View Full Version: Çocuk ve .............

gülbin
23.04.2011, 06:19

ÇOCUK VE TELEVİZYON

Türkiye de 22 ilde 6614 kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre çocuklarımız günde 3 saat 42 dakika boyunca televizyon izliyorlar. Aynı araştırma gösteriyor ki, televizyon izlemeye 2 yaşından önce başlıyorlar. Ne kadar erken öyle değil mi?

Ortalama olarak 23 aylık çocukların reklam tekerlemelerini bildiği gözlenmiş. Bulunan en önemli bulgulardan biri de çok fazla televizyon seyreden çocukların, DİLİ İLETİŞİM ARACI OLARAK KULLANMADIKLARI. Yine İngiltere'de televizyon üzerine yapılan bir araştırmada çok televizyon seyreden çocukların IQ'ları, az seyreden çocuklardan daha düşük bulunmuştur.

Yine televizyonun çocuklar üzerindeki etkilerini ele alan ilginç bir çalışmayı da sizlere aktarmak istiyoruz. Televizyonun okuma ve yaratıcılık üzerine etkisini araştırmak için hiç televizyon olmayan bir kasaba seçilmiş ve buradaki çocuklarla televizyon olan kasabadaki çocuklar karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak görülmüştür ki; televizyon izlemeyen çocuklar çok daha yaratıcı. Aynı araştırma o kasabaya televizyon geldikten bir süre sonra tekrarlandığında çocukların yaratıcılık seviyelerinin düştüğü gözlenmiştir.

Elde edilen veriler gösteriyor ki, çocuklarımız günde yaklaşık olarak 2-4 saat televizyon izliyor. Bu da demektir ki, yılda 45-75 günü televizyon karşısında geçiriyor. Aslında yaşarken hiç fark etmediğimiz bir süre ama ne kadar uzun öyle değil mi?

Çocuklarımızın beyinleri doğarken genetik olarak kodlanır. 0-3 yaş bunun üstüne bilgilerin eklendiği en kritik yaş dönemidir. Bu yüzden özellikle bu yaşlarda ailede iletişim ve zamanın etkili kullanımı çok önem kazanır. Eğer çocuklarımızın televizyon başında geçirdiği süre gereğinden fazla uzarsa farklı sorunlarla karşılaşabiliriz. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

1-Çocuklarımızın dil gelişimleri olumsuz etkilenir.
2-Sosyal olarak iletişimleri zayıf olur.
3-Empati yetenekleri gelişmez.
4-Obezite gibi ciddi bir rahatsızlığa sahip olurlar.
5-Beyinde sağ-sol yarı küreler arasındaki denge bozulur. Daha çok görsel beceriler gelişir.

Tüm bunların sonucunda yeni nesil televizyon çocukları görsel olarak çabuk öğreniyorlar ve elektronik aletleri çok iyi kullanıyorlar. Ama okula başladıklarında çok ciddi uyum bozuklukları gösteriyorlar ve çalışmayı sevmiyorlar. Tüm bunları göz önüne alarak özellikle 0-2 yaş çocuklarının dünyasında televizyona hiç yer vermemekte fayda var. Çocuklarımız büyüdükçe her zaman teknolojinin nimetlerinden faydalanalım. Ancak daima belli bir ölçümüz olsun ki, çocuklarımızı televizyonun zararlarından koruyabilelim.

Her şeyden önce tüm gün sizler işyerinizde, çocuklarınız okul ya da bakıcılarla beraber vakit geçiriyorlar ve herkes evde olduğunda size en çok ihtiyacı olan ve özleyen yine çocuklarınız oluyor. Elbette sizlerde çok yorgun oluyorsunuz, belki de televizyon açıp çocukları karşısına oturtup biraz vakit kazanmak iyi bir çözüm gibi geliyor.

Tüm gün sizi özlemiş olan çocuğunuza iş yaparken de vakit ayırabilirsiniz. Sofrayı birlikte hazırlarken ona vereceğiniz küçük sorumluluklar onu mutlu edecektir. Hem sorumluluk yüklenecek hem de sizinle keyifli vakit geçirecektir. Böylelikle çocuğunuzu sizin kontrolünüz dışında izleyeceği farklı programlardan da uzak tutmuş olacaksınız. Çünkü program aralarında çeşitli fragmanlarda yer alan kısacık şiddet, bol kanlı kavgalı görüntüler onları gereksiz gerginliğe ve anlam veremedikleri korkulara sürükleyebilir. Özellikle somut-soyut kavramlarının oturmadığı okul öncesi dönem, bu tarz korkuların gelişmesi için son derece elverişlidir. Çocuklar bu dönemde dizi, film ve reklamlardaki şiddet sahnelerini adeta büyülenmiş gibi izlerler. Çünkü onlar için bu görüntüler çok eğlendirici ve heyecan vericidir. Eylemin içindeki hile, kurnazlık ve kötülükleri ayırt edemez. Henüz ölüm kavramı da gelişmemiştir. Ancak izlenen her görüntü kopyalanır ve taklit edilebilir. Böylece onaylamadığınız konuşma ve davranışların her birini çocuğunuzda da gözleyebilirsiniz. Çok yoğun biçimde şiddet içeren programları sürekli izleyen çocuklarda ilerleyen yaşlarda daha ciddi problemlerle karşılaştıkları gözlenmektedir. Özellikle ergenlik döneminde çözümü zor problemler yaşanabilmektedir. Ayrıca çok yüksek ses, anlam veremedikleri şiddet ve kavga sahnelerini izleyen çocukların daha sonra son derece huzursuz oldukları, kaygı bozuklukları yaşadıkları gözlenmektedir.

