View Full Version: Cocuk Psikolojisi Arsiv
Kardeş kıskançlığıKardeş kıskançlığının önlenebilmesi için, hamilelik döneminden başlanarak, çocukları kardeş olgusuna hazırlamak gerekir.Doğduğu günden itibaren ilgi odağı haline gelen ilk çocuklar, kardeşin gelmesiyle birlikte bu statüyü kaybetme duygusunu yaşayabilirler. Hemen hemen tüm kardeşler arasında varolan bir histir kıskançlık. Birçoğumuz belki de bu duyguya hiç yabancı değiliz. Şimdi bir düşünün, hangimiz küçük kardeşe gösterilen ilgiden sıkılıp saatlerce ağlamadık ki? Ya da yemek saati geldiğinde biberonunu alıp saklamadık? Bazen de sadece ağlasın diye onu korkutup, sonra da kendi ellerimizle emzik götürmedik? Kimi, yaşadığı kıskançlığı çevreye verdiği tepkilerle belli ederken, kimi de içine kapanarak anlatmaya çalışır rahatsızlığını. Ancak kardeşler arasındaki bu duygunun farklı sonuçlar vermesinin tek sorumlusu aslında anne ve babaların hatalı davranışlarıdır. Kıskançlığın nedenleriKıskançlığın temelinde, o ana kadar ilk çocuğa gösterilen ilginin yeni doğan kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatıyor. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne ve babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabiliyor. Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir Çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, anne - babasının kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir. Kıskançlığın belirtileriÇocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibi hisseder kendini. Bu durumda sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içine kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir. Kabus gördüklerini ve sık sık çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine oranla gerileme görülebilir. Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler. Evden ayrılmamak için okula gitmeyi reddetmeyle birlikte baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ile huzursuzluk, isteksizlik belirtileri sık sık gözlenebilir. Bazı çocuklar kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma gibi davranışlar gösterirken, bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterirler. Bu davranışın altında çoğu zaman ebeveynlerin sevgisini kaybetme korkusu yatar. Anne - babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama durumu yaşanabilir. Bunlara dikkatKardeşi doğmadan önce ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceğini, evdeki ortamın her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceğini anlatabilirsiniz. Çocuğunuza "Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz" gibi sözler söylemeyin. Bu ifade iyi niyetli olsa da, çocuğun ebevynlerinin sevgisi için kardeşiyle yarışmasına yol açabilir. Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez. Bebekle ilgili işlerde büyük çocuğunuzdan yardım isteyebilirsiniz. Örneğin; ona isim seçme, biberonunun soğutulması, oyuncak ya da giysi seçimi gibi konularda büyük çocuğun katılımı sağlanabilir. Her fırsatta çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın. Birlikte ortak faaliyetlerde bulunarak, çocuğa kardeşiyle ve evle ilgili küçük sorumluluklar verin. Böylece ona, onu hala sevdiğinizi hissettirebilirsiniz. Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın. Kardeş kıskançlığı ile nasıl başedilir?1) Aile birliğini önemseyin ve ortak birşeyler yapabileceğiniz zamanlar yaratmaya özen gösterin. 2) Bireylerin kendi özelliklerini önemseyin. Ayrıca bütün çocuklarınızın kendilerine ait ilgi alanları ve yeteneklerinin olduğunun farkına varın. 3) Çocuğunuzun duygularını tanıyın ve kardeşine karşı olan olumsuz davranışlarını olumluya çevirmeye çalışın. 4) Çocukların arasındaki rekabete çözüm getirmenin ilk adımı, iyi bir dinleyici olmaktır. Ancak bu durumdan oturup dinlemek anlaşılmasın. Tersine, etkin dinleme ve beden dilini beraber kullanmalısınız. Asla yapmayın!1) Çocuklarınızdan birini gözbebeği olarak seçmeyin. Siz bunu hissettirmemeye çalışsanız da, diğer çocuğunuz durumu anlayacaktır. 2) Kardeşler arasında asla karşılaştırma yapmayın. Çünkü rekabet; hırs ve kıskançlığı beraberinde getirir. 3) Asla taraf tutmayın ve hakem olmayın. Çünkü haksız olduğu anne ve babası tarafından onaylanan çocuk, değer verilmeme ve sevilmeme gibi duygular yaşayabilir. 4) Her çocuğunuzun aynı olmayacağını bilin. Bu nedenle çocuklarınızın kişilik ve isteklerine uygun davranmaya çalışın.mystical2008-12-02 13:21:58
manolya80
24.04.2007, 12:26
ÇOCUKLUK KORKULARI!!Çocuklarda korku duygusunu anlayabilmenin bir yolu, korku yaratan nesne ya da duruma çocuğun gözüyle bakmaktır. Çocuk için korkuya yol açan bir nesne , canlı, büyükler için korkutucu olmayabilir. Benzer biçimde, büyükleri korkutan bir nesne ya da durum da çocuğu etkilemeyebilir. Eğer bir korku, çocuğun yaşamının normal akışını engelleyecek boyutta ise, durumun uzman tarafından ele alınması uygun olabilir. Tersi durumda, anne-babaya çocuktaki korku duygusunun bir düzeye kadar olağan olduğunu açıklamak ve onları rahatlatmak yeterli olabilir. Okulöncesi yaştaki çocuk, yeni nesneler ve olaylar karşısında kendini küçük ve zayıf hisseder. Çevresindeki ol aylan, gerçeklen tam olarak 'algılayamadığından, gerçekte neden korkulması gerektiğini anlayamaz Ancak bu yaşlarda oluşan korkuların çoğu zamanla kaybolur. Az oranda da olsa bazı korkular ise kalıcı hale gelebilirler. Tedavi;Korku; temelde insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli bir duygudur. Korku, mantık çerçevesinde denetim altına alınabilir. Çocuğun bir konuda yetişkinin desteğine ve güven vermesine gereksinimi vardır. Çocuğu, ona korku veren durum ya da nesneyle zorla yüzyüze getirmek yerine, ona güven vererek, yavaş yavaş alıştırmak daha iyi sonuç verebilir. mystical2008-12-02 13:22:33
manolya80
24.04.2007, 12:30
Uyumsuz Çocuğun Özellikleri!!Amaçsız olarak aşırı aktifYaptığı etkinliği bitiremezYerinde duramazYemek boyunca oturamazOyunun sonunu getiremezOyuncakları, döşemeleri yırtarÇok konuşurKurallara uymazBeceriksizdirDiğer çocuklarla kavga ederNe zaman ne yapacağı belirsizAğlarDisipline uymazSıkıntılıdırKonuşma problemleri vardırAni patlamaları (öfke krizi) vardırBir konuyu sonuna kadar dinleyemezİsyankardırErken uyumak istemezTedirgindirDikkatsizdirAkranlarınca sevilmezSabırsızdırYalancıdırKazaya eğilimlidirYatağını ıslatırYıkıcıdırÇocuğunuzda, bu özelliklerden bir veya birkaçını gözlüyorsanız, hemen çocuğunuza problem çocuk demeye de hakkınız yok. Bu tip davranışların hemen hepsi, zaman zaman çocuklarda görülebilir. Kısa süre ile görüldüğünde hiç önemsenmemelidir. Çünkü, normal gelişimin bir parçası, bir devresi olarak düşünülebilir.Örneğin, 7 yaşlarındaki çocukların % 10-20'si gece yatağını ıslatır,%30’u kabus görür,%20’si tırnaklarını yer %10’unun ani patlamaları(öfke krizi) vardır.Bazen eğitim hatası olarak uzun süre görülenler bile olabilir.Örneğin çocuğun sık sık ağlaması gibi.Eğer ebeveyn çocuk ağladığında isteklerini gerçekleştiriyorsa çocuk da ağlama alışkanlığı gelişmiş olacaktır. Kötü alışkanlıkların çok olur ve uzun sürerse ancak o zaman uyumsuz çocuk deyimini kullanılabilir.mystical2008-12-02 13:24:10
butterfly
08.07.2007, 11:30
İngiliz bilim adamlarının araştırmasına göre, çalışan annelerin çocukları, annesi evde olan çocuklar kadar aktif, duygusal açıdan da gayet sağlıklı.
Davranışları ve ruhsal sağlıkları açısından, çalışan annelerin çocuklarıyla ev kadınlarının çocukları arasında fark bulunmadığını savunan İngiliz bilim adamları, İngiltere'nin güneybatı kesiminde yaşayan 14 bin çocuk üzerinde bir araştırma yaptı.Sorunları yok10 yıl süren araştırma sırasında, annesi çalışan ve bu nedenle kreşe giden çocukların ruhsal değişkenlikler göstermediği, huysuzluk yapmadığı ve herhangi bir duygusal sorun sergilemediği belirlendi.Araştırmanın sonucunu yorumlayan Bristol Üniversitesi bilim adamları, "Bu çocuklar, fiziksel açıdan da en az annesi evde olan çocuklar kadar aktif" dedi. Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Prof. Dieter Wolke, elde edilen sonuçları şöyle anlattı:Aileyi etkiliyorlar"Araştırmada bir de sürpriz sonuca ulaştık. Eğer anne babaların son derece aktif bir bebekleri varsa, çocuk üç yaşına geldiğinde anne baba da çok daha aktif hale geliyor."
butterfly
08.07.2007, 11:34
Anne babanın çocuğuna verebileceği en güzel hediye "mutlu olma kapasitesi". Çocuğunuza, ruhunu hayatı boyunca besleyecek "pozitif bakış açısı" kazandırın. Bu çocukları, kendinden emin, optimist ve başarılı yapıyor.
* Derslere, kurslara ara verip çocuğunuzla bire bir vakit geçirin. Onunla beraber yerde oturup yap boz yapın, mutfakta beraber omlet yapın, banyo yapmadan önce beraber yüzünüzü boyayın, parkta beraber kaydıraktan kayın.* Değer yargılarını geliştirin. Ona sorumlulukları olan değerli bir vatandaş olduğunu aşılayın. Etrafındaki insanların hayatında fark yaratacak kapasitede olduğunu gösterin. Mesela kullanmadığı oyuncakları beraber biriktirip, bir derneye bağışlayın. Eski gazeteleri biriktirmeyi, geri dönüşümü ona onun dilinde anlatın.* Aktivitelerde ona katılın, beraber bisiklete binin, beraber yüzmeye gidin, hem onu teşvik edersiniz hemde bol bol spor yapmış olursunuz. * Espri yapın, fıkralar anlatın, arada bir birbirinize takılın, bol bol gülün, gülmek daha fazla oxsijen solumanızı sağlar.* Çocuğunuzu iyi bir iş yaptığında tebrik edin, ona hangi konularda başarılı olduğunu açıkça anlatın. Mesela ödevini bitirdiğinde "resminde kullandığın renkleri çok beğendim ..." gibi detay verin. Yaptığı proje hakkında konuşun. Çocuğunuzu hediye ile değil övgülerle ödüllendirin.* Çocuğunuzun iyi yemek yemesine özen gösterin. Yemek aralarında yoğurt, meyva ve bol su verin. Yemek yemez diye öğün araları çocuğunuzu aç bırakmayın, hem piskolojisini etkiler hem de kilo kaybına neden olur. * Çocuğunuza hayal gücünü kullanabileceği oyunlar yaratın. Resim yapmak hem hayal gücünü geliştirecektir hemde yaptığı resimden dolayı tatmin hissi doğacaktır. * Günde 4 kere çocuğunuzu kucaklayın, 8 kere öpün, 16 kere ona gülümseyin. Tüm bunlar size kat kat geri dönecek.* Çocuğunuzu dinlemesini öğrenin, lafını yarıda kesmeyin, başka bir işle ilgileniyorsanız, bırakın ve ona konsantre olun. Söylediği şeylerin önemli olduğunu onu dinleyerek gösterebilirsiniz. Bırakın aynı şeyleri tekrar etsin, siz hep aynı dikkatle dinleyin. * Mükemmeliyetçiliği bırakın. Çocuğunuzun yarıda bıraktığı bir işi bitirmeye veya düzeltmeye çalışmanız onun kendine güvenini sarsar. Masayı silerken atladığı köşeyi tekrar silmeniz veya beraber diktiğiniz saksıyı düzeltmeniz ona yaptığı işin iyi olmadığı hissini verecektir. Bir daha çocuğunuzun yaptığı işi düzeltmek için elinizi uzattığınızda düşünün ! Eğer yaptığı iş tehlike yaratmıyorsa, sağlığa zararlı değilse elinizi geri çekin. * Karşılaştığı güçlükleri kendi başına aşmasını öğretin. Ayakkabı bağlarını yavaşta olsa bekleyin kendi bağlasın, çamaşırları asmanızda yardım etmek istiyor, beraber asın. Merdivenlerden kendi inmek istiyor, önünde yürümek şartıyla bırakın insin. Üstünden gelemeyeceği bir problemle karşılaştığında size problemi anlatmasını söyleyin ve çözümüne beraber karar verin. * Sevdiği şeyleri yapmasına izin verin, gereksiz kısıtlama enerjisini ve heycanını dışa atmasını engeller buda ona sıkıntı verir. Unutmayın... oyuncaklarını toplamayı öğrenmesi için önce dağıtabilmesi lazım.
butterfly
11.07.2007, 12:11
Özgür bir çocuk için; “3 S, 3 Ö”
Çocuklar en çok neye ihtiyaç duyar?
sevgi(koşulsuz): Hepimiz çocukları severiz. Ama, çocukların sevildiklerini hissetmeye ihtiyaçları olduğunu unutabiliriz Sevdiğinizi hissettirmenin en kestirme yollarından birisi birlikte zaman geçirmektir.
sınır (kendini bilebilmesi için): çocuğun kendisiyle başkaları arasındaki farkları, kendisinin ayrı ve bağımsız bir birey olduğunu hissedebilmesi için, sınırlara ihtiyaç vardır. Sınır dediğiniz de, fazla bir şey değil, yemeğin sofrada yenmesi, uykunun yatakta uyunması, bütün günün bilgisayar başında geçirilmemesi gibi temel düzenlemelerden ibarettir.
sorumluluk(kendine ve başkalarına): Çocukların en az bir sorumluluk üstlenmeleri ve bunu sürdürebilmeleri, gelişimleri için bir gerekliliktir. Kendine karşı bir sorumlulukla başlanabilir. Örneğin, dişlerini fırçalamak, hemen bir sonucu olmayan (ağızdaki ferahlama duygusu dışında), ama şimdi dışına yönelik bir anlam taşıyan bir eylemdir.
övgü: Olumlu görülen hareketin görüldüğü yerde takdir edilmesidir. Övgü inandırıcı olursa bir etki gösterir. İnandırıcı övgü, çocuğun yaptığı hareketle ilişkilidir. Yapılmayan bir harekete, ortada olmayan bir sonuca övgü düzmek, çocuğun özgüveni açısından pek bir yarar getirmeyebilir.
öpücük: Dokunmak, öpmek çocuklara doğrudan bir sevgi aktarımıdır.
özen: Ayrıntılara dikkat ettiğiniz ölçüde özenlisiniz. Çocuklar misafirlerle aynı masada oturtulmaktan, götürüldükleri tiyatro için biletlerin önceden alınmasından kendilerine gösterilen özeni çıkarsayabilirler.
özgürlük ise, yukarıdakilerin ve başka bir çok şeyin doğal sonucudur. Özgürlük, başıboşluk, sınırsızlık ve sorumsuzlukla sıkça karıştırılsa da, kendi sınırlarını bilmeden ve başkalarına karşı sorumluluk taşımadan özgür olunamaz.
