor kontrolünden geçmeniz faydalı
olacaktır. Kan grubunuz, hepatit B ve kızamıkçık gibi hastalıkları
geçirip geçirmediğinizi anlamak üzere kan testi yaptırabilirsiniz.
Bütün hastalıklar hamilelik döneminde anne ve bebek için tehdit
oluşturur. Hamilelik sırasında geçirilen bazı hastalıkların (su çiçeği,
kızamıkçık, hepatit gibi) anne ve bebek sağlığı üzerindeki etkisi,
hastalığın hamilelik dışında geçirilmesinden daha fazladır. Özellikle
bebeklerde geri dönüşü olmayan sonuçlara, sakatlıklara yol
açmaktadırlar ve çoğu zaman bebekler kaybedilmektedir.
Doktora başvurduğunuzda;- Bugüne kadar yaşadığınız tıbbi problemler konusunda doktorunuzu bilgilendirmeniz gerekir.
- Jinekolojik muayene ile özellikle rahim ve rahim ağzının değerlendirilmesi gereklidir.
- PAP Smear testi ile rahim ağzı kanseri açısından kontrolünüz mutlaka yapılmalıdır.
- İdrar testi, idrar incelemesi ile idrar yolu enfeksiyonları ve böbreklerinizle ilgili problemler tespit edilebilir.
- Anne adayının ve eşinin kan gruplarının belirlenmesiyle
kızamıkçık, sarılık, taksoplazmozis gibi hamilelik sırasında
geçirildiği takdirde bebekte anormalliklere yol açabilecek
enfeksiyonlara karşı bağışıklık durumunun belirlenmesi gerekir.
- Kan basıncının (Tansiyon) yüksek bulunması halinde hamilelik öncesinde gerekli önlemlerin alınması gerekir.
- Cinsel temas yoluyla geçen klamidya, üreoplazma gibi
enfeksiyonların tespit edilmesi ve düşüklere yol açabilen bu
enfeksiyonlara karşı hamilelik öncesinde gerekli tedavinin yapılması
gerekir.
- Tiroit bezinin fonksiyonu ile ilgili problemler hamileliğin elde
edilmesini ve sağlıklı bir şekilde devam etmesini engeller. Tiroit
bezine ait bozukluklar tedavi edildiğinde sağlıklı bir bebek sahibi
olmak mümkündür.
Yüksek tansiyon veya
şeker hastalığı gibi özel durumlar hamileliğinizi etkiler. Ailenizde
genetik bozukluğa bağlı bir hastalık varsa ve 35 yaşın üzerinde iseniz
bir genetik uzmanına başvurabilirsiniz.
Sağlıklı beslenme ve kilo dengesini koruyarak vücudunuzu hamileliğe
hazırlayabilirsiniz. Bazı hekimler hamilelikten 3 ay önce başlamak
üzere günde 400 mcg Folik asid (B vitamini) alınmasını önerir. Folik
asid hamileliğin ilk 3 ayı içinde oluşabilecek nöral tüp defekti adı
verilen beyin ve omurilikteki bozuklukları önlemeye yardım eder. Folik
asidi içeren besinleri de bol tüketmenizde fayda vardır. Bunlar;
portakal suyu, yeşil lifli sebzeler, kuru ve doğal baklagillerdir.Egzersiz
yapmaya şimdiden başlayabilirsiniz ve hamileliğiniz süresince de çok
ağır olmamak koşulu ile egzersize devam edebilirsiniz. Sigara ve alkol
kullanıyorsanız bunları kesmelisiniz çünkü bebek üzerinde zararlı
etkileri vardır. Doktora danışmadan ilaç kullanmamalısınız ancak
halihazırda bir hastalığınız sebebi ile ilaç kullanmak zorunda iseniz
hastalığınızı ve kullandığınız ilacı doktorunuzla konuşmalısınız.
Planlı hamilelik özellikle kariyer yapma çabasındaki çalışan çiftler için büyük önem taşıyor. Ama "Artık bebek sahibi olmanın zamanı geldi diyorsanız fazla vakit kaybetmeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Taşdemir'in önerilerine kulak verin.Günümüz koşulları hemen hemen her alanda olduğu gibi bebek sahibi olma konusunda da plan yapmayı gerektiriyor. Ama kararı verince bebek de hemen gelmiyor. Aylarca çaba! sarfedildiği halde ve klinik olarak hiçbir sorun bulunmamasına rağmen, bazen istenilen hamilelik bir türlü gerçekleşmiyor. Çünkü ya yumurtlama zamanı tutturulamıyor ya da farkında olmadan hamileliği engelleyen hatalar yapılıyor. Oysa maddi ve manevi açıdan hazır olunan bir dönemde bebek sahibi olmak istendiğinde insanların beklemeye pek de fazla tahammülü olmuyor. Peki, doğru olduğu düşünülen zamanda, vakit kaybetmeden hamileliğin gerçekleşmesi için neler yapılmalı, nelere dikkat edilmeli? Uzmanlara göre hiçbir doğurganlık problemine sahip olmayan ve korunmayan bir çiftin ortalama hamile kalma şansı, her adet döneminde yüzde 25 civarında. Çiftin yaşı, regl döneminin zamanı ve ilişkilerin sıklığı ise başarıyı etkileyen en önemli faktörler. Hamileliği sağlayan ve destekleyen koşullara dikkat ederek arzu ettiğiniz bebeğe bir an önce kavuşabilmek için uzmanımızın önerilerini dikkatlice uygulayın. İdeal yaşta mısınız? Tıbbi araştırmalar, çocuk sahibi olabilecek çağdaki yetişkinlerin yüzde 10 - 15'inin kısırlık problemi ile karşılaştığını ortaya koyuyor. Aktif bir cinsel yaşamı olan çiftlerin yüzde 57'si üçüncü ayda, yüzde 72'si altıncı ayda, yüzde 85'i de birinci yılın sonunda hamile kalıyor. Hamilelik için gereken süre, çiftlerin yaşları yükseldikçe artıyor. Yaşla beraber kadının üretkenliğinin azaldığını belirten uzmanlar yaşın çocuk sahibi olunmasında bu kadar önemli olmasını başlıca iki nedene bağlıyorlar. Birincisi yaşlanma sonucunda yumurtaların kaliteleri bozuluyor. İkincisi, ilerleyen yaşla birlikte erken gebelik kaybı olasılığı artıyor. Bir kadın üreme çağı boyunca ortalama 400 - 500 kez yumurtluyor, yaş ilerledikçe kaliteli yumurta sayısı da azalıyor. Hamilelik öncesi hazırlık çok önemli Prekonsepsiyon dönemi olarak adlandırılan döllenme öncesi hazırlık döneminin son derece önemli olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Taşdemir, bu dönemin en sağlıklı şekilde geçirilebilmesi için anne adayının gebeliğin 2-3 ay öncesinden başlayarak bu 9 aylık döneme hazırlanması gerektiğini vurguluyor: "Döllenme ve döllenen yumurtanın rahmin iç tabakasına tutunması ile başlayan gebelik sürecinde bebeğin organlarını oluşturan hücreler büyük bir hızla bölünerek çoğalır ve oluşturacakları organ sistemlerine göre farklılaşır. Dolayısıyla gebeliğin organların oluştuğu bu ilk dönemi çok önemli." Yumurtlama döneminizi tespit edin Kadınların en fazla doğurgan oldukları döneme ait şöyle küçük formüller söz konusu: Adetin başladığı gün "1. Gün" olarak kabul ediliyor ve 28 günde bir adet gören kadında yumurtlama 13.- 15. gün arasında gerçekleşiyor, işte bu dönem en fazla doğurgan olunan zaman. Ancak kadınların tümü bu dönemde yu-murtlamıyor. Bazıları biraz daha önce veya sonra yumurtlayabiliyor. Bazıları da hiç yumurtlamıyor. Unutulmaması gereken nokta şu! Yumurtlama problemleri olmasına rağmen kadınlar adet görebiliyor ve yumurtlama gücü aydan aya değişebiliyor. Yumurtlamanın olup olmadığı ultrason ya da kan testleriyle belirlenebiliyor. Erkek spermi cinsel ilişkiden sonra yaklaşık 48-72 saat kadın vücudunda canlı olarak kalabiliyor, işte kadının en doğurgan olduğu bu zamanda, spermin de orada olması gerekiyor, bir de yeterli sperm bulunabilmesi için her gün yerine gün aşırı cinsel ilişkiye girilmesi. Çünkü fazla sayıda cinsel ilişkide bulunmak erkeğin menisindeki sperm sayısını azaltıyor. Yumurtlamanın gerçekleştiği nasıl anlaşılır? Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı, rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin belirgin işaretleridir. Ayrıca eczanelerde satılan ovülasyon belirleme testleri ile de yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenebilir. Test yaptırabilirsiniz Jinekologların yumurtlama zamanını izlemek için kullandıkları en önemli yöntem LH düzeyinin tespiti. LH düzeyindeki ani yükseliş, yumurtlamanın 1-1.5 gün içinde başlayacağını, dolayısıyla kadının adet dönemi içindeki en verimli 2-3 gününün başladığını işaret eder. İşte bebek sahibi olmaya karar veren çiftler için cinsel ilişkiye girilmesi en öncelikli günler, bu günlerdir. İdrardaki LH düzeyindeki ani yükselişi artık eczanelerde satılan testler sayesinde evinizde de zamanında ve kolayca tespit edebilirsiniz. Siz yine de tedbirli olun! İlişki sırasında kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermleri öldürerek hamileliği önleyebilir. Ayrıca yer çekiminin etkisiyle ayakta veya oturur pozisyonda kurulan ilişkide ya da ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir. Her şeye rağmen tamamen sağlıklı bir çiftin hamilelik elde etme şansı her ay yüzde 25'tir. Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları gerekir. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca hamilelik ve hamilelik öncesi dönemde çalışma ortamında böcek öldürücü, kurşun, etilen oksit gibi kimyasal maddelere ve radyasyona maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Bu dönemde çamaşır suyu vs. gibi temizlik maddeleri kullanırken eldiven kullanmaya ve bu maddeleri solumamaya özen gösterilmelidir. Günümüzde bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla video, display terminallerinden (bilgisayar ve televizyon ekranı) yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı, olabileceği düşünülmektedir. Bu tip enerjiye maruz kalan kadınlarda düşük oranının arttığı gösterilmiştir. Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir. Doğum kontrol hapı kullandıysanız... Doğum kontrol hapları en güvenilir doğum kontrol yöntemlerinden biri. Ancak doğum kontrol hapını uzun süre kullanan ve bırakan kadınlarda bir süre daha yumurtlama problemi görülebiliyor. Bu sebeple hamile kalmak için geçen süre diğer doğum kontrol yöntemlerine göre uzun olabiliyor. Bu uzamaya karşın, doğum kontrol hapı kullanımıyla kısırlığın arttığı konusunda herhangi bir kanıt yok. Doğum kontrol hapıyla korunan kadınlar hapları kullanmaya devam ederken de (örneğin kullanmaya yeni başladıklarında) veya kestikten hemen sonra hamile kalabilirler, bu durumda bebeğin sağlığı olumsuz etkilenmez.Şansınızı artırın!
Sağlıklı beslenmek yumurta ve sperm kalitesini, dolayısıyla da döllenmeyi etkiler. Hamilelik öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının edinilmesi ve bunların hamilelik süresince devam ettirilmesi çok önemli. Düzenli beslenme alışkanlığı anne adayına, ailesine ve gelişecek bebeğin sağlığına katkıda bulunur.
Boyunuza ve vücut yapınıza uygun kiloda olmak, sağlıklı bir hamilelik için ayrıca önemli. Hamile kalmadan önceki dönemde yağdan fakir, liften zengin diyet uygulanarak ve egzersiz yaparak kilo verilmesi uygun olur. Ancak hızlı kilo verebileceğiniz diyetler hamile kalma şansını düşürüp, hamilelik öncesi besin depolarınızı azaltır.
Sağlıklı hamilelik için en önemli vitamin folik asittir. Döllenmeden hemen sonra omurilik ve sinir sisteminin gelişmesinde önemli rol oynar. Hamilelikten önceki 3 aylık dönemden itibaren, günde 400 mg. folik asit takviyesi sinir sistemiyle ilgili bozuklukların oluşmasını engeller. Folik asit narenciyede, yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde bulunur,
Günde 300 mg.'dan (3 bardak filtre kahve) fazla kafein alınması üreme sağlığını olumsuz etkiler. Kafein kahvenin dışında çay, kakao, kolalı içecekler gibi birçok gıdada bulunur. Bazı çalışmalar fazla kafein alımının düşüklere yol açtığını göstermiştir. Hamilelik ve öncesi dönemde kafein alımı mümkün olduğu kadar azaltılmalı ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir.
Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde hiç alkol alınmaması en doğru yaklaşımdır. Alkol erkeklerde sperm sayısını ve kalitesini azaltır.
Hamilelik ve öncesi dönemde sigara içilmemesi ve sigara içilen ortamlardan uzak durulması gerekir. Sigara yumurta ve sperm kalitesini bozar, yumurtanın döllenmesini ve döllenen yumurtanın rahme tutun-masını zorlaştırarak hamileliği önler. Sigara içen kadınlarda dış gebeliğin daha sık görüldüğünü gös-teren çalışmalar vardır. Bu dönemde sigara bırakmayı kolaylaştıran nikotin sakız ve bantlarının kullanımı önerilmez.
Suni tatlandırıcılar ve bunları içeren gıda maddelerinin kullanımından da hamilelikte ve öncesindeki hazırlık döneminde kaçınılması gerekir.
Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde çiftlerin stresten mümkün olduğu kadar uzak kalması ve yeterince dinlenmesi gerekir.
Egzersiz fazla ağır olmamak şartıyla önerilir. Ağır egzersiz kadın ve erkekte üreme sağlığını olumsuz etkiler.
Sperm arttırıcı karışımlarhavuç kürü : Taze sıkılmış havuc suyunu hiç bekletmeden içine bir kaç damla yağ damlatarak , sabah akşam aç karnına 1 bardak ..
keçi boynuzu :6-7 adet keçi boynuzunu küçük küçük kırıp yarım litre suda 3 dakika kaynatıyosun ..
yalnız k.boynuzunu kaynayan suya ilave ediyosun 3 dakikadan sonra
ocağı kapatıp 20 dakika bekletiyosun sonra keçi boynuzunu içinden
çıkarıyosun yine bunuda ilk hafta sabah akşam aç karına yarısını sabah yarısını akşam içecek.sonraki 3 ay akşamları aç olarak kullanılıyor..
HİNTLİ BİLİM ADAMLARI BAZI MEYVELER VE DENİZ ÜRÜNLERİNDE BOL
MİKTARDA BULUNAN LİKOPEN MADDESİNİN ERKEK KISIRLIĞINI TEDAVİ ETTİĞİNİ
ORTAYA ÇIKARDI. ARAŞTIRMA YENİ DELHİ'DEKİ HİNDİSTAN TIBBİ BİLİMLER
ENSTİTÜSÜ'NDE YAPILDI. YAŞLARI 27 İLE 49 ARASI DEĞİŞEN 30 KISIR ERKEK 3
AY BOYUNCA LİKOPEN MİKTARI YÜKSEK OLAN YİYECEKLERLE BESLENDİ. 1 İLE 20
YIL ARASIN DA KISIR OLAN VE NEDEN KISIR OLDUKLARI BİLİNMEYEN
DENEKLERDEN 19'UNUN PARTNERİ HAMİLE KALDI. SAYISI ARTIYOR: BİLİM
ADAMLARI ANTİOKSİDAN İŞLEVİ GÖREN LİKOPENİN SPERM HAREKETİNİ
ARTIRDIĞINI BELİRTİYOR. HASTALAR MENİDE KALİTE YETER SİZLİĞİ, ANORMAL
MENİ YAPISI VE HAREKETSİZLİĞİ GİBİ RAHATSIZLIKLARDAN ŞİKAYETÇİYDİ.
SONUÇTA LİKOPEN DÜZEYİ İLE KISIRLIK ARASINDA DOĞRUDAN BİR İLİŞKİ
BULUNDU. TEDAVİ SONRASINDA HASTALARIN YÜZDE 67'SİNDE GELİŞ ME
KAYDEDİLDİ. SPERM HAREKETLİLİĞİ YÜZDE 73'ÜNDE ARTARKEN, YÜZDE 63'ÜNDE
SPERM YAPISI DA GELİŞTİ. MUCİZE YİYECEKLER: * KARPUZ * ISTAKOZ * İSTİRİDYE * KALAMAR * MİDYE * ÜZÜM * DOMATES * PAVURYA
hiç spermi olamayn bir kişi 3 sene sonra 3 ay bir bitkisel ilaç kullanrak 100 milyon sperm elde etmiş..
ilacın içeriği çakşır otu , çemen tohumu ekstersi ve zencefil eksteri ..
SABAH :hakiki köy yumurtası sarısı 1tane bagdat hurması 1 tahta kaşıgı YAPILIŞI:1 KİLO BAL 350
GR ÖGÜTÜLMÜŞ POLEN--20 GR. ARI SÜTÜ --20GR KIRMIZI KORE
GİNSENG-HİNDİSTAN CEVİZİ AMA BU CEVİZ GİBİ TOP TOP OLACAK ONU SEN
ÖGÜTECEKSİN ETRAFINIDA JELATİNLE sar ışık almasın mutlaka tahta kaşık olmalı aç karnına bunlar bir avuç fındık 1 tane l.arginine l carnitine- spırulina ballı süt bir su bardagı kahvaltı sofrasında hakiki tere yagı bal-yeşil biber mutlaka var ÖGLEN DR.UN VERDİGİ KLOMEN 1 TANE ÇAKŞIR OTU KÖKÜ BİR SU BARDAGI SÜTLAÇ İÇİNDE VANİLYA VAR AMA MARKETLERRDEKİ DEGİL bu biraz pahalı aktarlardan alacaksın genelde etli sebze yemekleriAKŞAMA: en az 200 gr kabak çekirdegi yanında ballı süt 1 su bardagı keçi boynuzu kürü --havuç suyu cola yok, çay,hahve,kafeinli tüm içecekler yokmystical2007-11-05 16:15:44
Hamile kalabilmek için doğal metodlarBU BÖLÜMDE SİZLERE, HER ZAMAN BİLDİĞİMİZ, ÇOĞU ZAMAN KULLANDIĞIMIZ, ÇOĞU ZAMAN DA ADINI BİLİP KULLANMAYI AKLIMIZA GETİRMEDİĞİMİZ BAHARATLARDAN BAHSEDECEĞİZ.KARANFİL: HAMİLE KALMAYI KOLAYLAŞTIRIR. HER GÜN YEMEKLERDEN SONRA ALINAN BİR KARANFİL HEM AĞZINIZIN HOŞ KOKMASINA HEM DE HORMONLARINIZIN ÇALIŞMASINA YARAR. HAMİLELİKTE RAHİMİ KUVVETLENDİRİR. NORMAL DOĞUM YAPACAK OLANLAR, DOĞUMA BİR AY KALA HER GÜN BİR ÇAY BARDAĞI SICAK SUYA 1 KARANFİLİ 5 DAKİKA DEMLEYİP İÇERLERSE DOĞUMLARI DAHA KOLAY OLUR.SAFRAN: YUMURTALIKLARI GELİŞTİRMEDE ETKİLİDİR. HAMİLE KALMAYI KOLAYLAŞTIRIR. AYRICA SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR. YEMEK YENECEĞİ ZAMAN ÜSTÜNE SERPİLİR. (0. 5 MG)ŞERBETÇİOTU: BOL KADINLIK HORMONU İHTİVA EDER. BİR LİTRE SUYA 30 GR ATILARAK 10 DAKİKA DEMLENDİRİLİR. GÜNDE 3-4 BARDAK İÇİLİR. AYRICA İYİ UYKU VERİR.TARÇIN: HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR. BEYAZ AKINTIYI GİDERİR. VÜCUDUN DAYANIKLILIĞINI ARTIRIR. BİR BARDAK SUYA YARIM KAHVE KAŞIĞI KATILIP İÇİLEBİLİR.NANE: HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. TAZE OLARAK SALATALARA EKLENEREK YENEBİLİR. BİR LİTRE SUYA 10 GR KONARAK DEMLENİR, BU KARIŞIM SU YERİNE İÇİLEBİLİR. SANCILI REGL DÖNEMLERİNDE NANE ÇAYI RAHATLATICIDIR.BİBERİYE: TÜM HORMON VE SALGI BEZLERİNİN DENGELİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR. KANSIZLIK VE ZAFİYETİ GİDERİR. ÖZELLİKLE HANIMLARDA BEYAZ AKINTIYI KESER.ZATER: CİNSEL GÜCÜ ARTIRIR. ZİHİN YORGUNLUĞUNU GİDERİR. RUHEN VE BEDENEN CANLILIK VERİR. KEKİK GİBİ KULLANILIR. TOZ HALİNDE YEMEKLERİN ÜZERİNE SERPİLİRPAPATYA: DÜZENLİ ADET GÖRMEYİ SAĞLAR. HORMON DÜZENLEYİCİSİDİR. GÜNDE İKİ- ÜÇ BARDAK İÇİLİR. BİR BARDAK SUYA 5 ADET PAPATYA UFALANIP 10-15 DAKİKA DEMLENİR.REZERYAN: HORMON DÜZENLEYİCİSİDİR. HAMİLE KALMAYA YARDIMCI OLUR. ET, FASULYE, LAHANA GİBİ YİYECEKLERİN ÜZERİNE BİR KAHVE KAŞIĞI KONUR.ADAÇAYI: HORMON EKSİKLİĞİNİ GİDERİP HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. BİR BARDAK SICAK SUYA ÜÇ YAPRAK ADAÇAYI BEŞ DAKİKA DEMLENDİRİLİP İÇİLİR. KALBE DE İYİ GELİR. SIKÇA İÇİLDİĞİNDE TÜM BEDENİ GÜÇLENDİRİR. DÖLYATAĞI HASTALIĞI OLAN HANIMLARIN ARASIRA ADAÇAYI OTURMA BANYOSU YAPMALARI İYİ OLUR. OTURMA BANYOSU İÇİN; İKİ AVUÇ DOLUSU YAPRAK ADAÇAYI SOĞUK SUDA GECE BOYUNCA BEKLETİLİR. ERTESİ GÜN KAYNAMA NOKTASINA KADAR ISITILIP BANYO SUYUNA EKLENİR. BANYO SUYU BÖBREKLERİN ÜSTÜNE KADAR ÇIKMALIDIR.BİRA MAYASI: BÜTÜN SALGI BEZLERİNİ UYUMLU OLARAK ÇALIŞTIRIR.HARDAL : BÜTÜN HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR.KİMYON : SİNİR SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRİR ADETİN NORMAL VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR.YULAF EZMESİ: HORMONLARI DÜZENLER. VÜCUDUN DİRENCİNİ ARTIRIR. SABAHLEYİN KAHVALTIDA YENDİĞİNDE GÜN BOYU TOK TUTAR. AKŞAMLARI SALEP GİBİ İÇİLİP YATILABİLİR.VANİLYA: CİNSEL GÜCÜN ARTMASINA NEDEN OLUR. VÜCUDU VE SİNİRLERİ GÜÇLENDİRİR. DEPRESYONA İYİ GELİR.ÇAM FISTIĞI : HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. PORTAKAL ELMA, ARMUT GİBİ MEYVA VEYA BİR SEBZE ÜZERİNE YENMELİDİR. YOKSA PEKLİK YAPABİLİR. TEK BAŞINA YENMEMELİDİR.SUSAM: TAHİN OLARAK YENMELİDİR. TÜM ORGANLARIN DÜZENLİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR.AYÇEKİRDEĞİ: BOL ''E'' VİTAMİNİ VE ''PROTEİN'' İHTİVA EDER. CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. AYÇİÇEK YAĞINDA DA ''E'' VİTAMİNİ VARDIR. BÜTÜN YEMEKLERDE RAHATLIKLA KULLANILABİLİR.ÇÖREKOTU : TÜM SALGI BEZLERİNİ ÇALIŞTIRIR. . ÇORBA, EKMEK, PİDE VE KURABİYE ÜZERİNDE EKİLEREK YENİR. GÜNDE BİR TUTAM YETERLİDİR.DEFNE: BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİNİN DÜZENLİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR. HER TÜRLÜ ET VE BALIK YEMEĞİNDE KULLANILABİLİNİR.KARABİBER: TÜM VÜCUDU UYARIR. KADINDA VE ERKEKTE CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. KANSIZLIĞI GİDERİR. BOL İDRAR SÖKTÜRÜR. SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR.ACI KIRMIZI BİBER: TÜM SALGI BEZLERİNİ ÇALIŞTIRIR. VÜCUTTAN SU BOŞALTIR. KADINLARDA VE ERKEKLERDE CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR.KİŞNİŞ: KADINLARDA ADETİN NORMAL VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR. TÜM HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. BEBEKLİ ANNELERİN SÜTÜNÜN ARTMASINI SAĞLAR.ZENCEFİL: TÜM VÜCUDU UYARARAK BEDENEN VE RUHEN GÜÇ KAZANDIRIR. KADIN VE ERKEKTE CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR.KEKİK: KADINLARDA REGL ZAMANINDA AĞRISIZ KRAMPSIZ GEÇMESİNE YARDIM EDER. KADIN VE ERKEKTE CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. BOL İDRAR SÖKTÜRÜR. KEKİKLE KARIŞTIRILMIŞ BAL YENMESİ ORGANİZMAYI GÜÇLENDİRİR VE DENGEYE KAVUŞTURUR.FESLEĞEN: KADINLARDA ADETİN DÜZENLİ VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR. HAMİLE KADINLARIN DOĞUMUNU KOLAYLAŞTIRIR.ÖKSEOTU: HORMON DENGESİNİ DÜZENLER, KAN BASINCINI DENGELER, MENAPOZ DÖNEMİNDEKİ SIKINTILARI DA RAHAT ATLATMAYA YARDIMCI OLUR. TAZE BİTKİ ÖZSUYU ÇOK DEĞERLİDİR. ÖKSEOTU GÜZELCE YIKANARAK NEMLİ DURUMDA MİKSERDE SIKILMALIDIR. BU ÖZSUDAN 25 DAMLA BİRAZ SUYUN İÇİNDE KAHVALTIDAN YARIM SAAT ÖNCE VE YATMADAN ALINMALIDIR.CİVANPERCEMİ: ADET KANAMALARI DÜZENSİZLİKLERİNDE ÇAYININ İÇİLMESİ İYİ GELİR, YUMURTALIK İLTİHAPLANMALARINDA OTURMA BANYOLARI ALINIR. DÖLYATAĞI KAYMASINDA, MİYOMLARIN GİDERİLMESİNDE DE OTURMA BANYOLARI BAŞARI İLE KULLANILIR.ARSLANPENÇESİ: ADETGÖRME DÜZENSİZLİKLERİ, RAHİM AKINTISI, RAHİM ŞİKAYETLERİ, MENAPOZ ÇAĞINDA ETKİLİDİR. DÜŞÜK YAPMAYA YATKIN KADINLARDA BEBEĞİN RAHİMDEKİ DURUMUNU GÜÇLENDİRİR.SARIBALLIBABA: DÖLYATAĞI GEVŞEKLİKLERİNDE DÖLYATAĞI KASLARI YORGUNLUKLARINDA YARARLIDIR. 3 AYDAN İTİBAREN İÇİLMELİDİR. RAHİM VE ADET DÜZENSİZLİKLERİNDE GÜNDE İKİ FİNCAN ÇAYI YETERLİDİR. SİNİRSEL UYKUSUZLUKLARDA VE TÜM KADIN HASTALIKLARINDA BAŞARI İLE KULLANILIR.ÇOBANÇANTASI: DÖLYATAĞI KANAMALARINDA ETKİLİDİR Bitki ÇaylarıREZENE: BİR BARDAK SICAK SUYAYARIM KAHVE KAŞIĞI KONARAK ÇAY GİBİ GÜNDE 2-3 BARDAK İÇİLİR.SALEP: BİR LİTRE SUYA 5 GR KONULUR. SICAK SUYA TARÇIN EKİLEREK ETKİSİ ARTIRILIR.TARÇIN: BİR BARDAK SUYA YARIM KAHVE KAŞIĞI KONUR VR ŞEKER KATILARAK İÇİLİR. GÜNDE ÜÇ BARDAK İÇİLEBİLİR.TARHUN OTU: TAZE OLARAK SALATA İÇİNDEDE KULLANILIR. BİR BARDAK SUYA172 ÇAY KAŞIĞI DEMLENİP GÜNDE 2-3 BARDAK İÇİLİR.ŞERBETÇİOTU: BİR LİTRE KAYNARSUYA30 GR KONUR10 DAKİKA DEMLENİP GÜNDE 3-4 BARDAK İÇİLİR.ADAÇAYI : BİR BARDAK KAYNAR SUYA 2 YAPRAK KOYUP 10 DAKİKA DEMLENİR YEMEKLERDEN ÖNCE BİRER BARDAK İÇİLİR.ANASON: BİR BARDAK KAYNARSUYABİR KAHVE KAŞIĞI KARIŞTIRILIR. 10 DAKİKA SONRA ŞEKER KONUP İÇİLİR. GÜNDE İ2-3 BARDAK YETERLİDİR. REGL OLUNCA VE HAMİLE İKEN İÇİLMEMELİDİR.DEREOTU: BİR BARDAK SICAK SUYA BİR KAHVE KAŞIĞI KOYUP 10 DAKİKA BEKLEYİP SÜZÜLÜR. GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR.PAPATYA: BİR BARDAK SICAK SUYA 5 ADET PAPATYA UFALANIP KOYULUR 5-10 DAKİKA DEMLENİP İÇİLİR. GÜNDE İKİ BARDAK YETERLİDİR.FESLEĞEN: BİR BARDAKSUYA BİR KAHVE KAŞIĞI KONUP 10 DAKİKA DEMLEYİP SÜZÜLÜR. GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR.KARANFİL: BİR ÇAY BARDAĞI SICAK SUYA BİR DİŞ KARANFİL TOZ HALİNDE DÖVÜLÜP KONUR. ŞEKER KOYUP İÇİLİR.KEKİK: BİR ÇAY BARDAĞI KAYNAR SUYA YARIM KAHVE KAŞİĞİ KEKİK KONUR BEŞ DAKİKA SONRA SÜZÜLÜP İÇİLİR. GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR.KİMYON: BİR ÇAY BARDAĞI SUYA YARIM KAHVE KAŞIĞI TOZ KİMYON KARIŞTIRILIP İÇİLİR. YEMEK ÜZERİNE İÇİLMESİ GEREKİR.KİŞNİŞ: YARIM KAHVE KAŞIĞI TOZ KİŞNİŞBİR BARDAK SUYA KARIŞTIRILIR. YEMEK ÜZERİNE İÇİLMESİ GEREKİR.BİBERİYE( KUŞDİLİ) : BİR LİTRE SICAK SUYA BİR TATLI KAŞIĞI TOZ BİBERİYE KONUR. GÜN BOYU SU YERİNE İÇİLİR.LAVANTİN: YARIM LİTRE KAYNAR SUYA BİR KAHVE KAŞIĞI,BİR LTRE SUYA DA 5 GR KADAR KONURON DAKİKA DEMLENİP İÇİLİR. İKİ YEMEK ARASINDA İÇİLMESİ GEREKİR DEVAMLI İÇİLMEMELİDİR. KUSMA YAPAR. REGLİN ZAMANINDA VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR.NANE: BİR LİTRE SUYA 10 GR KONUP DEMLENİR VE SÜZÜLÜR. SU YERİNE İÇİLİR.MERCANKÖŞK: BİR BARDAK SUYA BİR KAHVE KAŞIĞI KONUR 10 DAKİKA DEMLENİR VE İÇİLİR GÜNDE 2-3 BARDAK YETERLİDİR.MEYVE VE SEBZE SULARIKATI MEYVE PRESİNİZLE ÇEŞİTLİ MEYVE VE SEBZE SULARINI KARIŞTIRIP OLAĞANÜSTÜ GÜZEL KARIŞIMLAR ELDE EDECEKSİNİZMEYVELERİN SULARI TATLI OLDUĞUNDAN KARIŞTIRDIĞINIZ SEBZELERİN SULARI HİÇBİR ŞEKİLDE FARK EDİLMİYECEKTİR. VÜCUT DİRENCİNİZİ DE AYNI ZAMANDA ARTIRIP SAĞLIĞINIZI KAZANACAKSINIZ. SEBZE SULARINA HAVUÇ VE ELMA SUYUNU BİRLİKTE VEYA AYRI AYRI KATTIĞINIZDA BUTÜN SULARIN SON DERECE HOŞ LEZZETTE OLDUĞUNU FARKEDECEKSİNİZ. BUNLAR NELER HEP BERABER BAKALIM: * LAHANA+HAVUÇ+ KEREVİZ SUYU (İSTENİRSE ELMA SUYU DA EKLENEBİLİR) * KARNIBAHAR+HAVUÇ+MAYDANOZ SUYU (İSTENİRSE ELMA SUYU DA EKLENEBİLİR) * KARNIBAHAR+HAVUÇ+ELMA * SUYUARMUT+ELMA * SUYUBROKOLİ +HAVUÇ+ÜZÜM * SUYUSARIMSAK+MAYDANOZ+KEREVİZ+ELMA * SUYUHAVUÇ+PATATES+TERE+MAYDANOZ * ISPANAK+ HAVUÇ+ELMA+ZENCEFİLPANCAR * YEŞİLLİĞİ+ELMA+HAVUÇ+MAYDANOZBRÜKSEL * LAHANASI+HAVUÇ+ELMA * 1/4 LAHANA+HAVUÇ+KEREVİZ+ELMA SUYU+SARIMSAK(BİR DİŞ) * HAVUÇ+ ELMA+ZENCEFİL+ MAYDANOZ * HAVUÇ+KEREVİZ+PANCAR+ELMA+BUĞDAY FİLİZİ+MAYDANOZ * ARMUT+ELMA SUYU BİRLİKTE İÇİLMELİDİR. mystical2007-11-05 16:21:27
elayaamber
24.09.2007, 14:18
Gebeliğin oluşma mekanizmasıSiklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen süredir. Normalde bu süre 28 gün olmasına karşın 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır.28 günde bir adet gören, yani siklusu 28 gün olan bir kadının ovulasyon (yumurtlama günü) sıklıkla (şart değil) 14. gündür.
Adet görme mekanizması beyinde gerçekleşen olaylar
Her adetin ilk günü beyinde hipotalamustan salgılanan GnRH adlı hormon, hipofizden folikül stimule edici (uyarıcı) hormon (FSH) salgısını uyarmaya başlar. FSH etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir folikül (yumurta hücresini barındıran yapı) olgunlaşmaya başlar. Bu folikül olgunlaştıkça östrojen hormonu üretimi artar, östrojen üretimi arttıkça hipofiz bölgesinden salgılanan luteinizan hormon (LH) miktarı artar. Folikül olgunlaştıkça giderek içi sıvı dolu ufak bir kese haline gelir.
Yumurtalıkta gerçekleşen olaylar Folikül yaklaşık olarak 16-20 milimetre çapına eriştiğinde östrojen hormonu da kanda maksimum seviyeye ulaşır ve bu da LH seviyesinin giderek daha da artmasına neden olur. LH piki (LH'ın en yüksek seviyeye ulaştığı an) olduğunda folikül çatlar ve içindeki oosit (yumurta hücresi) serbestleşerek Fallop tüpünün içine girer. Folikül çatladıktan sonra "çatlama bölgesinde" corpus luteum (sarı cisim) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı bu defa östrojen hormonuna ek olarak progesteron hormonu da üretmeye başlar. Gebelik oluşmazsa bu yapının işlevi 14 günde biter. Gebelik oluştuğunda ise gebelik ürününü "desteklemek" için bu yapı yaklaşık 10. haftaya kadar progesteron salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren "gebelik ürünü" kendi progesteronunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.
Uterusta gerçekleşen olaylar (uterus=rahim)Uterusun içi endometrium adı verilen bir tabakayla kaplıdır. Endometrium östrojen etkisiyle kalınlaşır ve yumurtlama sonrası devreye giren progesteron hormonunun etkisiyle döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin implantasyonu (yerleşmesi) ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirilir.
Neden kanama olur? Corpus luteumun ömrü siklus kaç gün olursa olsun her kadında 14 gündür. Bu süreye yaklaştıkça corpus luteumun progesteron salgısı giderek azalır ve kandaki progesteron iyice azaldığında endometrium tabakası desteğini kaybederek "dökülmeye" başlar. İşte bu dökülme kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır.Corpus luteum ömrünün kısıtlı olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet gören bir kadında ovulasyon 14. günde olmaktadır, demek ki kadın örneğin 30 günde bir adet görüyorsa bu kadında 30-14=16. gün ovulasyon günüdür. Aksine 26 günde bir adet gören bir kadında 26-14=12. gün ovulasyon günüdür.Döllenme ve takiben gebeliğin başlaması Salgılanan oositin ömrü 12-24 saattir. Bu süre içinde oosit sperm hücreleriyle karşılaşır ve şartlar uygun olursa sperm hücrelerinden biri oositin içine girerek fertilizasyon (döllenme) olayını başlatır. Daha sonra sperm-oosit birleşmesinden oluşan blastosist endometriumda uygun bir yer bulup yerleştiğinde implantasyon gerçekleşir. Artık gebelik süreci başlamıştır. İmplante olan hücrelerden beta HCG adlı hormon salgılanır ve hücreler de hızla çoğalarak embriyo oluşumunu başlatırlar.Eğer yumurtlama sonrası gebelik oluşursa corpus luteumun ömrü uzar ve progesteron salgısını sürdürmeye devam eder. Böylece gebelik oluştuğunda porgesteron salgısı azalmadığından endometriumda "dökülme" yani adet kanaması gerçekleşmez. Corpus luteum progesteron desteğini, bu görevi gelişmekte olan gebelik ürünü devralana kadar devam ettirir.mystical2007-12-20 09:44:31
berfinim
25.09.2007, 01:39
cok iyisin betul abla ya yumurtaliklar hakinda cok bilgim yoktu zaten problem yasiyom yazdiklarin beni bilgilendirdi cok tasekkurler canim yaaaa
PREGNYL İÇERİĞİ HAKKINDAHCG:(Human Chorionic Gonadotropin) Bizde tanınan ilaç ismi "Pregnyl" dir. A.P.L., Choragon, Chorex, Gestyl, Gonadotraphon, Gonic, Physex Profasi v.s. ticari isimleri altında, Wyeth, Biomed PL, Ferring G. Dunhall U.S., Amsa I, Schering, Serono, Organon ilaç firmaları tarafından ve onların patenti altında birçok ülkelerde üretilerek 1.000-5.000-20.000 IU (İnternetional Units) üniteler halinde piyasada bulunmaktadır. 10 cc lik küçük şişelerde iğne halinde üretilmektedir. Ayrıca veteriner türleride vardır. Son zamanlarda deyişik ünitede versiyonlarıda bulunmaktadır.Steroid olmamasına rağmen, steroid kullanan çok sayıda sporcunun ek olarak kullandığı destek ilacıdır.Hamile kadınların idrarından elde edile, naturel bir insan plesentasıdır. Erkek hormonu değildir. Ancak erkeklerin testislerinin daha fazla testosterone üretmesini sağlamaya yarar. Sporcuların kullandığı aşırı testosteron ihtiva eden steroidler erkek vücudunun kendi normal üretimini durdurur. Pregnyl ise, bu üretime yardımcı olarak vücudun erkeklik hormonu seviyesini yükselterek, testisleri çalıştırır. Çok çabuk etki ederek, testosteron seviyesini vücudun orjinel dengesine getirir. Bu yüzden testislerin çalışmasını durdurmaması ve erkeklik kaybı olmaması için, uzun süreli ve yüksek dozlardaki steroid kullanımlarında gereklidir.Vücuda dışarıdan fazla olarak verilen steroidler sebebiyle, hormonları idare eden hipofiz, vücutdaki aşırı erkeklik hormonu artışını dengelemek için, testislerdeki normal üretimin durdurulması sinyallerini verir. HCG (pregnyl) ise, vücutdaki testosterone'nin seviyesini çabucak yükseltir. 2. iğne 2-4 gün sonra yapılır. Normal şartlarda, haftada 1.000-2.000 IU arasında kullanılmaktadır. Fazlası, gynecomastia(meme büyümesi), fazla su tutma, sex artışı, ruhi dengesislik, baş ağrısı ve yüksek tansiyona yol açar. HCG erkeklerde androjen seviyesini %400 arttırır. Bu çok bürük bir artma seviyesidir. Bir açıdan erkeklik organını koruduğu gibi, steroidlerin daha da yüksek miktarda kullanılarak, etki sahasını arttırır. Bununla beraber Östrajen seviyesi de doğal olarak yükselir. Çok fazlası, sabah kusma bulantılarına sebeb olmaktadır.(Ö.Baysaling/Doping/s.127-128)"Unutmayınki HCG steroid deyildir. Vücutdaki androjeni aynı steroidlerde olduğu gibi yükseltir, aradaki fark steroid dışarıdan alınan hazır testosterondur, Pregnyl ise vücutdaki hormon üretimini kamçılar ve vücutdaki hormon seviyesini yükseltir.Dikkat edinki bu ilaç durup dururken kullanılmaz, özellikle androjenik etkisi yüksek olan steroidlerden (Sustanon, Anapolan vb.) sonra kullanılır.mystical2007-12-20 09:20:49
sule_nur
04.10.2007, 23:21
İngiltere’de kadınlardaki kısırlıkla yapılan bir araştırmadaysa ‘kispeptin’ hormonunun yumurtlamayı dolaylı olarak tetiklediği anlaşıldı. Bilimadamları bu yöntemin bazı vakaların tedavisinde kullanılabileceğini düşünüyor.Araştırmada altı kadına düşük dozlarda bu hormondan enjekte edildi ve etkileri incelendi. Kispeptin’in adet dönemlerini düzenleyen bir başka hormonun üretimini tetiklediği ve böylece yumurtlamanın kolaylaştığı gözlendi. Bilimadamları, kispeptin’in adet göremeyen, düzensiz gören ya da adet görse de yumurtlayamayan kadınlardaki kısırlık tedavisinde kullanılabileceğini düşünüyor.
Anne olmaya karar vermeden önce :
Anne baba olmak veya olmaya
karar vermek içgüdüsel bir davranış olduğu kadar düşünülmesi ve doğru
zaman için karar verilmesi gereken bir davranıştır. Bazıları kendileri
için doğru zaman olduğunu birden hissederler. Bazıları için ise bu o
kadar kolay değildir. Onlar yeni bir insan ve yeni bir hayat için
gerekli sorumluluğu en doğru şekilde taşıyıp taşıyamayacaklarını
düşünürler.Sevmek, eğitmek, öğretmek, paylaşmak, O acı çektiğinde
acı duymak, aylarca gecenin bir yarısı onun için uyanmak, sosyal
hayatınıza bir süre ara vermek ya da değişiklikler yapmak..... ne
muhteşem bir şey değil mi? Ana baba olmak bize hayatı öğreten bir şey
ve belki de hayatımız boyunca alacağımız en büyük sorumluluk. Adım 1: İyi Arkadaş, iyi eş iyi aile olabilmekSevgi
dolu bir ilişki; çocuğunuzla paylaşacağınız ve onun en çok ihtiyaç
duyacağı şey bu. Para, düzen, işiniz ve çocuğun hayatınızda yapacağı
diğer tüm değişiklikler bundan sonra gelecek. Çocuğunuza karşı
taşıdığınız en büyük sorumluluk ona sevgi dolu bir aile ortamı
sunabilme ve onunla iyi bir arkadaşlık kurabilmenizdir.Adım 2: Kendinizi daha iyi tanımalı ve kendinizi daha fazla sevmelisinizÖncelikle
kendinizi tanımalı, kendinizi sevmeli ve bu hayat yolculuğunda artık
başka birine yardım etme ve yol gösterme işine hazır olduğunuzu
hissetmelisiniz. En önemlisi de yeni bir hayat arkadaşı ile
paylaşacağınız o sevgiyi içinizde duymalısınız.Adım 3: Finansal durumunuz elverişli mi?Çocuklarımıza
eşyaları değil, kendimizi ve sevgimizi sunmalıyız. Bir çocuk sahibi
olabilmek ve onu büyütebilmek için finansal durumunuzun iyi olması
gerekmekle birlikte, acil durumlar için yeteri kadar sevgiye sahip
miyiz? Lüks bir ev, iki Cherokee jeep ve bir yat her acil durumda işe
yaramayabilir.Adım 4: Espri anlayışınızEn
önemli şey; çocuğunuz kedini diş macunu veya jöleye buladığında,
aynanıza rujunuzla yazılar yazdığında, halılarınıza, koltuk
takımlarınıza yepyeni desenlereklediğinde buna gülebilmektir.
İnanın böyle durumlarla sık karşılaşacaksınız ve böyle zamanlarda espri
anlayışınız dışında hiç bir şey size yardım edemez.Adım 5: Yukarıdakilerin hepsi evet se :Yu
karıdaki dört yaklaşıma da tamam cevabı veriyor başınıza gelecekleri
varoluşun değişmez kuralları olarak görebiliyorsanız, beklemenize gerek
yok. Hayırlı müjdeli haberlerinizi almamız dileğiyle...