Peki ne yapmalı? Bizce çocuklarımızın izleyeceği programlar konusunda hassas olmalıyız. Buna çizgi filmlerde dahil. Ayrıca süre olarak da kısıtlama yapmalıyız. Çünkü çocuklarımızın aileleri ile vakit geçirmeye, kitap okumak gibi güzel alışkanlıkları kazanmaya ihtiyaçları vardır. Akşamları sürekli televizyon izleyerek geçirmek yerine birlikte zaman geçirmelisiniz. Kendinize ve çocuğunuza ½ saat bile olsa kitap okuma zamanı ayırmalısınız. Bu süreyi siz ona hikaye okuyarak geçirebileceğiniz gibi aynı zamanda siz kendi kitabınızı okurken o da kendi kitapları ile ilgilenebilir. Doğru alışkanlıkları kazanabilmenin temelleri bu yaşlarda atılır.

Akşamları çocuğunuzla baş başa geçireceğiniz bir yarım saat onun size doymasını sağlayacaktır.Ayrıca odasında bir faaliyet köşesi hazırlayarak hem yaratıcılığını arttırabilir hem de televizyon karşısında amaçsız geçireceği süreyi azaltabilirsiniz. Sizin önceden izleyip seçeceğiniz programlar ve aile yapınıza göre ayarlayacağınız sınırlı televizyon izleme süresi, akşamlarınızı daha keyifli geçirmenize imkan tanıyacaktır. Unutmayın ki çocuklarımıza vereceğimiz her şey bu yaşlarda alışkanlığa dönüşür. Bunun doğru ya da yanlış olması size bağlı.





ALINTIDIR

gülbin
23.04.2011, 06:21
ÇOCUK VE MÜZİK


Müzik,kendini ifade etme becerisini,yaratıcılık zevkin ve estetik duygusunu geliştirir;ses ve dil gelişimi ile bilişsel gelişim ve soyut düşünmeye katkıda bulunur.

Çocukta müzik yeteneği doğuştan başlar.Doğumundan itibaren ses uyarıcısına tepki verir.Anne ve babasının ayak seslerini tanır.Ağlamalarla ve ses tonunu yükseltip alçaltarak mutluluğunu ve mutsuzluğunu ifade eder.

Bazı araştırmacılara göre; çocukların şarkı ve mırıldanmalarını dinleyerek,orijinal dans ve oyunlara uyma çabalarını izleyerek,müziğe karşı doğuştan duyarlı olduklarını gözleyebiliriz.Bu doğal yetenek evrenseldir ve her toplumun üyesi olan çocukta doğuştan vardır.Özetle bebekler, sesleri algılamada ve müzikal bir uyarana dikkat göstermede, şaşırtıcı bir şekilde yetişkinlerinkine benzer yeteneklere sahiptir.

3-6 ay arası bebekler,müziğin geldiği kaynağa doğru dönmeye ve bundan aldığı hazzı göstermeye başlar.

1 yaş çocuğu, hareketli bir müziğe, elleri ve sesleriyle katılmaya çalışır.Aynı müzik parçası tekrarlandığında, tanıyıp aynı hareketleri yapmayı ve aynı sesleri çıkarmayı öğrenir.yani birinci yıldaki en belirgin gelişme, müziği seslendirmedir.

2 yaş çocuğu, müziği dinlemeyi sever ve kendi hareketlerini müzikte var olan ritme uydurma çabasına gider.

3, 4, 5, yaşlarında çocukların, spontan hareketlerle tepki vermekten çok müziği, oturarak dinleme eğiliminde oldukları görülmektedir. Bu özellik, okulöncesi çocuğuna dinleme ve sessiz kalma alışkanlığını da kazandırır.Çocukların, müziğe verdikleri tepkileri artan bir şekilde içselleştirmeleri ve bunu yaratıcı oyun ve arkadaşlarıyla sosyal ilişkiler kurma (örneğin dans etme ) şeklinde, geniş bir bağlamda kullanmalarıyla okulöncesi dönemde müzik etkinliği zenginlik kazanır.

Okulöncesi dönem çocuğu için müzik ve dans, kendini ifade etme aracı olmanın ötesinde,onun sosyal gelişimi için de önemli bir etkinliktir.Çünkü çocuk, müzik eşliğinde arkadaşlarıyla daha kolay bir iletişim kurabilmektedir.

MÜZİK VE MÜZİK EĞİTİMİ ÇOCUĞA NE KAZANDIRIR ?
Müzik, öncelikle,şarkı ve tekerlemeler yoluyla okulöncesi dönemindeki çocuğun dil gelişimine katkıda bulunur.Bunun yanı sıra müzikal etkinlikler yoluyla çocuğun yaratıcılığını ortaya koymasına fırsat verir.

Müzik,zihinsel,motor,sosyal beceri ve yeteneklerin gelişimine katkıda bulunmaktadır.

Müzik eğitiminin, okuma yeteneğine de katkıda bulunduğu açıkça görülmektedir.Yapılan araştırmalara göre ,akademik yılın başında ve sonunda okuma testine tabi tutulan ilk öğretim öğrencilerinden,müzik eğitimi alanların,almayanlara oranla daha iyi sonuçlar elde ettikleri görülmüştür.Yapılan pek çok testin sonucunda,notaları doğru seslendiren çocuklarda,harfleri doğru seslendirme oranının daha yüksek olduğu görülmüştür.Müzik eğitiminin olumlu etkisi,okumanın yanı sıra,öğrenme ve yaratıcılıkta da kendini göstermektedir.