Çocuk PsikolojisiPsikoloğa ( çocuk Psikolojisi ) gitmek bir çok insan için, tabu olma özelliğini halen koruyor. Anne-babalar çocuklarını psikoloğa götürmek için defalarca düşünüyor, sorunları çözmek için çeşitli yöntemleri deniyor ve en son çare olarak bir psikoloğa başvuruyor. Psikoloğa gitmeye karar verene kadar sorun iyice ilerliyor, bu da çözüme ulaşmayı güçleştiriyor. Pek çok aile, ilkokuldan itibaren çocuklarının eğitimi için ciddi bir bütçe ayırıyor, oysa çocuklar için yapılacak yatırımın en büyüğü ilk 6 yılda yapılmalı, çünkü kişilik gelişiminin yüzde yetmişbeşi okul öncesi dönemde tamamlanıyor. Bu dönemlerden sonra çocuğunuzu daha iyi koşullarda yaşatabilirsiniz, ama daha sağlıklı ve mutlu, daha güvenli ve sosyal, daha zeki ve kendini geliştiren bir insan olmasına katkınız çok azalır.Hangi durumlarda psikoloğa gidilmeli?Aileler psikologlara çocuklarıyla ilgili aşağıdaki durumlar için başvurabilir.· Gelişim kontrolü için· Davranış ve uyum bozuklukları, hastalıkların tedavisi, sakatlıklar için· Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleri için· Psikolojiyle ilgili sorulara yanıt içinGelişim kontrolüPsikoloğa gitmek için çocukların herhangi bir sorun yaşamasını veya bir hastalık, davranış bozukluğu geliştirmesini beklemek yanlıştır. 0-6 yaş döneminde çocukları, gelişim kontrolü yaptırmak için düzenli aralıklarla bir uzmana götürmek gerekir. Gelişim kontrolü seanslarına psikoloğun da onayıyla, anne-babalar, çocuk bakıcıları veya çocukla ilişkide olan diğer aile büyükleri de katılabilir. Gelişim kontrolleri sayesinde anne-babaların edinecekleri bilgiler aşağıdaki gibidir;· Çocuğunuzun gelişiminin normal olup olmadığını öğrenirsiniz. Gelişim kontrolü seanslarında çocukların gelişimleri 5 grupta incelenir; fiziksel, hareket, dil, sosyal-duygusal, zeka gelişimi.· Geriden gelen gelişim alanlarını ve bu alanları desteklemek için yapmanız gerekenleri öğrenmiş olursunuz. Psikoloğunuz size bu alanı geliştirmenizi sağlayacak egzersizler, oyun ve oyuncaklar önerecektir. Örneğin, siz çocuğunuzun konuşma problemi olduğunu ancak 18. ayda farkedebilirsiniz, ancak bir psikolog bunu 8-10 aylar arası farkedip, dil gelişimini destekleyici egzersizlere ağırlık vermenizi sağlayabilir. Bu şekilde sorunlar çıkmadan önleyebilirsiniz.· Çocuğunuzun gelişimini desteklemek için neler yapabileceğinizi öğrenirsiniz.· Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yönlerini, eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.· Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz.· Farkına varmadan yaptığınız hataları görme ve düzeltme olanağı bulursunuz.· Çocuğunuzla oyun oynamayı ve ona herhangi bir şeyi doğru yöntemlerle öğretmeyi öğrenirsiniz.· Spor, sanat veya bilimin herhangi bir dalına çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi öğrenirsiniz.· Yaşına göre hangi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.· Çocuğunuzun içinde bulunduğu dönemle ilgili gerekli bilgileri ve bu dönemlerde dikkat etmeniz gereken konuları öğrenirisiniz. Örneğin; 8 ay civarı yabancılardan korkma, 12 ay civarı özgürlüğünü ilan etme, 18 ay civarı tuvalet eğitimine hazırlık vb.· Ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozuklukları ve hastalıkları hızla teşhis edebilme, önlem alabilme ve tedaviye başlayabilme olanağı bulursunuz.Gelişim kontrollerine başlamak için en ideal dönem 6-8 aylar arasıdır. Psikologlar gelişim kontrollerini farklı periyotlarla yapabilirler. Çocuğun gelişimine göre seanslar daha sık yapılabilir. Ancak gelişimi normal çocuklar için genellikle aşağıdaki program yeterli olmaktadır.6 - 36 ay arası 2 ayda bir görüşme3 yaş - 6 yaş arası 4 ayda bir görüşmeDavranış ve uyum bozuklukları, hastalıklar, sakatlıklarAileler, yaygın gelişimsel bozukluklar, cinsiyet anomalileri ve kromozomal bozukluklar için psikologlara başvurabilir. Örneğin, otizm, hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, down-sendromu, zeka geriliği, konuşma bozuklukları, öğrenme güçlükleri gibi hastalıkların tedavisinde psikologlardan yardım alınabilinir. Bu hastalıklarda tıbbi tedavi gerekliyse, psikologlar destek tedavi programlarını yürütürler. Bunun dışında bu hastalıkların tanısının konamadığı durumlar olabilir, ancak çocuğun hastalığa eğilimi vardır; bu durumlarda tıbbi tedavi uygulanamaz ama bir psikologla düzenli çalışarak, egzersiz yapılarak sorunu tamamen çözmek veya sorunun ilerlemesini engellemek mümkün olabilir.Kaza sonucu ve doğuştan olan sakatlıklarda da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, psikolojik destek almak hem tedaviye uyumu artırır, hem de çocuğun ve ailenin sorunla başaçıkmasını kolaylaştırır. Bu tür sakatlıklara örnek olarak, körlük, sağır ve dilsizlik, ortopedik sakatlıklar, ağır konuşma bozuklukları vb. Verilebilinir.Uyum sorunları ve davranış bozukluklarının tedavisinde çoğunlukla psikolojik yardım tek başına yeterli olmaktadır. Bu sorunlar çok yaygındır ve bir çok aile bunları yardım almayı gerektirir bir sorun olarak görmez. Anne-babalar genellikle, bu tip sorunların kendiliğinden geçmesini bekler veya sorunu gidermek için o kadar sağlıksız yöntemler dener ki, sorun yer değiştirerek başka bir forma girer veya büyüyerek çözülemez hale gelir. Uyum ve davranış bozukluklarına örnek olarak aşağıdaki sorunları sıralayabiliriz;- Gece korkuları- Fobiler- Kaygı bozukluğu- Parmak emme (bebeklik dışında)- Tırnak yeme- Öfke ve saldırganlık- Altını ıslatma- Dışkı kaçırma veya tutma- Kekemelik- Tikler- Yalan söyleme- Çalma- Kardeş kıskançlığı- Cinsel sorunlar ve mastürbasyon- Yeme bozuklukları- Uyku bozuklukları- İçe kapanıklık- Aşırı inatçılıkAilelerin bu sorunları çözmede yaptıkları en büyük yanlışlardan biri sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Oysa, soruna yol açan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Yoksa sorun ya büyüyerek veya yeni bir sorun olarak bir süre sonra yeniden ortaya çıkar. Örneğin tırnağını yiyen bir çocuğu baskı yoluyla veya çeşitli cezalarla bu alışkanlığından vazgeçirebilirsiniz, ancak tırnak yeme alışkanlığına yol açan duygusal sebepler ortadan kalkmadıkça sorun tekrarlar veya çocuk altına kaçırma vb. Gibi yeni bir sorun geliştirir.Aile ile ilgili sorunlar ve yaşam değişiklikleriBoşanma, aile bireylerinden birinin ölümü, bakıcının değiştirilmesi, şehir veya ev değişikliği, okula başlama, kreşe başlama, kardeş doğumu ve annenin işe başlaması gibi yaşam değişiklikleri çocuklar için önemli duygusal sorunlara yol açabiliyor. Yetişkinler gibi, çocuklar da bu tip değişimlerden farklı düzeylerde etkilenebiliyorlar. Bu değişimlerden önce psikoloğa başvurarak çocukların bu değişime hazır olup olmadıklarıno öğremekde ve hazır değillerse bu olayların çocuklara nasıl anlatılabileceği konusunda danışmakta yarar vardır. Özellikle boşanma ve kardeş doğumu konularında mutlaka birkaç seanslık danışmanlık alınması gerekir; birçok çocuk bu değişimlerden çok etkilenmektedir.Psikolojiyle ilgili sorulara yanıtAileler çocuklarının psikolojilerine zarar vermeden bazı basit sorunları çözebilmek için de psikologlara başvurabilirler. Bu sorunların bir kısmı basit önerilerle giderilebilir. Sağlıksız yöntemlerle çözüldüğünde ise yukarıda sayılan uyum bozukluklarına veya duygusal sorunlara yol açabilir. Sorunların hepsinin çocukluk çağlarında ortaya çıkmadığını, çocukluk dönemlerinde yaşanan olayların ve sağlıksız eğitim yöntemlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkan sorunlara zemin hazırladığını da unutmamak gerekir. Ailelerin yanıtlarını merak ettiği sorulara aşağıdaki örnekler verilebilir;- Çocuğumu kreşe hangi yaşta göndermeliyim?- Başını duvara vuruyor, nasıl engel olabilirim?- Yüzümüze vuruyor, bu davranışından nasıl vazgeçirebilirim?- Çok inatçı, her dediği yapılsın istiyor, ne yapabilirim?- Yatağını ne zaman ayırmalıyım?- Bana çok düşkün, onu kendimden nasıl uzak tutabilirim?- Ders çalışmayı sevmiyor, nasıl ders çalışmasını sağlayabilirim?- Okula gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?- Kardeşine vurmasını nasıl engellerim?Psikologlarla ilgili yanlış bilgilerPsikologların herkese uygulanabilen hazır reçeteleri vardır.Psikologların sihirli değnekleri vardır; bir seansta sorunları ortadan kaldırırlar.Psikologlara herşeyi anlatmaya gerkek yoktur, ailelerin sırlarını paylaşmaları gerekmez.Psikolağa gitmek için hastalık geliştirmek gerekir.Psikologlara sadece tedavi amacıyla gidilir, bir sorun yoksa ve herşey yolundaysa gidilmez.Psikologlara danışmanlık ve kontrol amacıyla gidilmez.Psikologlar sizin farkedemediğinizi farkedemez; sizin çocuğunuzu sizden daha iyi tanıyamazmystical2008-12-02 13:26:53
İki Yaşındaki Çocuğun Kişilik SavaşıAnne ve babalar bebeklik döneminin yorucu temposundan kurtulduktan sonra her şeyin daha kolay olacağını düşünüyorlar. Ancak, her yaşın ayrı bir zorluğu olduğunu hatırlatmakta yarar var. Özellikle çocuklarda özerklik dönemini diye adlandırılan 12-36 aylarda önemli değişiklikler gözleniyor. 2 yaşla birlikte çocuklar sadece yürümekle, konuşmakla yetinmiyor, kendi bildiklerini okuyorlar. Sinirleniyor, ağlıyor ve öfke nöbetlerine kapılıyorlar. Bu noktada aileler ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Öncelikle sorunlara karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. İki yaş ve sonrasında anne - babaların kendilerini nelerin beklediğini bilmeleri son derece faydalı. Sebepleri bilindikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra iki yaş dönemini atlatmak aslında hiç zor değil.Doğal bir tepkiBu negatif dönemde çocuk dengesiz, olumsuz ve inatçı oluyor. Anne ve babasıyla sürekli çatışma halinde olan çocuk onların istediğinin tam tersini yapıyor. Kısa bir süre öncesine kadar neşeli, söz dinleyen ve kolay yönetilebilen çocuk, birdenbire ters ve huysuz oluyor. Acıbadem Hastanesi’nden Psikolog Penbe Yazıcı bu durumun son derece doğal olduğunu belirterek şunları söylüyor: “2 yaş çocuğunda yargılama düzeyi oldukça yetersizken güçlü irade kombinasyonu onun anne babayla sıkça çatışmasına yol açar. İşte bu çatışmaların en üst noktası öfke nöbetleridir. Bu nöbetler çocuğun mutlaka kötü huylu, iyi yetiştirilmemiş ya da sorunlu olduğu anlamına gelmez. Sadece bu yaşlarda doğal kabul etmemiz gereken kontrolsüzlüğün ifadesi diyebiliriz. Çocukların öfke davranışları ; her şeye itiraz etme, ağlayıp kendini yere atma, başını duvara veya yere vurma, yemeği reddetme, yediği yemeği kusma, eline geçeni fırlatma gibi oldukça çeşitlidir.”Öfkenin nedenleriİki yaşına kadar edilgen, bağımlı ve güçsüz olan çocuk, yürüme ve konuşmanın başlamasıyla kendini ifade etmenin yollarını ararken sosyalleşmenin de adımlarını atıyor. Sosyalleşmeye çalışırken de kendilerinde öfkeyi oluşturacak uyaranlarla karşılaşıyorlar. Psikolog Yazıcı bu uyaranları şu başlıklar altında topluyor: * Oyuncağının elinden alınması * Yıkanma * Engellenme * Baskılı tuvalet eğitimi * Yemek yeme Annenin aşırı koruyucu olması, ailede öfke ve şiddet, çocuğun fizyolojik ve psikolojik gereksinimlerinin doyurulmaması,aşırı kuralcı anne-baba davranışları, kardeş kıskançlığı gibi durumlarda da öfke davranışlarıyla karşı karşıya kalınıyor.Anne ve babaya düşen görevlerBu dönem anne-baba ve çocuk arasında ilk çekişmelerinde yaşandığı bir dönem olduğu için, onların dengeli ve tutarlı davranışları oldukça önemli. Her şeyden önce anne-baba bu olumsuz tutum ve hırçınlıkların geçici bir durum olduğunu bilerek sabırlı davranmalı, çocuğu katı bir düzene zorlamadan, soğukkanlı bir biçimde çocukla gereksiz çekişmelere girmeden ilgisini oyunlara yönlendirmeli. Psikolog Yazıcı anne ve babalara şu uyarılarda bulunuyor: “ Anne - baba çocuğu korkutmamalı, öfkeyi dindirmek için çocuğun her istediğini yapmaktan kaçınmalı,davranışla uyumlu olmayan gereksiz cezalar uygulamamalı, çocuğun öfkeli davranışları anne-babanın öfkesine yol açmamalıdır. Zaten çocuğun problemi, sakinleşememektir. Anne baba da sinirlenirse çocuğun öfkesi beslenir. Doğru olan çocuğun yanından çıkmak, sakinleşene kadar yalnız bırakmak, daha sonra yanına gelmektir. Unutulmamalı ki bu yaşta çocuğun öfkesi sosyal çevreye uyum çabalarının da bir parçasıdır. Çocuğun her türlü öfkesini kısıtlarsak bu kez öfkeyi kendine yönelten çocuk kendini ısırmaya, saçlarını koparmaya yani kendine zarar vermeye başlar."Bazen çocuğun öfke krizleri karşısında anne - baba çözüm üretemiyor, hatta çocukla ilişkileri bozulma noktasına geliyor. İşte bu noktada sadece öfke gösteren çocuğun değil ebeveynlerin de profesyonel yardım almalarında fayda var.mystical2008-12-02 13:27:34
