View Full Version: Çocuk Hastalıkları Arsiv
Bebeklerde görülen cilt rahatsızlıklarıBebeklerde görülen cilt rahatsızlıklarının tedavi gerektirip gerektirmediğini anlamak, erken müdahale açısından son derece önem taşıyor. Uzmanların verdiği bilgilere göre, yeni doğan bir bebeğin cildi normalde losyon ve krem kullanımını gerektirmiyor. Gereksiz yere ve bilinçsizce kullanılan yağlı kremler, sivilce oluşumuna ve cildin pürüzsüzlüğünü kaybetmesine neden oluyor. Bebeğin cildi kuru ise günde 2 kez bebek losyonu sürmek yeterli oluyor. Yeni doğan bebeklerde sık rastlanan; ancak bir süre sonra kendiliğinden yok olan döküntülerle tedavi gerektiren cilt hastalıkları hakkında bilgi sahibi olmak, bunları birbirlerinden ayırmak, erken müdahale açısından son derece önem taşıyor. Yeni doğan bebeklerde görünüşleri birbirinden farklı, değişik tipte döküntüler olabiliyor. Bebeklerde sık rastlanabilen döküntüler şunlar: süt döküntüsü(Milia): Yeni doğan bebeğin burnunda ya da alnında görülebilen, beyaz veya sarımtırak noktacıklardır, bazen çenede de görülebilirler. Aslında sütle hiçbir ilgisi olmayan bu minik sivilcemsi noktacıklar, cilt gözeneklerinin, ciltte bulunan ve keratin adı verilen bir maddeyle tıkanması sonucu ortaya çıkar. Bebeğin cildi dış ortama alışınca, bu noktacıklar da kendiliğinden birkaç hafta içinde kaybolur. Dolayısıyla herhangi bir tedaviye gerek yoktur. Gözenekleri açmaya sakın çalışmayın. Cildi tahriş edip, mikrop kapmasına yol açabilirsiniz. sıcak döküntüsü/ter bezleri iltihabı (Miliaria): Hafif kabartılar halinde, kırmızı renkli, sivilce görünümünde döküntülerdir. Hatta sarımsı sivilce başı gibi görüntüleri bile olabilir. Bu döküntüler, bebeğin yüzünde veya vücudunun giysiyle kaplı tutulan yerlerinde görülebilirler. Bebeğin fazla sıcak tutulması nedeniyle ortaya çıkarlar. Ter bezlerinden ter atılamadığı için ortaya çıkan bu döküntüler de kendiliklerinden kaybolurlar. Bebeği aşırı giydirmemek, daha serin ortamda bulundurmak ve cildini kuru, temiz tutmak dışında bir tedaviye gerek yoktur. bebeklik sivilceleri: Görüntüleri, yetişkinlerde görülen akneler gibidir. Bebeklerin doğum öncesi annelerinden aldıkları hormonların etkisiyle oluşurlar. Birkaç hafta içinde kendiliklerinden geçecekleri için hiçbir tedaviye gerek yoktur, cildi temiz tutmak yeterlidir. toksik erime: Vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Ciltte, güneş yanığı gibi kızarıklıkla çevrelenmiş kesecikler veya kabartılar halinde görülen bir döküntüdür. Tek tek, dağınık halde veya gruplar halinde olabilir. Yaşamın ilk haftalarında görülen bu problem, kendiliğinden kaybolur ve tedavi gerektirmez. Dudaklarda görülen minik kabartılar: Emme hareketi nedeniyle bebeğin hassas dudak derisinde görülebilirler. Bu kabartılar da dudak güçlendikçe kendiliklerinden geçerler. yanaklarda görülen döküntüler: Egzamalı bebeklerde daha sık görülmekle birlikte, bazı bebeklerin yanaklarında görülen bir döküntü türüdür. Yanaklarda cilt, kırmızı renkli ve oldukça kurumuş görülür. Genellikle, ıslak kalan cildin gösterdiği reaksiyondur. Örneğin uyurken ağzından akan salyanın yastığı ıslatması nedeniyle, bebeğin yanağı sürekli bu ıslaklıkla temas halinde olabilir. Bu döküntüyü önlemek için, bebeğin cildi özel temizleyici losyonlarla silinerek temizlenmeli ve nemlendiriciler kullanılarak yumuşak tutulmalıdır. doğum lekeleri: Doğum lekeleri de oldukça yaygındır. Çoğu, doğum sırasında bebeğin maruz kaldığı basınç nedeniyle ortaya çıkar ve kısa bir süre sonra kendiliğinden kaybolur. Bazıları ise daha uzun süre kalabilir veya önemli bir problemin belirtisi olabilir. Böyle bir durumda doktorunuza başvurmanız gerekir." Tedavi gerektiren cilt problemleriBebeklerin yaşama gözlerini açtıkları ilk günlerde ya da bir süre sonra bazı cilt rahatsızlıkları ortaya çıkabiliyor. Bunlardan bazıları tedavi gerektirir ve mutlaka bir sağlık kuruluşuna veya doktora başvurulmasını gerektiren sorunlardır. Tedaviye erken başlamak, hem rahatsızlığın ilerlemesini hem de tedavisinin uzun sürmesini engelleyecektir. Mikrobik nedenleri olan cilt hastalıklarının en yaygın olanları ise şunlardır: pamukçuk: Bebeklerin ilk aylarında ağız içi ve dil üzerinde görülen mantarın yol açtığı bir rahatsızlıktır. Önce beyaz lekeler halinde başlar, sonra tüm dili ve ağız içini kaplar. Pamukçuk ağrı yaparak bebeğin beslenmesini de engeller. Bebek emziriliyorsa annenin meme temizliği, biberonla besleniyorsa biberonların temizliği bu rahatsızlıkla savaşırken çok önemlidir. impetigo: Bakterilerin neden olduğu bu rahatsızlıkta, üzeri bal rengi kabuklarla kaplanmış kabarcıklar meydana gelir. Tedavi için, cilt üzerine sürülen özel kremler ve antibiyotikler kullanılır. herpes enfeksiyonu: Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşan ve genellikle virüslerin neden olduğu bir enfeksiyondur. Vücudun çeşitli yerlerinde görülen bu rahatsızlık, birkaç kesecikle başlayıp, daha geniş bir bölgeye yayılabilir. egzama: Egzamanın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, daha çok kalıtımsal faktörler rol oynar. Ailede astım, saman nezlesi, egzama veya benzer rahatsızlıkların olması, bebekte egzama görülme riskini artırır. İstatistiklere göre, 8 bebekten 1'inde egzama görülmektedir. Egzama rahatsızlığında cildin aşırı kuru, kırmızı renkte, kaşıntılı ve yer yer küçük keseciklerle dolu olduğu gözlenir. Bebeğin yüzü, kulak arkaları, cilt boğumları, koltuk altları, diz ve dirsekleri, egzama rahatsızlığının ortaya çıkmasına uygun bölgelerdir. Bebeklerde atopik egzama daha yaygın olarak görülmektedir. Bebek cildi, çevresel faktörlere ve iritan maddelere karşı çok hassastır. Bu nedenle, bebeğin cilt bakım ürünleri ve giysileri özenle seçilmeli, aşırı sıcak, soğuk ve rüzgardan korunmalıdır. Bunların yanı sıra yaşamın ilk haftalarında bebeği evcil hayvanlardan, bitki polenlerinden ve sigara dumanından da uzak tutmak gerekir. Bebeklerin egzamalı, açık deri enfeksiyonları ve uçukları olan yetişkinlerden uzak tutulmasında da büyük yarar vardır. Cildin sürekli nemli ve yumuşak tutulmasını sağlayan bebek yağı, nemlendirici losyon ve kremler, kaşıntıyı azaltır. Genellikle huysuz, iyi beslenmeyen ve iyi uyumayan egzamalı bebeklere, dar olmayan ve pamuklu giysiler giydirmek de onları rahatlatacak yollardan biridir. "Seboreik egzama" da sebebi tam olarak anlaşılmamış, bebeklerde görülen bir başka cilt rahatsızlığıdır. Bu egzama türü daha kısa sürede kaybolur. Bebeğin yemesi ve uyuması, atopik egzaması olan bebeğe göre daha rahat ve düzenlidir. Seboreik egzama vakalarına bir mantar türünün neden olduğu düşünülmektedir. Bu rahatsızlığın tedavisinde, sağlık kuruluşu veya doktorun önerdiklerini dikkatle uygulamak, çevresel faktörlere dikkat etmek ve doğru cilt bakım ürünleri kullanmak çok önemlidir. ihtiyoz: Bu cilt rahatsızlığı da kalıtımsaldır. Daha geç yaşlarda (1 ile 4 yaş arasında) ortaya çıkabilen rahatsızlık, bazı çocuklarda sadece kış aylarında görülür. Cildin kuru, kabuklu ve yer yer balık pulu görünümü almasına neden olan ihtiyoz rahatsızlığı da egzama gibi doktor gözetiminde mystical2007-07-30 18:17:53
butterfly
08.07.2007, 11:27
Çocuklarda yaz ishalleriYaz aylarında artan ishal vakalarına karşın uzmanlar ebeveynleri uyarıyor: Temizliğe dikkat edin ve bol su içirin!
Bebeklerde ishal oluşumunu artıran etkenlerin başında ilk 6 ay anne sütüne gereken önemin verilmemesi, biberon ve emzik temizliğinin iyi yapılmaması, pişmiş yiyeceklerin oda ısısında uzun süre bekletilmesi, tuvaletten sonra ellerin iyi yıkanmaması ve evde kanalizasyon sisteminin olmaması gibi faktörler geliyor. Bakterilere bağlı ishallerde, ishale ek olarak, karın ağrısı, kusma, ateş, dalgınlık ve havale geçirme de gözlenebiliyor. Sıvı kaybına bağlı olarak gözlerde çökme, ağız ve dudaklarda kuruluk, küçük çocuklarda bıngıldakta çökme, göz yaşının azalması, idrar çıkarmada azalma gibi bulgular da gelişebiliyor.Sulu besinler ishali arttırmazUzmanlar, özellikle 1 yaşa kadar çocukların unlu ve nişastalı besinler almasının, beslenme bozukluğuna neden olarak bağırsaklarda sulu dışkılamayı artırdığına dikkat çekiyor. İshalli çocuklara, (ishali artırır) endişesiyle su ve sulu besinlerin verilmemesi, doktorlar arasında poliklinik düzeyinde zaman yetersizliği nedeni ile ağızdan sıvı tedavisi üzerinde durulmadan antibiyotik ve antidiyareyik içeren ilaçların yazılması, hastaneye yatırılan hastaların çoğuna damardan sıvı tedavisi uygulanması, ishalin uzamasına, ağırlaşmasına ve buna bağlı başka hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.İshalli çocuğa antibiyotik vermeyinUzmanlar, ishalli çocuğa gereksiz verilen antibiyotiklerin de iştahı azalttığını, bağırsak florasını bozarak ishal süresini uzatabileceğini belirtiyor. Katı gıdaları alabilen çocuklara verilecek pirinç suyunda bulunan amino asitler bağırsaklarda hasarın düzelmesini hızlandırmaktadır. Patates haşlanarak yedirildiğinde bileşimindeki nişastanın su tutucu özelliğinden dolayı ishalli hastalara faydalıdır. Yoğurt ile karıştırılması çok daha iyi sonuç vermektedir. Yoğurtta laktoz (şeker) miktarı fermantasyon ile yüzde 20 azalmaktadır. Özellikle ayran olarak içilmesi su gereksinimini de karşılıyor. Uzmanlar, ateşi çok yüksek, karın ağrısı ve krampları çok fazla, dışkısı kanlı olan, sıvı kaybı bulguları gözlenen ve 2 gün içinde düzelmeyen ishal durumlarında mutlaka doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekiyormystical2008-12-02 13:51:33
Havale (Nöbet)HavaleVücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir. havale geçiren çocuğun gözleri sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları, önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir. Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar. Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmek faydalıdır.AteşVücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 - 37,5 arasında ise normaldir. Ateşle birlikte; üşütme, titreme, baş ağrısı, bunalma, huzursuzluk, vücut kırgınlığı, iştahsızlık, kabızlık, sayıklama, havale veya koyu renkli idrar çıkarmada görülebilir. Ateşin nedeni, genellikle soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı, boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, kulak iltihabı, bağırsak iltihabı veya böbrek hastalıklarından biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.KızılKendine has bir deri döküntüsü ve boğaz ağrısı ile ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde scarlatina denir. Nedeni, bademciklere yerleşen bir çeşit mikroptur. Hastalık aniden ortaya çıkan baş ağrısı, titreme, boğaz yanması, bulantı, ve havale ile başlar. Ateş yükselir. Nabız hızlanır ve bademcikler de şişer. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından çok kısa bir süre sonra, ağız çevresi hariç vücudun diğer yerlerinde kırmızı lekeler belirir. Dilin üstü de beyaz bir tabakayla kaplanır. Bu tabaka 3 gün sonra kalkar ve dil ağaç çileği görünümünü alır. Hastalık en fazla 6 hafta içinde geçer. Bulaşmayı önlemek amacıyla, hastanın odası ayrılır. Başkaları ile görüşmesi engellenir. Odası sık sık havalandırılır. Sulu ve sindirilmesi kolay yiyecekler verilir. İyi tedavi edilmezse böbrek iltihabına neden olabilir.mystical2008-12-02 14:04:18
Altıncı Hastalık (Roseola İnfantum)Anne babaların altıncı hastalık adıyla tanıdığı Roseola, herpes ailesinden bir virüsün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır.Ateş nedeniyle hastaneye götürülen bebeklerde sık görülen bir enfeksiyondur. En sık 6-18 aylar arasında, bazen diş çıkarma ile birlikte görülür.Önce, bebekte 40 dereceye varabilen bir ateş görülür.( Diş çıkarma tek başına asla bu kadar yüksek ateş yapmaz ) Ateşin bu kadar yüksek olması, anne babayı endişelendirir. Bu endişe oldukça haklıdır, çünkü ateşe hassas bebeklerde ateşli havaleler görülebilir. Ateş düşürücü alınca, bebeğin biraz daha keyifli olduğu görülür. Bu yüksek ateşli dönem, 3-4 gün sürebilir. Bu sırada bebekte yapılan muayenede, tanı koydurucu belirgin bir bulgu saptanmaz.Ateşli dönemin ardından, aniden ateş kaybolur ve özellikle gövde, boyun ve kollarda soluk kırmızı döküntü ortaya çıkar. İşte artık ateşin nedeni ve hastalığının adı belli olmuştur. Bağışıklık sistemi normal olan çocuklarda, herhangi bir komplikasyona yol açmaz mystical2008-12-02 14:03:27
Orta Kulak İltihabı (Akut Otit Media)Özellikle küçük yaşta çocuğu olan aileler için orta kulak iltihabı ( tıbbi adıyla otit ) ne yazık ki, çok tanıdıktır. Küçük çocukları en sık doktora getiren enfeksiyon sebeplerinden biri orta kulak iltihabıdır. Ani ağlamalar, şiddetli kulak ağrısıyla aileyi de çocuğu da üzen bir tablodur.Neden Çocuklarda Orta Kulak İltihabı Sık Görülür?Çocuklarda, özellikle 6 ay- 2 yaş arası, başka bir risk faktörü olmasa da anotomik olarak östaki tüpleri (genizden orta kulağa uzanan tüp), erişkindekine göre daha kısa ve yatay olduğu için, burun veya boğazdaki mikroplar kolayca orta kulağa kadar ilerleyebilmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemi henüz yeni gelişmekte olduğundan sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirler, bu da orta kulak enfeksiyonuna zemin hazırlar.Diğer Risk Faktörleri Nelerdir?Sigara dumanına maruz kalmakYatar pozisyonda biberonla beslenmekYuva, kreş gibi kalabalık ortamlarda bulunmakAllerjik bünye- özellikle inek sütü, ev tozu allerjileriKulağa Su Kaçması Orta Kulak Enfeksiyonuna Yol Açar mı?Hayır. Mikrop kulağa dışarıdan değil içeriden (boğazdan) gelip enfeksiyona yol açar. Annelerin, banyoda kulağına su kaçırıp kulağının iltihaplanmasına yol açtım diye üzülmesine gerek yoktur!Nasıl Anlaşılır?Derdini anlatabilen yaşta bir çocuksa, zaten kulak ağrısını tarif edecektir. Özellikle gece, yatınca artan veya aniden uykudan uyandıran bir ağrı görülebilir.Daha küçük çocuklarda ise, huzursuzluk, ağlama, uyuyamama kulak ağrısına işaret edebilir. Kulakla oynama, kulağı çekiştirme bebeklerde her zaman kulak iltihabı demek değildir. Çoğu bebek bunu sırf meraktan veya diş çıkarırken yapar. Gerçekten iltihap olduğunda ise, çoğu zaman kulağı ellemeyecek veya elletmek istemeyecektir.Ateş görülebilir.Kusma, ishal görülebilir.Bazen kulaktan kanlı veya iltihaplı akıntı görülebilir.Bu yakınmalarla doktora gittiğinizde, doktorunuz kulak muayenesi ile kesin tanıya ulaşacaktır.Otit Nasıl Tedavi Edilir?Tedavide temel amaç, ağrı kesiciyle çocuğu rahatlatmak ve antibiyotikle enfeksiyonu ortadan kaldırmaktır. Tedavide doktorun önerdiği süre ve doza uymak önemlidir.Korunmak İçin Neler Yapılabilir?Öncelikle dengeli beslenme, uygun aşılama ile çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlü tutmalısınız.Anne sütü alan bebeklerin, diğer pek çok enfeksiyon gibi orta kulak iltihabına karşı da korunaklı olduğunu unutmamalı, ilk 6 ay bebeğinizi sadece anne sütüyle beslemelisiniz.Bebeğe yatar pozisyonda biberon vermemelisiniz.Özellikle yuva gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuğa el yıkama alışkanlığı kazandırmalısınız.Bebek ve çocukları sigara dumanından uzak tutmalısınızmystical2008-12-02 14:06:03
butterfly
13.07.2007, 00:14
çocuk felciOmuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Tıp dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır. çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalık mikrop kapıldıktan 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. çocuk felcinden korunmak için Salk aşısı veya Sabin aşısı yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.mystical2008-12-02 14:04:57
butterfly
13.07.2007, 00:16
kabakulak Daha çok çocuklarda görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın ağzından çıkan tükürük damlacıklarıyla bulaşır. Tıp dilinde parotitis epidemica denilen bu hastalık; genellikle kulak altında bulunan tükürük bezlerinin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Kuluçka devresi, 18 gündür. Hastanın ateşi birdenbire yükselir, genel bir halsizlik görülür. Çok defa kulağın ön ve altında bulunan tükürük bezleri şişer ve acıma hissi duyulur. Yanak ve kulağın altı kabarır, kulak memesi de hafifçe yukarı doğru kalkar. Ağızda kuruluk, dilde pas vardır. İştah da azalmıştır. Bu durum birkaç gün devam ettikten sonra tükürük bezlerindeki şişlik yavaş yavaş kaybolmaya ve hasta iyileşmeye başlar. Hastalığın kendisi çok tehlikeli bir hastalık olmadığı halde; başka hastalıklara zemin hazırlar. Bu hastalıklar arasında; pankreas, gözyaşı keseleri, böbreküstü bezleri, erkeklerde husyeler, kadınlarda yumurtalıkların etkilenmesi önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle en iyi şekilde tedavi edilmesi gerekir. Hastanın sağlıklı kimselerle konuşması, görüşmesi önlenir. Sulu yiyecekler verilir. Kabız olmaması sağlanır.
butterfly
13.07.2007, 04:54
Yenidoğan sarılığıYenidoğan sarılığı, bebeklerde yaşamın ilk haftasnda sık görülen bir sorundur. Sağlıklı bebeklerdeki normal sarılığa ' Fizyolojik Sarılık ' denir. Sarılığa, bilirubin adlı bir maddenin kan düzeyinin artışı yol açar. Kırmızı kan hücrelerimizin parçalanmasıyla oluşan bilirubin, yenidoğan bebeklerin bazılarında vücuttan atılamaz ( Karaciğer henüz yeterince olgunlaşmamıştır, veya bilirubin biraz fazla miktarda ortaya çıkmıştır)
Sonuçta, bebeğin cildi ve göz aklarındaki sarı renk anne babanın dikkatini çeker. Sarılık, genellikle 2-3. günlerde yüzden başlar, giderek vücudun aşağı kısımlarına yayılır. Sarılığın ilk günde başlaması normal değildir, altta başka bir hastalık olabileceğine işaret eder. Yenidoğan sarılığı, bulaşıcı bir hastalık değildir.
Doktora başvurduğunuzda, bir kan testi isteyerek bilirubin düzeyine bakacaktır. Sonuca göre, ya bebeği izleme alacak,ya belli bir dalga boyunda UV ışını alması için hastaneye yatıracak ( bu işleme fototerapi diyoruz ), ya da nadiren eğer değer çok yüksekse kan değişimi gerekecektir. Genellikle sarılık 7-10 günde kaybolur. Zor doğumlarda veya prematüre bebeklerde sarılık daha şiddteli olup daha uzun sürebilir. Bebeği sık sık emzirirseniz, barsakları daha sık çalışacak, bilirubin düzeyi daha kolay düşecektir.
Toksik düzeylerde bilirubin, bebeğin beynine zarar verebilir, işitme kaybına yol açabilir. Bu nedenle, zaman geçirmeden doktora başvurup uygun tedavinin başlanması önemlidir.mystical2008-12-02 13:52:51
butterfly
13.07.2007, 05:02
Zatüre Zatüre (tıbbi adıyla pnömoni) virüs, bakteri gibi etkenlerin yol açtığı, akciğer dokusunun tek veya iki taraflı enfeksiyonudur. Enfeksiyon, genellikle basit bir soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar ve ilerler.Zatürenin lafı bile anne babaları korkutsa da, riskli bazı gruplar dışında ayaktan tedaviyle yüz güldürücü sonuçlar alınan bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi zayıf, iyi beslenememiş, kronik hastalıkları olan çocuklar, prematür bebekler, sigara dumanına maruz kalan çocuklar daha riskli gruplardır, zatürreyi ağır geçirebilir, tedavi için hastaneye yatmaları gerekebilir.Zatüre Belirtiler Nelerdir? * Ateş, titreme, üşüme, terleme * Öksürük, balgam * Göğüs / sırt ağrısı * Hızlı nefes alıp verme * Göğüste hırıltı * Nefes alıp verirken göğüs duvarında içe çekilmeler * Kusma * Başağrısı * Kas ağrısı * Halsizlik, iştahsızlık * Bebekte emmeyi reddetme görülebilir Zatüre Nasıl Bulaşır?Hasta kişiyle yakın temasla, onun aksırık, öksürüğünden, aynı tabak, çatal, kaşığı kullanmakla bulaşır. Ancak, mikrobu alan herkeste zatürre görülmeyecek, bazıları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirecektir.Nasıl Tanı Konur?Şikayetleri dinleyen doktor, muayeneden sonra akciğer filmi, kan testleri, balgam kültürü gibi testler isteyebilir.Zatüre Nasıl Tedavi Edilir?Bakterilerin yol açtığı zatürreler antibiyotikle tedavi edilir. Çoğu hasta, antibiyotik tedavisini evde alabilir. Tedaviyi doktorun önerdiği süre boyunca almak, iyileşme görülünce kesmemek çok önemlidir. Viral kaynaklı zatürrelerde antibiyotikler işe yaramaz, hastanın genel durumunu destekleyici tedaviler yapılır.Solunum sıkıntısı, morarmaları olan hastalar hastaneye yatırılarak tedavi edilirler.Bol sıvı alımını sağlamak iyileşmeye, balgamın atılmasına yardımcı olacaktır.şurup Doktor önerisi olmadan, rasgele öksürük şurubu kullanmak yarardan çok zarar verebilir. Öksürük, vücudun balgamı atmak için ihtiyaç duyduğu normal bir savunma mekanizmasıdır.Ağrı kesici, ateş düşürücüler bazen gerekli olabilir.Zatüre den Korunma İçin Neler Yapabiliriz?Çocukluk çağı aşıları; H.influenza,kızamık gibi bazı zatürre etkenlerine karşı koruyucudur. Çocuklarda en sık zatürre etkeni olan pnömokoklara karşı 2 yaş altında kullanılabilecek pnömokok aşısı artık ülkemizde de mevcuttur. Grip aşısı da riskli çocuklar için yararlıdır. Çocuklarımızın aşılarının tam olmasını sağlamalıyız.Çocukları, bebekleri sigara dumanına maruz bırakmamalıyız.Anne sütü alan bebeklerin her tür enfeksiyona karşı daha korunaklı olduğunu unutmamalı, bebeklerimizi mümkün olduğunca anne sütüyle beslemeliyiz.Çocuklarımızı hasta kişilerle temastan korumalı, enfeksiyonların sık görüldüğü mevsimlerde onları kalabalık ortamlarda bulundurmamaya gayret etmeliyiz.el yıkama Anlayacağı yaşa gelince çocuklarımıza el yıkamanın önemini anlatmalı, el yıkama alışkanlığı kazandırmalıyız.Dengeli beslenmelerini sağlamalıyız. mystical2008-12-02 14:02:01
butterfly
14.07.2007, 21:25
Büyüme Ağrısı Nedir?
Büyüme ağrısı, 3-12 yaş arası çocuklarda genellikle bacaklarda ( dizin arkası, uyluk ve baldırlarda ) , akşam ve geceleri ortaya çıkan ve uykudan uyandıran, birkaç dakikadan birkaç saate dek sürebilen, nedeni bilinmeyen ağrılardır. Eklem veya kemikte değil, kasta ağrı söz konusudur. Genelde, artmış fiziksel aktivite sonrası görülür. Bazen günlerce ağrı olmazken, b azen de tekrar başlayabilir.
Ne Zaman Hemen Doktora Gitmeli?
Eğer,
Ağrıyla birlikte ateş te varsa
Yürürken topallıyorsa
Eklemlerde şişlik, kızarıklık varsa
Günlük normal aktivitelere engel olan bir ağrı varsa.
Büyüme Ağrsısı Tanısı İçin Neler Gerekir?
Genelde, doktor öyküden büyüme ağrısından şüphelenir. Fizik muayenede bulgular normaldir. Şüpheli bir durum varsa, kan testleri, filmler gerekebilir.
Büyüme Ağrsısı Tedavisinde Ne Yapılır?
Çocuğa ve aileye olayın masum olduğu açıklanıp bilgi verilir.
Ağrı sırasında masajdan yarar görecektir.
Gerekirse ağrı kesiciler kullanılabilir.
Kas germe egzersizlerinin yararı olabilir. mystical2008-12-02 13:56:02
butterfly
14.07.2007, 21:26
Doğuştan Kalça Çıkığı
Doğuştan Kalça Çıkığı, çocuklarda sık görülen, erken anlaşılıp tedavi edilmezse kalıcı sakatlıklara yol açabilen bir sorundur. Üst bacak kemiğinin başı ile kalça eklemi arasında değişik derecelerde uyumsuzluk vardır. Bebek anne karnında gelişirken oluşan bazı problemler, kalça çıkığına neden olur. Kızlarda, ilk bebeklerde, makat gelişiyle doğan bebeklerde ve ailede kalça çıkığı öyküsü olanlarda daha sık görülmektedir.
Genellikle, kalça tek taraflı olarak etkilenir. Hiç belirti vermeyebilir. Bebeğin bir bacağı daha kısa görünebilir, uyluktaki cilt kıvrımları asimetrik olabilir. Bebeğin bacaklarını rahatça yana açamadığı farkedilebilir. Bebeklikte anlaşılmamış vakalarda, yürümeye başladığında yalpalama, topallama, parmak ucunda yürüme görülebilir.
Sağlam bebek izleminde, doktorunuz kalça kontrollerini de yapacak, şüphelenirse kalça grafisi veya ultrasonu ile kesin tanıyı koyacaktır. Daha sonra bir ortopedi uzmanına gönderileceksiniz. Özel bazı cihazlar veya alçılar yardımıyla kalça eklemi istenen pozisyona getirilecek, normal gelişim sağlanacaktır. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, sonuç o kadar iyi ve tedavi o kadar kolay olacaktır. Geç kalınmış vakalarda, ameliyat gerekli olacaktır.
Bebekte tam gelişmemiş bir kalça eklemi mevcutsa, kalça çıkığına meydan vermemek için bebeği sıkıca sarıp kundaklamaktan, hareketini kısıtlayacak sıkı kıyafetler giydirmekten, küçük bez kullanmaktan kaçınmak gerekir. mystical2008-12-02 13:53:59
butterfly
14.07.2007, 21:28
İnmemiş Testis
Erkek bebekte, doğum öncesi karında olan testisler (yumurtalıklar), 32-36 gebelik haftalarında skrotuma ( torbaya ) inerler. Ancak, bazı bebeklerde doğumda bu iniş tamamlanmamış olabilir. Eğer, bebeğin testisleri normal yerinde ele gelmiyorsa, kasıkta kalmış olabilir, skrotumun üstünde ele gelirler. Bazen de testisler, karın içinde olabilirler veya hiç gelişmemiş olabilirler.
İnmemiş Testis Kimlerde Görülür?
İnmemiş testis, anne karnındaki normal süreyi tamamlamadan doğan prematür bebeklerde daha sık görülmektedir.
Doğumda Yerinde Olan Testisler Sonradan Yukarı Çıkar mı?
Bazı çocuklarda, testisler bebeklikte yerinde olup çocuk büyüdükçe, testisleri karına birleştiren bağın yeterince hızlı büyümemesi sonucu yukarıda kalabilirler. Bu yüzden anaokulu, ilkokul çağındaki erkek çocukların testisleri de kontrol edilmelidir.
Retraktil Testis Nedir?
Bazı çocuklarda ise, retraktil testis denilen, bazen skrotuma inen bazen de yukarı kaçan testisler görülebilir. Eğer, testis günün büyük bölümünde skrotum dışında kalıyorsa, bunu da inmemiş testis gibi kabul edip tedavi etmek hastanın lehine olacaktır.
İnmemiş Testisin Yol Açtığı Riskler Nelerdir?
İnmemiş testis, ileride kısırlık veya kanser gelişimine zemin hazırlayabilir. Bazen kasık fıtığıyla da birlikte olabilir.
Ne Zaman Tedavi Edilir? Nasıl Tedavi Edilir?
İnmemiş testislerin çoğu ilk 3 ayda, bir bölümü de 3-6 ay arasında normal yerine iner. 6 ayda inmeyen testisin tedavi edilmesi gereklidir. Bazen hormon tedavisi denenir, ancak kesin tedavi ameliyattır. Operasyon ile testis normal yerine getirilir. Ameliyatın mümkün olan en kısa zamanda, tercihen 1 yaşı geçmeden yapılması uygun olur. mystical2008-12-02 13:52:16
butterfly
14.07.2007, 21:30
Beta
Okulların açılması, havaların soğumasıyla çocuklarda en sık görülen yakınmalardan biri boğaz ağrısıdır. Nedeni beta denilen bakterinin(beta hemolitik streptokok) yol açtığı bir anjin olabileceği için boğaz ağrısını ciddiye almak gerekir. Ancak, her boğaz ağrısı beta değildir ve antibiyotik tedavisi gerektirmez. Çocuklarda, anjine sıklıkla virüsler yol açar ve antibiyotik tedavisi gerekmez. Beta anjininde ise, uygun antibiyotik tedavisi olmazsa komplikasyon riski vardır. Bu yüzden, bu ikisinin ayırt edilmesi gerekecektir. Doktorunuz, bulguları değerlendirecek, kesin tanı için belki de boğazdan kültür aldırmak isteyecektir. Siz de kültür sonucunu beklerken bazı kriterleri değerlendirip tahminde bulunabilirsiniz.
Eğer, 3 günden uzun süren yüksek ateş varsa
çocuğunuz 3 yaşın üstünde ve özellikle anaokulu veya okula gidiyorsa
okulda beta saptanan arkadaşları varsa
boynundaki bezeler şişmişse
beraberinde aksırık, öksürük, burun akması gibi belirtiler yoksa kültürde bakteri saptanıp antibiyotik alması ihtimali yüksektir. mystical2008-12-02 13:58:29
butterfly
14.07.2007, 21:32
İdrar Yolu Enfeksiyonu
İdrar yolu enfeksiyonu, çocuklarda sık görülür. Anatomik yapılarından dolayı kızlar, bu enfeksiyona daha yatkındırlar. Erkeklerde ise, 1 yaştan önce idrar yolu enfeksiyonu daha sık görülür. Sünnet olmuş erkek çocuklarda, idrar yolu enfeksiyonu riski azalmaktadır.
En sık nedeni, barsaktaki bakterilerin idrar yoluna bulaşarak yukarı doğru yol almalarıdır.
Çocuğun yaşı ne kadar küçükse, belirtileri anlamak da o kadar güç olur. Küçük bebeklerde, huzursuzluk, ateş, kilo alamama, kusma, idrarda değişik renk veya koku görülebilir. Daha büyük çocuklar ise;karın ağrısı , sık ve az idrar yapma, idrarda yanma, kanlı idrar, ateş, idrar kaçırma gibi şikayetlerle karşımıza gelebilirler.
Ateş çok yüksekse, kusma, yan ağrısı varsa piyelonefrit ( böbrek iltihabı ) düşündürür. Böbreklerin zarar görmemesi için tedaviye hızla başlanması gerekir.
Bu yakınmalarla doktora başvurduğunuzda, tanı koymak için çocuktan idrar tetkiki ve idrar kültürü istenecek, kültürde saptanan mikrobun hangi antibiyotiğe hassas olduğu antibiyogram ile saptanacaktır. Uygun antibiyotik tedavisi ile çabuk sonuç alınacak, çocuk 1-2 gün içinde rahatlayacaktır.
İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda, idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçışının ( reflü ) olup olmadığını saptayacak özel grafilerin çekilmesi gerekebilir. Eğer, reflü varsa koruyucu tedavilerle böbreklerin zarar görmesi önlenecek, ileri derece reflülerde ameliyat gerekecektir.
İdrar yolu enfeksiyonunu önlemek için; bebeklerde bezi sık değiştirip altının kirli kalmamasını sağlamak, özellikle kızlarda alt temizliğini önden arkaya doğru yapmak önemlidir. Çocuk büyüdüğünde de tuvalette kendi temizliğini uygun şekilde yapması, gerekli oldukça tuvalete gidip mesaneyi boşaltması konusunda uyarılmalıdır. Özellikle okul çağındaki çocuklar, okulda geçirdikleri uzun saatler boyunca tuvalete gitmeden eve gelebiliyorlar, böylece idrarın uzun süre mesanede kalmasıyla enfeksiyonlara zemin hazırlıyorlar. Bol su içilmesi de, idrar yolu enfeksiyonundan koruyucu olacaktır.
butterfly
14.07.2007, 21:35
Kabızlık
Çocuklarda kabızlık, gaita sıklığından çok gaitanın sertliği veya yapmadaki zorlukla tanımlanır. Çünkü gaita sıklığı çocuktan çocuğa ve bebeklik, çocukluk döneminin belli zamanlarında farklı olabilmektedir. Bebekler, özellikle anne sütüyle beslenenler, her gün çok sayıda bez kirletirler. Bebek büyüdükçe sayı azalacak, 2 yaşında ortalama günde 2, 4 yaşında ortalama günde 1 kaka yapacaktır. Eğer, alışılmış sıklıkta kaka yapmıyor ve kakası sert, kuruysa, yaparken zorlanıp canı yanıyorsa kabız olduğundan söz edebiliriz.
Kabızlığın Nedenleri :
Beslenme:Anne sütünden ek gıdalara geçiş veya yeni bir mamaya başlama kabızlığa sebep olabilir. Daha büyük çocuklar ise, genellikle tercih ettikleri gıdalar lifden fakir, barsakta posa bırakmayan gıdalar olduğu ve yeterince su içmedikleri için kabız olurlar. Ayrıca inek sütü ve süt ürünleri bazı çocuklara kabızlığa neden olmaktadır.
Erken tuvalet eğitimi:Çocuk henüz hazır olmadığı bir dönemde tuvalet eğitimine zorlanırsa, protesto edip kakasını tutmaya başlayabilir.
Tuvalet İhtiyacını Erteleme : Eğer çocuğunuz, oyunu veya seyrettiği çizgi filmi bırakıp tuvalete gitmiyor, ihtiyacını erteliyorsa, bu durum kabızlığa sebep olacaktır.
Hastalıklar : Bazı barsak hastalıkları, tiroid bezinin az çalışması ( hipotiroidi), gıda allerjileri kabızlığa yol açabilir.
İlaçlar : Kullandığı bazı ilaçlar kabızlığa neden olabilir.