Ateş ölçme yöntemiVücut ısısını takip ederek hamile kalmak mümkündür.Adet kanamasının başladığı günden itibaren her sabah vücut ısısı ölçülerek yaklaşık yumurtama döneminizi tespit edebilir ve arzu edilen gebeliğe ulaşabilirsiniz.Ateş ölçerken dikkat edilmesi gereken noktalar vardır.Mesela, yemek yemek ağzı çalkalamak dahi ısıyı değiştirir.Isı dil altından termometre aracılığı ile ölçülerek mümkünse bir çizelgeye not edilmelidir.Her sabah kaydedilen bu değerler adet döneminin ikinci yarısında 1-1,5 derece artmış olarak görüntülenecektir.Düzenli yumurtlaması olan bir kadında 28 günlük adet döngüsünün ilk 14 gününde vücut ısısı 36-37.derece civarındadır.Yumurtlamadan önceki gün ise 37 derecenin üstüne yükselir.Vücut ısısının yükselmeye başladığı andan itibaren gebelik için en uygun ilişki zamanıdır.
mystical2007-12-20 09:30:30
Hamile kalmadan aşı yaptırmak gerekir mi?Doktorunuzla şimdiye kadar yaptırdığınız aşılarınızı konuşup, su çiçeği ve kızamıkçık gibi hamile kalmadan önce tamamlamanız gereken aşıları planlayabilirsiniz.Hamilelikte geçirilebilecek bazı hastalıklar hem anne hem de bebek açısından ciddi risk oluşturabilmektedir. Bu nedenle hamile kalmayı planlayan bir kadının hamile kalmadan önce bu hastalıklara karşı korunuyor olduğundan emin olması gerekmektedir. Bu hastalıklar içerisinde en önemlisi kızamıkçıktır. Kızamıkçık hamilelik döneminde geçirildiğinde Doğumsal Kızamıkçık Sendromu adı verilen ve anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelen bir tablodur.Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık geçiren bir annenin bebeğine de kızamıkçık virüsünü bulaştırması sonucunda bebeklerin %95’i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali, enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamilelikten sonra).Bu nedenle hamile kalmayı planlayan doğurgan yaştaki kadınların kızamıkçık geçirdiklerini ve buna bağlı olarak kızamıkçığa karşı bağışık olduklarını göstermeleri (kan testi ile) ya da kızamıkçık geçirmediler ise mutlaka kızamıkçık aşısı ile korunuyor olmaları gerekmektedir. Kızamıkçık aşısı olacak anne adaylarının unutmaması gereken en önemli nokta aşıdan sonra en az bir ay süreyle hamile kalmamalarıdır. Kızamıkçık aşısı hamile kadınlara uygulanmaz.Suçiçeği hastalığı hamilelikte geçirildiğinde bebek açısından hastalığın geçirildiği dönem ve ağırlığına bağlı olarak risk yaratabilmektedir. Hamileliğinin ilk 6 ayında Suçiçeği geçiren anne adaylarının bebeklerinin yaklaşık olarak %2’sinde Doğumsal Suçiçeği Sendromu adı verilen çeşitli organ bozukluklarının bir arada görüldüğü bir tablo oluşur. Bu organ bozuklukları genellikle kol ve bacakların gelişmemesi, katarakt, göz kürelerinin küçük kalması, görmeyi sağlayan göz tabakalarının etkilenmesi, ses telleri felci ve merkezi sinir sistemi bozuklukları gibi çeşitli sakatlıklar yaratacak ciddi bozukluklardır. Hamileliğin 7. ve 21. haftaları arasında Suçiçeği geçirilmesi bebeğin anne karnında etkilenip yukarıdaki bozuklukların oluşması için en riskli dönemdir. Bu nedenle hamilelik öncesinde suçiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış ve hamile kalmayı planlayan anne adaylarının en az 1 ay ara ile iki doz olarak suçiçeği aşısı yaptırmaları önem taşımaktadır. Eğer suçiçeği geçirilip geçirilmediği hatırlanmıyor ve laboratuar tetkikleri ile de ortaya konma olanağı yok ise anne adayı mutlaka aşılanmalıdır. Bu arada yine unutulmaması gereken nokta suçiçeği aşısı uygulandıktan sonra en az 1 ay süreyle hamile kalınmaması gerektiğidir. Hamilelikte suçiçeği aşısı uygulanmaz.Hamile kalmadan önce ya da planlanmamış bir hamilelik geçiriyorsanız hamilelik sırasında yaptırabileceğiniz bazı aşılar sizin için olduğu kadar bebeğiniz için de büyük önem taşımaktadır. Vücudumuzun bağışıklık sistemi hastalıklara karşı bizi korur. Vücuda giren mikroplar çoğalarak hastalığa neden olur. Bağışıklık sistemi ilk defa karşılaştığında bu mikropla ile tanışır ve antikor adı verilen ve bu mikroba karşı koruyucu görev yapan proteinler üretmeye başlar. Ancak antikor üretimi belli bir süre alacağı için bu arada hastalık başlar. İlk karşılaşmada üretilmiş olan antikorlar kanda yıllarca kalır ve aynı mikropla yeniden karşılaşınca hemen tanır ve mikrobu hızla yok ederek hastalığı önler. Yani hastalık etkeni ile vücut yeniden karşılaştığında halihazırda antikorları bulunduğu için hemen harekete geçip onu çoğalıp hastalık oluşturmasına fırsat vermeden yok eder. Bağışıklık sistemi son derece başarılı bir sistemdir ve bizler bu yüzden aynı mikroplarla yüzlerce kez karşılaşmamıza rağmen hastalıkları sadece bir kez geçiririz.Aşılarla vücuda, hastalığa neden olan mikrobun inaktive (ölü) veya canlı ancak hastalık yapamayacak kadar zayıflatılmış hali verilir. Bağışıklık sistemimiz aşılarla verdiğimiz mikroplara karşı da aynen doğal mikropla ile karşılaştığı zaman geliştirdiği cevabı verir. Sonuçta aynen hastalığı geçirdiğimizde elde ettiğimiz gibi uzun süreli hatta bazen ömür boyu koruma elde ederiz. Sonuçta cevap mekanizması aynıdır, tek fark aşıların koruyucu cevabı bizler hastalanmadan oluşturmasıdır.Geçirmiş olduğunuz hastalıklar ve yaptırmış olduğunuz aşılar sayesinde kazanmış olduğunuz bağışıklık ve o hastalıklara karşı vücudunuzda gelişmiş olan koruyucu antikorlar sizi o hastalıklardan korurken bebeğinizi de koruyacaktır. Nasıl mı? Koruyucu antikorlar bebeğinize de geçebilme özelliğine sahiptir ve daha henüz bebeğiniz mikroplarla tanışmadan onlara karşı korumaya sahip olarak doğacaktır. Bebeğiniz yeni doğduğunda vücudundaki pek çok sistem gibi bağışıklık sistemi de henüz tam gelişmemiş olacaktır. Bu nedenle geçici bir süre için devam edecek olsa bile sizden alacağı koruyucu antikorlar hayatının ilk aylarında bebeğinizin hastalıklara karşı savunmasında en büyük desteği olacaktır. Ancak unutmayınız ki sizin bebeğinize sağladığınız bu koruma sadece birkaç ay gibi geçici bir süre içindir. Bebeğinize kalıcı bir koruma sağlamak için doğumundan itibaren düzenli olarak aşılarını yaptırmanız gerekmektedir. mystical2007-12-20 09:29:28
Anne Olmak İçin Doğru Zamanı SeçmekAnnelik her kadının tatmak istediği bir duygu. Fakat yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı ileri yaşta anne olmayı beraberinde getiriyor. Annelik için doğru zaman hangisi? Geç yaşta anne olmanın yararları ya da zararları nelerdir?Bir kadın öncelikle bebek sahibi olmak isteyip istemediğine tam olarak karar vermelidir. Biyolojik saat çalışmaktadır ve zaman geçtikçe bu saatin tik tak''ları daha da yükselmektedir. Karar vermek sadece duygusal açıdan değil aynı zamanda sağlık açısından da zor olabilir. Yaş ilerledikçe artan riskler ve genetik faktörler, doğumun zor olup olmayacağı ve bütün bu soruların sonunda bekleyen "Ya hiç anne olamazsam" korkusu.Günümüzde ileri yaşta anne olmanın giderek yaygınlaştığını görüyoruz. Özellikle pek çok ünlü isim geç yaşta anne olmayı tercih ediyor. Patricia Hodge 42 yaşında anne olurken, Madonna ise 40 yaşında kızını dünyaya getirdi. Yoğun geçen sahne hayatları onların genç yaşta anne olmasını engellemişti. Bu kişilerin röportajlarını okuduğumuzda ise, hiçbirinin durumdan şikayetçi olmadıklarını ve olgun yaşta anne olmanın daha avantajlı olduğunu söylediklerini görüyoruz. Erken yaşta anne olmak ile ileri yaşta anne olmak arasında şimdiye kadar pek çok araştırma yapılarak her iki durum kıyaslanmış; yapılan arıştırmalar günümüzün değişen koşullarında pek çok kadının geç yaşta anne olmayı tercih ettiğini göstermiştir. mystical2007-12-20 09:31:31
Gebelik öncesi muayeneAnne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Gebelik öncesi muayenenin birtakım amaçları vardır. Sağlık durumu ile ilgili amaçların dışında sizin hamileliğinizi takip etmesini ve doğumunuzda eşlik etmesini arzu ettiğiniz hekiminizi tanımanız ve pozitif diyalog kurmanız açısından da bu ilk ziyaret son derece önemlidir. Doktorunuzla kuracağınız diyalog hamilelik takiplerinin önemli bir detayıdır. Doktorunuz "ben bebek sahibi olmak istiyorum" diye başvurduğunuzda sizin genel sağlık durumunuz ile ilgili ana hatları çıkartmaya çalışacak ve olası problemleri saptayarak bunları tedavi edecektir.Muayenenin ilk aşaması görüşmedir. Bu görüşmede doktorunuz ilk önce sizi tanımaya çalışacaktır. Yaşınız, mesleğiniz, kaçıncı evliliğiniz olduğu gibi sizin için önemsiz görünebilecek bazı bilgiler doktorunuza önemli ipuçları verebilir. Bunlardan mesleğiniz özellikle önemlidir. Meslek ile ilgili faktörler genel sağlık durumu dışında hamilelikte de zararlı olabilmektedir. Doktorunuz daha sonra kalp hastalığı, diabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgular. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir. Sistemik hastalıklar gözden geçirildikten sonra sıra daha spesifik olan jinekolojik hastalıklara gelir. Miyom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir. Eğer daha önce doğum yaptıysanız bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa doktorunuz yeniden hamile kalmanıza izin vermeden önce bunların nedenlerini araştırmak ve gerekiyorsa tedavi etmek isteyecektir.Görüşmenin bir başka amacı da anne-baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu alışkanlıklar hamileliğe ve bebeğe zarar verebileceği için mutlaka sorgulanmalıdır. Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.Laboratuar incelemeleri de yaptırmak gerekir mi?Öykü ve muayeneden sonra sıra bunlarla saptanamayan faktörlerin incelenmesi gerekir. Bu inceleme laboratuvar yardımıyla yapılır. Bilinen herhangi bir hastalığı olmayan kişilerde rutin testler istenir. Rutin testler şunlardır:• Tam kan sayımı• Tam idrar tetkikiAnne ve babanın kan grupları• Toksoplazma ile ilgili testler• Rubella (kızamıkçık) ile ilgili testler• Hepatit B ile ilgili testler• Açlık kan şekeri (AKŞ) bakılması son zamanlarda önerilmemektedir çünkü AKŞ sadece var olan aşikar diabeti gösterir. Bunun yerine 50 gram glukoz ile yapılan tarama testi daha önemli bilgiler verebilir.Bunlar dışında belirli bir yakınma ya da bulgu varsa buna yönelik incelemeler yapılır. Örneğin adet düzensizliği varlığında tiroid ve prolaktin hormonları da dahil olamak üzere detaylı hormon incelemesi gerekli olabilir. Jinekolojik hastalık dışında bir patoloji saptandığında doktorunuz ilgili branştan konsülatasyon isteyecektir.Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum olmadığı gösterildikten ya da var olan patolojiler tedavi edildikten sonra sıra önerilere gelir.Yapılan tetkiklerde rubella'ya karşı bağışık olmadığınız saptanırsa aşı olmanız gerekir. Ancak bu aşı canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışılık gelişlip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir.Eğer diabet (şeker hastalığı) saptanmış ise kan şeker düzeyinizin mutlaka normal düzeyde tutulması gerekir Yapılan araştırmalar kan şekeri yüksekliğinin hamilelik üzerinde olan olumsuz etkilerinin döllenme olmadan çok daha önce başladığını ortaya koymuştur.mystical2007-12-20 09:32:36
smallmother
09.10.2007, 01:54
ellerine sağlık
AşılamaYardımcı üreme tekniklerinin ilk adımı aşılamadır. Bebek sahibi olmada güçlük çeken ve 1 yıl korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamayanlarda infertilite problemi söz konusudur. Bu problemin araştırılmasında ilk aşama erkekde sperm analizi, kadında hormon tetkikleri ve rahim filmidir. BU tetkiklerin hepsinin normal çıktığı ve altta yatan bir problemin bulunamadığı genç hastalarda inseminasyon (aşılama) ilk uygulama olmalıdır.Kabaca tanımlanacak olur ise, spermleri, kadın üreme sistemi içine, cinsel ilişki dışında herhangi bir yöntemle bırakma işlemidir. Tarihi belki de insanlık kadar eski olmakla birlikte modern anlamda ilk kez 1900'lerin başında hayvanlarda uygulanmıştır. Veteriner hekimlik uygulamalarında çok eskiden beri kullanılagelen bir tekniktir.2 şekilde uygulanabilir:1 tip aşılamada : taze ve hiçbir muameleden geçmemiş sperm enjektör ya da özel kanül yardımı ile rahim ağzına ya da vajnaya bırakılır.2.tip aşılamada ise sperm yıkaması etkiyi artırır. Yıkanmış yani bir takım kimyasal maddeler ile muamele edilmiş sperm yine özel kanüller ve enjektörler yardımı ile direk olarak rahim içine verilir.Her iki uygulama türü de ağrı veren işlemler değildir.ŞartlarıBaşarılı bir inseminasyon için bazı gereklilikler vardır. Öncelilkle spermin dölleyebileceği bir yumurta olmalıdır. Yani kadında ovülasyon problemi bulunmamalıdır. Ovulatuar bozukluklarda kadında önceden yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar kullanılarak (kontrollü ovarian hiperstimülasyon) ve çatlatma iğneleri yardımı ile bu sorunun üstesinden gelinebilir. İkincisi tüpler yumurta ve spermin buluşmasını sağlayabilmelidir, yani rahim filmi ile açık oldukları gösterilmelidir. Ayrıca erkeğin sperm analizi sonuçları normal ya da en azından normale yakın olmalıdır. Ejekulatında hiç sperm olmayan ya da çok az sperm bulunan kişilerde inseminasyon fayda sağlamaz. Son olarak ise oluşan bir gebeliğin tutunmasını engelleyecek endometrial bir patoloji olmamalıdır. Özetleyecek olursak inseminasyon için gereken şartlar: * Overler ve tüpler fonksiyonel olmalı * Semen analizi normal olmalı * Endometrial patoloji bulunmamalıdır. Ayrıca * Normal cinsel ilişkinin mümkün olmadığı durumlara * Sperm hareketliliğinin az olduğu hallerde * Servikal faktörün bozuk olduğu durumlarda * Anti sperm antikorların varlığında da inseminasyon yararlı olabilir. İnseminasyonun normal cinsel ilişkiye olan üstünlüğü servikal faktörü ortadan kaldırması spermlerin kat etmesi gereken yolu azaltmasıdır. Bazı durumlarda rahim ağzından salgılanan sıvı spermlerin rahim içine geçişine engel olabilir. İnseminasyon bu gibi durumların varlığında önemli avantajlar sağlar.Başarı oranları1.tip aşılama- Günümüzde pek uygulanmayan bu teknik normal cinsel ilişkiye oranla gebelik şansını sadece %2 civarında arttırır.2.tip aşılama - Altta yatan infertilite nedenine bağlı olarak normal ilişkiye oranla %5-20 artış söz konusu olabilmektedir. Şans uygulama sayısı arttıkça biraz daha artar. Teorik olarak bir sınır olmamakla birlikte 6-7 seferden fazla denenmemesi önerilmektedir.Eğer evlilik ve infertilite süresi uzunsa aşılama denenmeden direk tüp bebek ve mikroenjeksiyona geçilebilir.İşlemAşılamaya karar vermeden önce çiftin her ikisinin de infertilite açısından bütün tetkikleri yapılmış olmalıdır. Eğer Ovülasyon idüksiyonu yapılacak ise uygun ilaçlar ile bu sağlanmalı ve seri ultrasonografilerle yumurta hücresi gelişimi saptanmalı, bu hücre ya da hücreler yeterli boyuta ulaştığında çatlatma iğnesi yapılmalıdır. İdeal olarak bu iğneden 32-36 saat sonra inseminasyon yapılır.Eğer gerek görülür ise ultrason takipleri esnasında kanda östrojen değerlerine bakılabilir. Ovarian hiperstimülasyon sendromu gelişir ya da gelişme şüphesi uyanır ise tedaviye ara verilebilir.İşlem gününden önce en az 3 gün süre ile erkek ejekülasyonda bulunmamalıdır. İşlem günü erkek klinikte semen örneği verir. Bunun için tercih edilmesi gereken yöntem mastürbasyondur. Mastürbasyon esnasında kayganlaştırıcı vb. kullanılması sperm kalitesini bozabileceğinden bu konuya dikkat edilmelidir. Elde edilen semen örneği belirli kimyasal maddeler ile işlemden geçirilip hazırlandıktan sonra (yıkama), inseminasyona hazır hale gelir. Kadın jinekolojik muayene pozisyonunda uzanır. Spekulum takılır, serum fizyolojik ile temizlik yapıldıktan sonra uygun katater serviks ağzından rahim içine ilerletilir. Enjektöre çakilmiş olan semen yavaş ve dikkatli bir şekilde bu katater vasıtası ile rahim içine verilir. Daha sonra katater ve spekulum çıkartılır.Bir miktar semenin dışarıya geri gelmesi normaldir. İnseminasyon ağrılı bir işlem değildir. İşlemden sonra kadın 10-15 dakika kadar uzanır ve daha sonra normal hayatına dönebilir.Şart olmamakla birlikte hastaya progesteron desteği verilebilir.Aşılamadan sonraki ilk 24-48 saat ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması önerilir ancak yatak istirahati gerekli değildir.İşlem sonrası 2 hafta içinde adet görülmez ise gebelik testi yapılır. Testin pozitif olması durumunda uygun şekilde gebelik takiplerine başlanır. Negatif olması durumunda kadının adet kanamasının 3. günü yeni bir deneme için ilk ultrason incelemesine çağırılır.mystical2007-12-20 09:46:10
elayaamber
15.10.2007, 12:06
İstemelerine rağmen gebelik elde edemeyen çiftlerden bazılarında altta yatan problem uygun zamanda ve yeterli sıklıkta ilişkinin olmaması, ya da uygulanan yanlış yöntemler gibi çok basit nedenler olabilir.
Kadınların herhangi bir ayda gebe kalma olasılıkları %20-25 arasındadır. Çiftler bilgi eksikliği nedeni ile yaptıkları bazı davranışlar yoluyla bu olasılığı azaltabilirler. Kısır olduklarını düşünen bazı çiftlerde alınacak basit tedbirler ve uygulanacak çok kolay yöntemler ile hiçbir tedaviye gerek kalmadan gebelik elde edilebilir.
Uygun zamanGebelik isteyen çiftler için cevaplandırılması gereken ilk soru en uygun zamanın ne olduğudur. Düzenli adet gören kadınlarda yumurtlama genelde adet siklusunun 14. gününe denk gelir. (adet kanamasının başladığı günden itibaren 14. gün). Ancak yumurtlama tarihinde sapmalar olabileceği, ve sperm ile yumurta hücresinin kadın vücudu içinde yaşama potansiyeli göz önüne alındığında 9 ile 15. günler arasında gün aşırı cinsel ilişki olması gebelik şansını yükseltir.İlişkinin her gün önerilmemesinin sebebi erkeğin sperm kalitesini düşürmemektir. Her ilişkiden önce erkeğin en az 48 saat süreyle boşalmaması özellikle sperm sayısı düşük ya da sınırda olan erkekler için yararlıdır. Alınabilecek başka bir önlem de ilişkinin sabah olmasıdır. Boşalmanın olmadığı geceyi takip eden sabah erkeğin sperm düzeyleri en yüksek sayıdadır. Ancak bu ilişkiler yaşanırken "bugün mutlaka ilişkide bulunmamız gerekir" şeklinde stres yaratmak gebelik açısından olumsuz etki gösterir. Bu stresi gidermek için olayı kendi haline bırakmak veya egzersiz, yürüyüş gibi stres giderici faaliyetlerde bulunmak gereklidir. Unutulmamalıdır ki üreme sistemini yöneten bütün hormonlar hem fiziksel hem de ruhsal strese karşı hassasdır.
Uygun ŞekilGebelik için uygun dönem saptandıktan sonra ikinci aşama cinsel birleşmenin şeklidir. Pek çok pozisyon gebelik için uygun ortam yaratmaz. Normal bir ilişki sonrası gebelik oluşabilmesi için spermlerin vajinaya uygun şekilde bırakılması ve vajinanın spermlerin rahim içine doğru ilerleyebilmesi için uygun pozisyonda durması gerekir. Bu şartları sağlayan pozisyonlar erkeğin üstte olduğu, kadın ve erkeğin yana doğru dönük olduğu pozisyonlar ile kadının diz-dirsek pozisyonunda olduğu şekillerdir. Erkeğin üstte olduğu durumda kadının kalçaları altına bir yastık yerleştirerek pelvisini yükseltmesi spermlerin doğru yönde ilerlemelerine yardımcı olur. Diz-dirsek pozisyonu ise özellikle sperm sayısı düşük olan durumlarda ek fayda sağlar. Oturur pozisyonda, kadının üstte olduğu veya ayakta olan cinsel ilişkiler gebelik elde etmek için uygun değildir.
İnsanlarda cinsel ilişkinin amacı büyük ölçüde haz almak olmasına rağmen biyolojik açıdan primer amacı soyun devamını sağlamak yani gebelik elde etmektir. Bu amaç dışında birleşme doğada sadece insanda ve birkaç türde daha olmaktadır. Gebelik elde etmek isteyen çiftler bu nedenle ilişki esnasında bazı etkinliklerden kaçınmalıdırlar. Bunların başında oral seks gelir. Tükrük içinde bulunan birtakım enzimler ve bakteriler spermlerin dölleme kabiliyetini azaltır, hatta spermlerin ölümüne neden olabilir. benzer şekilde anal seks de sperm aktivitesi üzerinde olumsuz etki yaratabileceğinden bu tür ilişkilerden kaçınılmalıdır. Yine benzer mekanizma ile ilişki esnasında kullanılabilen kayganlaştırıcılar da sakıncalıdır. Özellikle petrol bazlı olan vazelin, masaj yağları gibi maddeler kesinlikle kullanılmamalı, mutlaka kayganlaştırıcı kullanılması gerekiyor ise su bazlı olanlar tercih edilmelidir. Gebelik arzulayan çiftlerin su altında veya içinde ilişkide bulunmaları vajen pH'ı bozulacağından sakıncalıdır. Sıcak su da sperm sayısı ve hareketliliğini bozacağından önerilmez.
İlişki sonrasıEğer ilişki sonrası kadın hemen ayağa kalkarsa fazla miktarda meni dışarıya kaçacaktır. Spermler rahim ağzına ulaşacak yeterli zaman bulamadıkları için bu durum gebelik elde edilmesi açısından önemlidir. Gebe kalmak isteyen bir kadın ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıp idrar yapmaya ya da yıkanmaya gitmemelidir. İdeal olan kalçalarının altına bir yastık koyarak 20-30 dakika kadar yatmasıdır. Erkek de meni kaçağını azaltmak için birkaç dakika kadar kendini geri çekmemelidir.
Vajina dışarıdan kulanılan herhangi bir maddeye gereksinim duymadan kendi kendini temizleyebilen ve uygun ortamını yaratan bir organdır. Adet kanaması ve ilişki sonrasında dahi vajina sağlıklı kalabilmek için kendi önlemini alır.(Eğer ilişkiden sonra kötü bir koku duyuluyor ise bu enfeksiyonun belirtisi olabilir ve doktor kontrolü gerekir). Sadece gebelik isteyenlerde değil hiçbir kadında vajinal duş önerilmez.İlşiki öncesi yapılan duş vajen pH'ını değiştireceğinden gebelik şansını olumsuz yönde etkiler. Spermin yaşama şansı tehlikeye girer, ilişkiden hemen sonra yapılan duş ise spermleri ortamdan uzaklaştıracağından, şansı azaltır. Ayrıca duş, bakterileri kadın üreme sistemi içinde yukarılara doğru zorlayarak enfeksiyon ve dolayısı ile infertilite şansını arttırır.
Özet
Gebe kalmayı planladığızda 3 ay öncesinden korunmayı bırakın
Gebe kalmak için en uygun zamanda gün aşırı ilişkide bulunun
Gebelik için uygun dönemdeki ilk ilişkiden önce ve iki ilişki arasında erkeğin 48 saat boşalmamasının ideal olduğunu unutmayın
Sabah erken saatte ilişkide bulunun
Kayganlaştırıcı kullanmayın
Hiçbir zaman vajinal duş yapmayın
Vajinanın doğal duruşunu sağlayan gebelik için uygun pozisyonları tercih edin
Alternatif seks yöntemlerinden uzak durun
Su altında ilişkide bulunmayın
Çikolata kisti hakkında bilinmesi gerekenler(ENDOMETRİOZİS)
Rahim (uterus) içerisinde yer alan; her ay gebeliğe ev sahipliği yapacak şekilde hazırlanan ve gebelik olmadığı zaman yeterli hormon desteğinden yoksun kalması nedeniyle adet (menstruasyon) kanaması halinde dökülen özel hücre tabakası "endometrium" olarak adlandırılmaktadır. Bu hücre tabakası vücutta sadece rahim içerisinde yer almaktadır. Bu hücrelerin vücutta rahim dışında başka bir alanda yer alması "endometriozis" hastalığı olarak adlandırılır. Bu durum en sık olarak yumurtalıklarda, rahim arkası boşlukta (Douglas boşluğu), vajen ile barsağın son bölümü arasında, barsakların yüzeyinde, tüplerin üzerinde veya çevresinde, rahmi tutan bağların ve mesanenin üzerinde veya karın zarı yüzeylerinde, cerrahi yaralarda, dikişli doğum esnasında açılan kesilerde, çok nadir olarak da göbek deliği ,burun zarı gibi uzak organlarda görülür. En sık görüldüğü yer %75 oranıyla yumurtalıklardır.Rahim iç tabakası adet döngüsünün seyrinde her ay kalınlaşan ve belli bir süre sonucunda kanamasıyla vücut dışına atılan bir dokudur. Rahim iç tabakası rahim yüzeyi dışında bir yere yerleştiğinde yine adet döngüsüyle birlikte kalınlaşma gerçekleşir ve yine kanamayla bu doku uzaklaştırılmaya çalışılır. Endometriozis hastalığının yerleştiği dokular vajinayla dış ortama açılan rahimin aksine kapalı sistemlerdir ve kanama bu kapalı sitemin içine (genellikle karın boşluğuna olur veya yumurtalık dokusu içine olur ki bu ilerleyen süre içinde burada endometrioma diğer adıyla çikolata kisti adı verilen yumurtalık kistlerine neden olur.) olur. Bu oluşan iç kanamalar iç bölgelerde yapışıklıklara neden olur ve buna bağlı belirtiler meydana gelir. Bu iç kanama miktarı çok az miktarda oluştuğundan hayati tehlike taşımaz.Kimlerde sık görülür?Endometriozis üreme çağındaki kadınların hastalığı olarak kabul edilir. Hiç şikayeti olmayan ve başka bir nedenle değerlendirilen bir kadında saptanabilir. Tüm kadınların %3-5'inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin %40'ında saptanmaktadır. Birinci derece akrabalarından birinde endometriozis saptanmış bir kadında hastalığın görülme olasılığı yaklaşık 7 kat daha fazladır. Endometriozis çok nadir olarak menopozdaki kadınlardan ve çok geç hastalarında görülmektedir. Hatta literatürde erkelerde de görülebildiği bildirilmiştir.Neden oluşur?Hangi faktörlere sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Nedeni açıklamaya yönelik çeşitli teoriler öne sürülmektedir. En fazla kabul gören iki görüş genetik olarak yatkınlığı bulunan kadınlarda, karın içerisinde yer alan belirli yüzeylerde veya dokularda hücrelerin yapısal değişikliği uğraması ve rahim iç tabakası gibi davranmasıdır; diğer ise rahim iç tabakasının (endometrium) fallop tüplerinden karın içine taşınmasıyla oluşur ki bu teoriye retrograd mesturasyon teorisi denir. (olabilmesi daha mümkün ve mantıklı olan teoridir.)Nasıl belirti verir?Endometriozis hastalarında en sık karşılaşılan şikayet adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Ağrının şiddetinde giderek artan bir düzen izlenir. Ağrının nedeni endometriozis odaklarında salgılanan prostoglandin adı verilen bazı maddelerin etkisiyle rahimde ortaya çıkan kasılmalardır. Ancak ağrının şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Hafif derecede bir endometriozis şiddeti ağrılara neden olabileceği gibi ileri derecede bir endometriozis olgusunda çok hafif adet sancısı görülebilir hatta hiç bir ağrı olmayabilir. Bununla beraber sancıların daha erken başlaması ve daha uzun sürmesi hastalığın evresinin ilerlediğine işaret edebilir. Ağrı tipik olarak adetten birkaç gün önce başlar ve adet kanaması ile birlikte en üst düzeye ulaşır ve kanama boyunca devam eder. Hatta zaman zaman bu ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap vermeyebilir. Adet sancısı dışında endometriozisde kronik kasık ağrıları ve bel ağrıları da olabilir. Bu ağrılar bacaklara doğru da yayılım gösterebilir.Endometriozis, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bu duruma endometriozis hastaların çoğunda kanama bozukluğuna rastlanmaz. Ancak adet öncesi görülen kahverengi lekelenme şeklinde kanamalar endometriozis için tipiktir.Endometriozis hastaların büyük kısmı çocuk sahibi olamama nedeni ile doktora müracaat ederler. Genel olarak kısırlık şikayeti bulunan kadınların yaklaşık %10-20 sinde değişik düzeylerde endometriozis bulunmaktadır. Endometriozis ve kısırlık arasındaki ilişki tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Özellikle hafif ve orta derecede endometriozisin kısırlığa neden olup olmadığı tartışmalıdır. Bununla beraber en sık kabul gören teori endometriozisin pelvis boşluğu içinde bir tür inflamasyona neden olarak bazı maddelerin salınımına yol açtığı ve bu maddelerin ve follikül ve yumurta gelişimi üzerinde olumsuz etkilerin olduğudur. Karın zarında salgılanan bu maddelerin yumurta ve sperm bilerleşmesi, tubal fonksiyon ve hatta döllenmiş yumurtanın endometriuma implante olması üzerinde de olumsuz etkilerinin olabileceği ileri sürülmektedir. Bir başka düşünceye göre ise hafif derecede endometriozis kısırlığa neden olmamaktadır. Bu hastalarda kısırlığın ana nedeni kötü sperm kalitesi ovülasyon bozukluğu gibi bilinen başka bir patoloji ya da açıklanamayan infertilite (kısırlık) olgularında olduğu gibi bilinmeyen nedenleridir. Endometriozis sadece tabloya eşlik eden ek bir patolojidir.Öte yandan şiddetli endometriozis kısırlığın bilinen bir nedenidir. Ortaya çıkan yapışıklıklar ve anatomik bozukluklar üreme sisteminin normal fonksiyonunu bozarak fertilizasyon problemlerine neden olurlar. Yapışıklık olmasa bile çikolata kistleri normal ovülasyonu bozarak kısırlığa yol açabilir.Neden çikolata kisti: Birikmiş kan kalıntılarının rengi zaman geçtikçe kırmızıdan kahverengine ve siyaha doğru değişim gösterir. Endometrioma yumurtalık dokusu içinde bu eski kanın birikmesiyle oluşur ve bu kistin içinde bulunan görünüm olarak sıvın çikolatayı andırır.Endometriozis ile birlikte görünebilen yakınma ve bulgularKronik pelvik ağrıAdetlerin sancılı olması (dismenore)KısırlıkDış gebelikAğrılı cinsel ilişki (disparonia)Bel ağrısıSırt ağrısıBacaklarda ağrıBulantı-kusmaKarın ağrısıKabızklık ya da ishalMakata vuran ağrıKanlı dışkıMakadi kanamaKuyruk sokumuna doğru ağrıİdrarda kanİdrar yaparken yanmaYan ağrısıSık idrara çıkmaAdet kanamasıyla eş zamanlı burun kanamaları ya da vücudun çeşitli yerlerinde kanama ve morarmalar.Nasıl tanı konur ?Endometriozisin tanısı lezyonların direk olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Yani kesin tanı için cerrahi şarttır. Öyküde endometriozisden kuşku duyulan hastalarda kısırlık problemi de varsa mutlaka tanısal laparoskopi yapılmalıdır. Laparoskopi sırasında karın zarı, rahim, douglas boşluğu, tüpler gibi tüm pelvis içi oluşumlar gözlenerek küçük endometriozis odaklarının varlığı araştırılırken şiddetli olgularda yapışıklıklar izlenir.Endometriozis tanısında en önemli tanısal testlerin başında ultrasonografi gelir. Ancak ultrasonografi yumurtalıklarda yerleşmiş çikolata kistlerinin tanınmasında yararlıyken pelvik endometriozis hakkında bilgi vermede yetersizdir. Yumurtalık içinde derinde yerleşmiş endometriomalar laparoskopide gözden kaçabilir ancak bu kitleler dikkatli bir ultrasonografik inceleme ile kolaylıkla fark edilebilir.Ultrasonografi incelemesinde endometriomalardan kuşku duyulan olgularda kanda Ca-125 adı verilen bir markerın bakılması sonucu tanının desteklenmesi açısından önemlidir. Yumurtalıktan köken alan bazı kanserlerde salgılanan bu tümör belirteci endometriozis varlığında da artmaktadır ancak kan düzeyi habis hastalıklarda olduğu kadar yükselmemektedir.EvreleriEndometriozis hastalığının yerleştiği bölge, yayılımı, derinliği ve büyüklüğüne göre evrelendirilir. Evre 1 minimal hastalığı, evre 2 hafif, evre 3 orta ve evre 4 ise şiddetli endometriozisi ifade eder. Hastalığın evresi ile yarattığı şikayetler arasında direkt bağlantı yoktur.Nasıl tedavi edilir?Endometriozisin kesin kalıcı tedavisi yoktur. Uygulanan tedavilerin amacı ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tıbbi tedaviler endometriozisin östrojene bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşumunu engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavilerde amaç bu iki doğal durumu taklit etmektir. Her iki durumda da endometrium üzerindeki östrojen etkisi ortadan kalkacağından yanlış yerde yerleşmiş olan endometrial dokunun da baskılanması beklenir.Gebelikte görülen hormonal durumu taklit etmek için doğum kontrol hapları kullanılırken, menepozu taklit etmek amacıyla danazol ya da GnRH analoğu adı verilen ilaçlar kullanılmaktadır. 3-6 ay süren bu tedavide kan östrojen düzeyi doğal menopozda olduğu gibi düşük seviyelere inmektedir. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan GnRH analog tedavisi oldukça pahalı bir tedavi şeklidir. GnRH anaolgları uzun süreli kullanımda kemik erimesi, ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden östrojen içeren ilaçlar ile birlikte verilebilir. Add-back tedavi adı verilen bu durun tezat gibi görülebilir. Ancak amaç kan östrojen düzeyini endometriozisi baskılayacak kadar düşük ve kemik erimesine neden olmayacak kadar yüksek bir aralıkta tutmaktır.Yapılan çalışmalar endometriozisde uygulanan tıbbi tedavilerin ağrıyı gidermede etkili olduğu ancak infertilite üzerinde olumlu bir etkisinin olmadığının göstermektedir. Bu nedenle kısırlık nedeni ile başvuran hastalarda tıbbi tedavi önerilmez.Şiddetli endometriozis olgularında tercih edilmesi gereken tedavi yaklaşımı cerrahidir. Özellikle laparoskopik cerrahi tekniklerde yaşanan gelişmeler bu hastaların etkili bir şeklide tedavi edilmelerine olanak sağlamaktadır. Örneğin; çikolata kisti çıkartılan hastaların %50'si 6 ay içinde tedaviye gerek kalmadan hamile kalmaktadır. Anatomik düzenin yeniden sağlanması hem ağrının giderilmesinde hem de üreme potansiyelinin arttırılmasında son derece önemlidir.Yardımcı üreme teknikleri:Kısırlık nedeniyle tedavi edilen bir kadın cerrahi sonrası 6 ay içinde kendiliğinde hamile kalamamış ise bir sonraki seçenek yardımcı üreme teknikleridir. Eğer tüpler açık ise aşılama denenebilir. Aşılamanın da başarısız olduğu durumlarda ise son alternatif tüp bebek uygulanmadır. Bu grup hastalarda özellikle büyük çikolata kisti çıkarılmış ise yumurtalıkların rezervinde bir azalma beklenebilir. Ayrıca bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı bu endometriozis olgularında döllenme oranlarında düşüklük görülebilmektedir.
Polistik Over hakkında bilinmesi gerekenler
Stein-Leventhal sendromu ya da yaygın olarak bilinen adı ile polikstik over sendromu (PKOS), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve overde kalın bir over dokusu içinde iyi huylu birçok kist ile karakterize bir hastalıktır.Kronik anovülasyon yani yumurtlama olmamasıdır.PKOS beyinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesinden kaynaklanır. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak overlerden yumurtlama olmaz. Bunun sonucunda da yumurtalıklardan erkeklik hormonu üretimi artar.Diğer pekçok hormonal hastalık gibi PKOS'nun da nedeni tam olarak bilinmemektedir.Günümüzde kabul edilen PKOS ortaya çıkış mekanizması kabaca şu şekildedir.LH'daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, Salgılanan bu erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşmekte, ve bu östrojen dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması gibi etkenlerle kırılabilir.Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insülüne karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve neticede hormonal denge bozularak yine bu kısır döngü elde edilebilmektedir.Polikistik over hastalığı üreme çağındaki kadınların %3 ile 5'ini etkileyen yaygın bir tablodur. İlk kez 1935 yılında tanımlanan bu sendromun günümüzde hala daha nedeni tam anlamı ile bilinememekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.BelirtilerHastalık genelde adet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, tüylenmede artış, infertilite (kısırlık), ve kilo artışı gibi belirtiler verir.Polikistik over sendromu (PKOS) ilk kez ergenlik döneminde adet kanamalarının başlaması ile tanınır. Bu dönemde adet düzensizlikleri en önemli uyarandır ve neredeyse hastaların %75'inde görülür. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek adet görme şeklindedir. Zaman zaman amenore yani hiç adet görmeme olabilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlamada bir bozukluğun işaretçisidir. Yeni adet göremeye başlayan genç kızlarda PKOS olmasa bile bu tür bozukluklar ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. Adet düzensizliği nedeni ile hekim kontrolü dışında doğum kontrol hapı gibi düzenleyici ilaçların kullanılması PKOS tanısını geciktirebilir.Androjen adı verilen hormonlar testosteron gibi steroid hormonlardır ve erkeklerde yüksek miktarlarda bulunurken kadınlarda çok daha düşük miktarlarda salgılanırlar. PKOS hastalarında androjen hormonları olması gerekenden daha fazla miktarlarda bulunur ve bu nedenle erkek tipi tüylenme, sivilce ve hatta erkek tipi saç dükülmesi ortaya çıkabilir.PKO sendromunda yumurtlama bozukluklarının olması ve adet düzensizliğinin görülmesi nedeni ile kısırlığın bir problem olarak ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Kısırlık PKOS vakalarında %100 bir bulgu değildir. Hatta bazı hastalar PKOS bulgularına rağmen düzenli yumurtlayabilirler ve çok kolay gebe kalabilirler. Ancak yine de PKOS gebelikte gecikmelere ve kısırlığa yol açan önemli bir etkendir. PKOS hastaları genelde gebe kalmak için tedaviye gereksinim duyarlar.PKOS hastalarının yaklaşık %40'ında obesite problemi vardır. Şişmanlık bazı hastalarda tek başına diğer belirtileri başlatabilir. Bu tür vakalarda kilo kaybı sağlandığında sorunlar tamamen ortadan kalkabilir.TanıPolikistik over sendromu tanısı klinik bulgular, laboratuvar tetkikleri ve ultrason incelemesinin bir arada değerlendirilmesi ile konur. En değerli tanı yöntemlerinden birisi transvajinal ultrasonografi incelemesidir. Ultrasonografide yumurtalık kenarlarında çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistlerin kaynağı gelişen ancak yumurtlama ile atılmayan folliküllerdir. Zaman içerisinde bunların sayıları artış gösterebilir.Polikistik over (PKO), ultrasonografide yumurtalıkların görünüşünü ifade eden bir tanımdır. Polikistik over sendromu ile karıştırılmamalıdır. Pekçok kadının ultrasonografik gürüntüsü polikisitk olabilir ancak hormonal değerler ve klinik tablo tamamen normal bulunur. Genel popülasyonda kadınların %20'sinde polikistik görünüşlü overler vardır. Polikistik over sendromu (PKOS) ise bir belirtiler grubudur ve hastalığı yani patolojiyi ifade eder. PKO ve PKOS iki farklı tanımdır.PKOS tanısında kan hormon değerleri de önemlidir. Kanda androjen düzeylerinin, LH ve FSH oranlarının önemi vardır. LH/FSH oranının 3'ün üzerinde olması PKOS lehine bir bulgudur. Yine adetin 21. günü bakılacak kan progesteron değerleri yumurtlama olup olmadığı hakkında bilgi verir.Son yıllarda yapılan çalışmalar PKOS ile insülin hormonu arasında ilişki olduğunu göstermiştir.İnsülin pankreastan salınan bir hormondur ve hücrelerin glukozu kullanmalarını sağlar. PKOS'da hücrelerde insülüne karşı bir direnç yani rezistans vardır. Bu nedenle pankreas durumla başa çıkabilmek için daha fazla insülin salgılar. Bu yüksek dozda insülin yumurtalıkları etkileyerek yumurtlamayı engeller ve sonuçta androjenlerde artış olur. İnsülün direnci PKOS'lu zayıf kadınların %30'unda saptanırken obes kadınlarda bu oran %75'e kadar ulaşmaktadır.Uzun dönemdeki risklerPKOS'un uzun dönemde yaratabileceği sorunlar ve riskler hem insülin hem de androjen fazlalığına bağlıdır. Yüksek miktarlarda insülin uzun dönemde tip 2 diabet yani şeker hastalığı riski taşır. Bu tür diabet genelde sıkı diet ve ağızdan alınan ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Kilo sorunu olan, tedavi edilmemiş PKOS hastalarının %25-35'inde 30'lu yaşlarda tip2 şeker hastalığı ortaya çıkar. PKOS'da görülen hormonal değişiklikler tansiyon problemlerini de beraberinde getirirler. Aynı zamanda bu hastalarda kolesterol yüksekliği de ortaya çıkar. Her iki durumda kalp hastalığı açısında yüksek risk faktörleridir.Uzun süreli adet düzensizlikleri endometrium kanseri riskini arttırır. Yumurtlama olmadığı için endometrium üzerinde progestreon hormonu desteği olmaz ve bu nedenle endometrium uzun süre sadece östrojene maruz kalır, bu nedenle kanser riski artar.TedaviAdet düzensizliğiDaha önce belirttiğimiz gibi PKOS'da ovülasyon problemlerine bağlı olarak düzensiz ve yoğun kanamalara sıkça rastlanır. Bu nedenle tedavide asıl amaç yumurtlamayı yeniden sağlamaktır. Eğer çocuk isteği varsa yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar kullanılabilir ancak olası yan etkileri nedeni ile bu tür ilaçlar uzun süreli kullanılamazlar. Fazla kilolar hem PKOS'lu hem de PKOS olmayan hastalarda adet problemlerine yol açan nednelerden biridir. Yağ dokusunda fazla miktarda östrojen üretilmesi nedeni ile ovülasyon bozuklukları görülür. Obes hastalarda kilo verilmesi çoğu zaman yumrtlamanın yeniden başlaması için yeterli olmaktadır.35 yaşından küçük ve çocuk istemeyen hastalarda adetleri düzene sokmak için doğum kontrol hapları en sık tercih edilen ilaç gurubudur. İkinci sırada ise adetin 15. günnden sonra kullanılan progestreon ilaçları gelir. Her iki ilaç grubu da adetleri düzene sokar.İnfertiliteYumurtlama bozukluğuna bağlı infertilite problemi yaşayan kadınların %70'inde sorun PKOS'dur. Bu durum obes hastalarda daha belirgindir. Çocuk isteği olan PKOS hastalarında ilk planda yapılması gereken kilo verilmesidir. %5 civarında bir kilo kaybı genelde yumurtlamanın başlaması için yeterlidir. PKOS hastalarında yumurtlamayı uyarıcı ilaçlardan en etkili olanı klomifen sitratır. Bu ilaç hekim kontrolü altında kullanılır. Klomifenin başarısın olması durumunda ise iki ana yaklaşım söz konusudur. Bunlardan ilki enjektabl hormonlar ile yumurtalıkları uyarmak ve daha sonra aşılama (inseminasyon) yapmaktır. Bu tedavi ile %62'ye varan başarı oranları bildirilmiştir. Bu tedavinin en önemli komplikasyonu ovarian hiperstimülasyon sendromu ve çoğul gebeliklerdir. Tedavi son derece titiz bir yakın kontrol altında ve konuya hakim hekimlerce yapılmalıdır.İkinci alternatif ise laparoskopik diatermidir (LOD). Burada laparoskopi ile karın boşluğuna girilir, yumurtalıklar koter ya da lazer ile yakılarak üzerlerinde küçük delikler açılır. Tedavinin mekanizması bilinmemekle birlikte düzenli yumurtlamayı sağladığı ve klomifene olan cevabı iyileştirdiği gözlenmiştir. LOD sonrası 12 ay içinde kendiliğinden gebelik oranları %60-80 arasındadır. LOD'un başarısı infertilite süresi 3 yıldan az olanlarda ve LH düzeyleri 10'dan fazla bulunanlarda daha iyidir.TüylenmeAndrojen adı verilen erkeklik hormonlarının fazlalığına bağlı olarakortaya çıkan tüylenme (hirsutism) PKOS'lu vakalarda sıklıkla görülen bir durumdur. Bazı kadınlar bunu dert etmezken bazı kadınlarda asıl hekime müracaat sebebidir. Bazı durumlarda tüylenme hormonal dengesizliğe bağlı değildir ve yapısal olabilir. Var olan tüyler tedavi ile yok edilemez bu nedenle bleaching ya da epilasyon gereklidir.Doğum kontrol hapları kandaki androjen düzeylerini düşürdüğünden yeni tüy çıkmasını engelleyebilirler. Bu amaçla en sık kullanılan ilaç cyproterone asetat adı verilen bir maddedir. Diğer bazı ilaçlar ile birarada ya da tek başına kullanılabilir. Hirsutism tedavisi uzun süreli bir tedavidir. Başarı için 8-18 ay tedavi gerekebilir. Bunun nedeni kıl büyümesinin yavaşlığıdır.PKOS ile insülin rezistansı sıklıkla bir arada görüldüğünden PKOS tedavisinde yeni yaklaşımlardan biri de insülin duyarlılığını arttıran ilaçların kullanımıdır. Bu konuda yeterli sayıda çalışma olmamakla birlikte ilk sonuçlar başarı oranlarının oldukça yüksek olduğu yönündedir
YUMURTALIK KİSTLERİNİ ÖNLEMEK MÜMKÜNMÜDÜR?