ANNE BABA OLMANIN 24 YOLUBütün acıyan yerleri öpün.Parklara çocuğunuzla gidip beraber sallanın.Anne ve babaların da hata yapabileceğini gösterin, yeri geldiğinde ondan özür dileyin.Çocuğunuzun, yanınızda olmadığı anlarda onu ne kadar sevdiğinizi, özlediğinizi açıkça belirtin.Çocuğunuzu bir meyve, sebze bahçesine götürüp, meyveleri ya da sebzeleri kendisinin kopartmasına izin verin, bunun yanında meyve, sebzelerin ne şekilde büyüdüklerini, hangi ağaçlara sahip olduklarını gösterin.Birlikte gazete, dergi okumaya çalışın, eğer okuyacak düzeydeyse bırakın onun komik, okumasıyla zevk almaya çalışın.Eğer koşmaktan zevk alıyorsanız, onun yanınızda bisikletle eşlik etmesine izin verin.Ben sana demiştim demek yerine, olmadığına üzüldüm canım ya da bir keresinde bana da aynısı olmuştu ya da biliyorum bu senin için çok zor tatlım gibi sözler söyleyin.Çocuğunuzun yaptığı resimleri, karalamaları duvara yapıştırın ya da çerçeveye koyup odasına koyun.Çocuğunuzu aile içindeki haberlere, olaylara, yakın tutmaya çalışın böylece çocuğunuz kendisini bu ailenin parçası olarak hissedecek, ileride sizinle olayları paylaşmakta zorlanmayacak.Çocuğunuzu duygularını söylemesine alıştırmak için onu devamlı destekleyerek, yanıt verin. Mesela, onun teşekkür etmesi gerektiğinde, siz öne atılıp, ikimiz birden size teşekkür ediyoruz deyin.Çocuğunuzla birlikte mutfakta beraber bir yemek hazırlayın, sonra da oturup ikiniz birlikte yiyin, pizza, makarna, sandviç gibi pratik şeyler.Çocuklarınızla oynarken, eğitimli olmalarına da dikkat edin.Çocuğunuzun odasını onun seçeceği renklere ve dekorasyona göre olmasına dikkat edin, eğer özel bir oda hazırlayamayacaksanız, onun istediği renk, biçimde olması gibi ufak detaylarla onun olduğu hissini verebilirsiniz.Çocuğunuz için, yılda bir kere olmak üzere, güzel bir doğum günü hazırlayın, onun sevdiği renklerden pasta, güzel hediyeler, şarkılar.Birlikte oturup video izleyin.Çocuğunuzla birlikte bir vazoya çiçek yerleştirin, birlikte çiçekleri seçip, yaprakları ayırıp, boylarını kesip, birlikte renklerine ve çiçek çeşitlerine göre bir düzen yapın.Çocuğunuzun, iyi bir insan olmasına yardımcı olun, (teşekkür ederim, beni rahatsız etmeden telefon konuşması yaptırdığın için, gibi.)Çocuğunuz için çocuk dergilerine üye olun.Onun resim yapmasına, oyun oynaması için bir kutuda boya kalemi, kağıdı, uhu, çocuklar için özel makas bulunduran bir kutu hazırlayın.Çocuğunuzun arkadaşlarını eve özel olarak çağırıp, onlar için kurabiye, meyve suyu hazırlayıp, onlara güzel çocuk kasetleri videoya koyup güzel bir zaman geçirmesini sağlayın.Çocuğunuza asla tutamayacağınız sözlerde, vaatlerde bulunmayın, söz verirseniz mutlaka yerine getirmeye çalışın.Bazen sizin yatak odanızda uzanıp televizyon izleyin, onun istediği bir şeyi yaparak onu da sizin özel odanıza dahil edin.Özel günlerin önemini birlikte karşılayın, sizin doğum gününüz, onunki, bayramlar, yılbaşı, bu gibi özel günlerin gelmesini beklemesine yardımcı olur.mystical2008-12-02 13:29:03
ANNE BABA ARASINDAKİ TARTIŞMALARAnne-babanın aralarındaki bazı tartışmaların çocuğa zararı yoktur. Ancak tartışmaların boyutları önemlidir. İnsanlar anlaşmazlıklarını tartışarak çözümlerler. Bu da çok doğaldır. Fakat tartışmalar; tartışmaktan öte, küfür, vurma, kırma, dövüşme şekline dönüşürse çocuğun dengesini zedeleyebilir. Çocuğa pek bir yarar sağlamayacağı gibi kızgınlık, öfke türü duygularını bastırması, kontrol etmesi gerektiği zamanlarda kötü bir örnek teşkil edecektir. Çocuğun; kendini koruyan, bakımını sağlayan kişilerin kontrolünü kaybettiğini görmesi, güvenini yitirmesine ve endişe duymasına sebep olacaktır. Bu tür örnekler ile karşılaşan çocukta; panik, korku, bazen de kabuslara rastlanabilir.Bu tür davranışlar ile karşılaşan çocuğa "hiçbir şey yok" demek, açıklama yapmamak, belli etmemeye çalışmak çocuğu sakinleştirmeyecek, bilakis açıklama yapmadığınız için düşündüğü, hayal edeceği şeyler belki de daha kötü olacaktır. Diğer bir yönde anlaşmazlıklarınızı onun anlayacağı, ancak gerçekleri söyleyerek anlatmadığınızda ikiliklerle dolu bir dünyada yaşamaya yönelecektir. Tartışmalardan öteye giden anlaşmazlıklar sonucu "evi ayırma boyutuna gelindiğinde" çocuğunuza aranızdaki anlaşmazlığın ciddi olduğunu belirtmeniz gerekir. Sakladığınız takdirde daha sonra yapılan açıklamaları anlamakta güçlük çekecektir.Bozulan evlilikleri, iyi-olumlu gibi göstermeniz ileride çocuğunuzun karşılaşacağı olaylara karşı güvensiz olmasına neden olabilir. Diyelim ki; eşinizden belli bir süre anlaşmazlıklarınızı gidermek veya düşünmek için bir süre ayrı yaşamaya karar verdiniz. Sadece bunun sizin ve eşiniz arasında bir anlaşmazlık olduğunu bazı kararlar almak için zamana ihtiyacınız olduğunu, ayrı yaşarken bu anlaşmazlıklarınızı çözmeye çalışacağınızı belki tekrar mutlu bir aile olabileceğinizi söyleyin. Bu anlaşmazlıkların sebebinin kendisinin olmadığını vurgulayın.Çiftler arasındaki ayrılıklar bazen de hastalık veya alkolizm ile ilgili konularda olabilir. Çocuğunuza yapacağınız açıklama, eşinizin hastalığı ile ilgili olarak elinizden geleni yaptığınız, bir doktora başvurduğunuz ve ona doktorların yardım edeceği şeklinde olursa daha iyi anlamasını sağlar. Ancak; eşiniz tedavi olmayı reddediyorsa ve siz de yapacak başka bir şey kalmadığını düşünüyor ve ayrılmaya karar verdiyseniz, çocuğunuzun sizi anlaması biraz daha zor olacaktır.Çocuğunuzun, hasta olarak kabul ettiğiniz eşinize hiçbir yardım yapmadan terk ettiğiniz endişesine kapılmaması için defalarca da olsa sebeplerini anlatmalısınız.Çocukların endişeleri bugüne kadar ona bakmış olan anne-babasının ayrılığı ile ona kimin bakacağı, ihtiyaçlarını kimin karşılayacağı endişesidir. Çocuğunuz boşanma kararınız karşısında direnecek kabul etmek istemeyecektir. Her ikiniz de onu sevdiğinizi, her ikinizin de ayrı evlerde olacağı, ikiniz ile de ayrı ayrı da olsa birlikte olacağını açıklayın.Boşanmanız sonucunda büyük üzüntü duyacağı bir gerçektir. Çocuğunuz ayrılmanıza sebep her ne olursa olsun suçlayıcı bir tavır alacaktır. İnsanlar sevdikleri kişileri yitirdiklerinde veya ayrıldıklarında taraflardan biri ne kadar ilişkide yıpratıcı olurlar ise olsunlar hep iyi yönler ve anılar hatırlanır. Çocuğunuz eski eşinizden bahsettiğinde gerçekçi olun. Ancak; abartarak kötülemeyin. Tüm canlılar gibi yeni ortamlara, olaylara yaşayarak alışacaklardır. Siz de çocuğunuza destek vererek, ancak anne-baba ayrılığını size ve çevresine koz olarak kullanmasına izin vermeyip, beraber yaşayarak yeni duruma ve ortama uyum sağlamasına çalışın.Gerçekler doğru şekilde söylendiğinde faydalı, üzülmesin diye söylenen yalanlar ise, çocuğunuz için unutmayın ki zararlı olacaktır.mystical2008-12-02 13:28:29
ÇOCUK GELİŞİMİNDE OYUN VE AİLEBir anne-babanın çocuğuna vereceği en önemli ilk şey sevgidir. Anne-babalar çocuklarını daha dünyaya getirmeden önce biraz olsun kendilerini eğitmeli (dergi, kitap, ana-baba okulları,TV, Internet vs.), yayınları takip ederek çocuk yetiştirme sanatını öğrenmeleri gerekmektedir. Yeni dünyaya gelecek olan çocuğun her türlü sorumluluğuna hazır olmalıdırlar. Her anne-baba çocuğunu sever, doğumdan itibaren tüm imkânlarını kullanarak ona bir şeyler öğretmeye, en iyiyi vermeye çalışırlar.Oyun; çocuğu yetişkin hayata hazırlayan en etkin yoldur. Çocuğun en önemli eğitim araçları oyuncaklarıdır. Oyun ile insan ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, deneyim kazanma, psiko-motor gelişimi, duygusal ve sosyal gelişimi etkilediği gibi, zihin ve dil gelişimini de etkiler. Yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesi, oyalanması, başlarından savmak için bir uğraş olarak görürler, oysa oyun, çocuk için ciddi bir iştir. Çocuk oynadıkça becerileri artar, yetenekleri gelişir. Çevresini, bilinmeyenleri tanır, kendisi için anlaşılır duruma getirir.Çocuk oyun oynarken özgürdür, kuralları kendi koyar-bozar, yetişkinlerin kısıtlamaları yoktur. 3-6 yaş arası çocuğun en önemli dönemidir. Durmadan soru sorar "bu neden, niçin, nasıl?" sorularına yanıt isterler. Öğrenme açlığı mevcuttur, her şeyi bilmek isterler. Enerjiktirler, yorulmak nedir, bilmezler. Onları anlayın, sabırla yanıtlayın, yanıtlarınız kısa, net ve anlaşılır olsun. Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler, ancak oyuncakların iyi davranışların karşılığında ödül, anne-baba sevgisinin kanıtı olarak kullanılması yanlış olup, kesinlikle kaçınılması gereken bir tutumdur. Oyuncaklar çocuk gelişiminde büyük bir yer tutarlar, ancak bize sarılmaz, sevmez ve öpemezler. Ne kadar meşgul olursanız olun, çocuğa ayıracak olduğunuz birkaç zaman diliminde onunla sohbet etmeniz, ona sarılmanız, yerlerde yuvarlanmanız, onun oyuncakları ile oyun oynamanız onu mutlu edecektir. Okulda, ertesi günü keyifle arkadaşlarına, öğretmenine veya diğer başka kişilere anlatacak olduğu bir an yaşatacaksınız. Çocuğunuza "lütfen" demeyi öğretin. Siz onun oyuncağının yerini değiştirirken veya alırken izin isteyin. Çocuklar kurdukları oyunlarda hep büyükleri taklit ederler. Yaptığınız her olumlu davranış, ona iyi ya da kötü yönde etki edecektir.Başkaları ile onu kıyaslayıp üzmeyin, "o" kendine özgü bir bireydir. Yaptığı her doğru davranış için onu sözleriniz ve sevginizle ödüllendirin. 3-5 yaşında ana okuluna gidecek olan çocuklar sabırsız ve heyecanlıdır. Onlara karşılaşacakları olayları olabildiğince somut bir şekilde anlatın. Orada eğlenebileceğini, yeni arkadaşlar edineceğini açıklayın; çocuğunuza pembe tablo çizmeyin. Belki ağlayacağını, ağlayan çocuklar olabileceğini, karşılaşabileceği olumlu-olumsuz şeyleri anlatın. Okul bitiminde onu alacağınızı söylemeyi unutmayın, açık olun paniğe kapılmasın. Çoğumuz, çok iyi niyetlerle herkesten önce okuma-yazmayı öğretmek isteriz; ve ona öğretme yoluna gideriz. Hiç bir anne-baba öğrenme konusunda zorlayıcı olmamalı, bu tür davranışlar öğrenme sürecini geliştirmekten uzak olup, anne-baba çocuk ilişkisini zedeleyecek niteliktedir. Anne-babalar bu tür davranışlarda bulunarak kendi gururlanma ihtiyaçlarını giderme amacındadırlar. (Çocuğumuzda bulunan bazı özel durumlar hariç olup yine de eğitimcilerin yönlendirmesi daha doğru olur). Her zaman gündeme gelen sorulan sorulardan bir diğeri de çocuğum okulda olan yaşantıları hakkında konuşmak istemiyor?Okul, onların özel hayatının bir parçasıdır. Onu anlayışla karşılayın, zorlayıcı olmayın ama yine de takipçi olup, sohbet anında bazı sorular sorarak onunla ilgilendiğinizi belli edin. Sabırlı ve açık olun...zaman içerisinde sizinle paylaşacaktır. Sonuç olarak,"3-6 yaş arası çocukluğun en önemli dönemidir" demiştik. Bu nedenle haklarına saygılı olun, onu anlamaya çalışın; konuşurken arkanızı dönmeyin, göz temasında bulunun, onun seviyesinde çömelin ya da oturun, aynı seviyeye gelmeye özen gösterin. İstediği herhangi bir şey size ters geliyorsa, bunu istiyorum - sebebi bu, veya istemiyorum-sebebi şu.... diye açıklama yaparak tercihi ona sunun. Hiç birimizin elinde sihirli değneği yok, ne eğitimcilerin ne anne-babanın...Her ne sorun ile karşılaşırsak karşılaşalım, sabır ve sevgi ile iyi insan ilişkilerinin temel harcını atmış olacaksınız.mystical2008-12-02 13:28:03