Kabızlığa Yaklaşım :
Kabız olan çocuk, gaita yaparken çok zorlanıp canı yandığı için bundan kaçınmaya başlar. Böylece de, gaita giderek sertleşir, bir sonraki seferde canı daha çok yanar. Hatta bazen makatta çatlaklar oluşup kanamaya neden olabilir. Böylece, bir kısır döngü başlar. Çocuğu rahatlatmak için bu kısır döngüyü kırmak gereklidir. İlk adım olarak beslenme düzenini değiştirmek uygundur. Bol sebze, meyve, posalı gıdalar yedirmek, beyaz un mamülleri, muz, pilav, patates, süt ürünlerini azaltmak, bol su içmesini sağlamak yararlı olacaktır. Tuvalet ihtiyacını ertelemeden, hergün belli bir saatte ( özellikle kahvaltı, yemek sonrası) tuvalete oturmasını sağlamak alışkanlık kazanmasını sağlayacaktır. Bu önlemlerle sonuç alınamıyorsa, doktorunuz bazı ilaçlar da önerebilir.mystical2008-12-02 13:57:55
butterfly
14.07.2007, 21:38
Suçiçeği
Suçiçeği, varisella- zoster virüsünün yol açtığı döküntülü bir hastalıktır. En sık ilkokul çağındaki çocuklarda görülür, kış sonu ve ilbaharda salgınlar yapar.
Suçiçeğinin kaşıntılı, su dolu kabarcıklardan oluşan döküntüsü önce gövde ve yüzde başlar, ardından ağız içi dahil olmak üzere tüm vücuda yayılır. Hasta çocukta ateş, iştahsızlık, halsizlik görülür.
Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Solunum yolu ve yakın temasla bulaşır . Ev içi temasta bulaşma riski % 80-90 'dır. Tüm döküntü kabuklanana kadar ( yaklaşık 1 hafta ) bulaşıcıdır. Hasta çocuk 1 hafta sonra okula gidebilir. Hastayla temastan 10-21 gün sonrasında da diğer çocuklarda döküntü başlar. Hasta çocuğun izole edilmesi önemlidir, ancak döküntü başlamadan 1-2 gün öncesinde de bulaşıcı olduğundan diğerlerini tam olarak korumak için yeterli olmayacaktır.
1 yaşı dolduran çocuklar aşıyla korunabilir.
Suçiçeği geçirmemiş hamileler, yenidoğan bebekler, bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığı olanlar suçiçeği ile temastan kaçınmalıdırlar.
Hastalığın sık görülen ateş, kaşıntı gibi yakınmalarına karşı doktorunuz bazı ilaçlar önerecektir. Özellikle kaşıntının önlenip cilt döküntüsünün iltihaplı yaralara dönüşmesi engellenmelidir. mystical2008-12-02 13:55:24
butterfly
14.07.2007, 21:40
Kusma ve İshalli Çocuğa YaklaşımKusma ve ishal her yaşta çocukta sık görülen yakınmalardır. Aynı anda başlayabilir veya kusmanın ardından ishal gelebilir. Kusma ve ishalin pek çok nedeni olabilir, ancak en sık kusma nedeni sindirim sistemine alınan bir virüs veya yenilen gıdalardır. İshal de en sık yenilen gıdalardan, enfeksiyondan veya antibiyotik alımından ortaya çıkar.Kusma anne babaları en çok endişelendiren belirtilerden biridir. Bu endişe ve panikle de bazen yanlışlar yapabilirler. Örneğin çocuğun susuz kalacağından korkup hızla birşeyler içirmeye çalışmak doğru değildir. Evet, sıvı alması gerekmektedir, ama bunun yavaş yavaş, yudum yudum olması emilebilmesine olanak sağlayacaktır. Yemek için teklifte bulunmamak en iyisidir. Altta ciddi bir neden yoksa, çoğu kusma yaklaşık 12 saatte geçecek, çocuk rahatlayacaktır. Yudum yudum vereceğiniz sıvı, su veya doktorunuzun önereceği tuz-şeker karışımı olabilir. Kusma azalınca sıvı verme hızını arttırabilirsiniz. Ancak, çocuğun susuz kaldığından endişe ediyorsanız, kaybını yerine koyamadığınızı düşünüyorsanız, hemen doktorunuza ulaşmalısınız.Sindirim sistemine aldığımız virüsler, önce kusma ardından ishale yol açarlar. İshalde de çocuğun sıvı kaybını karşılamak çok önemlidir. Eğer, ishalle kaybettiği sıvıyı verdiğiniz içeceklerle telafi edebiliyorsanız, ne kadar sık gaita yapsa da sorun olmayacaktır. Eğer, yemek istiyorsa, barsak hareketlerini hızlandırmayacak muz, şeftali, elma, patates, ekmek, pirinç, yoğurt ( özellikle probiyotik yoğurt ) gibi gıdalar verebilirsiniz. Eğer hasta anne sütü alan bir bebekse, emmeyi sürdürmekte fayda vardır, böylece ishali daha kolay atlatacaktır.Kusma ve ishal durdurucu ilaçları, doktorunuz genellikle önermeyecektir. Çünkü; kusma ve ishal vücudun kendini rahatsız eden maddeyi uzaklaştırması için faydalı mekanizmalar olarak kabul edilmektedir. mystical2008-12-02 13:59:31
butterfly
14.07.2007, 21:41
Demir Eksikliği Anemisi
Çocuklarda kansızlık ( anemi ) nedenleri arasında, demir eksikliği başta gelir. Kanda oksijen taşıyıcı hemoglobinin yapımı için gerekli olan demir gıdalarla yeterince alınmamazsa, vücut tarafından emilemezse, kan kaybı olursa veya demir ihtiyacı artmışsa ' Demir Eksikliği Anemisi ' gelişir. Özellikle bebekler ve ergenlik dönemindeki kızlarda risk daha yüksektir.
Demir Eksikliğinin Nedeni Nedir?
Bebeklerde en sık neden anne sütünün yeterince verilmemesi, inek sütüne erken başlanması, ek gıdaya geçiş döneminde de bebeğin demirden zengin gıdaları ( kırmızı et, yumurta sarısı, tavuk, balık, kuru baklagiller, pekmez gibi ) yeterince alamamasıdır. Anne sütünün içerdiği demir vücut tarafından iyi emilmektedir. İlk 6 ay sadece anne sütü alan bebekler, 6 aydan sonra uygun ek gıdaların başlanması ve inek sütünün 1 yaşa kadar verilmemesiyle demir eksikliğinden korunacaklardır. Ayrıca, bitkisel gıdalardaki demirin çok iyi emilmediğinin, C vitaminin demir emilimini olumlu, çayın olumsuz etkilediğinin de göz önünde tutulması gereklidir. Bu nedenle, kahvaltıda yumurtanın yanında portakal suyu veya domates iyi bir seçim olacaktır. Toplumumuzda çoğumuzun tiryakisi olduğumuz çayın ise, bebek ve çocuklara içirilmemesi gerekmektedir.
Belirtiler Nelerdir?
Soluk renkte cilt
Halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık
Büyümede yavaşlama
Gelişim basamaklarında geri kalma
Çabuk yorulma
Toprak, kağıt yeme
Davranış bozuklukları
Sık enfeksiyon geçirme
Katılma nöbetleri
Dikkatini toplayamama
Öğrenme güçlüğü, okulda başarısızlık görülebilir.
Nasıl Anlaşılır?
Bebeğin anneden aldığı demir depolarının azalmaya başladığı 6-9 ay arası dönemde yapılacak bir kan testi ile tanı konur, uygun tedavi başlanır. Eğer, düşüklük görülmezse bebek koruyucu demir tedavisine alınır.
Nasıl Önlenir?
Anne gebelik süresince demirden zengin beslenmeli, doktorun önereceği demir takviyesini kullanmalı
Bebek ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeli
Mamayla besleniyorsa, verilen mamanın demir içeren bir mama olması sağlanmalı
İnek sütü 1 yaş dolmadan başlanmamalı
1 yaştan sonra da, günlük inek sütü tüketimi yarım litreyi aşmamalı (İnek sütünün fazlası hem tokluk hissi yaratarak demirden zengin gıdaların alınmasına engel olur, hem de barsaktan gizli kanamalara yol açarak demir eksikliğine yol açar ) mystical2008-12-02 13:54:50
butterfly
14.07.2007, 21:43
Menenjit
Menenjit, beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan, hemen tedavi edilmezse işitme kaybı, beyin hasarı ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur. Hastalığa yakalananların %95'i 5 yaş altındaki çocuklardır. Kalabalık ortamlarda bulunan çocuk ve erişkinler daha fazla risk taşırlar. Bazı virüs türleri de daha hafif bir menenjit tablosuna yol açabilirler. Ancak, bakteriyel menenjit tıbbi bir acildir.
Belirtiler Nelerdir?
Ateş, şiddetli başağrısı,halsizlik, iştahsızlık, ensede ağrı veya ense sertliği, bilinç bulanıklığı, uyku hali, kusma, parlak ışığa bakamama, ciltte basmakla solmayan lekeler, havale geçirme menenjitin belirtileri olabilir. Menenjit, birkaç gün süren bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya barsak enfeksiyonu gibi de başlayabilir. Devamında çocuğun tablosu ağırlaşır, diğer belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.
Bebeklerde belirtiler daha zor anlaşılabilir. Yüksek veya düşük vücut ısısı, huzursuzluk, kucağa alınınca geçmeyen ısrarlı ağlamalar, uyku hali, beslenmede isteksizlik, kafadaki bıngıldağın normalden bombe olduğu farkedilebilir.
Nasıl Bulaşır?
Mikrop, solunum yoluyla veya ellerle vücuda alınır.
Tanı ve Tedavi Nasıl Yapılır?
Bakteriyel menenjit, tıbbi bir acildir. Çocuğun durumundan şüphelenirseniz, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Doktor, çocuğu muayene edecek, kesin tanı için beyin omurilik sıvısından örnek alacaktır ( Bu işlemin sanılanın aksine çocuğa herhangi bir zararı yoktur, işlemin yapıldığı bölgede sinir dokusu bulunmamaktadır ). Bakteriyel etken söz konusuysa, hemen antibiyotik tedavisine başlanacak, çocuk büyük olasılıkla hastanede izleme alınacaktır. Bazen, hastayla temastaki kişilere de koruyucu ilaç verilebilir. Eğer viral bir menenjit söz konusuysa, antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur. Ağrı kesici, ateş düşürücü, sıvı tedavisi gibi rahatlatıcı yöntemlerle hasta takip edilecektir.
Menenjiti Önlemek Mümkün mü?
Hijyen kurallarına uymak, sık sık elleri yıkamak tehlikeli mikropların vücudumuza ulaşmasına engel olacaktır. Bu konuda, çocuklarımıza örnek olmalı, küçük yaşta iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız.
Özellikle çocuklarda önemli menenjit etkenleri olan H.influenza ve Pnömokok adlı bakterilerden aşıyla korunmak mümkündür.
Anne sütü almanın, pekçok başka faydaları yanında, bebekleri menenjitten de koruduğu gösterilmiştir. mystical2008-12-02 13:56:33
butterfly
14.07.2007, 21:46
KızılKızıl, çocuklarda görülen ateşli ve döküntülü bir hastalıktır. Anjine yol açan streptokok adlı bakterinin bazı türlerinin ürettiği bir toksin, hassas kişilerde kızıl döküntüsüne yol açar. Diğer çocukluk çağı döküntülerinden en önemli farkı antibiyotik tedavisi gerektirmesidir. Hastalığın başlangıcında boğaz ağrısı ve ateş vardır. Çocuk kendini oldukça kötü hissetmekte, başağrısı, karın ağrısı, bulantıdan şikayet etmektedir. Mikrop, boğaza alındıktan 2 gün sonra döküntü görülür. Döküntü yüz ve enseden başlayıp vücuda yayılır. Kasık ve koltuk altında daha yoğun olabilir. Hafif ciltten kabarık, kaşıntılı bir döküntüdür, dokununca zımpara kağıdı hissi verir. Bu sırada, hastanın dili de beyaz veya kırmızı çileğe benzer bir görünüm alabilir.Kesin tanı, boğazdan alınacak kültürde streptokok bakterisinin gösterilmesiyle konur.Streptokok anjini geçiren biriyle yakın temas, aynı bardak, çatal-kaşığı kullanmakla mikrop bulaşır. Temastan sonra kuluçka dönemi 2-5 gündür. Ancak, kişinin hassasiyetine bağlı olarak aynı mikrobu alan başka biri, cilt döküntüsü olmadan sadece anjin geçirebilir. Hasta kişi, tedavi başlandıktan 24 saat sonra artık bulaşıcı değildir. Kızılda, en önemli nokta doktorun önerdiği antibiyotik tedavisini uygun şekilde kullanmak, önerilenden önce kesmemektir. Doktorunuz, eğer iğne değil de ağızdan tedaviyi tercih ederse, antibiyotik şurubu 10 gün vermeniz gerekecektir. Bu, boğazdan mikrobun tam olarak silinebilmesi ve romatizmal ateş gibi komplikasyonları önlemek için gereklidir. Çocuğun boğazı acıyacağı için kolay yutabileceği sıvı, yumuşak kıvamlı gıdalar vermek, ılık tuzlu suyla gargara yaptırmak rahatlatıcı olacaktır. Ateş için doktorunuzun önereceği ateş düşürücüyü birkaç gün kullanmanız gerekebilir. Günümüzde kızıl artık korkunç bir hastalık değildir, ancak tedavi edilmesi gereken bir döküntülü hastalık olduğu da unutulmamalıdır. mystical2008-12-02 13:59:00
butterfly
14.07.2007, 21:50
Karın Ağrısı
Karın ağrısı çocuklarda en sık görülen, anne babayı endişelendiren yakınmalardan biridir. Ani başlangıçlı ( akut ) veya uzun süreli ( kronik ) olabilir. Genellikle masum nedenlere bağlıysa da, bazen de zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gereken ciddi hastalıklarla ortaya çıkabilir.
Karın Ağrısına Neden Olan Hastalıklar Nelerdir?
Akut Gastroenterit : Çocukta en sık karın ağrısı nedenlerinden biri rotavirüs gibi virüslerin veya bazı bakterilerin yol açtığı mide barsak enfeksiyonlarıdır. Karın ağrısıyla birlikte ishal, kusma, ateş görülür.
Apandisit : Çocukta önce göbek çevresinde başlayan karın ağrısı, saatler geçtikçe karnın sağ alt tarafına yerleşir. Çocuk bir şey yiyemez, kusmaya başlar. Yürüyemez, iki büklüm yatıp kalır.
Kabızlık: Çocuklarda sık görülen bir karın ağrısı nedenidir.
Gaz sancısı: Çocuk karında yer değiştiren keskin bir ağrı tarifler. Beraberinde kusma, ishal yoktur.
Gıda zehirlenmesi : Balık, tavuk, mayonez gibi şüpheli bir gıdanın alımından birkaç saat sonra karında kramp tarzı ağrılar, kusma, ardından da ishal başlar.
Barsak tıkanıklığı : Karın ağrısına yol açan acil durumlardan biridir. Şiddetli karın ağrısı, sarı- yeşil, safralı kusmalar olur. Çocuk gaz, gaita çıkaramaz.
Fonksiyonel karın ağrısı : Beraberinde ,ishal,kusma,kabızlık , kilo kaybı yoktur. Göbek çevresinde hafif bir ağrı tarifler. Tam nedeni bilinmemektedir. Çocuğa endişe veren, ilgi görmek istediği durumlarda ortaya çıkabilir.
İdrar yolu enfeksiyonu: Karnın alt tarafında ağrı, idrar yaparken acıma, sık idrara çıkma, ateş gibi bulgular görülür.
Ülser : Mide bölgesinde yanıcı bir ağrı olur. Yemek öncesi, sabah ve gece ağrı daha şiddetlidir. Kanlı gaita görülebilir. Ailede ülser öyküsünün oluşu tanıya yardımcıdır.
Hepatit: Karaciğer iltihabına genellikle virüsler neden olur. Çocukta halsizlik, bulantı, kusma, karnın sağ üst bölgesinde ağrı, sarılık görülür.
Jinekolojik nedenler : Genç kızlarda adet sancısı da sık görülen bir karın ağrısı nedenidir.
Karın Ağrısı Olan Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalı?
Kendini iyi hissettiği pozisyonda yatıp dinlenmesine izin verin.
Yedirmeye çalışmayın. Eğer alabiliyorsa, az az sıvı almasını sağlayın.
Doktorunuza danışmadan herhangi bir ilaç vermeyin.
Doktora gitmeden karın ağrısıyla birlikte olan bulguları ( ishal, kabızlık, ateş …gibi), ağrının yerini, azaltan veya arttıran faktörleri not ederseniz tanı konmasına yardımcı olacağınızı unutmayın.
Fonksiyonel karın ağrısında da çocuğun rol yapmadığını, gerçekten ağrı hissettiğini bilin ve onu suçlamayın.
Karın Ağrısında Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekir?
Eğer karın ağrısı 12-24 saatte geçmiyorsa veya sık sık tekrarlıyorsa
Karın ağrısı, göbek çevresi dışında başka bir bölgedeyse ( Özellikle karnın sağ alt tarafında olan karın ağrılarında apandisit olasılığını göz ardı etmemek gerekir !)
Çocuğun genel durumu kötü görünüyorsa ( Anne baba kendi hislerine güvenip hareket etmeliler, kimse çocuğunuzu sizin kadar iyi tanıyamaz )
Uzamış kusma varsa ( 12-24 saati geçen kusmalar )
Sarı- yeşil, safralı kusmalar varsa
Kanlı kusma varsa
Kanlı ishal varsa
İdrar yapmada ağrı, sık idrara çıkma varsa çocuk doktoruna başvurmalısınız.
Doktor Ne Yapar?
Doktor çocuğu ayrıntılı bir muayeneden geçirir. Bazen muayene bulguları ve sizin verdiğiniz bilgiler tanıya ulaşmada yeterli olur. Bazen de karın filmi, ultrason, gaita incelemesi, idrar testi, bazı kan testlerinin görülmesi gerekebilir. Eğer, ilk muayenede karın bulguları belirgin değilse, doktor çocuğu takibe alıp birkaç saat içinde muayenesini tekrarlamak isteyebilir. Bazen de cerrahi bir nedenden şüphelenirse, çocuğu bir cerrahın da görmesi gerekebilir. mystical2008-12-02 13:59:59
butterfly
14.07.2007, 21:52
Tüberküloz (verem)
Her ne kadar çocuk hastalıkları başlığı altında ele alsak ta, aslında tüberküloz (verem) tüm dünyada her yaştan kişiyi tehdit eden yaygın bir hastalıktır. Özellikle akciğerleri etkileyen bakteriyel bir enfeksiyondur. Kişi mikropla karşılaştıktan sonra, bağışıklık sistemi onunla savaşır. Üstesinden gelemezse bakteri akciğerlere yerleşir.Bazen de belirti vermeden yıllarca vücutta kalıp yıllar sonra hastalık alevlenebilir.
Bağışıklık sistemi henüz zayıf olduğundan bebekler ve kalabalık, pis ortamlarda yaşayan, iyi beslenemeyen çocuklar hastalık için en riskli gruplardır.
Belirtiler Nelerdir?
Öksürük, kanlı balgam, hafif ateş, iştahsızlık, kilo kaybı, yorgunluk, terleme, göğüs ve sırt ağrısı, parmaklarda çomaklaşma görülebilir. Ayrıca, tüberküloz vücutta farklı bölgeleri etkileyip menenjit, eklem iltihabı da yapabilir. Etkilenen bölgeye göre belirtiler de farklılık gösterir.
Tanı koymak için doktorunuz bir cilt testi isteyecek, şüphe varsa akciğer filmi çektirecek, bazı kan testleri yaptıracak, mikrobun varlığını kanıtlayacak testleri görmek isteyecektir.
Tüberküloz, hasta kişinin aksırık ve öksürüğünden bulaşır. Çocuklar, genellikle mikrobu erişkinlerden alırlar. Hasta bir çocuğun yaşıtlarına mikrobu bulaştırma riski çok düşüktür. Tedavi başlandıktan sonra 2-4 hafta daha bulaşıcılık sürebilir. Tedavi 1 yıl kadar uzun sürebilir.
BCG aşısıyla tüberkülozdan korunmak mümkündür.
mystical2008-12-02 13:57:06
OBEZİTEObezite Nedir?Obezite, vücutta depolanan yağ miktarının fazla olması biçiminde tanımlanabilir. Klinik olarak obeziteyi tanımlamak için kilonun boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen vücut kitle indeksi kullanılır. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)'nin 25'in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30'un üzerinde olanlar obez olarak tanımlanır. Çocuklarda ise yaş ve cinse göre hazırlanan VKİ persentil eğrileri kullanılarak >85 persentil olan çocuklar aşırı kilolu, >90 persentil olanlar ise obez olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca yaşa göre vücut ağırlığı, boya göre ağırlık, deri kıvrım kalınlığının ölçümü ve içerdiği yağ bakımından vücut kompozisyonu da kullanılan diğer tanı yöntemleridirSıklıkHipertansiyon, dislipidemi, insülin rezistansı ve ağır psikolojik strese yol açması nedeni ile önemli bir sorun olan obezite, çocukluk çağında giderek artan bir sıklıkta görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda erişkinlerin %33'ünün, çocuk ve gençlerin ise %20-27'sinin obez olduğu, 1976'dan sonraki on yılda 6-11 yaşlarında obezitenin %54 oranında, 12-21 yaşlarındaki çocuklarda da %64 oranında arttığı bildirilmektedir. Son yıllarda obezitenin çocukluk yaş grubunda geçmiş yıllara göre sıklığının arttığı gösterilmiObezite Nasıl Oluşur?Obeziteye neden olan çok yemenin mekanizmasında beyindeki iştah merkezi önemli rol oynamaktadır. İnsan ve hayvanlarda tokluk ve açlık sinyallerini alan merkezler olduğu gösterilmiştir. Beyinde besin alımını etkileyen çeşitli maddeler(peptidler; kolesistokinin, ürokortin ve nöropeptid Y) bulunmaktadır. Kolesistokinin ve ürokortin besin alımını azaltırken, NPY ise besin alımını artırmaktadır. NPY beynin pek çok bölgesinde bulunur. Birçok obezitede beynin çeşitli bölgelerinde NPY’nin arttığı gösterilmiştir. İnsülin vucutta bulunan şekerin regülasyonunu sağlar. Obez çocuklarda hiperinsülinemiye(kanda insülinin fazla olması) rağmen normal glukoz düzeyleri insülin direncinin varlığını gösterir. Önlem alınamadığı durumda insülin direnci nedeniyle glukoz toleransı bozulup hiperglisemi(kanda glukozun arttığı durum) gelişebilecektir. Vücut ağırlığının artması ile birlikte insülinde de belirgin artış olmaktadır. Yağ hücre kütlesinin büyümesi ve insülin gereksiniminin artmasına karşın reseptör sayısının azalması insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle özellikle son yıllarda sıklığının gittikçe artmasıyla gündeme gelen adolesan çağda tip II diyabetes mellitus(tip II şeker hastalığı) hastalığının obez çocuklarda ortaya çıkışı kolaylaşmaktadırHazırlayıcı EtmenlerAraştırmalar sonucunda obezitenin gelişmiş ülkelerde düşük sosyoekonomik düzeylerde, gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek sosyoekonomik düzeye sahip kesimlerde daha sık olduğu gösterilmiştir. Şiddetli obezite ise sosyoekonomik durumdan bağımsızdır. Beslenme biçimi ve beslenme alışkanlığı olarak yüksek kalorili yiyeceklerle beslenen çocuklarda obezite daha kolay gelişmektedir. Yaptığımız çalışmada yüksek kalorili ve düşük lifli hazır yiyeceklerin %52 oranında tüketilmesi bu veriyi desteklemektedir.Çocukluk obezitesinde çevresel etmenler içinde ailenin beslenme biçimi ve aktivasyon azlığı bulunmaktadır. Uzun süre televizyon izleyen ve televizyon izlerken yüksek kalorili yiyeceklerin tüketilmesi obeziteyi daha da artırmaktadır. Obezite sıklığı 4 saatten daha fazla televizyon izleyen çocuklarda 1 ya da 1 saatten daha az televizyon izleyen çocuklara göre daha yüksek olarak saptanmıştır. Obezite ve psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Anne-baba çocuk arasındaki olumsuz ilişkiler çocuğun ruhsal yapısını etkileyip aşırı yemeye neden olabilmektedir.Obezite ve genetik etmenler üzerinde yapılan araştırmalarda her iki ebeveyn obez ise çocuğun obez olma şansı %80, yalnızca biri obez ise oran %50, ikisi de obez değilse oran %9 olarak bulunmuştur. Bu gözlemlerden yola çıkılarak yapılan araştırmalarda vücut ağırlığını biyolojik olarak kontrol eden moleküler komponentleri belirleyen bazı genler bulunmuştur (ob geni, db geni, fat geni, tub geni, agouti geni). Bunlardan ob geni leptin sentezini düzenleyerek iştah azaltır. Db geni ise leptin bağlanmasını düzenlemektedir.Son 10-20 yıl içerisinde obezite sıklığındaki bu artışın asıl önemli nedeni; endüstriyel gelişme ile birlikte, fiziksel güce dayalı yaşam tarzından inaktiviteye dayalı yaşam tarzına geçiş ve yoğun kalori içeren besinlerin tüketilmesi olarak görünmektedir. Tedavi öncesi değerlendirme Obezitenin genetik ve endokrin nedenleri gözden geçirilmeli, özellikle boy kısalığı olan obezite olguları üzerinde dikkatle durulmalıdır.Obez çocuklarda erken menarş, hiperlipidemi, artmış kalp hızı, hepatik steatoz, akantozis nigrikans ile bozulmuş glikoz metabolizması, uyku apnesi, psödotümör serebri, polikistik over hastalığı, kolelitiyazis ve hipertansiyon gibi birçok komplikasyon görülebilmektedir. Obez çocuk ve adolesanlar ayrıca ortopedik sorunlar ve benlik saygısı yönünden değerlendirilmelidir. Çocukluk çağında obeziteye yol açan risk etmenlerine karşı alınacak tedbirler ile obezitenin önlenmesi hem bu komplikasyonlardan koruyacak hem de ileride sağlıklı birer erişkin olmalarını sağlayacaktırTedaviDiyet: Dengeli ve az kalorili diyet uygulanır. Normal kalori gereksinimi %30-40 oranında azaltılır. Diyet %25-30 oranında yağ, %50-55 oranında kompleks karbonhidrat ve %20-25 oranında protein içermelidir. Toplam kalori 5-8 öğüne bölünerek verilmelidir. Bu diyet 5 yaş ve üstü çocuklarda güvenle uygulanır. Haftada 0.5 kg verilmesi amaçlanır. Diyet ile yavaş bir biçimde kilo verilmesi, kilo kazanımı olmaksızın boy uzamasının sürdürülmesi, diyet, egzersiz ve yeme davranışlarının değiştirilmesi, ailenin tedavi sürecine katılımı ve obezitenin yinelemesinin önlenmesi sağlanmalıdırEgzersizKilo kaybının iki temel yaklaşımı kalori kısıtlaması ve egzersizdir. Çalışmalara göre diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında yalnızca diyete göre daha fazla kilo kaybına yol açmaktadır. Özellikle uzun dönemde, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez unsurdur. Bu nedenle egzersiz kilo vermeye yönelik tüm programların vazgeçilmez bir parçasıdır. Egzersizin yararları şöyle özetlenebilir. Egzersiz sırasında kalori harcanır. Kan basıncı, serum kolesterolü, vücut kompozisyonu, kalp ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır. Egzersiz obez kişinin psikolojik durumunu iyileştirir. Yağsız vücut kütlesi kaybını önler. Egzersiz haftada en az 3 kez, 30 dakika süresince ter atacak kadar yapılmalıdır. Egzersiz yoğunluğu ve süresi yavaş yavaş artırılmalıdırObezitenin davranışsal tedavisiDavranışsal yaklaşımların amacı obez hastaların yeme alışkanlıklarını, aktivitelerini, düşünme biçimlerini değiştirmektir. Davranışsal yaklaşımların temelinde bireyin kendini disipline sokması yatar. Yine davranışsal yaklaşımların en önemli amaçlarından birisi düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının hastalara kazandırılmasıdırİlaç tedaviÇocuklarda önerilmemektedirCerrahi tedaviGastroplasti, intestinal bypass vb. çocuklarda önerilmemektedirObezitenin ÖnlenmesiObeziteye yol açan risk etmenlerine karşı sigara karşıtı benzeri kampanyalar ve yasal önlemler uygulanabilir. Bazı İskandinav ülkelerinde çocuk televizyonlarında besin reklamları yasaklanmıştır. Örneğin Finlandiya'da okul yemeklerinin kalori ve beslenme içeriğinin ilan edilmesi zorunlu kılınmıştır. Ailesel bakımdan risk altındaki çocuklara yönelik erken dönemde davranış tedavisi uygulanabilir. Okul programlarında obeziteye yönelik eğitim sağlanması da obezitenin önlenmesinde yarar sağlayacaktırmystical2008-12-02 14:19:48
SEREBRAL PALSİ (SPASTİK ÇOCUK)Serebral palsi, bir hastalık değildir. Bir grup nörolojik bozukluğu tanımlayan bir terimdir. Bu bozukluk doğum öncesinde, doğum sırasında ya da hayatın ilk yıllarında beyindeki bir gelişme bozukluğu, infeksiyon, travma veya anoksiye (beynin oksijensiz kalması) bağlı olarak gelişebilir. Beyinde meydana gelen bu bozukluklar kalıcıdır, ancak ilerleyici değildir.Serebral palsiye neden olan başlıca faktörleri şöyle sıralayabiliriz:1. Doğum öncesi nedenler2. Doğuma bağlı nedenler3. Doğumdan sonra gelişen nedenlerDoğum öncesi nedenler şunlardır:-Herediter. Belirtiler doğumdan itibaren vardır ve ilerlemez.-Bebeğin anne karnında geçirdiği önemli infeksiyonlar-Gerek annenin hastalıkları, gerekse plasenta bozuklukları sonucu bebeğin beyninin oksijensiz kalması-Anne karnındaki bebekte beyin kanaması oluşması-Rh uyuşmazlığı-Şeker hastalığı-Annenin özellikle gebeliğin ilk üç ayında geçirdiği kanamalar-Annenin ilaç alışkanlığı, hipertansiyonu, radyasyona maruz kalması gibi nedenlerDoğum sırasında oluşan nedenler ise şunlardır-Bebeğin anormal gelişi-Kordon dolanması, kordonun kısa veya uzun olması-Doğumun uzaması-Zor doğum-Doğumdan hemen sonra solunumun yeterli olmayışı.Güç doğumlarda beyin içi kanama sıktır. Bu kanama direkt beyine etki ederek beynin oksijenlenmesini azaltır.Serebral palsiye yol açabilecek doğum sonrası nedenleri ise şöyle sıralayabiliriz-Çocuğun geçirdiği menenjit, ensefalit, kafa travması gibi direkt beyni ilgilendiren nedenler-Malnutrisyon dediğimiz bebeğin kötü beslenmesi-Değişik nedenlerle oluşabilen zehirlenmeler-Hipoglisemi (bebeğin kan şekerinin düşmesi)-Bebeğin hiperbilirubinemi dediğimiz ağır sarılık geçirmesi-Prematürelik tek başına serebral palsi nedenidir.-Bebeğin ateşinin çok yükseldiği durumlar-Değişik kalp ve akciğer anomalileriKliniği ve hastalığın seyriBeyin harabiyetine ait bulgular doğuştan itibaren var olmasına rağmen serebral palsi tanısı bebek gerekli aşamaları yapamayınca ve hareket bozuklukları gösterince konur.Bebeğin gelişmesi yavaştır; yaşamın ilk yılında gevşek olan bebekte daha sonra kasılmalar başlar. Devamında beceriksizlik, hiperaktivite, donukluk ortaya çıkar. Görme, işitme, konuşma ve davranış bozuklukları gelişebilir.Serebral palsinin bazı tipleri daha çok kas ve tendonları tutar, bunlarda değişik felçler gelişir. Bazıları ise beyni tutarak çeşitli istemsiz hareketlere neden olur.Serebral palsili çocukların zeka dereceleri çok farklıdır. Bu çocukların toplumdaki yerlerini de fiziksel kusurları ve zeka dereceleri belirler.Serebral palsili çocukların yaklaşık %30-40 ı hayatlarını kendi başlarına idame ettirebilir. Geri kalanları ise ailelerine bağımlı olarak yaşamaktadırlar.TedaviEn iyi tedavi serebral palsiden korunmaktır.İyi bir gebe bakımı, iyi bir doğum ve yenidoğanın çeşitli hastalıklardan korunması ve tedavisi ile serebral palsi önemli derecede azaltılabilir.Tedavide en önemli yer işgal eden fizik tedaviye tanı konur konmaz başlanmalıdır. Fizyoterapi kasılmaları engellemede ve yerleşmiş deformiteleri düzeltmede yardımcı olabilir.Kasların kasılmalarını çözmede diazem benzeri ilaçlardan yararlanılabilir.Kalça çıkığı, aşırı kasılma gibi durumlarda cerrahi girişimler yapılabilir.Havalesi olan çocuklara ayrıca bu yönde tedavi uygulanmalıdır.Serebral palsili çocuğa ve ailesine en iyi yardım, çocuk hekimi, fizyoterapist, nörolog ve psikolog gibi uzmanların oluşturacağı bir ekip çalışmasıdır. Çocuğun daha olumlu bir yaşam ve mental gelişmeye sahip olabilmesi için bu ekibe büyük görevler düşer.Aile, çocuğa karşı aşırı koruyucu bir tavır takınmalarının sakıncaları konusunda eğitilmelidir. Yine ailelere çocuğun var olan yeteneklerinin farkına varması için ve bunların geliştirilmesine yönelik yapabilecekleri yönünden yardımcı olunmalıdırmystical2008-12-02 14:07:50
RUBİNSTEİN SENDROMURubinstein sendromu nadir görülen genetik bir hastalıktır. Görülme sıklığı 1/125.000 dır. Vakaların bir kısmı otozomal dominant geçer (ailesel) Bazı vakalar ise fetal gelişim sırasında tesadüfi genetik hasarlanma (sporadik) sonucu ortaya çıkar.Klasik görünüm bebek doğduğu andan itibaren fark edilir. Yüz görünümleri farklıdır. Kulak seviyesi normalden daha aşağıda, göz kapakları normalden düşük seviyede,gözler aşağıya doğru hafif eğiktir. Baş normalden büyük veya normalden küçüktür.En belirgin bulgulardan birisi el ve ayak baş parmakları geniş ve kısa görünümdedir. Küçük bebeklerde beslenme sorunları görülebilir. Bunlara ilave olarak hastaların % 40'inda kalp ile ilgili sorunlara rastlanabilir. Ayrıca vücutta kıllanma, böbrek ve mesane ile ilgili sorunlar olabilir.Yürüme gecikebilir. Ellerde kavrama sorunu olabilir.Özgül bir tedavisi yoktur. Özel eğitim, fizik tedavi desteği ve konuşma terapisi gerekebilir. Ailelere genetik danışma verilmelidir.mystical2008-12-02 14:13:15
OTİZMOtizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerlerBir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.Otizmin Belirtileri Nelerdir?Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;Sosyal ilişkilerde güçlük Konuşma güçlüğüSessiz iletişimde zorlanmaOyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanmaDeğişikliklere karşı tepki ve direnç göstermeOtizmin tipik özellikleriOtistik Bir Çocuk,-Başkalarına karşı ilgisizdir.-Göz temasından kaçınır.-Başkaları ile kendiliİinden iletişim kurmaz. İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.-Diğer çocuklarla oynamaz.-Sürekli bir konu üzerinde konuşur. Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur.-Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar.-Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır. Değişikliklerden hoşlanmaz.-Yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz.-Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar.mystical2008-12-02 14:13:50
manolya80
21.08.2007, 11:41
FALLOT TETROLOJİSİBu hastalıkta birkaç problem bir arada bulunur.. 1. Akciğer atardamarında darlık (PS) 2. Karıncıklar arasında açıklık (VSD) 3. Ana atardamarın uygun yerde olmayıp, sağ karıncığa doğru yer değiştirmesi. Bu hastalığın en önemli bulgusu morarma olup, hastaların bir kısmında doğduğunda farkedilir, bir kısmında ise doğduğunda yoktur, aylar içinde ortaya çıkar. Ayrıca 1 yaşına doğru parmak uçlarında kalınlaşma da bulgulara eklenebilir.Tanı nasıl konulabilir ?İlk dikkati çeken, bebekte aylar içinde dudaklarında morarma oluşmasıdır. Morarma çocuğun ağlaması sırasında daha belirginleşir. 3-9 ay arasında nefessiz kalma atağı başlayabilir. Özellikle uykudan uyandıktan sonra veya ağlamayı izleyerek bebeğin renginde belirgin koyulaşma, hafif dalgınlaşma veya ağır durumlarda tam bayılmaya kadar giden derecelerde şuur değişiklikleri ortaya çıkar. Eğer böyle bir durum başlamışsa, hemen çocuk kalp hastalıkları uzmanının bilgilendirilmesi gerekir. Bu atakları engellemek için koruyucu ilaç başlamak, ilaç yeterli olmazsa ameliyat gerekli olabilir. Tanı genellikle muayene sırasında morarmanın farkedilmesi ve üfürüm duyulması ile konur. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Ameliyat zamanına kadar mutlaka 2-3 ay arayla izleyerek, kansızlık yönünden ve bayılmalar için kontrolü şarttır. Gerektiğinde mecbur kalındığında ameliyat zamanı erkene çekilmelidir.Tedavide ne yapılabilir ?Bu hastalıkta kendiliğinden düzelme veya açıklığın kapanması söz konusu olmadığından, cerrahi olarak düzeltme ameliyatına kesin gerek vardır. Ameliyat öncesi hastalara genellikle kalp kateterizasyonu uygulamak gerekir. Ameliyat zamanı için ülkemizde genellikle 1 yaşından sonrası tercih edilmektedir. Bazı bebeklerde akciğer atardamarı iyi gelişmemişse, düzeltici ameliyattan önce yardımcı bir şant ameliyatı ile bu damarların gelişmesi sağlanmalıdır.İleriye dönük yapılması gerekenler :Düzeltme ameliyatı başarılı olan hastalarda sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Ritm bozukluğu açısından izlenmeleri gerekir, hastalar belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalıdırlar.mystical2008-12-02 14:36:17
manolya80
21.08.2007, 11:43
GuatrguatrTiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişlikle kendini belli eden bu hastalığa guşa veya cedre de denir. Tıp dilindeki adı strumadır. guatr, özellikle geceleri nefes darlığı yapar. Bazen de rahatsız edici öksürüklere neden olur. İki çeşit guatr vardır. Basit guatr : Bu çeşit guatrda tiroid bezi balon gibi şişer. Nedeni alınan iyotun yetersiz olmasıdır. Dağlık bölgelerde oturanlarda, ergenlik yaşlarında ve hamilelerde çok görülür.yumrulu guatrBu çeşit guatrda, tiroid bezinin iki yanında kabarıklık veya üzüm salkımını andıran şişlikler görülür. Her iki çeşit guatrda da endişelenecek bir durum yoktur. Ancak tedaviye erken başlamak gerekir. Yemeklerde iyotlu tuz kullanmak, mümkün olduğu kadar çok balık, pırasa, kuru erik, yumurta, taze fasulye, pazı, soğan, sarmısak, dut veya dut kurusu, havuç yemek; inek sütü, erik hoşafı, ve havuç suyu içmek çok faydalıdır. Ayrıca kabız olmamaya gayret etmek gerekir. Lahana, mısır ve turp da yenmemelidir.titremekTıp dilinde tremor denilen titremek, irade dışında meydana gelen bir hastalık belirtisidir. El ve ayak titremesi; daha ziyade, nevroz, isteri veya nevrasteninin belirtisidir. Hafif titremeler, genellikle, guatr, alkolizm, kurşun veya cıva zehirlenmesi ya da ihtiyarlığın işaretidir. Şiddetli titremeler parkinson hastalığı ve uyku hastalığında görülür.mystical2008-12-02 14:15:59
manolya80
21.08.2007, 11:45
Üst Solunum Yolları EnfeksiyonuBelirtiler burun akıntısı (önce sulu sonra kıvamlı ve sarımsı renktedir), hapşırma, burun tıkanıklığı bazen de kuru öksürük, ateş, aşırı halsizlik, iştah kaybıdır. Yılın herhangi bir mevsiminde olabilir ancak yaygın olarak mevsim dönümlerinde ortaya çıkar. Nedeni 100 farklı virüs olabilir. Genellikle el teması ile geçer. Hastalık bulaştıktan ortalama 1-4 gün arasında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle hastalık üç ila on gün sürer. Bilinen kesin bir tedavisi yoktur. Ancak bebeğinizi rahatlatmanın yolları tabii ki vardır. Öncelikle bebeğinizi en çok rahatsız edecek olan burun tıkanıklığını gidermeniz gerekir. Bunun için bir burun aspiratörü çok faydalı olacaktır. Eğer burun içini yumuşatmak gerekirse bir serum fizyolojik ile yumuşatıp burnu öyle temizleyin. Bu işlemi sık sık bebeğinizin burnu tıkandıkça tekrarlayın. Ortamın havasını nemlendirin. Korunma en iyi şekilde bebeğe ve bebeğin eşyalarına dokunanların ellerini yıkamaya özen göstermesiyle olur. Ayrıca bebeğinizin iyi besleniyor olması da vücudunun direncini artırır. Ayrıca anne sütü alan bebekler anneden geçen antikorlarla bu hastalıklara karşı daha dirençli olacaktır.mystical2008-12-02 14:15:18
manolya80
30.09.2007, 23:38
Sonbahar geldi, kış kapımızda. Özellikle nezle, grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının en yoğun görüldüğü dönem. Üstelik okullarda yüzlerce öğrenci biraraya gelince, birbirlerinden mikrop almaları da kolaylaşıyor.