Müzik;

Kendini ifade edebilme becerisinin ve yaratıcılık zevkini geliştirir.

Estetik duygusunu geliştirir.

Motor gelişimi ile ritmik gelişimini sağlar.

Ses ve dil gelişimine katkıda bulunur.

Bilişsel gelişim ve soyut düşünmeye katkıda bulunur.

Sosyal ve grup becerileri kazandırır.

Özetle müzik eğitiminin,okuma,soyut düşünme yetenekleri ve yaratıcılığı kapsayan bilişsel becerilerin gelişmesini desteklediğini,araştırma bulgularına dayanarak söyleyebiliriz.

ÇOCUĞUN MÜZİK İLGİSİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN ANA-BABA NE YAPABİLİR ?
Her şeyden önce çocuğun müzikle tanıştırmak üzere belirli bir program içinde hareket edilmelidir.Örneğin,evde zaman zaman televizyon yerine müzik dinlemek,farklı konserlere çocuğu da götürmek gibi.Uyku öncesi klasik müzikle uykuya geçişi sağlamak,uyumayı kolaylaştırdığı gibi,çocukta müzik ilgisinin gelişimini de sağlar.Ancak bütün bunları yaparken;çocuğu keşfetmek,hangi müzik türüne karşı daha fazla ilgi duyduğunu,müzik kulağı olup olmadığını belirlemek gerekir.

Bir zamanlar Edirne’de ruh hastalıklarının tedavisinde kullanılan müzik,çocuğunda duygusal boşalımını,rahatlamasını sağlayarak,gerginliğini azaltırken, tedavi edici işlevini yerine getirmektedir.

Bu nedenle, anne-baba bir yandan model olmalı ve çocuğu müziğe özendirmeli,öte yandan da onu, ilgisi doğrultusunda yönlendirmeye çalışmalı ve ilgi duyduğu bir müzik aletini çalması yolunda yüreklendirmelidir.

1-Müzik,Çocuk Gelişimi ve Öğrenme :
Günlük yaşantılarındaki tekdüzeliği gidermek, bedensel, ruhsal ve zihinsel sağlıklarını koruyabilmek için ilköğretim çağındaki çocuklarımızı değişik aktivitelere yöneltmek gerekmektedir. Müziğin de içinde bulunduğu düzenli sanatsal etkinliklerle çocuklarımızın üzerindeki baskıların hafifletilmesi sağlanmalıdır. Müzik,insanın yaşamında vazgeçilmez bir olgu ve çocuğun doğal çevresinde etkileştiği önemli bir boyuttur. Öğrenme bireyin davranışlarını değiştiren bir süreçtir. Müzik eğitiminin amacı da, çocuklarımızın sanatın bu önemli boyutunu yeterli derecede algılayarak davranışlarında olumlu değişiklikler yaratmalarını sağlamaktır.

Günlük yaşantılarındaki tek düzeliği gidermek, bedensel, ruhsal ve zihinsel sağlıklarını koruyabilmek için, ilköğretim çağındaki çocuklarımızı değişik etkinliklere yöneltmek gerekmektedir. Resim derslerinde boyalarla özgürce resim yapmaları sağlanmalı, müzik derslerinde oyunlarla birleştirilmiş tüm vücuduyla hareket edip katılabileceği tekerlemeler, türküler, şarkılar söyleyebilmeli, evinde kendisinin boş kutulardan,şişelerden vb. yaptığı müzik gereçleriyle gerçekleştirebileceği ritmik çalışmalarla çalgı çalma denemelerinde bulunabilmelidir.

Düzenli olarak yapılan sanatsal etkinliklerle (resim, şarkı ve çalgı koroları, oyun, ritmik danslar, halk oyunları v.b.)çocuklarımızın üzerindeki baskıların biraz olsun hafifletilmesi sağlanmalıdır. Çağdaş eğitim anlayışında birey, bedensel, devinişsel, duyuşsal ve bilişsel yapılarıyla bir bütün olarak ele alınıp her alanda da dengeli bir şekilde eğitilmelidir.

Milli Eğitim Temel Kanunu, "çocuklar bilgi, beceri ve yetenekleri doğrultusunda eğitilmelidir" görüşünü vurgulamaktadır. Ancak eğitim sistemimiz her öğretim düzeyinde sayısal ve sözel gibi iki ana yetenek alanında sıkışıp kalmıştır. Yetenek bireysel "ne yapabileceğini" gösterdiği için, bireyler tüm yetenek alanlarında tanındığı taktirde onların ne yapabilecekleri kestirilebilir. Sınırlı bir sayısal-sözel yetenek anlayışı bireylerin niteliklerini bütünsel olarak ortaya koyamaz

Yaşantı; bireyin belli bir düzeydeki etkileşimleri sonucunda bireyde kalan izdir İlköğretimde çoğu zaman yapılamayan müzik derslerinde çocuğun bu boyutu geliştirilebilir. Ancak etkin müzik öğreten herkesin çocuğu tanıması ve onun gelişimsel özelliklerini bilmesi gerekir. İyi bir eğitim sürecinde, her çocuğun dengeli gelişimini gerçekleştirebilmesi için kendi çabalarına yardımcı olunması ve her çocuğun diğer çocuklardan bazı yönleriyle farklı olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle öğretim programları uyarlanabilir ve esnek olmalıdır.Müzik insanın yaşamında vazgeçilmez bir olgudur.