çocuk çiçektir; sevgi ve ihtimamla serpilir, guzelleşir..çocuklarınızdan asla boşanamazsınız..çocuğunuzun sizi her zaman seveceğinibilmenin lezzetini yaşayın..Bir çocuk annesine de babasına da saygı duymalıdır..SıZ DE ÖYLE..çocuklarınızla birlikte yemek pişirin, daha sonra da birlikte yeyin..Ailece televizyon karşısında yemek yemeyialışkanlık haline getirmeyin..KÜçÜk bir çocuğun bile evin içinde Üstlenebileceğibazı sorumluluklar vardır..DÜzen ve kurallar, çocuklara kendilerini gÜvende hissettirir.Dede ve nineler çocuklarınız için çok değerli birer arkadaştırlar..çocuklar gÖrgÜ kurallarını ana-babalarından Öğrenirler.Dikkat edin çocuklarınız verdiğiniz gÖrgÜden ÖmÜr boyu faydalanacaklardır..çocuklarınızla sık sık başarılarını paylaşın.Onların en ufak başarılarını bile iltifatla karşılayın..Her gÜn çocuğunuzu dinlemek, onunla konuşmak içinyarım saatinizi ayırın..çocuğunuza vereceğiniz en iyi hediye ZAMANINIZDIR..çocuğunuzun odasına girmeden Önce kapısını vurun.Bu ona değer ve şahsiyet verdiğinizi gÖsterir..çocuğunuza karşı bazen anne, bazen baba,bazen kızkardeş ve bazen de ağabey olmak zorundasınız..çocuğunuzun rÜyalarını paylaşın..çocuğunuzla onur duyun, çocuğunuz da sizinle onur duyacaktır..çocuğunuza karşı kibar olun, kibar bir çocuk yetiştirmiş olursunuz..çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın, isimlerini Öğrenin hatta..çocukların da zor gÜnleri olabilir; size bunları anlatmasına izin verin..Bir çocuğun soramayacağı soru olmamalı..çocuklarınız için akla uygun,mantıklı kurallar koymaktan çekinmeyin..Kendi anne-babanızla ilgilenin,ileride çocuklarınız da sizinle ilgilenecektir..çocuğunuzun yanlışını dÜzeltmek veya onu disiplinesokmak için en iyi zaman; olaydan hemen sonrasıdır..Unutmayın siz daima çocuğunuzun hayatındakien Önemli kişi olacaksınız..Asla bir cÜmleye “Sen daima!..” ve “Sen asla!..”ile başlamayın..çocuklar dÜnyaya verdiğiniz bir armağandır;ONLARI ıYı PAKETLEYıN..Verdiğiniz sÖzleri yerine getirin.Yaptığınız planların sonunu getirin.Verdiğiniz cezaları uygulayın..çocuğunuzu koruyun ama gerçeklerden değil!..çocuğunuza, insanların ona davranmasını istediği gibidavranmasını Öğretin..HAYDı DURMAYIN!çOCUğUNUZU BıR KEZ DAHA SEVGıYLE KUCAKLAYIN...“GÜl yetiştirmek için toprak olmak gerek” Unutmayın..mystical2008-12-02 13:29:40
OYUN ÇOCUĞUMUZUN EN CİDDİ İŞİDİROyun,çocukta doğuştan gelen bir tabiat ve Allah'ın onda yarattığı bir içgüdüdür. Bunun temelinde çocuğun fiziksel gelişiminin mükemmel bir tarzda tamamlanması yatmaktır. Çünkü insan yavrusu,canlılar arasında en uzun süre içinde gelişimini tamamlayan bir varlıktır.Oyun, çocuğun ilerideki yaşamında yapacağı işlerin,yaşamında basit bir misalidir.Yazılı kaynaklardan öğrenilmiştir ki, Hz. Süleyman (as.) çocukken, mahkeme kurup hükümler vermiş. Fatih Sultan Mehmet'te bahçe havuzunun iki yanına oyuncak gemiler yerleştirip bunları top ve mermi atışıyla savaştırmış.Oyun, çocuğun duygularını, özlemlerini, korkularını, kısaca iç dünyasını yansıttığı bir tiyatro sahnesidir. Onları uzaktan izleyin de, bir şeyden anlamaz zannettiğiniz o küçük yaramazların, çoktandır unuttuğunuz bir aile kavgasını veya münakaşasını, nasıl sahneye koyduklarını ve maharetle dramatize ettiklerini bir görün.Oyun, çocuğun dünya hakkındaki bilgisini geliştiren başlıca araçtır.Oyun, çocuğun en ciddi işidir.Oyun, çocuğun dili ve etkin bir anlatma aracıdır.Oyun, çocuğun gerçek dünyayla, hayal dünyası arasındaki köprüsüdür.Oyun, çocuğun öğrenme sürecini attığı ilk adımdır.mystical2008-12-02 13:31:20
Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa suçlamayı öğrenir.Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenirEğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa suçluluk duymayı öğrenir.Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa sabırlı olmayı öğrenir.Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa güvenmeyi öğrenir.Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa saygı duymayı öğrenir.Eğer bir çocuk eşitlik ortamında yaşarsa adaleti öğrenir.Eğer bir çocuk güven duygusu içinde yaşarsa inanmayı öğrenir.Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa kendisinden hoşlanmasını öğrenir.Eğer bir çocuk kabul ve dostluk yaşarsa dünyada sevgi aramayı öğrenir.Çocukların öğütten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır.Çocuğun aynası anne ve babasıdır. Bu aynadan daima güzel şeyler görmelidir.Çocuklarınıza vereceğiniz en güzel ve değerli hediye ilgi ve zamanınızdır.Çocuklar, hayat piyangosunun çok pahalı alınmış biletleridir.Bu bilete büyük ikramiye vurması ya da boş çıkması sizin elinizdedir.Çocuklar donmamış beton gibidir. Üzerlerine ne düşse iz yapar.mystical2008-12-02 13:31:55
AŞIRI KORUMACI AİLE YAPISIŞüphesiz ki çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel şeyidir..Fakat bir varlığı dünyaya getirmek,sorumluluk almayı gerektirir..Bu da ister istemez ebeveynleri korkutur ve onları korumacı ve hassas bir yapıda olmaya iter..Öyle ebeveynler vardır ki,çocuklarını yalnız başına tuvalete bile göndermezler..Çocuğun her işini kendileri yaparlar..Çocuk bu duruma gitgide alışır ve zamanla davranışlarında tembel bir tutum sergiler..Her işinin nasıl olsa ailesi tarafından yapılacağını bilir ve çok rahat davranır..Sorumluluk almaktan kaçar,aldığı sorumlulukları da yerine getiremeyeceğinden korkar ve çoğu kez de başarısız olur..Çünkü çocuğa o güne kadar hiçbir görev verilmemiştir..Bu yüzden çocuk,görev ve sorumluluğun ne demek olduğunu bilemez..Ergenlik döneminde ise durum aynı şekilde seyretmekle beraber,ergenin kişiliğini olumsuz yönde etkileyecek pürüzler çıkmaya devam eder..Ergen,sorumluluk almaktan kaçındığı gibi, kendisiyle ilgili konularda karar verme becerisine de sahip değildir..Çünkü o güne kadar kendisiyle ilgili tüm kararları ailesi vermiştir..Ergen sürekli olarak çevresini, özellikle de anne ve babasını hoşnut etme çabasına girer. Bu nedenle çevre tarafından istendik özellikler yönünden güçlü olduğu izlenimi uyandırmaya çabalar, çevrenin önemsemediği özelliklerini fark edip değerlendiremez…Bu durumda olan genç, zayıf yönlerini yadsıma, eğilimlerini bastırma, gerçek özüne uygun bir kimlik yerine anne babasının hoşuna gidecek bir kimlik geliştirme zorunluluğu duyar..Özüne yabancı, başkalarının beğenisine aşırı derecede duyarlı olup, bir karar alması gerektiğinde başkalarının (aile büyükleri, arkadaşlar vb.) daha iyi bilecekleri düşüncesi ile kararı başkalarına bırakmaya ya başkalarının kararlarını benimseyip uygulamaya ya da ilgi ve yeteneklerine uygun olmayan, erişmesi olanaksız, eğitim ve meslek hedeflerine yönelir ve emelleri gerçekleşmeyince de çöküntü yaşar..Tüm bunların sebebi ailenin çocukları hakkındaki “yetersizlik” inancıdır..Çocuklarına yeteri kadar güvenip,inanmazlar..Bu yüzden ergen, kendine güven konusunda da çeşitli sorunlar yaşar..Girişimcilik yönü oldukça zayıftır ve bu durum bir kabus gibi onun hayatını karartır..Ne öğrenim hayatında,ne de iş hayatında asla kendisinden beklenen performansı gösteremez..Bu durum bir zaman sonra bireyi depresyona dahi sürükleyebilir..Evet,aşırı korumacı aile yapısının ne tür sonuçlar doğurabileceğini görüyoruz değil mi? İşte bu yüzdendir ki çocukta olumlu bir benlik algısı ve sağlam bir kişilik oluşturmak için,aşırı korumacı aile tutumu yerine,demokratik aile tutumunu benimsemeliyiz..Demokratik aile tutumunun özellikleri kısaca şöyledir: * Çocuklarını seven ve benimseyen çağdaş aile tipidir. * Anne baba arasında saygı ve sevgi vardır. * Ailede sorunlar emirlerle değil, konuşarak çözülür. * Evde gerginlik yaratmak yerine sıcak bir ortam yaratılır, aile içinde uzun süren çekişme, kavga ve anlaşmazlıklardan uzak durulur. * Çocuğa söz hakkı tanıyarak, birlikte konuşulur, şakalaşıp, eğlence ortamı yaratılır ona güven duygusu kazandıracak iletişim biçimlerini benimseyerek uygulanır. * Çocuğunuzun uyması gereken kurallar belirlenir. * Kuralları ailede herkes gönüllü olarak benimser. * Cezalar ılımlı ve eğiticidir. Çocuğa, güven duygusu ve sorumluluk kazandırılır. * Çocuğun kişiliğine saygı gösterilir, yaşından olgun davranışlar beklenmez. * Özgür davranışları desteklenir. * Dayaktan, onur kırıcı sözlerden özenle kaçınılır.Bu şekilde davranıldığında, kendine güvenli,idealleri olan,bunları gerçekleştirmeye hevesli,girişimci,her yönden sağlıklı bir birey yetiştirmek çok kolay olur..Böylelikle herkes mutlu ve kendini gerçekleştirmiş bir birey olarak yaşar..Sağlıklı toplumun temelleri de atılmış olur..Haydi gelin,çocuklarımıza,yani hazinelerimize güzel davranalımKaynak: Merve Akyolmystical2008-12-02 13:32:26
HER ÇOCUK BİR HAZİNEDİRHer çocuk bir hazinedir evet..Peki bu hazine nasıl işlenmelidir? Ya da nasıl keşfedilmelidir?Hazineye değer katmak da, onun bir çırpıda harcanmasına yol açmak da bizim elimizdedir.Peki nedir bu ikisi arasındaki fark? Doğrusu hangisidir? Yanlış bunun neresindedir?Çocuk bir hazinedir dedik..Ellerimizin altında duran bir hazine..Keşfedilmeyi bekleyene kadar, güzelliği kendine saklı olan bir hazine..Altın,zümrüt,yakut nasılsa, bir çocuk da böylesi değerlidir..İşte bu yüzden ona,kendisine değer verildiği hissettirilmelidir..Onun düşüncelerine değer verilmeli,söyledikleri dinlenmelidir..Kendisine tek başına bir birey olduğu ve saygı duyulduğu sık sık hatırlatılmalıdır..Çünkü bu hazinenin değerine değer katacaktır..Ebeveynleri tarafından önemsendiğini,söylediklerinin dinlendiğini göre çocuğun kendine olan güveni gelişecektir..Kendine güven duymanın, insan açısından öneminin ne kadar büyük olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bu kadar önemli bir konu maalesef gerek ebeveynler,gerekse eğitimciler tarafından göz ardı edilmektedir..Çocuk, evde ve okulda ebeveynleri tarafından susturulmakta, düşüncelerini ifade etmesine izin verilmemekte,bir şekilde başarıp ifade ettiğinde ise,dinlenilmemektedir..Peki sonuç nedir? Sonuç; sessiz ve içekapanık bir çocuk..Sonradan belki olur da aileler çocuklarının bu halinin farkına varırlar ve onu koşa koşa bir psikoloğa götürürler..Oysa ki sorunun ana kaynağı onlardır,farkında olmazlar..Hazinenin tüm ışıltısını yitirmesine sebep olmuşlardır bir kere..Yeniden ışıması çok çok uzun zaman alacaktır..Çocuk,her zaman çocukluğunu yapar..Çocuktur işte adı üstünde..Ondan bir yetişkin olmasını beklememeli,ona yetişkin sorumlulukları verilmemelidir..Yoksa o hazine çok yıpranır, ışıltısı günden güne azalır..Sorumluluk elbette verilmelidir ona bu bilinci kazanması adına,ama yaşına uygun olmalıdır bu sorumluluklar..Çünkü çocuk,her başarısızlığında suçu kendinde arayacak ve gitgide kendini “Ben beceriksiz biriyim” düşüncesine odaklayacaktır..Kendini bu düşünceye odaklayan çocuk, artık sorumluluk gerektiren davranışlardan yaşamı boyunca kaçacaktır..Gereksiz yere eleştirilmemelidir çocuk..Hele hele başka çocuklar kıyaslanmamalıdır..”Bak Ayşe/Ali’nin oğluna/kızına..” diye başlayan her cümle, onun kişiliğine bir darbe daha vuracaktır..Öyle ki çocuğun,ebeveynlerinden nefret etmesine kadar varabilir bu işin sonu..Öyleyse ne yapılabilir? Bu hazinenin işlemesi nasıl sağlanabilir? Cevap çok da zor değil aslında..İşin sırrı uygun iletişim yolunu bulmaktadır..Çocukla her zaman barış içinde olunmalıdır..Ona, bir yetişkinden ziyade, daha çok bir yaşıtı gibi davranılmalıdır bu tür konularda..Zamanında ebeveyn olarak bizim de yanlışlarımızın olduğu onlara uygun yollarla anlatılmalıdır..Anne/babasının da hataları olduğunun farkına varan çocuk, hem suçluluk duymayacak, hem de bu konuda kendini anne/babasına yakın hissederek, onlara düşman olmayacak,aksine bu konuda onları bir arkadaşı gibi görüp, her türlü problemini rahatlıkla anlatabilecektir..İşte bu yüzdendir ki çocukla olan iletişimde ne çok katı ne de çok gevşek bir tutum sergilenmelidir..İkisinin ortası her zaman idealdir..Eğer hazinenin ışıldamasını istiyorsak, onun yaratıcılığını beslemek gerekir..Unutulmamalıdır ki çocukların hayal güçleri çok zengindir..Eğer çocuk bulutu mavi değil de pembe çiziyorsa, bırakılmalıdır o bulutu pembe çizsin..Hayal dünyasına müdahale edilmemelidir..Sanmayın ki o bulutun rengini bilmiyor,sadece hayal dünyasında o bulutu pembe olarak görmek istiyor o kadar..Neden onun bu tatlı isteğini engelleyelim ki? Zaten toplum olarak yaratıcılığı körelmiş bir milletiz..Bırakalım bari onlar bizim geleceğimiz,umudumuz olsunlar..Onlara bu hakkı çok görmeyelim..Yaratıcılık dedik,hayal dünyası dedik..Peki neler yapabiliriz bunların daha çok gelişebilmesi için..Onlara bol bol kitap okuyabiliriz mesela..Ama okuduğumuz kitapları önceden bir de biz okumamız şartıyla..Neden mi bu şart? Kitabın biricik yavrumuza uygun olup olmadığını anlayabilmek için..Çok renkli ,güzel görünümlü bir kitap asla iyi bir kitap demek değildir,unutmayalım!Kitabın içinde yazanlar, yavrumuzun kulağına gidenler, gördüklerinden daha tesirlidir..Onlara yanlış mesajlar vermek istemeyiz değil mi? Bunu göz ardı etmeyelim..Evet ne demiştik en son; kitap okumak..Peki sadece kitap okumak yeterli midir? Tabii ki hayır! Onunla birlikte resim yapabiliriz, yaptığı resimler hakkında konuşabiliriz...Evdeki artık materyalleri kullanarak bir el becerisi çalışması yapabiliriz..Böylece her maddenin çöp olmadığını, mutlaka bir şekilde geliştirilebileceğini öğretmiş oluruz ona..Görün bakın o hazineden ne yaratıcı faaliyetler çıkacak..Aklınıza hiç gelmeyen şeyleri üretiverecek birkaç dakikada..Müzik..Evet yaratıcılığı geliştiren bir başka şey de müziktir..Daha birkaç aylıkken çıkardığı seslere dikkat ettiğimizde, bunların bir ahenk eşliğinde söylenen sesler olduğunu fark etmemiz hiç de zor olmaz sanırım..Peki konuşmaya başladıktan sonra söylediği uydurma şarkılara ne demeli.. Peki ne yapabiliriz bu konuda? Onunla birlikte şarkılar söyleyebiliriz,marakas,tef,davul gibi aletler kullanarak ritm tutmayı öğretebiliriz ona..Bir şarkı besteleriz birlikte..Ve hazine ışıldadıkça, ışıldar..Evet, HER ÇOCUK BİR HAZİNE..Israrla tekrarlıyorum bu sözü..Hazineye iyi bakalım dostlar...İyi bakalım ki ışıldasın her taraf onların güzellikleriyleKaynak: Merve Akyolmystical2008-12-02 13:33:00