Okullar açıldı. Çocukların bir kısmı bu yıl ilk kez okulla tanıştılar, bir kısmı ise daha kıdemli. Okullar başlayınca anne babaları bir telaş alır. "Ya çocuğum hastalanırsa..." Gerçekten de, okul yılları çocukların en sık sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldıkları dönemdir. Gerek, bir arada olmanın doğurduğu sonuçla çocukların birbirlerinden mikrop almaları, gerekse okul çağına rastlayan yıllarda karşılaşılan kronik ya da akut hastalıklar, çocukları sağlık açısından savunmasız hale getirirler.Çocukluk çağında rastlanan hastalıkların mevsimsel özellikler gösterdiğini söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ebru Gözer, “Özellikle sonbahar ve kış aylarında en sık üst solunum yolu enfeksiyonlarına rastlıyoruz. Çocuklar bize yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi üst solunum yoluna ait belirtilerle geliyorlar. Bu yakınmalara karın ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi gastroenterit belirtileri de eşlik edebiliyor, ki bu durumda ‘viral sendrom’ olarak tanımlıyoruz. Bunun dışında akut hastalıklar içinde enfeksiyonlara ya da allerjik deri hastalıklarına bağlı deri döküntüleri ve idrar yolu enfeksiyonu sıkça görülen hastalıklar olarak sayılabilir" diyor.Kış ayları ve kalabalık sınıflar, üst solunum yolu hastalıklarına neden olan mikropların bulaşması için son derece uygun ortamlar. Dr. Gözer, kimi zaman bu tabloya pnömoninin de eşlik edebildiğini, eğer çocuğun altta yatan astım gibi bir hastalığı varsa, o hastalığın alevlenmelerinin de görüldüğünü söylüyor. Kronik hastalıkların da kış aylarında alevlendiğine işaret eden Dr. Gözer, "Çocuğun eğer hipertansiyonu, kalp problemi, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları varsa, kış aylarında daha ağır şekilde görülebilir." diyor.Uzmanlar, üst solunum yolu hastalıklarında sıklıkla görülen öksürüğün bir alarm olarak algılanmasını istiyor. Sürekli öksürüğü olan, önce nezle grip gibi başlayıp hastalığı bir haftanın üzerinde devam eden çocukların, özellikle gece gelen öksürüklerine dikkatle yaklaşılması gerektiğini söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ela Tahmaz, "Bu öksürük zatürrenin ya da sinüzitin habercisi olabilir. Ateşli ya da ateşsiz, öksürük bir haftayı geçerse mutlaka bir hekime başvurulması gerekir. Zatürre hemen tedavi edilirse sorun yaratmayabilir ama aksi taktirde yüksek ateş ve solunum yetmezliğine kadar ilerleyen bir tablo yaratabilir. Çocuğun, yoğun bakımda izlenmesi ve hatta solunum cihazına bağlanması gerekebilir" diye konuşuyor.butterfly2007-10-09 15:38:10
manolya80
30.09.2007, 23:40
ROMATİZMAL ATEŞOkul çağında geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı anne babaları duyarlı olmaya çağıran Çocuk Kardiyolojisi’nden Dr. Resmiye Beşikçi, özellikle kış mevsiminde okul gibi toplu bulunulan ortamlarda A grubu beta hemolitik streptokok adı verilen bir mikrobun üst solunum yolu enfeksiyonu salgınlarına sebep olduğunu, bunun da hassasiyeti olan çocuklarda akut romatizmal ateşe dönüşebileceğini söylüyor.Bu hastalığın en sık 5-15 yaş arası okul çağındaki çocuklarda genellikle el ve ayaklardaki büyük eklemlerde şişlik, kızarıklık, ağrı şeklinde ortaya çıktığını belirten Dr. Beşikçi, "Bazen de eklemlerden kaynaklanan bir şikayet olmaz ancak çocuk genel olarak soluk ve halsizdir ya da anormal kol bacak hareketleri yapabilir, kaşık tutması ve yazı yazması bozulabilir. Dünyada gelişmekte olan ülkelerin önemli bir sağlık sorunu olmaya devam eden romatizmal ateş, ülkemizde de üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü kalpte kalıcı kapak bozukluklarına neden olan bu hastalık, ileriki yaşlarda kapak değiştirme ameliyatlarına kadar gidebilen ve hayatı olumsuz yönde etkileyen bir sürecin başlangıcı demektir" diyor.Dr. Beşikçi, üst solunum yolu enfeksiyonlarının genelde ailelerin kendi başlarına tedavi etmeye çalıştıkları bir hastalık grubu olduğunu belirterek, "Çok yüksek ateşle seyreden, bu beta grubu mikropların yaptığı üst solunum yolu enfeksiyonlarında çocuğun mutlaka bir hekime gösterilmesi ve romatizmayı önlemek için erken dönemde doğru ilaçla yeterli süre tedavisinin yapılması gerekir" diye konuşuyor.Çocuklarda sonradan gelişen kalp hastalıklarından birinin de kalbin kasılma gücünü yitirdiği bir hastalık olan miyokardit olduğunu söyleyen Dr. Resmiye Beşikçi, bunun da genellikle okul çağında görülen suçiçeği, kabakulak ya da basit bir viral enfeksiyon sonrasında gelişebileceğini ifade ediyor. Çok sık görülmemekle birlikte, rastlandığında tedavisi son derece zor olan miyokardit’te, kalbe tekrar kasılma gücünü kazandırmak için ilaç tedavisi yapıldığını belirten Dr. Beşikçi, her hastada kalbin fonksiyonlarını eski haline döndürmenin mümkün olmadığını, hastalığın ileri derece kalp yetersizliği ile ölüme neden olabileceğini söylüyor.mystical2008-12-02 14:16:46
butterfly
09.10.2007, 15:15
Bebeklerde NezleBurundan devamlı bir akıntının gelmesidir ki, bu genellikle soğuk algınlığı şeklinde adlandırılır ve çocuklarda en sık görülen durumlardan biridir.Hastalık sıklıkla berrak bir burun akıntısı ile birliktedir ve başka bir komplike olmazsa 3-5 gün içinde kendiliğinden geçer.Bu tip viral enfeksiyonlar burun ve boğaz mukozasının yerel direncini azaltabilir ve bakteriyal durumlara geçiş yapabilir. (örn: otitit, sinüzit, pnömani). Nezle çok kuru havalar veya allerjenler nedeniyle de oluşabilir.Bebeklere Yaklaşım:- Burun içi bir aspirasyon pompası ile temizlenmelidir. (90-100 ml’lik nasal pompalar en uygun olanlardır.- Soğuk buhar pompaları veya radyatörler üzerine içinde su olan kaplar koyarak ortamın nemini arttırınız.- 250 ml su içine 1 tatlı kaşığı tuz koyarak yapacağınız tuzlu su solüsyonundan bir kaç damla çocuğun burnuna akıtınız.- Akıntı koyulaşır ve rengi değişirse ve beraberinde ateş varsa başka bir enfeksiyon gelişiyor olabilir.Altı aydan küçük çocuklarda nezle ilaçları kullanılmamalıdır.Büyük Çocuklara Yaklaşım:- Bebekte yapılanların aynısı yapılır.- Burun damlaları kullanılabilmekle birlikte çok uzun sure kullanılmamalıdır. Tekrarlayan kullanımlar çocukta zararlı sonuçlar verebilmektedir.- Ağızdan alınan nezle, grip gibi ilaçlar nezle belirtisini azaltmakla birlikte, çocukta dalgınlık ve huzursuzluk gibi yan etkilere yol açabilir.Nadiren bazı çocuklarda hiperaktivite yaptıkları da görülebilmektedirmystical2008-12-02 14:17:52
butterfly
09.10.2007, 15:28
Ülkemizde özellikle çocukluk çağında parazit enfeksiyonları sıklıkla görülmektedir. Parazitler içersinde en sık olarak görülen barsak parazitlerinden bir kaçını sizlere anlatmak istedim.
Daha önceleri istatistiksel bilgiler çocuklarda barsak parazit görülme sıklığını % 75 olarak veriyordu. Bugün oranların bu denli yüksek olduğunu sanmıyorum ama çok da düşük olmadığını biliyorum. Bir çok çocuğun ailesi durumun farkında olmadığından gerçek oranlar yine de yüksek olabilir. Bu yazımda ülkemizde sık görülen parazit enfeksiyonlarını ele alacağım. Parazit Nedir : Parazit enfeksiyonları protozoon, helmint ve artropod gibi organizmaların neden olduğu enfeksiyonlardır. Halk arasında böcek, solucan gibi isimler verilen organizmalardır.Protozoonlar tek hücreli organizmalardır ve konaklarında bölünerek çoğalırlar. Bulaşma genellikle parazitlerin kendilerinin veya yumurtalarının bulaşmış olduğu su ve besinlerin ağız yoluyla alınması ile gerçekleşir. İçme suyunun temiz olmadığı ve genel hijyen ve sanitasyonun yetersiz olduğu bölgelerde daha sık görülür.Helmintler çok hücredirler ve konakta bölünmezler. Bir parazit konağa girdiği zaman ya ölür veya konağa zarar vermeden veya zarar vererek yaşamaya devam edebilir. Parazitler enfeksiyon oluşturmak ve konakla birlikte yaşamak için adeta istilacı bir tutum içindedirler. Vücudun savunma sistemine karşı kendilerini koruyucu mekanizmalar geliştirirler. Fiziksel varlıklarının devamı ve kendi besin ihtiyaçları için adeta konağın vücudu ile bir yarışa girerler. Bir çok parazit enfeksiyonunda anemi (kansızlık) görülmesinin sebebi de budur. Parazit bedeninde bulunduğu canlının kanı ve aldığı besinlerle yaşamını sürdürür. Parazit enfeksiyonlarının çoğu bir belirti vermeksizin veya hafif belirtilerle seyredebilirken çok ciddi hastalıklara da sebep olabilirler. Yuvarlak Solucanlar ( Askariyazis)En sık görülen parazitlerden biridir. Her iklimde ve her ülkede görülür. Çocuklarda erişkinlere göre daha sık rastlanmakta ve özellikle okul öncesi çocuklarda, ılıman iklimlerde daha yaygın olarak görülmektedir. Bunlar toprak solucanlarına benzerler fakat renkleri kirli beyaz – sarımsı olmaları ile onlardan ayrılırlar.Yuvarlak solucanlar larva içeren döllenmiş olgun yumurtaları ile bulaşır. Enfekte kişinin dışkısı ile dışarı atılan yumurtalar, herhangi bir nedenle ağız yoluyla alınmasından sonra larva midede yumurtadan çıkar, incebağırsak duvarından kana geçerek akciğere ulaşır. Akciğer dokusunda olgunlaşan larva bronşlara ve soluk borusundan gırtlak bölgesine ulaşır ve buradan tekrar yutulur. İncebağırsağa gelen larvalardan olgun erişkin solucanlar oluşur
Erkek solucanlar 15-25 cm uzunluğunda ve 3 mm enindeyken dişileri 25-35 cm ve 4 mm’dir. Dişi solucanların yaşam süresi 1-2 yıldır ve bir dişi solucan günde 200,000 civarında yumurta üretir. Yumurtaları uygun olamayan koşullara bile dayanıklıdır. Yuvarlak solucanlar dışkı ile bulaşan bir enfeksiyondur. İnsan dışkısının gübre olarak kullanılması, tuvalet sonrası temizliğe özen gösterilmemesi, tuvaletlerin açıkta olması gibi hijyen kurallarına uyulmaması veya yetersizliği durumunda bulaşma olasılığı çok yüksektir. Yuvarlak solucanın bulaştığı kişilerin çok azında hastalık gelişir. Bunun nedeni mide asidinde ölerek, etkisiz hale gelebilirler. Hastalık belirtileri genellikle larvaların akciğere göçü sırasında veya erişkin formlarının bağırsakta bulunduğu zamanlarda ortaya çıkar. Akciğer safhasında; mevsimsel bulaşma olan bölgelerde mevsimsel zatürre şeklinde görülebilir. Öksürük, kanlı balgam, kanda ezinofil (bir tür lokosit) hücrelerin artışı en belirgin bulgulardır. Erişkin dönemlerinde ise bağırsakta veya safra yollarında yerleşerek konağın beslenmesini bozarak hastalanmasına sebep olabilirler. Karın ağrısı, gerginliği gibi şikayetler görülür. Yuvarlak solucan bulunan çocuklarda dışkıda azot ve yağ atılımı azalır, çok yoğun enfekte çocuklarda solucanlar bir kitle oluşturarak bağırsak tıkanmasına sebep olabilir. Ani ve şiddetli karın ağrısı, safralı kusma gibi bulgular ortaya çıkar. Vücutta çok fazla solucanın varlığı safra yollarını tıkayarak karında sancılanma, bulantı, kusma ve ateşe neden olur. Sarılık nadir görülür. Tanı solucanın veya yumurtasının dışkıda veya kusmukta görülmesi ile konur.
Tedavisi genellikle 8-10 gündür.
KIL KURDU (oksyuriasis)
Kıl kurdu enfeksiyonları dünyanın her yerinde yaygındır. Doğal konağı insandır. Her yaşta görülmekle birlikte 5-14 yaş arasında en sıktır. Kalabalık yaşam koşullarında, kurumlarda yaşayanlarda yaygındır. Oldukça zararsızdır.
İplik şeklinde hareketli bir bağırsak parazitidir. Erkekleri 2-6 mm, dişileri 8-12 mm uzunluğundadır. Enfekte kişilerde dişi erişkin kıl kurtları gece uykudan 2-3 saat sonra anüsten dışarı çıkarak makat civarına binlerce yumurta bırakır ve kısa süre içinde ölürler. Yumurta 6 saat içinde bulaşıcı özelliğini kazanır. İç çamaşırlarına bulaşan, yatağa dökülen ve ya da oluşturduğu kaşıntı hissi ile o bölge parmakla kaşındığında, tuvalet sonrası makat temizliği esnasında kişinin eline, tırnaklarının arasına geçerler. Bu nedenle tekrar tekrar bulaşma ve çocuktan çocuğa bulaşma riski fazladır. Oda sıcaklığında 2-3 hafta canlı kalabilir. Çamaşırlarda, yatak ve çarşaflarda da yumurta bulunduğunda bulaşma ortamı oluşturur. Kıl kurdu bulaşmış çarşafların silkelenmesi ile havaya saçılan yumurtaların ağız bölgesine ulaşarak bulaşması da mümkündür. Kıl Kurdu ağız yoluyla bulaşır. Yutulan yumurtalar midede larva şekline ulaşır ve kör bağırsağa göç ederek erişkin forma gelir. Makat bölgesinde yumurtaların larva şekline gelmesi ve anal yoldan tekrar bağırsağa girmesiyle de tekrarlayabilir. Kıl kurdu genellikle belirtisizdir. En sık görülen belirti geceleri görülen makat bölgesindeki kaşıntılarıdır. Vücudun bazı bölgelerinde cerahatli enfeksiyonlar gelişebilir. Uykusuzluk, gece korkuları, diş gıcırdatma, gece işemeleri olabilir. Kıl kurdunun çok fazla yoğun olması halinde çocuğun psikolojik durumunu veya parazite karşı oluşan alerjik bir reaksiyonda oluşabilir. Ağır enfeksiyonlar bağırsakta tahribat yaratarak sindirim sisteminde bozukluklara neden olabilir. Kesin tanı yumurtaları veya parazitin kendisinin görülmesi ile konur. Yumurtalar sabahları çocuğun makat bölgesine seloteyp yapıştırılarak kolaylıkla saptanır. Tekrarlayan vakalarda çocuğun yanı sıra tüm aile bireyleri de incelenmelidir. Tekrarlamaları önlemek oldukça güçtür. El yıkama alışkanlığın yerleştirilmesi, tırnakların kısa kesilmesi ve fırçalanması bulaşmayı ve tekrarlama riskini azaltır.
Tedavinin temeli tüm aile bireylerini ayni anda tedavi etmek, genel hijyen kurallarına azami dikkat etmek gerekir. Tuvalet temizliğine, ellerin yıkanarak tırnak aralarının tırnak ya da eski bir diş fırçası ile fırçalanarak iyice temizlenmesi gerekir. Kıl kurdu bulunan çocukların sabah uyandığında makatı sabunlu su ile yıkanmalı. İç çamaşırları değiştirilmeli, yeni külot giydirilerek, kirliler sıcak suda yıkanıp, kaynatılarak kızgın ütü ile ütülenmelidir. Bir haftalık tedavi sırasında bu uygulama yeniden bulaşma riskini azaltacaktır.
Çengelli Kurtlar (ankilostomiyazis):
Ilıman ve sıcak bölgelerde yoğun görülmektedir. Türkiye’de Karadeniz bölgesinde yaygındır.
Çengelli kurt larvaları bulunan çamurlu toprakta çıplak ayak dolaşanlarda deriye bulaşarak enfeksiyona neden olur. Bulunduğu suların içilmesi ile de bulaşır. Larvalar kana karışarak akciğere taşınır. Akciğerde olgunlaşan larvalar bronş ve gırtlağa geçerek tekrar yutulur. Ve ince bağırsağın üst kısmına yerleşirler, 2-4 haftalık bir gelişme evresinden sonra incebağırsağa yapışarak kan emmeye başlarlar. 6-9 haftada cinsel olgunluğa ulaşırlar ve dışkı yolu ile yumurtalar atılmaya başlar. Erişkin çengelli kurdun yaşama süresi 1-3 yıldır. Günde 9000-30000 yumurta yapar. Bulaşıcılığı yüksek olduğu bölgelerde özellikle çocuklar risk altındadır. Başta çengelli kurtların sayısı ve çocuğun beslenme biçimi olmak üzere bir çok faktör hastalığın ağırlık derecesini etkiler. Enfeksiyon genellikle belirtisizdir. Ancak konaktaki göç dönemlerinde hastalık belirtileri ortaya çıkar. Larva deri yoluyla bulaşmışsa, ilk bulaştığı yerde deride içi su dolu kabarcık oluşur ve kaşıntıya sebep olur. Genel bir ödemde oluşturabilir. Larvanın kan-akciğer göçünde zatüre belirtileri görülebilir. Balgamda larva bulunabilir.Az sayıda çengelli kurtla oluşan hastalıkta belirtiler çok belirgin değildir. Karın ağrısı, iştahsızlık, hazımsızlık, dolgunluk ve ishal gibi şikayetler olabilir. Bağırsakta çok miktarda kurt olması halinde önemli miktarda kan kaybı oluşur. Enfeksiyonun ağırlığına, süresine ve çocuğun demir beslenmesi durumuna gçre değişik derecede kansızlık, kanda albümin düşüklüğü ve ödem gelişir. Çocuklarda 1 ml dışkıda yumurta sayısı 2000 ya da daha fazla ise belirgin kansızlık gelişir. Tanı dışkıda kan ve yumurtaların görülmesi ile konur. Çengelli kurt hastalığında demir eksikliği anemisi tanıya yardımcı önemli bir bulgudur.
Kamçı Kurdu
Kamçı kurdu en sık ılıman iklim bölgelerinde görülür. Görülme sıklığı yüksektir. Çocuklarda daha sık görülür.
Kamçı kurdu 3-5 cm uzunluğunda, kırbaç şeklindedir. Enfeksiyon olgun yumurtaların ellere, yiyeceklere veya içeceklere bulaşması ile olur. Yumurtaları sineklerle de taşınabilir.
Enfekte kişilerin dışkısı ile dışarı atılan yumurtalar uygun koşullarda toprakta 2-4 haftada olgunlaşır. Ağız yoluyla alınan yumurtalardan larvalar çıkarak incebağırsak duvarına yapışır ve erişkin şeklini alır ve kan emmeye başlar. Enfekte kişilerin büyük bölümü belirtisizdir. Çok sayıda kamçı kurdu varlığında özellikle karnın sağ alt bölgesinde odaklanan karın ağrısı, apandisit, karın gerginliği gibi belirtiler oluşabilir. Kansızlık, kanlı ishal, yalancı dışkılama hissi, seyrek olarak makat fıtığına neden olabilir. Dışkıda yumurtalarının görülmesi ile tanı konur.
Not: Yukarıda yazılanlar parazitlerin bazılarıdır. Bunlardan başka çeşitli parazitler de bulunmaktadır. Son derece zararlı canlılar olan parazitlerden korunmanın temeli yenilen içilen maddelerin temiz ve sağlıklı olması, çiğ olarak tüketilen yiyeceklere çok dikkat etmek ve genel hijyen – sanitasyon kurallarına uymak gerekir. Aile içersinde enfekte bireyin bulunması durumunda tüm aile ve ev bireyleri özenle tedavi edilmeli, tedavi kurallarına harfiyen uyulmalıdır.
manolya80
08.11.2007, 05:59
BEBEKLERİNİZİ RSV’DEN KORUYUNDünya Perinatal Tıp Derneği Başkanı, Ispanya Neonatal Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Xavier Carbonell - Estrany ve Prof. Dr. Murat Yurdakök’ün oturum başkanlığını üstlendiği toplantıda, konunun uzmanı hekimler, özellikle risk grubuna giren bebeklerin ebeveynlerini bu virüsü tanımaları ve önlem almaları konusunda uyardı. RSV NEDİR ? Respiratuar Sinsiyal Virüs (RSV), çocuklarda ve yetişkinlerde solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bir virüstür. Virüsün her yerde olabilme doğası nedeniyle, 1 yaşına kadar çocukların yüzde 50’si ve 2 yaşına kadar ise hemen hemen tümü bu virüsle tanışır. RSV, bebeklerde ve çocuklarda, burun tıkanıklığı, nezle, boğaz ağrısı ve ateş gibi soğuk algınlığı belirtileri ile ortaya çıkan ve bazen de orta kulak iltihabı ile devam eden, üstü solum yolları enfeksiyonu olarak kendini gösterir. RSV’ye yakalanan bebeklerin yüzde 20-40’ı hırıltılı solunum güçlüğü semptomları ile bronşit veya zatürreeye varan alt solunum yolları hastalıklarına (LRTI) yakalanırlar. Mevsimsel bir virüs olan RSV, Ekim-Nisan ayları arasında ortaya çıkıp; özellikle prematüre bebeklerde, kronik akciğer hastalığı, konjenital kalp hastalığı ve bağışıklık yetersizliği olanlarda ciddi risklere neden olabilir.Dünya Sağlık Örgütü (WHO) rakamlarına göre dünyada her yıl yaklaşık 400 bin bebek bu virüs nedeniyle ölmekte ve yine toplam yenidoğanların üçte birinde bu virüs nedeniyle alt solunum yolu enfeksiyonlarından biri oluşmaktadır. Virüsün bulaşma yöntemi insanlarla temastır. Kalabalık insan gruplarının bulunduğu yerlerde virüsü kapmak, Ekim-Nisan ayları arasında çok kolaydır. Virüs özellikle hastane ortamlarında daha da çabuk yayılır. Risk Altındaki Çocuklar : Prematüre bebekler: Savunma sistemleri zamanında doğan bebeklere göre daha zayıf olan prematüre bebekler. Kronik akciğer hastalığı (Bronkopulmoner displazi) bulunan bebekler. Doğuştan (konjenital) kalp hastalığı bulunan çocuklar. Alınabilecek Önlemler : Bebeğe dokunmadan ellerin yıkanması ve hijyene dikkat etmek. Bebeğin sigara içilen ortamlarda bulunmasına izin vermemek. Virüs, kullanılmış mendillerde saatlerce hayatta kalabileceğinden kullanılmış mendilleri ortadan kaldırmak. Bebeği kalabalık yerlere götürmemek (toplu taşıma araçları, eğlence merkezleri, kreş, okul vb) Solunum yolları enfeksiyonu şüphesi veya ateşi olan kişilerin/çocukların bebeğe temasını engellemek, Diğer küçük çocukları bebekten uzak tutmak, evdeki diğer çocuk ve bebekler için ayrı odalar hazırlamak. Bebeğin oyuncaklarını ve kullandığı malzemeleri sık sık yıkamak. Bebeği öpmekten kaçınmak. Koruyucu aşı ile ilgili doktordan bilgi almak.
manolya80
17.11.2007, 11:54
Kasık Fıtığı Ve Kord Hidroseline Dikkat
Belki fıtığı biliyorsunuz ama hidrosel ve kord hidroseli tanımlarını yeni duydunuz. Oysa bu üç farklı tanım aynı nedenden kaynaklanan farklı hastalıkların ismi. Üstelik bebeğinizin sağlıklı gelişimini engelleyen ve çoğu zaman ameliyata kadar varan önemli hastalıklar. Anne karnındaki erkek bebeğin testisleri, 28 inci haftadan itibaren torbaya iniyor.normal seyrinde,testis indikten sonra indiği kanalın kapanması gerekiyor. Ancak bazı bebeklerde işlevini tamamlamış olan bu kanal kapamıyor.işte kasık fıtığı ve hidroselin (su fıtığı) oluşumunun asıl nedeni bu. Kasık Fıtığı Ve Hidroselin Arasındaki Fark Testis torbaya indikten sonra,kapanması gerektiği halde kapanmayarak, devam eden açıklığın çapı önemli.çünkü bu çap, hidrosel yada kasık fıtığının oluşumunu belirliyor. Nasıl mı? Eğer açıklık herhangi bir organ veya organ kısmının girişine izin verecek ölçüde geniş ise kasık fıtığı oluşuyor. Eğer sadece sıvı geçişine izin verecek kadar dar ise hidrosel olarak ortaya çıkıyor. İşte hidroseli olan bebeklerin testislerinin büyük ve şiş görülmesinin nedeni,kapanmayan bu kanaldan geçen sıvıyla dolu olması.bu sıvı genellikle testisi de çevreleyecek şekilde torbaya dolduruyor. Ancak çok sık görülmese de uzmanların kord hidroseli (kordon kisti) olarak adlandırdıkları bir durum daha var.bu durum da sıvı torbaya kadar ilerlemeden,testisin daha yukarısın da bir kist şeklinde sonlanıyor. Aslında Sanılanın Aksine Hidrosel Oldukça Sık Rastlanan Bir Durumdur Uzmanlar klinik olarak yeni doğan erkek bebeklerin yaklaşık % 60 ‘ında torba da az veya çok sıvı saptandığını belirtiyorlar. Ancak anne babalar genellikle bunun büyük bir şişlik ve torbalar da gözle görülür bir büyüklük olduğu zaman farkedebiliyor. Kız bebeklerde hidrosel çok ender görülüyor. Hidrosel Nasıl Farkedilebilir? Anne babaları şüphelendiren ilk bulgu; bebeğin torbasındaki şişlik olur. Ancak yürüme dönemindeki çocuklar da sabah yataktan kalkınca daha az, akşam saatlerinde daha fazla şişlik gözlemek mümkün. Hidrosel,testisi de içinde alan sıvı dolu kesenin görülmesi ve bir uzman tarafından muayenesi ile kolaylıkla tespit edilebiliyor. Ancak çok gergin bir kese olduğunda testisin torbada farkedilmesi güç olabilir, bunun için basit bir yöntemle; bir el feneri ile torbaya ışık tutulduğunda,bu şişliğin her tarafı aydınlanıyorsa rahatlıkla hidrosel tanısı konuyor. Kord Hidroseli Nedir? Kord hidroselinin teşhisi daha güç diğer adıyla (kordon kisti) kasık kanalına yerleştiğinde kasık fıtığından özellikle boğulmuş kasık fıtığına çok benzer ve ayırt edilmesi gerekiyor. Kasık kanalında uzun süre var olan şişlik ve kusma,huzursuzluk ve kaka yapamama şikayetleri bulunmadığı bulgular da kord hidroseli düşünülebilir. Özellikle muayene de testis çekildiğin de bu kitlenin de birlik de aynı yöne hareket etmesi,teşhis de yardımcı olur.anne babaların önemle dikkat etmesi ve özen göstermesi gereken nokta,tanı için mutlaka bir çocuk cerrahına baş vurması gerekir. HİDROSELİN TEDAVİSİ Yeni doğan erkek bebek de görülen hidrosel yüksek bir olasılıkla kendiliğinden kayboluyor. Bu dönem ilk altı aydır,ancak kendiliğinden kaybolma ihtimalinin 1,5 yaşa kadar sürdüğü düşünülüyor. İşte bu yüzden bebek 18 aylık olana kadar takip edilir,şayet hidrosel geçmediyse,cerrahi müdahale planlanır. ÇOCUK HİDROSELİN DE LAPAROSKOPİK AMELİYATIN YERİ Son yıllar da güncel olan laparoskopik cerrahi uygulaması çocuklardaki kasık fıtığı ve hidrosel tedavilerinde de deneniyor.ancak bu yöntemin rahatlık ve kolaylık üstünlüğü karşısın da aşağıdaki sebeplerden ötürü,uygulanması tartışılmaktadır: 1-laparoskopik ameliyatlar da kullanılan açıklıklar potansiyel fıtık olarak değerlendirilip,kapatma gereği hala tartışma konusu2-diğer taraf dan günümüzde laparoskopik cerrahi yi en iyi eller de bile ameliyat sonrası % 20 civarında tekrarlama riski vardır. 3-ayrıca döl yolu ve testis damarları gibi yapıların zedelenme olasılığı açık ameliyattan daha fazladır. Çocuklardaki kasık fıtıkların da başarılı sonuçları,çok az komplikasyonu ve zor saptanabilir küçük bir izi kalması ile açık ameliyat standart yöntemidir.laparoskopi cerrahi daha pahalı bir tedavi yöntemi olması yanında, ameliyat süresi,tedavi başarısı bıraktığı iz olarak günümüz de standart tedaviye (açık ameliyata) bir üstünlük sağlayabilmiş değil.