Çocuğun doğal çevresinde etkileştiği bir boyuttur. Oyun içinde söylediği tekerleme, şarkı, türkü, televizyonda radyoda dinleyip duyduğu müzikler gibi. İlköğretim okullarında müzik genellikle araç olarak kullanılır. Bu, müziğin değişik yönlerini, kendinin ve arkadaşlarının davranışlarını, yerel, ulusal ve uluslararası toplulukları, çocuğun anlamasını sağlayan bir araçtır. Müzik eğitimi yaparken öğretmenler müzik eğitiminin, kişilik gelişimi, sosyal gelişim ve duygusal gelişim üzerindeki etkilerini değerlendirmektedirler.

Çocuğun gelişim alanı içinde, öğretmenlerin müzik öğretimiyle ilişkilendirecekleri bilgiye gereksinimleri vardır. Değişik yaş gruplarının genel özellikleriyle ilgili bilgiler öğretmen için her zaman önemli bir araç olmakla birlikte, bu yaş gruplarında çocukların nasıl uzlaştırılabilecekleri de eşit değerde önemlidir.

2. Çocuk ve Müzik
Çocuklar her türlü materyalden elde edilen sesleri kullanma, deneme, öğrenmeye gereksinim duyarlar. Çocukların melodik kavramları, yetişkinlerinkinden farklıdır ve yetişkinlerin standartlarına göre değerlendirilmemeleri gerekir. Okul öncesi çocuk öncelikle seslerle ilgilenir, neyin hangi sesi çıkardığını merak eder. Müzik çocuğun yaşamının bir parçası olmalıdır. Eğer müzik çocuklar için bir dil olacaksa onu kullanmaları gerekir. Yapılan araştırmalar, çocuklara ritim çalışması yapan öğretmenlerin, bu çalışmaların, öğrencilerin sadece uygun zamanda uygun ritmi vermesinin geliştirilmeye çalışılması olmadığı, öğrencinin ritmik etkiye karşı kendi fiziksel tepkisini ortaya koyabilme özgürlüğünün de ritim çalışmaları sırasında verilmeye çalışılması gerektiğinde birleştiklerini ortaya çıkarmıştır.

3. Çocuk Gelişimine Müziğin Katkıları :
Çocuk başka şeylerin yanı sıra, güvenlik hissi, grup içinde yer edinebilme, bir etkinlikte yer alabilme ve kendi sorunlarıyla yüzleşme ve başarılı olmaya gereksinim duyar.Müzik programı, müzik deneyimlerinin kalitesiyle, programın düzenlenmesi ve ele alınan müzik öğretim yöntemleriyle birlikte çocuğun gelişimine katkıda bulunur. İyi hazırlanmış bir müzik eğitimi programıyla çocuk; yaşamın zevkini ve anlamını, sınıf içinde, toplumda, dünyada yaşamayı anlayabilir. Ulusal ve dünya tarihini anlamlı kılabilir. Bilim, sanat, sosyal bilimler, sağlık, din gibi alanlara ilgiyi geliştirip bilgilendirilebilir. Yaratıcılığı, değişik tür aktivite düşünceleri geliştirilebilir ve davranışlarında olumlu gelişmeler sağlanabilir

4. Öğrenme İlkeleri Ve Müzik :
Müzik eğitimine yardımcı olan pek çok ilkeden söz edilebilir. Bu ilkeler çocuğun nasıl büyüyüp geliştiğine ve nasıl öğrendiğine dayandırılmıştır. Müzik etkinliklerinin organize edilmesinde bu ilkeler yardımcı olurlar. Öğrenme bireyin davranışlarını değiştiren bir süreçtir. Bu süreçte birey amaçlarının anlamını ve değerini anlar. Çocuğun müzik etkinliklerine katılımıyla davranışlarında değişikliğe neden olan ilkeler şu şekilde sıralanabilir;
Hazırlık ve olgunlaşma
Güvende ve rahat hissetme
Bireysel farklılıkların ortaya konulması
Motivasyon
Çevre
Problem çözümü
Bütün-parça-bütün
Süreklilik
Değerlendirme


5. Anaokulu ve Müzik
Müzik hayatımızın önemli renklerinden biri… Onsuz bir yaşam düşünmek bile zor değil mi? Müzik yetişkinler için önemli olduğu kadar çocuklar için de önemli. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki çocuğun gelişiminde müzik olgusu önemli bir yere sahip. Bu nedenle bir çok uzman çocuklara anne karnından itibaren müzik olgusunun aşılanması gerektiğini söylüyor.Anaokulu yıllarının ise çocuklara müzik olgusunun en iyi öğretilebileceği zamanı kapsadığı biliniyor.Uzmanlar bu yaşlarda verilen müzik eğitimini beş ana aşamada açıklıyorlar.Bunlar:

A. Müzikle hareket etme yeteneği
B. Sesleri keşfetme ve belirleme yeteneği
C. Şarkı söyleme potansiyelini keşfetme yeteneği
D. Şarkı söyleme yeteneği
E. Basit müzik aletleri çalma yeteneği

A. Müzikle hareket etme yeteneği:
Müzikle hareket etme, insanoğlu için iç güdüsel bir olgudur.Bunun en iyi örneğini bebeklerde görebiliriz, bebekler doğduklarından kısa bir süre sonra seslere cevap vermeye başlarlar, daha sonra bu seslerle bazı hareketleri birleştirirler.Bu olgunun çocuğunuzda gelişmesi için;

Neler yapabilirsiniz?
..Çocuğunuzun farklı müzikler dinlemesini sağlayın (klasik, caz, halk...)
..Müzik dinlerken istediği gibi hareket etmesine olanak sağlayın.Ona belirli figürler öğretmeye çalışmayın, kendi hareketini kendisinin yaratmasına imkan tanıyın.