Yumurtalık kistleri yumurtalıklarda her ay düzenli olarak folikül adı verilen ve normal yumurtlama sürecinin bir parçası olan yapıların görüldüğü üreme çağında sıklıkla ortaya çıkar ve bu nedenle fizyolojik sürecin "abartılı" olarak işlemesi sonucunda ortaya çıkan işlevsel kistleri tümüyle önlemek mümkün değildir. Doğum kontrol hapları ise yumurtlama sürecini geçici olarak durdurduklarından bu ilaçları kullanan kadınlarda işlevsel yumurtalık kistleri çok daha az görülür. Yine bu haplar endometriyozis, polikistik over gibi hastalıkların görülme sıklığını azaltarak kadını yumurtlıklarsda oluşabilecek bu tür kitlelere karşı da korurlar. Uzun vadede doğum kontrol hapı kullanımının yumurtalık kanserine yakalanma riskini de etkili bir şekilde azalttığı bilinmektedir. mystical2007-12-20 10:19:34
LAPAROSKOPİ
Laparoskopi genel anestezi altında yapılan bir işlemdir. Göbek deliğinin hemen altından açılan bir delikten 10 milimetre çapında bir boruyla karın boşluğuna girilir ve içeriye gaz verilerek karın içinin şişmesi ve organların birbirinden uzaklaşması sağlanır. Daha sonra bu delikten bir kamera yerleştirilerek tüm iç genital organlar gözlenebilir.
Gerekli durumlarda karnın alt kısımlarına açılan daha ufak deliklerden bistüri, koter, makas gibi aletler yerleştirilerek çeşitli operasyonlar da laparoskopiyle gerçekleştirilebilir.
Laparoskopiyle endometriyozis, pelviste yapışıklıklar rahim ve diğer yapılardaki yapısal kusurlar tanınabilir.
Laparoskopi esnasında rahim ağzından verilen boyanın Fallop tüplerinden geçişi, varsa nerede tıkanıklık olduğu daha net olarak görülür.
Laparoskopi tanı dışında aynı seansta ya da farklı bir seansta tedavi için de kullanılabilir.
Laparoskopiyle yumurtalık kistleri çıkartılabilir, Fallop tüplerinin uç kısımlarındaki tıkanıklıklar giderilebilir ve pelvisteki yapışıklıklar temizlenerek yumurtalıklarla Fallop tüplerinin saçakları arasındaki engel kaldırılabilir. Bu amaçla lazer, koter ya da basit bistüri tekniği kullanılabilir.
deniz2005
30.10.2007, 08:32
teşekkürler
İleri Yaşlarda Anne Olmak
Annelik her kadının hayatı boyunca tatmak istediği çok özel bir duygu. Ancak, modern hayatın koşuşturmacasına kendini kaptıran şehirde yaşayan kadınlar, bazen ekonomik bazen de kişisel hedefleri nedeniyle annelik planlarını geç yaşlara erteliyorlar. İleri yaşlarda anne olmak isteyen, özellikle 30'lu yaşlardan sonra hamileliğini planlayan bir çok kadın bulunuyor.
Kadınlar doğurganlıklarını 30'lu yaşlarından itibaren kaybetmeye başlarlar ve 40'lı yaşlarda gebe kalma olasılığı %50 civarında azalır. İleri yaştaki kadınlar, yaşları daha genç kadınlara oranla hamileliklerinde birçok risk faktörüyle karşı karşıya kalmaktadır. İleri yaşlarda gebe kalmak zorlaşırken, aynı zamanda sağlıklı bir gebelik dönemini sürdürmek ve sağlıklı bebek doğurmak da güçleşir. Düşük riskindeki artışla birlikte bu gebeliklerin çoğu, yardımcı üreme teknikleriyle gerçekleşmiş olmasının verdiği çoğul gebelik riskleri ile birleşmektedir.İlerleyen yaşla birlikte kadınlarda hipertansiyon ve diyabet gibi rahatsızlıkların daha sık görülmesi, geç yaşta hamileliği tehlikeye sokan faktörlerin en önemlileri arasında yer alıyor. Artan tansiyon ile birlikte bebeğe giden kan miktarında azalma, plasenta ayrılması, pıhtılaşma bozuklukları ve sıvı azalması ile birlikte bebekte hafif gelişme geriliğinden anne karnında ölüme kadar geniş bir risk yelpazesi taşıyabilir. Şeker yükselmesi ve kontrol altına alınmamış diyabet de bebekte aşırı büyüme ve buna bağlı doğum travması, doğum sonrası şeker düşüklüğü, şeker hastalığına ve obeziteye yatkınlık ve ani ölümler gözlenmektedir.İleri yaş gebeliklerinde en çok korkulan komplikasyon kromozom anomalisi gösteren bebek doğurmaktır. Bunlardan en sık görüleni zeka geriliği ile birlikte bazı kalp ve organ anomalileri içeren Down Sendromudur. Down Sendromu'nun, 25 yaşındaki bir anne adayının bebeğinde görülme şansı çok düşükken, 35 yaşındaki bir annenin bebeğinde bu oran yüksektir. Artan bu risk faktörü nedeniyle çoğu doğum uzmanları 30 yaş üzerindeki anne adaylarına gebelik esnasında testler yapılmasını öneriyorlar.İleri yaşlarda hamile kalmayı planlayan kadınların karşılaşabilecekleri bir diğer sorun ise düşük tehlikesi. Her yaştaki anne adayı, hamileliğin özellikle ilk üç ayında düşük riskiyle karşı karşıya kalıyor. Öte yandan, ilerleyen yaşla beraber düşük ihtimali de doğru orantılı artıyor. Düşüklerin en önemli nedeni kromozomal bozukluklar olduğu ve yaşla birlikte bu bozuklukların görülme sıklığı arttığı için ileri yaş anne adaylarında düşüğe daha fazla rastlanır. Ayrıca, yaşdaki artış ile birlikte plasenta previa sıklığı artar ve dolayısıyla kanama daha fazla görülür.Her gebelik özen gerektirirken, en riskli gebelik olarak görülen ileri yaş gebeliklerinde; çok daha fazla yakın ve dikkatli bir takip gerekir. Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı hamilelik öncesinde ve sonrasında kontrol altına alınmalıdır. Günlük beslenmede folik asit ihtiyacının karşılanması bebekte görülebilecek anomalilerin görülme sıklığını azaltır. Ayrıca anne eğer kilolu ise, doktor kontolünde bir diyet uygulanmalıdır. Annedeki fazla kilo hamileliğin gelişimini olumsuz şekilde etkilemektedir. Özellikle 40 yaş üstü gebelerin durumunu mutlaka bir iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog da takip etmelidir. Anne adayının hiçbir sağlık sorunu olmasa bile tansiyonu ve kan şekeri ölçülmeli, bunlardan çıkan sonuçlara göre bir diyet programı uygulanmalıdır.İleri yaşlardaki hamileliklerde görülen problemler kişiden kişiye değişim gösterir. Bütün ileri yaş hamileliklerinde mutlaka problem yaşanacak gözüyle bakılmamalıdır. Hamilelik öncesi ve esnasında, kontroller ve testler düzenli yapıldığında, güvenli bir hamilelik geçirmek mümkündür.
Hamilelik Öncesi
Bir çok anne adayı hamile kaldığını öğrendikten sonra doğum uzmanına baş vurmaktadır. Oysa anne ve baba olmadan önce doktor kontrolünden geçmek, hamile kalmayı kolaylaştırdığı gibi, hem annenin hem de bebeğin sağlığını etkileyecek bir çok problemin önüne geçilmesini de sağlamaktadır. Sağlıklı hamilelik geçirmek, sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek, doğum sonrasında daha kolay kendine gelebilmek için, hamile kalmadan en az üç ay önce hem fizik hem de beslenme açısından vücudun hazırlanması önemlidir.
Dolayısıyla, sağlıklı bir yaşam tarzı hem annenin hem de bebeğin üzerinde büyük ve olumlu etkiye sahiptir. Hamileliğin planlı olması ileride olacak olaylara hazırlamaya yardımcı olduğu gibi karşılaşılabilecek zorlukları daha kolay, bilinçli bir şekilde atlatmayı sağlar.Anne ve baba adaylarının hamilelikten önceki haftaları hatta ayları içindeki besinsel durumları, doğacak bebeği etkilemektedir. Döllenmiş yumurtanın gelişip bir bebek haline gelmesi hamileliğin ilk aylarında gerçekleşir. Bu dönemde ceninin temel organ taslaklarının oluşumu tamamlandığından annenin bu zaman içindeki besinsel durumu ve herhangi bir hastalık geçirmesi bebeğin normal olup olmamasını etkiler. Bunun yanısıra, babanın sperminin kalitesi de besinsel ve toksik etkenlere bağlıdır. Aşırı miktarda kurşun, civa, kadmiyum gibi toksik (zehirli) madene maruz kalmak ya da ilaç kullanmak spermin kalitesini ve dolayısıyla doğacak bebeğin sağlığını etkilemektedir. İçki, sigara ve bazı ilaçlar sperm anormalliklerini arttırabileceği gibi, sperm sayısının azalmasına da yol açmaktadır.Hamilelik Öncesi Gözden Geçirilmesi GerekenlerAnne ya da baba olmak, hayatın akışını değiştirecek büyük bir olaydır. İyi bir hayat kurmak, sağlam bir aile yapısına sahip olmak, bebek için iyi bir başlangıç yapmak için, sağlıklı bir gebelik geçirmek ve olabilecek en sağlıklı bebeği dünyaya getirebilmek önemlidir. Dolayısıyla, hamile kalmadan önce anne ve babanın yapması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz: Anne ve baba adayları öncelikle bir kadın doğumcuya giderek neler yapmaları gerektiği konusunda bilgi almalı ve doktorun önerdiği testleri yaptırmalıdır. Anne adayları hamilelik boyunca dişleriyle ilgili bir problem yaşamamaları için diş hekimine kontrole gitmelidir. Anne ve baba adayları alkol ve sigara kullanmamalıdır. Annenin sigara ya da alkol kullanması bebekte ağır hasarlara yol açarken babanın kullanması sperm kalitesini etkilemektedir. Bebek planlayan bütün anne baba adayları, AIDS hastalığının etkeni olan HIV için test edilmelidir. Hamilelik süresince az problem yaşamak ve doğum sonrasında eski kiloya daha çabuk dönmek için, hamile kalmadan önce annenin kilosu normal sınırlarda olmalıdır. Anne ve baba adayları bebekle ilgili herhangi bir şüphe ya da endişe hissediyorlarsa uzmanlara danışmaktan çekinmemelidir. Hamilelik öncesi dengeli beslenmeye dikkat edilmeli, tek yönlü beslenmeden kaçınılmalı, diyet yapılmamalı ve bol su içilmelidir. Doktor önerisi olmadan hiç bir ilaç ya da madde kullanılmamalıdır. Anne adayı kahve içmemeli, eğer çok içiyorsa ve bırakamıyorsa mümkün olduğunca azaltmalıdır. Anne adayında eğer kansızlık (anemi) varsa hamile kalmadan önce tedavi edilmelidir. Hamilelik sırasında demir açığı daha da artabileceği için kansızlık daha da derinleşebilir. Doktorun da tavsiyesi doğrultusunda gebelik öncesi 3 ay folik asit kullanılmalıdır. Folik asit vitamini omurilik ile ilgili doğumsal sakatlıklara engel olmaktadır. Hamilelik öncesinde anne adayının yüksek tansiyon problemi varsa kontrol altına alınmalıdır. Yüksek tansiyonun hamilelikte pek çok olumsuz etkisi olduğundan bu tür hastalar hamilelik boyunca yakından takip edilmelidir. Evcil hayvan besleniyorsa onların aşıları ve bakımları yaptırılmalıdır. Anne ve baba adayının işinde radyasyon, kimyasallar, kurşun ya da anestetik maddelere maruz kalma söz konusu ise bu hem hamile kalma şansını azaltır hem de bebeği riske sokmaktadır. Anne adayı mutlaka düzenli olarak egzersiz yapmaya gayret etmelidir. Hamilelik öncesinde ve hamilelik döneminde suni tatlandırıcılar ve bunları içeren gıda maddelerinin kullanımı sakıncalıdır. Günde en az birkaç bardak süt içerek (aynı ölçülerde yoğurt/peynir gibi diğer süt ürünlerinden tüketerek) anne adayı kalsiyum eksikliğini giderebilir. Böylece yeteri oranda kalsiyum depolanmış olur. Kızamıkçık (rubella) hastalığı bebeğin iç organlarında bozukluklara neden olduğundan, anne adayı hamilelik öncesi bu hastalığa karşı bağışıklığı olup olmadığını bir kan testi ile öğrenmelidir. Kan testi hamilelikten en az 3 ay önce yaptırılmalıdır. Hamilelik öncesinde çiftlerin stresten mümkün olduğu kadar uzak kalması ve yeterince dinlenmesi gerekir. Şekeri yüksek olduğu sırada hamile kalan kadınların çocuklarında doğumsal sakatlık riski önemli ölçüde artar. Bu yüzden hamile kalmayı planlayan şeker hastası anne, doktor kontrolünde ilaçlarına devam etmelidir. Anne adayı aşırı kiloluysa hem hamile kalması zorlaşır hem de hamilelik sırasında çeşitli komplikasyonlara neden olur. Bu nedenle hamilelik öncesi, doktorla uygun bir diyet uygulamak gereklidir. Anne adayı hamile kalmadan önce herhangi bir kronik hastalığı varsa ya da uzun süreli bir tedavi gerektiren bir durumdaysa doktora danışmalıdır. Diyabet, astım, sara, epilepsi ve tiroid, kalp, böbrek ve ciğer hastalıkları hamilelik süresince düzenli olarak sağlık kontrolünde olmayı gerektiren durumlardır. Bebek planlayan bütün anne baba adayları alkol almamalıdır. Aşırı alkol tüketimi, üreme yetisine zarar vermektedir. Hamilelik öncesi, sarılık etkenlerinden biri olan Hepatit virüsü taşıyan anne adaylarının tespiti de önemlidir. Zira doğum sonrası bu annelerin bebeklerinin aşılanması hastalığın geçişini önleyecektir. Anne ve baba adayının hamilelik öncesinde kan gruplarının bilinmesi, eğer bir kan uyuşmazlığı söz konusu ise hamileliğin özel olarak takip edilmesi, anneye doğumdan önce gerekli aşının yapılması bir sonraki hamilelikte tehlikeyi önlemektedir. Hamilelik öncesinde anne ve babada olabilecek kalıtımsal hastalıkların tespiti, doğacak çocukta da bu hastalığın görülme olasılığını tespit etme açısından çok önemlidir.
Kimyasal Gebelik40 haftalık bir maraton olan gebelik, anneden gelen yumurta hücresi (oosit) ile babadan gelen sperm hücresinin tüplerde birleşmesi ile başlamaktadır. Bu aşamadan sonra döllenen yumurta bölünerek çoğalır. Oluşan yeni canlının (zigot) içerdiği hücreler bir yandan sayıca artar, diğer yandan tüp içinde ilerleyerek “blastokist” aşamasında rahim iç zarına (endometriuma) tutunarak yuvalanır (implatasyon olayı).Blastokist aşamasına gelindiğinde artık embryo rahim içine ulaşmıştır ve human koriyonik gonadotropin (HCG) adı verilen gebeliğe özgü hormon salgılanmaya başlar. Gebelik ilerlemeye devam ettikçe bu hormonun önce kandaki ve sonrasında da idrardaki miktarları artar. İdrarda saptanabilmesi için kan düzeylerinin yüksek değerlere ulaşması gerekir. HCG hormonu düzeyi genelde 500-1000 IU/mL miktarına ulaştığında gebelik kesesi alttan yapılan “vajinal ultrasonografi” ile görülebilir. Karından yapılan ultrasonlarda ise gebeliğin görülmesi daha geç olacaktır ve bunun için kanda gebelik testi (Beta HCG) değerinin 5000 IU/ml değerlerine yükselmesi gereklidir. Vajinal veya karından (abdominal) ultrasonlar ile rahim içinde bir gebeliğin görülmesi duruma “klinik gebelik” adı verilir. Bazı durumlarda ise henüz bir adet gecikmesi olmadan, 1-2 gün kala kanda yapılan gebelik testi ile hCG düzeyindeki artış saptanabilir. Ancak herhangi bir nedenle gebelik canlılığını yitirdiğinde bazen adet kanamasında herhangi bir gecikme olmadan ya da 1-2 günlük gecikme sonrası kanama ile gebelik sonlanır. Böyle bir durumda “kimyasal gebelik” ten söz edilir. Yani gebelik kanda yapılan incelemeler ile saptanmış ancak klinik olarak saptanabilecek aşamaya gelemeden sonlanmıştır.Yani, kimyasal gebelikte yumurta hücresi ile sperm tüplerde birleştikten sonra oluşan “blastokist” rahim içine tutunamadan veya tutunduktan birkaç gün sonra atılıp kaybolmaktadır. Oluşan tüm gebeliklerin %50 kadarı kimyasal gebelik şeklinde abort ile sonuçlanmaktadır. Atılmanın sebebi ise bebeğin oluşum aşamasında oluşan bir takım hatalardır.mystical2008-01-20 18:31:34
Anneler-Anne adayları aman dikkat!
Geleceğimiz sizlerin ellerinde!..
Dünyaya gelmesine vesile olduğunuz her çocuk, geleceğin bir yapı taşı..
Her çocuk, geleceğe atılan bir tohum..
Her çocuk, geleceğe bir mektup!
Aman dikkat!
Hani bir söz var ya; “Her kadın çocuk doğurur, ama her kadın anne olamaz!”
Ne olur, tüm özel zevklerinizi iptal edin, çocuğunuzun yüreğinden tutun!..
Ne olur, tüm vakitlerinizi onlara hasredin, zaman tohum ekme zamanı..
“İstikbal bizim olacak1” diyorsan, yazdığın-yazacağın mektuba iyi bak ne olur..
Çok değil, en az 0-7 yaş arası..
İstersen hayatı iptal et özelinde ve mukaddes vazifeyi hakkıyla eda et!..
Bunu yapmazsan güneş asla doğmayacak bil! “Kutsal emaneti ne yaptınız?”sorulacak sana
Ve sen mes’ul olacaksın, burada da, orda da..
Bu sabah bir televizyon kanalında izlediğim bir program yazdırdı bana bu satırları..”Dünyanın en zeki insanı” ünvanını kazanan Nadia Çamukova ile bir söyleşi yapıyorlardı, maalesef sonuna yetişebildim..
Şöyle diyordu; “Çocuklarda 0-7 yaş arası çok önemli..Beynin kemik yapısı 2 yaşında tamamlanır ve ondan sonra, tüm hayatın bir fihristesi olan yükleme dönemi başlar, ta 7 yaşına kadar..Çocuk bu yaşa kadar adeta hayatını inşa eder.. Ne aldıysa aldı..2050 yılına hükmedecek çocuklar, işte bugün 4-5 yaşlarında olanlardır.
Çok ta çarpıcı bir misal verdi Nadia Hanım;
Mesela bir çocuğa 3-5 yaş arası, sigaranın ne kadar kötü-zararlı olduğunu, anne-baba, sözle-fiille bundan nasıl iğrendiğini anlatırlarsa; O çocuk asla ve asla sigara içmez!
Çocuğa 6 yaşından sonra sigaranın zararları anlatılırsa; O çocuk sigaranın zararlarını bilir ama içer!
Evet anneler, anne adayları gelecek ellerinizde, yüreklerinizde, aman dikkat!
küçüklulu
22.11.2007, 12:30
Kimyasal Gebelik: Bazı durumlarda henüz bir adet gecikmesi olmadan veya 1-2 gün gecikme sonucu kanda yapılan gebelik testi ile hCG düzeyindeki artış saptanabilir. Ancak herhangi bir nedenle gebelik canlılığını yitirdiğinde bazen adet kanamasında herhangi bir gecikme olmadan ya da 1-2 günlük gecikme sonrası kanama ile gebelik sonlanır. Böyle bir durumda “kimyasal gebelik” ten söz edilir. Gebelik kanda yapılan incelemeler ile saptanmış ancak klinik olarak saptanabilecek aşamaya gelemeden sonlanmıştır.
Kan Uyuşmazlığı: Anne adayınının kanının Rh(-), baba adayının kanının da Rh(+) olduğu durumlarda Rh uygunsuzluğundan bahsedilir. Eğer anne adayının savunma sistemi ilk kez bu hücrelerle karşı karşıyaysa (ilk gebelik gibi) bu durumda savunma sistemi "silahlarını" geliştiremeden bebek kurtulur, ancak anne vücudu da bu Rh(+) hücreleri tanımış olur. Gerekli önlemler alınmazsa sonraki gebeliklerden birinde anne adayının savunma sistemi doğmamış bebeğin kanında Rh(+) hücrelere rastlarsa bu sefer sadece "silahları depodan çıkarmak" için vakit harcar ve şiddetle savunmaya geçer.
Soruma Gelince, eşiyle kan uyuşmazlığı yaşayan bir bayan, kimyasal gebelik geçirirse ikinci hamileliğinde bebeği zarar görürmü? Bildiğim kadarıyla eşiyle kan uyuşmazlığı yaşayan bir kadın her gebelik yada düşükten sonra iğne yaptırmak zorunda. Ama bazı durumlarda kimyasal gebelik farkedilmeden sonlanıyor? Bu durumda vücut ikinci gebelikte bebeğe karşı antikor oluşturup zehirler mi? Kadınların kimyasal gebeliği bilmesi mi iyi yoksa bilmemesi mi? Ablam 4 kez düşük yaptı ve her düşükten sonra kan uyuşmazlığı olduğu için iğne yapıldı, peki kimyasal gebelik olsaydı ne olacaktı?
Bilgisi olan arkadaşlar varsa paylaşmayı çok isterim, hem kan uyuşmazlığı olan arkadaşlar da faydalanmış olurlar. Selam ve sevgilerle..
bu bilgiler icin cok tesekkurler cok yararli oldu
Tiroit bezinin az çalışması hamile kalmayı zorlaştırırken, çok çalışması da erken doğum ve düşüklere neden oluyor.Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ender Arıkan, anne olmak isteyenlerin tiroit bezi açısından mutlaka testlerden geçmeleri gerektiğini belirterek, tiroit bezinin az çalışmasının kadının hamile kalmasını zorlaştırdığını, çok çalışmasının ise erken doğum ve düşüklere neden olduğunu bildirdi. Arıkan, tiroit bezi hastalıklarının hipertiroidi (tiroit bezinin aşırı çalışması) ve hipotiroidi (tiroit bezinin yavaş çalışması) olarak ikiye ayrıldığını ifade ederek, kimilerinde tiroit bezinin yapısal kusurlarının görülebileceğini kaydetti. Tiroit bezinin boyutlarının artması durumuna “guatr”, tiroit bezinin yapısı bozulmadan genel olarak hacminin artması durumuna “düffüz guatr” denildiğini vurgulayan Arıkan, nodüller oluşturarak yapısının değişmesi halinin de “nodüler guatr” olarak isimlendirildiğini ifade etti. BEBEKTE ZEKA VE GELİŞME SORUNU OLABİLİREnder Arıkan, “Tiroit bezinin az çalışması kadının hamile kalmasını zorlaştırırken, çok çalışması da erken doğum ve düşüklere neden oluyor” dedi. Tiroit bezi az çalışmasına rağmen hamile kalan bir kadının hamileliğinin ilk 3 ayında mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, “Eğer kadın hamile kalmasına rağmen tiroit bezinin az çalıştığını bilmiyorsa ve sorun ilk 3 ayda giderilmemişse, bebekte zeka ve gelişme sorunları ortaya çıkıyor” görüşünü dile getirdi.Arıkan, hamileliğin ilk 3 ayında bebeğin tiroit bezleri gelişmediği için anne karnında büyümesini sağlayan ve annesinden alacağı tiroit hormonlarına ihtiyaç duyduğuna işaret ederek, annenin tiroit bezinin az çalışması durumunda bebekte sorunlar ortaya çıkabileceğini anlattı. Arıkan, “Bebek yapmayı planlayan kadınlara mutlaka tiroit bezinin durumunu gösteren testler yapılmalı. Durumun önceden bilinmesi önlem alınmasını sağlar. İlk 3 aydan sonra bunu öğrendiğimizde bebek için geç kalmış olabiliriz” dedi.İYOT TAKVİYESİ GEREKEBİLİRTiroit bezinin çok çalışmasının kadının hamile kalmasına engel bir durum olmadığını, ancak erken doğum ve düşükler görülebildiğine dikkati çeken Arıkan, burada sorunun iyot eksikliğinden ve oto immün tiroit hastalıklarından (tiroit fonksiyonlarını bozmamış ama bozmaya aday hastalıklar) kaynaklandığını belirtti:“Eğer hasta iyot eksikliği olan bir yerde yaşıyorsa, iyot eksikliğinde hem annenin tiroit bezi fonksiyonları bozuluyor, hem de bebeğin gelişiminde aksamalar oluyor. İleri derecede zeka geriliği oluyor. Günlük iyot ihtiyacı da normalde 150 mikrogram ise annede 200 mikrograma kadar yükseliyor. Bu açıdan destek olunması gerekiyor. Annenin mutlaka iyot alması gerekiyor.”HAMİLELİKTE İLAÇ DOZUNU DOKTOR AYARLAMALITiroit bezinin az veya çok çalışması dışında bir de nodüler guatr sorunu olduğunu hatırlatan Arıkan, bu nodüllerin hamile kalınmasında bir sakınca yaratmadığını ifade etti. Arıkan, ancak kişide tiroit kanseri varsa ve bu hamilelikte anlaşıldıysa, annenin ancak doğumdan sonra ameliyat edilebileceğine işaret etti.Hamilelikte tiroit bezinin çok çalışması halinde bulantı ve kusmalar meydana geldiğini, kandaki TSH değerinin düştüğünü, T3 ve T4 hormonlarının oranının ise yükseldiğini belirten Arıkan, bu durumda hastaya ilaç verilmesi gerektiğini bildirdi. Hamilelikte bağışıklık sistemi baskılandığı için doğumdan sonra sorunun artacağına değinen Arıkan, şunları kaydetti:“Hamilelik ve hamilelik sonrasındaki ilaç dozları, bu nedenle önemli bir konu. Bu dozları doktor gözetiminde ayarlamak gerekiyor. Doğum olunca ilaca ihtiyaç azalıyor, ama bu dozlarda devam edilirse gereksiz ilaç kullanımına bağlı olarak tiroit bezi çok çalışıyor. Bu nedenle dozların doktor tarafından gelişmelere göre ayarlanması hayati önem taşıyor.”
En çok istediğimiz şeyler, sahip olamadıklarımızdır. Hele de iş çocuk sahibi olmaya gelince...
Yapılan yeni bir araştırma, eskiden inanılanın aksine, doğurganlığın 35 yaşından itibaren değil, 27 yaşından itibaren azalmaya başladığını gösteriyor. Bu da, çocuk sahibi olmak için doğru yaşın ne olduğu konusunda yeni tartışmalar ortaya çıkarıyor. Buna karşılık modern kadın, çocukltan önce kariyerini düşündüğünden, doğurganlığı uzatmanın yolları aranıyor.
İstatistikler, hamile kalmakta zorlanan her 6 kadından birinin probleminin, Fallop tüplerinin tıkanıklığı gibi tıbbi nedenlerden ziyade, açıklanamayan bir kısırlıktan ileri geldiğini gösteriyor. Ancak Surrey Üniversitesi'nce yapılan yeni bir araştırmada, bu açıklanamayan kısırlığın, aslında o kadar açıklanamaz olmadığı ortaya çıktı. Buna göre, çiftler hayat tarzlarını ve beslenme şekillerini değiştirip, vitamin ve mineral takviyesi yaparak hamile kalma olasılıklarını yüzde 80 artırabiliyorlar.
Hamile kalmak istiyorsanız ve bunu engelleyen tıbbi bir sebep yoksa, belki siz de hayatınızda birtakım değişiklikler yapma yoluna gitmelisiniz. İşte önerilerimiz:
Bir beslenme uzmanına görünün
Bir tahlil yaptırıp beslenme uzmanına görünmenizde fayda var. Beslenme uzmanı, sizde hangi vitamin ve minerallerin eksik olduğunu saptayabilir ve size uygun bir beslenme programı hazırlayarak, eksikliğini çektiğiniz bu maddeleri içeren besinleri, diyetinize ekleyebilir. Böylece yaklaşık 4 aylık bir sürede, eski dengenize kavuşabilirsiniz.
Vitamin ve mineral takviyesi yapın
Besinler bir zamanlar daha besleyiciydi. Bugünse, katkı maddelerinden ve diğer sebeplerden dolayı besinler eskisi kadar besleyici değil. Bu nedenle de dengeli beslenmenin yanı sıra, vitamin ve minerallerle de kendinizi takviye etmeniz gerekiyor.
Eğer size özel hazırlanmış bir beslenme programı edinme şansınız yoksa, uzmanların tavsiyesine uyarak, günlük 1000 mg keten tohumu ya da yağı, 1000 mg C vitamini, çinko sitrat ya da amino asit şelatı (günlük toplam 30 mg çinko) ve hamileler için tasarlanmış bir multivitamin almanızda fayda vardır.
Etiketleri okuyarak zararlı yağları kesin
Vücut yağa da ihtiyaç duyar ve her yağ tipi zararlı değildir. Örneğin somon, sardalya ve uskumru gibi yağlı balıklarda bulunan omega 3 ve omega 6 yağları son derece faydalıdır. Bu yağlar, hem kadın, hem de erkek doğurganlığı üzerinde son derece etkilidir. Çünkü hücre zarındaki akışkanlığı düzenler ve hücrelerin işlevselliğini sağlar.
Buna karşılık hidrojenli ve kısmi hidrojenli yağlar (mesela margarinlerde bulunur) ile et ve süt ürünlerinde bulunan doymuş yağlardan uzak durmanız gerekiyor. Çünkü bunlar, gerekli yağların vücut tarafından emilimini engelliyor.
Kısaca, market alışverişiniz esnasında ürün etiketlerini okuyun.
Kilo doğurganlıkla ilgili bir konudur. İş doğurganlığa gelince, çok zayıf olmak da, çok şişman olmak kadar kötüdür. Her iki durum da hamile kalma yetinizi azaltır.
Yapmanız gereken şey; sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve vücut kütle endeksinizi 20 ila 25 arasında tutmaktır. Egzersiz için, aerobik egzersizlerle beraber yapılacak hafif ağırlık çalışmaları tavsiye edilir.
Sigarayı azaltın
Sigara içmek, zehirli bir metal olan kadmiyumdan yüksek seviyelerde üretilmesine sebep olur. Bu da vücuttaki çinkoyu yokeder.
Araştırmalar, sigaranın kadınlarda erken menopoza, erkeklerde ise düşük sperm sayısına sebep olduğunu gösteriyor.
Alkol ve kafeini azaltın
Araştırmalar, ne kadar çok içerseniz, hamile kalma ihtimaliniz de o denli azaldığını gösteriyor. Aynı şey kafein için de geçerli. Günde tek bir kahve içmek bile, doğurganlığı azaltıyor.
Tatil yapın
Pek çok kadın tatilde hamile kalır. Neden? Çünkü tatil, gevşemeyi sağlar. Stress, doğurganlığın düşmanıdır ve stresten uzak kalmanızı sağlayan her şeyi yapmakta fayda var (alkolü buna dahil etmiyoruz tabii ki). Refleksoloji, homeopati, akupunktur ve yoga gibi alternatif terapiler, duygusal açıdan rahatlamanızı sağlayabilir.
Sabırlı olun
Beslenme ve hayat tarzınızda değişiklik yaptıktan sonra, bunların etkisini gösterebilmesi için en az 4 ay süreye ihtiyacınız var. Bu nedenle sabırlı olun ve acele etmeyin.
Daha iyi seks
Tabii tüm bu değişikliklere odaklanırken, işin en önemli kısmını da unutmayın. Seksten bahsediyorum. Her akşam değil ama. Spermler futbolcular gibidir. Onlara dinlenmek için yeterince zaman tanımazsanız, yedek kulübesine göndermek zorunda kalırsınız.
Ne yiyorsanız, osunuz
Kadının doğurganlığı için en önemli mineral çinkodur ama çoğu kadında da, olması gerekenden daha az bulunur. Bunun nedeni günümüzde besinlerin çok fazla işlem görmesidir. Örneğin buğdayda çinko bulunmasına rağmen, bunun yüzde 80'i ekmek yapımı sırasında kaybolur.
Çinko açısından zengin besinler arasında mango, kabak çekirdeği ve balık bulunur. Afrodizyak etkileriyle tanınan istridyeler zengin bir çinko kaynağıdır.
mystical
20.12.2007, 09:40
Ana Rahmindeki Bebeğin Gelişim Görüntüleri..Annenin karnındaki birkaç haftalık embriyo... Gelişimini ana rahminde
tamamlayacak.Gelişimini tamamlaması için bağlı olduğu vitelino torbasından
ilk birkaç hafta ihtiyaç duyar ve buradan beslenir.8 hafta süren
gebeliğin sonunda vitelino torbası işlevini kaybeder... O zaman göbek bağı ile
annesine bağlı olan embriyo annesinden yüksek porotein içeren besinleri alır.
Dışarıdaki hayat devam ederken o sakince annesinin karnında yüzer..16.cı hafta da onun eklerinin geliştiği zamandır.
Gözleri kapalı durur, ama kendisii hareket ettirmesi için başlaması için henüz
el ve ayaklarını oynatacak durumda değil. 4 boyut ultrasyon cihazı sayesinde
onun tamamen vucudunun özelliklerini, yüz ifadesini görebilirsiniz24üncü haftada ciğerleri tamamen oluşmamıştır
eğer bu şekilde şu an doğarsa, yaşama ümidi var. Şimdi kollarını ayaklarını
hareket ettirir, gözlerini kırpıştırır ve parmağını emer. Artık içinde buluduğu
ortamı fark etmeye başlarBu evrede bütün embriyolar uyurlar, hatta rüya
görürlerArtık 9 ayını doldurdu doğuma hazır durumda. 40
haftada bir ceninden insana dönüşüyorBirkaç gün içinde ciğerler devreye girecek ve
rahimden çıkmak için doğum sinyalleri verecek& Annesinin rahminin içinde
sakin sakin uyur. Doğumla kendisinin sakin olarak süren oluşumunun ve geçirdiği
tecrübeler sonucu, evi olan ana rahmini birazdan bırakacağını bilmiyor.Evet.. Artık doğumun sadece anne için acı veren
olay değildir. Cenin içinde acı veren ve gerilimli bir ortam olacaktır
kizlar ya cok guzel seyler yazmissiniz ellerinize saglik
matteacher
04.01.2008, 01:05
teşekkür ederim kızlar çok güzel bilgiler vermişsiniz ellerinize sağlık
kızlar cok tesekkur ederım bu guzel bılgıler için ....
1. Gebe kalmak için cinsel birleşme zamanlaması , sıklığı ve tekniği
Yeterli sayıda spermi rahim ağzına veya vajina içine bırakabilmek için
3 gün cinsel ilişkide bulunmadan bekledikten sonra yumurtlamaya yakın
günlerde gün aşırı veya hergün cinsel ilişki gebelik için uygun bir
rejim olabilir.Bir gün içinde birden çok ilişkide bulunmak sanıldığı
gibi gebelik şansını daha da çok artırmamaktadır. Çiftlerin ( özellikle
erkeklerin) programlanmış ( 3 gün ilişki yok, sonraki gün veya günaşırı
ilişki gibi) cinsel ilişki rejimlerine uyması sıkıcı ve aşırı strese
neden olabilen bir olaydır. Bu yüzden herhangi bir yöntemle yumurtlama
tespit edildiğinde kadının erkeğe bu durumu açıklamadan, doğal ve
duygusal bir ortam yaratarak yapılan cinsel birleşme daha başarılı
olabilir. Mekanik ve zorlayıcı program ve ilişki perhizlerinin dışına
çıkarak sosyal ve psikolojik sıkıntıları azaltmak oldukça önemli
faydalar sağlayabilir. Unutmayınız ki üreme organları denilen orkestra
beyin sapı denilen şef tarafından yönetilmektedir.
2.Pozisyon
Serviksin spermler için hem bir geçiş yolu, hem bir depo olması
nedeniyle daha fazla spermin vajen içerisinde servikse yakın
bulunmasına yardımcı olmak için bir çok yöntem tarif edilmiştir.Cinsel
ilişkiden sonra yataktan hemen kalkmama en bilinendir. Boşalmadan hemen
sonra meni mat, yapışkan, sümüksü bir kitle iken 15-30 dakika içinde
akışkan, berrak bir sıvı halini alır.
Likefaksiyon (sulanma) denilen bu olaydan sonra daha çok sperm meni
içerisinden ayrılıp vajinadan rahim ağzındaki mukusa , oradan da
tüplere doğru hareket etmektedir.Böylece ilişkiyi takiben hemen ayağa
kalkmak,vajinayı yıkamak rahim içine geçen spermlerin sayısını
etkileyebilir.
Cinsel ilişki sonrası yarım saat kadar kalça yükseltilerek yatmak
akıllıca bir davranıştır.Ancak bunun gerekli olmadığını bildiren pek
çok bilimsel araştırma sonuçları da vardır.Herşeye rağmen çocuk isteyen
bir kadının, cinsel ilişkiden sonra kalçasının altına bir yastık
koyarak yarım saat kadar sırt üstü yatmasının hiç bir zararı yoktur.
3.Kayganlaştırıcılar ve ağız salgıları
Bazı çiftler cinsel ilişkiyi kolaylaştırmak için vajinayı
kayganlaştıran jel ve kremler kullanırlar. Ama bu maddeler spermler
için zararlı olabilir. Çiftler gebelik istedikleri dönemlerde bunları
kullanmamalıdırlar. Özellikle kadında vajinal kuruluk varsa cinsel
ilişkinin olabilmesi için kayganlaştırıcı kullanmak bir zorunluluk
olabilir.Bu durumda vajinal pH 'yı bozmayan su içerikli jeller
kullanılmalıdır. Oral seks ile bulaşan ağız salgıları spermi
öldürebileceğinden çocuk isteği ile yapılan bir cinsel birleşmede oral
seks önerilmez.
Acilen gebe kalmak isteyenler için özel reçete!
* En uygun pozisyonda cinsel ilişkiye girin.
* İlişkiden 1 saat önce eşinizin sert bir kahve içmesi, sperm hareketlerini uyarır.
* Sabah erken saatlerde cinsel ilişkiye girmeye özen gösterin. Sabah sperm kalitesi en iyi durumdadır.
* İlişki sonrası belinizin altına yastık koyup bir saat yerinizden kalkmayın.
* Eşinizin sıkı pantolon ve iç çamaşırı giymesini engelleyin. Sauna ve sıcak duştan kaçınmasını sağlayın.
* Eşinizin sigara ve alkolü bırakmasına, hayatını düzenlemesine yardımcı olun.
* Adet düzeninizi takip edin; adet düzensizliği varsa gerekli tedavi
ile düzeni sağlayın, gebe kalabileceğiniz günlerde cinsel ilişkiye
girin.
Doktorunuzun haberi olmadan hiçbir ilaç kullanmayın.
* Aşırı olmamak kaydıyla hafif egzersizler yapabilirsiniz.
* Dengeli ve düzenli beslenin. Süt ve süt ürünlerini bol miktarda
tüketin. Taze fasulye ve enginar yemeyi ihmal etmeyin. Aşırı kırmızı et
tüketmeyin.
* Gereğinden fazla, sık cinsel ilişkiye girmekten kaçının.
* Strese girmeyin, rahat olun
Gebe kalma günleri1. HESAPLAMANIN KOLAY YOLU
Dr. Oginonun bütün dünyaca kabul edilen yöntemine göre, ovulasyon
(yumurtlama), beklenen bir sonraki adet kanamasından önce 12. ve 16.
günler arasında, beş günlük süre içinde olur.
Kitabın sonundaki takvimde görüldüğü gibi, otuz günlük adet periyodu
olan bir kadında yumurtlama bazen son adet kanamasının ilk gününden
başlamak üzere hesaplanan 15. ve 19. günler arasında olur. Fakat
spermlerin üç gün süreyle canlı kalabildikleri düşünülmelidir. Eğer
cinsel ilişki son adet kanamasının ilk gününden başlamak üzere 12.,
13., veya 14. günde yapılmışsa, ya da tahmin edilen "emin günlerde"
cinsel birleşimde bulunulmuşsa, gene de gebe kalmak olasılığı vardır.
Zira spermler yumurtlama periyoduna kadar canlı kalabilir.
Öte yandan, cinsel ilişki 20. günde veya yumurtlama periyodunun olduğu
günün ertesi günü yapılmışsa, gene de gebe kalmak olasılığı vardır.
Çünkü yumurta hemen hemen bir gün kadar canlı kalır.
Onun için, "emin günleri" hesaplamak amacıyla, spermlerin canlı
kaldıkları süreyi yumurtlama periyodunun ilk kısmına, yumurtanın canlı
kalacağı günü ise yumurtlama periyodunun son kısmına eklemek gerekir.
Kitabın sonunda takvimde gösterildiği gibi, 30 günlük periyotta emin
devre ilk yarıda 11. güne kadar devam eder. İkinci yarıda ise emin
devre 21. gün başlar.
Bu sayıların akılda kalması kolaydır. Çünkü her iki günde de bir sayısı
vardır. Bu kural her türlü adet periyotlarına uygulanır. Örneğin 32
günlük periyotta emin günler birinci devrede 13. güne kadar devam eder
ve ikinci yarının 23. gününde yeniden başlar. 28 günlük periyotta bu
sayılar 9. ve 19. günlerdir. Böylece kadının kendi döllenme tehlikesi
olmayan günlerini hesaplaması çok kolaylaşır.
İlk gebe kalma tehlikesi olmayan devrenin son gününü saptamak için,
adet periyodu süresinden 19 gün çıkarılır. İkinci devrenin ilk gününü
hesaplamak için de 9 gün çıkarılır.
2. PERİYODUN İLK YARISINDAKİ OLDUKÇA EMİN GÜNLER NASIL HESAPLANIR?
Yukarda ele alman emin devre, gebe kalınamayacağına dair %100 garanti
değildir. Bazı kadınlar, emin devrede ilişkide bulunmaya çok dikkat
etmelerine karşın gebe kaldıklarını söylemiştir. Bunun nedeni, adet
periyodunda bazı düzensizlikler olabileceği içindir. Kadınlar adet
periyotlarını bir yıl süreyle kaydederlerse, ilk günün bir gün önceye
ya da bir gün sonraya kayabildiğini ayırdedeceklerdir. Bu tek günlük
fark gebeliği önleme çabasını boşa çıkarabilecektir.
Onun için, bir ya da iki gün, yumurtlamanın erken olabileceğini
hesaplamak yararlıdır. Gerçekten emin günleri saptamak için, uzun bir
süre adet periyotlarının tarihini kaydetmek ve buradaki en aşırı
düzensizlikleri hesaba katmak gerekir.