manolya80
17.11.2007, 11:57
Saman Nezlesi (Alerjik Rinit)19. Yüzyılda hastalık ilk olarak tanımlandığında yanlış bir isimlendirme ile “saman nezlesi” denmiştir. Saman nezlesi tanımı yanlış isimlendirmedir. Çünkü sadece saman bu olaya neden olmaz. Daha sonra hastalığın polenlerle ilgili olduğu belirlenmiş ancak “saman nezlesi” terimi kullanılmaya devam edilmiştir. Polenler dışında besin maddeleri (şeftali, çilek, çerez, yumurta, çikolata, balık gibi), ev tozu, hayvan tüyleri veya mesleki ortamda karşılaşılan maddeler de alerji yapabilir. (Rinit, burun iltihabıdır.) Alerjik rinit ya da saman nezlesi burun içi örtüsünün hapşırma ve akıntıyla birlikte şişmesi durumudur. Her yıl çok sayıda insan alerjik rinite yakalanmaktadır. Bazıları çok hafif atlatırken bazıları için çok ağır geçmekte, hayatlarını etkilemekte ve yaşam kalitelerini bozmaktadır.Alerjenle karşılaşma süresi ve ilişkili bulgulara göre mevsimsel ve yıl boyu olarak iki ayrı formu vardır. Mevsimsel alerjik rinit ılıman iklimlerde yılın belli zamanlarında alerjenik polenler ve mantar sporları havaya dağıldığında ortaya çıkar örneğin ağaç polenleri ilkbahar başında, çayır polenleri, ilkbahar sonu yaz başında, ot polenleri yaz sonu sonbaharda don gelişene kadar belirtilere neden olur. Hastalık herhangi bir yaşta başlayabilir ancak genellikle genç yaşta (1-20 yaş) başlar. Amerika da %9-21 oranında, yapılan bir çalışmada Türkiye’de %11,7 oranında görülür. Çoğunlukla ailede aynı hastalık mevcuttur. Anne ya da babadan herhangi birinde alerji varsa %29, her ikisinde de alerji varsa %47, oranında çocukta alerji görülecektir. Alerjik rinit ağır bir hastalık olmamasına rağmen kişiyi son derece rahatsız edebilir; uykuyu, yemek yeme ve yaşam şeklini olumsuz etkiler; okul ve işgücü kaybına yol açar. Kent yaşamı allerjik hastalıkların görülme oranını arttırmıştır. Bunda çevre kirliliğinin rol oynadığı düşünülmektedir. Ayrıca alerjisi olmayan kişilere oranla astım gelişme riski 4 kez daha fazladır. Alerjiye yol açan diğer bir madde ise “mold” denen küflerdir. Moldlar ekmeği küflendirir, meyvaların bozulmasına yol açar. Aynı zamanda kuru yapraklarda, çayırlarda, samanda, tohumlarda, diğer bitkilerde ve toprakta bulunur. Soğuğa dirençli olduklarından alerji sezonu uzundur ve karın toprağı kapattığı dönemler dışında spor’ları havada bulunur. Moldlar ev içindeki bitkiler ve topraklarda yaşar. Bodrum katları ve çamaşır odaları gibi nemli yerlerin yanı sıra, peynirde ve mayalanmış içkilerde de bulunur. Moldlardan korunmak için ev bitkilerinin sayısı azaltılmalıdır. Alerjik riniti olan hastalarda burun tıkanıklığı, hapşırma nöbetleri, sulu berrak burun akıntısı, burun ve gözlerde kaşıntı (aynı zamanda konjuktivit-göz zarı iltihabı), damakta ve gırtlakta kaşıntı, öksürük, horlama, genizden konuşma, kulakta dolgunluk hissi, koku alamama ve baş ağrısı görülebilir. Alerjik riniti olan kişilerde sinüs enfeksiyonları, kulakta sıvı birikimi ile ortaya çıkan işitme azalmaları ve burun polipleri görülebilir. Alerjiye yol açan polenlerin kaynağı çeşitli otlar ve ağaçlardır. Polenler havadan burun, göz ve boğazımıza yapışarak birikirler. Bir bitkiye veya hayvana ait alerjen madde vücuda girerse bu istilayı önlemek için bağışıklık sistemi bir reaksiyon gösterir. Normal şartlar altında bu, yararlı ve doğal bir korumadır. Ancak bazı kişilerde bu reaksiyon aşırı boyutlarda olmaktadır. Bu kişiler allerjik olarak tanımlanmaktadır. Alerjen maddeler vücudu antikor yapmak üzere uyarırlar. Bunlar daha sonra allerjen maddelerle birleşip bazı kimyasal maddeler salgılatırlar. Bu maddeler arasında en iyi bilineni histamindir. Bu kimyasal maddeler yukarıda anlatılan bulguları oluşturur. Alerji düşünülen durumlarda tanıyı kesinleştirmek için bazı alerjiye yönelik testlerin yapılması zorunludur. Bu testler 4 gruba ayrılır:kan, burun salgısı ve deri testleri ve burun içine allerjen maddelerle yapılan uyarı testi. Allerji tanısı doğrulandıktan sonra uygun tedavi başlatılmalıdır. Tedavi 4 ayrı başlık altında toplanabilir: 1- Alerjen uyaranlarla temasın kesilmesi, 2- İlaç tedavisi, 3- Hiposensibilizasyon (aşı tedavisi) 4- CerrahiAlerjen uyaranlarla temas kesmek için, İdeal olan allerjinizin oluştuğu yerden uzakta yaşamayı seçmektir. Ne yazık ki bu ideal uygulama nadiren yapılabilir. Ancak aşağıda sıralanan öneriler mümkün olduğu kadar yapılmalıdır; 1. Çimleri keserken veya ev temizliği yaparken polen maskesi takın. 2. Isıtma ve havalandırma sistemlerindeki filtreleri aylık olarak değiştirin yada bir hava temizleme aygıtı kullanmaya başlayın. 3. Polenlerin çok yoğun olduğu dönemlerde kapıları ve pencereleri kapalı tutun. 4. Evde bitki ve hayvan bulundurmayın. 5. Kuş tüyü yastıkları, yün battaniye ve yün örtüleri pamuk veya sentetik maddeden yapılmış olanlarla değiştirin. 6. Gerekli olduğunda yeterince antihistaminik ve dekonjestan kullanın. 7. Yatağınızın baş tarafı yukarı kaldırılmış bir şekilde uyuyun. 8. Genel sağlık kurallarına uyun. - Her gün egzersiz yapın. - Sigarayı bırakın ve diğer hava kirliliğine neden olan şeylerden uzak durun. - Dengeli beslenin karbonhitratları aza indirin. - Diyetinizi vitaminleri ekleyin (C vitamini) 9. Doktorunuzun tavsiyelerine uyun Kış aylarında iyi bir oda nemlendiricisi(buhar) kullanın. Çünkü kuru ev içi havası birçok allerjik kişinin kötüleşmesine neden olmaktadır. Ancak nemlendiricide mantar üreme şansına da dikkat edin. Alerji tedavisinde birçok ilaçtan yararlanılmaktadır. Bunlar arasında antihistaminikler, dekonjestanlar, kromolin ve kortizonlu ilaçlar vardır. Bu ilaçlar tek tek veya kombine olarak kullanılabilir. İlaç tedavisinin özelliği çok çabuk etki göstermesidir. Burun içerisine uygulanarak kullanılan kortizonlu spreylerin yan etkileri son derece azdır. Ancak bu ilaçların etki gösterecek en düşük dozda ve düzenli olarak kullanılması yararlı olmaktadır Çevre kontrolü ve ilaç tedavisine rağmen şikayetlerin 2 yıldan fazla devam etmesi durumunda önerilir. Bu tedavinin özelliği hastaların da temel isteği olan gerçek anlamda iyileşmeyi sunabilmesidir. Bu yöntemle bağışıklık sisteminin tepki mekanizması değiştirilmeye çalışılmaktadır. Etkisi yavaş görülür ve sadece aşıda kullanılan maddelere karşı iyileşme elde edilir. Uygulama, alerjen maddelerin belirli miktarda vücuda verilmesi ile yapılır. İşlem uzman gözetiminde yapılır. Tedavi 3-5 yıl süreyle uygulanır. İlk 3 yıl içinde yeterli iyileşme görülmezse tedavi sona erdirilir. Cerrahi tedavi; daha çok aşırı büyümüş burun etlerinin veya poliplerin tedavisine yönelik olarak yapılır. Bu yöntemler tek tek veya kombine olarak kullanılabilir. En etkili tedavi yöntemi uygulansa bile eğer alerjen maddelerle yoğun olarak karşılaşılıyorsa başarı şansı az olacaktır.mystical2008-12-02 14:20:38
Çocuklarda AteşBirçok hastalığın habercisi olan ateş, bebeklerde ve çocuklarda sık sık görüldüğünden anne - babaları endişelendirmektedir. Anne ve babalar ne kadar dikkat etseler de, çocuklarının sağlık problemleri ile sürekli karşı karşıya gelirler. Ateş de bunlardan biridir ve genellikle enfeksiyon hastalıklarının habercisi olduğundan hafife alınmamalıdır.İnsan vücudunun normal şartlardaki ısısı 36,5 derecedir. Bu değer bebeklerde ve küçük çocuklarda 36,8 olabilir. Vücut tüm fonksiyonlarını bu ısı değerleri arasında yerine getirdiği için 'ateş' diye adlandırılan vücut ısısının yükselmesi vücudun normal dengelerinde bir bozulma olduğunu gösterir. Soğuk algınlıkları, alt ve üst solunum yolu hastalıkları, idrar yolu enfeksiyonları bebeklerde ve çocuklarda en sık görülen ateş nedenleridir.Bebek 2 aydan küçükse ateş daima ciddiye alınmalıdır ve derhal doktora götürülmelidir. Daha büyük bebeklerde ise 38,5 ateşle birlikte görülen kusma, ishal, solunum güçlüğü, aşırı huzursuzluk, ağız kuruluğu ve idararda azalma varsa yine bebeğin hemen doktora götürülmesi gerekmektedir.Ateş sadece hastalık yapıcı bir mikroorganizmanın vücuda girmesiyle yükselmez. Rutin yapılan aşılar sonucunda, diş çıkarma dönemlerinde, vücutta oluşan bir doku hasarı sonucunda ve zehirlenmelerde de ateş yükselebilir.Ateşli havaleBebekler yüksek ateşe daha dayanıklı iken, yaşları büyüdükçe ateşe karşı toleransları azalır. Ateşli, titreyen ve üşüdüğünü gösteren bir çocuğu daha da sarıp sarmalamak havale geçirmesine neden olabilir. Ateşli havale, 6 ay-5 yaş arasındaki çocukların %2-5’inde görülmektedir. Çoğu ateşli havale zararsız ve geçicidir.Ateşli havale genellikle ateşin yükselmesinden sonraki ilk 1-2 saat içinde görülür. Yükselen ateş havaleyi de beraberinde getirdiğinde hastada bilinç kaybı, titreme, gözlerde kayma, ağızdan salya gelmesi görülür ve bu durum sadece bir kaç dakika sürer. Kısa bir süre dış uyarıya yanıt vermez, nefes alıp veremeyebilir ve cildi morarabilir. Havale geçtikten hemen sonra tekrar normal hale döner.1-2 yaşında 40 derece ateşle havale geçiren bir çocuğun, yaşı büyüdükçe daha düşük ateşte bile havale geçirme riski artar. Havale sırasında beyindeki oksijende azalma olduğundan beyin hücreleri zarar görebilmektedir.Çocuk ateşli havale geçiriyorsa şunlar yapılmalıdır:Çocuk sert veya kesici eşyalardan uzakta, yere veya yatağa yatırılmalıdır.Havale sırasında ağızdan gelen tükürük ya da mide suyunun solunum yollarına kaçmaması için başı derhal yan tarafa çevirilmelidir.Çocuğun ağzına bir şey sokulmamalıdır.Derhal doktora götürülmelidir.Ateş nasıl ölçülür?Ateş çeşitli şekillerde ölçülebilir:Koltuk altıOral (ağız içinden ölçüm)Rektal (makattan ölçüm)Timpana (kulaktan ölçüm)Ölçümlerde hangi yöntemin uygulanacağı çocuğun yaşına göre belirlenebilir. Bebeklerde rektal ölçümler, daha büyük çocuklarda ise koltuk altından ateş ölçülmesi daha doğru olmaktadır. Rektal yolla yapılan ateş ölçümü en doğru sonucu verdiğinden, 2 yaş altı çocuklarda ateşin rektal yolla ya da elektronik emzikle ölçülmesi tercih edilir. 6 aylıktan büyük çocuklarda da kulak termometresi kullanılabilir. 2 yaş üstü çocuklarda ise ateş, ağız yoluyla, kulak temometresi ile ve koltuk altı ile ölçülebilir.Rektal ölçüldüğünde 38, ağızdan ölçüldüğünde 37.5, koltuk altından ölçüldüğünde 37.2 derecenin üzerinde ölçülen vücut ısıları ateş olarak değerlendirilir.Rektal olarak ateş ölçebilmek için, bebek yüzüstü yatırlır ve termometre yavaşça anüsün girişine bir miktar vazelin yardımı ile 2-2.5 cm kadar sokulur. 6 aydan küçük bebekler için 1cm yeterli olabilmektedir. Dereceyi 2 dakika kadar ölçüm yerinde tutmak yeterlidir.Koltuk altından ateş ölçebilmek için, derecenin ucu bebeğin koltukaltına yerleştirilir. Bebeğin koltuk altı kuru olmalıdır ve derece konduktan sonra 4-5 dakika kadar koltuk altı kapalı tutulmalıdır.Ağızdan ateş ölçebilmek için ise, çocuğun yarım saat içinde sıcak ya da soğuk birşeyler içmediğinden emin olmak gerekir. Derecenin ucu, dilin bir tarafının altına doğru yerleştirilmeli ve 3 dakika kadar dudakları kapalı şekilde tutularak ölçüm yapılmalıdır.Elektronik emizikle yapılan ateş ölçümleri emziğin kullanım şekline bağlıdır. Genelde emzikten gelecek olan bir bip sesine kadar, bebeğin emziği emmesi sağlanmaktadır. 3-4 dakika kadar süren bu ölçüm sonucunda 37 derecenin üstündeki ısılar ateşin göstergesidir.Kulaktan yapılan ateş ölçümleri ise, 2 saniyeden daha kısa bir sürede yapılabildiğinden avantajlıdır. Doğru bir ölçüm için derecenin ucu, bebeğin kulağı arkaya doğru çekilerek yerleştirilir.Ateş çıktığındaÇocuk sürekli kusuyor ve ağızdan ilaç alamıyorsa hemen soyulmalı ya da ılık duş yaptırılmalıdır.Büyük damarların geçtiği koltuk altı, kasıklar gibi bölgelere ıslak kompressler uygulanmalıdır.Doktoru ile temasa geçilmeli ve onun önerileri doğrultusunda ilaç tedavisi yapılmalı, ateş düşürücü verilmelidir.Çocuğun kalp atış hızı ve solunum sayısı arttığından, cildi kızarıp terler. Bu nedenle, çocuğa mutlaka bol sıvı verilmelidir.Odası serinletilmeli ve havalandırılmalıdır.Hafif giysiler giydirilmelidir.Başta su olmak üzere bol sıvı verilmelidir.Çocuğun dinlenmesi sağlanmalıdır.Reye sendromu olarak bilinen ani karaciğer ve beyin hasarı ile seyreden hastalığa neden olduğu bilindiği için, 12 yaş ve altındaki çocuklarda aspirin gibi ateş düşürücüler verilmemelidir.Bebek ya da çocuk her ateşlendiğinde doktora götürmek gereksizdir. Ama yüksek ateş ile birlikte, aşağıdakiler de görülüyorsa mutlaka doktora götürülmelidir:Uykuya eğilim ve aşırı derecede halsizlikAşırı baş ağrısı ve ense sertliğiBoğaz ve kulak ağrısıAniden ortaya çıkan cilt döküntüsüSürekli kusma ve ishalHavale geçirmesiBebeklerde makattan alınan ateşin 38 dereceden fazla olmasımystical2008-12-02 14:33:56
Bebeklerde PişikPişik bebeklik döneminin en sık karşılaşılan sağlık problemlerinden biridir. Genellikle altbezinin bebeğinizin tenine temas ettiği noktada hafif kabartılı bir kızarıklık ve cilt tahrişi biçiminde ortaya çıkar. Pişiğin nedeni genel olarak derinin tahriş olmasıdır. Bu tahrişin nedeni altbezinin küçük gelmesi, çok sıkı bağlanmış olması ya da gerekli sıklıkta değiştirilmemesidir. Pişik olan bebek pişikli bölgesinde batma, yanma ve kaşınma hisseder. Bu da sürekli bir ağlama ve huzursuzlanmaya neden olur. Tedavi edilmeyen pişiklerde, kısa süre içinde o bölgenin üzerinde bakterilerin neden olduğu yeni enfeksiyonlar oluşur. Eğer pişik infekte olursa bu deri döküntüleri parlak kırmızı bir renk alıp genişleyebilirPişiğin Nedenleri Nelerdir?* Bebeğin cildi tahriş edici maddelerden (sabun ve deterjanlar) korunmalıdır* Hijyenik koşulların yetersizliği:Pişik için elverişli koşullar hazırlar.Bebek bezi:Bebek bezleri bebeğinizin cildi için ıslak ve sıcak bir ortam yaratır. Cildin tahriş olmasının diğer bir nedeni de sürtünmedir. Islak ve sıcak bir ortamda, cilt sürtünmeden daha da fazla etkilenir, alt bezi yeterince sık değiştirilmediğinde ve alt temizliği yeterince iyi yapılmadığında pişik daha da kötüleştirir. Bebeğinizin altını sık sık değiştirmeniz hassas cildinin ıslak ve kirli alt beziyle olan temasını azaltacaktır. Altının temiz, kuru ve serin kalması, cildin beze sürtünmesini engelleyecek ve bebeğinizi rahatlatacaktır.İdrar:Pişiğin en yaygın sebeplerinden biridir. İdrar bozularak amonyağa dönüşür, idrarlı bezin üzerinde uzun süre kalan bebeğinizin cildi, özellikle geceleri tahriş olur. Durumun tekrarlanması bir süre sonra pişiğe yol açar.Dışkı (Bebeğin kakası):İdrarda olduğu gibi dışkı da cilt üzerinde uzun süre kaldığında tahrişe yol açar. Dışkının idrar ile karışması pişik tehlikesini arttırır. Pişiği Artıran Faktörler* Eğer kumaş altbezi kullanıyorsanız bu bezleri temizlemek için kullandığınız sabun ve temizleyiciler tahrişe neden olabilir.* Tek kullanımlık hazır bebek bezleri ya da bebeğinizin altını temizlemek için kullandığınız hazır ıslak mendiller tahrişe neden olabilir. Piyasadaki bazı mendillerin deterjan içerdiğini ve bunun pişikli cildi daha da tahriş ettiğini unutmamak gerekir.* Altbezinin üzerine bebeğe giydirilen sentetik esaslı giyecekler, naylon külotlar, altbezinin temas ettiği alanda ısı ve nem etkisinin daha da yükselmesine neden olur. Tahriş olmuş derinin ısı ve neminin yükselmesi bazı mikropların üremesi için ideal ortamı yaratır.* İshal, emzirme dönemi bitişi, diş çıkartma dönemi, antibiyotik tedavisi dönemleri, egzama, bebek için pişiği geliştirici ortamlardır. Pişik Nasıl Önlenir?* Pişiği önlemenin ve tedavi etmenin temel kuralı bezin kapladığı alanın temiz, kuru ve serin tutulmasıdır. Bebeğin alt bezi sıklıkla değiştirilmeli, olabildiğince altı açık tutulmaya özen gösterilmeli ve mümkün olduğunca sık havalandırılmalıdır. Bebeğinizin bezini saat başı kontrol edin ve ıslandığı zaman hemen değiştirin. Bez değişiminde bebeğinizin altını da dikkatle temizlemelisiniz. Bunun için ılık duru su kullanabilirsiniz.* Hazır bezler, baldırlar ve kalçayı sıkı tutmalı, bacak arasında ıslaklığı en iyi şekilde emebilmek için daha geniş olmalıdır. Temiz bezi bağlamadan önce altının iyice kuruduğundan emin olmalısınız. Tek yönlü emme özelliği olan hazır bezlerden kullanabilirsiniz. Bu sayede ıslaklık bez tarafından bezin orta bölümünde kalıp, cilt ile temas etmeyecektir.* Uyku sırasında bebeğin altını kumaş bezle bağlamak geçerli bir yöntemdir. Bu durumda bebeğin altı uykuya daldıktan hemen sonra kontrol edilmeli ve ıslaksa hemen değiştirilmelidir. Bebeklerin idrarlarını genellikle bu arada yaptıklarından bu kontrol bebeğin uykuya dalmasından hemen sonra yapılmalıdır.* Bebeğinizin cildini kuru tuttuğunuz ölçüde, ıslak bezin tahriş edici etkisinden korunursunuz.Bebeklerin hassas ciltlerinin sağlığı için, hijyenik şartlar çok önemlidir.* Pişik ile mücadelede, pişiğin herhangi evresine hızla etki edebilecek bir krem kullanmanız çok önemlidir. Çinko asit, A ve D vitamini içeren kremler veya vazelin kullanabilirsiniz.* Bebek bezinin üzerine sentetik malzemeden yapılmış giysiler giydirmeyin.* Eğer pişik devam ediyorsa kullandığınız bezin tipini, alt temizliğinde kullandığınız 'ıslak' mendileri veya sabunu değiştirmelisiniz.* Eğer kumaş bez kullanıyorsanız bu bezleri yıkadıktan sonra kimyasal maddelerden ve mikroplardan arındırmak için en az 15 dakika süreyle kaynatmalısınız. Pişiğin Tedavisi Nasıl Yapılır?* Öncelikle bebeğin pişik oluşan bölgesi sadece suyla, sabun kullanmadan iyice yıkanıp kurutulmalıdır.* Bebeğin altı pişik tedavi edilene kadar her 2-3 saatte bir değiştirilmeli, her alt değişiminde pişik kremi kullanılmalıdır.* Pişik kremi bebeğin kuru cildine özellikle cilt kıvrımları arasına gelecek şekilde ince bir tabaka halinde sürülmelidir. Bu uygulamalara rağmen bebeğinizin pişiğinde herhangi bir iyileşme farkedemiyorsanız hemen doktorunuz ile görüşün. Bebeğinizde bir enfeksiyon gelişmiş olabilir ve o bölgeye antibiyotikli bir krem kullanmanız gerekebilir.UNUTMAYIN!Pişik, çocuklarda çok yaygın olarak görülen bir cilt hastalığıdır.Pişik kremleri sadece pişiği tedavi etmekle kalmaz aynı zamanda pişiğin oluşumunu da engeller.Bebeğin pişiğini tedavi etmek için talk pudrası kullanmayın, pudra bebeğinizin cildine zarar verir.Pişiğin uzun süreli geçmiyor ve genel halinde de kötüye gidiş oluyorsa mutlaka doktora başvurun!mystical2008-12-02 14:38:18
çocuklarda kalp rahatsızlıkları..Çocukluk döneminde görülen kalp hastalıkları doğumsal ve sonradan görülen olarak iki ana grupta toplanmaktadır. Ciddi doğumsal kalp hastalıklarının teşhisi genellikle bebeklik döneminde konulur. Bu bebekler doğar doğmaz ağır hastalık belirtileri gösterirler. Bazı kalp kusurlarının teşhisi ise ancak çocukluk döneminde konulabilir. Doğumsal kalp hastası olan çocuklar kalpte yapısal birtakım bozukluklar ile doğarlar. Bu yapısal bozukluklar hamileliğin çok erken dönemlerinde, çoğu kez anne henüz hamile olduğunun farkında bile olmadığı dönemde, kalbin normal gelişiminin etkilenmesi sonucudur.Kalbin normal gelişimini bozan etkenin ne olduğu bilinmemekle birlikte bazı viral hastalıkların (kızamık, kızamıkçık, kabakulak, soğuk algınlığı gibi) bunda rol oynadıkları saptanmıştır. Ayrıca kalıtım ve kromozom anomalileri de doğuştan kalp hastalığı oluşması riskini arttıran faktörler arasında sayılmaktadır. Yine hamilelik sırasında, özellikle ilk 3 ayda kullanılan bazı ilaçlar, alkol, uyuşturucu, röntgen ışınına maruz kalma, akraba evliliği, annenin diabetik olması bebekte kalp kusuru oluşma riskini artırabilir.Kalpte görülen bu yapısal bozuklukların önem derecesi, odacıklar arasında küçük bir “delik” gibi basit bir problemden, kalbin bir ya da birkaç odacığının veya kapakçığının oluşmaması gibi çok daha karmaşık ve ağır hastalıklara kadar değişebilmektedir.Önemli doğumsal kalp hastalığı olan çocuklar genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç ay içerisinde kendilerini belli ederler. Bebekte doğumdan kısa bir süre sonra ciddi tansiyon düşüklüğü ve kan dolaşımının bozulması sonucu acil bir durum olarak karşımıza çıkabilir.Doğuştan kalp rahatsızlığı olan bebeklerde tırnak diplerinde, burunda, dudaklarda morarma, sık soluk alıp verme, yüz ve baş bölgesinde şiddetli terleme ve anne sütü emme sırasında yorulma gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu tip kalp rahatsızlığı olan bebekler emme sırasında sık sık dinlenme ihtiyacı duyar. Normal bir bebeğin emme süresi ortalama 15-20 dakika ise, doğuştan kalp rahatsızlığı olan bebekler için emme süresi 40-50 dakikayı bulmaktadır.Çocuktaki kalp rahatsızlığı belirti ve bulguları ergenlik dönemine kadar ortaya çıkmayabilir. Çocuk erişkin döneme ulaşana kadar doğumsal kalp hastalığı teşhis edilemeyebilir. Bazen kusur o kadar hafiftir ki çocukta hayatı boyunca herhangi bir rahatsızlığa neden olmaz.Bebeklerde ve çocuklarda kalp problemi olduğu şüphesi varsa çocuğun pediyatrik kardiyolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Gögüs röntgeni, elektrokardiyografi, ekokardiyografi veya bazı kan testleri ile teşhis yapılmaktadır.Çocuklarda görülen diğer bir kalp rahatsızlığı da, romatizmal kapak hastalıkları ve anjin gibi tekrarlayan boğaz hastalıklarına bağlı görülen kalp kası ve kapakçıklarındaki iltihaplanmalardır.Gelişmiş ülkelerde hijyen sorununun çözülmesiyle bu tip kalp rahatsızlığının önüne geçilebilmiştir. Hastalığın ortaya çıkması için ortam hazırlayan anjin, özellikle kalabalık sınıf ortamlarında hızla yayılmaktadır. Boğazda görülen ve anjin olarak adlandırılan hastalık, romatizmal kalp hastalığı açısından çok önemlidir. Tedavi edilmeyen anjin vakalarının yaklaşık yüzde 3’ünde romatizmal kalp hastalığı görülebilmektedir.Romatizmal kalp hastalığı büyük çoğunlukla eklemlerde ortaya çıkmaktadır. Diz, dirsekler, ayak bileği gibi eklemlerde şiddetli ağrı, şişlik, ısı artışı, kızarıklık gibi belirtiler görülmektedir. Eklemlerdeki bu rahatsızlık tedavi edilebilirken, kalpteki rahatsızlık çocuğun küçük yaşta hayatını kaybetmesine neden olabilir. Şiddetli ağrı olmayan durumlarda ise çarpıntı, nefes darlığı, tıkanma hissi, ateş gibi bulgular olabilir. Bu şikayetleri olan çocuk 2-3 hafta önce herhangi bir boğaz enfeksiyonu geçirilip geçirilmediği kontrol edilmelidir.Doğumsal kalp hastalıkları yüzlerce farklı şekilde olabilir. Bunların % 90' dan fazlası, yapılacak bir kalp ameliyatı ile düzeltilebilmektedir. Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi oldukça spesifik ve titiz bir bakım gerektirmektedir. Çocuk kalp hastalarının tedavisinin başarı ile yapılabilmesi için çocuk kadiyolojisi, çocuk kalp cerrahisi ve çocuk anestezisinde uzman doktorlardan oluşan deneyimli bir ekibin birlikteliği büyük önem taşımaktadır.mystical2008-12-02 14:23:00
Fizyolojik SarılıkHer yeni doğan bebekte az yada çok sarılık olur. Zamanında doğan bebeklerde 2-4. günlerde başlar, 7.güne kadar artış görülebilir, 10.günden sonra düşer. Erken doğan ( prematüre ) bebeklerde ise sarılık daha sık görülür ve daha yüksek düzeylere ulaşabilir. Sarılık maddesi (bilirubin ) kanda ölçülebilir. 15 mg değerini geçmiyorsa buna “fizyolojik sarılık” denir ve herhangi bir tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden düzelir. Sarılık Ne Zaman Tedavi Gerektirir ? Hastaneden taburcu olurken her yeni doğan sarılık açısından değerlendirilir. Herhangi bir risk olmasa da doğumdan 4-6 gün sonra hekim tarafından kontrole çağrılır. Böylece evde gözden kaçabilecek sarılıklar saptanarak tedavi edilebilir. Tedavi kararı verirken, bebeğin kanındaki bilirubin düzeyi, bebeğin doğum tartısı ve kaç günlük olduğu dikkate alınır. Normalde doğumdan sonraki ilk bir hafta içinde yeni doğanlar kilo kaybedebilir. Bu kilo kaybı aşırı düzeyde olursa sarılık artışı da beklenenden fazla olabilir. Bebeğin sarılık düzeyi alınan birkaç damla kanla kısa sürede ölçülebilir. Tedavi kararı tüm bu faktörler değerlendirilerek çocuk doktorundan verilecektir. Sarılık Ne Zaman Tehlikelidir ? Yeni doğan bebeklerde sarılık düzeyi çok yüksek değerlere ulaşırsa bebeğin beyin fonksiyonlarını olumsuz yönde etkiler. Buna izin vermemek için sarılık tedavi edilmelidir. Yüksek sarılık düzeyinin beyinde yapacağı etkiler geriye dönüşümsüzdür. Bu nedenle tehlikelidir. Ölçülen bilirubin düzeyi yüksekte en kısa sürede tedavi başlatılmalıdır. Sarılık Nasıl Tedavi Edilir ? Sarılık tedavisi hastanede yapılır. Fototerapi ( ışık tedavisi ) ve Kan Değişimi olmak üzere iki tedavi yöntemi vardır. Işık tedavisi ile yeterli sonuç alınmadığında bebeğe kan değişimi uygulanır. Fototerapi aleti adı verilen özel bir ışık yayan floresan lambalar kullanılır. Bu ışık ciltten emilir, bebeğin kanındaki bilirubin maddesini kimyasal olarak değiştirerek bağırsaktan atılmasına yardımcı olur ve sarılığı tedavi eder.
Alıntı
manolya80
14.12.2007, 13:09
GÖBEK FITIĞI (HERNİ)Göbek fıtığı olan bir bebekte , bebek ağladığı, öksürdüğü ya da gerindiği zaman göbek deliği çevresinden dışarı doğru şişen yumuşak bir çıkıntı dokusu vardır. Doğumdan önce tüm bebeklerin kan damarlarının göbek kordonuna ulaşmak için geçtiği bir delik vardır. Bazı durumlarda (beyaz bebeklere kıyasla siyah bebeklerde) bu delik doğumdan sonra tamamen kapanmaz. Sorun göbek deliği çevresindeki halkayı bir araya getirememekten doğmaktadır. Sonuçta az bir miktar bağırsak göbek deliğinden dışarı kayar. Diğer fıtıkların aksine göbek fıtığının tehlikesi çok azdır. Bebek altı aylık olmadan önce ortaya çıkanların çoğu bebek bir yaşına girdiğinde yok olur. Fıtık gittikçe daha büyümedikçe çocuk beş yaşına girene kadar zamanla iyileşmedikçe veya herhangi bir engel oluşturmadığı sürece ameliyat nadiren gereklidir. Göbek fıtığı göbek deliği etrafındaki halkanın ortaya toplanamamasından dolayı oluşur. Bu durum öksürme , gerilme ve ağlama esnasında daha da dışarı çıkan yumuşak bir çıkıntı ortaya çıkmasına neden olur. DİKKAT: Bu tip kitle görüntü açısından endişe yaratırsa da tıbbi açıdan problem çıkarmaz . Küçük delikler birkaç ayda iyileşirken ,büyük deliklerin iyileşmesi iki yıla kadar sürebilir. Bel sargıları , yara bantları ve yapışkan uçlu bantlar güncelliğini kaybetmiştir ve etkili olmayan yöntemlerdir. Ayrıca deriyi tahriş edebilirler.“En iyi tedavi hiç tedavi etmemektir!!” Göbek fıtıklarını ameliyatla düzeltmek basit , güvenli bir yoldur ,fakat yalnızca anneyi ve babayı rahatsız eden büyük yada büyümekte olan delikler için geçerlidir.Ancak ; • fıtık içeri itildiğinde içeri girmiyorsa , • aniden büyümeye başladıysa , • hassaslaşırsa , • bebek ağlayınca fırlıyor ve • bebekte kusmaya neden oluyorsa doktora başvurun. Göbek düşmeden önce geçici olarak dışarı fırlayan göbeği fıtıkla karıştırmayın. Fıtık bebek ağladığında dışarı fırlar, göbek fırlamaz.mystical2008-12-02 14:23:50
Çocuklarda Bel AğrılarıGenellikle büyüklerde görülen bel ağrılarının çocuklarda da görülebildiğini ifade eden uzmanlar, çocuklardaki bel ağrılarının erişkinlerinkinden farklı olduğunu belirtti.