B. Sesleri keşfetme ve belirleme yeteneği:
Çocuklar etraflarında bir çok ses duyarlar ve çoğu zaman bu seslerin sesin farkına bile varmazlar.Bu sesleri fark edebilmeleri için gerekli yardıma ihtiyaçları vardır.Onlar için;

Neler yapabilirsiniz?
..Çevrenizdeki farklı sesleri bulmaya çalışın ve bu sesleri çocuğunuzda fark etmesini sağlayın.(örneğin kuşların cıvıltısı, rüzgarın sesi...)
..Kullanabilmesi için basit müzik aletleri edinin, çocukların bir şeyi öğrenmesinin en iyi yolu o şeyi kendilerinin denemesidir.(blok flüt, tef...)
..Eğer müzik aletleri yoksa onlara ses çıkartan çeşitli materyaller sağlayın, bazen bu materyaller çocuklara daha çekici gelebilir.(tencere kapakları, kaşıklar...)
..Onlarla beraberken sessiz anlar yaratmaya çalışın, bu sessiz anlarda dışarıdaki sesleri beraber dinleyin.Ona sorular sorarak hangi sesleri duyduğunu öğrenin.
..Çocuğunuzun ilgisini çeken sesleri belirlemeye çalışın ve bu sesleri daha çok işitmesine yardımcı olun.
..Çocuğunuzu duyduğu sesleri anlatması için teşvik edin.(Rüzgarın sesi nasıl çıkıyor bana gösterir misin?)
..Çocuğunuzla ses tahmin etme oyunu oynayın.Çeşitli sesleri taklit edin ya da dinletin ve bu seslerin kime ait olduğunu ona sorun ve tahmin etmesine yardımcı olun.

C. Şarkı söyleyen sesi algılama yeteneği:
Çocuklar etraflarında bir çok ses duyarlar ve belli bir süre sonra (bu sesleri sürekli duymaya başlayınca) bu seslerle seslerin sahiplerini eşleştirmeyi becerirler.Örneğin sizin sesinizi sizi tanımaya başladıktan kısa bir süre sonra algılamaya başlarlar.Bu yeteneğin gelişebilmesi için;

Neler yapabilirsiniz?
..Çocuklar şarkı söylerken onları cesaretlendiren konuşmalar yapın ve kendi sesini tanımasına imkan sağlayın.(Bu şarkını çok beğendim bana da öğretir misin? )
..Onlar şarkı söylerken kayıt yapın ve daha sonra beraber dinleyin.

D. Şarkı söyleme yeteneği:
Bir şarkıyı söyleyebilmek, şarkı söylenirken o şarkıya eşlik edebilmek çocukların her zaman çok hoşuna gider.Çocukların bu isteklerini desteklemek için;

Neler yapabilirsiniz?
..Onlarla beraber şarkı söyleyin.
..Onlarla beraber şarkı söylerken ilk önceye şarkıya uyumlu hareketler varsa onları öğrenmesini sağlayın daha sonra şarkının sözlerini öğretmeye çalışın.
..Çocuğunuzu kendi şarkısını yapması için cesaretlendirin(ben şöyle bir şarkı uydurdum , sen de kendi şarkını uydurmayı denesene)

E. Basit müzik aletleri çalma yeteneği:
Bu aşama müzik eğitiminin en üst noktasını oluşturuyor, bu aşamada çocuklar bir müzik aletini çalmayı öğreniyorlar.Araştırmalar küçük yaşta bu tip kabiliyetlerin daha çabuk kazanıldığını gösteriyor,bu nedenle çocukların bu dönem de aldığı eğitim büyük önem kazanıyor.

Neler yapabilirsiniz?
..Bir müzik aleti kullanabiliyorsanız ona canlı olarak bu müzik aletini dinleme imkanı verebilirsiniz.
..Çocuğunuza da çeşitli aletler sağlayabilir ve gerekli eğitimi almasına yarımcı olabilirsiniz.

Çocuğunuzun müzik eğitimine erken yaşlarda önem verin ve unutmayın ki küçük yaşta keşfedilmiş bir yetenek gelişmeye her zaman açıktır!!!

6. Çocuklarda Müzik Terapi
İnsanı artık bilim yalnızca biyolojik olarak ele almayıp onun ruhunun derinliklerine inmeye çalışıyor. İnsan vücudunun ve beyninin en ince noktalarına ulaşabiliyoruz. Bunun için bir çok araç geliştirilmiştir. Ancak henüz ruh dünyamıza inebilen, ruhumuzun derinliklerinden haber verebilen araçlar keşfedilememiştir. Bu manada sanatı kullanarak ruhu anlamak, ruhtan haber almak mümkün hale gelebilmiştir. Sanat henüz keşfedemediğimiz bir şekilde ruhumuzun derinliklerine inmeyi başarmış ve oralardan bir şeyleri alıp ortaya çıkarabilmiştir.

Özellikle çocuklarda görülen bir kaç psikiyatrik bozuklukta müziğin kullanımı ile ilgili bilgiler verelim. Bilindiği gibi mental retardasyon (zeka geriliği), davranış bozuklukları (hiperaktivite vb) ve öğrenme bozukluklarında müzik terapi bir çok açıdan kullanılabilmektedir. Müzik bu çocuklarda ruhsal, duygusal, toplumsal gelişime katkıda bulunur. Ayrıca hareket ve duyu sistemleri ile ilgili yetersizliklerin giderilmesine, dikkat-konsantrasyon gibi zihinsel melekelerin kuvvetlendirilmesine ve iletişim yeteneğinin gelişmesine yardımcı olur. Müzik terapi esnasında çocuk, bozulmuş olan fiziksel yeteneklerini yeniden şekillendirebilir. Bir takım davranış kusurları varsa bunları değiştirebilir.