Eldeki kayıtlardan en kısa adet periyodu 26 gün, en uzunu ise 30 gün
görünmüyorsa, ilk yarıda emin devrenin 7. güne kadar devam edeceği
anlaşılır. Yani, adet kanaması beş gün sürerse, ancak bunu izleyen iki
günde gebe kalmak korkusu olmadan birleşmede bulunulabilir; bu gerçek,
adet kanamasından sonraki üç günün emin devre olduğu hakkındaki genel
görüşü çürütmektedir.
3. İKİNCİ YARININ EN EMİN GÜNLERİ NASIL SAPTANIR?
Birinci yarıda en emin günleri saptamak için yukardaki yöntem en
başarılı olanıdır; aynı yöntem ikinci yarıya da uygulanırsa, bundan
bazı hatalar doğar. Örneğin, adet periyodu en az 25, en çok 31 gün,
ortalama ise 28 gün süren bir kadın, gebe kalmak tehlikesi olmadan
birinci devrede 6. güne kadar ilişkide bulunabilir. İkinci yarıda ise
birleşme 22. günden sonra başlayabilir. Bu da döllenme olasılığının çok
uzun olduğu bir süredir.
Bu yöntemin düzeltilmiş şekli bazal ısı adı verilen vücut sıcaklığının
ölçülmesidir. Her sabah, yataktan kalkmadan belirli bir zamanda ağızdan
dereceyle vücut ısısı ölçülürse (en iyisi 6,30 ile 7,30 arası), adet
periyodu içinde vücut ısısının farklılık gösterdiği anlaşılır.
Yumurtlama günü esas olmak suretiyle ısı bir süre azdır, bir süre
fazlalaşır. Isı, yumurtlama gününe kadar 36,7 derecenin altındadır ve
yumutlamanın olduğu günün ertesi sabahı 36,7 santigradın üzerine çıkar.
(Bu konuda kitabın sonundaki grafiğe bakın.)
Böylece kadın her sabah döllenme tehlikesi olan devreye kadar vücut
ısısını ölçer. Bir sabah ısının 36,7 santigradın üstüne çıktığını
görecektir. O zaman yumurtlama olayının oluştuğunu anlamalıdır.
İşi güvenceye almak için, kadın ertesi sabah vücut ısısını bir kez daha
ölçebilir, ısı 36,7 santigradın üzerinde kalırsa, gelecek yumurtlamaya
kadar gebe kalmak korkusu olmadan ilişkide bulunabilir. Bu şekilde
ikinci yarının emin günleri artırılmış olur. Oysa ki basit hesapla bu
süre daha az olacaktır. Ayrıca böylelikle kadın gelecek kanama gününü
de kesinlikle hesaplayabilir.
mystical2008-02-23 16:46:57
feelings
12.01.2008, 07:18
GEBE KALMAYA ETKEN UYGUN POZİSYONLAR..Uygun ŞekilGebelik için uygun dönem saptandıktan sonra ikinci aşama cinsel birleşmenin şeklidir. Pek çok pozisyon gebelik için uygun ortam yaratmaz. Normal bir ilişki sonrası gebelik oluşabilmesi için spermlerin vajinaya uygun şekilde bırakılması ve vajinanın spermlerin rahim içine doğru ilerleyebilmesi için uygun pozisyonda durması gerekir. Bu şartları sağlayan pozisyonlar erkeğin üstte olduğu, kadın ve erkeğin yana doğru dönük olduğu pozisyonlar ile kadının diz-dirsek pozisyonunda olduğu şekillerdir. Erkeğin üstte olduğu durumda kadının kalçaları altına bir yastık yerleştirerek pelvisini yükseltmesi spermlerin doğru yönde ilerlemelerine yardımcı olur. Diz-dirsek pozisyonu ise özellikle sperm sayısı düşük olan durumlarda ek fayda sağlar. Oturur pozisyonda, kadının üstte olduğu veya ayakta olan cinsel ilişkiler gebelik elde etmek için uygun değildir.
İnsanlarda cinsel ilişkinin amacı büyük ölçüde haz almak olmasına rağmen biyolojik açıdan primer amacı soyun devamını sağlamak yani gebelik elde etmektir. Bu amaç dışında birleşme doğada sadece insanda ve birkaç türde daha olmaktadır. Gebelik elde etmek isteyen çiftler bu nedenle ilişki esnasında bazı etkinliklerden kaçınmalıdırlar. Bunların başında oral seks gelir. Tükrük içinde bulunan birtakım enzimler ve bakteriler spermlerin dölleme kabiliyetini azaltır, hatta spermlerin ölümüne neden olabilir. benzer şekilde anal seks de sperm aktivitesi üzerinde olumsuz etki yaratabileceğinden bu tür ilişkilerden kaçınılmalıdır. Yine benzer mekanizma ile ilişki esnasında kullanılabilen kayganlaştırıcılar da sakıncalıdır. Özellikle petrol bazlı olan vazelin, masaj yağları gibi maddeler kesinlikle kullanılmamalı, mutlaka kayganlaştırıcı kullanılması gerekiyor ise su bazlı olanlar tercih edilmelidir. Gebelik arzulayan çiftlerin su altında veya içinde ilişkide bulunmaları vajen pH'ı bozulacağından sakıncalıdır. Sıcak su da sperm sayısı ve hareketliliğini bozacağından önerilmez.
İlişki sonrasıEğer ilişki sonrası kadın hemen ayağa kalkarsa fazla miktarda meni dışarıya kaçacaktır. Spermler rahim ağzına ulaşacak yeterli zaman bulamadıkları için bu durum gebelik elde edilmesi açısından önemlidir. Gebe kalmak isteyen bir kadın ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıp idrar yapmaya ya da yıkanmaya gitmemelidir. İdeal olan kalçalarının altına bir yastık koyarak 20-30 dakika kadar yatmasıdır. Erkek de meni kaçağını azaltmak için birkaç dakika kadar kendini geri çekmemelidir.Uygun zamanGebelik isteyen çiftler için cevaplandırılması gereken ilk soru en uygun zamanın ne olduğudur. Düzenli adet gören kadınlarda yumurtlama genelde adet siklusunun 14. gününe denk gelir. (adet kanamasının başladığı günden itibaren 14. gün). Ancak yumurtlama tarihinde sapmalar olabileceği, ve sperm ile yumurta hücresinin kadın vücudu içinde yaşama potansiyeli göz önüne alındığında 9 ile 15. günler arasında gün aşırı cinsel ilişki olması gebelik şansını yükseltir.İlişkinin her gün önerilmemesinin sebebi erkeğin sperm kalitesini düşürmemektir. Her ilişkiden önce erkeğin en az 48 saat süreyle boşalmaması özellikle sperm sayısı düşük ya da sınırda olan erkekler için yararlıdır. Alınabilecek başka bir önlem de ilişkinin sabah olmasıdır. Boşalmanın olmadığı geceyi takip eden sabah erkeğin sperm düzeyleri en yüksek sayıdadır. Ancak bu ilişkiler yaşanırken "bugün mutlaka ilişkide bulunmamız gerekir" şeklinde stres yaratmak gebelik açısından olumsuz etki gösterir. Bu stresi gidermek için olayı kendi haline bırakmak veya egzersiz, yürüyüş gibi stres giderici faaliyetlerde bulunmak gereklidir. Unutulmamalıdır ki üreme sistemini yöneten bütün hormonlar hem fiziksel hem de ruhsal strese karşı hassasdır.Vajina dışarıdan kulanılan herhangi bir maddeye gereksinim duymadan kendi kendini temizleyebilen ve uygun ortamını yaratan bir organdır. Adet kanaması ve ilişki sonrasında dahi vajina sağlıklı kalabilmek için kendi önlemini alır.(Eğer ilişkiden sonra kötü bir koku duyuluyor ise bu enfeksiyonun belirtisi olabilir ve doktor kontrolü gerekir). Sadece gebelik isteyenlerde değil hiçbir kadında vajinal duş önerilmez.İlşiki öncesi yapılan duş vajen pH'ını değiştireceğinden gebelik şansını olumsuz yönde etkiler. Spermin yaşama şansı tehlikeye girer, ilişkiden hemen sonra yapılan duş ise spermleri ortamdan uzaklaştıracağından, şansı azaltır. Ayrıca duş, bakterileri kadın üreme sistemi içinde yukarılara doğru zorlayarak enfeksiyon ve dolayısı ile infertilite şansını arttırır.ÖzetGebe kalmayı planladığızda 3 ay öncesinden korunmayı bırakınGebe kalmak için en uygun zamanda gün aşırı ilişkide bulununGebelik için uygun dönemdeki ilk ilişkiden önce ve iki ilişki arasında erkeğin 48 saat boşalmamasının ideal olduğunu unutmayınSabah erken saatte ilişkide bulununKayganlaştırıcı kullanmayınHiçbir zaman vajinal duş yapmayınVajinanın doğal duruşunu sağlayan gebelik için uygun pozisyonları tercih edinAlternatif seks yöntemlerinden uzak durunSu altında ilişkide bulunmayın mystical2008-02-23 16:52:16
feelings
12.01.2008, 07:36
GEBE KALMAYI İSTERKEN STRESİN ETKİSİ...Stres ve endişeden uzak durmalısınız.Gebeliğe karar verdikten sonra gebelik oluşumunun ilk aylarda olmaması sizi strese sokmamalıdır. Her şey normal olsa, uygun zamanda ilişki olsa bile her ay için gebelik şansı %25 civarındadır. Normal düzenli ilişkiye rağmen bir kadının gebe kalamaması durumunda kısırlık incelemelerini başlatmak için genellikle çok aşikar bir anormallik yoksa 1 yıl beklenir. Bir yıl sonunda herhangi bir patolojisi olmayan çiftlerin bile gebe kalma şansı %98’dir. Yani %2 olguda her şey normal olmasına rağmen gebelik 1 yıl gecikebilir. Gebe kalma şansı düzenli adet görenlerde adetin 12-15. günlerinde en fazladır. Düzenli bir cinsel yaşam ve haftada 3 veya daha fazla ilişki gebe kalma şansını artırır.Bu nedenle, ilk aylarda hemen gebelik oluşmaması sizde veya eşinizde bir anormallik olduğu anlamına gelmez. Eğer, gebelik niye olmuyor endişesine kapılır ve strese girerseniz salgılanabilecek stres hormonları gebelik oluşumunu geciktirebilir. Tabii ki, insan cinselliğinin önde gelen amaçlarından biri üreme ve çoğalmadır. Ancak, çocuk yapmayı bir görev olarak algılamamalı normal cinselliğinizi yaşamalısınız.mystical2008-04-27 17:00:10
misafir2
14.01.2008, 00:39
İNŞALLAH FAYDALI OLUCAK
Stres
Heyecansal gerginlik tüm hayatınızı etkileyebilir. Bu etkilenmeyi en az seviyeye indirmek; insan sağlığı ve uzun yaşamak için son derece gereklidir. Yapılan araştırmalar stresin, pek çok hastalığın başlamasında ve artışında sebep olduğunu göstermektedir. İç sıkıntısından, vücudun bağışıklık sisteminin bozulmasına kadar geniş bir yelpazede insan sağlığını etkilemektedir. Stres tüm dengeyi alt üst eder. İçinizdeki gelen sıkıntıyı atamadıkça gerginlikten kurtulamazsınız ve gerginlik arttıkça sıkıntınız yoğunlaşır. Zihinsel düzenlemelerle, yeni şartlandırmalarla stresi yenmek artık daha kolay. Kendi gücünüzü kullanarak, gerginlik giderici; vücudu ve zihni gevşetme egzersizlerini öğrenerek stresle baş edebilirsiniz.
Vücuttaki kimyasal dengeleri sağlayan merkez beyninizdir ve beyninizde düşünceleriniz yönlendirmektedir. Her şey düşünceden doğar: Karamsar düşünce vücuttaki kimyasal dengeleri de olumsuz olarak etkiler. Dolayısı ile olumlu düşüncenin gücünü göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu nedenle düşüncelerimiz bizim kontrolümüz altında olmalıdır. Düşüncelerimizi ve bedenimizi kontrol altına alabilmenin ilk adımı dikkatimizi bir noktada toplamayı öğrenmekten geçer. Yapılan araştırmalara göre iyi ve kalıcı öğrenme beynin sağ ve sol yarıküresini dengeleyerek elde edilen öğrenmedir. Memory Centers'da beynin biyoelektrik haritası çıkartıldıktan sonra CEEG' de yavaşlama gösteren dalgaların olduğu bölgeye biofeedback ile egzersiz yaptırılır. Biofeedback asimetrik yapı gösteren tarafları eşitlemek amacıylada kullanılır. Alfa dediğimiz rahatlatıcı olan ve stressiz öğrenme halini ortaya çıkaran dalgaları azami yüksekliğe çıkarmak hedeflenir. Gevşeme egzersizleri ile beraber beyninizin yaydığı dalgaları bilgisayar ekranında görebilirsiniz. Ve sonunda bilinç olarak düşünce sisteminizi kontrol altına alarak egzersizlerinde eğitimini aldıktan sonra beyninizin istediğiniz dalga ortamına girmesini sağlayabilirsiniz.
Stres yönetiminde yeni bir yaklaşım: Neurobiofeedback
Yoğun stres, organizmada otomatik olarak birtakım fizyolojik belirtilerin oluşumuna yol açar. Çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği ve ilerleyen dönemde bunlara eklenen unutkanlık, dikkat dağınıklığı gibi yakınmalar, özellikle çok şiddetli olduğunda, kişinin yaşamını aksatan bir boyuta ulaşabilir. Bunların psikolojik kökenli olduğunun bilinmemesi, kişiyi çeşitli tetkik ve tedavi arayışlarına yöneltebilir. Bu belirtilerin kaybolması ancak kaygı düzeyinin azaltılmasıyla mümkündür.Biofeedback, kişinin bu fizyolojik belirtileri kontrol etmesine, bir anlamda da psikolojik olarak gevşeyip rahatlamayı öğrenmesine yardımcı bir tekniktir. Merkezimizde bu amaçla geliştirilmiş en etkin yöntemlerden biri olan "neurobiofeedback" kullanılmaktadır. Kişiler bilgisayar ortamında "beyin dalgalarını" gözlemlemekte ve stresi kontrol etmeyi öğrenmektedir.
yukarda anlatılan yöntemle uzun süre hamıle kalamayan bır tanıdıgım hamıle kalmıs..her sey normalmıs ama kadının beynınden salgılanan bır sıvı eşinin spermlerını olduruyormus.Yapılan tetkıkler sonucu ve uygulanan tedavı sonucunda kadın Allahın ıznıyle tabıkı duzelmıs sımdı cocugu var..degısık bır yontem ve cok pahalı sanırım..
çok teşekkürler istediğim gibi bilgiler hemde umut verici
acelyafr
08.02.2008, 06:28
DÖllenme Öncesİnde Yapilan Hazirliklar
Yumurta hücresi spermlerin kadın bedenine ulaştıkları yerden 20-25 cm uzaktadır. Bu uzaklık, spermlerin büyüklüğünün yaklaşık 3000 katıdır. Spermlerin, kendi boyutlarına oranla düşünüldüğünde oldukça uzun olan bu mesafeyi kat edebilmeleri için ciddi bir desteğe ihtiyaçları vardır.Nitekim spermle yumurtanın buluşması gerçekleşmeden önce hem kadın hem de erkek bedeninde birtakım hazırlıklar başlar. Bu hazırlıkların büyük çoğunluğu spermin anne bedenindeki yolculuğunda ona kolaylık sağlamak içindir. Örneğin rahmin içinde çeşitli kasılma ve dalgalanmalar meydana gelir. Rahim ve fallop tüpünde her zamankinden farklı yönde gerçekleşen bu hareketlilik spermin yumurtaya doğru gidişini kolaylaştıracaktır. Bu kasılmalardaki dikkat çekici olan nokta ise kasılmaya neden olan maddedir. Prostoglandin adındaki bu madde erkek bedeninden gelen spermlerle birlikte hareket eden sıvının (seminal kesecik sıvısının) içinde bulunur. Başka bir bedenden gelmesine rağmen bu madde, anne rahminin yapısını bilir ve onu etkileyerek beraberinde getirdiği spermin ilerlemesini kolaylaştırır.Döllenmenin gerçekleşmesi için rahimde meydana gelen değişiklikler bununla sınırlı kalmaz. Bu dönemde kanallar genişler. Östrojen hormonlarının etkisiyle mukus (rahim salgısı) artar. Mukus, içindeki sodyum klorürün çok zenginleşmesi gerektiğini bilirmişcesine kendisini hazırlar, elastikleşir ve saydam hale gelir. Bu değişimlerin sonucunda mukusta birbirleriyle paralel uzun aralıklı düz bir yapı ortaya çıkar. Mukusun bu yapısı spermin kuyruk hareketleriyle bu aralıklardan kolayca geçmesini sağlayacak bir şekle dönüşür. Bu dönüşümün -spermlerin rahat hareket etmesinin yanısıra- çok önemli bir etkisi daha vardır: Bu sayede kanallar sadece normal yapıdaki spermlerin geçmesine izin vererek depo ve filtre görevi de görmüş olur. Çünkü spermler bazen döllenme için şekil itibariyle uygun yapıya sahip olmazlar. Bu nedenle bu kanallarda elenirler.Buraya kadar anlatılanlardan da görüldüğü gibi rahimdeki ve yumurtalıktaki her hareketin, spermin yumurta hücresine ulaşması için özel olarak hazırlandığı açık bir gerçektir. Örneğin yumurtlama işlemi bittikten ve bir spermle yumurtanın karşılaşmasına imkan sağlandıktan sonra mukus sıvısı tam tersi işlem yapmaya başlar. Koyulaşır ve saydamlığı kalmaz, bu da spermlerin içeriye girmesine engel olur.
Spermler anne vücudundaki zorlu ve uzun yolculuğu atlatabilecekleri dayanıklı bir yapıya sahiptirler. Ancak yandaki resimde de görüldüğü gibi bozuk spermler de mevcuttur. Anne bedeninde bozuk spermlerin yol boyunca eleneceği ve sağlam olanların ayırt edilerek yumurtaya ulaşacağı bir tasarım vardır. Böylece yumurta daima sağlıklı spermle birleşir.Kadın üreme sisteminde meydana gelen değişimler vücuda giren spermlerin yumurtalığa ulaşmasını sağlamak içindir. Ancak bu -önceki bölümde de üzerinde durduğumuz gibi- son derece ilginç bir durumdur. Çünkü bambaşka bir vücuttan gelen hücrelere kadın üreme sistemindeki elemanlar yardım etmektedir. Nasıl olup da bir hücre, daha önce aynı ortamda dahi olmadığı -kaldı ki aynı ortamda bulunmuş olsa da sonuç değişmeyecektir- hücreler hakkında bu kadar detaylı bir bilgiye sahip olmuştur? O hücrelerin neye ihtiyacı olduğunu, örneğin nasıl hız kazanacağını nereden bilmektedir? Kuşkusuz rahimdeki sıvıyı üreten hücrelerin bir spermin sahip olduğu özellikleri bilmeleri ve onlara uygun bir ortam hazırlamaları mümkün değildir. Buraya kadar anlatılan işlemlerin tümü bütün kadınlarda aynı sırayla aynı mükemmellikte gerçekleşir. Bu uyumlu ve birbiriyle işbirliği içinde çalışan sistemleri düşündüğümüzde, karşımıza çok açık bir plan ve tasarımın çıktığını görürüz. Sperm, anne vücudu için tasarlanmış, annenin üreme organları da spermi karşılamak üzere özel olarak düzenlenmiştir. Bu uyumda en ufak bir eksiklik olsa, örneğin spermin hareket etmesini sağlayan kamçısı bulunmasa veya sperm, anne vücudundaki asidik ortamı dengeleyecek sıvıdan yoksun olsa, üreme gerçekleşemeyecektir. Bu da açıkça göstermektedir ki, erkek ve kadın üreme hücreleri arasındaki büyük uyum, en baştan belirlenmiş planlı bir yaratılışın eseridir. Erkeği ve kadını yaratan, onları birbirlerine uyumlu kılan ve böylece bir damla sudan bir insan yaratan, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. İnsan Allah'ın yaratışındaki mükemmelliği düşünmeli ve Rabbinin sonsuz kudreti karşısında O'na kayıtsız şartsız teslim olmalıdır:Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)Fallop Tüpünün Şuurlu HareketleriYumurtalıklarda olgunlaşarak boşluğa bırakılan yumurta hücresi, daha önce de belirttiğimiz gibi fallop tüpü denilen özel bir yapı tarafından yakalanır. Eğer yumurtalıktan bırakılan yumurta hücresi fallop tüpü tarafından yakalanmazsa annenin diğer organlarının arasına düşer ve hiçbir şekilde spermle karşılaşamaz. Fallop tüpü, yumurta ve sperm hücrelerinin buluşma yeridir. Bu görevi yerine getirebilmek için fallop tüpü ikili bir hareket yapar. Birinci hareketi, olgunlaşan yumurta hücresini yumurtalıktan alması ve tüpün içinde spermle buluşacağı yere kadar getirmesidir. İkinci hareketi ise spermi rahim boşluğundan alıp yumurta hücresi ile buluşacağı yere getirmesidir. Öncelikle her iki yumurtalığın yanında bulunan fallop tüpü yumurtalıktan bırakılan bütün yumurtaları toplar. Fallop tüpünün uçları yumurtalığı kuşatan kollar gibi olgunlaşan yumurtaları toplamak için özel olarak tasarlanmıştır. Fallop tüpünün bu kolları yumurtlama zamanına uygun şekilde hareket eder. Yumurtaların olgunlaşma zamanı yaklaştıkça, fallop tüpünün kolları açılır ve bir ahtapotun kolları gibi, yumurtalığın yüzeyini kavramaya ve üzerinde süpürücü hareketler yapmaya başlar. Tam yumurtlama anında ise yapılan bu hareketlerin sayesinde yumurtanın fallop tüpünün yüzeyine düştüğü görülür. Karın boşluğuna bırakılan yumurta 10-12 cm uzunluğundaki fallop tüpüne girmiş olur. Fallop tüpünün içinde tüycüklü bir yapı vardır. Yumurta fallop tüpündeki milyonlarca tüycüğün doğru tarafa doğru yaptığı hareket sayesinde spermle buluşacağı yöne çekilmiş olur.Bu arada yumurta hücresini yakalayan fallop tüpü diğer faaliyetine de başlar. Fallop tüpündeki folikül hücreleri adlı özel hücreler devreye girer. Bu hücreler, fallop tüpünün spermlere açılıp yumurtaya doğru ilerlemeleri için daha gevşek bir hal alırlar. Fallop tüpünün yapmış olduğu bu ikili hareketin zamanlaması çok önemlidir. Çünkü hem sperm hem de yumurta hücresinin canlı kalabileceği belirli bir süre vardır. Bu süre geçmeden sperm hücrelerinin yumurta hücresine ulaşması sağlanmalıdır.
Fallop tüpü bu zaman ayarlamasını nasıl yapmaktadır? Kendisine ait olmayan bu hücrelerin ne kadar canlı kalabileceğini nereden bilmektedir? Şüphesiz birkaç santimetrekarelik bir et parçasının bu beceriye ve bilgiye sahip olması mümkün değildir. Her doku ve hücre gibi o da sadece alemleri yaratan Allah'ın kendisine ilham ettiği gibi hareket etmektedir. Bu yüzden hiçbir karışıklık ve aksaklık çıkmadan bu zor görevi kolayca yerine getirmektedir. Bu sayede de yumurta hücresi bozulmadan önce, yani en fazla 24 saat içinde döllenebilme imkanı bulur.olgunlaşan folikülün yumurtalıktan çıkış anı
yumurta hücresi hareket halinde fallop tüpü yumurtayı almaya hazırlanıyorfallop tüpünün yumurtayı alış anı yumurta hücresifallop tüpünde yumurta hücresiYumurtalıktan bırakılan yumurta, olağanüstü bir zaman ayarlamasıyla fallop tüpü tarafından yakalanır. Fallop tüpündeki milyonlarca tüycük ve özel tasarlanmış folikül hücresi ortaklaşa çalışırlar. Tüycüklerin hareketi spermlerin yumurtaya ulaşmasında önemli rol oynar. Buradaki zamanlama önemlidir. Çünkü üreme hücrelerinin vücut içinde belli bir yaşama süreleri vardır. Bir süre sonra her iki hücre türü de öleceklerdir. Nitekim fallop tüpündeki işlemler de spermlerin ve yumurta hücresinin kısıtlı olan yaşama süresi içinde gerçekleşir. Burada üzerinde dikkatle durulması ve unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır. Hücrelerin, hücrelerden oluşan et parçalarının ortaklaşa hareket etmesi, zaman ayarlaması yapması, düşünmesi, bilinçli hareket etmesi mümkün değildir. İnsan bedenindeki bütün hücreler ve bütün dokular Allah'ın ilhamıyla hareket ederler. Sperm-Yumurta Buluşması Gerçekleşiyor Pek çok işlemden geçen ve olgunlaşan yumurta, fallop tüplerine atılır. Bu sırada kendisini saran birçok hücreyi de beraberinde taşır. Fallop tüplerine ulaşan sperm, yumurtayı döllemeden önce "granüloza" adı verilen bu hücreleri aşmak zorundadır. Daha sonra da yumurtayı saran kalın örtüyü delmesi gerekmektedir. Sperm bu engelleri nasıl aşacaktır? İşte bu noktada spermde bilinçli bir tasarım olduğu ve bu tasarımın mükemmelliği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Spermin, daha önce sözünü ettiğimiz "akrozom" denilen bölümünde depolanmış olan enzimler hiyaluronidaz ve proteolitik enzimlerdir. Yumurtanın destek dokusunu (granüloza hücrelerini) birarada tutan hücre birleştiricilerinde ise hiyalürinik asit bulunur. İşte hiyaluronidaz enzimi bu asidin yapısını bozar ve bu şekilde yumurtayı çevreleyen hücreler arasında sperme adeta bir yol açar. Proteolitik enzimlerse yumurtaya bağlı dokulardaki proteinlerin sindirilmesini sağlar. Bu iki enzimin yardımıyla sperm yumurtaya ulaşır.Peki yumurtadan çok uzak bir yerde, erkek bedeninde üretilen spermlerin sahip olduğu enzimler, nasıl olup da tam yumurtanın yapısını etkileyecek maddelerden oluşmaktadır? Bu maddelerin formülünü kim bulmuştur? Mikroskobik varlıklar olan spermlerin, yumurtayı dölleyebilmeleri için en gereken yerlerine, yani baş bölgelerine bu enzimleri kim yerleştirmiştir? Bunları yapan spermin kendisi değildir. Spermin hiyalürinik asidin varlığından ve bu asidin hücreler üzerindeki etkisinden haberdar olması ve hiyaluronidaz adlı enzimin bu asidin etkisini ortadan kaldıracağını bilmesi imkansızdır. Üstelik enzimin formülünü bilmek yeterli değildir. Bunun insan vücudunda üretilmesini sağlamak da gerekmektedir. Spermin bu enzimi insan vücudunda üretecek sistemi kendi kendine oluşturması da elbette ki imkansızdır. Örneğin tıp veya kimya eğitimi almamış herhangi bir insana "hiyalürinik asit"in yapısını bozan enzimin ismini sorsanız veya bu enzimin yapı formülünü çizmesini isteseniz size cevap veremeyeceği açıktır. Ama sperm hücresi, şuur sahibi bir insanın yapamayacağı işleri yapmakta, bilemeyeceği kimya formüllerine vakıf şekilde kendi içinde amacına ulaşmasını sağlayacak maddeler bulundurmaktadır. Kuşkusuz bunu spermin yaptığını söylemek akıl ve mantıkla tamamen çelişmektir. Akıl ve mantık dışı varsayımlar bir kenara bırakılarak düşünüldüğünde, spermde yumurtanın yapısını etkileyecek enzimlerin bulunmasının başlı başına bir yaratılış delili olduğu görülecektir. Bu kusursuz uyum hiçbir şekilde rastlantılarla açıklanamaz. Spermlerin, kendisinden tamamen farklı bir ortamda bulunan başka bir hücrenin kimyasal yapısından haberdar olması, bu kimyasalları nasıl etkileyeceğini analiz etmesi, sonra da bu analiz sonuçlarına göre gerekli kimyasalları oluşturması ancak ve ancak üstün bir akıl sahibi Yaratıcının, spermi bu özelliklerle birlikte yaratmış olmasıyla açıklanabilir. Spermin yapısındaki bu kusursuz tasarım, insanın herşeyiyle bir bütün olarak Allah tarafından yaratıldığının çok açık delillerinden bir tanesidir.manolya802008-02-08 06:57:17
cemrecix
09.02.2008, 08:29
Bebek sahibi olmak için nelere dikkat etmek gerekiyor?En çok istediğimiz şeyler, sahip olamadıklarımızdır. Hele de iş çocuk sahibi olmaya gelince... Yapılan yeni bir araştırma, eskiden inanılanın aksine, doğurganlığın 35 yaşından itibaren değil, 27 yaşından itibaren azalmaya başladığını gösteriyor. Bu da, çocuk sahibi olmak için doğru yaşın ne olduğu konusunda yeni tartışmalar ortaya çıkarıyor. Buna karşılık modern kadın, çocukltan önce kariyerini düşündüğünden, doğurganlığı uzatmanın yolları aranıyor.İstatistikler, hamile kalmakta zorlanan her 6 kadından birinin probleminin, Fallop tüplerinin tıkanıklığı gibi tıbbi nedenlerden ziyade, açıklanamayan bir kısırlıktan ileri geldiğini gösteriyor.Ancak Surrey Üniversitesi'nce yapılan yeni bir araştırmada, bu açıklanamayan kısırlığın, aslında o kadar açıklanamaz olmadığı ortaya çıktı. Buna göre, çiftler hayat tarzlarını ve beslenme şekillerini değiştirip, vitamin ve mineral takviyesi yaparak hamile kalma olasılıklarını yüzde 80 artırabiliyorlar.Hamile kalmak istiyorsanız ve bunu engelleyen tıbbi bir sebep yoksa, belki siz de hayatınızda birtakım değişiklikler yapma yoluna gitmelisiniz. İşte önerilerimiz:BİR BESLENME UZMANINA GÖRÜNÜNBir tahlil yaptırıp beslenme uzmanına görünmenizde fayda var. Beslenme uzmanı, sizde hangi vitamin ve minerallerin eksik olduğunu saptayabilir ve size uygun bir beslenme programı hazırlayarak, eksikliğini çektiğiniz bu maddeleri içeren besinleri, diyetinize ekleyebilir. Böylece yaklaşık 4 aylık bir sürede, eski dengenize kavuşabilirsiniz.VİTAMİN VE MİNERAL TAKVİYESİ YAPIN!Besinler bir zamanlar daha besleyiciydi. Bugünse, katkı maddelerinden ve diğer sebeplerden dolayı besinler eskisi kadar besleyici değil. Bu nedenle de dengeli beslenmenin yanı sıra, vitamin ve minerallerle de kendinizi takviye etmeniz gerekiyor.Eğer size özel hazırlanmış bir beslenme programı edinme şansınız yoksa, uzmanların tavsiyesine uyarak, günlük 1000 mg keten tohumu ya da yağı, 1000 mg C vitamini, çinko sitrat ya da amino asit şelatı (günlğk toplam 30 mg çinko) ve hamileler için tasarlanmış bir multivitamin almanızda fayda vardır.ETİKETLERİ OKUYARAK ZARARLI YAĞLARI KESİNVücut yağa da ihtiyaç duyar ve her yağ tipi zararlı değildir. Örneğin somon, sardalya ve uskumru gibi yağlı balıklarda bulunan omega 3 ve omega 6 yağları son derece faydalıdır. Bu yağlar, hem kadın, hem de erkek doğurganlığı üzerinde son derece etkilidir. Çünkü hücre zarındaki akışkanlığı düzenler ve hücrelerin işlevselliğini sağlar.Buna karşılık hidrojenli ve kısmi hidrojenli yağlar (mesela margarinlerde bulunur) ile et ve süt ürünlerinde bulunan doymuş yağlardan uzak durmanız gerekiyor. Çünkü bunlar, gerekli yağların vücut tarafından emilimini engelliyor.Kısaca, market alışverişiniz esnasında ürün etiketlerini okuyun.KİLO DOĞURGANLIKLA İLGİLİ BİR KONUDURİş doğurganlığa gelince, çok zayıf olmak da, çok şişman olmak kadar kötüdür. Her iki durum da hamile kalma yetinizi azaltır.Yapmanız gereken şey; sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve vücut kütle endeksinizi 20 ila 25 arasında tutmaktır. Egzersiz için, aerobik egzersizlerle beraber yapılacak hafif ağırlık çalışmaları tavsiye edilir.SİGARAYI AZALTINSigara içmek, zehirli bir metal olan kadmiyumdan yüksek seviyelerde üretilmesine sebep olur. Bu da vücuttaki çinkoyu yokeder.Araştırmalar, sigaranın kadınlarda erken menopoza, erkeklerde ise düşük sperm sayısına sebep olduğunu gösteriyor.ALKOL VE KAFEİNİ AZALTINAraştırmalar, ne kadar çok içerseniz, hamile kalma ihtimaliniz de o denli azaldığını gösteriyor. Aynı şey kafein için de geçerli. Günde tek bir kahve içmek bile, doğurganlığı azaltıyor.TATİL YAPINPek çok kadın tatilde hamile kalır. Neden? Çünkü tatil, gevşemeyi sağlar. Stress, doğurganlığın düşmanıdır ve stresten uzak kalmanızı sağlayan her şeyi yapmakta fayda var (alkolü buna dahil etmiyoruz tabii ki). Refleksoloji, homeopati, akupunktur ve yoga gibi alternatif terapiler, duygusal açıdan rahatlamanızı sağlayabilir.Sabırlı olunBeslenme ve hayat tarzınızda değişiklik yaptıktan sonra, bunların etkisini gösterebilmesi için en az 4 ay süreye ihtiyacınız var. Bu nedenle sabırlı olun ve acele etmeyin.DAHA İYİ SEKSTabii tüm bu değişikliklere odaklanırken, işin en önemli kısmını da unutmayın. Seksten bahsediyorum. Her akşam değil ama. Spermler futbolcular gibidir. Onlara dinlenmek için yeterince zaman tanımazsanız, yedek kulübesine göndermek zorunda kalırsınız.NE YİYORSANIZ, OSUNUZKadının doğurganlığı için en önemli mineral çinkodur ama çoğu kadında da, olması gerekenden daha az bulunur. Bunun nedeni günümüzde besinlerin çok fazla işlem görmesidir. Örneğin buğdayda çinko bulunmasına rağmen, bunun yüzde 80'i ekmek yapımı sırasında kaybolur.Çinko açısından zengin besinler arasında mango, kabak çekirdeği ve balık bulunur. Afrodizyak etkileriyle tanınan istridyeler zengin bir çinko kaynağıdır.
acelyafr
11.02.2008, 04:04
İNSANIN YARATILIŞINDA ALLAH’IN RAHMAN VE RAHİM SIFATLARININ TECELLİLERİ
üm kainatı yoktan var eden Rabbimiz, insana diğer canlılardan farklı olarak düşünme, karar verme, seçme gibi yetenekler bahşetmiştir. Bu nedenle de iman eden bir insan sonsuz rahmet sahibi olan Rabbimiz'in evrendeki eşsiz yaratışını, benzersiz sanatını büyük bir hayranlıkla inceler, her öğrendiği şey onun düşüncede derinleşmesine, hidayetinin artmasına vesile olur. Evrenin yaratılışı, Dünya üzerinde var olan hassas dengeler, canlılığın devamı için gereken tüm şartların kusursuzca ayarlanmış olması insanın Allah'ın sonsuz güç ve kudretini daha iyi anlaması için bir yoldur. Ancak insanın hayatının her anında içiçe olduğu başka bir mucize daha vardır: Kendi vücudu.
200-300 milyon spermden, yumurtaya sadece bin kadar sperm ulaşır.
İnsan vücudunun her ayrıntısı çok büyük harikalıklarla bezenmiştir. Trilyonlarca hücrenin her birinin işlevleri, insan vücudunun içindeki olağanüstü sistemler insanın Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatını daha derin kavrayabilmesi için çok açık deliller içermektedir. Bunun için yapması gereken ise sadece, hayatını devam ettirmesine olanak tanıyan bu mucizevi şartlar üzerinde daha detaylı düşünmektir. İnsanın dünyaya geliş aşamasındaki ayrıntılar ise düşünen herkesi hayran bırakacak kadar harikuladedir.
Kısaca özetlemek gerekirse; insan, kadın ve erkek bedeninde, birbirinden tümüyle bağımsız olarak oluşan, ama birbiriyle tam uyumlu olan iki ayrı özün birleşmesiyle hayata adım atar. Erkek bedeninde oluşan spermin erkeğin isteği ya da kontrolü ile oluşmadığı açıktır, aynı kadın bedeninde oluşan yumurtanın kadının isteği ya da kontrolü ile oluşmadığı gibi. Onların bu oluşumlardan haberi bile yoktur. Rabbimiz ayetlerde şu şekilde bildirmektedir:
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (Rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
Erkekten gelen öz de, kadından gelen öz de, birbirlerine uyumlu olarak yaratılmışlardır. Bu iki özün yaratılışı da, birleşmeleri de, gelişip insan haline dönüşmeleri de çok büyük birer mucizedir. Testislerde dakikada ortalama 1000 adet üretilen spermler, erkekten kadının yumurtalarına doğru yapacağı yolculuk için sanki oradaki ortamı "biliyormuşcasına" özel bir yaratılışa sahiptirler. Sperm, baş, boyun ve kuyruktan oluşur. Kuyruğu, spermin bir balık gibi ana rahminde ilerlemesini sağlayacaktır. Bebeğin genetik şifresinin bir bölümünü barındıracak olan baş kısmı ise özel bir koruyucu zırhla kaplanmıştır. Bu zırhın faydası, anne rahminin girişinde fark edilir: Buradaki ortam son derece asidiktir. Spermi, bu asidin varlığını bilen ve bu ortamı yaratan Rabbimiz'in koruyucu zırhla kapladığı son derece açıktır. (Bu asidik ortamın da nedeni annenin mikroplardan korunmasıdır.) Erkekten rahme atılan sadece milyonlarca sperm değildir. Bu öz birbirinden farklı sıvıların karışımından oluşur. Allah Kuran'da, bu gerçeği şöyle vurgular:
Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan bir süre gelip-geçti. Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık... (İnsan Suresi, 1-2)
Spermler yumurtaya varana kadar annenin vücudunda zorlu bir yolculuk geçirirler. Kendilerini ne kadar savunurlarsa savunsunlar, 200-300 milyon spermden yumurtaya ulaşanların sayısı bini pek aşamaz. Sperm, yumurtaya uygun olarak düzenlenirken, çok ayrı ve farklı bir ortamda da yumurta hazır hale getirilmektedir. Yine kadının haberi bile yokken, yumurtalıklarda oluşan bir yumurta önce karın boşluğuna bırakılır ve hemen sonra ana rahminin fallop tüpü denen uzantılarının ucunda yer alan kollar sayesinde yakalanır. Ardından yumurta, fallop tüpünün iç yüzeyindeki tüylerin hareketiyle ilerlemeye başlar. Büyüklüğü ise bir tuz tanesinin ancak yarısı kadardır.
Döllenen yumurta fallop tüpünden yolculuğa başlar ve hızla büyür. 4 gün sonra 64 hücreli bir embriyo oluşmuştur. 5-6 gün sonra ise embriyo uterus duvarına yapışmıştır.
Yumurta-sperm buluşmasının yeri fallop tüpüdür. Burada yumurta özel bir sıvı salgılamaya başlar. İşte bu sıvı sayesinde spermler yumurtanın yerini bulurlar. Buraya kadar verilen örneklerin tümü Allah'ın özel koruması altında, çok kusursuz bir yaratılışla, mükemmel bir işleyişle meydana gelirler. Yumurta ve spermler adeta şuurlu birer varlık gibi hareket ederler. Oysa yumurta "özel bir sıvı salgılamaya başlar" derken bir insandan ya da şuurlu bir varlıktan söz edilmemektedir. Bu ufacık protein yığınının, "kendi kendine" böyle bir şeye "karar vermesi", dahası spermi kendine çekecek bir kimyasal bileşim "hazırlayıp" salgılaması Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın sonsuz gücünün ve ilminin açık delilidir. Allah kadın ve erkek vücudundaki üreme sistemlerini en küçük detaylarına kadar birbirlerine uyumlu bir şekilde yaratmıştır. Üstelik bu mucizevi yaratış çocuğun dünyaya gelişine kadar geçen 9 aylık süre boyunca da olağanüstü bir şekilde devam etmekte, her saniyesi insanda hayranlık uyandıran bir süreç yaşanmaktadır. Örneğin yumurtayı dölleyecek sperm yumurtaya yaklaştığında, yine yumurtanın salgılamaya sözde "karar verdiği" ve sperm için özel olarak hazırlanmış bir sıvı, spermin koruyucu zırhını eritir. Bunun sonucunda da bu kez spermin ucunda olan ve yine özel olarak yumurta için hazırlanmış bulunan eritici enzim kesecikleri açığa çıkar. Sperm, yumurtaya ulaştığında bu enzimler yumurtanın zarını delerek spermin içeri girmesini sağlarlar. Yumurtanın etrafını kuşatan spermler içeri girmek için büyük bir yarışa başlarlar. Ancak yumurtayı genelde tek bir sperm döller. Yumurtayı spermleri taşıyan sıvının kendisi değil, içinde taşıdığı tek bir sperm, hatta onun da "özü" olan kromozomlar döllemektedir. Tek bir spermi içeri alan yumurtaya artık bir başka spermin girmesi mümkün değildir. Bunun sebebi yumurtanın etrafında bir elektriksel alan bulunmasıdır. Yumurta çevresi (-) elektrik yüklüdür ve ilk sperm yumurtaya girer girmez bu potansiyel (+) olur. Böylece dışarıdaki spermlerle aynı elektrik yükünü taşıyan yumurta, bu kez onları itmeye başlar. Yani birbirinden ayrı ve bağımsız olarak oluşan iki özün elektriksel yükleri de birbirleriyle uyum içindedir. Sonunda spermdeki erkeğin DNA'sıyla yumurtadaki kadının DNA'sı birleşir. Artık annenin karnında yabancı, yeni bir hücre vardır. Bu mucizevi döllenmenin ardından annenin karnında 9 aylık çok olağanüstü bir serüven başlar. Ve bu serüvenin her anında bebek Allah'ın sonsuz merhameti ile korunarak gelişimini en güzel şekilde tamamlar.
Erkekten gelen sperm ve kadındaki yumurta az önce değindiğimiz şekilde birleştiğinde, doğacak bebeğin ilk özü de oluşmuş olur. Biyolojide "zigot" olarak tanımlanan bu tek hücre, hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek bir "et parçası" haline gelecektir. Ancak zigot bu büyümesini boşlukta gerçekleştirmez. Rahim duvarına tutunur, sahip olduğu uzantılar sayesinde toprağa yerleşen kökler gibi oraya yapışır. Bu bağ sayesinde de, gelişimi için ihtiyaç duyduğu maddeleri annenin vücudundan alabilir. Döl yatağına tam anlamıyla tutunmuş olan zigot gelişmeye başlar. Anne rahmi ise, zigotu saran ve "amnion sıvısı" denen bir sıvı ile doludur. Bebeğin içinde büyüdüğü amnion sıvısının dikkati çeken en önemli özelliği, dışarıdan gelecek darbelere karşı bebeğin güvenliğini sağlamasıdır. Bebek, sonsuz şefkatli Rabbimiz'in bu koruması sayesinde 9 ay boyunca emniyet içinde kalabilmektedir. Allah Kuran'da bu gerçeği "Sizi basbayağı bir sudan yarattık. Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik." (Mürselat Suresi, 20-21) şeklinde bildirmektedir.
Zaman geçtikçe, başlangıçta jelatini andıran ceninde büyük bir değişim görülür. İlk baştaki o yumuşak yapının içinde vücudun dik durmasını sağlayacak sert kemikler oluşmaya başlar. Öyle ki başlangıçta aynı yapıya sahip olan hücreler farklılaşarak, kimi ışığa karşı hassas göz hücrelerini, kimi sıcağı, soğuğu ya da acıyı algılayan sinir hücrelerini veya ses titreşimlerini algılayan hücreleri oluşturur. Bütün bu anlatılan işlemlerin sonunda bebek, annesinin karnındaki gelişimini tamamlamış ve dünyaya gelmiştir. Bu haliyle anne karnındaki ilk halinden 100 milyon kat büyük, 6 milyar kat da ağırdır. Kuşkusuz hiç kimse başka bir insanı ya da herhangi bir maddeyi yaratma gücüne sahip değildir.