Denizli Devlet Hastanesi (DDH) Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Mehmet Beşir Türkmen, çocuklardaki bel ağrısının erişkinlerinkinden oldukça farklı olduğunu belirterek, "Çocukluk çağında bel ağrıları, her zaman olmasa da çoğunlukla altta yatan ciddi bir nedenden kaynaklanır. Mesela aspirine ve ağrı kesicilere cevap veren ve gece olan bacak ağrıları bir kemik tümörünü düşündürür. Bel kayması, omurga eğriliği ve aile hikayesi beklenenden daha yüksek öneme sahip olabilir. Göz hastalığıyla beraber eklem ve bel ağrıları romatizmal hastalıkla ilgili olabilir. Sabahları olan bel ve eklemlerdeki tutukluğun gün ilerledikçe azalması romatizmal hastalıklardan kaynaklanabilir. Çocuklarda bel ağrısı gövdeyi destekleyici kasların zayıflığıyla ilişkili olabilir. Bel ağrısı olan çocuklara kan testi yaptırılmalıdır" diye konuştu.Çocuklarda bel ağrısına neden olan etkenleri de açıklayan Dr. Türkmen, "Çocuklarda bel fıtıklarından kaynaklanan bel ağrıları vardır. Bel fıtıklarının çocuklarda görülme oranı yaklaşık yüzde 1'dir. Çocuklardaki bel fıtıkları genelde travma sonrası ortaya çıkmaktadır ve ne yazık ki çocuklarda görülen bel fıtıklarının yüzde 60'ında ameliyat riski bulunmaktadır. Scheurmann hastalığı, bel ağrısı olan büyük erkek çocuklarda çok sık görülmektedir. Bu hastalık omurganın içine diskin kayması sonucu oluşur. Genelde voleybol, basketbol oynayan, ağır yük kaldıran veya böyle işlerde çalışanlarda görülür. Kısmen ailevi nedenler de vardır. Bel kayması, çocuklarda en sık görülen akut bel ağrısının nedenidir. Erken dönemlerde 10-12 hafta korse takma, egzersiz ve fizik tedaviyle düzelebilir. Doğumsal hastalıklar ve tümörlerden kaynaklanan bel ağrıları da yaklaşık yüzde 10 oranında görülmektedir. Bel kemiği eksikliği veya fazlalığı, doğuştan kemik açıklıkları veya tümörlerde bel ağrısı yapar. İdrar yolları enfeksiyonları, romatizmadan kaynaklı bel ağrıları, bele yakın gizli apandisit, karın içi ağrılar ve psikolojik faktörler de bel ağrılarına neden olabilmektedir" mystical2008-12-02 14:24:25
Çocuklarda sinüzit nedir? Nasıl tedavi edilir?Sinüsler burun ve göz çevresinde bulunan içi hava dolu boşluklardır. Burun delikleri gibi sinüslerin içi de mukoza ile kaplıdır. Sinüzit burun çevresindeki sinüslerin içerisini döşeyen bu mukozanın iltihaplanmasıdır.İnsanlarda 10-20 civarında büyüklü küçüklü sinüs bulunur. Her sinüsün tek tek veya gruplar halinde buruna açılan drenaj kanalları vardır. Bu kanallardan geçen burun mukozası, aynı bir odanın badanası gibi sinüs içini çepeçevre örter. Normal şartlarda, bu mukoza, aynen tükürük veya gözyaşı gibi berrak bir salgı üreterek bu kanallardan burun içine akıtır ve solunum yolunun nemli olmasını sağlar. Bazen bir üst solunum yolu enfeksiyonu, bazen de alerjiler sinüzit oluşumuna neden olur.SİNÜSLER DÖRT ÇEŞİTTİREtmoid sinüs: Burun köprüsü etrafında bulunan ve birçok küçük boşluktan oluşan bu sinüsler doğuştan mevcuttur ve ergenliğe kadar büyümeye devam eder.Masiler sinüs: Burnun yan taraflarında yanak içerisinde bulunur. Bu sinüs de doğuştan mevcuttur ve ergenliğe kadar büyümeye devam eder.Frontal sinüs: Burnun üst tarafında alın kemiği içerisinde bulunur. Bu sinüs 7 yaş civarında gelişir.Sfenoid sinüs: Burnun gerisinde yüz içerisinde bulunur. Bu sinüs ergenliğe kadar tam olarak gelişmez.SİNÜZİT NEDİR?Sinüzit burun etrafındaki sinüslerin iltihaplanmasıdır. Bu enfeksiyonlar genellikle bir nezle ya da alerjik ödem sonrasında oluşur. Üç tür sinüzit vardır:Akut sinüzitKısa zamanda oluşur ve uygun tedaviyle kolaylıkla iyileşir.Subakut sinüzitTedavi başlangıcında hemen iyileşme görülmez ancak üç aydan daha kısa süre devam eder.Kronik sinüzitTekrarlayan akut enfeksiyonlar veya daha önce yeterli şekilde tedavi edilmemiş enfeksiyonlar sonucu gelişir. Belirtiler üç aydan daha uzun süre devam eder.NELER SİNÜZİTE YOL AÇAR?Bazı durumlarda bir üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) ya da soğuk algınlığının ardından sinüs enfeksiyonu meydana gelir. ÜSYE'de burun ve sinüs mukozasındaki (özellikle drenaj kanalındaki) şişlik, sinüsten buruna salgı akışını bloke ederek, sinüs içinde göllenmesine ve sekonder bakteri enfeksiyonuna (sinüzite) yol açar. Alerjiler de burun dokusunun şişmesine ve mukus üretiminin artmasına neden olarak sinüzite yol açabilir.Sinüslerdeki normal salgıların dışarı akmasını engelleyerek sinüzite yol açabilen diğer bazı durumlar da söz konusudur:Büyümüş geniz etleriBurun travmalarıBurun içinde sıkışıp kalmış yabancı maddelerBurun yapısındaki anormalliklerYarık damakDişlerdeki iltihaplanmalarYukarıda sayılan durumlar nedeniyle sinüslerdeki salgıların akışı engellendiğinde sinüs içerisinde bakteriler çoğalmaya başlayabilir. Bu da sinüsün iltihaplanmasına yani sinüzite yol açar.SİNÜZİT BELİRTİLERİ NELERDİR?Sinüzit belirtileri çocukların yaşına göre farklılıklar gösterebilir. Ayrıca her çocuk belirtileri çok farklı biçimlerde yaşayabilse de, en sık görülen belirtiler şunlardır:Küçük çocuklarda10 günden daha uzun süreli burun akıntısıKoyu kıvamlı yeşil veya sarı burun akıntısı, ancak berrak bir akıntı da söz konusu olabilirGece öksürmeleriZaman zaman gündüz öksürmeleriGöz etrafında şişlik5 yaşından küçük çocuklarda sinüzite bağlı baş ağrıları nadir görülür.Büyük çocuklarda10 günden daha uzun süreli burun akıntısı veya soğuk algınlığı belirtileriGeniz akıntısıGeniz akıntısına bağlı öğürme veya kusmalarBaşağrılarıYüz ağrılarıAğız kokusuÖksürükAteşKırıklıkBoğaz ağrısıKoku alma duyusunda azalmaGöz etrafında şişlik (çoğunlukla sabahları daha kötüdür).Sinüzüt belirtileri başka hastalıkların veya tıbbi durumların belirtileri ile benzerlik gösterebildiğinden, doğru teşhis ve tedavi için her zaman doktora bazşvurulmalıdır.SİNÜZİT NASIL TEŞHİS EDİLİR?Sinüzit teşhisi ayrıntılı tıbbi öykünün alınması ve fizik muayeneye ilave olarak şunları da içerebilir:Burun veya sinüs akıntısından kültür alınması: Teşhise yardımcı olmak üzere bakteri veya diğer mikroorganizmaların üreyip üremediğini gösteren laboratuar testleri yapılır.Sinüs röntgenleri: Röntgen tipik olarak kullanılan bir tanı yöntemi değildir, ancak tanı koymada yardımcı olabilir.Bilgisayarlı tomografi (CT taraması) : Vücudun ayrıntılı görüntülerini üretmek amacıyla röntgen ışınları ve bilgisayar teknolojisinin bir arada kullanıldığı bir tanısal görüntüleme yöntemidir.Kan testleriSİNÜZİT NASIL TEDAVİ EDİLİR?Sinüzit tedavisi pek çok unsura bağlıdır ve uygulanacak tedavi her bir çocuk için ayrı ayrı saptanır. Bu nedenle çocuğunuzun durumu ve tedavi seçeneklerini mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gereklidir. Sinüzit tedavisinde hedef, drenajı bozulan sinüste üreyen bakterinin öldürülmesi, drenajın sağlanarak sinüsün temizlenmesidir.Akut sinüzitlerde, bakteriyi öldürmek için antibiyotik, drenajın sağlanması için ise burun damlaları, ağızdan kullanılan burun açıcı bazı ilaçlar ve burun temizliği yeterli olabilmektedir.Kronik ve tekrarlayan sinüzitlerde ise burun içindeki anatomik ve fonksiyonel bozukluklara yönelmek gerekmektedir. Bu da genellikle bir ameliyat olmaktadır. Ameliyat kararından önce mutlaka bir sinüs tomografisi çektirilerek sinüzite yol açan patoloji ve patolojiler doğru tespit edilmelidir.Tedavi şunları içerebilir:Doktorun uygun göreceği şekilde antibiyotik tedavisi. Antibiyotiklerin genellikle 10-14 gün ve bazen de daha uzun bir süre boyunca kullanılması gerekir.Doktorun uygun göreceği ağrı kesicilerÇocuğun odasında soğuk buhar makinesi kullanılmasıBurun için tuzlu su damlaları veya spreyleriAnti-enflamatuvar veya kortizonlu burun spreyleriDekonjestan burun spreyleri (sadece kısa süreli kullanım amacıyla)SİNÜZİTİ OLAN HASTALARIN NELERE DİKKAT ETMESİ GEREKİRSinüziti olan hastaların nezle, grip gibi viral hastalıklardan korunması gerekir. Bu tip etkenlerden korunmak zor olduğundan grip aşısı denenebilir.Alerjik riniti (saman nezlesi) olanlarda alerji kontrol altında olmalıdır.Bilinenin aksine ıslak saçla sokağa çıkma sonrası oluşan başağrısı, sinüzitten çok, baş derisinin üşümesi sonucu oluşan nevralji veya kas gerilim ağrısıdır.Tekrarlayan sinüziti olan hastaların havuza girmeleri sakıncalıdırmystical2008-12-02 14:25:13
bebegimm
19.12.2007, 03:18
HASTALIKLARDAN KORUNMAK İÇİN...BEBEĞİNİZİ MUTLAKA AŞILATINBulaşıcı hastalıklardan korunması için bebeklerinizi aşılatın. Aşılatın ki, bebeğiniz hastalanmasın; verem, kızamık, tetanos, boğmaca ve çocuk felci gibi çağ dışı hastalıklar yüzünden ölmesin, ya da sakat kalmasın!Dünyada her yıl 3 milyon insan, ki bunların 2 milyonu çocuk, aşılanmadığı için önlenebilir hastalıklara yakalanarak ölüyor ve dünya çocuklarının dörtte biri yine aşılanmadıkları için hastalıklara yakalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Belki bebeğinizin o küçücük iğne yüzünden acı çekmesinden büyük endişe duyuyor, belki de aşılar hakkında duyduğunuz spekülasyonlar kafanızı karıştırıyor. Fakat, emin olun ki, aşıların faydaları risklerinden çok daha fazla. Örneğin; bugüne kadar kızamık aşısı otizme neden olduğu gerekçesiyle sık sık suçlanmıştır. Fakat, bu konuda pozitif bir veri yok ve aşılarla ilgili bilinen yan etkiler genellikle alerji kökenli. Oysa, yakın zamana kadar bebek ölümlerinin çoğu difteri, tifüs, çiçek gibi bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanıyordu. Kızamık ve boğmaca binlerce çocuğun ölmesine veya sakat kalmasına neden oluyordu. Bugün yapılan aşı uygulamaları sayesinde çiçek hastalığı tamamen ortadan kalktı, çocuk felci yok denecek kadar azaldı, tifüs ve difteri ender hale geldi, her yıl çok az bebek kızamık ve boğmaca geçiriyor. Öyleyse, aşı nedir, doğumdan itibaren sırasıyla hangi aşıları olmak gerekir, doğru aşı uygulaması nasıl yapılır, aşıların yan etkileri ve çözümleri konusuna hemen girelim. İşte, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Selase Koç’tan aldığımız bilgiler ışığında, aşı ile ilgili bilmek istediğiniz her şey.Aşı nedir?Aşı, güçsüzleştirilmiş veya ölü mikroorganizmaların veya onların ürettiği toksinlerin vücuda verilmesi sonucunda kişide hastalıkla karşılaşmış gibi antikorlar oluşması esasına dayanır. Bağışıklık sistemi bu olayı hafızasına kaydeder ve antikorlar özgül mikroorganizmaları tanıyarak yok ederler. Kısaca, mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını sağlamak üzere aşı dediğimiz sıvılar geliştirilmiştir. Aşılar, içerdikleri zayıf ya da ölü mikroorganizmalarla bağışıklık sistemini uyararak hücresel ve/veya sıvısal bağışıklık sistemini oluştururlar. Böylece vücutta hastalık oluşmadan o hastalığa karşı direnç oluşur. Ancak, hiçbir aşı temsil ettiği mikroorganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir bağışıklık için aşıların belli aralıklarla tekrarlanması gerekir.Doğru aşı uygulaması nasıl yapılır?Aşılamanın üç ana amacı vardır: Çocukları sakatlık ya da ölümle sonlanabilecek hastalıklardan korumak, toplumda bulaşıcı hastalık salgınlarını önlemek, ölümcül hastalıkların dünyadan tamamen kökünü kazımak. Doğru aşı, hastalık belirtisine yol açmadan, en azından hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır. Aşılar canlı ya da ölü aşı şeklinde olabilir. Bir çok canlı aşı uygulaması sonrası gerçek hastalıktan çok daha hafif bulgular ortaya çıkabilir. Aşıların içinde bağışıklığı oluşturacak antijenler ve bu antijenlerin istediğimiz etkiyi sağlayabilmeleri için taşıdıkları sıvı ve koruyucu maddeler bulunur.Aşıların etkili olabilmesi için uygun koşullarda saklanmalarına dikkat edilmelidir. Tüm aşılar 2-8 derecede saklanmalıdır. Saklama koşulları dışında uygulanan bölge ve doz da çok önemlidir. Kas içi, cilt ve cilt altı şeklinde uygulamalar mevcuttur.Kas içi uygulamalarının 2-3 yaşına kadar uyluk yan yüzüne yapılması uygundur. Bu bölgede lokal reaksiyonlar daha az görülür. Ağızdan uygulanan aşılarda ilk 10 dakika içinde kusan çocuklarda aşı tekrarlanmalıdır. Aşı uygulandıktan sonra alerjik reaksiyonlar açısından 10-15 dakika gözlemekte fayda vardır. Aşı yapılmadan önce bölgenin antiseptik alkolle temizlenmesi gerekir. Eller çok temiz yıkanmalıdır.
AŞILARI ÖĞRENELİM
1- Hepatit B Türkiye Hepatit B taşıyıcılığı açısından orta riskli bir bölgedir. Böyle ülkelerde aşı rutin uygulanmalıdır. Doğum öncesi dönemde annelerin tamamı Hepatit B açısından çok düzenli taranmadığı için doğumdan sonra hemen yapılmasında fayda vardır. Annede Hepatit B taşıyıcılığı mevcut ise aşı ile beraber immunglobulin (Ig) yapılmalıdır. Rutin aşılama öncesinde ve sonrasında çocuklara taşıyıcılık ve antikor düzeyi bakmaya gerek yoktur.Hepatit B aşısı kas içine yapılır. Prematüre bebeklerde bebek iki kiloyu geçince yapılmasında fayda vardır. Aşıların bazılarında koruyucu olarak alüminyum hidroksit, bazılarında ise tiomersal vardır. Tekrarlayan aşılarda tiomersalin yan etkileri tartışmalı olduğu için yapılmamasında fayda vardır.Hepatit B aşısı üç dozda yapılır: 0. , 1. ve 6. aylar. Araya giren hastalık vs. gibi durumlarda 3. aşı dozu bir yıla kadar gecikebilir. 3. dozdan sonra yüzde 90-95 oranında koruyuculuk sağlanır. Bağışıklık yaşam boyu devam eder. Ailede Hepatit B taşıyıcılığı kronik kan nakli gereken hastalıklarda tekrar dozları yapılması gerekebilir. Aşı reaksiyonları çok sık olmamakla beraber yüksek ateş aşı yerinde ağrı ve şişlik olabilir. Nadiren aşı sonrası şiddetli bir alerjik reaksiyon olan gelişebilir. Pratikte oran çok düşük olduğu için aşı rutin olarak güvenle yapılmaktadır.2- BCG (Verem aşısı)Kuru şekilde saklanan aşı sulandırılarak hazırlanır ve 8 saat içinde tüketilir. Sulandırılmış aşı beş dakikadan fazla güneş görürse etkisi azalır. BCG aşısı özellikle çocuklarda tüberküloz hastalığının ölüme yol açan şekillerinin önlenmesi için uygulanır. Aşıdan 10 yıl sonra koruyuculuk azalmaktadır.Her çocukta aşı takibinin kolay yapılabilmesi için sol kol üst kısmına cilt içine yapılır.İlk üç ayda 0,05 ml , daha sonra 0,1 ml yapılır. Aşı yeri alkolle temizlenmelidir. 3 ay üstü çocuklarda PPD testi yapılıp, sonuç negatif ise aşı uygulanmalıdır. Aşı 2-3 ay arasında bir dönemde yapılabilir. 6 yaşında ikinci doz önerilmektedir.Aşı uygulamasından en erken 2-6 hafta sonra o bölgede 10 mm çapında şişlik, kızarıklık oluşur. Bağışıklık bu sürede gelişmeye başlar. Bundan sonraki 2-3 hafta içinde abse ve ülser gelişir. Koltuk altındaki lenf bezleri şişebilir. Ciltteki bu lokal reaksiyonlar aileleri kaygılandırabilir. Bu dönemde rahatlıkla banyo yapılır, antiseptik solüsyonlarla silmeye gerek yoktur. Aşı yeri açık bırakılmalıdır. Aşı yerinin iyileşmesi 4-12 hafta sürebilir. Yerinde küçük bir nedbe (yara izi) kalır.Aşı yerinde iki hafta öncesinde lokal reaksiyon oluşursa çocuk ve aile tüberküloz açısından araştırılmalıdır. Bağışıklık yetmezliği olanlarda milyon dozda bir ağır komplikasyonlar gelişebilir. Sağlıklı çocuklarda nadiren baş dönmesi, halsizlik, bulantı hissi ve alerjik reaksiyonlar olabilir.Ciddi bağışıklık sistemi hastalıklarında, yaygın yanık ve deri enfeksiyonlarında yapılmamalıdır.3- Karma aşılarGünümüzde karma aşı deyince Difteri, Tetanoz, Çocuk felci, Boğmaca ve Hemofilus influenza aşıları kastedilmektedir.Çocuk felci (poliyomyolit aşısı)Hızlı aşı takviminde 2. , 3. , 4. ayda yapılabilmekle beraber genelde 2. , 4. ve 6. aylarda ilk üç doz, 18. ay ve 4-6 yaşta da tekrar dozları yapılmaktadır. Canlı ve inaktif olmak üzere iki formu vardır. Canlı aşılar ağız yolundan damla şeklinde, inaktif aşılar ise iğne şeklinde uygulanır. Hastalığın ortadan kalkmış olduğu ülkelerde inaktif aşı kullanılmaktadır. Ülkemizde görülme oranı sayılamayacak kadar azdır. Üç doz aşı uygulamaları yüzde 99-100 arasında ömür boyu devam eden bağışıklık sağlar. Bazı ülkelerde iklim ve çevre şartları dolayısı ile bu oran düşmektedir. Bu yüzden 5 doz aşılama önerilmektedir. Ülkemizde ağızdan verilen canlı OPV aşısının dozu iki damladır. Hafif ishalde verilebilir. Canlı aşı uygulamalarına bağlı çok nadiren felç gelişebilir. Aşıdan sonra 6 hafta süre ile dışkı ile atılabilir. Çevrede bağışıklığı zayıf insan varsa zarar görebilir. Bu yan etki 2-6 milyon dozda birdir. İçlerinde çok az miktarda neomisin, polimisin, streptomisin gibi antibiyotikler vardır. Bu antibiyotiklere karşı aşırı alerjisi olanlara aşı hastanede yapılmalıdır.Difteri - Boğmaca -TetanozUygulama takvimi çocuk felci aşısıyla aynıdır.Hemofilus influenza (menenjit) aşısı ile beraber yapılabileceği gibi üçlü de uygulanabilir.Aşı içindeki boğmaca en sık yan etkiye neden olan bakteridir. Son yıllarda bu yan etkileri azaltmak için hücreden yoksun (aselüler) aşılar geliştirilmiştir. İlk üç dozda aynı cins aselüler aşı uygulamaları önerilmektedir. Aselüler (hücresiz) aşı selüler (hücreli) olana göre belirgin pahalıdır. Düzgün bağışıklama her iki aşı ile de mümkündür. 6 yaşından sonraki çocuklarda boğmaca hastalığı sıklığı çok azalır. Bununla beraber yan etki oranı çok artar, bu yüzden 6 yaş sonrası boğmaca aşısı yapılması önerilmez.Aşı sonrası aşırı ağlama krizleri , aşı yerinde aşırı şişlik ve epileptik hastalarda nöbet geçirme ihtimali olabilir. Difteri aşısı bakterinin toksini ile yapılmıştır. 7 yaşından büyüklerde erişkin tipi kullanılır. (dT) erişkin tipi yoksa normal aşı 1/5 oranında azaltılarak uygulanabilir. 2, 4 ve 6. aylarda yapılan 3 doz ile yüzde 90 üzeri bağışıklık sağlanır. 18. ay ve 4-6 yaşta tekrarlanır. Bağışıklığın ömür boyu devamı için 10 yılda bir dT (difteri, tetanoz) tekrarlanmalıdır.Tetanoz toksoid aşıdır. Tek başına ya da difteri, boğmaca ile beraber uygulanabilir. 2, 4 ve 6. ayda yapılan aşılar sonrası 18. ay ve 4-6 yaşta retal (tekrar) doz uygulanır. Ömür boyu bağışıklık için difteri gibi 10 yılda bir yapılmalıdır. DBT aşısı sonrası aşı yerinde şişlik, kızarıklık, sertlik ve ateş yüksekliği sıktır. Ateş 1-2 gün sürebilir. Aşı yerindeki sertlik ise 1-2 ayda kendiliğinden yok olur.Boğmaca aşısına bağlı 2 gün süren yüksek ateş, aşırı ağlama, havale gibi durumlar gözlenirse aselüler (hücresiz) aşı yapılmalıdır.Aşı sonrası ilk 7 günde ortaya çıkan ve başka türlü açıklanamayan ensefalopati (beyin iltihabı) ve aşırı alerjik reaksiyon gelişen hastalarda aşı tekrarlanmamalıdır.Haemophilus influenzal tip B (Menenjit)Hib aşısı ülkemizde menenjit aşısı olarak bilinmektedir. Oysa ki ilk 5 yaşta menenjit dışında orta kulak iltihabı, AC enfeksiyonu, tonsillit vs gibi pek çok enfeksiyona neden olabilir. Hib inaktif bir aşıdır, ilk 12. ayda en az 3 doz uygulanmaktadır. DBT ile kombine olabileceği gibi tek başına da yapılabilir. 18. ayda tekrar edilmelidir.Hiç aşılanmamış 1-5 yaş arası çocukta tek doz yapılabilir. Sağlık Bakanlığı’nın aşı takviminde yoktur. Piyasada bulunmaktadır. Özel sağlık kuruluşlarının büyük bir kısmında rutin yapılmaktadır. Üç dozdan sonra yüzde 100’e yakın bağışıklık sağlanır. Yapılma yerinde şişlik, kızarıklık ve alerjik reaksiyon gelişebilir.4- Kızamık aşısıKızamık aşısı da canlı bir aşıdır, kuru haldedir sulandırılarak hazırlanır. 8 saat içinde tüketilir. Deri altına yapılır. 12. ay ve 6 yaşında kızamık, kızamıkçık, kabakulak şeklinde kombine uygulanır. 4-6 yaşta 2 doz uygulanır.Kızamıklı çocukla temas varsa ilk aşıdan en az dört haftalık bir süre geçmişse 4-6 yaş beklenmeden 2. doz aşı yapılması önerilmektedir. Eksik aşılı çocuklarda temastan sonra en geç 72 saat içinde kızamık aşısı yapılmalıdır. 2. doz aşı sonrası gelişen bağışıklık yüksek oranda yaşam boyu sürer.Aşı sonrası yüzde 5-15 çocukta aşıdan bir hafta on gün sonra ateş ve döküntü şikayeti olabilir. Ateş 1-3 gün sürebilir, ateş düşürücü verilmelidir. Aşı sonrası milyon dozda bir beyin iltihabı olabilir. Otizm ve iltihabı bağırsak hastalıkları ile arasında tam bir ilişki saptanamamıştır. Bağışıklık sistemi hastalığı olanlara yapılmamalıdır. Civciv hücrelerinde üretilir. Yumurta alerjisi olanlara hastane ortamında yavaş yavaş doz arttırılarak yapılmalıdır.5- Suçiçeği aşısıCanlı bir aşıdır. 15. ayda deri altına uygulanır. 13 yaşından büyüklerde 1 ay ara ile 2 doz yapılmalıdır. Tek dozdan sonra koruyuculuk yüzde 97’dir. 13 yaş üstü tek doz koruma yüzde 78, 2. dozdan sonra yüzde 99’dur. Sağlık ocaklarında rutin yapılmamaktadır. Aşıdan sonra Yüzde 20-30 oranında şişlik, kızarıklık, ateş yüzde 4-10 oranında ilk bir ayda döküntü gözlenir. Bu döküntüler bulaşıcıdır ancak 2. vakalarda çok hafif seyreder. Neomisin (bir tür antibiyotik) içerir, alerjisi olanlara yapılmamalıdır.6- Pnömokok aşısıDünyada 2 tip pnömokok aşısı vardır. Bir tanesi 2 yaşından sonra ruhsatı olan diğeri ise 2. aydan sonra yapılabilen aşılardır. Dünyada az sayıda ülkede rutin uygulanır. Ülkemizde henüz rutin satılmamaktadır. Yurtdışından getirtilebilir. 2., 4., 6. ve 12-15. aylarda uygulanır. Bir yaşından büyüklerde en az iki ay ara ile 2 doz, iki yaşından büyüklerde ise tek doz uygulanır. 2 yaşın üstünde orak hücreli anemi, kistik fibroz, diabetes mellitus, kronik karaciğer hastalığı, HIV, nefrotik sendrom, kronik böbrek yetmezliği, dalak yokluğu ya da yetmezliği, astım durumunda önerilmektedir. Aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ateş yapabilir.7- İnfluenza (grip) aşısıAşı 9 yaşından küçük çocuklara 2 doz, 9 yaş üstü çocuklara 1 doz uygulanır. 6- 35 ay arası çocuklarda yarım dozdur (0,25 ml). 1 yıl süre ile yüzde 50-95 arasında koruyuculuk sağlar. Rutin aşı takviminde yoktur. 6 aydan büyük ve şu sorunları yaşayan çocuklara yapılması tavsiye edilir: Astım, kistik fibroz, kalp hastalığı, ciddi bağışıklık yetmezliği, HIV enfeksiyon , orak hücreli anemi, diabetus mellitus, kawazaki, kronik böbrek yetmezliği.8- Kızamıkçık Tek ya da kızamık, kızamıkçık, kabakulak halinde uygulanabilir. Ülkemizde tekli aşı yoktur. Kızamık hastalığına karşı yüzde 100 ‘e yakın koruma sağlar. 15. ay ve 6 yaşta uygulanır. Aşıdan 1-3 hafta sonra boğaz ağrısı, lenf bezlerinde hafif şişlik, eklem ağrıları gibi hastalığa benzer hafif bulgular olabilir. Bağışıklık sistemi bozuk olan çocuklara ve gebelere yapılmamalıdır.9- Kabakulak Kabakulak 1-5 yaş arasında menenjit nedenleri arasında önemli sıradadır. 12-15 ay arasında ve 6 yaşta yapılır. İlk dozdan sonra yüzde 95 koruyuculuk oluşur. Aşıdan 2-3 hafta sonra hafif tipte kabakulak olabilir. Bağışıklık bozukluğunda ve neomisine alerjisi olana yapılmamalıdır.10- Hepatit Aİnaktif bir aşıdır. 6 ay ara ile 2 doz halinde uygulanır. 18 yaşa kadar çocuk dozu uygulanır. 2 yaşından önce yapılamaz. Yüzde 94-100 korur. 20 yıl koruyuculuğu vardır. Aşı bölgesinde hassasiyet görülebilir. Halsizlik, ateş yüzde 5 hastada olabilir. Aşıya bağlı alerjik reaksiyon gelişen hastalarda 2. doz yapılmamalıdır.11- Kabakulak Kabakulak 1-5 yaş arasında menenjit nedenleri arasında önemli sıradadır. 12-15 ay arasında ve 6 yaşta yapılır. İlk dozdan sonra yüzde 95 koruyuculuk oluşur. Aşıdan 2-3 hafta sonra hafif tipte kabakulak olabilir. Bağışıklık bozukluğunda ve neomisine alerjisi olana yapılmamalıdır.12- Hepatit Aİnaktif bir aşıdır. 6 ay ara ile 2 doz halinde uygulanır. 18 yaşa kadar çocuk dozu uygulanır. 2 yaşından önce yapılamaz. Yüzde 94-100 korur. 20 yıl koruyuculuğu vardır. Aşı bölgesinde hassasiyet görülebilir. Halsizlik, ateş yüzde 5 hastada olabilir. Aşıya bağlı alerjik reaksiyon gelişen hastalarda 2. doz yapılmamalıdır.
hayalim79
11.01.2008, 11:11
Bebekleri Pnömokoktan KorumakDünyada her 30 saniyede bir çocuğun ölümüne sebep olan pnömokok hastalıkları hakkında dünyada anne ve babaların yüzde 66'sı bilgi sahibiyken, Türk ebeveynlerinin sadece yüzde 8'i bu tehlikeli mikroptan ya da sebep olabiceği hastalıklardan haberdar.Geçtiğimiz günlerde “Sen Kork Pnömokok” kampanyasının bilgilendirici film ve ilanlarında, pnömokok mikrobunun sebep olduğu zatürre, menenjit, orta kulak iltihabı gibi hastalıklara dikkat çekilmişti. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği, Enfeksiyon Hastalıkları Derneği, Türkiye Milli Pediatri Derneği, Türk Pediatri Kurumu ile Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfı tarafından pnömokok hastalıkları hakkında Türk halkını bilgilendirmek amacıyla bir süre önce başlatılan “Sen Kork Pnömokok” kampanyası çerçevesinde www.pnomokok.com sitesi ve 0 800 211 45 45 numaralı ücretsiz danışma hattı ve bilgilendirme broşürleri aracılığıyla pnömokok hastalıkları, korunma yolları ve aşılar hakkında detaylı bilgi verilmeye devam ediyor.EN ÇOK 2 YAŞIN ALTINDAKI BEBEKLERİ TEHDİT EDİYORKampanyanın TV, gazete ve dergi yayınlarında kaynak olarak kullanılan Dünya Sağlık Örgütü’nün 2007 yılında yayınladığı rapora göre, pnömokokun sebep olduğu zatürre, menenjit kan iltihabı gibi hastalıklar sonucunda dünyada her yıl 5 yaşın altında 1 milyon bebek ve çocuk yaşamını yitiriyor.Uzmanlar, bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmemiş olan bebeklerin hastalıklara yakalanma risklerinin yüksek olduğunu, bu nedenle pnömokok hastalıklarına karşı da savunmasız olduklarını belirtiyor. Araştırmalara göre pnömomoka bağlı hastalıklar 0-2 yaş arası bebeklerde toplumun geneline oranla 10 kat daha sık görülüyor ve bu yaş grubunda tüm diğer gruplardan daha fazla ölüme sebep oluyor. Kampanyayı destekleyen derneklerden Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, tehlikeli bir mikrop olan pnömokokların ölümle sonuçlanan ağır zatürrelerin başta gelen sebebi olduğunu, ülkemizde de zatürre nedeniyle her yıl binlerce bebeğin hayatını kaybettiğini belirtti.Pnömokoklar sağlıklı yetişkinlerin üçte birinin, çocukların ise yarısının burun boşluğunda hastalığa yol açmadan bulunabiliyor. Öksürme, hapşırma, yıkanmamış ellerin ağız ve burun bölgesine teması ile kişiden kişiye kolaylıkla bulaşıyor.ÖLDÜRMESE DE CİDDİ HASAR BIRAKIYORPnömokokların yol açtığı hastalıklardan menenjitin, beyin ve omuriliği kaplayan ince zarların ve kan damarlarının iltihaplanması olduğunu bildiren Selçuk Üniversitesi Pediatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rahmi Örs “Menenjit ölümle sonuçlanabiliyor. Ölümle sonuçlanmasa bile işitme kaybı, görme bozukluğu, zeka geriliği, hareket bozuklukları gibi kalıcı sakatlıklara yol açabiliyor’ dedi.Pnömokokların sıklıkla sebep olabildiği hastalıklardan bir diğeri olan orta kulak iltihabının 0-2 yaş arasındaki her 10 çocuktan 9’unda en az bir kez ortaya çıkabildiğini vurgulayan Örs, bu hastalığın ileri evrelerinde kulak çevresinde kemik hastalıklarına, menenjite ya da yüz felcine neden olabildiğini söyledi.BEBEKLERİ KORUMADA ANNE SÜTÜ VE AŞI EN ETKİLİ YÖNTEMHastalıktan korunma yolları arasında anne sütü, hijyen ve temizlik ile aşının önemini vurgulayan Prof.Dr. Örs, “Anne sütü bebeği hemen hemen bütün hastalıklara karşı koruyor. Anne sütü, annenin geçirdiği hastalıklarla ilgili bağışıklığın bebeğe geçmesini sağlıyor. Ayrıca bebeğin savunma sistemini geliştiriyor. Bu durum, bebeğin bağışıklık sisteminin güçlenmesini, hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlıyor” diye konuştu.Dünya Sağlık Örgütü’nün pnömokok hastalıklarından korunmada en etkili yöntemlerden biri olarak aşılamayı önerdiğini belirten Prof. Dr. Çokuğraş ise en büyük risk altındaki 2 yaş altı bebeklere de uygulanabilen konjuge pnömokok aşısının pnömokoklara karşı uzun süreli koruma sağladığını belirtti. Prof. Dr. Çokuğraş “Pnömokokların her geçen gün antibiyotiklere karşı direnç kazanması bu hastalıkların tedavisini zorlaştırıyor, bu da bebekleri pnömokok hastalıklarından korumada aşı yaptırmanın ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor. Çokuğraş, bebeğin 2. ayından itibaren kullanılabilen konjüge pnömokok aşısıyla ilgili detaylı bilgi almak için anne babaların hekimlerine başvurmalarını tavsiye etti. mystical2008-12-02 14:33:06
hayalim79
11.01.2008, 11:26
Tarama TestleriBebek ve çocuklarda düzenli taramaların yapılması, yarık damak ve dudak, katarakt, kalça çıkığı, inmemiş testis gibi ciddi problemlerin erken dönemde fark edilmesini sağlıyor ve sağlıklı nesillerin yetişmesinde önemli rol oynuyor.Bebeklerin dünyaya gelir gelmez tarama testlerinden geçirilmesini öneren uzmanlar, kalıtsal bir metabolik hastalık olan fenilketonüri, tiroid bezinin az çalışması ile gelişen hipotiroidi ile işitme, boy-kilo ve baş çevresi ölçümü gibi taramaların sağlam çocuk bölümlerinde yapılması gerektiğini söyledi. Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Klinik Şefi Doç. Dr. Gonca Yılmaz, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemli parçası olan taramaların, Türkiye’de de sağlık politikalarının önemli bir ağırlığını oluşturduğunu vurguladı.Doğumdan hemen sonra başlayan tarama testlerinin tanı amaçlı testlerle karıştırılmaması gerektiğini belirten Yılmaz, “Taramalar, belirli bir hastalığın sağlıklı görünen bir çocukta olup olmadığının kontrol edilmesidir” dedi.İŞİTME KAYBI, EN YAYGIN GÖRÜLEN BOZUKLUKTaramalarda öykü, gözlem, fizik muayene ile pek çok hastalığın erken dönemde belirlenebildiğini kaydeden Yılmaz, ayrıntılı fiziki muayene ile yarık damak, dudak, katarakt, kalça çıkığı, inmemiş testis gibi problemlerin erken dönemde fark edilebileceğine işaret etti. Yılmaz, yeni doğan döneminde yapılan taramalarla hipertansiyon gibi olası hastalıkların da tespit edilebilineceğini söyledi.Yılmaz, bunun hem sağlıklı bireylerin yetişmesi hem de erken tedavi ile hastaya ve devlete önemli ölçüde maddi kazanç sağlayacağını belirtti. Bebeklerde işitme kaybının, erken dönemde tanımlanıp tedavi edilmediğinde dil gelişimine zarar verdiğine dikkati çeken Yılmaz, işitme kaybının, 1000 canlı doğumunda 1-3 görülme sıklığı ile en yaygın görülen doğumsal bozukluk olduğunu söyledi. Yılmaz, işitme kaybının erken dönemde yapılan taramalarla belirlenebileceğine dikkati çekerek, “İşitme kaybı saptanan çocuklardan işitme desteği alabileceklerin belirlenmesi ve 6 aydan önce gerekli müdahalelerin yapılması durumunda, bu çocuklarda 3 yaşında uygulanan dil testlerinde normal sonuçlar alındığı göz ardı edilmemeli” dedi.ERKEN ÇOCUKLUK TARAMALARIDoğumdan hemen sonra topuktan alınan bir damla kan ile yapılan fenilketonüri ve hipotiroidi taramalarının çok önemli olduğuna işaret eden Yılmaz, bu taramalar ile sonradan tedavisi çok güç olan ve kalıcı zeka geriliğine neden olan fenilketonüri ve hipotiroidi hastalarının erken dönemde tedavi edilebileceğine dikkati çekti. Yılmaz, çocuklarda büyüme ve gelişmenin de izlenmesi gerektiğinin önemli olduğunu, 2 yaşına kadar her kontrolde boy, ağırlık ve baş çevresinin ölçülmesi gerektiği söyledi.Dünya Sağlık Örgütü’nün, gelişmekte olan ülkelerde, 5 yaşından küçük her çocuğun büyümesinin izlenmesini gerektiğini ifade eden Yılmaz, ölçümlerin aynı kişi tarafından, ayarlanabilen duyarlı ölçü aletleri ile yapılması gerektiğini anlattı. Gonca Yılmaz, gelişim testlerinin altıncı aydan itibaren belirli aralıklarla uygulanması ve 0-6 yaş arasında en az 4 kez gelişim testlerinin uzman hekim tarafından yapılmasının önemini vurguladı.3 YAŞINDAN İTİBAREN TANSİYON ÖLÇÜMÜÇocuklara 3 yaşından itibaren kan basıncı ölçümü, 6-12 ay arasında kansızlık taraması yapılması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Yılmaz, iki yaşından itibaren de hiperlipidemi (kanda yağların, kolesterol, trigliseridler ya da her ikisinin normalden daha yüksek düzeylerde olması) taraması ve üç yaşında diş hekimi tarafından kontrol edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.mystical2008-12-02 14:31:25
manolya80
19.01.2008, 10:46
Ülkemizde Pnömokok adlı bir bakteriye karşı Prevenar® (konjuge pnömokok aşısı) adı ile yeni bir aşı piyasaya çıktı. Bu güne kadar sadece 2 yaşından sonra yapılabilmekte olan pnömokok aşısı artık 2. aydan itibaren karma aşılarla birlikte yapılabilecek. Ayrıca aynı aşı 9 yaşa kadar da kullanılabilmekte ve bu aşı ile aşılananların boğazlarında pnömokok bakterisi taşıyıcısı olmaları da önlenebilmektedir.
Bugüne kadar ülkemizde sadece 2 yaşından sonra yapılabilmekte olan pnömokok polisakkarit aşısı (PPV23, piyasa adı Pneumo 23, Aventis Sanofi) vardı.
Pnömokok nedir?
Streotococcus pneumonia (ne zor değil mi?) özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda birçok ciddi enfeksiyonlara neden olabilen bir bakteridir. Bu enfeksiyonlar arasında yumuşak doku ve eklem iltihapları, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatüre ve menenjit de vardır. Özellikle menenjit sonunda felçler ve kalıcı işitme kayıpları görülebilmektedir. Günümüzde çok sayıda antibiyotiğin bilinçsiz kullanımından dolayı bu bakterilerde de antibiyotiklere direnç gelişmekte ve bu hastalıkların tedavisi giderek zorlaşmaktadır. Dolayısı ile koruyucu hekimlik yani aşılamanın önemi bir kez daha ön plana çıkmaktadır.
Pnömokok bakterisi aksırık öksürük vs ile damlacık enfeksiyonu ile kolaylıkla bulaşabilmektedir. Özellikle süt çocukları ve oyun çocukları risk altındır.
Her zamanki gibi korunma için en iyi yol aşılamadır.
Kimler Aşılanmalı?