Üç yaşındaki bir çocuk ailesinden günde 467 kez “hayır” kelimesini duyuyormuş. Bu “hayır”lar, çocuk ergen yaşa gelene kadar artarak sürüyor. Neyi giymesine, neleri yemesine, hangi seçimleri yapması gerektiğine, hangi okula gitmesine, hatta kiminle evleneceğine varana kadar her şeyi aileler belirliyor... Bu sınırların dışarı çıkan ve kendi görüşünü beyan eden çocuk, evde daha sert “hayır”la karşılaşıyor. Çocuğunu tamamen kendi hayalleri ve istekleri doğrultusunda yetiştiren ailelere “alternatif” olarak ise “bahçıvan ebeveynler” gündemde.. . Ayla ÖnderGeçenlerde dolmuşta, tam arkamda oturan iki kadının konuşmasına tanık oldum: Kadın arkadaşına şöyle diyordu; “Çocuğu kesinlikle açıkça sevmeyeceksin! Sonra şımarır ve yüz bulup kötü şeyleri de yapmak için cesaret bulur. Onu gece uyurken seveceksin o yüzden! Ben öyle yapıyorum. Her dediğimi de dinliyor. Hele bir sözümden çıksın gebertirim valla!” Çocuğu şımartmamak gerekirdi ona göre. Sert olmak, yüz vermemek, çocuğun bazı “kötü olaylar” içine girmesini engellerdi. İşte uzmanlar bu kadını “heykeltraş anne” olarak tanımlıyor! “Çocuk sahibi” lafı aslında bu anneler için çok uygun.. Bunlar çocuklarına bir “sahip“ olarak davranıyorlar! Çocuğun ‘sahibi’ olarak kendilerini görenler onu doyurulmamış beklentileri, gerçekleşmemiş hayalleri doğrultusunda şekillendiriyorlar. Ne giymesine, yemesine, hangi seçimleri yapması gerektiğine, hangi okula gitmesine, hatta kiminle evleneceğine varana kadar her şeyi belirliyorlar.. Bu yaklaşım ise çocuğun doğasına tamamen aykırı..Peki, bu ailelere alternatif olan “Bahçıvan anne-baba” çocuğunu nasıl yetiştiriyor. Aslında formül çok basit: Bir bahçıvanın bahçesindeki çiçeklere yaklaşımı gibi...Örneğin, “Bu karanfildir” deyip onu, kendi doğasına uygun olarak toprağı suluyor. Doğasına göre güneşe çıkarıyor. Eğer papatyayı suluyorsa, “olabildiği en iyi, en parlak papatya olsun” diye bakım yapıyor ona! Bahçıvan ebeveyn olabilmek ise “değerlilik ve yeterlilik duygusu”nun geliştirilmesine bağlı. Çocuğuna bu duyguları verebilmesine, aşılayabilmesine bağlı. Daha netleşebilmek için çocukluğunuza geri dönün bir an. Çoğumuz heykeltraş anne babalar tarafından yetiştirilmedik mi? Şimdi bilinçli aileler eğitimle ilgili gelişmelerden haberdarlar. İşte, “bahçıvan aile” eğitimde “Self Esteem” olarak anılıyor. Bu konuyu yaşama geçiren uzman ise Nil Gün.. Gün’ün “Bütünsel Eğitim” olarak da adlandırıdığı bu eğitim modeli, eski “eti senin kemiği benim” geleneğini kırmaya yönelik bir tarz ...Yalnızken kendimize verdiğimiz değerNil Gün’e göre, “değerlilik ve yeterlilik duygusu” çocukta 0-6 yaş arasında gelişiyor. Peki bu yine kendisinin anlatımıyla “Self Esteem”i biraz daha açalım: “Çıplakken, hiç kimseye rol yapmak gerekmediği anlarda kendimi nasıl görüyorum. Ben şimdi sorunlarla baş etmeye muktedir miyim. Kendimi seviyor muyum, kendime, bedenime saygı duyuyor muyum?“ İşte yapayalnız olduğumuzda, aynaya bakıp bu soruların yanıtına güçlü bir evet diyorsak, “değerlilik ve yeterlilik duygusu”na sahibiz demektir. Uzmanlara, çocuklarına sürekli “yapamazsın”, “beceremezsin”, “kırarsın” şeklinde müdahale eden anne babaların, yaşamlarının en büyük hatasını yaptıklarını söylüyorlar. Çünkü ailenin kendisi hakkında düşündüğü şeye göre çocuğun “self esteem”i şekilleniyor. 8 yaşındaki çocuğu hakkında “Hiçbir şey bilmez, anlamaz” diye düşünen insan sayısı maalesef tahmininizden de fazla, Self Esteem’e göre çocuklar 6-8 yaşları arasında “özkontrol”ü öğreniyor. “Özkontrol” ise şu anlama geliyor::“Düşüncelerimle duygularım arasında ve duygularımla davranışlarım arasındaki bağlantıyı görebilirim. Davranışlarımla sonuçları arasındaki bağlantıyı da kavrayabilirim...” Çocuğa bu duyguyu hissettirmenin en önemli yolu ise “sorumluluk vermek”ten geçiyor. Çocuklara ben önemliyim, ben varım, ben fark yaratıyorum duygusunu hissettirmek gerekir”.Bunun için yapılacak en önemli şey çocuğu küçük sorumluluklar vermek. Kademe kademe bunu geliştirmek. Ancak “Bu senin görevin, yapmalısın” şeklinde değil. “Şu konuda yardım edebilir misin, sana ihtiyacım var” diyerek çocuğu evdeki yaşamı paylaşmaya davet etmek çok önemli. “6 yaşında, aman evladım yapma kırarsın” diye çocuğunu uyaran onlarca annenin, 10 yaşına gelince “Sen bana hiç yardım etmiyorsun!” diyerek çocuğunu sürekli azarladığına çok tanık olmuşsunuzdur!. “Öz disiplin” de önemli bu arada. Uzmanlar bunu en belirgin olarak şöyle tanımlıyor: ”Uzun vadeli kazançlar için kısa vadeli kazançlardan, doyumlardan vazgeçebilme sanatı!” Öz disiplinin en büyük düşmanı ise çocukları için herşeyi yapan anneler babalar. Bırakın çocukları sonuçları yaşasınlar. Örneğin üşüyorsa da üşüsün! Hırka almadan çıktıysa üşüsün. Yememekte ısrar ediyorsa kaldırın sofrayı!Sadece 7 dakikaBu eğitim modeli içinde çocuğa “dokunma” da çok önemli. Bir anne baba çocuğuna kaç kere sarılır. Sarılma nasıl bir duygudur? Her gün sedece 7 dakika ayırarak sarılmanın, dokunma duygusunun ona yaşatılmasının son derece geliştirici olduğu söyleniyor. Çocukla konuşurken kurulan cümleler çok önemli: “Bu yemeği beğendin mi’ sorusuyla yaklaşmayın, “Bu yemeğin nesini beğendin’ şeklinde cümle kurun.. ‘Tatilin iyi geçti mi?’ yerine, ‘Tatilde en çok neden hoşlandın’ sorusuyla açıklayıcı yanıt almaya çalışın. Hediye almışsanız örneğin ‘Bu bluzun neyini beğendin’ diye sorun”.Bu konuda bir deney de yapılmış üstelik: Bir kreşte de bu tür sorular sorarak ve her gün 7 dakika onlarla doyurucu sohbet gerçekleştiren kreş öğretmenleri, üç ayın sonunda bakmışlar ki bu çocukların IQ seviyelerinde artış var! İşleyen demir ışıldar! Çocukların içindeki potansiyeli ortaya çıkarmaya çalışmak yerine onları “Sen aptalsın”, “Çok sakarsın” şeklinde hakaret eden ebeveynler çok büyük hata içindeler. Sarılmadaki içtenliği çocuk anlıyor Bu konuda ünlü NLP uzmanı Nil Gün şunları söylüyor: “Üç yaşındaki bir çocuk 467 kez günde “hayır” kelimesini duyuyor. Self Esteem’in en önemli özelliklerinden biri de “olumlu”ya odaklanmak. Bunun Polyannacılık olarak algılamayalım.. Çocukların içindeki ‘iyiliği’ ortaya çıkarmak gerekir. Bu dünyada her şeyin en iyisi var. En bilge sözler binlerce yıl önce söylendi En güzel sanat ve müzik eserleri yüzyıllardır var zaten. Bizim yapacağımız, o potansiyeli ortaya çıkarmak. O yüzden onları ‘beceriksizsin’ gibi sözlerle yok etmek yerine ‘yapabilirsin’ diyerek güçlendirin. Samimi olarak sarılın. Sarılmak, dokunmak içinizdeki sevgiyi ortaya çıkarmanın net bir ifadesidir.”Bir çocuğun anne-babasının kendini hakkında ne düşündüğüne inandığını şeye göre self esteem’i şekilleniyor. Sevilen, sevildiğini bilen, kendisiyle barışık olan, suçluluk duymadan yaşamın sorumluluğunu alabilen çocuklar şanslı. “Ben sevilmeye layığım” duygusunu varlığında hisseden çocuk ömür boyu özgüvenini yanında taşıyor. Şu kesin ki, şiddet şiddeti doğurur. Dayak yiyen dayak atar. Sevgi gören sevgi verir.*********************************Ebeveylere anektodlar:“Benim çocuğum çok özel, çok akıllı” yaklaşımı da tehlikeli: Tek çocuklu ailelerde bu çok yaygın. Durup dururken çocuğa ‘aman ne harikasın, sen özelsin’ demek oldukça zararlı. ‘Sen hep insanlara sıcak yaklaştığın için çok harikasın’ diyebilirsiniz. Aşırı iltifat ettiğinizde mutlaka “neden” gösterin. Bu çok önemli. Çocuğun olumlu yönlerine odaklanırsanız, olumlu yönlerini artıracaktır. Evde herhangi bir şeye yardım ettiğinde ‘Bak bunun için 4 el lazımdı. Sen olmasaydın bunu yapamazdım’ deyince çocuğun yüzünde güller açtığını göreceksiniz.“Yediği önünde, yemediği ardında” olan çocuklar: Çocuklarının üzerine titreyen ebeveynlerde görülür. “Gak” deyince koşuyor “guk” deyince geliyor” denir ya halk arasında. Bu tarzda yetiştirilen binlerce çocuk var. Aile bu çocuğun kendisi için hiç bir şey yapmasına izin vermemiş. “Evladım yorulmasın, ben yaşamadım o yaşasın” diyen anneler böyle yetiştiriyor bu çocukları. 17 yaşına gelince altına araba veriliyor Asla bir “üretim”de bulunmamış bu çocuk. Bu çocuklarda bazen bu anlayış geri tepiyor: “Herkes bu dünyaya kendisine hizmet vermek üzere gelmiş” diye bir düşünceye sahip olabiliyor bu çocuklar. Bu tipler en ufak bir şeyde de anne babasını suçlayabiliyor. “Benim değerimi bilmiyorlar, beni anlamıyorlar“ diye yakınırlar sürekli.. Ve en kötüsü asla doyuma ulaşamıyorlar Çocuğun sürekli gördüğü objelere dikkat! Küçük bir çocuğun dolapta bir sürü hapı görmesi son derece sakıncalı. Anne-babasının onları kullanma sıklığı çocuğun dikkatini çeker. Başım ağrıyor, yut hapı. Uyuyamıyorum, yut hapı. Sakinleşmek için yut hapı. Çocuklarımızın gözü önünde hap yuta yuta şunu öğretiyoruz; Her şey için bir kolay çözüm var: Hap. Ondan sonra çocuğumuzun uyuşturucu hap aldığını duyunca panik oluyoruz. Oysa hiçbir hap çözüm değildir. Sadece sorun veren duyguları yatıştırır.TV izleme sınırlanmalı: Bir çok TV programı çocuk eğitimine büyük darbe vuruyor.. bir saat içinde bir sürü ceset ve yaralılarla karşılaşıyor. Dizinin ya da filmin kahramanı öldürüyor, yıkıyor, kırıyor ve başarıyor. Çocuk şiddeti öğreniyor. Reklamlarda sahte mutluluklar dağıtılıyor. Bilmem ne kahvesi ya da kolası içersem çok mutlu olacağım diye şartlanıyor çocuk Mutluluğun dışardan gelen bir şey olduğunu öğreniyor. .Çocuğunuza sarılın; İlk 6 yılı anne babasıyla geçiriyor çocuk.Bu 6 yılda sarılma o yüzden çok önemli. Çocuğun hayat hakkındaki düşünceleri, hayatı algılaması ilk 6 yaşta şekilleniyor. 0 - 6 yaş arası çocuğum damgalama dönem. 6-12 yaş arası modelleme dönemi. 12 -13 ise sosyalleşme dönemi. Sarılma iki insan arasındaki en yakın ilişkidir. Şunu da sakın unutmayın. Çocuk gerçek sarılma ile formalite sarılma arasındaki farkı çok iyi ayırdına varabiliyor. Özellikle öfkeli anne babalara; Uyuşturucu kullanan çocuklar arasında yapılan araştırmada ortaya ilginç sorular çıkmış. Çocuklara sorulan sorularla onların aile yapıları irdelenmiş. Anne babanın çocuklara disiplin yaklaşımına göre araştırmacılar o çocuğun hangi maddeyi kullandığını biliyor. Bu araştırma 20 bin uyuşturucu kullanan çocuk ve ergen arasında yapılan araştırmaya göre eroin kullanan çocukların anne babaları öfkeli, kızgın ve umursamaz davranıyorsa. hem de fazla ilgisiz.mystical2008-12-02 13:33:54