Anlatılan mükemmel sistemlerin hepsini tüm aşamalarıyla ve detaylarıyla Allah yaratmaktadır. Rabbimiz ayette şöyle buyurmaktadır:
Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir. (Mü'minun Suresi, 14)
Hücrenin "bölünme" süreci çok mucizevi bir şekilde gerçekleşir. Bölünerek çoğalmanın gerçekleşmesi için, ilk hücrenin kendisinin kopyasını yapması, bu kopyaların da sıraları gelince bölünüp benzer kopyalar üretmeleri, böylelikle zamanla aynı hücreden milyonlarca kopya meydana gelmesi gerekir. Fakat tüm bu süreç, göründüğünden daha karmaşıktır. Çünkü bölünme sürecinin bir aşamasında, kopyalanan hücrelerden bazıları diğerlerinden farklılaşmaya ve tümüyle değişik bir yapı kazanmaya başlarlar. Bu şekilde, ortak bir ana hücreden gelen hücreler, bölünme süreci içinde zamanla farklılaşıp ayrı ayrı dokuları ve organ sistemlerini meydana getirirler. Hücreler bölünerek çoğalır ve eksiksiz bir insan burnu, eli, göz kapağı ya da böbreği meydana getirirler. Gerektiği kadar çoğalır, tam zamanında da dururlar. Sinir hücresi olacak hücreler, elektrik sinyallerini iletebilmelerine imkan verecek şekilde, uzantılı bir yapı kazanırlar. Eklem hücreleri ise basınca dayanıklı olan küresel şekli seçerler. Kemik hücreleri de diğerleri gibi yine embriyo aşamasında oluşur. Sıradan bir görünüme sahip bazı hücrelerde, ortada hiçbir görünür neden yokken kalsiyum birikmeye başlar ve bu sayede son derece sert bir doku gelişir. Bu sert doku olağanüstü güçlüdür, kilolarca ağırlığı ömür boyu taşıyabilecek nitelikte yapılmıştır. Kırıldığı zaman kendini yeniden onarabilir. Kendisine denk dayanıklılıktaki bir maddeye göre çok daha hafiftir. İçindeki boşluklar hem hafif hem de esnek ve dayanıklı olmasını sağlar. Eğer kemiğin içinde bu boşlukların esneme payı olmasa kemik en ufak bir darbede kırılırdı. Kusursuz yaratılışı sayesinde kemik hem dayanıklı, hem çok esnek, hem de hafiftir. Hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya devam etmemeleri, örneğin insan burnunu bir fil hortumu kadar yapmamaları, üzerlerindeki kontrolün apaçık göstergesidir. Bilinçsiz hücrelerin hummalı bölünmesi sonucunda, ortaya hem iç organları hem de dış görünümü açısından kusursuz bir insan çıkması, herşeye hakim ve kadir olan Allah'ın insanlara lütfu ve merhameti ile gerçekleşir.
İnsan vücudunda bulunan yaklaşık 100 trilyon hücrenin her birini çepeçevre saran hücre zarı, karar verme, hatırlama, değerlendirme gibi özellikler gösterir. Komşu hücrelerle bağlantıyı sağlar, hücreye giriş-çıkışları çok hassas bir şekilde denetler. Sahip olduğu bu üstün karar verme yeteneği, hafızası ve gösterdiği akıl nedeniyle hücre zarı hücrenin beyni olarak kabul edilmektedir. Ancak burada bilinçli bir hareketinden söz ettiğimiz hücre zarı o kadar incedir ki, ancak elektron mikroskobuyla fark edilebilir. Zar, çift taraflı bir duvara benzer. Bu duvar hücreye girişi ve çıkışı sağlayan kapılar ve zarın dış ortamı tanımasını sağlayan algılayıcılarla donatılmıştır. Bunlar hücre duvarının üzerinde yer alır ve hücreye yapılan tüm giriş ve çıkışları titiz bir biçimde denetlerler. Hücre zarının ilk görevi, hücrenin organellerini sararak birarada tutmaktır. Ayrıca bu organellerdeki işlemlerin devam edebilmesi için gerekli maddeleri dış ortamdan sağlar. Bunu yaparken hücre zarı son derece iktisatlı davranır; hücrenin ihtiyaç duyduğu miktardan fazlasını kesinlikle içeri almaz. Bir yandan da hücrenin içindeki zararlı atıkları tespit eder ve hiç zaman kaybetmeden bunları dışarı atar. Hücre zarının görevi son derece hayatidir; en ufak bir hatayı kabul etmez. Çünkü herhangi bir hata veya aksaklık hücrenin ölümü demektir. Yağ ve protein moleküllerinden meydana gelmiş bir katman olan hücre zarına bu mucizevi görevleri yaptıran ve insanın yaşamının devamı için bu olağanüstü sistemi hazırlayan Allah'tır.
Anne karnındaki gelişme sırasında, milyarlarca hücreden her birinin kendisine ait olan yere yerleşmesi lazımdır. Bunun için hücreler, embriyo içinde oluştukları yerden ait oldukları yere doğru, akıllara şaşkınlık veren bir yolculuk yaparlar. Buna "hücre göçü" denir. Bu yolculuk sırasında gidilecek adresin doğruluğu kadar zamanlama da çok önemlidir. Annenin karnındaki bu gelişim sırasında milimetrenin yüzde biri kadar yapılabilecek küçük bir yer hatası, veya saniyenin yüzde biri kadar bir sürede yapılacak zamanlama hatası; çok değişik sakatlıkların oluşmasına sebep olabilir. Örneğin insanın ayakları kafasından, kulakları göğsünden çıkabilir. Ancak Rabbimiz'in kusursuz yaratışı sayesinde bu sistem öyle mükemmel işlemektedir ki; hiçbir hata yapılmaz. Hücreler gidecekleri yere kadar embriyo içinde uzun bir yolculuk yapar, bu yolculukta da özel bir yol takip ederler. Gidecekleri yere ulaştıklarında ait oldukları yeri tanıyıp burada dururlar. Yani milyarlarca hücre, gidiş yollarını, gidecekleri yerleri önceden bilirler ve dahası, yola çıkmaya, ait oldukları yere gelince de durmaya karar verirler. Bütün bunların sonucunda, örneğin, hiçbir zaman mide hücreleri ile karaciğer hücreleri birbirlerine karışmaz. Mükemmel çalışan iç organlar, kollar, bacaklar yani insan vücudundaki organlar karışıp bir et yığını haline gelmezler. Başlangıçtaki küçük bir et parçası böylece, yavaş yavaş insan şeklini alır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
... Gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için... (Hac Suresi, 5)
Tüm bu olaylar sırasında en ufak bir karışıklık ve düzensizlik meydana gelmez. Bu olayda göç eden hücrelerin ve ulaştıkları yerde tutunacakları hücrelerin birbirlerini adeta tanımaları söz konusudur. Örnek olarak, sinir sistemi gelişirken milyonlarca nöronun (sinir hücresi) birbirleriyle bağlantılarını yapabilmek için eşlerini bulma çabasında oldukları gözlemlenmiştir.
Sinir hücreleri eşlerini bulmakla da kalmaz, meydana getirecekleri organın son şeklini ve yapısını oluşturacak muhteşem bir mühendislik tasarımı içinde birleşirler. Örneğin beyin hücreleri, aralarındaki gerekli bilgi iletişimini sağlayacak yaklaşık 120 trilyon elektrik bağlantısı kurarlar. Bu, bir eşine daha rastlanmamış olağanüstü elektronik donanımda, tek bir bağlantı hatası ya da kısa devrenin nelere malolabileceğini tahmin etmek pek güç değildir.
Trilyonlarca hücrenin birbirleriyle uyum içinde hareket ettiklerini, ve yine trilyonlarca hücrenin içinde hatasız bir hesap ve planla eşlerini bulduklarını belirttik. Oysa hiçbir şekilde düşünme, planlama, yolunu bulma gibi yetenekleri olmayan hücrenin böyle bir karmaşanın içinden tek başına çıkması ve yolunu bulup doğru yere ulaşması imkansızdır. Belli ki tüm hücrelere yolunu gösteren, gitmeleri gereken yere ulaştıran, herşeyi kontrol ve hakimiyeti altında bulunduran bir gücün varlığı söz konusudur. Bu güç alemlerin Rabbi olan Allah'ın sonsuz gücüdür. Rahmetiyle hücreleri yoktan var etmekte, sonra her birine gerekli olan yere gitmelerini ilham etmektedir. Bu yüzden hücrenin yolunu şaşırması, sapması, yanlış yere gitmesi, eşini karıştırması gibi bir durum söz konusu değildir. İnsan Allah'ın sonsuz merhameti sayesinde kusursuz bir şekilde var olmakta, hayatı boyunca da Allah'ın koruması sayesinde yaşamını devam ettirebilmektedir.
Döllenen yumurta hücresi -zigot- ikiye, dörde ve sonra sekize bölünürek hızla büyümeye devam eder. Bunun için yüklü miktarda besine ihtiyaç duyar. Plasenta denilen yapı sayesinde anneyle bebek arasında besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişi sağlanır. Üstelik plasenta, dokuların oluşması için gerekli olan besinleri ve oksijeni özenle seçerek bebeğe taşırken, atık maddeleri de annenin vücuduna gönderir. İnsanın vücudundaki bu benzersiz düzen, Allah'ın, Rahman ve Rahim sıfatlarının tecellilerinden sadece biridir.
Spermden bebeğe dönüşen yeni insanın beslenmesi de başlıbaşına bir mucizedir. Bebek için özel olarak hazırlanan ve ne annenin ne de başkasının, yapımına katkıda bulunmadığı anne sütü, olabilecek en iyi besindir. Anne sütü bileşimindeki maddeler sayesinde, hem yeni doğan bebek için mükemmel bir besin kaynağı, hem de onun ve annenin hastalıklara karşı direncini artıran bir maddedir. Doktorlar suni olarak üretilen mamaların ancak sütün yetersiz gelmesi halinde kullanılması, çocuğun özellikle ilk aylarda kesinlikle anne sütüyle beslenmesi gerektiği konusunda birleşmektedirler. Anne sütünün en ilginç özelliği, bebeğin gelişme dönemlerine göre karışımının değişmesidir. Sütün kalori miktarı ve besin dengesi, bebeğin erken veya zamanında doğmuş olmasına göre de değişiklikler gösterir. Bebek erken doğumla dünyaya gelmişse, anne sütünün içerdiği yağ ve protein miktarı normal olgunluktaki bebeğinkine göre daha fazladır. Çünkü erken doğan bebeğin yüksek kaloriye ihtiyacı vardır. Bebeğin ihtiyacı olan savunma sistemi elemanları, yani antikorlar ve savunma hücreleri, anne sütünün içinde bebeğe hazır olarak verilir, adeta paralı askerler gibi ait olmadıkları bir vücut için savunma yapar ve bebeği düşmanlarından korurlar. Bu çok büyük bir mucizedir. Nasıl olur da beden, bebeğin dünyaya hangi zamanda geleceğini fark edip ona göre bir üretim yapabilmektedir. Bu kararı bedenin vermediği açıktır. Allah 9 ay boyunca güvenlikli bir yerde muhafazaya aldığı bebeği doğumundan sonra da en güzel şekilde korumakta, her türlü şartı hiç zahmet çekilmeyecek şekilde hazırlamaktadır. Bu, Allah'ın rahmetinin insan üzerindeki tecellilerinden sadece bir tanesidir.
Anne sütü antibakteriyeldir. Oda sıcaklığında altı saat tutulan sütlerde bakteriler gelişerek sütü bozduğu halde, bu süre zarfında anne sütünde bakteri oluşmaz. Bebeği damar sertliğinden korur. Bebek tarafından kısa sürede sindirilir. Modern laboratuvarlarda beslenme uzmanlarınca yapılan mamaların hiçbirinin anne sütü kadar yararlı olmadığı bilinmektedir. Bu bebek mamalarından daha üstün olan anne sütünün, bir laboratuvarda değil, insan vücudunda ve annenin haberi bile yokken kimin tarafından üretildiği sorusu nasıl açıklanabilir? Açıktır ki, anne sütünü, o süte ihtiyacı olan bebeği de yaratan Allah var etmiştir. Sonsuz merhametiyle kullarının velisi olan Rabbimiz, insanı doğduğu andan itibaren en güzel şekilde rızıklandırmaktadır.
Yeni doğan bebeğin kafatası kemikleri birbirlerinin üzerinde az da olsa hareket edecek şekilde var edilmişlerdir. Bu boşluklar bebek 18 aylık olduğunda kaybolur.
Yeni doğan bir bebeğin kafatası kemikleri çok yumuşaktır. Ve bu kemikler, birbirlerinin üzerinde az da olsa hareket edebilirler. Bu esneklik sayesinde bebeğin başı, doğumda bir hasar görmez. Eğer kafatası kemikleri doğum sırasında sert bir yapıda olsalardı, anne karnından çıkarken çatlayabilir hatta kırılarak bebeğin beyninde büyük hasarlara yol açabilirlerdi.
Allah, insanı belli bir düzen içinde yaratmıştır. İnsan doğadaki en mükemmel, en karmaşık ve en olağanüstü sistemlere sahip canlılardan biridir. İnsan vücudu, ortalama 60-70 kiloluk bir et ve kemik yığınıdır. Bilindiği gibi et, doğadaki en dayanıksız malzemelerden biridir. Açıkta kaldığında birkaç saatte bozulur, bir-iki gün içinde kurtlanır ve dayanılmaz bir koku yaymaya başlar. Bu çürük malzeme, insanın vücudunun büyük bölümünü oluşturur. Ama onu besleyen kan dolaşımı ve dışarıdaki bakterilerden koruyan deri sayesinde, 70-80 yıl boyunca, bozulmadan, çürümeden saklanır. Bu, Allah'ın insan üzerindeki korumasıdır. İnsanın Allah'ın koruması olmaksızın hayatını bir an bile devam ettirebilmesi mümkün değildir.
Önceleri bir hücre yığını halindeki ellerde, zaman içerisinde parmaklar oluşur. Bu tıpkı bir taş yığınının şekillenerek sanatkarane bir heykele dönüşmesi gibi gerçekleşir. Hayatımızın çok önemli bir parçası olan eller, Allah'ın üzerimizdeki rahmetinin sayısız örneğinden biridir.
Anne karnındaki ceninin orantılı bir şekilde büyümesi de Allah'ın rahmet ve şefkatinin çok güzel bir delilidir. Her organın kendisi için belirlenmiş bir büyüklüğü vardır. Bu büyüklüğe hiçbir eksik ya da fazla olmadan ulaşılabilmesi içinse, gelişmenin zamanlaması çok iyi ayarlanmalıdır. El, ayak, kulak, göz gibi bütün çift organlar aynı anda şekillenmeye başlamalı, gelişmeleri aynı anda durmalı, bu gelişim durduğunda da aynı büyüklüğe ulaşmış olmalıdırlar. Aynı şekilde, meydana gelen organların simetrik olması da, hücrelerin eşit olarak, doğru bir zamanlamayla hareket etmeleri sonucunda olur. Organların eş zamanlı büyümelerinin ne denli büyük ve hayati bir mucize olduğu, olayın tersi düşünüldüğünde daha da iyi anlaşılır. Organların farklı hızlarda, birbirlerinden bağımsız olarak büyüdüklerini düşünelim. Olacakları hayal edebilir misiniz? Örneğin beynin, kendisini çevreleyen kafatasından çok daha hızlı büyüdüğünü düşünün. Hacmi yeterince genişlememiş kafatası beyni sıkıştırıp onun ezilmesine, dolayısıyla bebeğin kısa sürede ölümüne yol açardı. Veya deri, vücut çatısına oranla daha yavaş gelişse, hızla gelişen iskelet ve uzuvlar deriyi önce gerip bir süre sonra da yırtarak büyümeye devam edeceklerdi. Sonuçta ortaya garip bir görünümün çıkması bir yana bebek yaşamayacaktı. Bu konuda, hücre zarıyla hücre organellerinin uyumlu gelişiminden, iskeletle iç organlar arasındaki dengeli büyümeye kadar pek çok örnek verebiliriz. Bunların oluşmaması ve bizim dünyaya düzgün birer insan olarak göz açmamızın tek nedeni, Allah'ın sonsuz merhameti, şefkati ve biz kulları üzerindeki korumasıdır. Ancak tüm bu açık gerçeklere rağmen bazı kişiler, insana hayat verenin beyin, hücreler ya da kan olduğunu düşünürler. Oysa şuursuz hücrelerin insana can vermesi mümkün değildir. İnsanı yoktan var eden, can bağışlayan, sağlık veren ve yaşatan Allah'tır. Allah Muhyi (hayat veren)dir. Allah Yunus Suresi'nde yer alan bir ayette "O, diriltir ve öldürür. Ve O'na döndürüleceksiniz." (Yunus Suresi, 56) buyurmaktadır. Bir varlığa can vermek, onu yoktan yaratmak ve onun yaşamını sürdürebileceği şekilde dünya şartlarını düzenlemek yalnızca sonsuz güç sahibi olan Allah'a mahsus bir özelliktir. Allah dokuz ay içinde yoktan; gören, duyan bir insan yaratır. Ona can bağışlar. Bir canlının oluşum aşamalarında meydana gelen bu mucizevi olayları, bir yumurtayla spermin başaramayacağı açıktır. Onları birleştiren ve anne karnındaki bebeği dokuz ay boyunca koruyarak büyüten yalnızca Allah'tır.
manolya80
25.02.2008, 14:05
Düzenli seks yapın Bir bebek sahibi olmak sizin için çok önemliyse ona sahip olabilmek için yapmanız gerekenler vardır. Bu yapacaklarınızla hamile kalma şansınızı arttırabilirsiniz. Düzenli seks yapın Haftada iki veya üç kez düzenli olarak yada günaşırı seks yapmanız durumunda döllenme için uygun zamanı denk getirme şansınız artacaktır. Ovülasyon zamanına yakın zamanlarda günde bir kez seks yapınOvülasyon civarındaki günlerde günde bir kez seks yapmak gebelik şansını artırır. Her seferinde eşinizin sperm yoğunluğu hafifçe düşse de, sağlıklı bir erkek için bu azalma önemli değildir.Sağlıklı yaşam tercihleri yapın Sağlıklı bir kiloda kalın, düzenli olarak egzersiz yapın, sağlıklı beslenin en önemlisi de düzenli beslenmeye dikkat edin. Stresi kontrol altında tutun. Bu iyi alışkanlıklar hem size hem de hamileliğiniz sırasında bebeğinize faydalar sağlayacaktır.Gebeliğinizi gebe kalmadan önce planlayınBunun için öncelikle bir doktor kontrolüne gidin ve doktorunuzun size vereceği tavsiyeleri dikkatlice uygulayın. .Vitaminlerinizi alınGebelik öncesi ve sonrası özellikle de de folik asit bebeğin gelişiminde önemli bir rol oynar. Hamile kalmadan en az bir ay önceden itibaren folik asit almak bebekte oluşabilecek bir çok riski azaltır..
mayamiyo_78
04.03.2008, 09:01
OHSS tüp bebek uygulamalarının en önemli komplikasyonlarından birisi olup, ölüme kadar giden bir tablo ile ortaya çıkabilmektedir. OHSS
damarlardan karın zarı boşluğuna proteinden zengin bir sıvının geçişi
ile karakterizedir. Bu olaya yol açan temel neden tam olarak
bilinmemekle birlikte kılcal damar geçirgenliğindeki ani bir artışa
bağlı olduğu düşünülmektedir.
Tüp bebek uygulamalarının %1-30 (ortalama %2-3)’unda hiperstimülasyon görülebilir. En çok görüldüğü hasta grupları polikistik over sendromu olan, genç, zayıf ve ultrasonda yumurtalıklarda çok sayıda follikülü olan hastalardır.
OHSS
belirtilerinin ortaya çıkması YUMURTA ÇATLATMA İĞNESİ adını verdiğimiz
hCG adlı ilacın verilmesinden 2-3 gün sonra ortaya çıkar. hCG
yapılmayan hastalarda bu tablonun görülme riski yok denecek kadar
azdır. Yumurtalıklarda çok sayıda follikül gelişimi olan (20’den fazla)
ve E2 hormon düzeyi yüksek olan hastalarda OHSS gelişme riski artmaktadır.
OHSS klinik belirtilerin şiddetine göre genel olarak 3 grupta incelenebilir:
1. Hafif OHSS: Bu hastalarda kanda E2 düzeyi yüksektir, karında şişlik ve hafif ağrı vardır, ancak yumurtalıkların çapı 5 cm’nin altındadır.
2. Orta derecede OHSS:
Bu hastalarda karında daha fazla şişlik görülür, karında hafif sıvı
birikimi vardır ve bulantı-kusma, ishal, kilo alımı gibi belirtiler
görülebilir. Ayrıca yumurtalık çapı 5-12 cm arasındadır.
3. Şiddetli OHSS:
Bu hastalarda aşırı düzeyde karın şişliği, karında sıvı toplanması,
akciğer zarında sıvı toplanması, kan tablosunda değişiklikler ve buna
bağlı akciğer ve beyine pıhtı atılması, pıhtılaşma bozuklukları gibi
ağır tablolar ve yaşamsal tehlikeler oluşabilir. Yumurtalık boyutları
12 cm’den daha fazladır.
Tedavi: Öncellikle OHSS’de radikal ve kesin bir tedavi yöntemi olmadığı için tablonun ortaya çıkmasının engellenmesi büyük önem taşımaktadır. OHSS
gelişiminin önlenmesi için şu önlemler alınabilir:
a) Tedavi öncesi riski yüksek olarak görülen hastalarda ilaç dozu düşük
tutulmalı
b) Tedavi sırasında 20’den fazla follikül gelişimi olan veya E2 düzeyi
4500 pg/ml’nin üzerinde olan hastalarda tedavinin iptal edilmesi
c) Tedavinin iptal edilmesinden önce ilaçlar kesilip E2 düzeyi normale
düştükten sonra hCG yapılabilir
d) Tedavisi iptal edilmeyen hastalarda yumurtalar alınıp döllendikten
sonra hastaya transfer edilmeden dondurulabilir
Tablo geliştikten sonra kesin bir tedavi olmamakla birlikte aşağıdaki
önlemlere başvurulmalıdır:
a) Hafif vakalarda yatak istirahati, kilo ve karın çevresi izlemi,
yeterli sıvı alımı ve idrar miktarı takibi yeterli olabilmektedir. Bu
hastalarda belirtiler birkaç gün içerisinde kaybolur. b) Orta derecede olan hastalarda tablo 3 hafta ve gebelik olması
durumunda daha uzun süre devam edebilir. Bu hastalarda da kilo, karın
çevresi ve idrar takibi çoğunlukla yeterlidir. Kan tablosuna bakılarak
tablonun ağırılığı kontrol edilebilir ve tablodaki değişim izlenir. c)
Şiddetli hastalar hastaneye yatırılarak izlenir. Bu hastalarda sıvı-
elektrolit dengesi çok iyi ayarlanmalı günlük kan tablosuna bakulmalı;
böbrek, karaciğer ve akciğer fonksiyonları dikkatle izlenmelidir. Bu
hastalarda kanda pıhtılaşma ve pıhtının akciğere atılması ve DIC adını
verdiğimiz pıhtılaşma bozuklukları yaşamsal tehlikelere yol
açabilmektedir. Bu nedenle kan tablosuna göre gerekirse heparin adını
verdiğimiz kanı sulandırıcı ilaçlar verilmelidir. Karındaki sıvı
birikimi fazla ve solunum sıkıntısı yaptıracak düzeyde ise bu sıvı
ultrason gözlemi altında boşaltılmalıdır. Sonuç olarak tedavinin temel
prensibi hastanın sıvı dengesinin ayarlanmasıdır. Doku fonksiyonlarının
bozulması bu dengedeki bozukluklara paralel olarak artmaktadır.
hamilelik öncesi beslenmeBir aile olmaya karar verdiğiniz anda yapacağınız bir sağlıklı beslenme programı, gelecekte hiç şüphesiz çocuğunuza faydalı olacaktır. Sağlıklı beslenmek çocuğunuz doğmadan önce onun için yapacağınız en önemli şeydir ve inanın onun için güzel bir oda hazırlamaktan çok daha faydalıdır.İdeal olarak hamile kalmadan en az 3ay-1yıl önce beslenme durumunuz en iyi durumda olmalı. Ne çok zayıf ne de çok kilolu olmalısınız. Unutmayın hamilelik diyet için uygun bir zaman değildir.Hamilelik öncesi besin deponuzun en iyi durumda olması için günlük tüketmeniz gerekenler:• 2-3 kez kalsiyumdan zengin besin(yağsız süt,peynir, yoğurt)• 7 öğün sebze ve meyve. Araştırmalar göstermiştir ki folik asit bebekte meydana gelebilecek nöral tüp hasarlarını(omuriliğin kılıfının tam oluşmaması) önlemektedir. Folik asit ise ıspanak, brokoli, ve koyu yeşil sebzelerde bulunmaktadır. Ayrıca C vitamini yönünden zengin olan turunçgiller, kiwi ve yeşil sebzelerden faydalanmanız gerekir.• En az 2 öğün yüksek proteinli gıdalar almalısınız(balık, beyaz et, yumurta gibi..)• Bol su için ve sıvı alınSağlıklı bir diyet ile beraber vitamin ve mineral desteği de almanızda fayda var. RDI’nın (uluslar arası tavsiye edilen doz) %100-150’si kadar vitamin ve mineral almalısınız. Ayrıca aldığınız bu takviyenin 400 mikrogram folik asit ve 18 mg demir içerdiğinden emin olun. Çalışmalar göstermiştir ki bu ek vitamin ve mineraller doğum kusurlarını ve bebek anomalisi oluşma sıklığını en aza indirmiştir. Eğer kalori alımınızı çok arttırmazsanız hamilelik için gereken demir miktarını depolamanız zor olacaktır. Bu nedenle demir takviyesi alımı önemlidir. Unutmayın ki demir eksikliği vajinal kanama, düşük doğum ağırlıklı bebek, hamilelik ve doğum sonrası aşırı yorgunluk sebebidir.Yalnız dikkat edilmesi gereken kritik bir nokta vardır. Bazı vitaminlerin yüksek dozda alındığında zararlı olabilir. Özellikle yağda eriyen vitaminler vitamin A ve D fazla alındığında bebekte doğum kusurlarına yol açabilir. Bu nedenle RDI’nın %100-150’sini geçmemelisiniz.mystical2008-04-27 17:10:42
"Her gün ilişkiye girmeyin, baba olma şansınız düşer" Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli? Çiftlerin hamilelik mucizesini gerçekleştirme şansı her ay yüzde 30'dur. Tabii ki düzenli ilişki kurmak kaydıyla... Düzenli demek, her fırsatta ilişki demek değil. Bir gün arayla ya da iki-üç günde bir, bu işin kararıdır. Yani her ilişkiden sonra bir gün tatil! Her gün ilişkiye girerlerse ne olur? Çok sık ilişkiye girildiği taktirde meninin hacmi ve sperm sayısı azalır. Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi? Çok ara vermek de sorun yaratır. İki hafta hiç ilişkiye girmedikten sonra gerçekleşen ilişkide, çıkan sperm sayıları yüksek olsa bile hareketlilik düşer.Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor? 28 günde bir adet gören kadında 14. gün yumurtlama günüdür. Dolayısıyla 10. günden itibaren gün aşırı ilişki olması, hamilelik şansını en çok artıran tempodur. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu? Bir kere kadının rahminin pozisyonu önemlidir. Kadının üstte olduğu pozisyonda hamile kalmak daha zordur. Hamilelik isteniyorsa kadının kalça altına yastık koyması bile önerilebilir. Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı? Organik gıdaları tavsiye ediyorum. Yenilecek gıdalar iyi yıkanmalı, sigaradan uzak kalınmalı. Çünkü günde bir paket sigara içenlerin menopozu üç yıl erkene çekiliyor, iki paket içenlerin ise beş yıl. Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı? Çok sıcak banyo sperm üretimini azaltır. Çünkü testis ısıya hassastır. Özellikle sperm sayısı sınırda olan kişilerde zararlıdır. Dr. Seval Taşdemir: "Köylerde her gün ilişkiye girenlerin sağlıklı çocukları var"Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli? Hamilelik için çiftlere haftada iki üç kere ilişkide bulunmalarını öneririz. Ama asla bir sınırlandırma da getiremeyiz, ilişki spontan olmalıdır. Sonuçta ilişki sıklığı anne baba olma şansını büyük ölçüde etkilemez. Her gün ilişkiye girerlerse ne olur? Hiçbir şey olmaz. Köylerde her gün ilişkiye giriyorlar, sağlıklı çocukları oluyor. Günlük ilişkiler her zaman sperm sayısını düşürmez. Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi? Günü geliyor çok ender, hatta yılda bir kez ilişkiyle bile insanlar çocuk sahibi olabiliyorlar. Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor? Sperm, kadının genital organlarında bir süre yaşar. 14. gün en riskli gün olarak söylense de bazen 20. günlere kadar gebelik riski sürer. Bu nedenle takvim metodu hiçbir zaman doğum kontrol yöntemi olarak işe yaramaz. Bu metodu kullananlar kazaya kurban giderler. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu? Pozisyonlar da çok önemli değildir. Yalnızca ilişkiden sonra bizim toplumumuzda vajinal duş çok yaygın, bunu önermiyoruz. Enfeksiyona davetiye çıkarıyor. Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı? Tek yönlü beslenmenin yumurtlama üzerinde kötü etkisi var. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksektir. Hayvansal proteinlerden de alınması şart. Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı? Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi vardır. Vajinal duşu, özellikle hamilelik beklenen ilişkilerde önermiyoruz.
Planlı hamilelik özellikle kariyer yapma çabasındaki çalışan çiftler için büyük önem taşıyor. Ama "Artık bebek sahibi olmanın zamanı geldi diyorsanız fazla vakit kaybetmeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Taşdemir'in önerilerine kulak verin.Günümüz koşulları hemen hemen her alanda olduğu gibi bebek sahibi olma konusunda da plan yapmayı gerektiriyor. Ama kararı verince bebek de hemen gelmiyor. Aylarca çaba! sarfedildiği halde ve klinik olarak hiçbir sorun bulunmamasına rağmen, bazen istenilen hamilelik bir türlü gerçekleşmiyor. Çünkü ya yumurtlama zamanı tutturulamıyor ya da farkında olmadan hamileliği engelleyen hatalar yapılıyor. Oysa maddi ve manevi açıdan hazır olunan bir dönemde bebek sahibi olmak istendiğinde insanların beklemeye pek de fazla tahammülü olmuyor. Peki, doğru olduğu düşünülen zamanda, vakit kaybetmeden hamileliğin gerçekleşmesi için neler yapılmalı, nelere dikkat edilmeli? Uzmanlara göre hiçbir doğurganlık problemine sahip olmayan ve korunmayan bir çiftin ortalama hamile kalma şansı, her adet döneminde yüzde 25 civarında. Çiftin yaşı, regl döneminin zamanı ve ilişkilerin sıklığı ise başarıyı etkileyen en önemli faktörler. Hamileliği sağlayan ve destekleyen koşullara dikkat ederek arzu ettiğiniz bebeğe bir an önce kavuşabilmek için uzmanımızın önerilerini dikkatlice uygulayın. İdeal yaşta mısınız? Tıbbi araştırmalar, çocuk sahibi olabilecek çağdaki yetişkinlerin yüzde 10 - 15'inin kısırlık problemi ile karşılaştığını ortaya koyuyor. Aktif bir cinsel yaşamı olan çiftlerin yüzde 57'si üçüncü ayda, yüzde 72'si altıncı ayda, yüzde 85'i de birinci yılın sonunda hamile kalıyor. Hamilelik için gereken süre, çiftlerin yaşları yükseldikçe artıyor. Yaşla beraber kadının üretkenliğinin azaldığını belirten uzmanlar yaşın çocuk sahibi olunmasında bu kadar önemli olmasını başlıca iki nedene bağlıyorlar. Birincisi yaşlanma sonucunda yumurtaların kaliteleri bozuluyor. İkincisi, ilerleyen yaşla birlikte erken gebelik kaybı olasılığı artıyor. Bir kadın üreme çağı boyunca ortalama 400 - 500 kez yumurtluyor, yaş ilerledikçe kaliteli yumurta sayısı da azalıyor. Hamilelik öncesi hazırlık çok önemli Prekonsepsiyon dönemi olarak adlandırılan döllenme öncesi hazırlık döneminin son derece önemli olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Taşdemir, bu dönemin en sağlıklı şekilde geçirilebilmesi için anne adayının gebeliğin 2-3 ay öncesinden başlayarak bu 9 aylık döneme hazırlanması gerektiğini vurguluyor: "Döllenme ve döllenen yumurtanın rahmin iç tabakasına tutunması ile başlayan gebelik sürecinde bebeğin organlarını oluşturan hücreler büyük bir hızla bölünerek çoğalır ve oluşturacakları organ sistemlerine göre farklılaşır. Dolayısıyla gebeliğin organların oluştuğu bu ilk dönemi çok önemli." Yumurtlama döneminizi tespit edin Kadınların en fazla doğurgan oldukları döneme ait şöyle küçük formüller söz konusu: Adetin başladığı gün "1. Gün" olarak kabul ediliyor ve 28 günde bir adet gören kadında yumurtlama 13.- 15. gün arasında gerçekleşiyor, işte bu dönem en fazla doğurgan olunan zaman. Ancak kadınların tümü bu dönemde yumurtlamıyor. Bazıları biraz daha önce veya sonra yumurtlayabiliyor. Bazıları da hiç yumurtlamıyor. Unutulmaması gereken nokta şu! Yumurtlama problemleri olmasına rağmen kadınlar adet görebiliyor ve yumurtlama gücü aydan aya değişebiliyor. Yumurtlamanın olup olmadığı ultrason ya da kan testleriyle belirlenebiliyor. Erkek spermi cinsel ilişkiden sonra yaklaşık 48-72 saat kadın vücudunda canlı olarak kalabiliyor, işte kadının en doğurgan olduğu bu zamanda, spermin de orada olması gerekiyor, bir de yeterli sperm bulunabilmesi için her gün yerine gün aşırı cinsel ilişkiye girilmesi. Çünkü fazla sayıda cinsel ilişkide bulunmak erkeğin menisindeki sperm sayısını azaltıyor. Yumurtlamanın gerçekleştiği nasıl anlaşılır? Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı, rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin belirgin işaretleridir. Ayrıca eczanelerde satılan ovülasyon belirleme testleri ile de yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenebilir. Test yaptırabilirsiniz Jinekologların yumurtlama zamanını izlemek için kullandıkları en önemli yöntem LH düzeyinin tespiti. LH düzeyindeki ani yükseliş, yumurtlamanın 1-1.5 gün içinde başlayacağını, dolayısıyla kadının adet dönemi içindeki en verimli 2-3 gününün başladığını işaret eder. İşte bebek sahibi olmaya karar veren çiftler için cinsel ilişkiye girilmesi en öncelikli günler, bu günlerdir. İdrardaki LH düzeyindeki ani yükselişi artık eczanelerde satılan testler sayesinde evinizde de zamanında ve kolayca tespit edebilirsiniz. Siz yine de tedbirli olun! İlişki sırasında kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermleri öldürerek hamileliği önleyebilir. Ayrıca yer çekiminin etkisiyle ayakta veya oturur pozisyonda kurulan ilişkide ya da ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir. Her şeye rağmen tamamen sağlıklı bir çiftin hamilelik elde etme şansı her ay yüzde 25'tir. Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları gerekir. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca hamilelik ve hamilelik öncesi dönemde çalışma ortamında böcek öldürücü, kurşun, etilen oksit gibi kimyasal maddelere ve radyasyona maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Bu dönemde çamaşır suyu vs. gibi temizlik maddeleri kullanırken eldiven kullanmaya ve bu maddeleri solumamaya özen gösterilmelidir. Günümüzde bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla video, display terminallerinden (bilgisayar ve televizyon ekranı) yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı, olabileceği düşünülmektedir. Bu tip enerjiye maruz kalan kadınlarda düşük oranının arttığı gösterilmiştir. Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir. Doğum kontrol hapı kullandıysanız... Doğum kontrol hapları en güvenilir doğum kontrol yöntemlerinden biri. Ancak doğum kontrol hapını uzun süre kullanan ve bırakan kadınlarda bir süre daha yumurtlama problemi görülebiliyor. Bu sebeple hamile kalmak için geçen süre diğer doğum kontrol yöntemlerine göre uzun olabiliyor. Bu uzamaya karşın, doğum kontrol hapı kullanımıyla kısırlığın arttığı konusunda herhangi bir kanıt yok. Doğum kontrol hapıyla korunan kadınlar hapları kullanmaya devam ederken de (örneğin kullanmaya yeni başladıklarında) veya kestikten hemen sonra hamile kalabilirler, bu durumda bebeğin sağlığı olumsuz etkilenmez.Şansınızı artırın!Sağlıklı beslenmek yumurta ve sperm kalitesini, dolayısıyla da döllenmeyi etkiler. Hamilelik öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının edinilmesi ve bunların hamilelik süresince devam ettirilmesi çok önemli. Düzenli beslenme alışkanlığı anne adayına, ailesine ve gelişecek bebeğin sağlığına katkıda bulunur. Boyunuza ve vücut yapınıza uygun kiloda olmak, sağlıklı bir hamilelik için ayrıca önemli. Hamile kalmadan önceki dönemde yağdan fakir, liften zengin diyet uygulanarak ve egzersiz yaparak kilo verilmesi uygun olur. Ancak hızlı kilo verebileceğiniz diyetler hamile kalma şansını düşürüp, hamilelik öncesi besin depolarınızı azaltır. Sağlıklı hamilelik için en önemli vitamin folik asittir. Döllenmeden hemen sonra omurilik ve sinir sisteminin gelişmesinde önemli rol oynar. Hamilelikten önceki 3 aylık dönemden itibaren, günde 400 mg. folik asit takviyesi sinir sistemiyle ilgili bozuklukların oluşmasını engeller. Folik asit narenciyede, yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde bulunur, Günde 300 mg.'dan (3 bardak filtre kahve) fazla kafein alınması üreme sağlığını olumsuz etkiler. Kafein kahvenin dışında çay, kakao, kolalı içecekler gibi birçok gıdada bulunur. Bazı çalışmalar fazla kafein alımının düşüklere yol açtığını göstermiştir. Hamilelik ve öncesi dönemde kafein alımı mümkün olduğu kadar azaltılmalı ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir. Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde hiç alkol alınmaması en doğru yaklaşımdır. Alkol erkeklerde sperm sayısını ve kalitesini azaltır. Hamilelik ve öncesi dönemde sigara içilmemesi ve sigara içilen ortamlardan uzak durulması gerekir. Sigara yumurta ve sperm kalitesini bozar, yumurtanın döllenmesini ve döllenen yumurtanın rahme tutunmasını zorlaştırarak hamileliği önler. Sigara içen kadınlarda dış gebeliğin daha sık görüldüğünü gösteren çalışmalar vardır. Bu dönemde sigara bırakmayı kolaylaştıran nikotin sakız ve bantlarının kullanımı önerilmez. Suni tatlandırıcılar ve bunları içeren gıda maddelerinin kullanımından da hamilelikte ve öncesindeki hazırlık döneminde kaçınılması gerekir. Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde çiftlerin stresten mümkün olduğu kadar uzak kalması ve yeterince dinlenmesi gerekir. Egzersiz fazla ağır olmamak şartıyla önerilir. Ağır egzersiz kadın ve erkekte üreme sağlığını olumsuz etkiler.
POLİKİSTİK OVER HASTALIĞIPolikistik over hastalığı adet düzensizliği, kıllanma, istendiği halde gebe kalamama şeklinde belirtileri olan bir hastalıktır. Bu belirtilerin birkaçı veya tamamı birarada bulunabilmektedir. Hastalığa yumurtalıklarda yer alan çok sayıda kist sebep olmaktadır.Bu durumda da yumurtalıkla normalin 2-5 katı büyür.Hastalığın ortaya çıkış nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Beyinde yumurtalıkları uyarıcı hormon salgılayan hipotalamus, hipofiz gibi üst merkezlerle yumurtalıkların ilişkisi bozulmuştur. Hipotalamusun salgıladığı hormona hipofiz bezi aşırı yanıt vermekte ve luteinizan hormon salgısı artmaktadır. Bu hormon yumurtalıkları uyararak aşırı erkeklik hormonu salgılamakta ve yumurtalıklarda normal yumurta gelişimi gerçekleşememektedir. Bunun sonucunda bu kadınlarda luteinizan hormon ve erkeklik hormonları testosteron yükselmektedir. Yumurtlamadan sonra salgılanan progesteron hormonu ise yumurtlama gerçekleşmediği için, normal olarak salgılanamamakta ve kanda düşük düzeyde bulunmaktadır. Estrogen hormonu ise normal düzeyde salgılanmaktadır. Ayrıca süt salgılatan hormon prolaktin de polikistik overli hastaların 1/3’ünde yüksek bulunmaktadır.Polikistik over hastalığı hormonlar arasındaki dengenin bozulduğu ve bunun bir kısırdöngüye dönüştüğü bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştıran bazı etkenler söz konusudur, bunlar genetik eğilim ve şişmanlıktır. Aslında şişmanlığın hastalığın ortaya çıkış nedeni mi, yoksa hastalık sonucunda mı oluştuğu kesin değildir. Ancak polikistik over hastalığı bulunan kadınların yaklaşık yarısının şişman olduğu bir gerçektir. Şişmanlarda yağ dokusunda erkeklik hormonu üretimi daha fazladır ve bu durum hastalığın ilerlemesine katkıda bulunur.Polikistik overli hastaların büyük çoğunluğunda seyrek adet görme veya hiç adet görememe gibi şikayetler vardır. Hastaların %90’ında erkeklik hormonu artışına bağlı kıllanma ve ciltte yağlanma vardır. Polikistik overli hanımların yaklaşık yarısında kilo fazlalığı söz konusudur. Polikistik overli bir kadında tedavinin ilk basamağını kilo verme oluşturmalıdır. Gerek diyet gerekse egzersiz yardımı ile kilo verme ile adetler düzene girip, yumurtlama sağlanabilir. Daha önce ilaçlara yanıt vermeyen bir hasta kilo verme sonrası ilaçlara yanıt verir duruma gelebilir.Çocuk isteği olmayan, adet düzensizliği ve kıllanma yakınması olan bir kişide hem adetleri düzene sokmak, hem de kıllanmaya karşı genellikle doğum kontrol hapları kullanılır. Bu amaçla kullanılacak doğum kontrol haplarının progesteronlarının, erkeklik hormonuna karşı etkilerinin olması tercih edilir. Yine kanama bozukluklarına karşı sadece progesteron içeren ilaçlar da kullanılabilir. Kıllanmaya karşı ise sıklıkla kullanılan ilaçlar siproteron asetat ve spironolaktondur. Bazen bu iki ilacın birlikte kullanılmasından da iyi sonuçlar alınabilmektedir. Tedaviye en az 6 ay devam edilmesi gereklidir. Tedavi ancak yeni kıl oluşumunu engeller, eski kılların ortadan kalkmasını sağlamaz.Mevcut kılların yok edilmesi için elektroliz, lazer veya epilasyondan yararlanılabilir.Çocuk isteği olan kadınlarda ise kullanılacak ilaçlar hem düzenli adet görmeyi sağlar, hem de yumurtlama ve gebe kalmayı kolaylaştırır. Bu amaçla tercih edilen ilk grup ilaç klomifen sitrat olup, adetin 3-5. günlerinden itibaren kullanılır. Klomifen ile hastaların %75’inde yumurtlama, %50’sinde ise gebelik elde edilebilmektedir.Polikistik over hastalığı için kullanılan cerrahi tedavi yöntemi laparoskopidir. Laparoskopi ile her yumurtalığa 10 civarında delik açılarak minik kistler patlatılmaktadır. Bu tedavi ile hormonal kısırdöngünün kırılması ve yumurtlama sağlanabilmektedir. Ancak laparoskopi, ilaçla tedaviye yanıt vermeyen veya aşırı yanıt veren hastalarda kullanılması gereken, son tedavi seçeneği olmalıdır.Polkistik over hastalığı olanlarda tüp bebek yöntemi ile gebelik elde etme şansı yüksektir.
feelings
08.03.2008, 06:39
Arkadaşlar son günlerde bu test ile ilgili sorular olduğu için
bende bi araştırma yapayım dedim ve şu bilgileri buldum
inşallah işinize yarar :)))zannedersem yapılan test bu....
Postcoital test nasıl yapılır? Postcoital test cinsel ilişkiden 6-12 saat sonra rahim ağzındaki mukustan örnek alınarak yapılır. Bu örnek mikroskop ile incelenir, ve bu örnekteki sperm sayısı ve spermlerin canlılığı belirlenir.
HSG Servikal mukus nedir?
Rahim ağzındaki bezlerin salgıladığı sıvıya servikal mukus denir. Bu sıvının yoğunluğu adet dönemi boyunca değişir. Adet döneminin büyük bölümünde bu sıvı çok yoğundur, bakterilerin rahme girmelerin engelleyen bir tıkaç oluşturur. Yumurtlamadan 5 gün önce mukus miktarı artar ve yoğunluğu azalır, sıvılaşır. Yumurtlamadan 24 saat sonra mukusun kıvamı yine koyulaşır.
Rahim Pozisyon bozukluklarıKadınların çoğunda rahim öne yatıktır. Kapalı ucu rahim boynundan daha yüksek ve vücudun önüne daha yakındır. Beş kadından birinde ise rahim dönüktür (arkaya ve aşağıya doğru eğik). Ancak dönük rahim, özellikle adet sırasında sırt ağrılarına neden olur. çok ender vakalarda, penis çok derine girdiğinden, cinsel ilişki acı verir.
Belirtiler : Adet sırasında bazen sırt ağrısı.
Doktor alt karın muayenesinde rahimdeki dönüklüğü anlayabilir. Rahim dönüklüğü bir hastalık değildir ve çok ender olarak tedavi gerektirir. Eğer rahminiz dönükse ve hamile kalmışsanız, rahim genellikle kendi kendine düzelir. Bu durum normal doğuma engel olmaz.
Ne yazık ki hamilelik bir çare değildir. Doğum ertesinde, rahim genellikle eski şeklini alır.