Aslında 2 ayın üzerinde olup aşı zamanı gelen her bebeğin aşılanabilmesi en idealidir. Aşılamaya bence engel olacak tek şey aşının fiyatıdır. Ancak ülkemizin ekonomik şartları göz önüne alındığında bu aşıya çocuklarımızın maalesef çok az bir kısmı ulaşabilecektir.
Aşı zamanı:
İki olasılık var:
1- Süt çocukluğu döneminde aşılamaya başlanıyorsa, 2, 4, 6. aylarda karma aşı ile birlikte aşılama ve 12–15. aylar arasında tekrar dozu.
2- Süt çocukluğu döneminde aşılanmamış 2 yaş üzeri çocuklar için ise bazı durumlarda aşılama önerilmektedir. Bu durumlar: Kreşe gidenler; orak hücreli anemisi olanlar; AIDS hastaları, dalak hasarı ve hastalığı olanlar; şeker hastalığı, kanser vb bağışıklık sistemi zayıflatan hastalığı olanlar; kronik akciğer ve kalp hastalığı olanlar.
Kimler aşılanmamalı?
Daha önce konjuge pnömokok aşısı olduğunda ciddi, hayati alerjik reaksiyon geçirenler aşılanmamalıdır.
Konjuge pnömokok aşısının yan etkileri nelerdir?
Her 4 aşılamadan birinde aşı yerinde şişlik kızarıklık ve ağrı olmaktadır.
Her 3 aşılamadan birinde ise orta şiddette ateş görülmektedir.
Bu yan etkiler için aşı yerine soğuk kompres yapılması ve ateş düşürücü şurup veya fitiller verilmesi yeterlidir..
manolya80
25.02.2008, 14:08
Geniz eti ve bademcik hastalıklara karşı vücudu korur. Çocuklarda geniz eti ve bademcik çocuğu solunum yolu enfeksiyonlarına karşı korur. Geniz etinin büyük olduğunu anlamak için bazı ipuçları vardır. Bunlar;• Çocuk genellikle ağızdan nefes alı ve burnu tıkalıdır. • Sesi daha derinden gelir.• Uykuda rahat nefes alamaz• Sabah yorgun kalkar ve bu yaşantısını da etkiler.• Gece yüksek sesle horlar.• Bazı zamanlarda ağız kokusu görülebilir.• Tekrarlayan boğaz ve kulak enfeksiyonları görülebilir.Eğer çocuğunuzda bulunan geniz eti büyüklüğü normal nefes almaya engel olacak boyuttaysa ve konuşmaya da engel oluyorsa ameliyat şart olabilir.Bademciklerde ise büyüklüğü uykuda nefes alamama nöbetlerine ve yutma zorluğuna neden oluyorsa alınmalıdır. Eğer sık sık anjin geçiriyorsa ( yılda 7 defa gibi) veya ciddi bir anjin yaşadıktan sonra abse oluştuysa alınması gerekmektedir..
GULYUZLUM
12.03.2008, 02:33
İLACA SARILMAYIN
Her enfeksiyon olduğunda ilk iş olarak çocukların ateşini, öksürüğünü, burun akıntısını kesme yerine, bakteri ve virüslerin kolayca vücuttan atılabilmesini sağlamak amacıyla bu fonksiyonları desteklemek önemli" dedi. Öksürüğü öksürük şurubuyla kesmek yerine, çocuğun öksürerek rahatça bu ifrazatı çıkartmasını sağlamanın çok önemli olduğunu belirten Güngör, "Veya burun tıkanıklığı, burun akıntısı olduğunda, hemen bunu kurutmak için ilaçlar yerine, burundan ifrazatı mekanik olarak temizlemek, tuzlu suyla yıkamak gerekiyor. Ateşi hemen düşürmemek, 38,5 derece, yaşa göre 39 dereceye kadar ateşin enfeksiyona karşı vücudun zafer kazanmasına müsaade etmek gerekiyor. Bunlar bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Anne babanın bu konuda bilinçli olması çok önemli" şeklinde konuştu.
BAĞIŞIKLIĞA DİKKAT
Çocukların kulak burun boğaz enfeksiyonlarına yatkın olmasının en büyük sebebinin bağışıklık sisteminin gelişmemesi olduğunu söyleyen Op. Dr. Anıl Güngör, anne sütünden alınan antijenlerin çocuğu ilk 3 ay koruduğunu, çocuğun büyümesi ile bağışıklık sisteminin geliştiğini ifade etti.
manolya80
30.03.2008, 01:00
Göz yüzeyini kaplayan tabakanın iltihaplanmasıyla ‘konjunktivit’ denilen hastalık ortaya çıkıyor. Acıbadem Kocaeli Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Feray Koç, bu hastalığın alerjik nedenlerle (polen, toz, güneş) ile ortaya çıkabildiği gibi, çeşitli bakteriler, virüsler ve parazitler ile de oluştuğunu söylüyor. Ayrıca göze kaçan çeşitli kimyasal maddeler de ‘toksik konjunktivit’e neden oluyor. Hastalığın belirtileri şunlar: - Gözlerde kızarma - Sulanma - Yanma ve batma hissi - Kirpik dibinde salgılar birikmesi - Kirpikler birbirine yapması Konjunktivit bulaşıcı bir hastalık. Özellikle bazı virüslerle bulaşan konjunktivit salgınlara neden oluyor. Hastalığın tanısı, hastanın ayrıntılı hikayesinin alınması ve göz muayenesi ile konuluyor. Bazen nedeni açığa çıkartmak için ek testler yapmak gerekebiliyor. ÇOCUKLARDA DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR Tüm yaş gruplarında izleniyor ama çocuklarda daha sık görülüyor. Çocuklar daha alerjik bünyeli olduklarından, alerjik konjunktivit çocukluk çağında daha sık izleniyor ama yaş ilerledikçe azalıyor. Kreşlerde ve okullarda çocukların birbiri ile yakın temas halinde bulunması, aynı oyuncaklarla oynayıp elleriyle sık sık gözlerini ovuşturmaları, ellerini sık sık yıkama alışkanlıklarının olmayışı gibi nedenlerden mikrobik konjunktivitler de çocuklarda daha sık izleniyor. Tedavisi nasıl yapılıyor? - Eğer bakterilerin neden olduğu bir konjunktivit var ise antibiotikli damlalar ve merhemler veriliyor. - Viral konjunktivitler antibiotiklere cevap vermez. Klinik seyrine göre şikayetleri hafifletici çeşitli tedaviler uygulanıyor. - Alerjik konjunktivitlerde ise alerji önleyici ve giderici damlalar ve soğuk kompres öneriliyor. Tedaviye rağmen tekrarlıyor mu? Tedavi erken kesilmiş ise tekrarlayabilir. Alerjik veya toksik etkene tekrar maruz kaldığımızda konjunktivit tekrar edebilir. Konjunktivite neden olan birçok virüs ve bakteri vardır ve bunlar sürekli değişim içindedir. Hastalık yapabilecek yeni virüsler ve bakterilerle karşılaştığımızda konjunktivit tekrar edebilir. Tekrar oluşmaması için nelere dikkat etmek gerekiyor? - Konjunktiviti önlemede en etkili yöntem el yıkamaktır. - Eğer gözlerimizde zaten bir enfeksiyon var ise elimizi gözümüze veya çevresine dokundurduğumuzda hemen yıkamalıyız. - Bulaşıcı konjunktivite neden olan bakteri ve virüsler göz yaşında bol miktarda bulunur ve bu salgılarla diğer insanlara bulaşır. - Eğer kontakt lens kullanıyorsak el yıkamak daha da önem kazanır. Lenslerimizi kuralına uygun şekilde lens solusyonlarında dezenfekte etmeli önerilen sürelerde yenilemeli ve asla lensle duşa havuza veya denize girmemeliyiz. - Alerjik bir konjunktivitimiz varsa allerjik maddenin göze temasını önlemek, koruyucu gözlükler takmak ve allerji önleyici damlaları kullanmak da konjunktivit tekrarlarını azaltabilir. Gözdeki kırmızılık her zaman konjunktivit olduğunu mu gösterir? Sadece alerjik ve viral konjunktivitlerde göz kızarmaz başka nedenler de olabilir. Bebeklerde gözyaşı kanalı tıkanıklığı sonucu sık sık gözde akıntı, kızarma, çapaklanma olabilir. Veya göze kaçan bir yabancı cisim, gözün yüzeyinin çizilmesi, kronik kirpik dibi enfeksiyonları, kontakt lenslere ait problemler, göz içi enfeksiyonları, göz tansiyonunun yükselmesi, nadiren göz içi tümörleri ve şu anda aklımıza gelmeyen bir çok neden göz kızarmasına sulanmasına neden olabilir...
bebegimm
22.04.2008, 03:54
Kolik Bebeği Sakinleştirme YollarıOna sevgiyle yaklaşınKolik bebeğinizi ağlama atakları tuttuğu zaman ebeveynler telaşlanır ve davranışları zaman geçtikçe sertleşebilir. Bundan dolayı bebeğinize her zaman sabırlı ve sevgiyle yaklaşın. Unutmayın ki siz ne kadar sıkıntı çekiyorsanız oda çekiyor ve bu durum geçici bir durum.Bebeğinizi sakinleştirmeye çalışmak yapacağınız en iyi şey. Bebeğinizi sakinleştirme yöntemlerinden bazılar ise şunlardır;• İlk önce bebeğinizin açlıktan ya da başka bir isteğinden dolayı ağlamadığından emin olmalısınız.• Bebeğinize sevgiyle sarılmalısınız. Ona yalnız olmadığını hissettirin• Ağlama atakları gelmeden bebeğinizi doyurun çünkü ağlama nöbeti geldiğinde yemeyi de istemeyeceklerdir.• Bebeğinizi dik olarak kucağınıza alın ve onun sırtını sıvazlayarak ya da ufak ufak vurarak sakinleşmesini sağlamaya çalışın• Sessiz ve daha az aydınlık bir odada dış uyaranları azaltmak sakinleşmesine yardımcı olabilir.• Kolik bebekler yüzüstü durmaktan hoşlanmazlar genelde ama bu şekilde gazlarını daha rahat çıkarırlar.• Bebeğinizin ayağına ya da karnına ılık havlu koymak onu rahatlatabilir.• Bazı bebekler araba yolculuğu ile bazıları da belirli ritimdeki seslerin dinletilmesi (saç kurutma makinesi veya elektrik süpürgesi sesi), hafif, klasik müzik ya da kaydedilmiş rahimdeki ultrason sesi dinletilmesi ile sakinleşebilmektedir. Araba ile yolculukta motor sesinin anne karnındaki sese benzemesi nedeniyle, bebek anne karnında güvende hissettiği için bebeğin rahatlamasını sağlamaktadır.• Bebeğinizi kucağınıza alıp ona ninni söylemeyi denemelisiniz.• Karnına zeytinyağı ile masaj yapabilirsiniz.• Ilık banyo yaptırabilirsiniz• Belki istemeyeceğiniz bir yöntem ama emzik verebilirsiniz.• Bebeğini en çok sizin göğsünüzde rahatlar. Onun rahatlaması için emzirin. Bu ona güven duygusu verecektir.• Bezi hariç üzerindeki herşeyi çıkartıp göğsünüze yaklaştırarak tenini hissetmesini sağlayın.• Bu uygulamalardan fayda göremezseniz doktorunuzun vereceği gaz ilaçlarını kullanabilirsiniz.• Giysilerinizin sıkı olmamasına dikkat edin.Kolik sizi korkutmasınKolik olan bebeklerin sağlık sorunu kesinlikle yoktur. Gayet sağlıklı bebeklerdir. Bundan dolayı kolik adı sizi korkutmasın.Kolik olan bebekte bazı belirtiler vardır ki siz bile ‘evet benim bebeğim kolik ‘ diyebilirsiniz• Bebeğiniz sanki bir yeri kırık ve çok acı çekiyormuş gibi ağlar ve ağlama sesi çok yüksektir.• Kolik ağlamalı hiçbir şey yokken aniden başar ve aniden de kesilir• Bebeğinizi b ağlama sonucu çok zor teskin edersiniz. Çoğu zaman bu imkansız bir hal alır.• Çok emmek ister ama gaz probleminden dolayı da ememez.• Çok gazı vardır ve bu gazı hiç bitmeyecek sanırsınız. (unutmayın ve korkmayın bunlar geçici günler sadece sabır)• Ağlamaktan karın kasları çok fazla kasıldığı için gergin ve şiş karına sahiptir.• Bacaklarını karnına doğru çeker ve acı çekiyormuş nidasıyla yumruklarını sımsıkı sıkar.• Bebeğinizin vücudu ağlarken yay şeklini alır.• Karnından sürekli sesler gelir ve gaz çıkarır• Gözlerini yumar yada sonuna kadar açar.• Bu ağlamaların 24 saat bile sürebilirBebeğinize doktor tarafından kolik teşhisi konmadan siz dolma bilgilerle karar vermeyin. Mutlaka bebeğinizi bir doktor muayenesinden geçirir.mystical2008-12-02 14:49:17
bebegimm
22.04.2008, 03:59
Kolik sizi korkutmasın
Kolik olan bebeklerin sağlık sorunu kesinlikle yoktur. Gayet sağlıklı bebeklerdir. Bundan dolayı kolik adı sizi korkutmasın.
Kolik olan bebekte bazı belirtiler vardır ki siz bile ‘evet benim bebeğim kolik ‘ diyebilirsiniz
• Bebeğiniz sanki bir yeri kırık ve çok acı çekiyormuş gibi ağlar ve ağlama sesi çok yüksektir.
• Kolik ağlamalı hiçbir şey yokken aniden başar ve aniden de kesilir
• Bebeğinizi b ağlama sonucu çok zor teskin edersiniz. Çoğu zaman bu imkansız bir hal alır.
• Çok emmek ister ama gaz probleminden dolayı da ememez.
• Çok gazı vardır ve bu gazı hiç bitmeyecek sanırsınız. (unutmayın ve korkmayın bunlar geçici günler sadece sabır)
• Ağlamaktan karın kasları çok fazla kasıldığı için gergin ve şiş karına sahiptir.
• Bacaklarını karnına doğru çeker ve acı çekiyormuş nidasıyla yumruklarını sımsıkı sıkar.
• Bebeğinizin vücudu ağlarken yay şeklini alır.
• Karnından sürekli sesler gelir ve gaz çıkarır
• Gözlerini yumar yada sonuna kadar açar.
• Bu ağlamaların 24 saat bile sürebilir
•
Bebeğinize doktor tarafından kolik teşhisi konmadan siz dolma
bilgilerle karar vermeyin. Mutlaka bebeğinizi bir doktor muayenesinden
geçirir.
nescafem24
01.05.2008, 04:06
BEBEKLERDEKI CIDDI TEHDIT RSVTürk Neonatoloji Derneği, konusunda yapılan araştırmaların uluslararası düzeyde isimlerinin konuşmacı olarak katıldığı “Yüksek Riskli Yenidoğanlar ve Respiratuar Sinsisyal Virüs Enfeksiyonları” konulu ve İstanbul’da düzenlenen toplantı ile mevsimsel bir tehlike olan bu RSV yani Respiratuar Sinsisyal Virüs ile ilgili önlemleri ve tedavi yöntemlerini gündeme taşıdı.BEBEKLERİNİZİ RSV’DEN KORUYUNDünya Perinatal Tıp Derneği Başkanı, Ispanya Neonatal Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Xavier Carbonell - Estrany ve Prof. Dr. Murat Yurdakök’ün oturum başkanlığını üstlendiği toplantıda, konunun uzmanı hekimler, özellikle risk grubuna giren bebeklerin ebeveynlerini bu virüsü tanımaları ve önlem almaları konusunda uyardı.RSV NEDİR ?Respiratuar Sinsiyal Virüs (RSV), çocuklarda ve yetişkinlerde solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bir virüstür. Virüsün her yerde olabilme doğası nedeniyle, 1 yaşına kadar çocukların yüzde 50’si ve 2 yaşına kadar ise hemen hemen tümü bu virüsle tanışır. RSV, bebeklerde ve çocuklarda, burun tıkanıklığı, nezle, boğaz ağrısı ve ateş gibi soğuk algınlığı belirtileri ile ortaya çıkan ve bazen de orta kulak iltihabı ile devam eden, üstü solum yolları enfeksiyonu olarak kendini gösterir.RSV’ye yakalanan bebeklerin yüzde 20-40’ı hırıltılı solunum güçlüğü semptomları ile bronşit veya zatürreeye varan alt solunum yolları hastalıklarına (LRTI) yakalanırlar. Mevsimsel bir virüs olan RSV, Ekim-Nisan ayları arasında ortaya çıkıp; özellikle prematüre bebeklerde, kronik akciğer hastalığı, konjenital kalp hastalığı ve bağışıklık yetersizliği olanlarda ciddi risklere neden olabilir.Dünya Sağlık Örgütü (WHO) rakamlarına göre dünyada her yıl yaklaşık 400 bin bebek bu virüs nedeniyle ölmekte ve yine toplam yenidoğanların üçte birinde bu virüs nedeniyle alt solunum yolu enfeksiyonlarından biri oluşmaktadır. Virüsün bulaşma yöntemi insanlarla temastır. Kalabalık insan gruplarının bulunduğu yerlerde virüsü kapmak, Ekim-Nisan ayları arasında çok kolaydır. Virüs özellikle hastane ortamlarında daha da çabuk yayılır.Risk Altındaki Çocuklar :* Prematüre bebekler: Savunma sistemleri zamanında doğan bebeklere göre daha zayıf olan prematüre bebekler.* Kronik akciğer hastalığı (Bronkopulmoner displazi) bulunan bebekler.* Doğuştan (konjenital) kalp hastalığı bulunan çocuklar.Alınabilecek Önlemler :* Bebeğe dokunmadan ellerin yıkanması ve hijyene dikkat etmek.* Bebeğin sigara içilen ortamlarda bulunmasına izin vermemek.* Virüs, kullanılmış mendillerde saatlerce hayatta kalabileceğinden kullanılmış mendilleri ortadan kaldırmak.* Bebeği kalabalık yerlere götürmemek (toplu taşıma araçları, eğlence merkezleri, kreş, okul vb)* Solunum yolları enfeksiyonu şüphesi veya ateşi olan kişilerin/çocukların bebeğe temasını engellemek,* Diğer küçük çocukları bebekten uzak tutmak, evdeki diğer çocuk ve bebekler için ayrı odalar hazırlamak.* Bebeğin oyuncaklarını ve kullandığı malzemeleri sık sık yıkamak.* Bebeği öpmekten kaçınmak.* Koruyucu aşı ile ilgili doktordan bilgi almak.mystical2008-12-02 14:53:02
nescafem24
08.05.2008, 05:44
Sonbaharın 5 HastalığıSonbahar mevsiminde özellikle de çocuklarda sıklığı artan hastalıklar arasında gribal enfeksiyonlar, farenjit, sinüzit, bronşit ve zatürre geliyor. Acıbadem Kocaeli Hastanesi’nden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Kaya, bu hastalıkların mevsim geçişlerinde ısı farklarının çok olduğu sonbahar aylarında arttığını söyledi.GRİBAL ENFEKSİYON SONBAHARDA BAŞLIYOREn sık rastlanan üst solunum yolu enfeksiyonudur. Mevsim geçişlerinde, kapalı ortamlarda hızla yayılırlar. Çocuklarda ortaya çıkan şikayetler 2-3 haftaya kadar uzayabilir.Gribal enfeksiyonlar şu belirtilerle ortaya çıkıyor:- Burun tıkanıklığı- Kuruma- Önce şeffaf sonra yeşilimsi hale gelen burun akıntısı- Önceleri hafif ateş- Halsizlik, kırgınlık- İştahsızlık, yorgunluk- Eklem, kas ağrıları- Balgamlı öksürükEYLÜL-EKİM AYINDA GRİP AŞISI YAPILMALIViral bir hastalık olduğundan gribal enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmanın bir faydası yok. Tedavi de şikayetlere göre yapılıyor. Ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, vitamin takviyesi, buhar banyoları, dinlenme öneriliyor. Ateş çok yüksek seyrederse, koyu burun akıntılarında şikayetler uzun sürerse antibiyotik kullanmak gerekebiliyor. Bunun dışında temel tedavi, vücut direncini yüksek tutmaktan geçiyor Asıl tedavinin koruyucu tedavi olduğunu belirten Dr. Ali Kaya, grip aşısının grip sezonu açılmadan eylül-ekim aylarında tez doz olarak altı aylıktan büyük her çocuğa yapılabileceğini belirtiyor. Eğer çocukta çok sık gribal enfeksiyon görülüyorsa, şikayetler uzun sürüyorsa, her seferinde antibiyotik kullanılması gerekiyorsa, farenjit, bronşit gibi komplikasyonlar gelişiyorsa veya anne babanın eve gribal enfeksiyon getirme ihtimali yüksekse, (anne baba hemşire, doktor, öğretmen gibi) grip aşısı mutlaka öneriliyor.FARENJİT, BOĞAZDA YANMA VE AĞRIYLA BAŞLIYORBoğazın arka duvarında görülen mikrobik bir iltihapla oluşuyor. Belirtileri arasında şunlar var:- Boğaz ağrısı- Yanma hissi- Yutkunmada zorluk- Ateş- Ses kısıklığıHastalığın tedavisinde, boğaz kültürü alınarak mikrobik olup olmadığı tesbit ediliyor. Test sonucuna göre, antibiyotik tedavisi şekillendiriliyor. Üstelik kültürde mikrobun cinsi ve hangi ilacın kullanılacağı da belli oluyor. Hatta tedavi sonrası kontrol kültürü ile tedavinin başarısının araştırılması gerekiyor. Korunma, boğaz enfeksiyonu geçirdiğini bildiğiniz kişilerden çocukları uzak tutmakla mümkün oluyor. Yakın teması engellemek, çocukları kapalı, havasız ortamlardan uzak tutmak da bir çözüm.SİNÜZİT OLMAMAK İÇİN SAÇINIZI KURULUYINGenellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında oluşuyor. Kafa kemiklerinin içindeki boşlukların enfeksiyonu olarak biliniyor.Belirtileri arasında şunlar var:- Sürekli devam eden baş ağrısı (alında ve yanaklarda)- Burun akıntısıHastalığın tedavisi hakkında bilgi veren Dr. Ali Kaya, “Kemiklerin içindeki boşlukların havalandırılması için, tıkanıklığı giderici ilaçlar, iltihaba karşı antibiyotik daha ileri safhalarda ise cerrahi müdahale gerekiyor” dedi. Sinüzit çok kolay tekrarladığı için, koruyucu tedavi büyük önem taşıyor. Yüz kemiklerinin soğuğa karşı korunması gerekiyor. Terleme sonrası soğuğa maruz kalmak, spor aktivitelerinden sonra, saçların iyice kurulanmadan dışarı çıkılması temel etken. Kışın soğuk havalarda koruyucu başlık kullanılması önemli.İKİ AYLIKTAN BÜYÜK ÇOCUKLARA ZATÜRRE AŞISIZatürrenin en sık görülen nedenleri arasında alt solunum yolu enfeksiyonları geliyor. Akciğer içindeki küçük kesecikler iltihap ile doluyor. Zatürrenin en sık nedenleri, bakteriler ve virüslerden kaynaklanıyor. Belirtileri şöyle:- Ateş- Titreme- Öksürük- Balgam çıkarma- Göğüs ağrısı- Halsizlik- Kırıklık- İştahsızlıkTedavisinde, bakteriyel ise antibiyotik kullanılıyor. Viral ise detekleyici tedavi yeterli. Antibiyotiklerin erken kesilmemesi gerekiyor. Şikayetler geçse bile doktorun söylediği süreye uyulması önemli. Ağrı kesiciler, ateş düşürücüler, balgam söktürücüler de tedavide kullanılıyor. Korunmada, genel koruyucu tedbirlerin yanında, zatürre aşısı özellikle öneriliyor. Zatürre aşısı iki aylıktan büyük her çocuğa uygulanabiliyor.mystical2008-12-02 14:47:51
feelings
30.05.2008, 14:38
Sarılık nedir ?Sarılık yenidoğan bebeğin cildinin ve göz aklarının sarıya boyanmasıdır. Eritrosit dediğimiz kırmızı kan hücrelerinin yıkımı sonucu ortaya çıkan, bilirubin denen sarı renkli bir madde kanda aşırı birikirse sarılığa neden olur.Yenidoğan bebeklerde neden görülür ?Normalde kanda biriken bilirubin karaciğer tarafından tutulur ve safra ile barsaklara salgılanır. Daha sonra dışkı ile atılır. Karaciğerin bilirubini yıkım hızından daha fazla bilirubin oluşacak olursa, sarılık ortaya çıkar. Bu durumun birkaç nedeni vardır.Yenidoğan bebeğin karaciğeri henüz gelişmesini tamamlamamıştır. Bu yüzden vücutta biriken bilirubini yeteri kadar uzaklaştıramaz,Yenidoğan bebeklerde karaciğerin yıkabileceğinden daha fazla bilirubin oluşur,Bebeğin barsaklarına salgılanan bilirubinin büyük bir kısmı dışkı ile dışarı atılamadan tekrar geri emilir. Bilirubin nedir ?Kana rengini veren kırmızı kan hücreleri, hemoglobin denen bir madde içerirler. Yaşam süreleri kısa olan bu hücrelerin, ölmesi sonucu ortaya çıkan hemoglobin sarı renkli bilirubine dönüşür. Normal yenidoğanlar ihtiyacından fazla kırmızı kan hücrelerine sahip olduklarından ve karaciğerleri henüz yeteri kadar olgunlaşmadığından oluşan bilirubini hemen kandan uzaklaştıramazlar. Daha büyük bebekler, çocuklar ve erişkinler bilirubini çabucak kandan uzaklaştırırlar.Bebeğimin sarardığını nasıl anlayacağım ?Anne ve babalar bebeklerinin cildinde ve göz aklarındaki renk değişikliğine dikkat etmelidirler. En iyisi bebeğin doğal ışıkta değerlendirilmesidir. Sarılık önce yüzde ardından, gövdede fark edilir. Sarılık ilerledikçe ayaklara doğru yayılır. Parmağınızla bebeğin burun ucuna veya alnına nazikçe basıp çektiğinizde normalde cilt beyaz görünür. Şayet sarı renk görülüyorsa bebeğinizin doktorunu arayarak sarılığını kontrol etmesini isteyin.Sarılığın tipleriFizyolojik sarılık (normal sarılık, kundak sarılığı)Sağlıklı, zamanında doğan yenidoğanların %50’ den daha fazlasında sarılık görülür. Yenidoğan bebeklerin karaciğerlerinin henüz yeteri kadar olgunlaşmamasına bağlıdır. Genellikle 2 ile 4. günde görülür. Bir iki hafta içinde kaybolur.Prematüre bebeklerin (zamanından önce doğan bebekler) organları gelişimlerini tamamlamamıştır. Karaciğerleri oluşan bilirubini çabucak temizleyemez. Ayrıca bebek hasta ve beslenmemişse barsaklarındaki bilirubini dışkı ile atmaları gecikir. Bu bebeklerin bilirubinleri daha fazla yükselir ve zamanında doğan bebeklere göre daha uzun sürer.Anne sütü sarılığıAnne sütünde bulunan bazı maddeler sarılığa neden olabilmekte, bilirubin değerleri 20 mg’ın üzerine çıkabilmektedir. Anne sütüne bağlı sarılık 4-7. günlerde başlar. Bir haftadan fazla sürecek olursa doktora danışarak bir iki gün anne sütüne ara vermek gerekebilir. Bu arada bebek mama ile beslenebilir. Anne sütü verilmediği sürede annenin göğüslerinin pompa ile boşaltılarak sütün azalması veya kesilmesi önlenmelidir.Kan grubu uyuşmazlığıEğer bebek anne kan grubundan farklı kan grubuna sahipse, anne bebeğin eritrositlerini tahrip edici antikor üretebilir. Kan grubu uygunsuzluğuna bağlı sarılık genellikle hayatın ilk günü başlar. Anne ile bebek arasındaki Rh uygunsuzluğu ağır sarılığa neden olur. Ancak anneye doğumdan sonraki ilk 72 saat içinde RhoGam denen ilacın enjeksiyonu ile annede antikor oluşması önlenebilir. Böylece daha sonraki bebek korunmuş olur. Rh uygunsuzluğu genellikle ilk bebeklerde görülmez. Ancak Rh (-) kan grubuna sahip annelerin ilk gebelikleri dahi olsa Doğum Uzmanı tarafından yakından izlenmesi uygun olur.Bulgular ve tanıBebeğin topuğundan alınan az miktarda kan ile bebeğin sarılığına bakılabilir. Sağlıklı zamanında doğan bebeklerde hayatın ilk haftasında bilirubin 12 mg’ın altındadır. 17 mg’ın üzerindeki değerler daha fazla tetkik ve tedavi gerektirir.Sarılık bebeğime zarar verebilir mi ?Kandaki bilirubin çok yükselecek olursa bebeğe zarar verebilir, beyinde hasar yapabilir. Kandaki yüksek bilirubin değerlerinin bebeğe zarar verebilmesi için bebeğin doğumdan sonraki yaşı gün olarak ve başka sağlık sorununun olup olmadığı da önemlidir.Sarılık nasıl tedavi edilir ?Hafif sarılıklarda tedavi gerekli değildir. Eğer sarılık yükselmeye devam eder, bebek kendisi bilirubini temizleyemez ise fototerapi denen özel ışınlar veya diğer tedavi yöntemleri ile tedavi gerekebilir. Fototerapide mavi ve beyaz ışık yayan floresan lambaları kullanılır.Böylece bebeğin vücudunda biriken bilirubin kolayca atılacak şekle dönüşür. Bebeğe çıplak olarak fototerapi uygulanır. Bebeğin gözünü ışınlardan korumak için göz bağı kullanılır. Bu işlemlerin uygulanabilmesi için bebeğin birkaç gün hastanede kalması gerekir.Bebeğinize fototerapi uygulanması gerektiğinde, doktorunuzla tedavinin ne kadar süreceğini ve nerede uygulanacağını konuşmak uygun olur. Bazı pediatristler ışın tedavisini portatif fototerapi aygıtı ile evde uygulamak isteyebilirler.Sarılıklı bebeğe uygulanan diğer tedavi yaklaşımları; bebeğin anne sütüyle veya anne sütü yetersiz ise mama ile sık sık beslenmesidir. Böylece mekonyum dediğiniz bilirubinden zengin dışkı bir an önce atılır.Çok yüksek bilirubin değerlerinde uygulanan diğer bir tedavi yaklaşımı kan değişimidir. Bu uygulamada bebeğin kanı uygun taze kan ile değiştirilerek bilirubin vücuttan uzaklaştırılır.Doktorumu ne zaman arayacağım ?Sarılık bebeğin hayatının ilk 24 saati içinde ortaya çıkmışsa,Bebeğin 37.8oC’den yüksek ateşi varsa,Bebek hasta görünüyorsa (emmesi, ağlaması zayıf, hareketleri az),Bebeğin sarılığı 7 günden sonra koyulaşıyorsa,Bebeğin sarılığı iki haftadan fazla uzamışsa,Bebek yeteri kadar kilo almıyorsa, Bebeğimin sarılığı ne kadar süre devam edecek ?Sarılığın süresi bebekten bebeğe değişir. Sarılık fark edildikten sonraki birkaç gün içinde yükselir daha sonra yavaş yavaş düşer. Anne sütü alan bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre sarılık biraz daha uzun süre gözlenebilir. Bu durumda bilirubin seviyeleri düşüktür ve bebeğe zarar vermez.Bebeğinizde sarılık şüphesi veya sarılık varsa doktorunuza sormanız gereken sorular ?Bebeğimin sarılığı var mı ?Bebeğimin bilirubin seviyesi ne kadar ?Nedeni hakkında ne düşünüyorsunuz ?Anne sütüne ara vermeli miyim ?Işın tedavisine ihtiyacı var mı ?Evde ne yapabiliriz ?mystical2008-12-02 14:55:30
feelings
02.06.2008, 11:48
BEBEKLERDE EN SIK GÖRÜLEN GÖZ RAHATSIZLIKGörme kusurları (miyop, hipermetrop, astigmat), şaşılık, göz tembelliği, doğuştan katarakt, doğuştan göz tansiyonu (glokom), doğuştan gözyaşı kanalı tıkanıklığı, doğuştan anomaliler, bazı göz tümörleri olarak sıralanabilir.BEBEK NE ZAMAN GÖZ DOKTORUNA GÖTÜRÜLMELİDİR?Anne-baba, bebekte veya çocukta herhangi bir göz rahatsızlığından şüpheleniyorsa hemen bir göz doktoruna başvurmalıdır. Göz muayenesi için bebeğin belirli bir aya veya yaşa gelmesi beklenmemelidir. Bebeklerde ve küçük çocuklarda göz muayenesi genellikle çok güç olmaktadır, fakat imkansız değildir. Eğer bebek çok ağlar ve muayene olmaya kesinlikle karşı koyarsa narkozla muayene edilmelidir. Böylece herhangi bir rahatsızlık varsa erkenden teşhis edilip tedaviye başlanır.BEBEKLERDE VE ÇOCUKLARDA GÖRME BOZUKLUKLARI BELİRTİLERİ:Bebekte içe kayma varsa çoğunlukla, hipermetropi ve görme tembelliği ile birliktedir. Bu durumda tedavi için bebeğin büyümesinin beklenmesi yapılabilecek büyük bir hatadır. Çünkü şaşılıklarda, hiç beklenilmeden bir an önce gözdeki bozukluğun ve derecesinin, varsa görme tembelliğinin tespit edilip hemen uygun gözlüğün verilerek uygun tedaviye başlanılması son derece önemlidir. Ayrıca, bebeklerde ve çocuklarda şaşılık olmaksızın görmelerinde bir zayıflık hissedilirse, örneğin çocuk televizyonu çok yakından izliyorsa, kitaba-deftere çok yaklaşarak okuyup-yazıyorsa, gözlerini sürekli kırpıştırıyorsa, başına belirli bir pozisyon vererek görmeye çalışıyorsa, gözlerini kısarak bakıyorsa, bir gözünü kapatarak veya kısarak diğer gözüyle görmeye çalışıyorsa hemen muayene edilmeli ve bir görme bozukluğu teşhis edilirse gözlük takılmalı veya gerekli tedaviye geçilmelidir.BEBEKTE GÖZYAŞI KANALI TIKANIKLIĞI:Yeni doğan bebeğin bir veya her iki gözünde sürekli sulanma ve çapaklanma görülürse, göz yaşı kanallarının doğuştan tıkalı olabileceği düşünülerek bir göz doktoruna başvurulmalıdır. Teşhis doğrulanırsa doktor önce göz yaşı kesesine masaj yapılmasını ve bazı göz damlalarının kullanılmasını tavsiye edecek, sulanma ve çapaklanma düzelmediğinde ise narkoz altında göz yaşı kanalının açılmasını önerecektir. Doğuştan göz yaşı kanalı tıkanıklığı, bebek 18 aylık olmadan önce tedavi edilmelidir. Çünkü 18 aylıktan önce basit bir girişimle düzeltilebilen bu problem için ileri yaşlarda ameliyat gerekli olmaktadır.DOĞUŞTAN KATARAKT:Yeni doğan bebeğin gözbebeğinde beyazlık görüldüğünde, hemen doktora başvurulmalıdır. Bu durum, çoğunlukla doğuştan kataraktın belirtisidir; tek gözde veya her iki gözde olabilir ve ameliyatı gerektiren bir durumdur. Yine gözbebeğinde beyazlık veya parlama ile ortaya çıkan ve bebeklerde görülen bir göziçi tümörü de mevcuttur. Bu durum da acil olarak doktora başvurmayı gerektiren önemli bir hastalıktır.DOĞUŞTAN GLOKOM (GÖZ TANSİYONU):Yeni doğanlarda görülen önemli bir hastalık da, doğuştan glokomdur (göz tansiyonu yüksekliği). Bu hastalık başlangıçta bir belirti vermediği halde ilerledikçe bebeğin gözünün irileştiği, büyüdüğü dikkat çeker, ayrıca ışığa bakamama sulanma gibi belirtiler de tabloya eklenir. Tedavi edilmediği takdirde hastalığın ilerleyen dönemlerinde, gözün saydam tabakasının zamanla bulanıklaştığı ve giderek beyazlaştığı görülür. Bu durumda bebek, giderek görmesini kaybedecektir. Hastalık başlangıç döneminde teşhis edildiğinde, yapılacak ameliyatla göz tansiyonu düşecek ve görme kaybı önlenecektir. Fakat doğuştan glokomlu bebeklerde, ameliyattan bir süre sonra göz tansiyonu tekrar yükselebilir ve tekrar ameliyat gerekebilir. Bebeklerde görülen glokom, erişkinlerde görülen glokoma göre daha inatçı bir glokom türü olup bazen birkaç ameliyat bile gerekebilir. mystical2008-12-02 14:56:34
feelings
24.06.2008, 12:06