İLETİŞİM ENGELLERİEtkin dinleme kullanan anne babalar, çocuklarının kodlayarak gönderdikleri iletilerinden uzaklaştıkları ve gerçek sorunları üzerinde yoğunlaştıklarını gözlemlemişlerdir. Bu yöntemi kullanmayan anne babalar gerçek sorunun kodlandığından habersiz olarak emir, gözdağı, öneri ve çözüm getirme gibi yanlışları ile, iletişim engelleri ile çocuğun sorunlarını çözmeye çalışırlar. İletişim engellerini kullanma alışkanlığını değiştirmenin zor olduğu bir gerçek, ama anne babaların bu engelleri başka nedenlerle de kullandıkları da gerçek. Çocuğun sorunundan hemen kurtulmaya çalışmak, onu dinlemek için zaman harcamak istememek, çocuklarının yine bir sorununun olmasından rahatsız olmak gibi. Şimdi sizlerle iletişimimiz zorlaştıran iletişim engellerini inceleyelim:1. EMİR VERMEK, YÖNLENDİRMEK: “Doğru odana git.”, “Gürültüyü kes.”2. UYARMAK, GÖZDAĞI VERMEK: “Yemek yemezsen dayak yersin.”, “Ayaklarımın altından çekilmezsen çok kızacağım.”3. AHLAK DERSİ VERMEK: “Birisi konuşurken sözü kesilmez.”, “Her zaman teşekkür etmelisin.”4. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM VE ÖNERİ GETİRMEK: “Neden gelip arkadaşlarınla oynamıyorsun.”, “Elbiselerini yerine koymalısın.”5. ÖĞRETMEK: “Bıçak sağ elle tutulur.”, “Kitaplar fırlatılıp atılmak için değil, okumak içindir.”6. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, SUÇLAMAK: “Çok dikkatsizsin.”, “Kötü çocuk oldun.”7. ÖVMEK, AYNI DÜŞÜNCEDE OLMAK: “Arkadaşlarına hep iyi davranıyorsun.”, “Haklısın nasıl istersen öyle olsun.”8. AD TAKMAK, ALAY ETMEK: “Ukalasın.”, “Bu kadar yaramazlık yapmaya utanmıyor musun?”9. GÜVEN VERMEK, DUYGULARINI PAYLAŞMAK, DESTEKLEMEK: “Benim için üzülme.”, “Gürültüden rahatsız olmuyorum.”10. SORU SORMAK, SINAMAK: “Ne yaptığının farkında mısın?”, “Bunu sana kim öğretti?”11. KONUYU SAPTIRMAK, OYALAMAK: “TV’ deki o zırvayı izleyeceğine okusan daha iyi olmaz mı?”, “Kulak zarını patlatmaktan hoşlanıyor musun?”12.YORUMLAMAK, ANALİZ ETMEK, TANI KOYMAK: “Kardeşini biraz kıskanıyorsun.”, “Yorgun olduğum zaman hep beni rahatsız etmek istiyorsun.”İletişim engellerine bir kez daha göz atalım. Bazıları öbürlerinden daha saklı olsa da, her biri ağır “Sen- dili” yüklüdür: “Yapma şunu” “Neden böyle yapmıyorsun?” “Bunu yapmamalısın” “Kötüsün” “Çocuk gibi davranıyorsun” “Dikkat çekmek istiyorsun” “Neden uslu durmuyorsun?” “Daha çok çalışmalısın”Böyle iletilere “Sen- iletileri” diyoruz. Sen iletilerinin çocuk üzerindeki etkileri önceden kestirilemez. Aşağıda ki etkilerden birini ya da daha çoğunu bırakma olasılığı vardır.1. Çocuklar verilen emri yapmayınca tehdit edilirlerse, davranışlarını değiştirmeye karşı direnirler.2. Öğüt veren, ahlak dersi sunan ana babalar çocuklarının canını sıkar.3. Sen- iletileri, “Bana yardım edecek bir yol bulacağına güvenmiyorum” iletisini verir.4. Sen- iletileri, anne babalarının gereksinimlerine kendi istekleri ile yanıt verme şansını çocukların ellerinden alır.5. Ad takılan ve değerlendirilen çocuk kendini suçlu hisseder.6. Eleştiren ve suçlayan iletiler çocuğun benlik saygısını azaltır.7. Ne kadar kötü, aptal, düşüncesiz olduğunu bildiren iletileri duyan çocuklar, sevilmediklerini düşünürler.8. Sen- iletileri, onları gönderen anne babaları aşağılayan karşı davranışlara neden olur. “Sen de hep yorgunsun”, “Sen de elbiselerini dağıtıyorsun”, “Hiçbir şeyden mutlu olmazsın”, “Çok dırdırcısın” gibi..Çocuğun davranışı elle tutulur biçimde olmasa da, anne babasının gereksinimlerini karşılamalarına engel oluyorsa, bu, anne babanın “sorunu” dur. Bu durumda anne/baba kendini hayal kırıklığına uğramış, üzgün, endişeli, yük altında gibi hisseder. Yaşadığı bu duyguları çocuğuna bildirmek için bir kod seçer. Bu, anne babanın gereksinimini çocuğa iletmeyen bir kodlamadır. Açık ve doğru kodlama hep Ben- iletisi ile olur. “Yorgunum”, “Canım oynamak istemiyor”, “Dinlenmek istiyorum”.Bunlar anne babaların duygusunu iletir. Sen-iletileri anne babaya değil, çocuğa yöneliktir. Sen iletisini çocuk kendisinin bir değerlendirmesi olarak çözümler; ben iletisinde ise anne babasıyla ilgili gerçek bir bilgi elde eder.mystical2008-12-02 13:44:26
Sevgili anneciğim, babacığım;Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutamayınca sizlere güvenim azalıyor.Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.Biliyorum, ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.Sevgiler,Çocuğunuz.mystical2008-12-02 13:34:39
manolya80
17.11.2007, 11:59
Kardeşlerin zaman zaman aralarında çatışma yaşamaları çok doğaldır. Çocuk kardeşi ile arasındaki ilişkide sosyalleşmenin, ilk provalarını da yapar. Kardeşler arası ilişkinin çocuk yetişkin olduğunda kuracağı ilişkiye temel oluşturan bir özelliği de vardır.Kardeşler arası ilişkide olumlu alışkanlıkların kazanılması:● Birbirleri ile iyi geçindiklerinde mutlaka durumu fark ettiğinizi göstererek öven sözler söyleyin. Aralarındaki ilişkin yolunda gittiği ve uyum içinde oynadıkları zamanlarda ilgisiz kalarak sadece çatışma içinde oldukları zamanlarda ilgili olursanız istemeden çatışmayı pekiştirmiş olursunuz.● Rol Model olmak: Sizin başkaları ile uyum ve güven içinde ilişkiler kurmanız çocuğunuza örnek oluşturur. Aynı şekilde siz sorun yaşadığınızda, çocuğunuzun sizin soğukkanlılığınızı koruyarak sorunu konuşarak çözümlediğinizi görmesi çocuğunuzun da benzer davranış modellerini geliştirmesine yardım eder.● Müzakere etme becerilerini geliştirebileceği olanaklar yaratın:. Çocukların işbirliği yapmalarını, karşılıklı sıralarını beklemelerini gerektirecek grup oyunları oynatın. Bu oyunlarda çocuğunuzun duygularını konuşarak ifade etmesi için onu teşvik edin. Eğer sorunu çözemezlerse bir yetişkinden yardım istemeleri gerektiğini söyleyin. Elinizden geldiği kadar her iki tarafında sonuçtan memnun olmasını sağlayın.● Onlar oynarken onların ilişkilerini izleyebileceğiniz mesafede olmaya çalışın: Böylece onların aralarındaki ilişkinin iyi olduğu zamanları gözlemleyebildiğiniz gibi problem yaşadıklarında nasıl çözümlediklerini de öğrenebilirsiniz. Çözümsüz kaldıkları zamanlarda da doğru zamanda müdahale edebilirsiniz. ● Çocuklarınızın başkalarının duygularını dikkate almalarını sağlayın: Çocuklar karşılarındakinin kendisini nasıl hissettiğini bildiklerinde daha iyi ilişki kurabilirler. Çocuğunuza “Sence şu anda arkadaşın kendisini nasıl hissediyor?” ya da “Eğer arkadaşın sana böyle bir şey yapsaydı sen nasıl hissedersin?” sorularını sorarak onun karşı tarafın duyguları ile de ilgili olmasını sağlarsınız. ● Eşit davranın: Çocuklarınıza daima eşit davranmaya özen gösterin. Çocuklarınızdan birini “iyi çocuk” diğerini ise “yaramaz” olarak etiketlemeyin. ● Onların meşgul olmasını sağlayın:. Çocukların sıkılması onların huzursuz olmasına bu durumda istenmeyen davranışlara yol açar.● Gerektiğinde başka şeylere yönlendirin: Kavgalar genellikle çok küçük şeylerden çıkarlar. Çatışma sırasında çocuklarınızın ilgisini başka şeylere yönlendirmeye çalışın.
manolya80
17.11.2007, 12:04
Çocukların Duygusal İhtiyaçlarıBütün çocukların üzgün ve gergin oldukları zaman rahatlatılmaya ihtiyacı vardır. Onu tutun ve sakin bir biçimde konuşun. Kendini tekrar iyi hissettiğinde size bunu bildirecektir. Çocuğunuzla zaman geçirin, kendi dünyasını keşfetmesine ve bu dünyadaki insanları bilmesine yardımcı olur. Çok küçük çocukların, devamlı rutinlere ihtiyacı vardır. Birkaç tane rutininiz olsun ve bunlara bağlı kalın. Bu onun dünyayı anlamasına ve olayların bir sıra düzeninde olduğu hakkında güven duymasına yardımcı olacaktır. Üzgün ya da sevinçli olduğunuz zaman çocuğunuzun bunu bilmesine ve sizi görmesine izin verin. Sahip olduğu duyguları sizin de paylaştığınızı öğrenecektir. Bu çocuğunuzun başkalarına empati göstermeyi öğrenmesini sağlayacaktır. Çocuklar sosyal ve duygusal gelişimlerinde birçok safhadan geçerler. Bu gelişimlerden bazıları doğaldır, bazılarını ise anne baba aracılığı ile öğrenirler. Çocuk bu süreçlerde sık sık bir önceki aşamaya doğru kayar. Bu olay oldukça geçicidir ve daha sonra görürsünüz ki son zamanlarda gerçekleşen moral bozucu bir olay buna sebep olmuştur. Örnek olarak 2 yaşındaki bebeğiniz yeniden biberon istemeye başlayabilir. Belki kuzeni olan diğer bir bebek biberon kullanıyordur ve aileden çok ilgi görüyordur. Biraz sabır ve sevgi ile bebeğiniz tekrar eski günlerine dönecektir. Duygusal açıdan sağlıklı yetişen çocuklar: - Kendilerini daha iyi hissederler. - Şiddete eğilimleri olmaz ve empati duyguları gelişir. - Daha az davranış problemleri gösterirler. - Arkadaş etkisinde kalmazlar. - Çatışma anlaşmazlık gibi durumlara daha kolay çözüm yolu bulurlar. - Sigara, içki, uyuştururcu gibi kendilerine zararlı şeylere eğilimleri olmaz. - Çok sayıda arkadaşları vardır. - Duygularını kontrol edebilir ve dürtüler karşısında iradelerine hakim olabilirler. - Dersleriyle ilgilidirler ve başarılıdırlar. - Duygusal ve fiziksel açıdan sağlıklı, mutlu ve başarılı olurlar.mystical2008-12-02 13:41:36
ÇOCUKLARDA ÖZ SAYGIYI GELİŞTİRECEK 20 YOL!Çocuğa öz saygı kazandırma, çocuğun öğrenme, sevme ve yaratma yeteneğini güçlendirmektedir. Öz saygı, mutlulukla ve hayattaki başarıyla ilgilidir. Bazı düşünürlere göre öz saygı, tamamen aile sevgisiyle birlikte iyi bir eğitimin ürünüdür. New York'lu psikolog ve gençlik terapisti Prof. Dr. Barbara Berger'e göre öz saygı, çocuğun kendi kendisiyle gurur duymasıdır. Yüksek öz saygıya sahip olmak, çocuğun hem sevgi dolu hem de yetenekli olmasını sağlamaktadır. Çocuk, değerli olduğuna inanmalı, bir şeyler önermeli ve kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık olmalıdır. Çocuğun sevgiyi ve yeteneğini hissetme derecesi, gelecekteki yaşamında onu her alanda etkileyecektir. Aynı zamanda da, çocuğun yaratıcılık yeteneğini, diğerleriyle ilişkisini ve başarılı olmasını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır. Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluştururlar. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için aileler neler yapabilir? İşte burada öz saygıyı geliştirecek 20 yol bulunmaktadır.1- Şartsız Sevgi GöstermekÇocuğunuz her ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın. Ev ona göre için, risk ve tehlikelerle dolu dünyadan döndüğü zaman, sevgi için, emniyetli bir yakıt alma istasyonu gibidir. Mesajlarınız "Seni seviyorum - odanın kirli olmasına rağmen, kız kardeşin kadar atletik olmamana rağmen, notlarının çok iyi olmamasına rağmen, yaptıklarından hoşlanmama rağmen - hala seni seviyorum" olmalıdır. Onu hala sevdiğinizi göstermek ve çocuğunuzun yanlış davranışını düzeltmek için, onun doğru yaptığı bir şeyi görerek işe başlayabilirsiniz. Örneğin, odası karma karışıksa ve sadece yatağını toplamış ise ona "Gerçekten yatağını topladığına çok sevindim. Şimdi senden istediğim şey masanı temizlemen" diye ifade edin.2- Sinirli Olmanızdan Sorumlu Olduğunu Belirtmek4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin beşiğine fırlattığı için sinirlisiniz. Onun böyle bir hareketinde sinirinizi ona nasıl aktarırsınız? Prof. Dr. Thomas Gordon'un önerdiği en basit mesaj "Ben" mesajıdır. "Sen kötü bir çocuksun!" ya da "Sen aptalsın!" yerine, "Sen böyle yaptığında, ben ............../............ hissediyorum","Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.3- Açık İsteklerde BulunmakÇocuğunuzun ondan ne istediğinizi bilmesini sağlayın. Bu ona alternatif davranışları öğrenmesi için bir şans verecektir. Örneğin; "Oyuncaklarını kardeşinin beşiğine atmamalısın. Bunun yerine o uyandığında ona trenini gösterebilirsin" şeklinde bir açıklama yapılmalıdır. İstekleri ona açıkca belirtmek, ondan ne istediğinizi anlamasını kolaylaştıracaktır.4- Dinlemeyi ÖğrenmekÇocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir ve böyle yapmak çocukların öz saygılarını artırmaktadır. Size bir şeyler söylemek istediğinde, gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin. Gordon'un bir başka tekniği olan "Aktif dinleme"de, çocuğunuzu yanınıza çağırıp onu duyduğunuzu ve onun ne söylemeye çalıştığını anladığınızı ifade edin. Mesela 7 yaşındaki bir kız çocuğu şöyle diyebilir:Kız: "Baba sana çok kızgınım ve bir daha odama girmeni istemiyorum".Baba: "Sen gerçekten çok kızgınsın öylemi hımm".Kız: "Evet çünkü sen beni kaymaya götüreceğini söylemiştim ama artık çok geç".Baba: "Oh, anladım. Çünkü seni dışarıda kaymaya götüreceğim konusunda söz verdim ve bu sözü tutmadım. Gerçekten üzgünüm. Çok geç vakte kadar çalıştım ve seni aramayı da unuttum. Bunu yarına alabilir miyiz?"Aktif dinlemeyle aileler, olayları daha çok çocuğun gözünden görmeye başlamakta ve böylece çocuk da duygularına önem verildiğini anlamaktadır.5- Çocuğun Duygularını Ciddiye AlmakÇocuğunuzun korkularını ve negatif duygularını onları reddetmektense ciddiye alın ve onları yenmesine ve kendi çözümünü bulmasına izin verin. Oğlunun canavarlardan korktuğunu öğrenen bir babanın yaklaşımı aşağıda verilmiştir.Oğlan: "Baba yatağa gidemiyorum. Çünkü odamda canavarlar gizleniyor".Baba: "Gel bakalım belki canavarlarla arkadaş oluruz. Canavarlar ne yemekten hoşlanıyor biliyor musun?".Oğlan: "Belki tatlı, bisküvi seviyordur".Baba: "Bu hoşlarına gidebilir. Gel canavarlara yemek koyalım. Canavarlara ne istediğini sor? Neden sormuyorsun?".Oğlan: "İnsanları korkutmak istiyor".Baba: "Neden?"Oğlan: "Güçlü hissetmek için"Baba: "Eğer onunla arkadaş olursan sana ne yapabilir?".Oğlan: "Beni koruyabilir."Baba: "Bana iyi bir arkadaş olabilir gibi geliyor ya sana?".Oğlan: "Evet."Bu diyalog sayesinde aileler, çocuğun duygularını ya da neye gereksinimi olduğunu öğrenmekte, çocuk artık canavarın kendisine fazla tesiri olmayacağını görerek daha pozitif düşünmektedir. En önemlisi de çocuğun canavara yansıttığı gücü kendine çevirmesidir.6- Çocuğun Varlığını Kabul EtmekAnnelerin zaman zaman söylenmelerinin hatta jestlerle bile "keşke çocuk doğurmasaydım, o bir yük ve artık dayanamayacağım" diye ifade etmelerinin yanlış olduğu, özellikle bu gibi mesajlar sık sık tekrar edildiğinde çocuğun istenmediği ve kendisine değer verilmediği duygusuna kapılacakları uzmanlarca hatırlatılır. Bu durum özellikle evdeki yeni bebekle ilgili olmasına rağmen, annelerin bu yakınmaları uyumlu bir çocuğun bile istenmediğini düşünmesine neden olmaktadır. Böyle zamanlarda çocukların özel bir ilgiye ihtiyaçları vardır. Aileler yakınları tarafından desteklenmeli ve yaşantıdaki çocuğun varlığına değer verilmelidir.7- Değerlendirecek Günlük Bir Şeyler BulmakÇocuklar kötü bir şey yaptıklarında ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da onaylanmak istemektedirler. Yaptıkları, hergün yapılan sıradan bir şey bile olsa, değerini artıran yaptıklarının onaylanmasıdır. Çocukların sevgi ve yeteneklerini onlara hatırlatan bazı etkinlikler aşağıda sıralanmıştır.