Tedavi - Ameliyat
Eğer cinsel ilişki ağrılı oluyorsa, doktorunuz, rahim boynunu kavrayarak rahmi yukarı doğru kaldıran bir lastik halka (pesser) takar. Bu ağrıyı geçirmez ise doktor, rahmi yeni pozisyonuna devamlı olarak bağlamak için "karına asma" (Ventro-suspension) denilen bir ameliyat önerebilir.mystical2008-04-27 17:02:42
feelings
12.03.2008, 02:35
SPERMİOGRAM
Spermiogram Testi Nedir?Meni incelemesidir. İnceleme için meni verilirken dikkat edilmesi gerekenler: 2-7 günlük cinsel perhiz olması Örneğin mastürbasyon ile temiz bir kaba alınması Örnek alınırken kayganlaştırma amacı ile tükürük, sabun veya şampuan gibi maddelerin kullanılmaması Örneğin inceleneceği laboratuara en geç 60 dakika içinde ulaştırılmasıMeni incelemesinde, miktar, renk, koku, viskosite (akışkanlık), sıvılaşma süresi değerlendirilir. Sperm sayımı yapılır, spermin hareketliliği ve yapısı değerlendirilir. Menide lökositlerin ve mikroorganizmaların varlığı incelenir.Normal Değerleri Nelerdir?Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine göre normal meni değerleri aşağıda gösterilmiştir.Hacim: 2-6.0 mlKonsantrasyon: >20 x 106/mlTotal sperm sayısı: >40 x 106/mlHareket: >%50Morfoloji: >%30Vitalite (canlılık): >%75Lökosit: <1.0 x 106/mlÖncesinde Nelere Dikkat Etmek Gerekir?Meni incelemesinin sonuçları, cinsel perhiz süresine, mevsime, geçirilmiş hastalılara, strese, alkol ve sigara kullanımına bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Kesin sonuca varılmadan önce birer ay ara ile üç kez meni incelemesi yapılmalıdır.
SPERM SAYIMI :İlişki sırasında boşalma ile vajinaya 100-300 milyon arasında sperm bırakılır. Vajinaya boşalan spermlerden ancak 25-30 tanesi yumurtanın yakınına ulaşır. Bunlardan bir tanesi yumurtanın zarını delerek geçer ve yumurtayı döller. Sperm hücresi vajinada 2-4 saat yaşar fakat ilişkiden 16 saat sonra bile vajinadan alınan örneklerde canlı sperm görülebilir. Kadında enfeksiyon olduğunda veya cinsel ilişki sırasında kayganlaştırıcı maddeler kullanıldığında spermler daha kısa süre canlı kalır. Uzun süre boşalma olmadığında spermler yumurtayı dölleyebilme yeteneklerini kaybederek dejenere olur. Cinsel perhiz süresi uzadıkça sperm sayısı artsa bile kalitesi iyileşmez, normal yapıdaki spermlerin oranı azalır. İdeal cinsel perhiz süresi ortalama 4 gündür. Basit bir soğuk algınlığı bile sperm sayısını ve kalitesini bozar. Sperm analizi geçirilen hastalıklar göz önünde bulundurularak yapılmalı ve analiz sonucunun bozuk olduğu durumlarda üç ay sonra sperm analizi tekrarlanmalıdır. Sağlıklı bir sperm sayımının mutlak genetik laboratuarlarında ve bunları barındıran tüp bebek merkezlerinde yapılması gerekir. Normal meni miktarı 1,5 ile 6 ml arasında değişir. Sperm sayısının ml’ de 20 milyon ve üzeri, hareketliliğin % 40 ve üzeri, normal yapıdaki sperm oranının ise % 14’ün üzerinde olduğu meni örnekleri normaldir.
feelings
02.04.2008, 04:37
Cerrahi sperm arama TESA, TESE
Erkek kısırlığında mikroenjeksiyonun keşfinden sonra en önemli gelişme menisinde hiç sperm bulunmayan erkeklerde uygulanan cerrahi girişimdir. Bu yöntem sayesinde umutsuz vaka olarak görülen pek çok erkek çocuk sahibi olabildi.
Üremeye yardımcı tedaviler arasında tüp bebekten sonraki en önemli gelişme mikroenjeksiyondur. İlk mikroenjeksiyonun ve bu işlemin ardından doğan bebeğin dünyaya gelmesinden birkaç yıl sonra devrim yaratan cerrahi sperm arama işlemi kullanılmaya başlandı. Menisinde hiç sperm olmayan bir erkeğin testislerinden ameliyatla sperm bulunması, bu spermle mikroenjeksiyon sonrası gebelik elde edilmesi tüm dünyada çocuk sahibi olması olanaksız binlerce erkek için umut oldu. Birkaç yıl sonra ülkemizde de uygulanmaya başlanan cerrahi sperm arama ameliyatları yıllarıdır pek çok çiftin kendi çocuklarına sahip olmalarının yolunu açtı.
Azospermi nedir?
Bir erkeğin menisinde hiç sperm olmaması değişik nedenlere bağlı olabilir. Bunların bir kısmı sperm kanallarının tıkanıklığına bağlıdır. Böyle bir durumda testislerde sperm üretimi olmaz. Bununla birlikte varolan spermler kanallardaki tıkanıklık nedeniyle meniyle dışarıya atılamaz. Bu durumda tıkanıklığa bağlı sperm olmamasından (obstrüktif azospermi) söz edilir. Tıkanıklığa bağlı azospermi olgularında ince bir iğneyle tıkalı olan kanallara ya da testis dokusu içine girilerek küçük parçalar alınır. Bu parçalar içinde sperm bulma oranı %100'e yakın.
Tıkanıklığa bağlı olmayan durumlardaysa (non-obstrüktif azospermi) testislerde sperm üretimi ya hiç yoktur ya da belirli alanlarda çok sınırlı sayıda olur. Non obstrüktif azosperminin altında yatan neden genetik olabileceği gibi ergenlik döneminde geçirilmiş enfeksiyonlar da rol oynayabilir. Böyle bir durumda testis biyopsisi tedavide yol göstermesi açısından oldukça yararlıdır.
Cerrahi girişimde başarı oranı nedir?
Testis dokusu içinde binlerce küçük tüp benzeri yapı vardır. Bu yapılarda sperm üretimi değişik aşamalarda devam eder. Bazı tübüllerde hiç üretim olmazken bazılarında az sayıda sperm olabilir. İşte cerrahi sperm arama yöntemlerinin altında yatan mantık budur. Testisin değişik bölgelerinden alınan çok sayıda parça incelendiğinde sperm hücresi bulunabilir. TESE adı verilen bu yöntemde sperm bulma olasılığı altta yatan neden bağlı olarak %25 - 60 arasında değişir. En yüksek başarı sperm üretiminin çok azaldığı hipospermatogenez olgularında yakalanırken, genetik bozukluğa bağlı durumlarda şans en az olur.
Bir azospermi olgusunda daha önceki denemelerde sperm bulunmuş olması daha sonraki denemelerde de her zaman sperm bulunacağını garanti etmez. Ama çoğu zaman başarı sağlanır. Benzer şekilde daha önce ameliyatla sperm bulunamamış kişilerde de biyopsi sonucuna göre yeni bir denemede sperm bulma olasılığı mevcut.
Bir kez sperm bulunduğunda bunun testisten ya da meniden bulunmuş olması mikroenjeksiyonun başarı oranları üzerinde önemli bir etki yaratmaz. Bir başka deyişle spermin meniden, kanallardan ya da direkt olarak testis içinden alınması gebelik oranlarını ve sonuçlarını değiştirmez.
Cerrahi girişim nasıl yapılır?
Sperm iğneyle kanallardan alındığında bu işlem perkutan epididimal sperm aspirasyonu (PESA) olarak adlandırılır. İğneyle testsin içinden alınması perkütan testiküler sperm aspirasyonudur (PTSA). Direkt ameliyatla testisten alınmasına testiküler sperm ekstraksiyonu (TESE) denir. PESA ve PTSA lolak anestezi eşliğinde yapılabilirken TESE çoğu zaman genel anestezi altında yapılır.
İşlem yaklaşık 15 - 45 dakika kadar sürer ve kişi ertesi gün büyük ölçüde normal hayatına dönebilir.
Ameliyatla sperm bulunamamsı durumunda izlenecek yol biyopsi sonucuna göre değişir. Eğer yeni bir denemede de sperm bulma şansı yoksa bu durumda sperm bankalarına başvurmak şu an için geçerli tek yöntem. Ancak bu uygulama ülkemizde yasal olmadığından çiftlerin yurtdışındaki merkezlere başvurmaları gerekir. Öte yandan hastaların önemli bir kısmında yeniden deneme için umut verici sonuçlar elde etmek mümkün. Böyle bir durumda birkaç ay sonra yeni bir deneme yapılabilir.
feelings
03.04.2008, 08:24
arkadaşlar hani dr lar adetin şu günü gel kan testi yapıp hormonlarınıza bakacağız veya 21 . günü gelin yumurtlama olup olmadığına bakacağız diyorlar ya
işte bu testlerin bazıları aşağıda yazılı...
İNFERTİLİTE TANISINDA KULLANILAN HORMON TESTLERİİnfertilite araştırmalarında hangi hormon testleri yapılır?Kadınlarda kandaki FSH (folikül uyarıcı hormon), LH (luteinize edici hormon), östrodiol (kadınlık hormonu), prolaktin (süt üretimini sağlayan hormon), testosteron (erkeklik hormonu), DHEA-S (böbrek üstü bezleriden üretilen hormon) ve progesteron (menstrual siklusun ikinci yarısında salgılanan hormon) düzeyleri belirlenir.Bu hormon düzeyleri niye ölçülür?Hastanın menstrual siklusları düzensiz, menstrual kanamaları az veya hiç yok ise bu hormon düzeyleri ölçülerek düzensizliklerin nedeni ve yumurtalıkların durumu hakkında fikir edinilebilir. Yumurtalıkları yeteri kadar çalışmayan veya menopozdaki kadınlarda FSH düzeyi yükselirkenöstrodiol düzeyi düşer.Serum progesteron düzeyi neyi gösterir?Serum progesteron düzeyi ölçülerek o menstrual siklusta ovulasyonun (yumurtalmanın) olup olmadığı belirlenir. 28 günlük bir menstrual siklusun 21. gününde kandaki progesteron düzeyi ölçülür, 30 nmol / L' nin (10 ng/ml) üzerindeki değerler ovulasyonun olduğunu gösterir.Ovulasyonu belirlemek için başka hangi test yapılabilir?LH düzeyi ovulasyondan 38 saat önce yükselir dolayısı ile beklenen ovulasyondan 24-36 saat önce kan veya idrarda yapılan testler ile bu yükselme belirlenebilir.Ovulasyon indüksiyonu (yumurtlamanın uyarılması tedavisi) sırasında niye kan testi yapılması gerekir?Verilen hormon ilaçları ile yumurtalıklar uyarılırken folikül (içinde yumurtanın geliştiği kesecik) gelişiminin izlenmesi için östrodiol düzeyleri ölçülür. Menstrual siklusun 21. gününde de progesteron düzeyi ölçülerek ovulasyonun olup olmadığı belirlenir.
Estradiol
E2
Folliküler faz
<160
pg/mL
Ovülasyon fazı
34-400
pg/mL
Luteal faz
27-246
pg/mL
Menopoz
<30
pg/mL
Follikül stimüle edici hormon
FSH
Folliküler faz
2.8 - 11.3
mIU/mL
Ovülasyon fazı
5.8 - 21
mIU/mL
Luteal faz
1.2-9.0
mIU/mL
Menopoz
21.7-153
mIU/mL
Luteinize edici hormon
LH
Folliküler faz
1.1 - 11.6
mIU/mL
Ovülasyon fazı
17 - 77
mIU/mL
Luteal faz
0 - 14.7
mIU/mL
Menopoz
11.3 - 39.8
mIU/mL
17 Hidroksi progesteron
17 OH P
Folliküler faz
0.10- 1.0
ng/mL
Luteal faz
0.66 - 4.95
ng/mL
Menopoz
0.16 - 3.3
ng/mL
İnhibin B
5 -200
ng/mL
Progesteron
P
Folliküler faz
0.32 - 2.0
ng/mL
Luteal faz
1.19 - 21.6
ng/mL
Menopoz
0 - 1.0
ng/mL
Prolaktin
PRL
4.6 - 37
ng/mL
Triiyodotironin
T3
80 - 200
ng/mL
Tiroksin
T4
4.6 - 11.0
ng/mL
Tiroid stimüle edici hormon
TSH
arkadaşlar ortalama değerler böyle
ama bazen bazı labaratuvarlarda çok azda olsa sayılarda farklılık olabilir...feelings2008-04-11 04:41:42
verdiğiniz bilgiler için çok sağolun. bende başımdan geçenleri anlatım. 3 ay önce korunmayı bırakarak bi dr. gittim. sağlıklı gebe kalmak istediğimi söyledim. ve dr. bir sürü test yaptı. aıds testine kadar aklınıza gelebilecek her türlü testi. hepsi temiz çıktı. yumartalıklarımında sağlıklı olduğunu söyledi. bebek yapmamda hiçbir sakınca olmadığını belirtti. 3 aydır folikasit kullanıyorum. 3 aydır bebek çalışmaları yapıyoruz ve şunda hamile değilim . ha bi de şunu belirteyimmmm malasef sigara içiyorum ve birakamıyorummmm
feelings
24.04.2008, 00:17
RAHİMİN KONJENİTAL PROBLEMLERİ"Uterin anomaliler" yani rahmin doğuştan gelen anatomik değişikliklerini daha iyi anlayabilmek için embriyonun ana rahmindeki oluşum dönemine bir göz atmak yerinde olacaktır...Embriyonik dönemde serviks ve uterus sağlı sollu yerleşmiş "müller kanallarının" orta hatta birleşmesinden ve kaynaşmasından meydana gelir. İlk birleşmede iç duvarlar orta hatta ince bir septum (bölme) oluşturur. Kaynaşma ilerledikçe bu septum serviksten uterusa doğru (aşağıdan yukarı) incelerek kaybolur. Müller anomalileri bu birleşmenin hiç olmaması ya da birleşme ve kaynaşmanın yetersiz olmasından kaynaklanan doğumsal anatomik bozukluklardır.Anomali olarak çift rahim, çift serviks ya da çift vajina görülebilir. Daha nadir olarak, rahmin, vajinanın gelişmemesi (vajinal agenezi) söz konusu olabilir.Rahim içinde veya vajinada bölmeler (perdeler) de görülebilir (ör; uterus didelfis, uterin septum, vajinal septum gibi). Bu bölme veya perdeler tam veya kısmi olabileceği gibi enine veya boyuna da olabilir. Rahimin çift boynuzlu görünümü (uterus bikornis), tek boynuzlu şekli (uterus unikornis), rudimenter( gelişmemiş) boynuz görülebilir. Bazı uterus (rahim) anormallikleri hafif ise hiç belirti vermeyebilir. Bazı durumlarda ise gebelik oluşumuna engel teşkil edecek düzeyde anomali şiddetli olabilir.Tekrarlayan erken gebelik kayıpları da uterus anomalilerin bulgusudur ve genelde çekilen HSG’ de tanı konur. Tedavi vajinanın hiç olmadığı durumlarda bölgedeki dokularda bir kanal açılarak bir vajina yapılmasıdır.Doğurganlığın etkilendiği durumlarda metroplasti (uterusun şeklinin ameliyatla düzeltilmesi) operasyonu gerekir. Septum varlığında, histeroskopi ile rezeksiyonu (çıkartılması) en etkili tedavidir.
1
2
3
4
5
6
7
Değişik uterin anomaliler (konjenital yani "doğuştan gelen" rahimin yapısal anormallikleri)1. Normal uterus2. Uterin septum (bölme)3. Bikornis uterus (iki ayrı köşeli rahim)4. T şeklinde boşluğu sahip uterus5. Arkuat uterus (kalp şeklinde rahim) 6. Didelfik uterus (çift rahim)7. Unikornis uterus (tek köşeli rahim)
Uterin anomaliler kadınlardaki türlerine göre;Hamile kalamama (kısırlık, infertilite)Hamile kalıpta düşük yapma (abortus)Tekrarlayan gebelik kayıplarıErken doğumAmniyon suyunun erken gelmesi (EMR,erken membran rüptürü)Bebeğin doğumda baş ile değilde makad veya yan olarak gelmesi (prezentasyon anomalileri)Intrauterin exitus (bebeğin rahim içinde ölümü) gibi pek çok komplikasyonlara neden olabilir.
Ancak doğuştan rahmin bu tür anatomik problemleri olsa dahi rahim içi hacmi bebeğin normal gelişimi için yeterli olan kadınlarda doğuma kadar hiç bir problem çıkmayabilir.
Rahim anomalilerini pek çok defa başka nedenler için sezeryen yaptığımız kadınlarda tesadüfen de görebilmekteyizmystical2008-07-21 14:32:59
feelings
30.04.2008, 06:33
Yumurtalık kisti, çoğu kez yumurtalık üzerinde, sıvı toplanması olarak ortaya çıkar. Küçük kistler doğurganlık dönemin sonuna kadar, yani menopoza girene kadar, kadınlarda sık rastlanan bir durumdur. Bazı yumurtalık kistleri unovulasyon (yumurtanın atılmaması) sonucunda oluşur, genellikle zararsız ve tedavi gerektirmeden kaybolurlar. Her ay yumurtalıklarda menstrual siklüsünü belirleyen, içinde yumurta taşıyan ve ovulasyon (yumurtlama) zamanı gelince patlayıp yumurta veren folliküller (sıvı dolu kesecikler) gelişmektedir. Follikül patlayarak yumurta veremediğinde, içinde bulunan sıvı birikmeye devam eder ve büyüyerek kist halini alır.Yumurtalıkta oluşan öströjen ve progesteron gibi kadın hormonlarında dengesizlik söz konusu olunca, gelişen kistler anormal olup sağlık problemlerine yol açabilirler.Yumurtalık Kistlerin ÇeşitleriFonksiyonel kist, ovulasyon sırasında follikülün yırtılmadan kalması ile gelişen ve en sık görülen tip kistlerden. Genellikle bu tür kistler belirtisiz olup herhangi bir tedavi gerektirmez. İnce duvar ile çevrili, sıvı dolu fonksiyonel kistler daha fazla büyümeden, büzüşüp bir-iki menstrual siklüs içinde kendiliğinden kaybolurlar. Bu tür kistler daha sık regl görenlerde rastlanır, fakat yumurta oluşum fonksiyonu tamamlanmış postmenopozal kadınlarda enderdir.Dermoid kistler ise anormal gelişimli,içi yağ, deri, kemik,saç ve kıkırdak gibi çeşitli dokularla dolu olan oluşumlardır. Embriyolojik döneme ait gelişimsel bozukluklardan kaynaklanır. Bu tür kistlerin bazen üzerinde bulundukları sapın dönmesinden, şiddetli ağrılar ortaya çıkar.Kistadenoma iyi huylu kisttir.Yumurtalığın dış yüzeyinden gelişir ve içi yağlı sıvı ile doludur.Endometrioma, uterusun iç tabakasındakine benzer dokunun yumurtalıkta yerleşmesi ile oluşur (endometriozisin bir komponentidir).Kistlerin koyu kahve rengi içeriğinden dolayı çikolata kisti adını almaktadır. Kadının doğurganlık çağı boyunca sağlığını etkileyebilir: adet kanaması esnasında ağrılar ile kısırlık sorunları yaratabilmektedir.Polikistik over (PCO) durumunda yumurtalıkların dış yüzeyinde bulunan çok sayıda (8-10?dan fazla) küçük kistler infertilite, anormal kanamalar, kıllanma, şişmanlığa neden olabilir. PCO metabolik ve kalp-damar risklere yol açmaktadır, aynı zamanda rahim iç çeperi kanser riskini arttırmaktadır.Yumurtalık Kistlerin BelirtileriYumurtalık kistlerin bazıları herhangi bir belirti vermemektedir. Fakat bazen kanamalar, ağrılar, karın içi baskı yada dolgunluk, idrar yollarına baskı hissi yada idrar yapmakta zorlanma yapabilir. Aşağıda sıralanan durumlar ağrıya ve baskıya yol açmaktadır:? Kanama veya patlamış kistin karın içi duvara yapmış olduğu irritasyon.? Büyük boyutlu kist.? Kistin sapın etrafında dönmesinden dolayı kan dolaşımını engelleyen durumlar.? Adet düzensizliği yada ağrılı adet kanaması yumurtalık kistinin belirtisi olabilir.? Karnın alt bölgesinde şişkinlik görülebilir.Yumurtalık Kisti TanısıYumurtalık kistlerin tanısı genellikle rutin muayene esnasında konur. Abdominal yada vajinal ultrasonografi yardımıyla kistin olup olmadığını ve de tipini yada malignitesini öğrenmek mümkündür. Yumurtalık kisti bulunan kadınlarda genellikle kanda CA-125 adlı tümör markerin seviyesine bakılır (özellikle ailede yumurtalık kanser hikayesi bulunanlarda). Aynı zamanda tanısal laparoskopi de yapılabilir. Özellikle 50 yaşın üstünde olan kadınlar, özgeçmişte anormal kist hikayesi olanlar yada başka deyişle yumurtalık kanser riski yüksek olanlar periyodik bir şekilde chek-up?tan geçirilmeli. (Yumurtalık kistlerin çoğu iyi huyludur). Kist büyümeden ve patlamadan yada kendi etrafında dönüp ağrı yapmadan önce kistin erken teşhisi ile bütün bunlar engellenebilir. Muayeneden sonra,gerek görülürse daha ileri tetkikler de doktor tarafından istenebilir.Çeşitli Tedavi YöntemleriYumurtalık kistlerin tedavisi bazı faktörlere bağlı olabilir:- Kist tipine ve boyutlarına göre. Verilen tedaviye rağmen kist üç adet siklüs boyunca geçmiyorsa, hatta büyümeye devam ediyorsa, cerrahi yaklaşım tek seçim olabilir.- Kadının yaşı.- Adet kanaması.- Sağlık durumu.- Aile planlaması.- Semptomlar (belirtiler).Kist erken tespit edilirse tedavi daha az invaziv olabilir. Küçük kistler, özellikle belirtisiz olanlar, tedavi uygulamadan kendiliğinden çöküp çökmeyeceğine izlenir. Bazen, kistleri çöktürmek için oral kontraseptif (korunma) hapları gibi hormonal ilaçlar uygulanır. Kontraseptif hapların ovülasyon önlemesinden dolayı, bu tür ilaçları kullanan kadınlarda fonksyonel kistler daha az sıklıkla görülür. Fakat, bazı iyi huylu kistler oral kontraseptiflere yanıt vermedikleri için cerahhi yaklaşım kaçınılmazdır. Yinede, oral kontraseptifler kistlerin kanserleşmesini önler ve yeni kistlerin oluşma riskini azaltır. Bütün sayılanlara rağmen, doğurganlik çağında olan kadınlarda rastlanan kistlerin bazıları çeşitli cerrahi yaklaşımlarla tedavi edilir.Cerrahi Metotları.Cerrahi yöntemin seçimi çeşitli kriterlere dayanır:- Kistin boyutu- Kistin sonografik görüntüsü- İyi yada kötü huylu olup olmaması vb.Cerrahi yöntemleri:- Laparaskopi. Kist küçük olup iyi huylu olarak göründü ise, doktor sadece tanısal bir laparoskopi ile yetinebilir yada küçük operasyonla bitirebilir. Bu tür minimal invaziv cerrahi, göbeğin hemen altında ve bir iki tane daha küçük insizyonla gerçekleştirilir. Karın ön duvarında yapılan insizyonlardan ince teleskop ile daha da ince özel cerrahi aletleriyle kistleri izleyerek çıkarılabilir. Bu yöntem en az ağrılı olup, en kısa zamanda sağlığa kavuşturmaktadır.- Laparotomi. Eğer kist çok büyük veya iyi huyluğu konusunda kuşku uyandırıcı ise, uzmanın tercihi daha büyük bir cerrahi girişimden yana olabilir.Çünkü ameliyat esnasında kistin tümü ile hatta gerektiği zaman yumurtalığı da çıkarmak zorunlu olabilir. Bu tür cerrahi müdahale daha çok vakit alır ve daha büyük insizyon gerektirmektedir.SonuçYumurtalık kistlerin büyük çoğunluğu iyi huylu olduğu için, onlardan birinin mevcut olmasından dolayı paniğe kapılmamak gerekir. Başarıyla uygulanan laparoskopik cerrahi sayesinde bu tür hastalıkların teşhis ve tedavisi son derece kolay hale gelmiştir. Hastanede kalış süresi daha kısa, kozmetik sonuçları çok daha iyi olmaktadır.
feelings
13.05.2008, 11:38
YUMURTA ÇATLADIKDAN SONRA NE OLUR ?Folikül çatladıktan sonra “çatlama bölgesinde” Sarı Cisim (lat: Corpus Luteum) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı progesteron hormonu üretmeye başlar.Sarı Cisim gebelik oluştuğunda bebeğe hormon desteği vermek üzere yaklaşık 10. gebelik haftasına kadar progesteron hormonu salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren bebek kendi progesteron hormonunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.Gebelik oluşmazsa Sarı Cismin işlevi 14 günde biter ve sarı cisim geriler. Sarı Cismin hormon salgısının durmasıyla kanda progesteron hormonu seviyesi kısa sürede düşer ve bu rahim iç tabakasının desteğini kaybederek “yıkılmasına” neden olur. Bu “yıkılma” adet kanamasıyla birlikte olur ve “yıkılan” doku kanamayla birlikte vücuttan atılır.Adet kanamasıyla birlikte yeni bir adet döngüsü başlar.Yumurtalık dokusunda adet döngüsünün ilk yarısında östrojen hormonu hakimiyetinde gerçekleşen folikül olgunlaşması foliküler evre, ikinci yarısında Sarı Cisim (Corpus Luteum) tarafından salgılanan progesteron hormonu hakimiyetinde gerçekleşen evre luteal evre adını alır.Adet döngüsünde yumurtalıkta gerçekleşen olaylarmystical2008-07-21 14:35:12
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın
Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rafael Levi, sıfır
bedenin kadınların doğurganlık özelliklerine zarar verdiğini
belirterek, "Genç kızlarımız sıfır beden olmaya özeniyorlar ama bu
yumurtlama
açısından zararlıdır. Adet düzeni bozulabilir. Yumurtlama fonksiyonları
zarar görebilir. Hanımları sıfır bedene özendirmemek gerekiyor" dedi. 17-20
Nisan tarihleri arasında Çeşme Sheraton Otel'de yapılan 2. Güncel Üreme
Endokrinolojisi,
Yardımcı Üreme Teknikleri Kongresi ve 1. Üreme Tıbbı Derneği
Kongresi'nde, yardımcı üreme teknikleri masaya yatırıldı. Kongreye
yurtiçinden katılan uzmanların yanı sıra Almanya'dan Kanada'ya,
Belçika'dan İspanya'ya kadar adı dünyaca tanınmış 21
yabancı konuşmacı da yer aldı. Düzenlenen basın toplantısında konuşan
Kongre Başkanı Prof. Dr. Erol Tavmergen, bütün teknik ilerlemelere
rağmen yardımcı üreme tekniklerinde halen sınırlamalar olduğunu en
önemli sınırlamanın kadın yaşı olduğunu
söyledi. Tavmergen, "35 yaşın üzerindeki kadınlarda yumurta kalitesinde
yumurtlama sayısında fonksiyonel anlamda hangi yöntemi kullanırsak
kullanalım gebe kalma oranı düşüyor. Daha erken yaşlarda başvurularda
daha doyurucu sonuçlara ulaşıyoruz" diye
konuştu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları
Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rafael Levi ise, devlet desteğinin
tüp bebek uygulamalarında azaltılacağını ifade ederek, "23 yaşından
genç olanlara 'bu desteği vermeyelim'
deniliyor, üst yaş sınırının 40'dan 39'a indirilmesi düşünülüyor.
Eskiden alt yaş sınırı yokken şimdi 23 yaş sınırı getirilmek isteniyor.
Devlet 3 denemeye kadar karşılıyorken bunu 2'ye indiriyorlar. İlacın
yüzde 80'ini devlet karşılayıp, yüzde
20'sini katkı payı olarak vatandaş ödüyordu. Bunun da değişeceğini
düşünüyoruz. Bu uygulamalar güçlük yaratacak. Tüp bebekte 4. denemeyi
de göze almak gerekiyor" şeklinde konuştu. Gebe
kalmada ve kısırlıkta kilo kontrolünün de önemli bir rolü
olduğunu dile getiren Levi, "Aşırı kilo ve zayıflık da etken bir
faktör. Genç kızlarımız sıfır beden olmaya özeniyorlar fakat bu
yumurtlama açısından zararlı. Adet düzeni bozulabilir. Yumurtlama
fonksiyonları zarar görebilir. Hanımları sıfır bedene
özendirmemek gerekiyor" dedi.
feelings
05.06.2008, 08:02
Gebelik öncesi yapılması gerekenler
İdeal olan tam olarak hazır olunduğunda gebe kalmaktır
Annelik bir kadının hayatının en önemli ve özel parçasıdır.Çoğu kez başka hiçbirşey annelik kadar mutluluk ve heyecan vermeyebilir. Getirdiği bu kadar büyük mutluluğun yanında çok ağır bir sorumluluk olan anneliğe iyi hazırlanmak, bebeğinizi mümkün olan en iyi şartlarda dünyaya getirmek için ilk basamak… İşte burada bu konuda size yardımcı olmak için bazı önerilerimiz olacak. Gebeliğe hazırlanırken genel bir sağlık kontrolünden geçmek en idealidir. Bu durumda henüz açığa çıkmamış bir problem saptanabilir ve gebelik öncesi tedavi edilebilir.Bunun için çok geniş kapsamlı ve pahalı bir incelemeye gerek yoktur. Bir iç hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmeniz, rutin jinekolojik kontrolünüzün yapılması ve bunun yanında bazı laboratuar testleri yeterli olacaktır.Doktorlarınızın gerekli gördüğü ek tetkiklerle varsa ortaya çıkacak olan probleminiz çözüldüktan sonra gebe kalmanız Kısaca dikkat edilmesi gereken noktaları özetleyelim. 1) Kilo problemi: Normalden az ya da fazla kilonuz varsa bunu mümkün olduğu kadar normal sınırlara taşımaya çalışın.Fazla kilolar gebelik sırasında hipertansiyon,gebelik şekeri gibi komplikasyonların görülme olasılığını arttırır, omurga ve kalça eklemlerinde problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.Buna karşın normalin altında kilosu olanların da erken doğum açısından daha fazla risk taşıdığını belirtmek gerekir. 2) İlaç kullanımı:Hamilelik olasılığı varsa ilaç kullanımı konusunda dikkatli olmalısınız. Eğer güvenilir bir doğum kontrol yöntemi uygulamıyorsanız özellikle adet kanamasına yakın olduğunuz dönemlerde ilaç kullanırken mutlaka bir hekime danışmalısınız.Gebelik sırasında da pek çok ilaç kullanılabilir ama muhtemel bir gebelikte sizi sıkıntıya sokabilecek ilaçlardan korunmanızda fayda vardır. (Gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı için tıklayın) 3) Sigara : Aslında hayatın her döneminde sigara içmek son derece zararlı ama gebelikte sigara içmek kabul edilebilir bir davranış olarak görülmemeli.Bu yüzden varsa sigara alışkanlığınızı gebelik öncesi terk etmenizi şiddetle öneririz (Sigara ve gebelikte yarattığı riskler için tıklayın) 4) Meslek riskleri: Çok fazla sayıda örnek verilebilir ancak kalabalık ortamlarda özellikle çocuklarla çalışan öğretmenlerin çocukluk çağı hastalıkları açısından risk taşıdıklarını ve gebeliğin erken dönemlerinde bu hastalıkların sorun yaratacağını bilmelerinde fayda vardır.Yine kimyasal maddelerle ya da radyasyona maruz kalınabilen ortamlarda bulunanların da gebelik öncesi gerekli tedbirleri almalarını önermek doğru olacaktır.Kişisel bilgisayar kullanımının gebelik açısından önemli bir risk oluşturmadığını burada belirtelim. 5) Önceden bulunan sağlık problemleri: Doğurganlık çağında kadınlarda görülebilen bazı sağlık sorunları gabelikte risk artışına neden olabilir. Varsa bu sorunların saptanıp gebelik öncesi tedavi edilmeleri önemlidir. Bunları kısaca belirtmekte yarar görüyoruz.
Kansızlık (Anemi):
Özellikle toplumumuzda kadınlar arasında çok sık görülen bir sağlık sorunudur. Büyük çoğunluğu demir eksikliğine bağlı olsa da ‘Akdeniz Anemisi’ ve diğer anemiler de görülmektedir.Gebelik sırasında aneminin düzeltilmesi zordur , ayrıca kankaybı olasılığının arttığı bir dönem olduğundan en doğrusu, varsa aneminin gebelik öncesi teşhisi, hangi tipte bir anemi olduğunun saptanması ve tedavi edilmesidir. Bu konuda diğer önemli bir nokta da bazı kansızlıkların kalıtsal özellik göstermesidir.Anne adayında bu tip bir anemi (ya da taşıyıcılığı) önceden saptandığında mutlaka baba adayının da durumunun değerlendirilmesi gerekir.Akdeniz anemisi taşıyıcılığı ülkemizde sıkça rastlanan bir durumdur.eğre ebeveynlerin her ikisi de taşıyıcı ise bebeğin dörtte bir oranında Akdeniz anemisi hastalığıyla doğma riski vardır.Bu durum mutlaka saptanmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.Tiroid Bezi Hastalıkları: Tiroid bezine ait hastalıklar kadınlarda erkeklere göre belirgin şekilde fazla görülür. Tiroid bezi salgıladığı T3 ve T4 adı verilen hormonlarla vücuttaki pek çok metabolik olayı kontrol eder. Tiroid hormonlarının normalin üzerinde olmasına hipertiroidi,altında olmasına da hipotiroidi adı verilir. Halk arasında hemen tüm tiroid bezi hastalıklarına ‘Guatr’ dense de ,guatr tiroid bezinin hacim olarak büyümesi anlamındadır.Guatr olan bir hastada tiroid bezi fonksiyonları normalden az,normal ya da normalden fazla olabilir. Yine tiroid bezi hacmi normal olsa da tiroid hormonları normalden az ya da fazla düzeyde bulunabilir.Metabolik olaylar açısından önemli olan hormonal aktivitedir ,tiroid bezinin büyüklüğü ikinci planda yeralır. Tiroid hormonlarında normalden sapma olan kadınların gebe kalma olasılığı daha düşüktür ancak gebelik sırasında tanı koyulan hastalar da vardır.Hipertiroidi hastalarının gebelik bulantıları normalden uzun süreli ve daha şiddetli olabilir.Yine düşük ihtimali her iki durumda da normalden daha fazladır. Gebelik öncesi muayene için doktora başvurduğunuzda bu konu önce sorgulama sonra da muayene ile araştırılır.Gerekirse doktorunuz tiroid hormon düzeylerinizin saptanmasını isteyecektir. Daha önceden tanı koyulmuş bir tiroid hastalığınız varsa ve ilaç kullanıyorsanız bu durumu zaten doktorunuzla paylaşmanız gerekir. Hipotiroidi hastalarına dışarıdan verilen tiroid hormonları plasentadan bebeğe geçmez.Bu nedenle bebeğe herhangibir etkisi olması mümkün değildir.Buna karşın tiroid bezi fazla çalışan hastaların kullandığı ‘antitiroid’ ilaçların bebeğe geçmesi mümkündür.ancak hipertiroidi gebelik için daha riskli olduğundan ilaçlarınızı kesmeniz özel durumlar dışında önerilmez.Gebelik süresince de gerektiğinde hormon düzeyleriniz kontrol edilerek tedaviniz düzenlenecektir. Hipertansiyon: Yüksek kan basıncı gençlerde de görülebilen önemli bir sağlık sorunudur. Gebelikte hipertansiyona bağlı problemler gerek anne gerekse bebek için hayati tehlike oluşturabilir .Bu nedenle varsa hipertansiyonun tanısı ve tedavisinin düzenlenmesi şarttır.Daha önceden tanı koyulmuş bir hipertansiyon hastasının eğer doktoru izin veriyorsa gebe kalması önerilir. Şeker Hastalığı (Diabetes Mellitus) Şeker hastalığının gebelikle ilişkisi iki farklı şekilde ortaya çıkar. Gebelik öncesinden tanı konmuş bir şeker hastalığı bulunabileceği gibi gebelik sırasında da şeker metabolizmasında bozukluk ortaya çıkabilir (Gestasyonel diabet). Eğer gebelik öncesi tanı koyulmuş şeker hastalığı varsa gebe kalma kararı vermeden önce mutlaka iç hastalıkları ya da diabet uzmanı ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla görüşmeniz gerekir. İyi kontrol edilmemiş bir şeker hastalığında bebekte bazı sakatlıkların oluşma olasılığı yüksektir. Son 3 aydaki kan şekeri düzeyi hakkında fikir veren kanda HbA1c düzeyi belli sınınırın üzerindeyse bebekte sakatlık riski artmış kabul edilir ve tıbbi kürtaj önerilir. Şeker hastası bir anne adayının gebeliği yüksek risk grubunda yeralır ve mutlaka bir ekip tarafından takip edilmelidir.Bu ekipteideal olarak diabet uzmanı, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, çocuk hastalıkları uzmanı , diyetisyen ve uzman hemşire bulunmalıdır.anne adayının eğitilmesi,kendi şekerini ölçebilmesi ve insülin enjeksiyonlarını yapabilmelidir. Gebelik ve şeker hastalığı konusunda daha ayrıntılı bilgiyi site içinde bulabilirsiniz. İdrar Yolları Enfeksiyonu ve Böbrek taşları Gebelik idrar yolları enfeksiyonu açısından risklerin belirgin şekilde arttığı bir dönemdir. Gebelik nedeniyle oluşan pek çok değişiklik idrar yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkması için çok uygun bir zemin hazırlar. Aynı zamanda gebelik sırasında enfeksiyon her zamankinden çok daha kolaylıkla yukarı doğru ilerler ve böbrekleri etkileyebilir.Böbrek taşı bulunması durumunda idrar yolu enfeksiyonu oluşması daha da kolaylaşır. Bu nedenle gebelik öncesi idrar yolu enfeksiyonu ekarte edilmelidir. Basit bir idrar tetkiki ya da idrar kültürü bu konuda yeterli olacaktır. Eğer varsa böbrek taşlarının tedavisi yapılmalıdır. Özet olarak Anne olmayı planladığınızda; Risklerinizin belirlenmesi için ayrıntılı tıbbi öykü alınması ve risklerin değerlendirilmesi Meme muayenesi de dahil olmak üzere tam bir sistemik ve jinekolojik muayene yapılması Smear testi uygulanması Tam kan sayımı ,idrar tetkiki , açık kan şekeri Hepatit B antijen ve antikoru ,Hepatit C antikoru , VDRL, Anti HIV , tetkiklerinin yapılması uygundur.