PAMUKÇUKBelirtiler :Bebeğin ağzında , ağzının içinde ve çevresinde süte benzer ince bir tabakadır. Yanak iç tarafları bazen dilde , damakta ve dişetlerinde peynire benzeyen çıkıntılı beyaz lekeler şeklinde görülür.En çok yenidoğanda görülür fakat bazen daha büyük bebeklerde görülebilir. Özellikle antibiyotik verilen bebeklerde bu enfeksiyon oluşur. Etken ve bulaşma :Pamukçuk olarak bilinen mantar enfeksiyonu bebeğinizin ağzında sorun oluştursa da , aktivitesine daha önceden doğum kanalında monila sınıfı mantar enfeksiyonu olarak başlamıştır ve bebeğinizin bu enfeksiyonu aldığı yer de orasıdır.Enfeksiyonun etkeni Kandida albicans’tır ve bu organizma normalde ağız ve vajinada yaşar. Diğer mikroorganizmalarla aynı anda kontrol edilir ve genelde problem çıkarmaz. Fakat bu denge bozulduğu zaman hastalık , antibiyotik kullanımı ve hormonsal değişiklikler(gebelik gibi)- mantar için uygun olan koşullar oluşur.Teşhis :Pamukçuk ağızda meydana gelen hafif bir mantar enfeksiyonudur.Yanakların iç tarafına , dilin üzerine ve ağzın tavanına sürülmüş beyazımsı lekelere benzer. Eğer beyaz leke kazınılırsa , altında deri yanmış gibi görünür ve kanayabilir. Pamukçuk sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde meydana gelir.Pamukçuk olan bebeğin ağzı yaradır. Bebek emzirilirken rahatsızdır ve hatta emzirilmeyi reddedebilir. Eğer bebeğinizde pamukçuk olduğundan kuşkulanıyorsanız doktora başvurun . Teşhis koymak için çoğunlukla parmak suretiyle bile muayene yeterli olmaktadır.Tedavi :Sağlıklı bir yeni doğmuş bebek genellikle hastalığı kendi başına yenebilmektedir. Fakat özellikle pamukçuk geniş bir alana yayılmışsa bazı antimantar ilaçlar iyileşme sürecini hızlandırabilir.Maya enfeksiyonun kendisi tehlikeli değildir ancak ağrı yapar. Enden olarak antimantar ilaçlarla tedavi edilmezse komplikasyon görülür.mystical2008-12-02 14:57:57
butterfly
26.08.2008, 12:00
Çocuklarda Şaşılık ve Göz TembelliğiGözlerin görme eksenlerinin paralelliğin bozulmasına şaşılık denir. Her iki gözden birisi ya da ikisi birden bakılan objeye odaklanamaz. Strabismus denilen bu duruma göz kürelerinin hareketini sağlayan adalelerin kusuru neden olmaktadır. Altı grup adale göz kürelerinin her türlü devinimi yapmasını sağlar. Bu adalelerden bazılarının görevini yapamaması sonucunda göz sağlam olan adale tarafından kendi yönüne doğru çekilir. Bu nedenle kayan göz küresinin baktığı taraf sorunlu olan değil sağlam adale grubudur. Şaşılıkların bir bölümü, özellikle bebeklerde daha fazla görülen çeşidi gerçek şaşılık değil, yalancı kaymadır. Bu yalancı şaşılıkların nedenleri göz kapaklarının ve göz kürelerinin yapısı veya optik eksenlerden birinin düzensizliği nedeniyle ortaya çıkan yanıltıcı bir görünümdür. Bu durumun tam olarak aydınlatılabilmesi için mutlaka bir göz muayenesi yapılmalıdır.Şaşılıkların bazıları ise her zaman kolaylıkla anlaşılmaz. Bunlar gizli şaşılık olarak da adlandırılabilir. Bilgisayar monitörüne, televizyona uzun süreli bakma sonucunda, okuma gibi uğraşlar sırasında göz yorgunluğu, baş ağrısı, çift görme, bulanık görme ve okuma zorluğu gibi şikayetler ile kendini gösterir.Şaşılığın meydana gelmesinde ailesel kalıtım, geçirilmiş ateşli hastalık, kafa travması, zeka geriliği, göz kaslarının doğumsal anormallikleri, görmeyi bozan göz hastalıkları (katarakt, göz tümörleri gibi), gözlük gerektiren kırma kusurları etkili olabilir. Hamilelik döneminde ve doğum esnasında yaşanılanlar, çocukluk döneminde geçirilen hastalıklar ve havale gibi durumlar da şaşılık için risk faktörü oluşturabilirler.Doğuştan olan kaymalar genellikle gözlük gerektirmeyen, erken dönemde (6 ay - 2 yaş) ameliyat edilmesi gereken kaymalardır. Kaymaların büyük çoğunluğu ise 2-3 yaş civarında ortaya çıkar ve genellikle gözlükle tam olarak düzelebilir. Gözlük takıldığı halde düzelmeyen kaymalara ise ameliyat gerekebilir.Erişkin yaşında ortaya çıkan şaşılıklar, göz hareketlerini yöneten sinirlerde çeşitli sebeplerle (travma, diabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, çeşitli enfeksiyonlar, tümörler veya zehirlenmeler) meydana gelen felçlerden kaynaklanabilir. Öncelikle nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Genellikle çift görme şikayetinin de olduğu bu kaymalarda belirli bir süreyi takiben cerrahi gerekebilir. GÖZ TEMBELLİĞİÇocukluk çağı kaymalarındaki en önemli problem, genellikle tek bir gözün kayması nedeniyle ortaya çıkan göz tembelliğidir. Çeşitli kırma kusurları ve görmeyi bozan göz hastalıkları da göz tembelliğine sebep olabilir. Göz tembelliği en basit tanımıyla bir gözün az görmesidir. Görüntünün net oluşmaması sonucu beyindeki görme merkezi fonksiyonunu tam olarak yerine getiremez. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa başarı şansı o kadar yükselir. Çünkü 7 - 8 YAŞLARINDAN SONRA GÖZ TEMBELLİĞİNİN TEDAVİSİ ÇOĞU ZAMAN OLANAKSIZDIR.Erken teşhis edilen göz tembelliğinin tedavisi oldukça basittir. Tedavide iyi gören göz belirli zamanlarda kapatılarak tembel gözün çalıştırılması en sık kullanılan yöntemdir. Göz tembelliğinin tedavisinde cerrahinin yeri yoktur.Şaşılık sadece estetik bir kusur değildir. Tedavide amaç estetik düzeltmeden ziyade, iki gözle fonksiyonel görmeyi sağlamaktır. Tedaviye erken başlanması göz tembelliğinin önlenmesi ve 3 boyutlu görmenin sağlanmasında önemlidir.Bu nedenle şaşılık şüphesi olan her çocuğun belirli bir yaşa gelmesi beklenmeden göz hekimine götürülmesi gerekir.Tedavide gözlük camları, prizmalar, göz damlaları, göz egzersizleri, kontakt lensler, göz kapamaları ve şaşılık ameliyatları uygulanır.Şaşılık ameliyatları çoğunlukla genel anestezi altında gerçekleştirilir. Ameliyatların temel prensibi göz küresine yapışık kasların kuvvetinin azaltılması yada arttırılması veya yerlerinin değiştirilmesi esasına dayanır. mystical2008-12-02 15:03:26
butterfly
26.08.2008, 12:02
Doğuştan Eğri BoyunÇocuklarda doğuştan eğri boyun (tortikollis) görülebilmektedir. Bu durumun erken farkedilerek gecikmeksizin tedavi edilmesi gerekmektedir. Tedavide geç kalınması halinde gerçek bir düzelme sağlanamamaktadır.Boyun eğriliği sıklıkla başın sağ tarafa doğru eğilmesi şeklinde görülmektedir.Bir çok sebebi vardır : boynumuzun yan tarafındaki adelenin damarı doğum esnasında sıkışır ve adele birsüre kansız-oksijensiz kalınca yapısı değişir, kasılı kalır, uzunluğu azalır ve boynu o tarafa doğru eğer.Kemiklerdeki eğrilikler, eksiklikler , bazen de görme bozuklukları boyun eğriliğinin diğer sebebleridir.Doğduktan sonra aile farkedemezse, eğrilik gittikçe artar. Bir yaşından sonra ameliyat gerektirecek dereceye ve sertliğe ulaşır.Bu devrede de tedavi edilmezse, çocuğun yüzü eğriliğin olduğu tarafta küçük kalır. Bu devreden sonra yapılan ameliyattan sonra boyun eğriliği düzelse bile, yüzdeki asimetri ( bir tarafın küçük, bir tarafın büyük oluşu ), baki kalır.Çocuk üç aylık oluncaya kadar anne kendisine öğretilen boyun egzersizlerini yapar, çocuğu eğriliğin olduğu tarafa yüksek yastıkla , ters tarafa yastıksız yatırırsa büyük bir ihtimalle boyunda düzelme olur. Aksi takdirde, 3.aydan sonra boynu düzgün tutan sargılar ve cihazlar kullanılır.1 yaşından sonra hala düzelmemiş boyunlarda, eğriliğe sebeb olan adele kesilerek veya bir kısmı çıkarılarak, eğrilik düzeltilir.mystical2008-12-02 14:58:53
butterfly
26.08.2008, 12:04
Orta Kulakta Sıvı ve Kulak TüpüOrta kulakta sıvı toplanması, çocuklarda sık rastlanan bir durumdur ve genellikle östaki tüpünün yetersiz çalışmasına ve orta kulak iltihaplarına (otitis media) bağlıdır. Altı ay ile 6 yaş arasındaki çocukların çoğu, bir veya birkaç kere orta kulak iltihabı geçirir. Daha büyük çocuklarda orta kulak iltihabı geçirme olasılığı daha düşüktür. Eğer orta kulak iltihabı tedavi edilmezse, çocuğunuzda kalıcı işitme kaybı gelişebilir.Otitis media ve Orta kulakta sıvı toplanması nedir?Otitis media orta kulak boşluğunun iltihabıdır. Orta kulak, kulak zarının hemen arkasında bulunan havayla dolu bir boşluktur. Kulak zarı titreştiğinde, orta kulaktaki küçük kemikçikler de titreşirler ve sesin iç kulağa, buradan da sinirler yoluyla beyine iletilmesi sağlanır. Burnun gerisindeki geniz bölgesi ile orta kulak arasında bulunan ve "östaki tüpü" adı verilen küçük bir tüp, dış ortam ile orta kulağın basıncının aynı olmasını sağlar. Esneme veya yutkunma sırasında bazen kulağınızdan gelen sesler, östaki tüpünün o anda orta kulağa hava taşımasına bağlıdır.Bakteri ve virüs cinsi mikroplar, östaki tüpü yoluyla orta kulağa ulaşabilirler. Bunun sonucunda orta kulakta iltihap sıvısı toplanır. Orta kulak iltihabı tedavi edilmediğinde veya tekrarlayan iltihaplanmalar olduğunda orta kulaktaki sıvı birikimi sürekli hale gelebilir.Çocuklarda östaki tüpü fonksiyonu, erişkinlerde olduğundan daha yavaş ve daha yetersizdir. Östaki tüplerinin bu yetersiz fonksiyonu, çocuklarda tüplerin burun gerisindeki açıklıklarına yakın olan geniz etinin iltihaplanmalarında daha da bozulur. Allerji ve sinüzitler de bazen östaki tüpü fonksiyonunun bozulmasına neden olurlar. Bu faktörler, östaki tüplerinin orta kulağa yeterince hava götürememesine neden olur. Bu durumun sürekli olması halinde orta kulaktaki hava hücreler tarafından kullanılır ve havanın yerini bir tür sıvı alır. Orta kulak sıvısı tek başına kulağa zarar vermez; ancak sıvı varlığında işitmede azalma olur ve orta kulakta mikropların üremesi, dolayısıyla da yeni orta kulak iltihaplarının gelişmesi kolaylaşır.Otitis media'nın belirtileri nelerdir?Çok küçük çocuklar nerelerinin ağrıdığını, dolayısıyla kulak ağrısını da tam ifade edemeyebilirler. Orta kulak iltihaplarının çoğu, çocuğun son 10 gün içinde geçirdiği bir soğuk algınlığını takiben gelişir.Çocuğunuzda aşağıdaki belirtilerden biri veya birkaçı varsa orta kulak iltihabından şüphelenmeniz gerekir: * sürekli kulaklarını çekiştirmesi ve kaşıması * huzursuzluk * iştah azalması ve uyku düzeninde değişiklik * kulak akıntısı * işitme güçlüğü * ateş Çocuğunzda orta kulak iltihabından şüpheleniyorsanız doktorunuza başvurunuz. Doktorunuz çocuğunuzun kulağına otoskop adı verilen ışıklı bir aletle bakacak ve gerekiyorsa timpanometri adı verilen bir işitme testi isteyecektir. Eğer çocuğunuzun kulağında iltihaplanma tespit edilirse tedaviye hemen başlanacaktır. Eğer iltihaplanma görülmüyorsa ve çocuğunuzda işitme kaybı varsa, bu durumda doktorunuz işitme kaybının diğer nedenlerini araştırmaya başlayacaktır.Otitis media'nın tedavisi - Ameliyat ne zaman gerekir?Son yıllarda birçok çocuğa kulak tüpü takıldığını duymuşsunuzdur; ancak cerrahi tedavi, otitis media'da ilk tercih edilen tedavi yöntemi değildir. Bakterilerin neden olduğu orta kulak iltihaplarında antibiyotik tedavisi çoğu zaman başarılıdır. "Dekonjestan" adı verilen ve soğuk algınlıklarında kullanılan ilaçlar da, orta kulak sıvısının toplandığı durumlarda östaki tüpünü açmak ve sıvının buradan boşalmasını sağlamak amacıyla sık olarak kullanılırlar. İlaç tedavisiyle orta kulak iltihabı ve orta kulak sıvısı düzelebilir; ancak, östaki tüpünün yetersiz fonksiyonu nedeniyle yeni bir soğuk algınlığında orta kulakta tekrar iltihaplanma veya sıvı toplanması görülebilir.Eğer çocuğunuzun orta kulak iltihabı antibiyotik ve dekonjestanlarla tedaviye cevap vermezse, ya da kulaktaki sıvı birikimi sürekli hale gelirse doktorunuz orta kulaktaki sıvıyı uzaklaştırmak için cerrahi tedavi önerebilir. Ameliyatta kulak zarına küçük bir tüp yerleştirilir ve orada bırakılarak orta kulağa tüp yoluyla hava gitmesi sağlanır. Kulak tüpleri, yerleştirildikten sonra genellikle tekrar orta kulak iltihabı gelişmesini önlerler.Kulak tüpü ameliyatı sırasında neler olur?Eğer ameliyatın ne olduğunu anlayabilecek yaşta ise, çocuğunuza onu nelerin beklediğini anlatarak kendini ameliyata hazırlamasına yardımcı olabilirsiniz.Kulak tüpü ameliyatında : * çocuğunuz, genel anestezi verilerek uyutulacaktır. Bu, ameliyatın bir ameliyathanede yapılacağı ve çocuğunuzun ameliyat sırasında bir anestezi uzmanı tarafından izleneceği anlamını taşır. * çocuğunuz yaklaşık 15 dakika süreyle uyuyacaktır * cerrah, kulak zarına kulak yolundan müdahale edecektir. Kulak tüpü takılması için deride bir kesi yapılmasına gerek yoktur. * cerrah, kulak zarında yaklaşık 2 mm çapında küçük bir delik açacak ve orta kulaktaki sıvıyı buradan boşaltacaktır. * cerrah, kulak zarında açılan deliğe 1-2 mm çaplı küçük bir plastik veya metal tüp yerleştirecektir. Çocuğunuz uyanma odasında ayılacaktır. Solunum güçlüğü veya kanama belirtisi olması halinde tekrar ameliyathaneye alınması gerekebilir. Genellikle hastanede toplam kalış süresi, aynı anda geniz eti veya bademcik ameliyatı yapılmamışsa birkaç saatten uzun değildir.Kulak tüpü ameliyatından sonra çocuğuma özel bir bakım gerekecek mi?Kulak tüpleri, orta kulağa hava gitmesini sağlayarak genellikle tekrarlayan orta kulak iltihaplarını önlerler. Bununla birlikte, kulak tüpü takıldıktan sonra kulak yolundan orta kulağa su girmesi ihtimali ortaya çıkar. Bu durumda, sudaki bakteri ve virüs cinsi mikropların orta kulakta iltihaba neden olması mümkündür. Bu nedenle, kulak tüpü takıldıktan sonra suyla ilişkili her türlü faaliyette (yüzme, banyo, duş, vs.) çocuğunuzun kulak yolunu tıkamanız gerekir. Doktorunuz kulak tıkacını nasıl hazırlayacağınızı veya ne tür bir tıkaç temin etmeniz gerektiğini size açıklayacaktır.Kulak tüpü, kulak zarında genellikle 6-12 ay süreyle kalır; daha sonra kendiliğinden kulak yoluna düşer ve kulak zarında tüpün takıldığı delik kendiliğinden kapanır. Tüp, kulak kanalından dışarı çıkmaz; bu nedenle tüpün kulak zarından düşüp düşmediğini görmeniz mümkün değildir. Tüpün kontrolunu belli aralıklarla doktorunuz yapacaktır.Eğer tüp kendiliğinden düşmezse, doktorunuz 12 ay ile 3 yıl arasındaki bir sürede tüpün alınması gerektiğini bildirecektir. Kulak tüpleri, orta kulak iltihaplarının önlenmesinde oldukça etkili olmakla birlikte, tek bir uygulama kesin tedavi için yeterli olmayabilir. Tüpler ancak yerinde kaldıkları süre içinde yarar sağlarlar; tüp düştükten sonra iltihabın tekrarlaması halinde tüpün yeniden takılması gerekebilir.mystical2008-12-02 15:00:50
butterfly
26.08.2008, 12:26
Çocuklarda Kalpte ÜfürümDoktorum bebeğimin kalbinde üfürüm olduğunu, ama önemli olmadığını söylüyor. Yine de ürkütücü."Kalp sözcüğü ne zaman bir teşhisin içinde geçerse ürkütücüdür. Ne de olsa kalp yaşamı devam ettiren bir organdır, herhangi bir bozukluk ihtimali korkutucudur, özellikle de daha yaşama yeni başlayan bir bebeğin anne-babası için. Ancak bir kalp üfürümü söz konusu olduğunda, vakaların çok büyük bir kısmında gerçekten de üzülecek bir şey yoktur.Doktor bebeğinizin kalbinde üfürüm olduğunu söylediği zaman, bu, muayene sırasında kanın kalp içinde akarken oluşturduğu türbülanstan kaynaklanan anormal sesler duyduğu anlamına gelir. Doktor ne tür bir anormalliğin üfürüme yol açtığını, seslerin yüksekliğine (zorlukla duyulabildiği gibi normal kalp seslerini örtebilecek şiddette de olabilir), duyuldukları noktaya, tipine (müzikal ya da titreşimli, titreşen yayın çıkardığına benzer bir ses, ya da yuvarlanma sesi gibi) dayanarak çoğu kez söyleyebilir.Genellikle muhtemelen sizin bebeğinizde olduğu gibi üfürüm gelişmekte olan kalbin düzensiz şeklinden kaynaklanmaktadır. Bu tür bir üfürüm "masum" ya da "fonksiyonel" olarak adlandırılır ve çoğu kez doktorunuzun stetoskop ile yaptığı basit bir incelemeyle teşhis edilebilir. İleri testlere, tedaviye ya da aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Üfürümün duyulduğu bebeğinizin sağlık kayıtlarında yer alacaktır, böylece daha sonraki tarihlerde bebeğinizi muayene eden doktorlar böyle bir üfürümün hep olduğunu bilecektir. Sıklıkla kalp gelişimini bütünüyle tamamladığında üfürüm de kaybolur.Ancak takip altına alınması gereken kalp üfürümleri de vardır. Bazıları kendiliğinden iyileşir, ancak bazıları da tıbbi ya da cerrahi tedavi gerektirebilir ve daha da kötüleşebilir. Eğer bebeğinizdeki üfürüm bir problem ise, doktorunuz bunu size söyleyecek ve tedavi önerecektir. Birçok durumda üfürümleri olan çocuklar normal aktivitelerini sürdürebilirler - ve sürdürmelidirler- . Bunun istisnası iyi gelişmeyen, ya da egzersiz sırasında nefesi daralan veya moraran çocuklardır.Kim ne derse desin endişeniz devam ediyorsa, bebeğin doktoruna üfürümün tipinin tam olarak ne olduğunu ve şimdi ya da ileride problemlere yol açıp açmayacağını sorabilirsiniz. Eğer aldığınız cevaplar tatminkâr değilse konsültasyon için bebeğinizin bir çocuk kardiyologuna sevk edilmesini isteyebilirsiniz.mystical2008-12-02 15:02:10
mor_kedi
25.09.2008, 03:27
ORTA KULAK İLTİHABI (Ottitis Media - OTİT)
Otit kulak zarının arka kısmının iltihaplanmasıdır. Çoğu zaman üst solunum yolları enfeksiyonları ile berabergörülür.Bebeklerde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Östaki boruları kısa ve dar olduğundan bebeklerin kulak enfeksiyonlarına yakalanma olasılıkları çoktur. Bebeklerin bazıları sadece bir veya iki defa bu hastalığı geçirip bir daha yakalanmazken, bazıları hiç kulakiltihabı olmazlar Bazıları ise okul öncesi yıllarına kadar sık aralıklarla kulak iltihabı olurlar.
Belirtiler:
Bebekler neresinin ağrıdığını söyleyemediği için bunu anlamak daha güçtür. Daha büyük çocuklar kulaklarınınağrıdığını söyleyebilirler.
Akut orta kulak iltihabında genellikle şu belirtiler görülür:
Özellikle geceleri artan kulak ağrısı (Bebekler bazen kulaklarını elleriyle ovar, çeker veya tutarlar; fakat genellikle ağlamak dışında ağrılarını belirten başka bir hareket yapmazlar, hatta bazen bunu bile yapmazlar. Bebek eğer süt emerken veya biberonla beslenirken kulak ağrısı nedeniyle ağlıyorsa bunun nedeni kulak ağrısının çene kemiğine vurmasıdır).
Hafif ateş
Rahatsızlık ve huzursuzluk hali
Genellikle işitme kaybı (geçicidir ancak tedavi edilmeden aylarca kendi halinde bırakılırsa kalıcı olabilir).
Nadiren Mide bulantısı
Bazen İştah kaybı
Nadiren kulak zarının muayenesinde önce pembe bir renk göze çarpar ve sonraları kırmızılık ve şişkinlik görülür ( gerçi bebeğin kulağı ağlama nedeniyle de kızarabilir) Tedavi edilmezse basınç kulak zarını patlatarak kulak kanalına iltihap dolmasına ve daha çok acı vermesine neden olur. Kulak zarı zaman içinde kendiliğinden iyileşebilir, fakat tedavi, daha ilerde olabilecek hasarı önler.
Bazen kulak içinde su bulunması dışında hemen hemen hiçbir belirtiye rastlanmaz.
Bazen emme veya yutma sırasında hava kabarcığı patlamasına benzer ses duyulması.
Benzer belirtiler yabancı cismin kulağa kaçması durumunda ve solunum yolu enfeksiyonları sırasında ağrışeklinde ortaya çıkabilir.
Nedenleri :
Bazı alerjinler orta kulak iltihabı yapabileceği gibi , asıl neden bakteri veya virüslerdir. Bebekler ve küçükçocuklar dar ve kısa östaki borularına sahip oldukları , kulak iltihaplarına neden olabilecek üst solunum yoluenfeksiyonlarına sıklıkla yakalandıklarından, gelişmemiş bağışıklık sistemleri olduğundan veya genellikle sırt üstüyatarken beslendikleri için orta kulak iltihabı olabilirler.
Çocuklarda ve bebeklerde büyüklere nazaran, östaki borusu kısa olduğu için mikroplar kolaylıkla bu yoldanorta kulağa geçebilirler. Bu boruların kısa olması en ufak bir soğuk algınlığında şişmeden dolayı kolaycatıkanmasına da neden olur. Tıkanık borudan geçemeyen sıvı orta kulakta birikir ve biriken sıvıda bakterilerkolayca üreyebilirler. (genellikle streptokok ve hemoplilus influenza adlı bakteriler)
Bulaşma :
Doğrudan bulaşmaz. Genellikle soğuk algınlığı ve gribi takip eder.
Kulak enfeksiyonu aileden kalıtım ile geçen bir hastalık olabilir.
Tedavi:
Kesinlikle kendi kendinize tedavi etmeye çalışılamamalı.Bakteri enfeksiyonu için doktorun uygun gördüğü antibiyotikler kullanılır. Eğer reçete ile verilmişse kulakdamlası kullanılır. Ağrıyı ve ateşi kesmek için doktora gidene kadar ılık su torbası ile ılık kompres yapılabilir.Bunun dışında kronik enfeksiyonlarda doktorunuzun kulağa genel anestezi altında müdahale etmesigerekebilir. (tüp ile içindeki sıvıyı boşaltma gibi)Kulağın rahatsızlığının kronikleşmemesinden emin olana kadar sık sık muayene edilmesinde fayda vardır. Dikkat: Bazen kulak zarı kendiliğinden delinir ve akar yine doktora göstermek gerekir , çünkü hastalık bitmişdemek değildir.
Korunma:
Etkili bir korunma metodu bilinmemektedir. Ancak aşağıdakiler hastalığa yakalanmış bebekte riskleri en azaindirmede yardımcı olacaktır.
Dengeli beslenmenin, yeterli dinlenme ve düzenli tıbbi bakımın sağlanması
En az 3 ay anne sütü ile beslenme
Bebeğinizin soğuk algınlığı olduğu zaman mümkün olduğu kadar başını yüksekte tutacak bir beslenme ve uyuma biçimi
Bebeğiniz soğuk algınlığı veya alerji olduğunda uçağa bindirmeden önce burun damlası kullanmalı ve bir çok kulak sorununun oluştuğu uçağın havalandığı ve yere indiği zamanlarda bebeğinizi emzirmeli yada biberonla beslemelisiniz.
Bebekler sigara dumanından arındırılmış ortamda bulundurulmalıdır
(bebek.com'dan alıntıdır)
Yenidoğan sarılığıYenidoğanda cilt ve gözaklarının (sklera) sarı bir renk almasıdır. Kan bilirubin düzeylerinin yükselmesi ile oluşur. Yaşlanmış ve bozulmuş kırmızı kan hücreleri tarafından üretilen sarı pigmente bilirubin denir. Biluribin normalde karaciğer tarafından barsak sistemine verilerek atılır. Ancak karaciğer bilirubini yeterli oranda barsağa veremezse kanda birikir ve sarılık oluşur.YENİDOĞAN SARILIĞININ SEBEPLERİ1. Fizyolojik (normal) sarılık:Fizyolojik sarılık vaktinde doğan bebeklerin yaklaşık % 50 sinde, erken doğan bebeklerde ise daha yüksek oranlarda görülür. İlk 24 saatten sonra, genellikle doğumdan sonraki2.veya 3. günde ortaya çıkar. Karaciğerin henüz olgunlaşmaması ve yeterince bilirubin atamamasına bağlı olarak sarılık oluşur. Genellikle ilk bir-iki hafta içinde kendiliğinden kaybolur ve bilirubin düzeyleri zararsızdır.2.Yetersiz anne sütü alımına bağlı sarılık:Yetersiz anne sütü alımına bağlı olarak yenidoğanların yaklaşık % 5-10 unda gelişir. Belirtileri fizyolojik sarılığınkine benzer ancak biraz daha şiddetlidir.3.Anne sütüne bağlı sarılık:Anne sütü alan bebeklerin yaklaşık % 1-2 sinde görülür. Bazı annelerin sütlerinde ürettikleri özel bir inhibitör madde sebep olmaktadır. Bu madde ( enzim ) bebeğin barsaklarından normalden çok daha fazla bilirubini geri emmesine sebep olur. Bu tip sarılık doğumdan sonraki 4-7. günde başlar ; 3.-10.haftaya kadar sürebilir. Genellikle zararsızdır.4.Kan grubu uyuşmazlığı: ( Rh veya ABO uyuşmazlığı)Rh negatif (-) bir kadının bebeği Rh pozitifse (+) gebelik esnasında bebeğe ait eritrositlerin plasentayı aşarak anne kanında bağışıklık cevabına yol açması ile oluşur. Bu bağışıklık cevabı ancak Rh pozitif bir bebeğin doğumundan veya yapılan düşükten sonra ortaya çıkar. Bağışıklık cevabının şiddeti bundan sonra yapılacak her doğumla birlikte giderek artar.ABO uyuşmazlığında ise hemen her zaman anenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A veya B dir. ( Anti A duyarlılığı daha sık, Anti B duyarlılığı daha ağır seyirlidir.)Kan grubu uyuşmazlığında annenin kanında oluşan antikorlar bebeğin kanını yabancı madde olarak algılar ve eritrositlerini parçalar. Eritrositlerin parçalanması ile bol miktarda bilirubin oluşur ve bu da sarılığa sebep olur. Sarılık fizyolojik sarılıktan farklı olarak ilk 24 saatte başlar. Çok ağır tablolara sebep olabilir. Ancak ilk yapılan doğum veya düşükten sonraki 72 saat içinde RhoGam enjeksiyonunun yapılması daha sonra doğurulacak bebeklerin yaşamını tehlikeye atacak antikorların oluşmasını engelleyebilmektedir.TEDAVİ1.Fizyolojik sarılıkta tedavi:Eğer bebeğinizi biberonla besliyorsanız her 2-3 saatte bir beslemeyi deneyin.2.Yetersiz anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:Asıl tedavi anne sütü miktarını arttırmak olmalıdır. Bebek daha sık emzirilmelidir.( Her saat gibi ) Böylece mide barsak sisteminin hareketliliği arttırılır ve bilirubinin gaita yolu ile vücuttan daha çabuk atılması sağlanır.Uyuyan bebeğin de 4 saatlik aralarla uyandırılıp beslenmesi faydalı olacaktır. Sık sık kilo alımı kontrol edilmelidir. Anne sütünün yetmediği durumlarda bir miktar formül mama verilebilir ancak şekerli suyun faydası yoktur.3.Anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:2-3 gün için anne sütünü keserek formül mama ile beslemek yararlı olabilir. Ancak bu süre içerisinde anne sütünün azalmasını engellemek için annenin göğsü sağılmalıdır. Hiçbirzaman için sarılığı engellemek için anne sütü tam olarak kesilmez. 2-3 gün sonra tekrar anne sütüne başlanır. Şekerli suyun formül mamadan daha fazla bilirubin uzaklaştırıcı etkisi olduğu kanıtlanmamıştır.4.Ağır sarılıklarda tedavi: ( Kan uyuşmazlıklarında tedavi)Kandaki bilirubin seviyesinin 20 mg/dl nin üzerine çıkması sağırlık beyin felci ( cerebral palsy) veya beyin harabiyetine neden olabilir. Bu kadar yüksek seviyeler genellikle kan grubu uyuşmazlıklarında görülür.Bu komplikasyonlar fototerapi uygulanarak önlenebilir. Mavi ışık deride biriken bilirubini parçalar ve bilirubin düzeylerini düşürür.Bazı nadir durumlarda ise kan değişimine gitmek gerekebilir. Bebeğin kanı taze kan ile değiştirilir. Ancak fizyolojik sarılıklar bu kadar ağır duruma dönüşmezler.mystical2009-02-24 17:14:02
datceken
05.11.2008, 14:31
Bebeklerde ReflüBebeklerin çoğu mama yedikten veya süt içtikten sonra yediklerini çıkarırlar. Bazı bebeklerde bu aşırıdır ve çok sık meydana gelir ve bu durumlarda bebeğin reflüsü olduğu söylenir. Bu durum midedeki yiyeceklerin yemek borusuna veya ağız içine geri atılmasıyla meydana gelir. İnsanların çoğunda mideden yemek borusuna reflü vardır, ama bunlar genelde hissedilmez ve farkına varmayız.Bebeklerde yediklerini çok sık çıkardığında ebeveynler telaşlanarak doktora başvurma ihtiyacı duyarlar. Genelde bebekte barsaklarda bir tıkanıklık veya bir ülser olduğundan, süte alerjisi olduğundan şüphelenilir. Fakat bebeklerin ve çocukların çoğunda herhangi bir anatomik sorun yoktur ve çocuğun gastrointestinal sisteminin tam gelişmemiş olmasına bağlı olarak gelişir.Reflüsü olan bebeklerin çoğu normal ve sağlıklı çocuklardır. Fakat nörolojik veya gelişimsel anomalisi olan çocuklarda reflü daha büyük bir sorun olmaktadır. Bu çocuklarda reflü çocuğun yeterli besin alamamasına bağlı gelişimini de engeller veya aspirasyon ve akciğer enfeksiyonuna yol açabilir.Bebekler ve çocuklar dertlerini tam olarak anlatamadıklarından reflü belirtilerini tespit etmek zor olabilir. En sık belirtiler;- sık veya tekrarlayan kusmalar- göğüste yanma, gaz veya karın ağrısı,görülebilir. Fakat bunun yanında daha nadir olarak aşağıdaki belirtiler de tespit edilebilir;- tekrarlayan kolik tarzda karın ağrıları,- sık gaz çıkarma,- beslenme sorunları,- gelişimde yavaşlama,- apne,- sık pnömoni (akciğer enfeksiyonu) atakları görülebilir.Nasıl tedavi ederiz?Şunu unutmayın ki bebeklerin çoğunda reflü kendiliğinden düzelmektedir. Verilen tedavilerin çoğu reflüyü düzeltmez, sadece belirtileri geçirmeye yönelik tedavilerdir. Yeterli zaman verildiğinde reflü de kendiliğinden düzelecektir. Bebekler yaklaşık 6. ayda desteksiz oturmaya başladığında reflüsünü daha iyi olduğu görülecektir. Çocuk yaklaşık 12. ayda yürümeye başladığında bebeklerin çoğunda tamamen kaybolacaktır.PozisyonReflüyü azaltmak için doğru pozisyon önemlidir. Bebekler yemek yedikten sonra karınları üzerine baş yukarıda olacak şekilde yatırarak tutmak reflüyü azaltacaktır. Fakat bebeklerin hepsi bu pozisyonda durmak istemezler ve ağlarlar, bu durumda bebeği sırt üstü başı biraz yukarıda olacak şekilde yatırmalıdır. Çocuğu bu şekilde tutacak yastıklar ve yataklar mevcuttur. Bu yastık ve yataklar yardımıyla çocuk istenilen pozisyonda tutulabilir. Bebeğin ağlaması reflüyü artırabilir, çocuklar ağlarken karın kaslarını kasarlar ve bol miktarda hava yutarlar. Bu durum reflüyü daha da artırır.Diyet tedavisiAnne sütü ile beslenen bebeklerde reflü belirtileri daha az görülmektedir.Bebeklerde mama değişikliği yapıldığında genelde daha az reflüsü olduğu görülür, fakat bu durum genelde geçicidir. Genelde bebekler değişikliğe rağmen anne sütü bile olsa kusmaya devam ederler. Bazı ebeveynler tahıl ürünleriyle mamayı katılaştırarak vermeyi tercih ederler. Bu durumda mama ağırlaşarak çıkarılması daha zor olur. Fakat bu daha çok anne sütü ile beslenen bebeklerde zordur. Biberon ile beslemede de mama katılaştığı için zorluklar yaşanabilir. Bebek biberondan mamayı çekemediğinde daha fazla hava yutarak reflüyü artırabilir.Katı yiyeceklerle ve kaşıkla beslenmeye geçildiğinde reflü daha az olacaktır. Katı yiyeceklerin çıkarılması daha zordur. Katı yiyeceklere erken başlandığında bebeklerin ileride daha alerjik bünyeli olacağına inanılır, fakat bunu ispatlayacak bir delil yoktur.Ebeveynlere daha sık aralıklarla ve daha az mama veya süt ile beslemeleri önerilir. Fakat bebekler genelde az mamayı kabul etmeyerek ağlarlar. Bu durum reflüyü daha da kötüleştirebilir.Çocukların yalancı emzik kullanmaları da reflü tedavisinde faydalı olabilir. Emzik çocukta tükrük salgısını artırır ve barsak hareketlerini artırarak reflü olasılığını azaltır.Çocuğunu anne sütüyle besleyen annenin çok fazla kafeinli içecekler tüketmesi veya çocuğun sigara dumanına maruz kalması da çocukta reflü şikayetlerinin artmasına yol açacaktır.İlaç Tedavisi İlaç tedavisi gereken çocuklarda antiasid tedavisi, H2 reseptör blokörleri, proton pompa inhibitörleri ve kullanılabilmektedir. Bu amaçla en çok kullanılan medikal ilaçlar;alginatlı antiasidler (Gaviscon® infant toz),H2 reseptör blokörleri (Zantac® süsp.),ve bazen ek olarak prokinetik ajanlar (Motilium® süsp.)'dır.Çocuklarda H2 reseptör blokörleri ve proton pompa inhibitörleri kullanılabilmektedir.CerrahiÇocukların büyük çoğunluğunda reflü tedavisi için cerrahiye gerek kalmaz. Tedaviye gerek görülen çok az çocukta da en fazla uygulanan tedavi Nissen funduplikasyonudur. Bu ameliyatta midenin üst kısmı yemek borusunu çevresine sarılıyor. Böylece mide kasıldığında sarılan kısım da kasılarak yemek borusunu kapatıyor. mystical2009-02-24 17:19:09
bebegimm
04.02.2009, 16:55
Kış Aylarında Bebeğinizi Korumanın Yolları
Havaların soğumasıyla beraber, bütün anneler bebeklerinin hastalanmasından endişelenmeye başlar. Oysa ki, bebeğinizin bağışıklık sistemini destekleyerek ve gerekli önlemleri alarak, bebeğinizi soğuk algınlığına ve kışın diğer olumsuz etkilerine karşı koruyabilirsiniz.