Müzik terapi bu değişim ve gelişimleri sağlarken çocuğa iki türlü haz duygusu yaşatır. Bunlardan birincisi sıkıntı verici ortamın dışına çıkabilme hazzıdır. Bu evrensel bir hazdır. Dünyanın neresinde olursanız olun, duyduğunuz müzik sizi önce rahatlatır sonra da içinizde bir güven duygusu uyandırır. Çocuk için bu haz hayata ve öğrenmeye yönlendiren bir ödül etkisi yaratmaktadır. İkincisi ise müziğin farklı dünyalara, farklı duygulara açtığı kapıdan girme hazzıdır. Bu haz sayesinde ise çocuk kendi iç dünyasındaki keşfedilmemiş yerlere ulaşabilme ve bunları çevreye sunabilme imkanını yakalar.

7. Piyano ve Zeka Gelişimi
Piyano zekâyı patlatıyor! Okulöncesi yaştaki 78 çocuk üzerinde yapılan bir araştırma piyano - IQ (zekâ katsayısı) arasındaki çarpıcı ilişkiyi ortaya koydu: Okul öncesindeki düzenli piyano dersleri çocukların IQ’ sunu yüzde 50, hatta daha fazla arttırıyor. Kaliforniyalı iki bilim adamının araştırması piyano eğitimi alan çocukların özellikle matematik ve fen dallarında çok daha başarılı olacağını gösteriyor. Yoksa zeki bir neslin yolu bilgisayar klavyesinden değil de, piyanonun tuşlarından mı geçiyor?

Çağımız rekabet çağı. Öyle ki çocuklar kendilerini bekleyen zorlu sınavlardan galip çıkmak için daha yedi yaşından itibaren çalışmaya başlıyor. Çalışmak elbette etkili ama zeki olmak herkesin harcı değil. İşte bu yüzden, harıl harıl zekâyı geliştirme, arttırma formülleri aranıyor. Geçenlerde Amerikalı iki bilim adamı yaptıkları ilginç araştırmanın sonucunu kamuoyuna açıklayınca eski formüllerin pabucu dama atıldı. Zekâyı geliştirmek için ne genlerle oynamak ne de bilgisayarın esiri olmak gerekiyordu. Zeki bir toplum yaratmanın yolu eski bir dosttan geçiyordu: Piyano.(2)

ALINTIDIR

gülbin
23.04.2011, 06:21
ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE KİTABIN YERİ
İyi bir okuma alışkanlığının iki temel koşulu vardır.Bunlar; okuma sabrı ve okuma zevkidir.”Okuma kültürü” denilen bu iki alışkanlık da,aile ve okulda kazanılır.Bu nedenle, okuma ilgisinin geliştirilebilmesi için aile ve okul, çocuğa faaliyet olanakları hazırlamalıdır.

Hurlock’a göre, çocuğun okuma zevkini, kültürel koşullar etkiler.Ancak, gerek okuma ilgisinin yoğunluğunda, gerekse okuma miktarında, bireysel farklılıklarında öneminin de büyük olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.Örneğin, üstün yetenekli çocuklar, normal çocuklardan iki veya üç kat daha çok okurlar ve okuma amaçları bilgi edinmek noktasında yoğunlaşır.

Önceleri çocuk için kitap bir oyuncaktır.O, sadece kitap sayfalarını çevirmekten hoşlanır.Bu eylem, onun küçük kas koordinasyonunun gelişmesinde yararlı olur.2 yaşından itibaren çocuk, tamamı resimden oluşan, bez veya kalın kartondan yapılmış, elinde tutabileceği küçük kitapları sever.3-4 yaş çocukları, kendilerine resimli öykü kitaplarının okunmasını ister.Çocuk bir kitaba aşinalık kazandıkça, öyküyü anımsamaya başlayacak ve özellikle pek çok kez tekrarlanan söz ve cümleciklerde ana-babaya katılacaktır.Çocuk, bir şiirin bir sonraki uyaklı dizesini tahmin etmenin veya bir öykünün çok iyi bilinen bir cümlesini tamamlamanın sağladığı tatmin duygusundan çok büyük zevk alır.Bu yüzden bunu yapabilmesi için elverişli bir ortam oluşturmak yararlı olacaktır.Ana-babayla birlikte okuma, çocuğu okumaya katılmaya özendirir; onun, okuma deneyiminde önemli bir rol üstlenmesini kolaylaştırır.Öykü ve resimler hakkında konuşmak, çocuğun okumaktan aldığı zevke ve kavrayış gücüne pek çok katkıda bulunur.

Çocuklar, birlikte okuduğunuz kitaplarla çoğunlukla kendi deneyimlerini anımsayacaklardır.Bir öykü, pek çok başka deneyimi ya da anıyı çağrıştırabilir.Kitaplar hakkında konuşmak, çocukların okudukları öykülerle bütünleşmelerini ve kendilerini gerçek bir okur gibi hissetmelerini sağlamanın en etkili yollarından biridir.Bu yolla bir yandan çocuğun kelime dağarcığı zenginleşirken, bir yandan da ona, bazı zihinsel kavramları anlama fırsatı verilmiş olur.