* Disiplin içermeyen tüm ailecek yenen bir akşam yemeği. Herkes o gün birbiriyle başardıkları, öğrendikleri veya hissettikleri güzel şeyleri paylaşabilir. Örneğin; "Okula zamanında gittim" veya "Bir kurbağa buldum". Ebeveynler de bu etkinliğe katılarak çocuklarının başarılarını onayladıklarını gösterebilirler. Sorunları olan çocuklara bu arada "Bugün seni müthiş bir şey yaparken gördüm. Ayakkabını giydin ve bağcıklarını kendin bağladın." diyerek teşvik edilebilir.* Yine yemekte, sırayla herkesle ilgilenilir ve diğerleri onun nesini sevdiğini, hoşlandığını ve takdir ettiğini söyleyebilir. Örneğin; "Senin öğrendiğin yeni şarkıyı çok seviyorum." veya "Bu sabah söylediklerin gerçekten beni etkiledi".* Çocuğunuzun odasına, banyodaki aynaya veya beslenme çantasına ufak kağıtlara çizilmiş küçük resimler ya da yazılmış sevgi mesajları konulabilir.* Çocuğunuzun yatağının baş ucuna onun yapmayı sevdiği bir etkinliği içeren (örneğin oyun oynadığı veya ata bindiği) ve ailenin topluca yer aldığı iki fotoğraf konulabilir. Böylece çocuk her gece becerikliliğini ve sevdiklerini hatırlayacaktır. 8- Çocukla Yalnız Vakit GeçirmekBir çok ebeveyn için zaman çok sınırlıdır. Bununla beraber uzmanlar her bir çocukla yalnız zaman geçirmenin çok önemli olduğunu belirtmektedirler. Bir pazar sabahı dışarıda kahvaltı edilebilir veya yemekten sonra parkta küçük bir yürüyüş yapılabilir. Zaman zaman onun seviyesine inip onun kuralları ve oyuncaklarıyla oynamak da yararlı olacaktır. Kardeşini kıskanan ve yeni doğan bebekten dolayı geri planda kalan çocuğunuzla yalnız zaman harcamak için çaba sarfetmelisiniz.9- Çocuğun Bazı Şeyleri Kendisinin Yapmasına İzin VermekEbeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri üzerlerine alarak onlara yardımcı olduklarını düşünürler. Bu yardım, "Sen bunu yapamazsın. Sen yeterince iyi değilsin" mesajlarını verebilir, ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır. Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye davet edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca çocuklara, problemlerini çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar da verilmelidir. Yardım istediklerinde, ilk olarak, o işin üstesinden gelebileceklerine onları inandırarak cesaretlendirmek gerekir. "Hadi bakalım, şu elbiseni kendin düğmeleyebilecek misin görelim?" denilebilir. Ya da direkt olmayan tavsiyelerde bulunulabilir. Örneğin "Baş parmağını ilikten geçirirsen, daha kolay düğmeleyebilirsin".10- Çocuğun Özel Eşyalarına Saygı GöstermekAnne-babalar, sıklıkla çocuklarına verdikleri oyuncakların ve kitapların kontrolünü elde tutarlar. Örneğin; bir eşyasının atılmasına, çocuktan çok ebeveynler karar verir. Çocuğunuzun o oyuncakla oynama çağının geçtiğini düşündüğünüz halde, çocuğun ona hala ve belki de yıllarca ihtiyacı olabilir. Bu nedenle eşyalarını atmadan önce ona sormalısınız.11- Çocuğun Düşüncelerine Saygı GöstermekÇocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun duygularının, gözlemlerinin ve algılayışının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır. Partiye giderken ne giyeceğinizi ya da öğle yemeğinde ne yapabileceğinizi ona sorabilirsiniz. Tabii her zaman çocuğunuzla aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama ona neden, onun görüşünden farklı bir karara vardığınızın sebeplerini açıklarsanız, düşüncelerinin tamamen faydasız olmadığını anlayabilecektir.12- Çocuğun Yeteneklerini Kabul EtmekHer yeni beceri ve başarı, onun yetenekli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Ne kadar küçük olursa olsun her başarısı kabul edilmeli ve ona başarılı olacağı şeyler bulunmalıdır. Ayrıca ebeveynler, onlardan bazı şeyleri kendilerine öğretmelerini isteyebilirler. Yeni bir bilgisayar oyunu oynamayı veya bir sihirbazlık numarasını öğretmesi istenebilir, buradaki mesaj açıktır: "Sen yeteneklisin." Bazı şeyleri yaparken onun yardımı istenebilir. Örneğin; akrabalara hediyeler hazırlarken fikri alınabilir ya da bir çalar saat yardımıyla sabah kendi kendine uyanabilmekte yeterli olduğu gösterilebilir. Çocuğunuzun notları çok kötü olmadıkça, onun başka başarılarının ve çabalarının olduğunu kabullenmesi sağlanabilir. Örneğin; matematikte zayıfsa, fakat ödevlerine özen gösteriyorsa ya da sizden özel yardım istiyorsa, onun çabaları dikkate alınmalıdır. Ayrıca, akademik başarısı iyi olmayan bir çocuğun, atletik ya da artistik başarısı iyi olabilir. Onu bu yeteneklerinden dolayı övmek ve cesaretlendirmek gerekmektedir.13- Çocuğun Tercihlerine Saygı GöstermekÇocuğun kendine olan saygısını artırmanın bir yolu da, onun tercihlerini ve duygularını kabul etmektir. Ebeveynler, çocukları için eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerebilirler. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarlarsa, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır.14- Çocuklara Önemli Olanın Vücutları Olmadığını ÖğretmekÇocuklar büyürken, yüzlerindeki sivilcelerden veya çillerden rahatsız olmaktadırlar. Ebeveynler, onlara vücudun sadece bir paket olduğunu, gerçek hediyenin içeride olduğunu yani kişiliğin varlığını anlatmalıdırlar. Onların başlarına gelen bu tür problemlerin anlaşıldığı ve o yaşlarda başımıza geldiği, fakat bu tür şeylerin geçici ve kontrolümüz altında olduğu belirtilmelidir. Eğer çocukta kilo veya deri problemi varsa bile, onu nasıl görünürse görünsün sevdiğinizden emin olmasını sağlamalısınız. Eğer çocuk görünüşü ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsa ona yaşantısını değiştirmesini destekleyecek bir şekilde yardım önerilebilir. "Kilondan şikayet ediyor gibi bir halin var. Eğer ilgilenirsen, bu konuda yapabileceğin yeni bir şeyler duydum". Ama "Hayır, teşekkür ederim" cevabına da hazır olunmalıdır. Eğer kabul ederse, onu bir diyet ya da eksersiz programı takip etmesini sağlayarak destekleyebilirsiniz.15- Çocuk İçine Kapanıksa Yardım EtmekÇocukların bazı bozuk ya da sözel olarak rahatsız edici davranışları onların kendilerine saygıları hakkında ciddi mesajlar verebilir. Böyle zamanlarda ebeveynler, sevgiyi ve gerçekleri sunarak yardımcı olabilirler. Onları ciddi bir şekilde dinlemeli, ne demek istediklerini anlamalı ve sonra ne söylemek istediğinizi anlatmalısınız. Örneğin; çocuğunuz, "Ben çok aptalım, hiçbir şeyi doğru yapamıyorum" dediğinde, "Aptal olduğunu düşündüğünü biliyorum, ama seninle aynı görüşte değilim. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için daha çok zamana ihtiyacın var, ama biliyorum ki, sen de yeteneklisin. Hatırlasana, oyuncak kamyonunu nasıl da tamir etmiştin? Bu, yaratıcılığı gerektirir." diyerek cevap verebilirsiniz. Bazı ebeveynler, çocuğun güvenini tekrar kazanmasını sağlamak için kişilik özelliklerini kullanmada oldukça duyarlıyken bazıları da çok iyi bir dinleyicidirler. Tepki her ne olursa olsun, çocuk sevildiği ve yetenekli olduğu üzerinde durularak ikna edilmelidir.16- Sevgiyi Fiziksel Olarak İfade EtmekEbeveynleri tarafından kucaklanma ve okşanma çocuklarda, kendine saygının gelişmesine yardım etmektedir. Çocuklar sözel olmayan davranışlara karşı çok duyarlıdırlar. Çocuklara "seni seviyorum" demekten çok sevgi, davranışlarla onları okşayarak belli edilmelidir.17- Çocukla Göz Seviyesinde KonuşmakÇocuklarla konuşurken, daima onlardan yüksekte olmamaya dikkat edilmelidir. Bu onun sadece kendini küçük hissetmesini sağlamakla kalmayacak aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasında büyük bir mesafe olduğuna inanmasına da yol açacaktır. Her zaman onunla konuşurken, yanına çömelerek ya da oturarak ya da onu sizin seviyenize çıkararak göz kontağı kurularak konuşulmalıdır. Bu daha yakın bir iletişimi sağlayacaktır.18- Çelişkili Mesajlar Vermekten SakınmakÇelişkili mesajlar, ebeveynlerin sözleriyle başka, davranışlarıyla başka bir şeyi ifade ettiğinde ortaya çıkar. Örneğin; çocuğa, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan "seni seviyorum" demeniz ya da korktuğunda, gece yanınıza gelebileceğini söyleyip geldiğinde kızmanız onu çelişkiye düşürebilir. Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylememelisiniz. Çocuğa model olunmalı, ona söylediğinizi siz de yapmalısınız. Fikir birlikteliklerinizi ifade etmeli ve verdiğiniz sözleri tutmalısınız. İstekleriniz ve kurallarınız açık olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne düşündüğünüzü söylemelisiniz. Sözlerinizle vücut dilinizin birbirine uymasına dikkat etmelisiniz.19- Duygularınızı Çocukla PaylaşmakEbeveynler, çocuklarıyla incinebilecekleri duygularını bile paylaştıklarında, onları kendi deneyimlerini ve duygularını kabul etmeye cesaretlendirmiş olacaklardır. Çocuklar, anne ve babalarının anılarını, eğlendikleri ve korktukları anları, nasıl karşılaştıklarını, çocukları olmasının nasıl bir şey olduğunu hikaye şekline getirdiklerinde anne ve babalarını daha yakından tanıyacaklardır. Aile hikayelerini çocuklarla paylaşma, kendi kökleriyle gurur duymalarını sağlayacaktır.20- Her Çocuğun Tek Olduğu Üzerine OdaklanmakÇocuklar hakkında özel şeyleri ebeveynler keşfetmeli ve onlara söylemelidir. Böyle yaparak duyarlı, şiirsel olan çocuğa yaratıcı olma ve kendini dile getirme fırsatı; oldukça uzun boylu bir kız çocuğuna yeni spor dallarının kapısını açma, kariyer ve moda fırsatı verilebilir.Çocuklarda kendine saygıyı geliştirme, üstesinden gelinemeyecek bir iş değildir. İki önemli parçası olduğu- sevgiyi ve yeteneğini hissettirme - akıldan çıkarılmamalıdır. Ve tabii ki, her iki duyguyu besleyecek şekilde davranılmalı ve konuşulmaya çalışılmalıdır. Ebeveynlerin mükemmel olamadıkları ve en iyisini yapamadıkları zamanlar vardır. Fakat en önemlisinin, bir çocuğun sevgiyi düzenli aralıklarla alması olduğu unutulmamalıdır. mystical2008-12-02 13:38:50
mavi_boncuk
11.12.2007, 14:10
BENİ KUCAĞINA ALİlk adımlarını atmak çocuğunuz için muhteşem bir yeniliktir. Aylarca kucakta taşındıktan, arabalara, pusetlere bağlı kaldıktan sonra özgürce dilediği yere gidebilmek bir çocuk için son derece heyecan verici bir deneyimdir. Ancak bazı çocuklar, ilk heyecan bitince yürümektense kucakta taşınmanın daha iyi olduğuna karar verir ve yeni kabiliyeti çocuğunuza sorumluluk gibi gelir. Yürümemek için inat etmeye ve kucakta taşınmak için ısrar etmeye başlar. Bir zamanlar yürümek için çırpınan minik yavrunuz, bacaklarınıza sarılıp “Beni kucağına al” diye ağlayıp yürümemek için ne gerekiyorsa yapabilir. İşte böyle bir durumdaysanız onu yeniden yürümeye heveslendirecek birkaç ipucu:Yürümeyi eğlence haline getirinÇocuğunuz yürürken onu eğlendirmenin yollarını bulun; yolda gördüğünüz bütün köpekleri sayın, kuşları gösterin, kaldırım taşlarında sek sek oynatın. Şarkı söyleterek ya da yolda gördüğünüz çiçeklere bakmak için durarak da dikkatini başka yöne çekebilirsiniz.Onu yardımcınız yapınMarkete gittiğiniz zaman çocuğunuzun yardım etmesine izin verin. Alışveriş listesinin bir kopyasını taşıması için ona verin (kaybetme ihtimaline karşılık bir liste de cüzdanınızda bulunsun). Dönerken kırılmayacak hafif şeylerin olduğu bir poşeti taşımasına izin verin. Onun yardımı olmadan bu kadar şeyi alıp eve götüremeyeceğinizi söyleyin.Acele ettirmeyinŞunu unutmayın; çocuğunuzun bacakları sizinkilerden kısadır ve sizin attığınız adımların 2-3 mislini atmak yani daha çok yürümek zorundadır. Doğal olarak sizden daha önce yorulacaktır. Mümkün olduğu kadar onun ritmine uygun yürüyün ve yorulmaması için sık sık küçük molalar verin.Pazarlık edinÇocuğunuz eve kadar yürümemekte ısrar ediyorsa, yolun bir kısmını yürürse bir kısmında onu kucağınıza alacağınızı söyleyin. Böylelikle bir yürütüp bir taşıyarak hem inatçılıkla her istediğini yaptıramayacağını, hem de yürümesinin gerekliliğini öğretirsiniz.Çabalarını takdir edinKısacık bir mesafe bile olsa yürüyüşünü tamamladığı zaman mutlaka çocuğunuzu takdir edip aferin deyin. Artık büyüdüğünü ve gittiğiniz yerlerde sizin taşımanıza ihtiyacının kalmadığını söyleyin.mystical2008-12-02 13:39:28