Çoğunlukla kış aylarında görülen soğuk algınlığı, çeşitli virüslerin yol açtığı, üst solunum yollarına etki eden ve bebeklerde halsizlik, iştahsızlık, burun tıkanıklığı belirtileri gösteren, hafif seyirli bir hastalıktır. Kış mevsiminde, kötü havalandırılan kalabalık ortamlarda daha çok zaman geçiren bebekler, burundaki mukozanın soğuması ve virüslerin hızla çoğalmasıyla, kolayca soğuk algınlığına yakalanabilirler. Soğuk algınlığı virüsleri bulaşıcıdır ve hasta biriyle aynı havanın solunması, temas edilmesi ya da hastanın kullandığı eşyaya temas edilmesi yollarıyla bulaşabilir.
Soğuk Havalarda Bebeğimi Nasıl Korurum?
Bebeğinizi emzirmek, alabileceğiniz en etkili önlemdir. Anne sütü bileşiminde, bebeğinizin bağışıklık sistemini destekleyen ve hastalıklarla mücadele eden antikorlar bulunur. Anne sütü ile beslenen bebekler solunum yolu ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına daha seyrek yakalanır ve hastalığı daha hafif atlatırlar. Anne sütünün yetersiz kaldığı veya olmadığı durumlarda, bebeğinizi anne sütündeki prebiyotik lif karışımı esas alınarak hazırlanan özel bebek mamaları ve devam sütleriyle besleyerek, bebeğinizin bağışıklık sistemini destekleyebilirsiniz.
Soğuk havalarda bebeğinizin giyimine dikkat etmeli, özellikle en çok ısı kaybettiği başını korumalı ve bebeğinize kat kat pamuklu, yumuşak ve vücudu saran kıyafetler giydirmelisiniz. Bebeğinizi aşırı giydirmek onun terlemesine ve daha kolay üşütmesine neden olacaktır. Ayrıca çok sıkı sarılan, kundaklanan ve terleyen bebeklerde, aşırı su kaybına bağlı olarak rahatsızlıklar meydana gelebileceğini unutmayın.
Bebeğinizin cildi sizinkine oranla çok daha hassastır ve soğuk hava ile kolayca kuruyarak, pullanma, çatlama ve döküntü gibi rahatsızlıklarla karşılaşabilir. Soğuk havalarda, bebeğinizin cildine kurumayı önleyecek nemlendiriciler ve bebek yağları sürmeyi deneyebilirsiniz.
Hasta olan kişilerin bebeğinizle temas etmesine olanak vermeyin, siz hastaysanız bebeğinize bakarken maske kullanabilirsiniz.
Bebeğinizin bulunduğu evin hiç bir odasında sigara içilmemeli ve ev belirli aralıklarla havalandırılmalıdır. Bebeğinizi cereyanda bırakmamaya ve 23-24 derecelik ideal oda sıcaklığında tutmaya dikkat edin. Ev bu derecenin altına düştüyse, bebeğinize bir kat daha giydirin.
Havaların aşırı soğuk olduğu günlerde bebeğinizi dışarı çıkarmayın ve güneşli havalarda dahi, bebeğinizi kış şartlarına uygun giydirdiğinizden emin olun. Onu sıkmayan, solunumunu kapatmayan, kaşkol ve bere kullanın.
Soğuk Algınlığına Yakalanmış Bebeğimi Nasıl Rahatlatabilirim?
Bebeğinizin soğuk algınlığına yakalandığını, soluk renkli, iştahsız halinden ve burun tıkanıklığından anlayabilirsiniz. Ayrıca bebeğinizin gözleri şiş, kuru ya da ıslak gözükebilir ve ateşi çıkabilir. Bebeğiniz hafif soğuk algınlığı belirtileri gösteriyorsa, onu evde size vereceğimiz önerilerle rahatlatabilirsiniz. Bebeğinizin ateşi düşmüyor ve nefes almakta sorun yaşıyorsa, vakit kaybetmeden bir doktora başvurmanız gerekmektedir.
Bebeğinize anne sütü başta olmak üzere bol bol sıvı verin. Dördüncü aydan itibaren bebeğinize özel organik elma sularından ve bitki çaylarından da verebilirsiniz.
Burnu tıkalı olan bebeğiniz, meme emmekte zorlanabilir. Emzirirken bebeğinizi dik pozisyonda tutmanız, solunumuna yardımcı olacaktır.
Bebeğinizin burnu akıyorsa, uyku sırasında akıntının dışarı çıkması için, altına havlu koyarak bebeğinizin başını hafifçe yükseltebilirsiniz. Ayrıca buhar makinesi veya ısıtıcının üzerine koyacağınız su dolu bir kap, odanın havasını nemlendirerek, bebeğinizin soluk alışını kolaylaştırır ve uyku sırasında rahatlamasını sağlar.
Doktora danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın.
Bebeğiniz tüm önlemlere rağmen ateşleniyorsa, nefes alışı zor ve çok hızlıysa, göğsünden hırıltılı sesler ve tok öksürükler duyuluyorsa, sıvı almayı redediyorsa, vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun.
DIŞ KULAK İLTİHABI
Dış
kulak yolunu döşeyen deride ortaya çıkar. Çocuğunuz klorlanmış suda çok
yüzerse , kulağına yabancı bir cisim sokarsa iltihab olabilir. Kulaktan
akıntı gelebilir. kaşıntı olabilir. Banyo sırasında kulağına su
kaçmamasına özen gösterin. Doktorunuz iltihabı geçirmek için
antibiyotik ya da iltihab önleyici kulak damlası verebilir. ORTA KULAK İLTİHABI
Kulak
zarının arkasındaki kulak boşluğunun iltihab kapmasıdır. Kulakta
çocuğun uyumasını bile engelleyen aşırı ağrı, kulağını ovup ağlaması ,
ateş yükselmesi, işitme güçlüğü gibi belirtileri vardır. Kulağına
termoforu ılık suyla doldurarak dayayın ve ye ılık bir havlu kullanın.
Akıntı gelirse , akıntılı kulağın üzerine yatırınki akıntı kolay
boşalsın. Soğuk havalarda çocuğunuzun kulaklarını sıcak
tutarsanız,mentollü damla ya da pomatlar kullanırsanız burun
tıkanıklığı giderilir ve kulağa geçmez.
BULAŞICI HASTALIKLAR
KIZAMIKÇIK:Bu
hastalık hafif geçirilen bir hastalıktır. Bu yüzden çocuğunuzun genel
durumu iyi olup yatmak istemeyebilir. Belirtiler virüsün alınmasından
iki üç hafta sonra ortaya çıkar.Çocuğunuzun bol sıvı almasını sağlayın.
İlk günlerde hafif boğaz ağrısı ,kulak arkasında ,boyunda ve bezelerde
şişlik görüleilir. Yüzden başlayarak vücuda yayılan pembe renkli
döküntüler oluşur. Genelde 10 gün sürer. Kızamıkçık geçiren çocukları
gebelerden uzak tutmalısınız. Yoksa bebeklerinde anormallikler görülebilir.Gebelikleri
sırasında kızamıkçık geçiren annelerin çocuklarında %20-50 ihtimalle
doğumsal bozukluklar görülebilir. Körlük, sağırlık ve kalp
rahatsızlıkları en sık rastlananlardır. Özellikle kızamıkçık gebeliğin
erken dönemlerinde geçirildiğinde bebekte doğumsal bozukluk riski daha
yüksektir. Gebeliğin 20. haftasından sonra geçirilen kızamıkçıklarda
risk sıfıra yakındır. Gebeliğin ilk 6 ayı içinde kızamıkçık düşünülen
kadınlarda çeşitli yöntemlerle antikor aranmalı ve 3 hafta sonra da
testler tekrarlanmalıdır. Antikor var, fakat miktarı artmıyorsa gebelik
devam ettirilebilir.Erken dönemde antikor olmasa bile3 hafta sonra
gelişir ve artarsa gebelik sonlandırılmalıdır.
• Çocuk hastalık süresince veya döküntü gelişmişse, döküntü kaybolduktan sonra bir hafta süreyle evde tutulmalıdır.
• Şikayetlere yönelik tedavi uygulanır. Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir.
Zayıflatılmış
canlı virüs aşısı 15 aylık çocuklara tek doz uygulanır. Çocukluğunda
kızamıkçık geçirmemiş kız çocukları ergenlik çağına kadar mutlaka
aşılanmalıdır. Aşı canlı olduğu için gebelikte kullanılamaz. Çocuk
doğurma çağındaki erişkinler aşılandıktan sonra 2 ay süreyle gebe
kalmamalıdır.
• Gebeyseniz ve kızamıkçık enfeksiyonuna maruz kalma riski varsa.
•
Çocuğunuz kızamıkçık geçiriyor ve sürekli uyku eğilimindeyse, huzursuz
ve gerginse, sayıklıyorsa veya şiddetli kasılmaları varsa. Çok nadir
olsa da çocuğunuzda beyin iltihabı gelişmiş olabilir.
•
Çocuğunuz kızamıkçık geçiriyor ve aynı zamanda çocuğunuzda kusmayla
beraber karın ağrısı varsa. Bu durumda pankreas veya karaciğer iltihabı
gelişmiş olabilir.
KIZAMIK:Döküntü
, ateş ve öksürüğe neden olan bulaşıcı bir hastalıktır. Çocuk virisü
aldıktan iki hafta sonra belirtiler ortaya çıkar. Kızamık olan çocuk
keyifsizdir.belirtileri şunlardır: Burun akıntısı,kuru öksürük ,
gözlerde kızarıklık,sulanma,gittikçe yükselen ateş. Genelde 10 gün
sürer. Çocuğunuza bol bol sıvı verin. Gözleri için suya batırılmış
pamukla masaj yapın.
KABAKULAK:.Tükürük
bezlerinin iltihaplanması ile kendini gösteren akut bir enfeksiyon
hastalığıdır. Alt çene kemiğinin hemen üzerinde tek veya çift taraflı
şişkinlikle kendini belli eder. En sık 3-10 yaşlar arasında görülür ve
bir kez yakalanıldığında hayat boyu bağışıklık kazanılır. Kabakulak
aşısı 15. ayda kızamık ve kızamıkçık aşılarıyla birlikte yapılır.Çok
bulaşıcı bir enfeksiyon değildir. Her ne kadar çocukluk çağında
geçirilen bir hastalık olsa da daha önceden bağışıklık kazanmamış
ergenler ve yetişkinler bu enfeksiyona yakalanabilir. Yetişkinlerde
genellikle tehlike yaratmaz. Testislerde şişme meydana gelirse mutlaka
doktora gidilmelidir çünkü az da olsa kısırlık riski
vardır.BELİRTİLERİ:Alt çene kemiğinin hemen üzerindeki tükürük
bezlerinde tek veya çift taraflı şişme,ateş ve halsizlik,baş ağrısı,
boğaz ağrısı,bulantı,bazen dil altı tükürük bezlerinde ağrılı
şişme,özellikle ergenler ve yetişkinlerde testislerin, yumurtalıkların
veya pankreasın iltihaplanması. Bu bölgelerdeki iltihaplanma kendini
karın ağrısı şeklinde belli eder.
İstirahat
gerektirir. Şikayetlere yönelik tedavi uygulanır: Ağrı kesici ve ateş
düşürücü ilaçlar verilebilir.Ağrıyı azaltmak amacıyla şişkinliğin
üzerine sıcak veya soğuk uygulamalar yapılabilir.Hasta yumuşak
gıdalarla beslenmeli ve bol sıvı almalıdır.Bütün belirti ve bulgular
geçene kadar çocuk okula gönderilmemelidir.
15 aylık çocuklara zayıflatılmış canlı virüs aşısı yapılır. Aşı tek doz olarak deri altına veya kas içine uygulanır.
• Çocukta kabakulak olma ihtimali varsa teşhisi doğrulamak amacıyla.
•
Çocukta kabakulak ve aynı zamanda da şiddetli baş ve ense ağrısı, ışığa
tahammülsüzlük varsa. Bu şikayetler menenjit belirtisi olabilir.
• Çocukta kabakulak ve aynı zamanda da şiddetli karın ağrısı ve kusma varsa.
• Kabakulak olan ergen veya yetişkin erkek hastada testis şişmesi varsa.
BOĞMACA:Çocuk
hastalıkları içinde en tehlikeli olanıdır. Şiddetli öksürükle kendini
gösterir.Bulaşıcıdır.Boğmaca olan çocuğunuzu aşılanmamış çocuklardan
uzak tutmalısınız. Belirtilerin başında öksürük ve soğuk algınlığı
belirtileri gelir. Göz yaşarması,burun akıntısı,iştahsızlık, halsizlik,gece gelen öksürük gibi belirtileri vardır. Öksürdükten
sonra kusabilir. Çocuk öksürürken morarırsa hemen doktor çağırın.
Çocuğunuzun yanından ayrılmayın.Öksürük nöbetleri tehlikeli olabilir.
Yaklaşık üç hafta süren bu hastalık bebekler için daha tehlikelidir.
Bebeğiniz öksürük nöbeti geçirirken yatağına yüzüstü yatırın. Yatağın
ayak ucunu yükseltin.Korunmanın
temelini aşılama oluşturur.Çocuğunuz boğmaca aşısı olmamışsa ve yakın
zamanda hastalığa maruz kalmışsa,çocuğunuzun boğmaca olduğundan
şüpheleniyorsanız, özellikle çocuğunuzda bir haftadan uzun süren soğuk
algınlığı ve öksürük varsa,çocuğunuzun dudaklarında morarma varsa ve
nefes almakta zorlanıyorsa, boğmaca tedavisine rağmen çocuğunuzun
öksürüğü geçmiyor ve ateşi varsa. Çocuğunuzda zatürree veya bronşit
gibi bir başka enfeksiyon gelişmiş olabilir.
SUÇİÇEĞİ:Kaşıntılı
deri döküntüleriyle ortaya çıkan çok bulaşıcı bir hastalıktır. Su
çiçeği virüsü yetişkinlerde zona hastalığı yapar. Bu yüzden yaşlılardan
uzak tutmalısınız. Çocuğunuza bol bol sıvı verin. Mikrop kapmaması için
çocuğunuzun kaşınmamasını sağlayın. Çocuğun tırnaklarını kesip temiz
tutun. Böylece kaşısa bile mikrop kapma olasılığı az olur.
Kaşıntılarını azaltmak için ılık suda bir avuç yemek sodasını
karıştırıp eriterek çocuğa banyo yaptırın.
KIZIL : Kızıl,
streptokokların toksini ile meydana gelen döküntülü bir enfeksiyon
hastalığıdır. Hasta kişiyle yakın temas veya bakteri içeren hava
damlacıklarının solunmasıyla bulaşır. Bakterinin kuluçka dönemi 3-7
gündür.Daha çok 2-10 yaşlar arasındaki çocuklarda görülür. Ancak
çocuklarda görülen diğer döküntülü hastalıklar (örn; kızamık,
kızamıkçık) gibi doğal seyrine bırakılmamalıdır. Tedavi edilmezse eklem
iltihabına, sarılığa, böbrek ve kalp hastalıklarına neden olabilir.
BELİRTİLERİ :Genellikle ense veya göğüste başlayan açık kırmızı
renkte yaygın döküntü,yüzde, gövdede, avuç içlerinde ve ayak
tabanlarında deri soyulması,başağrısı, boğaz ağrısı,yüksek
ateş,bademciklerde kızarıklık ve büyüme,boyundaki lenf bezlerinde
büyüme,dil üzerinde küçük, kırmızı noktalar (çilek dili görünümü). Hastanın
soyulma dönemi sonuna kadar izole edilmesi ve yatak istirahati yapması
gerekir. Bu dönemde hastaya bol sıvı verilmelidir.
HAVALE Ateşin
hızla yükselmesi bilinç kaybına sebep olabilir. bu durumlarda
çocuğunuzu yere yatırın ve yanında kalın. hemen doktor çağırın.
ailenizde ateşli havaleye yönelik bir eğilim varsa çocuğunuz
hastalandığında ateşlenmemesi için elinizden geleni yapın.
Bebeklerin
hastalıklarını anlamak çok kolay değil. Derdini anlatamadıkları için
sadece ağlarlar. Genelde huzursuz ve çok ağlayan bir bebekte de ağlama
da ipucu olarak değerlendirilmeyebilir. Eğer bebeğin yeme, içme ve
uyuma alışkanlıklarında dikkat çekici bir değişme varsa, o çocuğun
hasta olduğu düşünülür. Her hastalık ateş yükselmesine neden olmazsa
da, bebeklerde ve küçük çocuklarda infeksiyon hastalıkları daha sık
rastlandığı için, hastalıkların büyük bir kısmında ateş yükselmesi
olacaktır. Bu nedenle bebeğin ateşini ölçmek sağlığı hakkında bilgi
verecektir. Cildin terli ve bebeğin hareketli olması nedeniyle, koltuk
altı yerine makattan ateş ölçmek daha doğrudur.Eğer bebeğin makattan
ölçülen ateşi 38 dereceden fazla ise, o bebekte yüksek ateş olduğunu
kanıtlar. Ancak çoğu zaman ateşin yüksekliğinden çok bebeğin genel
durumu daha da önemlidir. Ateşi normale yakın ama halsiz, devamlı
uyuyan, mama yemek ya eda emmek istemeyen bir bebek, 39 derece ateşi
olmasına rağmen, canlı hareketli, beslenmesini sürdüren bir bebeğe
oranla daha hastadır. Eğer iki aylıktan küçük bir bebeğin ateşi 38
dereceyi aşarsa doktora götürmek gerekir. İki aylıktan büyük bebek için
doktora götürme sınırı 39 derece ateştir. Ancak daha düşük rakamlarda
da olsa ateş üç günden daha fazla sürüyorsa, doktora götürmek
gerekecektir.Ateş yükselmesi vücudun savunma mekanizmalarından biridir.
Vücutta virüs ya da bakteri cinsi bir hasatlık etkeni olduğunu ve
vücudun buna karşı tepki gösterdiğini kanıtlar. Ateş yükselmesi halinde
hastalık etkenleri faaliyetlerini sürdüremez ya da ölürler. Bu nedenle
ateş yükselmesi hastanın yararına bir durumdur. Ancak, yüksek ateşin
devam etmesi, vücudun hastalığı yenemediğini gösterir. Hastalığın devam
etmesi organlarda kalıcı bir bozukluk yaratabileceği için, müdahale
edilmelidir. Doktor yapacağı muayeneden sonra hastalığı teşhis edecek
ve gerekli önlemleri alacaktır. Gerekli tedaviye başlamadan ateşi
düşürmek yararlı bir davranış değildir. Ateşin savunma sistemi için
yararlı olduğunu belirttim ancak bunun tek istisnası, yüksek ateşle
gelen havale nöbetidir.Beyin hücrelerinin normal dışı bir aktivite
göstermesi sonucu ortaya çıkan, vücuttaki istemsiz kasılmalara, tıp
dilinde konvülsiyon, halk arasında da havale adı verilmektedir. Tipik
bir havale nöbetinde, bebek şuurunu kaybeder, kol ve bacakları kasılır.
Birkaç saniye sonra da bütün belirtiler kaybolur. Havale nöbetleri
genellikle 6 aylık ile 5 yaş arasındaki çocuklarda olur. çoğu zaman
yüksek ateş ile beraberdir. Ancak ateşin yüksekliği ile havale geçirme
arasında her zaman bir ilinti yoktur. Yani bazılarında çok yüksek
ateşte havale olmazken, bazı bebeklerde daha düşük ateşlerde bile
havaleye rastlanabilir. Çocukların %4-5´inde hayatlarında en az bir kez
havaleye rastlanırken, bunların yarısında bir kereden sonra havale
görülmez. Eskiden, havale geçiren çocukların mutlaka beyin hasarı
kalacağı düşünülürken, bunun doğru olmadığı artık anlaşıldı. Önemli
olan havalenin kendisi değil, havaleye neden olan hastalıktır. Bu iyi
tedavi edilmediği takdirde hasar kalabilir.
Havale
nöbeti anne ve babalar için korkutucu olabilir. Ancak bilmeniz gereken
en önemli şey, havalenin birkaç dakika sonra kendiliğinden geçeceğidir.
Eğer bebeğin ateşi yüksekse, düşürmek için, giysilerini çıkartmak,
başına ve göğsüne ıslak bez koymak, tüm vücudu serin su ile ıslatılmış
bezlerle silmek yararlıdır. Havale geçiren bebekte, kolonya gibi
alkollü maddeler kesinlikle kullanılmaz. Ayrıca ateş düşürmek için su
dolu küvete sokmak da tehlikeli olabilir.
Kusmaya
başlarsa, yüzükoyun ya da yan yatırarak kusmuğun nefes borusunu
tıkamasını önleyin. Nefes alması güçleşirse, alt çenesini hareket
ettirmeye çalışarak nefes almasına yardımcı olun. Çoğu insan, havale
geçiren kişinin dilini ısıracağını ya da yutacağını ve nefes yolunun
kapanacağını düşünür. Dil ısırma olursa da çok önemli değildir. Bunu
önlemek için ağzına elinizi ya da başka cisimleri sokmak tehlikeli
olabilir. Eğer nefesi durursa, yapay solunuma başlamayın, kısa bir süre
sonra kendiliğinden soluk alıp vermeye başlayacaktır. Havale nöbeti
geçtikten sonra bebeğin devamlı doktoru varsa, ona haber verin. Bebeği
muayene etmek isteyecektir. Eğer bu doktora ulaşamıyorsanız, bir
hastanenin acil kısmına götürün.
sedef_85
15.04.2009, 04:53
Kabızlık bebeklerde ve küçük çocuklarda sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır. Her bebeğin bağırsaklarının çalışma düzeni ve dışkılama sıklığı farklıdır. Bazı bebekler her gün kaka yapmayabilir. Bebeğin dışkısı yumuşaksa, bebek zorlanmadan kaka yapıyorsa ve aynı zamanda kilo alışı düzenli, genel durumu da iyi ise endişelenmeye gerek yoktur.
Eğer bebek normal sıklığının dışında birkaç gün kaka yapamadıysa, sert ve yoğun, zaman zaman çakıl taşı gibi dışkılıyorsa, bunu yaparken acı çekiyorsa veya kakasında kanlı izler varsa kabız olmuş demektir. Kabızlık üç günden fazla sürmüşse ve dışkıda kan görülmüşse bebek mutlaka doktora götürülmelidir.Yeni doğan bebeklerde kabızlık çok daha az görülür. Bebeğin kaka yaparken yüzünün kızarması normaldir, kabız olduğu anlamına gelmez. Genelde anne sütü alan bebekler daha sık kaka yaptıklarından kabızlık görülmez. İnek sütü alan bebekler ya da formül mama ile beslenen bebeklerde kabızlık görülme olasılığı daha fazladır.Bebek anne sütü alıyorsa ve buna rağmen bebekte kabızlık yaşanıyorsa, anne diyetinde kabızlığı önleyici besinlere öncelik verilmelidir. Bebekler ve küçük çocuklar formül mama alıyorlarsa kabızlığı önleyici mamalar tercih edilmelidir. Eğer küçük bir bebekte yine de kabızlık meydana gelirse, büyük olasılıkla yetersiz beslemeden ileri gelmiş olabilir. Bu nedenle, bebeğe yeterli miktarlarda anne sütü ya da mama verilmesi özellikle önemlidir.Kabızlık, kalınbağırsağın sonundaki kaslar sertleştiği ve kakanın normal geçişini önlediği zaman meydana gelir. Kaka bağırsakta ne kadar uzun süre kalırsa, o kadar sıkılaşıp kurur ve vücuttan atılması zorlaşır. Sertleşmiş kaka kalın barsağın son kısmından geçerken yırtılmalara ve çatlaklara neden olur. Bu da bebeklerde ve çocuklarda kasılmalara neden olur. Çocuklar, bu acıyı yaşamamak için kakayı tutmak isteyebilir ve dışkılama hissini bastırabilir. Bu da kakanın içerde daha çok kurumasına, büyük çap ve hacme ulaşmasına neden olur. Böylece kabızlık döngüsü başlamış olur.Kabızlığın birçok nedeni vardır. Genelde beslenme alışkanlıklarından ve düzensizliklerinden dolayı olur. Bazı enfeksiyon hastalıkları, metabolik hastalıklar ve bazı ilaçlar da kabızlığa neden olabilir. Ek besinlere geçiş ve diş çıkarma da kabızlığa neden olabilecek etkenlerdir. Kabızlıkta en önemli durum yemek düzenidir. Çocuğun lifli gıdalar alması, bol sıvı tüketmesi, düzenli dışkılama amaçlı tuvalete gitmesini sağlamak alınacak önlemlerdir. Yanlış beslenmenin yanında, bebekteki ve çocuklardaki hareketsizlik de kabızlığa neden olabilir.Bebeklerde ek gıdalara başlandığında; muz, patates ve pirinç lapası kabızlığa neden olabilir. Bu gıdalar daha aralıklı zamanlarda verilmelidir. Bebeğin beslenmesine daha fazla meyve ve sebze püresi eklenmelidir. Bebeğe, bir yaşına kadar inek sütü verilmemelidir. Sulandırılmış meyve suyu ve öğünler arasında kaynamış ılık su kabızlığı yumuşatabilir. Hazır mama kullanılıyorsa ölçüsünü doktor kontolünde tekrar gözden geçirilmeli ve içeriğinde prebiyotik lifler içeren mamalar tercih edilmelidir.Ek besine geçmiş olan bebeklerde ve çocuklarda beslenme şekli; sebze, meyve, baklagiller, kepekli ekmek, yulaf gibi artık bırakan lifli yiyeceklerden zengin olmalıdır. Çocukların beslenme diyetinde özellikle; kuru erik, kayısı, kuru üzüm, bezelye, fasulye, brokoli, kabak, kepekli ve tahıllı ekmekler olmalıdır.Sürekli kabızlığı olan çocuklar genelde, çabuk doyan iştahsız çocuklardır. Aynı zamanda bu çocuklar, ana öğünlerde yemek yemektense, aralarda abur cubur atıştırmayı severler. Böyle durumlarda bir beslenme uzmanı ile görüşmek faydalı olmaktadır. Kabızlığı tekrarlayan çocuklarda karın ağrıları, kramplar, bulantı, kusma görülebilmektedir.Kabızlık sözkonusu olduğunda, doktora danışılmadan, bebeğe asla müshil, fitil ya da lavman uygulanmamalıdır. Kabızlık tedavisinde temel amaç; kalın bağırsağı ilk aşamada boşaltmak, sonrasında düzenli bağırsak alışkanlığını devam ettirebilmek ve kaka yapmayla alakalı olan ağrının ve korkunun ortadan kaldırılmasıdır. Ağrının ortadan kalkmasını sağlayacak durum ise, kakanın yumuşak kalması ve kalın olmamasıdır. Bunun için düzenli ve kontollü bir diyetin yanında tuvalette yeterli süre kalma alışkanlığının edinilmesidir. Tuvalet terbiyesini kazanmış çocuklar, kahvaltıdan ve akşam yemeğinden sonra 5-10 dakika süreyle tuvalette oturtulmalıdır.Tedavi süresi çocuktan çocuğa değişiklik göstermektedir. Küçük çocukların büyük çocuklara göre daha uzun süreler tedavi edilmesi gerekilir. Ayrıca, kakanın uzun süre barsakta kalması, kalın bağırsağın genişlemesine neden olduğundan ameliyat da yapılabilmektedir.
Karın ağrısı çocuklarda en sık görülen, anne babayı endişelendiren yakınmalardan biridir. Ani başlangıçlı ( akut ) veya uzun süreli ( kronik ) olabilir. Genellikle masum nedenlere bağlıysa da, bazen de zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gereken ciddi hastalıklarla ortaya çıkabilir.
Karın Ağrısına Neden Olan Hastalıklar Nelerdir?
Akut Gastroenterit : Çocukta en sık karın ağrısı nedenlerinden biri rotavirüs gibi virüslerin veya bazı bakterilerin yol açtığı mide barsak enfeksiyonlarıdır. Karın ağrısıyla birlikte ishal, kusma, ateş görülür.
Apandisit : Çocukta önce göbek çevresinde başlayan karın ağrısı, saatler geçtikçe karnın sağ alt tarafına yerleşir. Çocuk bir şey yiyemez, kusmaya başlar. Yürüyemez, iki büklüm yatıp kalır.
Kabızlık: Çocuklarda sık görülen bir karın ağrısı nedenidir. Gaz sancısı : Çocuk karında yer değiştiren keskin bir ağrı tarifler. Beraberinde kusma, ishal yoktur.
Gıda zehirlenmesi : Balık, tavuk, mayonez gibi şüpheli bir gıdanın alımından birkaç saat sonra karında kramp tarzı ağrılar, kusma, ardından da ishal başlar.
Barsak tıkanıklığı : Karın ağrısına yol açan acil durumlardan biridir. Şiddetli karın ağrısı, sarı- yeşil, safralı kusmalar olur. Çocuk gaz, gaita çıkaramaz.
Fonksiyonel karın ağrısı : Beraberinde ishal, kusma, kabızlık, kilo kaybı yoktur. Göbek çevresinde hafif bir ağrı tarifler. Tam nedeni bilinmemektedir. Çocuğa endişe veren, ilgi görmek istediği durumlarda ortaya çıkabilir.
İdrar Yolu Enfeksiyonu : Karnın alt tarafında ağrı, idrar yaparken acıma, sık idrara çıkma, ateş gibi bulgular görülür.
Ülser : Mide bölgesinde yanıcı bir ağrı olur. Yemek öncesi, sabah ve gece ağrı daha şiddetlidir. Kanlı gaita görülebilir. Ailede ülser öyküsünün oluşu tanıya yardımcıdır.
Hepatit : Karaciğer iltihabına genellikle virüsler neden olur. Çocukta halsizlik, bulantı, kusma, karnın sağ üst bölgesinde ağrı, sarılık görülür.
Jinekolojik nedenler : Genç kızlarda adet sancısı da sık görülen bir karın ağrısı nedenidir.
Karın Ağrısı Olan Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalı?
Kendini iyi hissettiği pozisyonda yatıp dinlenmesine izin verin. Yedirmeye çalışmayın. Eğer alabiliyorsa, az az sıvı almasını sağlayın. Doktorunuza danışmadan herhangi bir ilaç vermeyin. Doktora gitmeden karın ağrısıyla birlikte olan bulguları ( ishal, kabızlık, ateş gibi), ağrının yerini, azaltan veya arttıran faktörleri not ederseniz tanı konmasına yardımcı olacağınızı unutmayın. Fonksiyonel karın ağrısında da çocuğun rol yapmadığını, gerçekten ağrı hissettiğini bilin ve onu suçlamayın. Karın Ağrısında Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekir? Eğer karın ağrısı 12-24 saatte geçmiyorsa veya sık sık tekrarlıyorsa Karın ağrısı, göbek çevresi dışında başka bir bölgedeyse ( Özellikle karnın sağ alt tarafında olan karın ağrılarında apandisit olasılığını göz ardı etmemek gerekir !) Çocuğun genel durumu kötü görünüyorsa ( Anne baba kendi hislerine güvenip hareket etmeliler, kimse çocuğunuzu sizin kadar iyi tanıyamaz ) Uzamış kusma varsa ( 12-24 saati geçen kusmalar ) Sarı- yeşil, safralı kusmalar varsa Kanlı kusma varsa Kanlı ishal varsa İdrar yapmada ağrı, sık idrara çıkma varsa çocuk doktoruna başvurmalısınız.
Doktor Ne Yapar? Doktor çocuğu ayrıntılı bir muayeneden geçirir. Bazen muayene bulguları ve sizin verdiğiniz bilgiler tanıya ulaşmada yeterli olur. Bazen de karın filmi, ultrason, gaita incelemesi, idrar testi, bazı kan testlerinin görülmesi gerekebilir. Eğer, ilk muayenede karın bulguları belirgin değilse, doktor çocuğu takibe alıp birkaç saat içinde muayenesini tekrarlamak isteyebilir. Bazen de cerrahi bir nedenden şüphelenirse, çocuğu bir cerrahın da görmesi gerekebilir.
Özellikle küçük yaşta çocuğu olan aileler için orta kulak iltihabı ( tıbbi adıyla otit ) ne yazık ki, çok tanıdıktır. Küçük çocukları en sık doktora getiren enfeksiyon sebeplerinden biri orta kulak iltihabıdır. Ani ağlamalar, şiddetli kulak ağrısıyla aileyi de çocuğu da üzen bir tablodur.
Neden Çocuklarda Orta Kulak İltihabı Sık Görülür?
Çocuklarda, özellikle 6 ay- 2 yaş arası, başka bir risk faktörü olmasa da anotomik olarak östaki tüpleri (genizden orta kulağa uzanan tüp), erişkindekine göre daha kısa ve yatay olduğu için, burun veya boğazdaki mikroplar kolayca orta kulağa kadar ilerleyebilmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemi henüz yeni gelişmekte olduğundan sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirler, bu da orta kulak enfeksiyonuna zemin hazırlar.
Diğer Risk Faktörleri Nelerdir?
Sigara dumanına maruz kalmak Yatar pozisyonda biberonla beslenmek Yuva, kreş gibi kalabalık ortamlarda bulunmak Allerjik bünye- özellikle inek sütü, ev tozu allerjileri
Kulağa Su Kaçması Orta Kulak Enfeksiyonuna Yol Açar mı?
Hayır. Mikrop kulağa dışarıdan değil içeriden (boğazdan) gelip enfeksiyona yol açar. Annelerin, banyoda kulağına su kaçırıp kulağının iltihaplanmasına yol açtım diye üzülmesine gerek yoktur!
Nasıl Anlaşılır?
Derdini anlatabilen yaşta bir çocuksa, zaten kulak ağrısını tarif edecektir. Özellikle gece, yatınca artan veya aniden uykudan uyandıran bir ağrı görülebilir. Daha küçük çocuklarda ise, huzursuzluk, ağlama, uyuyamama kulak ağrısına işaret edebilir. Kulakla oynama, kulağı çekiştirme bebeklerde her zaman kulak iltihabı demek değildir. Çoğu bebek bunu sırf meraktan veya diş çıkarırken yapar. Gerçekten iltihap olduğunda ise, çoğu zaman kulağı ellemeyecek veya elletmek istemeyecektir. Ateş görülebilir. Kusma, ishal görülebilir. Bazen kulaktan kanlı veya iltihaplı akıntı görülebilir. Bu yakınmalarla doktora gittiğinizde, doktorunuz kulak muayenesi ile kesin tanıya ulaşacaktır.
Otit Nasıl Tedavi Edilir?
Tedavide temel amaç, ağrı kesiciyle çocuğu rahatlatmak ve antibiyotikle enfeksiyonu ortadan kaldırmaktır. Tedavide doktorun önerdiği süre ve doza uymak önemlidir.
Korunmak İçin Neler Yapılabilir?
Öncelikle dengeli beslenme, uygun aşılama ile çocuğunuzun bağışıklık sistemini güçlü tutmalısınız. Anne sütü alan bebeklerin, diğer pek çok enfeksiyon gibi orta kulak iltihabına karşı da korunaklı olduğunu unutmamalı, ilk 6 ay bebeğinizi sadece anne sütüyle beslemelisiniz. Bebeğe yatar pozisyonda biberon vermemelisiniz. Özellikle yuva gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuğa el yıkama alışkanlığı kazandırmalısınız. Bebek ve çocukları sigara dumanından uzak tutmalısınız.