Çocuklar, çok iyi bildikleri kitapları okumaktan çok zevk alır ve bu şekilde bir hayli güven kazanırlar.Okumayı öğrenmeye ve sayfa üzerindeki sözcükler hakkında giderek daha fazla şey fark etmeye başladıklarında, aşina oldukları bir kitaba ilişkin bilgiler onlara yardımcı olacaktır.Onları, bildikleri kitaplarda yer alan sözcüklere ve harflere daha dikkatli bakmaya özendirebilirsiniz.Çocuklar okula başlayıp kendi kendilerine okuyabilir olduktan sonra bile, iyi bildikleri bir kitabı okudukça sık oranda okumayı hala isteyebilirler.Bu,okuma açısından yerlerinde saydıkları anlamına gelmez.İlerleme, gelişme her zaman bir sonraki kitaba geçme olarak düşünülmemelidir.

Çok deneyimli okuyucular bile bir kitabı yeniden okumaktan zevk alırlar.Küçük yaştaki çocuklar, bir kitabı birkaç kez dinleyerek bir öyküyü o kadar iyi öğrenirler ki onu kendi sözcükleriyle yeniden anlatabilirler.Çocuklar, zaman zaman kitabın dilini kullanarak öyküyü canlandırmaktan da büyük zevk alabilirler.Tüm bunlar, onların hayal gücünün ne kadar geniş olduğunu gösterir.

Çocuklara okuma ilgisi kazandırmak üzere okulda öğretmenler iki temel görüşten söz ederler.Bunlardan ilki, çocukların süratli okumalarını sağlayacak okuma yeteneğini geliştirmek, ikincisi ise, onlarda okumaya karşı büyük bir arzu uyandırmak ve zengin okuma malzemesi hazırlamaktır.

Çocukların kendine güven duyarak ve akıcı bir biçimde, duraksamadan okuyabilmeleri için birtakım riskler almaları ve hata yapmaları gerekir.Bunu yapabilmeleri için de onlara fırsat tanınmalıdır.Çocuklar hatalarını fark ederek ve düzelterek öğrenirler.Bu da zaman alır.Çocuklar okurken, bir sözcükte her takıldıklarında yetişkinler sık sık araya girip düzeltmeye çalışırlarsa, birer okur olarak kendilerine duydukları güveni baltalamış olacaktır.



ALINTIDIR

gülbin
23.04.2011, 06:22

ÇOCUK VE CİNSELLIK

Uzmanlar, çocukların cinsellikle ilgili merak nedeniyle kesinlikle azarlanmamaları gerektiğini söylüyorlar. Uzmanlar “ayıp, günah” diyerek azarlamanın, çocuğun gelecekteki cinsel yaşamını da olumsuz etkileyeceğine dikkat çekiyorlar.

Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalar, ortaokul ve lise düzeyindeki gençlerin cinsellikle ilgili sağlıklı bilgilere sahip olmadıklarını, bundan kaynaklanan ciddi sorunlar yaşadıklarını gösteriyor. Uzmanlar gençlerin yaşadıkları sorunlarda ailenin çocukluk döneminde cinsellikle ilgili sağlıklı bilgi vermemesinin de etkili rol oynadığına dikkat çekiyorlar.

Uzmanlar, çevresini ve dış dünyayı tanımaya çalışan çocukların özellikle 3 yaş civarında anne ve babalarına hemen her konuda soru sormaya başladıklarına dikkat çekiyorlar. Bu sorulardan cinsel içerikli olanlara verilecek yanıtların pek çok anne ve babayı zorladığını vurgulanmaktadır. Bu durum ebeveynlerin cinsellikle ilgili tutumlarıyla ilgili olabiliyor. Ama, son derece açık ve rahat oldukları düşünülen anne-babalar bile böyle bir durumla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını, neyi, nasıl anlatacaklarını bilemeyebilmekteler.

Çocuğun cinsel içerikli sorularının temelinde cinsel duygular değil, onun üremeye yani bebeklerin nasıl dünyaya geldiklerine dair meraklarının yattığı hatırlatılıyor. Bunun çocuğun uzaya, gezegenlere ya da hayvanların yaşayışlarına olan meraklarından farklı olmadığı vurgulanılır. Anne-babanın cinsel içerikli sorular karşısında yaşadıkları gerginliğin, bu farkı bilmemekten ve çocuğun cinsellik anlayışını yetişkin anlayışıyla karıştırmaktan kaynaklandığı belirtiliyor.

Ülkemizde çoğu ailede cinselliği çağrıştıran sorular ve bu konudaki konuşmalar yasaktır, ayıptır. Çocuk herhangi bir soru sorduğunda ya azarlanır, ya da anne-baba bu soruyu nasıl yanıtlayacaklarını bilemedikleri için konu bir şekilde kapatılır. Sonuçta merakı giderilmeyen çocuk sorusunun cevabını aramaya devam edecektir ve bu konuyu yeterince bilmeyen birilerinden yalan yanlış bir şeyler de öğrenebilir.

Çocukların aileleri tarafından sağlıklı bir biçimde bilgilendirilmesi uzmanlara göre çok önemli. Eğer anne ya da baba çocuğu cinsellikle ilgili bir soru nedeniyle azarlarsa çocuğun suçluluk hissetmesi, cinselliğin, ayıp, günah veya pis bir şey olduğunu düşünmesi kaçınılmaz hale geliyor. Bu düşüncelerin çocuğun ileriki cinsel yaşamını olumsuz yönde etkileyebileceğini söylenirken verilmesi gereken eğitimin sınırları çizilmektedir.