feelings
07.06.2008, 11:57
Polikistik over sendromu yumurtlama olmaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan genellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliği, tüylenme, kilo alma, gebe kalamama veya “zor” gebe kalma ve çok çeşitli başka belirtilerle seyredebilen bir durumdur.Normalde adet döngüsünün ilk gününden itibaren olgunlaşmaya başlayan yumurta hücresini barındıran içi sıvı dolu kesecik, yani folikül, çeşitli nedenlerle gelişememekte ve gelişimin yarıda kalması, her defasında yumurtalıklardan birinde milimetrik boyutlarda bir kistin oluşmasıyla sonuçlanmaktadır.Polikistik, kelime olarak "çok sayıda kist" anlamına gelen ve bu durumu tarif etmek için kullanılan bir kelimedir. Over ise Latince’de yumurtalık anlamına gelen kelimedir.Sendrom, tıpta “belirtiler topluğu” anlamına gelir. Polikistik Over, tüylenme, adet düzensizliği, gebe kalamama, şişmanlama gibi çeşitli belirtilerle seyrettiğinde Polikistik Over Sendromu adını alır. Bazı yazılarda ise Polikistik Over Hastalığı deyimi vücudun olumsuz etkilenmeye başladığı durumları tarif etmek için kullanılabilmektedir.Sitemizde “Polikistik Over Sendromu” deyimi ve deyimi kısaltmak amacıyla PKO terimleri daha sık kullanılacaktır.PKO Neden Olur?Yumurtalıklardan birinde yumurtlamayı sağlamak amacıyla folikül gelişiminin başladığı aşamanın herhangi bir nedenle yavaşlaması veya duraklaması durumunda folikül gelişip çatlayacağı yere burada milimetrik çapta bir kist oluşur ve çatlamadan kalır. Bu durum her adet döngüsünde tekrarladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar.Yumurtlama her iki yumurtalıkta da olan bir olay olduğundan belli bir süre sonra her iki yumurtalıkta birden bu milimetrik kistlerin sayısı artar.Folikül gelişimi yumurtalıkların yüzeye yakın kısmında olduğundan her adet döngüsünde sayısı artan bu "yarım" foliküller yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler.Yukarıdaki ultrasonografi resminde bir yumurtalıkta bariz bir PKO durumu gözlenmektedir. Resimde oval biçimdeki yumurtalık dokusunun dış yüzeyine yakın olarak dizilmiş siyah boşluklar yarım kalmış yumurtlamalar sonucunda oluşmuşlardır.Foliküllerin Gelişimi Neden Durur?PKO bir kısır döngü hastalığıdır. Herhangi bir nedenle yumurtlama sürecini bozan her olay, sonuçta yumurtalıklarda polikistik yapının gelişmesine neden olabilir.Bu olay,beyinde yer alan ve yumurtlama için ilk sinyalin verildiği hipotalamus bölgesinden dalgalanmalar şeklinde olan GnRH adı verilen hormonun salgısını bozan bir olay,veya hipotalamus bölgesine komşu olan ve yumurtalıklara GnRH hormonundan sinyal aldıktan sonra LH ve FSH hormonu salgısı yaparak folikül geliştirme ve yumurtlama emri veren hipofiz bezini olumsuz etkileyen bir olay olabilir.Hipotalamus ve hipofiz bölgelerindeki bu hormonların salgılarını bozan temel olaylar aşırı ruhsal stres, prolaktin hormonu yüksekliği, tiroid hormonları salgı bozukluklarıdır. PKO’da bu tür nedenler arka planda yer alırlar.Direkt olarak yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeye etki eden bir olay foliküllerin gelişimini oldukça olumsuz etkileyebilir ve PKO gelişimine neden olan en temel mekanizmalar bu bölgeyi etkilerler. Şeker hastalığı veya şeker hastalığına eğilim, böbreküstü bezlerinden aşırı miktarda androjen hormon (erkeklik hormonu) salgılanması gibi olaylar yumurtalıklardaki hormon dengesinin bozulmasına, buradan hipotalamus ve hipofiz bölgelerine bozuk sinyaller gitmesine ve böylece yumurtlamayı sağlayan temel hormonlar olan LH ve FSH hormonlarının salgılarının bozulmasına neden olabilirler.Yumurtlama durakladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar, kist sayısı arttıkça yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeler daha da bozulur ve yumurtlama bozukluğu daha kronik hale gelir."Yarım folikül" sayısı arttıkça “bozuk sinyaller” artmaya devam eder ve yumurtlama daha da zorlaşır.PKO nun Belirtileri Nelerdir?PKO dan şüphelenilmesini sağlayacak en önemli iki belirti kadında gecikmelerle seyreden bir adet düzensizliği ve normaldışı bir tüylenmenin olmasıdır.Tüylenme "yarım kalan foliküllerden" testosteron ve diğer "erkeklik" hormonlarının fazla miktarlarda üretilmesine bağlıdır.PKO lu kadınlarda tüylenme en sık erkeklerde sakal çıkan bölgelerde olur. Daha ileri durumlarda normaldışı tüylenme göğüsler arasında, göğüs uçlarında, göbekte olabilir. Tüylenme hiç ortaya çıkmayabileceği gibi (bu oldukça enderdir, tüylenme PKO nun "olmazsa olmaz" bir belirtisi kabul edilebilir), yüzde çenede, boyunda, göğüs uçlarında, göğüs arasında, bacakların iç kısımlarında estetik problemlere yol açacak kadar aşırı miktarlarda olabilir.Androjen (erkeklik) hormonların etkisiyle ortaya çıkan bu tüylenme dışında, yine bu hormonların etkisiyle hassas ciltte akne (sivilceler) ortaya çıkabilir.PKO bir yumurtlama bozukluğu olduğundan sendromun diğer bir önemli belirtisi de adet düzensizliğidir. Bir kadının yılda bir veya iki kez gecikmeli adet görmesi normal kabul edilirken adet gecikmelerinin sık olması bir yumurtlama bozukluğuna işaret edebileceğinden muhtemel bir PKO açısından inceleme gerekir.Yumurtlama olmadığından rahim iç tabakası progesteron hormonunun etkilerinden yoksun kalır ve bu yüzden yalnızca östrojen hormonu etkisiyle kalınlaşır. Kalınlaşma belli bir aşamaya geldiğinde tabakanın kan dolaşımı yetersiz kalır ve östrojen hormonu da tabakayı desteklemekte yetersiz hale gelir. Bu durumda genellikle gecikmeli bir süre sonunda kalınlaşan tabaka genellikle normalden fazla bir kanamayla birlikte dökülmeye başlar.Ender durumlarda PKO lu bir kadın düzenli olarak adet görebilmesine karşın, genellikle 35 günün üzerinde ve düzensiz aralıklarla adet kanaması görülür.Yumurtlama olmaması, adet düzensizliğinin yanı sıra gebe kalamama, veya "zor gebe kalma" sorununa da neden olur.Bazı durumlarda PKO, tekrarlayan düşüklere neden olabilmektedir."Şişmanlık" PKO lu kadınların yarısında vardır. Şişmanlığın hastalığın tam olarak neresinde bulunduğu, yani hastalığı kolaylaştırıcı bir etken mi olduğu veya hastalığın sonucu mu olduğu halen tartışmalıdır.PKO Tanısı Nasıl KoyulurTüylenme ve adet gecikmeleri olan bir kadında yapılan muayenede ultrasonografide de tipik PKO görüntüsünün gözlemlenmesiyle PKO tanısı kolaylıkla konulabilir.Muayenede veya ultrasonografide yumurtalıklar irileşmiş bulunabilir. Bu da yumurtalıklardaki “yarım folikül” sayısının çok fazla olduğunu ve olayın uzun zamandır devam ettiğini gösterir.PKO tanısında yardımcı olan testler arasında en önemlileri hormon ölçümleridir. Kilolu olan kadınlarda şeker hastalığı veya şeker hastalığına eğilimi gösteren testler uygulanır.PKO kan yağlarını da olumsuz etkileyebildiğinden buna yönelik çeşitli incelemeler de çoğu durumda yapılır.Tüylenmenin belirgin olduğu durumlarda böbreküstü bezlerinden kaynaklanan hormonal hastalıklar ve çok ender görülen hormon salgılayan tümörler için ayırıcı tanı gerekli durumlarda yapılır.PKO Nasıl Tedavi EdilirPKO mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Rahim iç tabakasının progesteron hormonu etkisinden mahrum kalması ve sürekli kalınlaşması belli bir süre sonra rahim iç tabakasında kanser öncesi değişiklikler oluşmasına (“endometrial hiperplazi”), hastalık uzun süre devam ettiğinde ise bu tabakada kanser gelişmesine neden olabilir.Dahası, PKO kadında androjen ("erkeklik") hormonlarının aşırı salgılandığı bir hastalıktır. Bu nedenle uzun vadede, kadında artmış androjen hormonlar kan lipit (yağ) aaaabolizmasını olumsuz etkilemekte, kalp-damar sistemi hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırmaktadır.Gebe kalamama sorunu nedeniyle incelenen bir çiftte sıklıkla PKO sorununa rastlanır ve tedavi, çocuk arzusu olup olmamasına göre değişir:Doğum kontrol hapının içinde bulunan progesteron hormonu etkili maddeler de rahim iç tabakasında kanser öncüsü lezyon gelişimine karşı korurlar.Çocuk arzusu olmayan bir kadında doğum kontrol hapları verilerek yumurtlama en temel aşamasından, yani folikül gelişim aşamasından durdurularak daha fazla sayıda kist gelişimi önlenir. Doğum kontrol hapının içinde bulunan progesteron hormonu etkili maddeler de rahim iç tabakasında kanser öncüsü lezyon gelişimine karşı korurlar.Tüylenmenin temel sorun olduğu durumlarda erkeklik hormonu salgısını azaltan veya hormonların kıl folikülüne etkisini engelleyen çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur.Doğum kontrol hapı kullanamayan veya kullanmak istemeyen kadınlarda rahim iç tabakasının korunmasına yönelik olarak adet düzeninin belirli aralıklarla progesteron hormonu verilmesi yoluyla sağlanması gerekir.Çocuk isteyen bir kadında ise yumurtlamayı sağlamak amacıyla ağızdan veya enjeksiyon yoluyla çeşitli hormonal ilaçlar verilerek “ovulasyon induksiyonu” yapılır ("yumurtlamayı sağlamak için ilaç verilmesi"). PKO lu kadınların yumurtalıkları bu ilaçlara çok hassas olduklarından tedaviye çok fazla sayıda folikülün aynı anda gelişmesiyle cevap verebilirler. Bu yüzden PKO durumunda yumurtlama tedavisi çok dikkatli yapılır ve sıkı takip edilir.Kilo verilmesi tedaviye önemli katkılarda bulunur. Vücut ağırlığının %5 oranında azalması bile yumurtlamanın geri dönmesini sağlayabilir.Şeker hastalığı veya şeker hastalığı eğilimi saptandığında bu durumun çeşitli ilaçlarla tedavisi mümkün olabilmektedir.Laparoskopiyle yumurtalıklara ufak delikler açılarak (“drilling”) foliküllerin sayıca azalması ve kısır döngünün kırılması sağlanabilir, ancak bu yöntem en son kullanılması gereken yöntemlerden biridir.PKO Neden ÖnemsenmelidirPolikistik Over (PKO) defalarca belirtildiği gibi, belirtiler veren, yani sinsi olmayan bir durumdur. Öncelikle bu nedenle PKO, yani yarattığı belirtilerin kadına verdiği rahatsızlıklar (adet düzensizliği, tüylenme, gebe kalamama gibi) nedeniyle kadını çoğu durumda tedavi arayışına iten bir durumdur.Yine de günlük yaşamı olumsuz etkileyen bir belirti veya bulgu olmasa veya kadın PKO nun kendisinde yarattığı değişikliklerden rahatsız olmasa dahi, vücutta yarattığı olumsuz aaaabolizma ortamı nedeniyle PKO, basit bir yumurtlama bozukluğu olmaktan çok, kısa veya uzun vadede ciddi sorunlar yaratabilen bir durumdur.PKO’nun kadın yaşamı üzerinde uzun vadede yaratabileceği muhtemel olumsuzluklar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:Diyabet (Şeker Hastalığı) Gelişme RiskiPKO, ileri yaşlarda Tip II, yani insüline bağımlı olmayan (tedavide ağızdan alınan ilaçların kullanılabildiği) diyabet gelişme olasılığının arttığı bir durumdur. Özellikle kilolu olanlarda bu risk daha da yüksek olmakla beraber 40 yaşın üzerinde olan PKO’lu kadınların yaklaşık %40’ında diyabet gelişmektedir.Diyabet gelişiminin altında yatan temel neden muhtemelen PKO gelişimine de zemin hazırlamaktadır. Yani PKO kendi başına diyabet gelişimine neden olmamakta, ancak bazı kadınlarda PKO geliştiren temel mekanizma (insülin direnci), ileri yaşlarda diyabet gelişme riskini de artırmaktadır.PKO’nun bu özelliğinin bilinmesi PKO tanısı almış olan kadının belli aralıklarla insülin direnci ve diyabet açısından takip edilmesini ve diyabet tanısı konduğunda tedavinin erken başlamasını sağlamaktadır. Diyabet erken tanındığında ve etkili bir şekilde tedavi edildiğinde yaşam süresini kısaltan bir hastalık olma özelliğini büyük oranda kaybeder.Yapılan çalışmalara göre son zamanlarda gündemde olan Metformin ve diğer insülin duyarlılığını artırıcı ilaçlar etkili bir şekilde kullanıldıklarında, ileride diyabet gelişme riskini ertelemekte ve hatta ortadan kaldırmaktadırlar.PKO ve Gebelik ŞekeriPKO’nun şeker hastalığıyla olan yakın ilgisinin bilinmesi PKO’su olan kadının gebeliğinin doktor tarafından ele alınmasında da bazı farklılıklar getirir. Gebelik, artan hormonların etkisiyle genel olarak zaten insülin direnci gelişme eğiliminin yüksek olduğu bir dönemdir ve duyarlı kişilerde gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) durumunun gelişmesine neden olabilir.Gestasyonel diyabet gebeliğin belli dönemlerinde yapılan tarama testleriyle ortaya çıkarılabilen ve bebek ve anne adayı zarar görmeden kontrol altına alınabilen bir durumdur. PKO’lu anne adayları gestasyonel diyabet gelişimi açısından daha yüksek risk altında olduklarından gebelik döneminde çok daha sıkı takip altında tutulurlar.Kalp ve Damar SorunlarıPKO, kanda androjen (erkeklik) hormonların yüksek olduğu bir durumdur ve bu denli yüksek seviyeler kan yağları (lipitler) üzerine olumsuz etkiler yaratırlar.Yine PKO, ileri yaşlarda hipertansiyon gelişme riskini artıran bir durumdur.PKO’lu kadınların kilolu olmaya eğilimli olmaları, şeker hastalığı geliştirmeye olan eğilimleri ve yukarıda bahsedilen iki olumsuz durum birleştiğinde ortaya artmış bir damarlarda sertleşme (ateroskleroz) riski çıkar. Bu da inme (felç), kalp krizi gibi ciddi damarsal sorunları beraberinde getirir.PKO’lu kadınların kendilerini kilo almadan korumaları, gerekli durumlarda kullanılan lipit düşürücü ilaçlar, kan şekerinin sıkı denetim altında tutulması, tansiyonun sürekli olarak denetlenmesi bu tür risklerin gerçekleşme olasılığını belirgin şekilde azaltır.PKO, insülin direnci mekanizması üzerinden genel olarak kan pıhtılaşmasının artma eğiliminde olduğu bir ortam oluşturur. Bu da damar tıkanıklığı gelişme riskini artıran bir durumdur. Özellikle insülin direnci olan ve kilolu olan kadınlarda, normalde PKO’da nispeten sık kullanılan ve östrojen içeriği yüksek doğum kontrol haplarından kaçınmak ve insülin direnci ve kilo sorununu düzeltici girişimlerde bulunmak bu riski belirgin olarak azaltır.Rahim Kanseri Gelişme RiskiRahim kanserinin (daha doğru deyimle rahim iç tabakası kanseri (endometrium kanseri) bilinen en önemli risk faktörleri arasında şişmanlık, şeker hastalığı, hipertansiyon ve çocuk doğurmamış olmak vardır. PKO bu sayılan tüm bu risk faktörlerinin nispeten sık görüldüğü bir durumdur.Rahim kanseri gelişimine zemin hazırlayan en önemli etken ise rahim iç tabakasının uzun süreli tek başına östrojen hormonu hakimiyetine maruz kalmış olmasıdır. Bu son durum yumurtlama olmaması nedeniyle progesteron hormonunun koruyucu etkilerinden maruz kalan PKO’lu kadınlarda oldukça ön plandadır.PKO’da yumurtlamanın düzenli olarak sağlanması veya eksik olan progesteron hormonunun ilaçlarla dışarıdan takviye edilmesi ve şişmanlık, şeker hastalığı ve hipertansiyon sorununun sıkı denetim altında tutulmasıyla PKO’lu kadınlarda rahim kanseri gelişme riskinin en aza indirilmesi tümüyle mümkündür.PKO Gelişim MekanizmasıPolikistik over (PKO) kronik bir yumurtlama bozukluğudur ve yumurtlamanın neden bozulduğu tam olarak aydınlatılabilmiş değildir. Bugün için ortaya atılan teoriler arasında en geçerli olanı, yumurtalıklar içinde var olan hassas androjen (erkeklik hormonu)/östrojen dengesinin herhangi bir nedenle bozulması nedeniyle yumurtlamanın aksaması şeklindedir.Dikkat: bu yazıyı adet görme mekanizması yazısını okuduktan sonra okursanız daha iyi anlama imkanına kavuşursunuz.Bir kız çocuğu dünyaya her iki yumurtalığında bulunan yaklaşık 500.000 yumurta hücresiyle gelir. Ergenlik çağına kadar istirahat halinde olan bu yumurta hücreleri ergenlikte artmaya başlayan hormonların etkisiyle, daha doğru bir anlatımla hipotalamus-hipofiz aksı adı verilen ve yumurtlamayı sağlayıcı hormonların üretildiği bölgenin olgunlaşmasıyla gelişim sürecine girmeye başlarlar.Ergenlik çağının sonlarına doğru iyice olgunlaşmış olan hipotalamus-hipofiz aksından salgılanan en temel hormon olan GnRH etkisiyle hipofiz bezinden FSH hormonu salgılanır ve bu hormon her ay yumurtalıklardan birinde 20-40 adet yumurta hücresinin birden gelişim sürecine girmesini sağlar. Bol miktarda östrojen hormonu üreten bu yumurta hücrelerinden bir tanesi diğerlerinden öne geçer ve içi sıvı dolu bir keseciğin içinde olgunlaşmaya devam eder. Graaf folikülü veya dominant (baskın) folikül adı verilen bu yapı, diğer yumurta hücrelerinin ürettiği östrojen hormonunun desteğiyle daha da gelişir. Bir süre sonra adet döngüsünün başında gelişmeye başlayan yumurta hücreleri “yarışı kaybettiklerinden” atreziye uğrarlar (“yok olurlar”).Yumurta hücresi gelişimini sürdürdükçe folikül içindeki hücrelerde androjen hormon-östrojen hormon dönüşümüyle östrojen hormonu desteği devam eder.Artan östrojen hormonu FSH hormonu salgısını azaltırken, LH adı verilen hormonun salgısı artar ve kritik bir noktada, östrojen hormonunun en yüksek seviyeye ulaştığı bir zamanda belli bir süre sonunda LH hormonu da ani bir artış yapar (“LH piki”). Bu artış, folikül yapısının çatlamasına ve yumurta hücresinin serbestleşmesine neden olur. Yumurtlama sonrası çatlayan folikülden ("sarı cisim") bu kez progesteron hormonu üretimi olur.Yukarıda bahsedilen androjen-östrojen hormon dönüşümü sağlıklı bir yumurtlama için çok önemli bir koşuldur ve bu dönüşümün bozulması yumurtlamanın olmasını engeller. Dönüşümün sürekli bozuk olması kronik bir yumurtlama bozukluğunun ortaya çıkmasına neden olur. .Özetle PKO’yu, yumurtalık içinde var olan ortamın androjen hakimiyetinde olmasına indirgeyebiliriz.Yumurtalık içindeki androjenik ortam hakimiyeti aşağıda anlatılacak insülin direncine bağlı olabileceği gibi, çok sayıda başka hormonal bozukluğa (androjen hormon üreten tümörler, ergenliğin erken yaşta olması, hipotiroidi (tiroid hormonu düşüklüğü), prolaktin hormonu salgısında artış (hiperprolaktinemi), kortizon hormonu salgısını artıran hastalıklar ve stres gibi) ve hatta dışarıdan alınan androjen etkili ilaçlara da bağlı olabilir. Yine aşağıda anlatılacağı gibi obezite (şişmanlık) olayı başlatan etken olmasa bile olumsuz ortam gelişimini kolaylaştıran bir etkendir.Kanda androjen hormonlar arttıkça LH hormonu daha da artacak, bu hormon arttıkça yumurtalık içinde androjen salgılayan hücreler daha da çoğalacaktır. LH hormonu çaresiz bir şekilde yumurtlamayı yine de sağlamak için salgısını daha da çok artıracak, ancak bu artış yumurtalık hücrelerindeki androjen hormon üretimini daha da kamçılayacak ve bir kısır döngü oluşacaktır.Yukarıda anlatılan mekanizmayla oluşan androjen hormonu yüksekliği tüylenme ve diğer uzun vadeli sorunlara, yumurtlama bozukluğu ise adet düzensizliği ve gebe kalamama ve yine yumurtlama olmaması sonucu progesteron hormonunun eksik kalması neticesinde ortaya çıkabilecek sorunlara yol açacaktır.Obezite ve PKOYukarıda anlatılan kısır döngüye girmiş bir kadında obezite de (şişmanlık) var olduğunda artmış yağ hücreleri içinde androjen hormonlar östrojen hormonuna daha çok çevrilecek, bu gereksiz östrojen hormonu artışı FSH hormonu salgısını bloke edecek, LH hormonu salgısını daha da artıracaktır.Obezitenin yarattığı diğer bir sorun da SHBG adı verilen ve kanda androjen hormonu taşıyan proteinlerin seviyelerinin düşmesidir. Bu protein azaldığında kanda daha çok androjen hormon serbest kalacak ve PKO belirtileri artacaktır.İnsülin ve PKOSon yıllarda diyabet (şeker hastalığı) ve diyabet öncüsü olan insülin direncinin PKO ile olan ilişkisi konusunda oldukça önemli bilgiler edinilmiştir. PKO tanısı almış olan kadınların bir kısmında şeker hastalığı veya şeker hastalığına eğilim (insülin direnci) bulunmakta veya bu kadınlarda belli bir süre sonunda bu durumlar gelişebilmektedir.İnsülin, karın içinde bulunan pankreas bezinden salgılanan ve kan şekerinin normal seviyeler içinde kalmasını sağlayan hormondur.Gıdalarla aldığımız glikoz (şekerin en ufak birimi) ince bağırsaklardan kana geçer ve direkt olarak insülin hormonu salgısını uyarır. İnsülin hormonu glikozun hücreler içine girerek kullanılmasını ve fazlasının karaciğer ve kasta direkt depolanmasını, yağ dokusunda ise yağa dönüşerek depolanmasını sağlar.Genellikle genetik bir zeminde gelişen insülin direncinde insülin hormonunun hedefi olan hücreler insülin hormonuna duyarlılıklarını yitirmekte ve bu nedenle insülin bu hücrelere yine de etki edebilmek için salgısını artırmaktadır. Şeker hastalığının öncüsü olarak kabul edilebilecek bu durumda insülin salgısındaki artış, hücrelerin bu hormonun etkilerini gösterebilmesine olanak tanıdığından kan şekeri henüz normal sınırlar içindedir. Ancak insülin direnci arttıkça bir süre sonra artmış insülin salgısı kan şekerini normal seviyeler içinde tutma konusunda yetersiz kalacak ve kan şekeri yüksekliğiyle başlayan ve temel olarak damarları olumsuz yönde etkileyen olaylar zinciri olan diyabet (şeker hastalığı) ortaya çıkacaktır.PKO açısından insülin direncinin olaya katkısı çok büyüktür. Yukarıda anlatılan kısır döngüye artmış olan insülin hormonu salgısı indirekt olarak katılır: Fazladan üretilen insülin hormonu yumurtalık içerisinde IGF (ınsulin like (insülin benzeri) growth factor) adı verilen ve androjen hormon üretimini sağlayan bir madde gibi davranır ve yumurtalık içi androjen /östrojen dengesini daha da bozar.İnsülin hormonu artışının PKO’ya diğer önemli bir katkısı da SHBG adı verilen ve kanda androjen hormonu taşıyan proteinlerin seviyelerini düşürmesidir. Bu protein azaldığında kanda daha çok androjen hormon serbest kalır ve PKO belirtileri artar.İnsülin hormonu seviyeleri arttığında hipertansiyon gelişme riskinin ve damarlarda pıhtı oluşma riskinin arttığı bilinmektedir. Bu da PKO’nun damarlar üzerindeki uzun vadedeki olumsuz etkilerinden kısmen sorumludur.
feelings
13.06.2008, 13:54
Ovulasyon Testleri, Yumurtlamayı Gösteren Testler Nasıl Kullanılır?Kolay ve güvenilir olduklarından bir çok kadın ve doktor tarafından tercih edilen yöntemlerdir. Eczanelerde satılan hazır kitler vardır. Bu kitler içinde 5-7 adet çubuk bulunur. Bu çubuklarla Luteinizi Edici (Luteinising Hormon) Hormonun yumurtlamadan hemen önce hızla yükseldiği dönem belirlenebilir. Bu hızlı yükselmeyi takiben 24-36 saat sonra yumurta çatlamaktadır. Pozitif sonuç alındığında yumurtlama ertesi gün olacak demektir. Buna göre cinsel birleşme planlanabilir.Ovulasyonun zamanını tespitte en çok kullanılan ve en basit olanı LH yükselmesinin (idrarda yapılan test) veya Östrojen artışı ( Tükürükte Yapılan test) testpitidir. Bu tespit için son yıllarda “evde yapılan ovulasyon (yumurtlama) testleri” geliştirilmiştir. Ülkemizde de bulunan bu testler, idrarda veya tükürükte kadınlık hormonlarının artışını tespit mantığına göre yapılmaktadır.Birbirlerine göre bariz bir üstünlükleri de yoktur.İdrada Yapılan Ovulasyon (Yumurtlama) Testi:LH (Luteinise Hormon), yumurtayı harekete geçiren hormondur. Yumurtlamadan 24 ila 36 saat öncesi LH-konsantrasyonu 10 ila 20 kat artmaktadır. OVULASYON TESTİ idrarda bulunan bu hormonu tespit etmektedir. LH'nin artması ile yumurtlama başlangıcı, yani gebe kalma süreci başlamış olmaktadır. Kadınların büyük çoğunluğu bir düzen içersinde yumurtlamasına rağmen bazı kadınlar adet döneminin herhangi bir gününde yumurtlayabilir. Bu istisnayi durumu tespit edebilmek için adetin bittiğinin ertesi günden başlayarak diğer adetin başladığı güne kadar her gün bir test yapılmalıdır.İdrarda Yapılan Ovulasyon Testi hamilelikten korunma için de kullanılabilir mi ?Hayır. OVULASYON TESTİ sadece yumurtlama (ovulasyon)'nun 24-36 saat öncesini göstermektedir. Ancak spermler, vücudun içersinde 72 saat kadar daha yaşayabilirler. Örnek olarak : 28 günlük bir siklus olduğunu varsayarsak, yani yumurtlama 14. günde gerçekleşiyorsa, cinsel birleşme ise 11. siklus gününde yapılırsa döllenme meydana gelebilir. 1. test gününüz, 12. siklus gününüzdür. Bundan dolayı hamilelikten korunma için kullanılması sakıncalıdır.Hangi faktörler test sonuçlarını etkiler ?Alkol ve çoğu bilinen ilaçlar test sonuçlarını etkilemez. Ancak fazla miktarda alınan sıvı (mesela su), LH konsantrasyonunu inceltir. Bundan dolayı testten 2 saat öncesine kadar mümkünse hiç içecek alınmamalıdır.Yanlış sonucun sebepleri ne olabilir ?Hamileyseniz, kısa süre önce hamilelikten çıktıysanız veya menopoz dönemindeyseniz, bu yanlış sonuç almanıza sebep olabilir. Aynısı, şayet gebe kalmak için tedavi görüyorsanız ve buna bağlı LH (Luteinise Hormon) veya hCG (Humanes Chorion Gonadotropin) arttırıcı ilaç alıyorsanız da geçerlidir -bu konuyla ilgili olarak önce hekiminize sorunuz. Clomifen ihtiva eden ilaçlar sonucu etkilemez, ancak siklus süresini etkileyebilirler. Bunun sonucunda bir paket daha alıp kullanmanız gerekebilir.Yakın zaman önce korunma haplarını bıraktım. Test sonuçlarına etkili olabilir mi?Korunma haplarını veya başka bir hormonal korunma metodlarını bıraktıktan sonra, regl döneminin normale dönmesi birkaç gün alabilir. Bundan dolayı 2 dönem, siklusun normale dönmesini bekleyip, daha sonra test'e başlamanız daha mantıklı olur. Bunun avantajı, doğal siklus süresini öğrenmeniz ve ilk test gününüzü daha kesin belirlemenizdir.Tükürükte Yapılan Ovulasyon (Yumurtlama) Testi.Evde kullanılabilen tükürük temelli ovülasyon testi 1992 yılında Italya’da geliştirilmiş olup dünyada 35 ülkede kadınlar tarafından kullanılmaktadır.Bu testin kullanması kolay ve birkaç dakika içerisinde kesin sonuçlar alınabilmektedir.Bu Test Nasıl Çalışmaktadır?Kadının aylık periyodu yaklaştıkça östrojen seviyesi yükselir. Bu da vücut sıvılarındaki tuz seviyesini yükseltir. Kadının tükürüğünün kurumasına izin verildiğinde, kristalleşme oluşur. Kadın ovülasyona ne kadar yakınsa, kristalleşme o kadar yoğun olur ve eğrelti otumsu desen ortaya çıkar. Tükürük testinde bu desene bakarak hamile kalma olasılığının yüksek ve düşük olduğu zamanları rahatça kadınların görmesini sağlar.Ovulasyon Testi Nasıl Kullanılıyor?Üzeri yazılı rujumsu kapak çıkarılıyor. İç tüpten siyah gözcük çekerek çıkarılıyor.“Açık Mavi” renkteki plastik koruyucu çıkarıdıktan sonra atılıyor. Gözcüğün altındaki şeffaf düz lensin üstüne küçük bir miktar tükürük koyuluyor. Siyah gözcüğü iç tüpe geri koyduktan sonra, dış tüpe koyuluyor ve 5 ile 10 dakika arası kuruması bekleniyor. Dış tüp ayırılıyor, dibindeki ışık düğmesine basılarak test kiti göz hizasında tutuluyor. Diğer el ile gözcük çevirilerek odaklanılıyor ve sonuç görülüyor.Yumurtlamayı Takipte Kullanılan Diğer Özel Yöntemler;Semptotermal yöntemSemptotermal yöntem servikal mukus yöntemini (Billings yöntemi) sıcaklık yöntemiyle birleştirmektedir. Semptotermal yöntem doğal yöntemler içerisinde en güvenilir olanlarından biridir."Doğum kontrol bilgisayarları"Yumurtlama günlerini daha güvenilir ve rahat belirlemek üzere tasarlanmış mini-bilgisayarlardır. Cihazların tümü benzer bir prensibe dayanmaktadır: Yani bireysel menstruel siklüs verilerinin elektronik olarak kaydedilmesine (tek başına takvim verileri veya aynı zamanda bazal vücut sıcaklığı).Bazı bilgisayarlar aynı zamanda bir idrar test şeridi yardımıyla yapılan hormon ölçümlerini de dahil etmektedir. Yaklaşık olarak hesaplanan ovülasyon tarihinde, bilgisayar doğurgan günlerde yüksek konsantrasyonlarda salgılanan LH hormonu (bazı durumlarda aynı zamanda estrojen) düzeyini ölçmektedir. mystical2008-06-13 14:31:46
datceken
26.06.2008, 04:25
Donduma yiyen kadınlar daha kolay hamile kalıyor ABD'li araştırmacılar, hamile kalmak isteyen kadınların günde bir bardak tam yağlı süt içmelerini veya dondurma yemelerini tavsiye etti. Harvard Halk Sağlığı Enstitüsü tarafından 24-42 yaşları arasındaki 19 bin kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, kalori tüketimine dikkat etmek koşuluyla tam yağlı ürünleri tercih eden kadınların üreme hücrelerindeki hormonal denge artıyor. Düşük yağlı gündelik ürünleri tüketen, örneğin yağsız süt, süzme peynir veya yoğurt yiyen kadınlar ise üreme ve ovülasyon problemleri yaşayabiliyor.
mayamiyo_78
27.06.2008, 15:04
kızlar bu baska bi yerde arastırırken okudugum bi alıntı....
Kızlar gebelikle ilgili bir sürü
web sayfası dolaşırken bir de yabancı olanlara bakayım dedim. "Early
pregnancy symptoms" yani erken gebelik belirtileri arasında menstruasyon
başlangıç gününden genellikle 10 veya 15 gün öncesinden (siklus uzunluğuna
bağlı olarak değişiyor bu) kasıklarda iğneleme, ağrı, kramp girmesi gibi
belirtiler kendini gösterebiliyormuş. Gebelik başlangıcını takip eden 3-4 gün
içerisinde göğüslerde şişme başlayabiliyormuş. Heryerde karşıma çıkan ifade hep
"swollen breasts" idi, yani şiş göğüsler.
Bazı kadınların bunları regl belirtileri olarak addettiğini aslında regl
belirtileri arasında yer alan karın ağrısı, kramp, batma ve iğnelenme gibi
şikayetlerin regl dönemi başlamadan 2-3 günde çıkması gerektiği yazıyor. Yani
10 gün öncesinde başlayan abdominal şikayetler (karın ile ilgili olanlar) erken
gebelik belirtilerinden sayılabilirmiş. Bunun için ise insanın kendisini iyi
dinlemesi ve gözlemlemesi gerekiyormuş.
Bulantı ve kusmalar ise 3. ve 4. haftalarda başlayabilse de genellikle 5. haftadan
sonra yavaş yavaş ortaya çıkan durumlardanmış...
Reglinden 10-15 gün öncesinden itibaren karın ağrısı, kramp, iğneleme hisseden
ve göğüsleri aynı dönemlerden itibaren şişip hassaslaşmaya başlayan bayanlar
dikkat edin, gebe olabilirsiniz...
mimargulden
16.07.2008, 03:48
ellerinize kollarına sağlık kızlar
misafir2
28.07.2008, 02:09
Hızlı Gebe Kalmak İçin
Rahat olun,strese girmeyin .Gebe kalamayacağınız korkusuna kapılmayın.
Adet düzeninizi takip edin, gebe kalabileceğiniz muhtemel günlerde cinsel ilişkide bulunmaya özen gösterin.
Eşinizin sigara ve alkolü bırakmasını sağlayın,hayatını düzenlemesine yardım edin.
Eşinizin kalın ve sıkı pantolon,iç çamaşırı giymesini engelleyin.Sauna ve sıcak banyolardan kaçınmasını tavsiye edin.
İlişkiden 2 saat önce eşinizin sert bir kahve içmesi sperm hareketlerini uyaracaktır.
En uygun pozisyonda cinsel ilişkiye girin.
İlişki sonrası belinizin altına yastık koyup bir saat yataktan kalkmayın,yatak odasının fazla sıcak olmamasını sağlayın.
Sabah erken saatlerde cinsel ilişkiye girmeye çalışın.Sabahları sperm kalitesi en iyi durumda olmaktadır.
Cinsel ilişkiyi ‘bir ev ödevi’ olarak görmeden isteyerek eşinizle birlikte olun.Orgazm olmak vagina salgısının ph derecesini değiştirmekte ve spermin rahim ağzından daha hızlı geçmesini sağlamaktadır.Gereğinden fazla, sık cinsel ilişkiye girmekten kaçının.
Daha önce gebelikten korunmak için değişik yöntemler kullanmışsanız bunların olası etkileri için doktorunuza danışın.
Adet düzensizliği var ise gereken tedavi ile adet düzenini sağlayın.
Servikal mukus gereğinden koyu ise inceltici özel ilaç kullanmak gerebilir.
Günlük beslenmenize dikkat edin.Dengeli ve düzenli beslenin.Süt ürünlerinin içindeki galaktose ismi verilen madde yumurtlama fonksiyonunu arttırmaktadır.Bol miktarda süt,süt ürünü ve yoğurt tüketin.Enginar ve taze fasulyeyi tüketmeyi unutmayın.Aşırı kırmızı et ve yağlı yemek tüketmeyin ,östrojen düzeyini olumsuz etkileyebilir.
Aşırı olmamak şartıyla hafif eksersiz yapın.
Doktorunuzun haberi olmadan hiçbir ilaç kullanmayın.
Adetlerim düzensiz,yumurtlamam ne zaman olmakta?
Bu soruyu bir çok kadın kendi kendine veya hekimine sormaktadır.”Ne zaman yumurtlamam oluyor?” Yumurtlama gününü anlamak için bazal vücut ısısı ölçümü yapılabilinir,düzenleyici ilaçlar kullanılabilinir, bitkisel içerikli haplar alınabilinir veya yumurtlamayı gösteren özel testler yapılabilinir.
Adet düzensizliği var diyebilmek için adetlerin 7 günden fazla bir süre erken veya geç olması gerekmektedir.Başka bir ifade ile 21 günden daha sık veya 35 günden daha seyrek olması adet düzensizliği anlamına gelir.Her 10 kadından 2 tanesinde adet düzensizliği görülmektedir.Adet düzensizliğinin en sık sebepleri kötü beslenme ,kontrolsüz diyet,kronik yumurtlama bozukluğu,hormon bozuklukları,guatr ve bazı böbrek üstü bezi hastalıkları,polikistik over,yumurtalık(over) kistleri varlığı,aşırı eksersiz ve kontrolsüz spor vs.dir.
Adetleriniz düzensiz ise ve gebe kalmayı planlıyorsanız kolay gebe kalabilmek için doktorunuzla görüşüp öncelikle adetlerinizi düzene sokun.Doktor yardımı ile yumurtama hesaplama sı yapılacak ve sonuç olarak size de bir "gebelik hesaplama" veya diğer adı ile "hamilelik hesaplama "takvimi verilecektir
Bazal vücut ısısının ölçümü ile yumurtlama zamanı tespit edilir mi?
Bazal vücut ısınızı ölçerek yumurtlama gününüzü tespit edebilir, luteal fazın ne kadar sürdüğünü saptayabilirsiniz.Vücut ısısı yumurtlamanın oluşmasıyla birlikte yükselmektedir.Bu şekilde adet düzeninizdeki yumurtlama gününüzü tespit edebilirsiniz.
Kendinize dijital iyi bir termometre alın.Uyanır uyanmaz yataktan daha çıkmadan vücut ısınızı ölçün, çünkü hareket etmeniz ısıyı yükseltir ve bu yanıltıcı olur.
Adetinizin ilk günü itibariyle ölçüme başlayın.Her gün aynı saatte ölçüm yapmaya özen gösterin.Ölçümden elde ettiğiniz değeri kartınıza işaretleyin.Isıda ani bir artış (0.4-0.6 derece gibi) olur ise bu yumurtlamanızın 24 saat içinde olacağını gösterir.Bu ısı artışından sonra ölçmeyi bırakmayın, devam edin ve yeni adet ile tekrar yeni kartınıza işaretlemeye başlayın.
Aynı işlemi 3-4 ay yaptıktan sonra yumurtlama gününüzü keşfedecek ve luteal faz dönemizin uzunluğunu hesaplayacaksınız.Eğer yapamıyorsanız mutlaka doktorunuzdan size öğretmesi için yardım isteyin.
Progesteron gebe kalmayı kolaylaştırır mı?
Progesteron bir kadınlık hormonu olup birden fazla etkisi vardır.Rahmi, rahim ağzını, vaginayı ve tiroid bezlerini direkt olarak etkilemektedir.Hamile kalmayı kolaylaştırmakta ,bebeğin gelişimine ve büyümesine katkı sağlamaktadır.Progesteron seviyesindeki düşüklük luteal faz’ı(yumurtlamadan sonraki 14 günlük süre) bozup hamile kalmayı zorlaştırmaktadır.
Progesteron kremleri,vaginal tabletleri vücudun günlük ihtiyacını karşılayıp östrojen dengesini düzenlemektedir.
Kadınlarda yumurtlama esnasında 2 tane hormon yapılmaktadır.Bunlar östradiol ve progesterondur.Bu iki hormon birlikte bir denge içinde hamile kalmayı ve gebeliğin devamını sağlamaktadır.Progesteronun en büyük etkisi yumurtlama sonrası mukus’u (rahim ağzı salgısı)değiştirmek ve rahim içini döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için hazırlamaktır.Bu esnada progesteron etkisine bağlı olarak vücut ısısı da artmaktadır.Kısa sürede gebe kalamayan veya daha önce düşük yapmış hastalarda sağlıklı bir gebelik başlangıcı için yumurtlama tarihi itibariyle doktorunun tavsiye ettiği şekil ve sıklıkta kullanmaları faydalı olabilmektedir.
Gebe kalmayı zorlaştıran faktörler nelerdir?
ü Kadının 35 yaşından büyük olması
ü Düzensiz adetler
ü Endometriyozis hastalığı
ü Cinsel ilişki ile geçen hastalık hikayesi
ü Genital organlarda geçirilmiş ağır iltihabi hastalık öyküsü
ü Aşırı kilolu veya aşırı zayıf olmak
ü Devamlı değişik nitelikte ilaç kullanımı,sigara ve bağımlılık yapan alışkanlıklar
ü Kronik hastalıkların varlığı (kalp ,karaciğer şeker ve guatr hastalığından herhangi birinin olması)
ü Epilepsi ve psikolojik rahatsızlıklar
ü Erkeğin testislerinden kaza geçirmiş veya ameliyat olmuş olması
ü Gebe kalmayı arzulayan kadınların yumurtlama hesaplama sı yapmayı bilmemeleri ve sonuç olarak gebelik hesaplama veya diğer adı ile hamilelik hesaplama takvimi oluşturmayı bilmemeleri. Ayrıca stresin de gebe kalmayı zorlaştıran önemli faktörlerden biri olduğu unutulmamalı
mystical2008-07-28 07:02:21
misafir2
28.07.2008, 02:10
Kolay Hamile Kalmak İçin Sık Sorulanlar..
İdeal yaşta mıyım? Tıbbi araştırmalar, çocuk sahibi olabilecek çağdaki yetişkinlerin yüzde 10 - 15'inin kısırlık problemi ile karşılaştığını ortaya koyuyor. Aktif bir cinsel yaşamı olan çiftlerin yüzde 57'si üçüncü ayda, yüzde 72'si altıncı ayda, yüzde 85'i de birinci yılın sonunda hamile kalıyor. Hamilelik için gereken süre, çiftlerin yaşları yükseldikçe artıyor. Yaşla beraber kadının üretkenliğinin azaldığını belirten uzmanlar yaşın çocuk sahibi olunmasında bu kadar önemli olmasını başlıca iki nedene bağlıyorlar. Birincisi yaşlanma sonucunda yumurtaların kaliteleri bozuluyor. İkincisi, ilerleyen yaşla birlikte erken gebelik kaybı olasılığı artıyor. Bir kadın üreme çağı boyunca ortalama 400 - 500 kez yumurtluyor, yaş ilerledikçe kaliteli yumurta sayısı da azalıyor. Hamilelik öncesi hazırlık çok önemli mi?Prekonsepsiyon dönemi olarak adlandırılan döllenme öncesi hazırlık döneminin son derece önemli ve bu dönemin en sağlıklı şekilde geçirilebilmesi için anne adayının gebeliğin 2-3 ay öncesinden başlayarak bu 9 aylık döneme hazırlanması gerekmektedir. Döllenme ve döllenen yumurtanın rahmin iç tabakasına tutunması ile başlayan gebelik sürecinde bebeğin organlarını oluşturan hücreler büyük bir hızla bölünerek çoğalır ve oluşturacakları organ sistemlerine göre farklılaşır. Dolayısıyla gebeliğin organların oluştuğu bu ilk dönemi çok önemlidir.Yumurtlama dönemini nasıl tespit ederim?Kadınların en fazla doğurgan oldukları döneme ait şöyle küçük formüller söz konusu: Adetin başladığı gün "1. Gün" olarak kabul ediliyor ve 28 günde bir adet gören kadında yumurtlama 13.- 15. gün arasında gerçekleşiyor, işte bu dönem en fazla doğurgan olunan zaman. Ancak kadınların tümü bu dönemde yu-murtlamıyor. Bazıları biraz daha önce veya sonra yumurtlayabiliyor. Bazıları da hiç yumurtlamıyor. Unutulmaması gereken nokta şu! Yumurtlama problemleri olmasına rağmen kadınlar adet görebiliyor ve yumurtlama gücü aydan aya değişebiliyor. Yumurtlamanın olup olmadığı ultrason ya da kan testleriyle belirlenebiliyor. Erkek spermi cinsel ilişkiden sonra yaklaşık 48-72 saat kadın vücudunda canlı olarak kalabiliyor, işte kadının en doğurgan olduğu bu zamanda, spermin de orada olması gerekiyor, bir de yeterli sperm bulunabilmesi için her gün yerine gün aşırı cinsel ilişkiye girilmesi. Çünkü fazla sayıda cinsel ilişkide bulunmak erkeğin menisindeki sperm sayısını azaltıyor. Yumurtlamanın gerçekleştiği nasıl anlaşılır? Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı, rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin belirgin işaretleridir. Ayrıca eczanelerde satılan ovülasyon belirleme testleri ile de yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenebilir. Yumurtlama testi yapılabilinir mi?Jinekolokların yumurtlama zamanını izlemek için kullandıkları en önemli yöntem LH düzeyinin tespiti. LH düzeyindeki ani yükseliş, yumurtlamanın 1-1.5 gün içinde başlayacağını, dolayısıyla kadının adet dönemi içindeki en verimli 2-3 gününün başladığını işaret eder. İşte bebek sahibi olmaya karar veren çiftler için cinsel ilişkiye girilmesi en öncelikli günler, bu günlerdir. İdrardaki LH düzeyindeki ani yükselişi artık eczanelerde satılan testler sayesinde evinizde de zamanında ve kolayca tespit edebilirsiniz. Hamileliğe hazırlanırken nelere dikkat etmeliyim?İlişki sırasında kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermleri öldürerek hamileliği önleyebilir. Ayrıca yer çekiminin etkisiyle ayakta veya oturur pozisyonda kurulan ilişkide ya da ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir. Her şeye rağmen tamamen sağlıklı bir çiftin hamilelik elde etme şansı her ay yüzde 25'tir. Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları gerekir. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca hamilelik ve hamilelik öncesi dönemde çalışma ortamında böcek öldürücü, kurşun, etilen oksit gibi kimyasal maddelere ve radyasyona maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Bu dönemde çamaşır suyu vs. gibi temizlik maddeleri kullanırken eldiven kullanmaya ve bu maddeleri solumamaya özen gösterilmelidir. Günümüzde bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla video, display terminallerinden (bilgisayar ve televizyon ekranı) yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı, olabileceği düşünülmektedir. Bu tip enerjiye maruz kalan kadınlarda düşük oranının arttığı gösterilmiştir. Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir. Doğum kontrol hapı kullanıyordum, bırakınca etkisi nedir?Doğum kontrol hapları en güvenilir doğum kontrol yöntemlerinden biri. Ancak doğum kontrol hapını uzun süre kullanan ve bırakan kadınlarda bir süre daha yumurtlama problemi görülebiliyor. Bu sebeple hamile kalmak için geçen süre diğer doğum kontrol yöntemlerine göre uzun olabiliyor. Bu uzamaya karşın, doğum kontrol hapı kullanımıyla kısırlığın arttığı konusunda herhangi bir kanıt yok. Doğum kontrol hapıyla korunan kadınlar hapları kullanmaya devam ederken de (örneğin kullanmaya yeni başladıklarında) veya kestikten hemen sonra hamile kalabilirler, bu durumda bebeğin sağlığı olumsuz etkilenmez.Hamile kalmak için şansımı nasıl arttırırım?
Sağlıklı beslenmek yumurta ve sperm kalitesini, dolayısıyla da döllenmeyi etkiler. Hamilelik öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının edinilmesi ve bunların hamilelik süresince devam ettirilmesi çok önemli. Düzenli beslenme alışkanlığı anne adayına, ailesine ve gelişecek bebeğin sağlığına katkıda bulunur.
Boyunuza ve vücut yapınıza uygun kiloda olmak, sağlıklı bir hamilelik için ayrıca önemli. Hamile kalmadan önceki dönemde yağdan fakir, liften zengin diyet uygulanarak ve egzersiz yaparak kilo verilmesi uygun olur. Ancak hızlı kilo verebileceğiniz diyetler hamile kalma şansını düşürüp, hamilelik öncesi besin depolarınızı azaltır.
Sağlıklı hamilelik için en önemli vitamin folik asittir. Döllenmeden hemen sonra omurilik ve sinir sisteminin gelişmesinde önemli rol oynar. Hamilelikten önceki 3 aylık dönemden itibaren, günde 400 mg. folik asit takviyesi sinir sistemiyle ilgili bozuklukların oluşmasını engeller. Folik asit narenciyede, yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde bulunur,
Günde 300 mg.'dan (3 bardak filtre kahve) fazla kafein alınması üreme sağlığını olumsuz etkiler. Kafein kahvenin dışında çay, kakao, kolalı içecekler gibi birçok gıdada bulunur. Bazı çalışmalar fazla kafein alımının düşüklere yol açtığını göstermiştir. Hamilelik ve öncesi dönemde kafein alımı mümkün olduğu kadar azaltılmalı ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir.
Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde hiç alkol alınmaması en doğru yaklaşımdır. Alkol erkeklerde sperm sayısını ve kalitesini azaltır.
Hamilelik ve öncesi dönemde sigara içilmemesi ve sigara içilen ortamlardan uzak durulması gerekir. Sigara yumurta ve sperm kalitesini bozar, yumurtanın döllenmesini ve döllenen yumurtanın rahme tutun-masını zorlaştırarak hamileliği önler. Sigara içen kadınlarda dış gebeliğin daha sık görüldüğünü gös-teren çalışmalar vardır. Bu dönemde sigara bırakmayı kolaylaştıran nikotin sakız ve bantlarının kullanımı önerilmez.
Suni tatlandırıcılar ve bunları içeren gıda maddelerinin kullanımından da hamilelikte ve öncesindeki hazırlık döneminde kaçınılması gerekir.
Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde çiftlerin stresten mümkün olduğu kadar uzak kalması ve yeterince dinlenmesi gerekir.
Egzersiz fazla ağır olmamak şartıyla önerilir. Ağır egzersiz kadın ve erkekte üreme sağlığını olumsuz etkiler.
mystical2008-07-28 07:00:56
Gebelik Şansını Artıran ÖnerilerBebek sahibi olmak istiyorsunuz ama “çalışmanıza” rağmen hamile kalamıyorsunuz… Doktor “bir yıldan önce kısırlık tedavisi olmaz” diyor ama siz sabırsızlanıyorsunuz… İşte hiç bir yerde bulamayacağınız, gebelik şansını doğal yoldan artıran 15 öneri…
Düzenli olarak doktora gidin.
Genital bölgedeki bakterilerin bir kısmı hamile kalmayı engellr. Örneğin mantarlar, yumurtalıklarda enfeksiyona sebep olarak yumurtlamayı engelleyebilir. Bu nedenle her türlü akıntıyı ciddiye alın ve anında tedavi ettirin.
Eşinizin magnezyum deposunu doldurun.
Eşinizde oluşabilecek sperm azlığı da hamile kalmanıza engel olabilir. Bu sorunu azaltmak için eşinize bol bol magnezyum içeren besinler veri. Tahıllar, fındık, fıstk, ceviz, ayçiçek çekirdeği magneayum açısından zengin besinlerdir.