mavi_boncuk
13.01.2008, 11:56
BÜYÜYÜNCE NE OLSAM?Yıllar Önce Çiğdem ablanız da çocuktu. Tıpkı sizin gibi okula gitti. Ona da aynı soruyu soran olmuştu. Büyüyünce ne olacaksın? O da: “Öğretmen olabağım diye yanıt vermişti.Yıllar geçti… Çiğdem okudu, büyüdü. Öğretmen oldu. Şimdi sizin gibi, mini mini öğrencileri var. Onları çok seviyor. En iyi biçimde eğitmeye çalışıyor. İleride iyi, doğru, yaralı insanlar olsunlar diye…Çiğdem abla bir yandan da merak ediyor : Acaba öğrencileri büyüyünce ne olmak istiyorlar? O da bu soruyu, öğrencilerine sordu. Minik eller, yanıt vermek için havaya kalktı. Öğretmen hepsine tek tek söz verdi. Hepsini ilgiyle dinledi…Banu, söz alınca ortaya çıktı. Başladı dans etmeye… Herkes önce şaşırdı. Sonra da alkışlamaya başladılar. Banu, dansı bitince arkadaşlarını ve öğretmenini selamladı. “Sanırım ne olmak istediğimi anladınız,” dedi. Anladınız mı peki?Tolga : “ Ben kuşları çok seviyorum. Onlar gibi uçmak istiyorum. Kanatlarım yok ama, havada yolcu taşıyan bir taşıt var. Onunla dünyanın her yerine uçmak, her yeri görme istiyorum!” Tolga sizce hangi mesleği seviyor?Gizem dedi ki: Annem bana yemek nasıl yapılır, onu öğretti. Birçok yemek nasıl yapılır, biliyorum. Büyüyünce ben de yemek yapacağım. Yemeklerim o kadar lezzetli olacak ki yiyenler, daha yok mu diyecekler.” Gizem, sizce hangi mesleği anlatmaya çalıştı.Söz alan Süha, pencerenin önüne geçti. Güya dışarıya bakıyor, önündeki kağıda bir şeyler çiziyordu. Sonra çizdiği şeyleri boyar gibi hareketler yaptı. Sonra arkadaşlarına döndü. “ Ben “ dedi. “Doğayı seviyorum, Onu anlatmak istiyorum. Renk renk, cıvıl cıvıl!..”Sizce Süha, büyüyünce hangi mesleği yapmak istiyorum?“Vınnn, vınnn! diyerek ayağa kalktı, bilin bakalım? Emre kalktı.Güya araba kullanıyordu. Direksiyonu sağa sola çeviriyor, bir yandan da “ Da – di- da – di!...” diye bağırıyordu. Emre sizce hangi mesleği anlatıyor olabilir?Burak, ayağı kalkınca hangi mesleği yapacak diye merak etti. O arkadaşlarının yanına gitti. Ağzını açtırdı, içine baktı. Gözlerini inceledi. Sırtını dinledi. Sonra kağıda bir şeyler yazar gibi yaptı. Ne dedi biliyor musunuz? “Geçmiş olsun” Sizce Burak, büyüyünce ne olmak istiyordu?Herkes “ne oluyor” der gibi Tuğçe’ye bakıyordu. Tuğçe oralı bile olmadı. Arkadaşlarının boyunu, kollarını ölçer gibi yaptı. Sonra; bir şeyler çizdi. Makasla kesti. İğneyle dikti. Diktiği şeyi arkadaşına giydirdi. “Harika oldu!” dedi. Tuğçe’nin gönlünde yatan meslek sizce hangisidir?Sınıfın en uzun boylusu Gürsu’ydu. O da söz aldı. Olduğu yerde birtakım hareketler yapmaya başladı. Bir şeyi yere vurarak zıplattı. Bir başkasına attı. Gürsu, kendine gelen şeyi tuttu. Yukarıya doğru etti. Seyirciler, “Sayı!” diye ayağa kalktılar. Gürsu’yu alkışladılar. Söyleyin bakalım Gürsu büyüyünce ne olmak istiyor?Sınıfın en sessiz kızı Arzu, söz alınca çok heyecanlandı. Elleri birbirine dolaşsa da ne demek istediğini herkes anlamıştı. Arzu, arkadaşının saçlarını tarar gibi yaptı. Makaksa keser, düzeltir gibi yaptı. Şekil verdi. Arkadaşı da, “Teşekkür ederim. Bu saç bana çok yakıştı.” Dedi. Arzu büyüyünce ne olmak istiyor, söyler misiniz?Büyünce herkes bir meslek sahibi olacak, öyle değil mi? Timur mesleksiz kalacak değil ya! O da yapmak istediği mesleği anlattı. Bir şeyler yoğurdu, kesti, dizdi. Pişirdi, tadına baktı, baktırdı. Onun için “ Pastacı, aşçı, fırıncı, dondurmacı…” diyenler oldu. Timur sizce hangi mesleği sevdiğini anlattı?Herkes bir şeyler anlatır da Burcu durur mu? Parmaklarını kullanarak yazı yazar gibi yaptı. Sonra.. Parmağıyla sayfaları çeviri gibi yaptı, yazdıklarını okudu…”Bakalım başkalarını ne diyecek? Dedi. Herkesin önüne, o şeyden birer tane bıraktı. Söyleyin bakalım, Burcu büyüyünce ne olacak?Herkes söz almış, büyüyünce ne olmak istediğini anlatmıştı. Yok yok, söz almayan bir kişi kalmıştı. Bu Suay’dı. Öğretmen onu kaldırdı. Suay:” Ben büyümek istemiyorum. Hep çocuk kalmak istiyorum. Büyüyünce oyun oynayamam ki! Dedi. Bu yanıt, herkesin hoşuna gitti. Suay, büyük bir alkışı hak etti.mystical2008-12-02 13:40:15
ÖFKE NÖBETLERIDaha cok 2-4 yaslarindaki cocuklarda görulur ve huysuzluk krizleri olarak da adlandirilir.Bu yaslardaki cocuklar, dunyayi onlarin tum ihtiyaclarinin aninda karsilanmasini mumkun kilacak sekilde tasarlanmasi gereken bir yer olarak goruruler.eger istediklerini elde edemezlerse bu onlar icin bir felaket olur ve ciglik atabilir,bagirabilir ve teselli edilemeyecek sekilde aglayabilirler.yeni yurumeye baslayan cocuklarin bazilari ofke nobeti esnasinda sinirlenir nefesini tutabilir.bazen surati mosmor olana kadar hatta suurunu kaybedene kadar bunu yapip sonra hemen kendine gelirler,bu tur davranislar,bu yaslardaki bir cocuk icin normaldir ve gundu 3gun ofke nobeti gecirebilirler,ancak nefes tutma olayi asiri boyutlara varirsa ayrdim almak lazimNELER YAPMALI?-Huysuzluk nobetlerinin bu yas icin cok normal oldugunu unutmayalim-Eger stres sebebiyle boyle yapiyorsa,bu sikintiyi azaltmak icin ne gerekiyorsa yapalim-Ne is yapiyorsak hicbirsey olmamis gibi devam edelim,krize girdi diye cocuga ozel ilgi gostermeyelim,-Ona bu ofkeli davranislara son vermesini soyleyelim,ofke nobetiyle cok kotulesmeden once dikkatini dagitmaya calisalim,-Öfke krizlerinin hosumuza gitmedigini hissettirelim.-öfke krizi yasamadigi zamanlarda ona ilgi ve sevgi gosterelim.Kendisine veya baska seylere zarar veremeyecegi guvenli bir ortamda bulunmasina dikkat edelim,tehlikeli bir durum yoksa bu huysuzluklari onemsemeyelim.-Cocugumuza ofkelenmeye hakki oldugunu ama bu yuzden fikrimizi degistirmeyecegimizi ve ofke nobeti sona erdiginde yaninda olacagimizi soyleyelim,ofkesine boyun eger de istedigini yapacak olursak,ofke nobetlerinin onunu bir daha alamayacagimizi bilelim......mystical2008-12-02 13:41:03
TiklerKaslarimizda olusan irademiz disi kasilmalardir.Erkek cocuklarinda daha siklikla gorulur.Genel olarak kayginin, bunaltinin disa vurumu olarak degerlendirilir.Cocugunuzun tik sahibi olmasinin baslica nedenleri soyle siralanabilir :.Kuralci ve titiz ana, baba tutumlari.Denetleyici ve cocuktan performansinin uzerınde bir seyler bekleyen ana baba tutumlariTik konusunun cozumunde asagidaki turde yaklasimlarda bulunmak yararli olabilir :.Cocugunuza tiki ile ilgili " yapma , etme " mesajlari vermeyiniz..Cocugunuzun duygularini ogrenmeye calisiniz..Tiklerin cogu gelip gecicidir. Kalici olanlar icin bir uzmana basvurunuz..Cocugunuzun hangi ortamlarda ve kimlerin yanindayken tiksel davranislarda bulundugunu belirleyiniz.mystical2008-12-02 13:43:19
Cezanin PsikoDinamigiCeza terimi, olumsuz bir itici uyaricinin, bir davranimin yapilmasindan sonra ona bagli olarak uygulanmasi olayina verilen teknik bir isimdir.Ceza, istenmedik davranimlari bastirma tekniklerinden biridir.Davranis dagarcigina bir sey katmaz, fakat davranis dagarcigindaki bir davranisin bastirilmasini saglayabilir.Bu anlamiyla ceza, yeni bir davranis ogrenmeyi degil, ,istenmedik bir davranisi yapmamayi ögretir.Ceza iki sekilde uygulanir...Davranis itici bir uyarici ile sonuclandirilir..(.mesela bir tokat gibi).Davranis ödülün ortamdan kaldirilmasi ile sonuclanir..(..sokaga cikma yasagi gibi..)Ancak ceza ile davranislari kontrol etmenin önemli sakincalari vardir..Söyle ki;-Ceza cogu kez itici uyaricinin (dayak, hakaret, yasaklama gibi) kullanlmasini gerekli kilabilir.İtici uyaricilarin kullanilmasi da birey de saldirganlik, korku, kin, nefret gibi duygularin olusumuna zemin hazirlar.Ayrica cezanin etkili olabilmesi icin itici uyaricinin siddeti gun gectikce artirilir..Ornegin..sikca yapilan hatalardan biri sudur: cocugun belirli bir davranisini kontrol etmek isteyen anne veya baba, dövme , bagirma gibi siddet dolu itici uyaricilar kullanirsa,bunlar baslangicta etkili olmus olsa bile zamanla cocugun bu uyaricilara alistigi gorulur..Ve ebveynler dozu artirmak gibi kisir bir dongu icine girer..-Cezalandirilan davranislar, bireye belirli sonuclar saglayan ogrenilmis davranislardir.-Ceza ile bir davranis bastirilmaya calisilirken, bir baska istenmedik davranis ortaya cikabilir.Örnegin.. cok sevdigimiz vazoyu kiran cocugumuzu cezalandiriyorsak, bu davranisimizla cocugumuza yalan soyleme davranisi kazandirabiliriz.Cocuk cezadan kacmak icin yalan soyleyecektir.-Ceza etkili oldugunda, ceza veren kisinin davranislarini ödülleyici bir nitelik kazanabilir.Bunun dogal sonucunda, ceza veren kisi, dikkatini , istendik davranislarin kazandirilmasina yogunlastiracagi yerde, zamanla, yalnizca istenmedik davranislarin bastirilmasina yogunlastirabilir.Örnegin...bir ögretmen cazanin olumsuz yönüne yakalanabilir ve zamaninin büyük bir bölümünü ögrencilere istendik davranislari kazandirmak yerine ceza vermek ve uygulamakla gecirebilir..BU NEDENLE CEZA, ELDEKI TÜM OLANAKLAR DENENDIKTEN SONRA ÖNCELIKLE ISTENMEDIK DAVRANISLARIN BASTIRILMASININ KACINILMAZ OLDUGU DURUMLARDA KULLANILABILECEK BIR SISTEM OLARAK DÜSÜNÜLMELIDIR..mystical2008-12-02 13:45:03
manolya80
26.02.2008, 00:42
Boşanmanın Çocuk Üzerindeki EtkisiAnne babası boşanan bir çocuk zaten o yaşta yaşayabileceği enbüyük travmalardan birini yaşamaktadır. Boşanma öncesinde devamlı didişen anne baba, çocuğu depresyona iten bir sebeptir. Aileler boşanma öncesinde ve sonrasında aralarındaki sorunları çocuklarına asla yansıtmamalıdırlar.Çocuğun duygusal belleğinin olduğundan, yaşadığı her şeyikaydettiğinden bahsetmiştik. Çocuk çok küçük bile olsa çevresindeolan biteni takip etmekte, sorunları hissetmektedir. Sorunları hisseden çocuk sıkıntısını söz diliyle anlatamadığı için bunu farklı şekillerde dışarıya yansıtır. Bu durum tırnak yeme, altını ıslatma şeklinde ortaya çıkabilir. Çocukta psikosomatik hastalıklar gözlenebilir; sık sık hasta olur, kusar, bağırsakları bozulur. Evden, okuldan kaçma, kendisine ait olmayan şeyleri alma, uyuşturucuya yönelme gibi durumlar yaşanabilir. Yıkılan ailelerde çocukluk depresyonlarına da çok sık rastlıyoruz. Aileler ne yapıp edip çocuğun kendisini boşanmanın sorumlusu olarak görmesini engellemeli ve çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir. Anne baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa etmemelidir. mystical2008-12-02 13:46:20
manolya80
26.02.2008, 00:43
Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?Ebeveyn çocuk ilişkisinde temel bir ilkemiz vardır: Çocuğu büyükinsan yerine koyup ona olan biteni anlayabileceği bir dille anlatmak, fakat karşılığında büyük bir insan gibi tepki vermeyebileceğini kabul edip sabırlı ve anlayışlı olmak. Bu ilke çocuk için aşılması zor bir engel olan anne baba ayrılığında da uygulanmalıdır.Anne babalar ne yapıp edip çocuğu kendi aralarındaki sorunlardanuzak tutmalı, kaldıramayacağı sorunları çocuğa yansıtmamalıdır. Ancak boşanma çocuktan saklanılamayacak bir durumdur. Sorunları çocuğa yansıtmamak için olan biteni ondan saklamak çözüm değildir. Çocuk zaten ailesinde yaşananları takip edecek, anne baba onu bu konudan haberdar etmezse olayları zihninin elverdiği ölçüde yorumlayacaktır.Çocuğun yaşananları doğru algılaması için olayı ona bizimanlatmamız faydalı olacaktır. Aksi halde çocuk zihin kapasitesinin üstünde olan bu durumu yanlış anlar ve büyük bir ihtimalle suçu kendisinde arar.Anne baba boşanma durumunu anlatırken çok açık ve net bir dilkullanmalıdır. Ebeveynler çocuğa yaklaşırken şöyle bir tutum sergileyebilirler: “Biz senin üzüleceğini, bir müddet mutsuz olacağını biliyoruz. Bir süre bu duruma katlanman gerekiyor ama senin bu durumla ilgili hiçbir suçun ve sorumluluğun yok. Bu tamamen bizden kaynaklanan bir olay.” Anne baba çocuğa bu mesajı verebilirse çocuk bu durumdan en az zararla çıkmış olur.mystical2008-12-02 13:45:46