Uykunuzu aksatmayın.
Gece geç saatlerde yatıp, günü yatakta geçirenler sikluslarını altüst edebilir. Çünki yumurtaların olgunlaşması için vücudun ışığa ihtiyacı vardır. Karanlıkta vücut melatonin salgılamaya başlar. Fazla melatonin ise yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Hamile kalmak istiyorsanız, gün ışığından olabildiğince istifade etmek zorundasınız.
Kilonuz sabit kalsın.
Sürekli olarak bir-iki kilo alıp verenlerin metabolizması altüst oluyor. Bu nedenle hamile kalmadan önce istediğiniz kiloya inin ve bu kiloda kalın.
Yeme alışkanlıklarınızı kontrol edin.
Yediğiniz şeyler de hamile kalmanızı engelliyor olabilir. Örneğin E vitamini eksikliğinde döllenmiş yumurta, rahme yerleşemez. Kapsamlı bir test yaptırın.
Stersten kurtulun.
Hormonları olumsuz etkileyen unsurların başında stres geliyor. Çünki stres sırasında salgılanan proklaktin hormonu yumurtlamayı engelleyebilyor.
Toksoplazma testi yaptırın.
Toksoplazma hormonu gebelikte bebeğe zara verebilir. Çiğ ve yarı pişmiş et ve et ürünü ymeyin, taze süt ve taze sütten yapılmış ürünlerden uzak durun, çiğ yiyeceğiniz yeşillikleri iyice yıkayın, eldiven takmadan bahçe bakımı yapmayın ve kedi-köpek bakımında hijyene önem verin.
Kızamık olmayın.
Mutlaka kızamık aşısı olun. Zira gebelik sırasında geçirilen kızamık, doğmamış bebeğe zarar veriyor.
Alkolden uzak durun.
Düzenli alkol kullanımı, erkeklerin sperm üretimini azaltıyor. Bununla birlikte ereksiyon sorunlarına neden oluyor. Ayrıca sürekli içki içen ereklerin cinsel isteklerinin azaldığı da bir gerçek.
Sigarayı bırakın.
Arada bir sigara içen kadınların da doğurganlıklarının düştüğü saptandı. Çünki, nikotin, yumurta keseciğinin içindeki sıvıya ve rahim mukozasına zarar veriyor, spermle yumurtanın birleşmesini engelleyebiliyor ve döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesini olumsuz etkiliyor.
Kafeinli içecekleri daha az tüketin.
Günde bir-iki fincan çay, kahve ya da kola içmenizin bir zararı yok ama aşırıya kaçmayın.
Uzun seyahatlere çıkmayın.
Hamile kalmak istiyorsanız, uzak ve uzun seyahatlerden uzak durun. Çünki ülkeler arasındaki saat dilimi ve iklim farkları siklusunuzu olumsuz etkileyebiliyor.
Kayganlaştırıcı kremlere dikkat.
Eğer ilişki sırasında kayganlaştırıcı krem kullanıyorsanız , bu hamile kalmanızı zorlaştırabilir. Çünki bu kremleri içindeki yağ, spermlerin yumurtaya ulaşmasını engellyebilir.
Testisleri ” soğukta ” tutun.
Testislerin uzun süre sıcağa maruz kalması, spermlerin ölmesine neden olabilir. Uzun süreli sıcak banyolar, sauna ve hamama sık gitme, çok dar iç çamaşırı gibi olumsuz faktörler spermleri azaltabilir veya öldürebilir.
Kullandığınız ilaçları azaltın.
Bazı ilaçlar hem kadı, hemde erkek üreme faaliyetini olumsuz etkileyebilir. Örneğin bronşit, üst solunum yolları alerjisi gibi hastalıklar için kullanılan ilaçlar, genital bölgedeki mukozanın kurumasına neden olabilirmystical2008-10-30 15:25:59
sedef_85
20.08.2008, 05:52
Hamile kalmak isteyen çiftler için uygun cinsel yaşam
İstemelerine rağmen hamilelik elde edemeyen çiftlerden bazılarında altta yatan problem uygun zamanda ve yeterli sıklıkta ilişkinin olmaması, ya da uygulanan yanlış yöntemler gibi çok basit nedenler olabilir.Kadınların herhangi bir ayda gebe kalma olasılıkları %20-25 arasındadır. Çiftler bilgi eksikliği nedeni ile yaptıkları bazı davranışlar yoluyla bu olasılığı azaltabilirler. Kısır olduklarını düşünen bazı çiftlerde alınacak basit tedbirler ve uygulanacak çok kolay yöntemler ile hiçbir tedaviye gerek kalmadan gebelik elde edilebilir.Uygun zaman:Gebelik isteyen çiftler için cevaplandırılması gereken ilk soru en uygun zamanın ne olduğudur. Düzenli adet gören kadınlarda yumurtlama genelde adet siklusunun 14. gününe denk gelir. (adet kanamasının başladığı günden itibaren 14. gün). Ancak yumurtlama tarihinde sapmalar olabileceği, ve sperm ile yumurta hücresinin kadın vücudu içinde yaşama potansiyeli göz önüne alındığında 9 ile 15. günler arasında gün aşırı cinsel ilişki olması gebelik şansını yükseltir.İlişkinin her gün önerilmemesinin sebebi erkeğin sperm kalitesini düşürmemektir. Her ilişkiden önce erkeğin en az 48 saat süreyle boşalmaması özellikle sperm sayısı düşük ya da sınırda olan erkekler için yararlıdır. Alınabilecek başka bir önlem de ilişkinin sabah olmasıdır. Boşalmanın olmadığı geceyi takip eden sabah erkeğin sperm düzeyleri en yüksek sayıdadır. Ancak bu ilişkiler yaşanırken "bugün mutlaka ilişkide bulunmamız gerekir" şeklinde stres yaratmak gebelik açısından olumsuz etki gösterir. Bu stresi gidermek için olayı kendi haline bırakmak veya egzersiz, yürüyüş gibi stres giderici faaliyetlerde bulunmak gereklidir. Unutulmamalıdır ki üreme sistemini yöneten bütün hormonlar hem fiziksel hem de ruhsal strese karşı hassasdır.Uygun şekil:Gebelik için uygun dönem saptandıktan sonra ikinci aşama cinsel birleşmenin şeklidir. Pek çok pozisyon gebelik için uygun ortam yaratmaz. Normal bir ilişki sonrası gebelik oluşabilmesi için spermlerin vajinaya uygun şekilde bırakılması ve vajinanın spermlerin rahim içine doğru ilerleyebilmesi için uygun pozisyonda durması gerekir. Bu şartları sağlayan pozisyonlar erkeğin üstte olduğu, kadın ve erkeğin yana doğru dönük olduğu pozisyonlar ile kadının diz-dirsek pozisyonunda olduğu şekillerdir. Erkeğin üstte olduğu durumda kadının kalçaları altına bir yastık yerleştirerek pelvisini yükseltmesi spermlerin doğru yönde ilerlemelerine yardımcı olur. Diz-dirsek pozisyonu ise özellikle sperm sayısı düşük olan durumlarda ek fayda sağlar. Oturur pozisyonda, kadının üstte olduğu veya ayakta olan cinsel ilişkiler gebelik elde etmek için uygun değildir.İnsanlarda cinsel ilişkinin amacı büyük ölçüde haz almak olmasına rağmen biyolojik açıdan primer amacı soyun devamını sağlamak yani gebelik elde etmektir. Bu amaç dışında birleşme doğada sadece insanda ve birkaç türde daha olmaktadır. Gebelik elde etmek isteyen çiftler bu nedenle ilişki esnasında bazı etkinliklerden kaçınmalıdırlar. Bunların başında oral seks gelir. Tükrük içinde bulunan birtakım enzimler ve bakteriler spermlerin dölleme kabiliyetini azaltır, hatta spermlerin ölümüne neden olabilir. benzer şekilde anal seks de sperm aktivitesi üzerinde olumsuz etki yaratabileceğinden bu tür ilişkilerden kaçınılmalıdır. Yine benzer mekanizma ile ilişki esnasında kullanılabilen kayganlaştırıcılar da sakıncalıdır. Özellikle petrol bazlı olan vazelin, masaj yağları gibi maddeler kesinlikle kullanılmamalı, mutlaka kayganlaştırıcı kullanılması gerekiyor ise su bazlı olanlar tercih edilmelidir. Gebelik arzulayan çiftlerin su altında veya içinde ilişkide bulunmaları vajen pH'ı bozulacağından sakıncalıdır. Sıcak su da sperm sayısı ve hareketliliğini bozacağından önerilmez.İlişki sonrası:Eğer ilişki sonrası kadın hemen ayağa kalkarsa fazla miktarda meni dışarıya kaçacaktır. Spermler rahim ağzına ulaşacak yeterli zaman bulamadıkları için bu durum gebelik elde edilmesi açısından önemlidir. Gebe kalmak isteyen bir kadın ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıp idrar yapmaya ya da yıkanmaya gitmemelidir. İdeal olan kalçalarının altına bir yastık koyarak 20-30 dakika kadar yatmasıdır. Erkek de meni kaçağını azaltmak için birkaç dakika kadar kendini geri çekmemelidir.Vajina dışarıdan kulanılan herhangi bir maddeye gereksinim duymadan kendi kendini temizleyebilen ve uygun ortamını yaratan bir organdır. Adet kanaması ve ilişki sonrasında dahi vajina sağlıklı kalabilmek için kendi önlemini alır. (Eğer ilişkiden sonra kötü bir koku duyuluyor ise bu enfeksiyonun belirtisi olabilir ve doktor kontrolü gerekir). Sadece gebelik isteyenlerde değil hiçbir kadında vajinal duş önerilmez. İlşiki öncesi yapılan duş vajen pH'ını değiştireceğinden gebelik şansını olumsuz yönde etkiler. Spermin yaşama şansı tehlikeye girer, ilişkiden hemen sonra yapılan duş ise spermleri ortamdan uzaklaştıracağından, şansı azaltır. Ayrıca duş, bakterileri kadın üreme sistemi içinde yukarılara doğru zorlayarak enfeksiyon ve dolayısı ile infertilite şansını arttırır.
çocuk sahibi olmak için 40 bahane1. Herkesin çocuğu var Siz hariç... Çocuk sahibi olmak için en iyi bahane kabul edin ki bu! Sokağa adım attığınız andan itibaren artık sadece bebek arabalarını görüyor, annesinin elinden tutan ve o sırada bıcır bıcır bir şeyler anlatan çocuklara hayranlıkla ve iç geçirerek bakıyorsanız zaman çoktan gelmiş. Hele hele bir şeker için kendini yere atanlara, çamurların içinde zıplayanlara falan da geniş bir gülümsemeyle bakıyorsanız, tam yolda sessiz sakin yürürken kafanıza isabet eden futbol topuna bile kızmıyorsanız; tamamdır, siz olmuşsunuz.
2. Daha fazla dondurma Sadece dondurma değil tabii. Çocuk sahibi olunca ne kadar ıvır zıvır yiyecek varsa hepsinden daha fazla yeme şansınız olacak. Ama bunların içinde bir numara olan elbette dondurma. Çünkü bütün çocukların gözdesi o. Başta çikolatalı olmak üzere, 'sade' ve çilekli denilen türlerine özel bir düşkünlükleri vardır. Tabii siz dondurma almaya gittiğinizde kendiniz için olanlarından almak isteyebilirsiniz, o başka... Yalnızca küçük meleğiniz için de, onun sevdiklerinden bir parça almayı unutmayın, yeter...
3. Uyanık kalmayı seviyorsun E, çok iyi o zaman. Çünkü bebeğiniz doğduğunda geceyle gündüzün arasındaki farkı maalesef bilmiyor olarak doğacak. Bu da demektir ki, sebepli sebepsiz uyuyacak, canı isterse uyanacak, biraz meme emecek, derken efendim tekrar uyuyacak. Bu da paşa gönlü ne zaman isterse o zaman olacak...
4. Monopolde birini yenebilirsin Şimdi monopolün keyfini çıkarma zamanı. Alın size çocuk sahibi olmak için bir bahane daha. O minik eller zarları her yere atıp da bulamadığında ve siz eğilip zarları bir dakikada bulduğunuzda keyifle gülümsüyor olacaksınız...
5. Sen Tanrı'sın Bir günlüğüne değil, hem de yaklaşık olarak 15 yıllığına falan... Bebekler çünkü 'boş bir levha' (tabular asa) olarak doğuyorlar. Sıfıra sıfır, elde var sıfır... Bir meme emmeyi biliyorlar, bir de ağlamayı. Onu da bildiklerinden değil, içgüdüsel olmayan şeyleri de öğretmeni bekliyorlar. Levha boş evet, yavaş yavaş yazılacak üstüne, yavaş yavaş çizilecek. Levha dolacak... On beş yaşına geldiğinde seni iplemiyor olacak, arkadaşlarının söylediklerini daha doğru bulacak, evet, ama o güne kadar ne öğretirsen senden öğrenecek, ne diyorsan o olacak!
6. Reenkarnasyona inanıyorsun Ruhunun bir daha ete kemeğe büründüğünde... olabilir böyle bir şey diyorsun, ama tabii bunu kanıtlayabilecek bir durumda değilsin. Olsun, bir çocuğun olacak. O da bir çeşit reenkarnasyon. Senden parçalar taşıyor, senin içinden çıktı, sen hayat verdin ona. Sen olmasan o olmayacaktı, tamamen sana ait bir şey. Ellerine bakıyorsun, parmaklarına, aynı sen...
7. Yüzlerce yeni oyuncak... Şaka değil, ciddi. Öyle "Ben ouncağı bu yaştan sonra ne yapayım, deli miyim?" havalarına girmeyelim lütfen. Önce bir çocuğumuz olmasını bekleyelim... Doğmadan önce ilk alışverişlerde bezdi, pişik kremiydi falan alırken zaten eliniz çıngıraklara gitti. Şöyle bir salladınız, aman yahu, ne şeker bir şey dediniz, inkar etmeyin... Ya da bu kitabı okumayı bitirdikten sonra derhal çocuk yapma girişimlerinde bulunacak ve soluğu sonrasında zaten bir alışveriş merkezinde alacak ve bir değil, üç çıngırakla eve döneceksiniz, benden söylemesi...
8. Sabrını test etmek Bir tümceyi onlarca kez yinelemeye hazır mısınız? Anlamsız bir tümceyi hem de... "Ağzındakileri püskürtmeyi bırak tatlım, bir tanem püskürtme ağzındakileri, bak püskürtme dedim. Üstün başın kirleniyor. Hâlâ püskürtüyorsun... Sen püskürttükçe masa örtüsü de berbat oluyor... Hem gülüp hem de ağzındakileri püskürtmeye devam edersen boğazına bir şey kaçabilir... Kime diyorum? Püskürtme evladım, bak şimdi çok kızacağım. Vallahi kızdım bak. Yeter artık ama son ver püskürtmeye..."
9. Birileri esprilerine gülsün Şimdi birini güldürebilme sırası sizde. Komik olmasanız bile bu olacak. Siz ne yaparsanız yapın, gülecek, karnını tutacak, hıçkırıklara boğulacak, gözünden yaşlar gelecek... Hayat bir çocukla daha güzel. Onu güldürebildiğiniz an bunu daha iyi anlayacaksınız...
10. 'Seni seviyorum' diyen biri Siz istemeseniz de gün gelecek, sizi kadar çok sevdiğini söyleyip duracak. Hem de durup duruken... Mesela onun için patates kızartırken, banyo yaptırırken, tırnaklarını keserken, en sevdiği filmi izlemesine izin verdiğiniz an, binsin diye arabanın kapısını açarken... Koşulsuzca birini sevmek ve aynı oranda sevilmek için çocuk yapınız. Kesinlikle yapınız...
11. Çalar saate artık gerek yok... Dakik olmayı öğreneceksiniz... 12. Daha önce görmediğin bütün ormanlar ve parklar seni bekliyor... 13. Ne söylesen inanan biri var! 14. 'Sevdiğin insandan çocuk sahibi olmak' diye bir klişe... 15. Dünyaya bir canlı getirmenin dayanılmaz hafifliği, üreme içgüdüsü... 16. Aile olmak buymuş, gerisi boşmuş! 17. Onlarca yeni hobin olabilir... 18. Masumiyetin gerçek anlamının keşfi. 19. Kimseyi bu kadar sevemezsin... 20. İleride sana bakacak biri olacak. Yalnız ölmeyeceksin... 21. Her gün sağlıklı beslenmek istiyorsun... 22. Gıdıklamak ve gıdıklanmak rutin faaliyet... 23. Islak ıslak öpülmek hoşuna gidiyor... 24. Hayat sürekli bir parti ve aksiyon halinde geçsin istiyorsun... 25. Yeni arkadaşlar edinmeye ihtiyacın var... 26. Arkadaşlarınla konuşurken konu sıkıntısına paydos... 27. Bir bebeğin kokusu nasıldır, o minik ayaklar kaç kere öpülebilir? 28. Yeniden çocuk olmak... 29. Siz de torun sahibi olabilirsiniz... 30. İlk konuştuğu, yürüdüğü, 'anne', 'baba' diyeceği an... 31. Sürekli fotoğrafını çekecek yeni bir şeye sahip olmak istiyorsun... 32. Harcanacak para... 33. Bir konunun uzmanı olmak istiyorsunuz... 34. Eşiniz çocuk istiyor... 35. Kalabalık sofralar arzuluyorsunuz... 36. Düzenden, tertipten hoşlanmıyorsunuz... 37. Kendinize dünyanın en güzel armağanını vermek istiyorsunuz... 38. Teknolojiye ayak uydurup blog sahibi oldunuz ama yazacak bir şey bulamıyorsunuz... 39. Yeni bir hayat... 40. Son madde son söz: Çocuklara evet! mystical2008-11-06 16:04:31
kanatsizmelek
10.09.2008, 02:39
HAMİLE KALMAYI SAĞLAYAN BİTKİLER
KIZLAR İNTERNETTE BU BİLGİLERİ BULDUM. İNŞALLAH İŞİMİZE YARAR.
KARANFİL: HAMİLE KALMAYI KOLAYLAŞTIRIR. HER GÜN YEMEKLERDEN SONRA ALINAN BİR KARANFİL HEM AĞZINIZIN HOŞ KOKMASINA HEM DE HORMONLARINIZIN ÇALIŞMASINA YARAR. HAMİLELİKTE RAHİMİ KUVVETLENDİRİR. NORMAL DOĞUM YAPACAK OLANLAR, DOĞUMA BİR AY KALA HER GÜN BİR ÇAY BARDAĞI SICAK SUYA 1 KARANFİLİ 5 DAKİKA DEMLEYİP İÇERLERSE DOĞUMLARI DAHA KOLAY OLUR. SAFRAN: YUMURTALIKLARI GELİŞTİRMEDE ETKİLİDİR. HAMİLE KALMAYI KOLAYLAŞTIRIR. YEMEK YENECEĞİ ZAMAN ÜSTÜNE SERPİLİR. (0. 5 MG) ŞERBETÇİOTU: BOL KADINLIK HORMONU İHTİVA EDER. BİR LİTRE SUYA 30 GR ATILARAK 10 DAKİKA DEMLENDİRİLİR. GÜNDE 3-4 BARDAK İÇİLİR. AYRICA İYİ UYKU VERİR. TARÇIN: HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR. BEYAZ AKINTIYI GİDERİR. VÜCUDUN DAYANIKLILIĞINI ARTIRIR. BİR BARDAK SUYA YARIM KAHVE KAŞIĞI KATILIP İÇİLEBİLİR. BİBERİYE: TÜM HORMON VE SALGI BEZLERİNİN DENGELİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR. KANSIZLIK VE ZAFİYETİ GİDERİR. ÖZELLİKLE HANIMLARDA BEYAZ AKINTIYI KESER. PAPATYA: DÜZENLİ ADET GÖRMEYİ SAĞLAR. HORMON DÜZENLEYİCİSİDİR. GÜNDE İKİ- ÜÇ BARDAK İÇİLİR. BİR BARDAK SUYA 5 ADET PAPATYA UFALANIP 10-15 DAKİKA DEMLENİR. REZERYAN: HORMON DÜZENLEYİCİSİDİR. HAMİLE KALMAYA YARDIMCI OLUR. ET, FASULYE, LAHANA GİBİ YİYECEKLERİN ÜZERİNE BİR KAHVE KAŞIĞI KONUR. ADAÇAYI: HORMON EKSİKLİĞİNİ GİDERİP HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. BİR BARDAK SICAK SUYA ÜÇ YAPRAK ADAÇAYI BEŞ DAKİKA DEMLENDİRİLİP İÇİLİR. KALBE DE İYİ GELİR. SIKÇA İÇİLDİĞİNDE TÜM BEDENİ GÜÇLENDİRİR. DÖLYATAĞI HASTALIĞI OLAN HANIMLARIN ARASIRA ADAÇAYI OTURMA BANYOSU YAPMALARI İYİ OLUR. OTURMA BANYOSU İÇİN; İKİ AVUÇ DOLUSU YAPRAK ADAÇAYI SOĞUK SUDA GECE BOYUNCA BEKLETİLİR. ERTESİ GÜN KAYNAMA NOKTASINA KADAR ISITILIP BANYO SUYUNA EKLENİR. BANYO SUYU BÖBREKLERİN ÜSTÜNE KADAR ÇIKMALIDIR. BİRA MAYASI: BÜTÜN SALGI BEZLERİNİ UYUMLU OLARAK ÇALIŞTIRIR. HARDAL : BÜTÜN HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR. KİMYON : SİNİR SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRİR ADETİN NORMAL VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR. YULAF EZMESİ: HORMONLARI DÜZENLER. VÜCUDUN DİRENCİNİ ARTIRIR. SABAHLEYİN KAHVALTIDA YENDİĞİNDE GÜN BOYU TOK TUTAR. AKŞAMLARI SALEP GİBİ İÇİLİP YATILABİLİR. VANİLYA: CİNSEL GÜCÜN ARTMASINA NEDEN OLUR. VÜCUDU VE SİNİRLERİ GÜÇLENDİRİR. DEPRESYONA İYİ GELİR. ÇAM FISTIĞI : HAMİLE KALMAYI SAĞLAR. PORTAKAL ELMA, ARMUT GİBİ MEYVA VEYA BİR SEBZE ÜZERİNE YENMELİDİR. YOKSA PEKLİK YAPABİLİR. TEK BAŞINA YENMEMELİDİR. SUSAM: TAHİN OLARAK YENMELİDİR. TÜM ORGANLARIN DÜZENLİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR. AYÇEKİRDEĞİ: BOL ''E'' VİTAMİNİ VE ''PROTEİN'' İHTİVA EDER. CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. AYÇİÇEK YAĞINDA DA ''E'' VİTAMİNİ VARDIR. BÜTÜN YEMEKLERDE RAHATLIKLA KULLANILABİLİR. ÇÖREKOTU : TÜM SALGI BEZLERİNİ ÇALIŞTIRIR. . ÇORBA, EKMEK, PİDE VE KURABİYE ÜZERİNDE EKİLEREK YENİR. GÜNDE BİR TUTAM YETERLİDİR. DEFNE: BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİNİN DÜZENLİ ÇALIŞMASINI SAĞLAR. HER TÜRLÜ ET VE BALIK YEMEĞİNDE KULLANILABİLİNİR. KARABİBER: TÜM VÜCUDU UYARIR. KADINDA VE ERKEKTE CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. KANSIZLIĞI GİDERİR. BOL İDRAR SÖKTÜRÜR. SİNİRLERİ KUVVETLENDİRİR. ACI KIRMIZI BİBER: TÜM SALGI BEZLERİNİ ÇALIŞTIRIR. VÜCUTTAN SU BOŞALTIR. KADINLARDA VE ERKEKLERDE CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR. KİŞNİŞ: KADINLARDA ADETİN NORMAL VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR. TÜM HORMONLARI ÇALIŞTIRIR. BEBEKLİ ANNELERİN SÜTÜNÜN ARTMASINI SAĞLAR. ZENCEFİL: TÜM VÜCUDU UYARARAK BEDENEN VE RUHEN GÜÇ KAZANDIRIR. KADIN VE ERKEKTE CİNSEL İSTEĞİ ARTIRIR. KEKİK: KADINLARDA REGL ZAMANINDA AĞRISIZ KRAMPSIZ GEÇMESİNE YARDIM EDER. KADIN VE ERKEKTE CİNSEL ARZUYU ARTIRIR. BOL İDRAR SÖKTÜRÜR. KEKİKLE KARIŞTIRILMIŞ BAL YENMESİ ORGANİZMAYI GÜÇLENDİRİR VE DENGEYE KAVUŞTURUR. FESLEĞEN: KADINLARDA ADETİN DÜZENLİ VE AĞRISIZ OLMASINI SAĞLAR. HAMİLE KADINLARIN DOĞUMUNU KOLAYLAŞTIRIR. ÖKSEOTU: HORMON DENGESİNİ DÜZENLER, KAN BASINCINI DENGELER, MENAPOZ DÖNEMİNDEKİ SIKINTILARI DA RAHAT ATLATMAYA YARDIMCI OLUR. TAZE BİTKİ ÖZSUYU ÇOK DEĞERLİDİR. ÖKSEOTU GÜZELCE YIKANARAK NEMLİ DURUMDA MİKSERDE SIKILMALIDIR. BU ÖZSUDAN 25 DAMLA BİRAZ SUYUN İÇİNDE KAHVALTIDAN YARIM SAAT ÖNCE VE YATMADAN ALINMALIDIR. CİVANPERCEMİ: ADET KANAMALARI DÜZENSİZLİKLERİNDE ÇAYININ İÇİLMESİ İYİ GELİR, YUMURTALIK İLTİHAPLANMALARINDA OTURMA BANYOLARI ALINIR. DÖLYATAĞI KAYMASINDA, MİYOMLARIN GİDERİLMESİNDE DE OTURMA BANYOLARI BAŞARI İLE KULLANILIR. ARSLANPENÇESİ: ADETGÖRME DÜZENSİZLİKLERİ, RAHİM AKINTISI, RAHİM ŞİKAYETLERİ, MENAPOZ ÇAĞINDA ETKİLİDİR. DÜŞÜK YAPMAYA YATKIN KADINLARDA BEBEĞİN RAHİMDEKİ DURUMUNU GÜÇLENDİRİR. mystical2008-11-06 16:05:32
sedef_85
22.09.2008, 05:39
YE TATLIYI DOGUR “ATLI”YI YE EKSIYI DOGUR “AYSE”YI Bol pepsi içmek oglunuz olacak anlamina mi gelir? Ya da kiziniz olmasi için bol çikolata mi yemeniz lazim? Bunlar gibibüyükannelerin anlattigi hikayeler hakkinda çok seyler duymusuzdur. Ve bu sorunun cevabini pek çogumuz merak etmisizdir.Acaba çocugumuzun cinsiyetini belirleyebilir miyiz? Simdi burada size bu konu ile ilgili çesitli görüsleri aktaracagiz. Çocugunuzun cinsiyetinde yediginiz seylerin etkisi var mi? Büyükannelerimizin ve teyzelerimizin anlattigina göre esinizle iliskiye girmeden önce neyi çok yerseniz çocugunuzun cinsiyeti de ona göre olusur. Örnegin:
Erkek çocuk istiyorsaniz: • Daha çok et yiyin (özellikle kirmizi eti) • Tuzlu yemisler ve cipsler yiyin. • Babalar bol soda için Eger bir kiz çocuk istiyorsaniz: • Hem anne hem baba ; bol balik ve sebze yiyin. • Anneler bol tatli yiyin.
Çocugunuzun cinsiyetinde seks seklinizin etkisi var mi? Yine büyükannelerin dedigine göre; esinizle sevisme sekliniz de çocugun cinsiyetini belirlemede etkin bir role sahip. Iste tavsiye edilenler,
Bir oglunuz olmasi için: • Sevisme sonrasi bir süre yataktan kalkmadan uzanin. • Ayakta sevisin. • Eger erkek daha istekli ve aktif ise oglunuz olma ihtimali daha yüksek. • Eger bebek yapma fikri babadan gelmisse yine erkek çocuk olma olasiligi fazla. • Kadin erkegin solunda uyuyorsa. Kiziniz olmasi için: • Kadinin üstte olmasi • Kadinin erkekten önce orgazm olmasi • Kadinin seksi baslatan taraf olmasi önemli.
Çocugunuzun cinsiyetinde Astrolojinin etkisi var mi? Bizler gibi günlük horoskoplarini okuyan ve astrolojiye merakli toplumlarin elbetteki bu konuda da inanacaklari bir seyler vardir.
Bir erkek çocuk için: • Çeyrek ay varken sevisin. • Gece sevisin. • Ayin tek günlerinde sevisin Kiz çocuk için: • Dolunayda sevisin. • Aksamüstleri sevisin. • Ayin çift günlerinde iliskiye girin.
Peki ya isiniz? Hem gerçek hem de mecazi anlamda isida bu konuda etkili. Anlatilan bazi öykülere göre: eger esinizle iliskideyken rahat ve huzurlu iseniz kiziniz; eger endiseli ve gergin iseniz oglunuz olacak demektir.Gerçek anlamda ise erkegin testislerinin seks öncesi soguk olmasi kiziniz, sicak olmasi ise oglunuz olmasi anlamina geliyor.
Önceki çocuklariniz Anlatilan bazi hikayeler ise en son olan çocugunuza bir bakmanizi salik verirler. Eger son çocugunuzun ensedeki saçlari düz bir hizada ise oglunuz; eger ense saçiüçgen biçiminde asagiya uzaniyorsa kiziniz olacak demektir.
Çinliler bu konuda ne diyor? Çinliler bu is için degisik bir yöntem bulmuslar. Bunu uygulamak için bir ipe bir igne geçirin ve birisi ipin ucunda sallanan bu igneyi avucunuzun 10-15 cm üzerine sallandirsin. Igne eger ileri geri hareket ederse kiziniz; daireler çizerse oglunuz olacaktir.
Bu konuda uzman görüsleri Çocugumuzun cinsiyetini seçebilirmiyiz? Belki evet, belki hayir. Yukarida anlattigimiz öykülerden çok daha güvenilir olanlari çesitli arastirmalar sonucunda tespit edilmis ancak tüm tip dünyasi bu konuda ve bu konunun ne kadaretik (ahlaksal) oldugu konusunda ortak bir görüse sahip degil.Bu konuda daha önce anlattigimiz halk görüsleri suna dayanmaktadir: Erkekkromozomu tasiyan sperm, kiz kromozomu tasiyan spermden daha hizli hareket eder.Peki bu konuda tiptaki ilerlemeler ne diyor? Kimi arastirmalar bu görüsü desteklerken kimileri geçerli olmadigi görüsünde.Human reproduction dergisinin eylül 1998 sayisinda yayinlanan bir arastirmada; uzmanlar Flowsitometre denen bir yöntem ile bebegin cinsiyetinin seçilebilecegini söylediler. Bu yöntemde DNA floresanli bir boya ile boyaniyor ve miktari ölçülüyor. DahaönceY-kromozomu tasiyan(erkek) spermin %2.8 daha az genetik materyyale sahip oldugu belirlenmis. Böylece DNA'nin ölçümü ile istenen sekse ait genetik materyal elde ediliyor.
Ancak bu yöntemler tam oturmus degil. Bunun disinda tipta belirlenen baska yöntemlerde var. Ama hiç bir yöntem size garanti vermiyor. Hatta bazilari birbirleri ile çelisiyor. Simdi size üç doktorun bu konuda gelistirdikleri teorilerinden bahsedecegiz. Ancak bunlar için kadinin yumurtlamazamaninin dogru tespit edilmesi sart. Bunun için iki yöntem var ve özellikle bu ikisi birlikte kullanildiginda çok daha dogru bir sonuca ulasmak mümkün. Birincisi adet döneminizde vücut isinizi hergün düzenli ölçerek bir tablo çikarmaniz. Tam yumurtlama zamaninda vücut isiniz yükselme gösterir. Bunu tam olarak degerlendirebilmeniz için birkaç dönem bu çizelgeyi hazirlamaniz ve alismaniz lazim. Bir ikincisi ise yumurtlama zamaninda rahim agzi servikal mukusun degisip, daha akiskan,berrak ve fazla miktarda olmasi. Bunlari degerlendirip yumurtlama zamanini tespit edebilirseniz hamile kalmaya hazirsiniz demektir.
Shettlesmetod (Dr. Landrom Shettles ve Dr. David Rorvik) Bu yöntemin %75 etkili oldugu belirtiliyor.Y kromozomu tasiyan erkek sperm digerinden daha hizli hareket eder, ancak X kromozomu tasiyan (kiz ) spermde digerinden daha uzun yasar.Bundan yola çikarak yumurtlama zamanina ne kadar yakin ilskiye girerseniz erkek spermi daha hizli hareket ettigi için yumurtanizi dölleyecek ve oglunuz olabilecektir. Eger yumurtlama zamanindan 2-4 gün önce iliskiye girerseniz erkek spermler yumurtlama zamanina dek yasayamayacagindan ve ancak kiz kromozomu tasiyanlar dayanabileceginden kiziniz olma sansi yükselir. Yinede hiç bir sey %100 degildir.
Whelan metodu (Dr. Elisabeth Whelan) Bu metod biraz önce anlattigimizin tam tersini söyler. Bu metoda göre erkek spermin olusumundaki bazi biyokimyasal degisiklikler adet döneminin erken safhasinda daha etkili olur. Yani bir oglunuz olsun istiyorsaniz yumurtlama zamanindan 4-6 gün önce iliskiye girin. Whelan bu metodun erkek çocuk olusumunda %68 basarili oldugunu öne sürüyor.
Ericsson metodu (Dr. Ronald Ericsson) Dr. Ronald Ericsson birçok kadin dogum merkezinde kullanilan bu yöntemin patent sahibi. Bu yöntem daha bilimsel sartlarda gerçeklestiriliyor. Babadan alinan spermler özel bir yöntemle filtre ediliyor yada sentrifuje ediliyor. Bu islemden sonra hafif olan Y kromozomu(erkek) tüpün üstünde kalirken; agir X kromozomu dibe çöküyor. Hangi cinsiyeti istiyorsaniz daha sonra o aliniyor ve yapay döllenme ile rahminize birakiliyor.
Anlattigimiz tüm bu yöntemleri kullanmasaniz bile yapilan arastirmalar göstermis ki her yil hamile kalan çiftlerin erkek çocuk yapma olasiliklari %51.2 iken, kiz çocuk olasiligi %48.8 dir. Yani ufak bir farkla oglunuz olma olasiligi daha yüksek.
nergis55
10.10.2008, 10:32
Mittelschmerz yumurtlama ağrısı, yumurtalıklardan yumurta bırakıldığı sırada yani yumurtlama sırasında oluşur. Nedeni tam olarak bilinmese de ağrı hissedilmesinin sebepleri şunlar olabilir;· Yumurtlamadan hemen önce yumurtalıklarınızdaki oluşan gerilme ağrıya neden olabilir.· Yumurta salınırken açığa çıkan kan veya sıvı, karın içi bölgesini tahriş ederek ağrı yaratabilir.· Bazı kadınlarda yumurtlamanın ardından yumurta, yumurtalık kanalında ilerlerken kanaldaki kasılmalar ağrıya neden olabilir.· Yumurtlama sırasında, yumurtalık etrafındaki düz kas ve ligamentlerin kasılması da ağrı yapabilir
Ayrıca Yumurtlama süresince östrojen hormonunun hızla düşmesinden kaynaklanan az miktarda kanama ile bağlantılı olabilir.Bu ağrıyı, yumurtalığın yumurtayı bıraktığı yeri kapsayan karın bölgesinin bir tarafında hissedersiniz. Karın bölgesinden ağrıya sebep olarak, atılan yumurta ile birlikte kan veya sıvı gelmesi de mümkündür
ÇOK GÜZEL BİLGİLER ARKADAŞLAR EMEGİ GEN HERKESİN ELELRİNE SAGLIK TEŞEKÜRLER
KIZLAR HARİKASINIZ
SÜPER BİLGİLER VAR BURDA YAA
teşekkürler verdiğniz bilgilere bir çok şeyi sayenizde yeni öğrendim aydınlandım ışıl ışıl oldum
feelings
08.04.2009, 05:38
SİMS -HUHNER TEST (Post-coital test, İlişki Sonrası test) Servikal mukus üç ayrı test ile değerlendirilir: Sims-Huhner test Spin-Barkeit test Fern test.Sims Huhner Testi (postcoital test, ilişki sonrası test) , ovulasyona (yumurtlamaya) yakın günlerde planlı cinsel ilişkiden 1-12 saat sonrasında servikal mukus (rahim ağzındaki salgı) alınarak mikroskopla içerisinde ne kadar canlı sperm olduğunun sayılması esasına dayanır.Test sırasında rahim ağzındaki sümüksü maddenin (mukus) uzama kabiliyetine bakılır. Mukus bu dönemde ortalama 10 cm’ye kadar uzayabilir. Mukusun bu kadar uzaması da ovulasyon döneminde olunduğunu gösterir (Spinn-Barkeit Testi).Mukus kalitesi iyi değilse diğer testlerle ovulasyon günü tespit edilerek test tekrarlanır. Kötü mukus kalitesi gebelik şansını azaltmaktadır.Kalitesiz mukusun düzeltilmesi için östrogen tedavisi yapılabilir. Eğer buna neden olarak enfeksiyonlar düsünülüyorsa kültür alınıp sonuca göre antibiyotik tedavisi yapılabilir. Mikroskop altında bir büyütme sahasında 1 -10 adet hareketli spermin bulunması alt sınır olarak kabul edilmektedir. Pozitif sonucun güvenirliliği tartışılmaz, ama negatif testin değerlendirilmesi daha zordur. Çünkü post koital testte hiç sperm yokken, karın içinden alınan sıvılarda (laparoskopi ile) yeterli sayıda spermin tüplerden geçtiği ve gebeliklerin olduğu gösterilmiştir.Rahim ağzındaki mukus içerisinde enfeksiyon ve antikorlar nedeniyle sperme karşı oluşmuş olumsuz bir ortamın gösterilmesi için basit bir yöntem olması açısından doktorunuz postkoital test yapabilir.Bu test sırasında mukus kalitesinin değerlendirilmesi (Spinn - Barkeit Testi) hormonların etkisinin de iyi bir göstergesi olabilir. İyi bir servikal mukozanın her şeyden önce östrogen seviyesi ile ilgilidir.Ayrıca mikroskop altında incelenen mukusun "eğrelti otu" görünümünde olması da ovulasyonun diğer bir bulgusudur. Bu işleme de "Fern testi" adı verilir.
iste beni ilgilendiren sey tesekkurler feelings
bendee enfeksiyon yok ,hormon sorunu yok.
ve bende arastirdigim kadariyla ilacla tedavi yan etkileri cok oldugu icin yapilmiyo kortizon tedavisi,ya da prezervatif kullanimi buda gebelik isteyenler icin ise yaramayacak.ama bu antisperm antikorlar hersey normal olmasina ragmen niye var bimiyorum,anliyamiyorum.dr um sadece kendiliginden gitme durumuda olabilir dedi.
zaten takip ya da ilac kullanmadan asilmaya gectim.bu ay 3 asilama merak ediyom acaba boyle sorunu olup hamile kalan var mi?
biraz karisik oldu ama
feelings
09.04.2009, 03:17
canım istersen konu ile ilgili başlık açıp sor daha çok kişi görür cvp verir...
inşalah en kısa zamanda gelir bebeğin..feelings2009-04-09 03:18:26
sedef_85
12.04.2009, 03:01
SİGARANIN DOĞURGANLIK (FERTİLİTE) ÜZERİNE ETKİLERİ
Sigaranın sağlıkla ilgili yüzlerce konuda olduğu gibi doğurganlık (fertilite) konusunda da hem kadın hem erkek açısından çok çeşitli ters etkileri vardır. Bunlardan bazıları:- Fertilite yani doğurganlık kapasitesini 2-3 kat azaltır.- Sigara içen çiftlerde hem infertilite (kısırlık) oranı daha yüksektir hem de gebelik oluşana kadar geçen süre daha fazladır.- Sperm ve yumurtanın birleşmesi (konsepsiyon) olayını zorlaştırır.- Yumurtanın tüplerden rahim içeisine doğru taşınmasını güçleştirir.- Yumurtlama (ovulasyon) kapasitesini azaltır.- Kadında östrojen hormonu düzeyini azaltır.- Kadının yumurta hücresinde (oosit) kromozomal bozukluk oluşma riskini arttırır.- Rahim ağzındaki mukusun gebelik için daha elverişsiz hale gelmesine sebep olur.- Rahim ağzından içeriye spermlerin geçişini zorlaştırır.- Menopoza yaklaşık 2 yıl erken girilmesine sebep olur.- Düşük ve dış gebellik oluşma riskini arttırır.- Sigara kullananlarda tüp bebek (IVF) uygulamaları daha başarısız olmaktadır ve oluşan gebeliklerin düşükle sonlanma riski artmaktadır.- Sperm sayısının azalmasına sebep olur. Daha az hareketli olmalarına ve şekil bozukluğuna sebep olur. Semen miktarını azaltır.- Penisi besleyen damarlarda problemler yaratarak erkekte sertleşme (ereksiyon) problemlerine sebep olabilir.Yukarıdaki anlatılan etkiler sadece aktif sigara içenler için geçerli değildir, pasif içiciler için de geçerlidir.
sedef_85
12.04.2009, 03:03
YUMURTA BAĞIŞI (YUMURTA DONASYONU) (OOSİT DONASYONU)
Gebelik oluşması için bilindiği gibi anne adayının yumurta hücresi ve baba adayının sperm hücresi gerekir. Bu hücreler birleştikten sonra rahim içerisinde gelişmeye ve fetusu oluşturmaya başlarlar. Bu yumurta veya sperm hücrelerinin anne ve baba adaylarından alınamaması durumunda başka bir kişinden alınmasına bağışlama (donasyon) denir. Yumurta bağışlayan kişiden alınır ve baba adayının spermi ile birleştirilerek anne adayının rahim içerisine yerleştirilir. Örneğin erken yaşta menopoza giren ve artık yumurtalıkları hiç yumurta üretemeyen kadınların bebek sahibi olabilmeleri için bu yöntem bazı ülkelerde uygulanmaktadır, fakat ülkemizde uygulanması yasaktır.
Kimlere yumurta veya sperm bağışı yöntemi ile gebelik uygulanmaktadır:- Erken yaşta menopoza girenler
- Herhangi bir hastalık veya ameliyat nedeniyle yumurtalıkları alınmış olanlar
- Doğuştan yumurtalık fonksiyonları hiç olmayan kadınlar (Turner Sendromu)
- Yumurtlama sağlayan ilaçlarla yumurta elde edilemeyen kadınlar
- Tüp bebek uygulamarı ile gebelik elde edilemeyenler
- Genetik hastalığı olan ve bu hastalığının çocuklarına geçme riski olan kadınlar
- Testislerinde hiç sperm üretimi olmayan erkekler
- Genetik bir hastalığı olan erkekler ve bu hastalığın bebeğe geçme riski olanlar
Yumurta bağışlayan kişi 20-35 yaş arasında, sağlık problemi olmayan bireylerden seçilir. Daha önce sağlıklı çocuk sahibi olmuş kişiler tercih edilirler. Vericiler hepatit ve AIDS gibi hastalıklar, kromozomal bozukluklar açısından taranırlar.
Yumurta bağışı yapan (donör) kadına yumurtalıklarının gelişmesi ve yumurta verebilmesi için çeşitli ilaçlar verilir . Yumurta alıcısı anne adayına verilen ilaçlarla rahimin bebeğin yerleşmesine uygun hale gelmesi sağlanır. Yumurtalıklar geliştikten sonra dışarıda alıcı kadının eşinin spermleri ile döllenir ve daha sonra oluşan embriyolar alıcının rahimine yerleştirilir. Başarı oranı %50-60 civarındadır.
Yumurta bağışı ile gebe kalması planlanan anne adayı için kesin bir yaş sınırı yoktur fakat çok ileri yaşlarda birçok hastalığın gelişme riski arttığından dolayı ve gebelik sırasında yaşanabilecek risklerin fazla olmasından dolayı birçok merkez 50 yaş üzerindekilere önermemektedir.
sedef_85
12.04.2009, 03:13
ANOVULASYON (YUMURTLAMANIN OLMAMASI)
Normalde kadının yumurtalıklarında her ay bir yumurta hücresi gelişir, olgunlaşır ve ortalama adetinin 12.-14. günleri arasında ovulasyon (yumurtlama-çatlama) meydana gelir. Bazı kadınlarda bu gerçekleşmez ve buna duruma “Anovülasyon” adı verilir.Anovulasyon genellikle adet düzensizliklerine yol açar. Bu kadınlarda genellikle adet araları uzar (oligomenore), bazen fazla kanamalar da görülebilir.Hormon tahlilleri ve yumurtalıkların ultrason ile incelenmesi bilgi vermektedir. Adetinin 3. günü yapılan hormon tetkikleri bilgi verebilir.Anovulasyon olup olmadığı ise ultrasonla takip edilebildiği gibi, vücut ısısı ölçümleri ve adetin 21. günü ölçülen progesteron hormonu seviyesiyle de anlaşılabilir.Tedavi:Tedavi hastanın gebelik isteyip istememesine göre değişebilir.
Gebelik isteyen hastalarda yumurtlamayı sağlamak için tedaviler verilir. Gebelik istemeyen hastalarda şikayet adet düzensizliği ise buna yönelik doğum kontrol hapları veya başka hormonal tedaviler verilebilir.