Çocuklara cinsel eğitim verilirken öncelikle çocuğun bilişsel gelişim düzeyi dikkate alınmalıdır. Çocuk soru sorduğunda doğru, açıklayıcı ve anlayabileceği şekilde cevap verilmelidir. Cevaplar çocuğun merakını gidermeli ve doyurucu olmalıdır. Fazla ayrıntılı bilgi vermek çocuğun kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Susmak, konuyu değiştirmek ya da azarlamak tercih edilmemelidir.

Çocuğa cinsel bilgiler vermenin en uygun zamanı, onun bu konularda soru sormaya başladığı dönemlerdir. Bu tür sorular bireysel farklılıklar olmakla beraber, genellikle 3 yaş civarında sorulmaya başlanır. İlk sorular genellikle kendi bedeni, annenin bedeni ya da bir kardeşin dünyaya gelişi ile ilgilidir. 2-3 yaşlarında cinsiyet farkıyla ilgili sorular, 3-4 yaşlarında doğumla ilgili sorular başlar. Cinsel ilgiler bazen 7-8 yaşları ile buluğ arasında diner. Cinsel olgunlaşmayla fizik işaretlerin belirmesi ve genital bezlerin üretime başlamaları ile yeniden canlanır.

Çocukluk dönemlerinde gerekli desteği görmedikleri, sorularına yanıt bulamadıkları için de ailelerine başvurmuyorlar. Ailesinden cinsellikle ilgili yeterli bilgi alamayan çocuklar ergenlik döneminde ciddi zorluklar yaşıyorlar. Çocukluk dönemlerinde de gerekli desteği görmedikleri, sorularına yanıt bulamadıkları için de ailelerine başvurmuyorlar.

Uzmanlar, çocukların bedenlerini tanırken cinsel organlarını da dokunarak tanımaya çalıştıklarını belirtirken ailelere şu önerilerde bulunmaktadırlar.

Ailelerin genellikle bu durumdan rahatsız oldukları, azarlama, engelleme yolunu tercih ettikleri görülmektedir. Oysa bu davranış doğal, normal bir davranıştır, sağlıklıdır. Çocuğun bedenini tanımaya çalışmasının bir parçasıdır. Cinsel eğitimin amacı yalnızca çocuğun bazı sosyal kurallara uymasını sağlamak değil, insanın serbestçe gelişimini ve kendinde bulunan cinsel güçleri olabildiğince düzenlemesini, bunları bilinçli olarak elinde tutmasını, kendisinin ve başkalarının mutluluğu (özellikle eş ve çocuklar) için bunlardan yararlanmasını sağlamaktır.

ALINTIDIR

gülbin
23.04.2011, 06:23
ÇOCUK VE OYUN

Çocuğun ilk arkadaşı annesidir. anne içinde çocuk dünyaya ikinci bir kez tekrar saflığın gözü ile bakabilmek, onun gözleri ile hayata tekrar çocuk gözü ile bakabilmek ve yeniden büyüyebilmek için ikinci bir şanstır. Bu anlamda tekrar mutluluğu yakalayabilme şansıdır. Yapılan istatistik ve araştırmalar mutluluğun en önemli anahtarlarından birinin tekrar çocuklaşabilmemizi, pazarlıksız masumiyeti ve saflığı yakalayabilmemizi sağlayan çocuklarımız olduğunu ortaya koymaktır. Çocuk bunun ötesinde anneye daha önce hiç yaşamadığı türden bir sevgi yepyeni keşfedilmemiş bir duygunun ve bu duygunun yarattığı mutluluğun kapılarını açar. Onun yumuşaklığını hissettiği anda annenin yaşama sevincine bir halka daha etkilenir.

Oyunlar çeşitli şekilde gruplandırılabilir. Gelişim kuramcılarından Piaget oyunları şu üç başlık altında ele almıştır.

1) Alıştırma oyunları: Bu oyunlar çocukların gelişiminde duyusal motor dönem olarak isimlendirilen doğumdan yaklaşık iki yaşına kadar olan bölüme uyar. Bu dönemde bebekler yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştır ve zihinsel gelişimde ise çevreden beş duyusu ile aldığı uyaranları birleştirip, sınıflandırmaya çalışmaktadır. Bebek çıngırağının rengini ve sesini alır ve sınıflandırır.

2) Simgesel oyunlar: Bu gelişim döneminde 2 yaş ile 7 ve 8 yaşları arasındaki dönemi içerir. Bu oyunların içeriği alıştırmalardan, simgeler ve varsayım boyutuna kadar değişmektedir. Çocuk kendi gerçeklerini hareketlerle yaşatmaktadır. Bunun en belirgin örneği sanki varmış gibi oyunlardır. Çocuğun bir köşede yarattığı evcilik oyunu, bir odun ya da plastik çubuk ile oluşturulan atı sürmesi gibi örnekler bu gruptandır. Burada çocuk düşüncelerini yeterince gelişmemiş dili ile anlatamadığından bunları simgesel oyunla

anlatmaktadır. Ayrıca bu anlatım yoluyla zihinsel simge ve uygulamalar yinelenerek özümsenmektedir. Evcilik oyunu ile hem duygu ve düşünceler aktarılmakta, hem de annelik özdeşimi sindirilmektedir.

3) Kurallı oyunlar: Bu dönemde çocuk ilk olarak kendinden büyüklerin oyunlarını taklit etmeye başlar. Bu oyunlar 7-8 yaşlarından sonra kurulmaya başlar ve çocuğu sosyalleşmeye yönlendirir. İlk iki oyun yaş ilerledikçe azalmakta ve yerini kurallı oyunlara bırakmaktadır. Bu değişme çocuğun ilişkilerini ve sosyalleşmesini yansıtmaktadır.

Ayrıca oyunları başlangıçta belirli bir yönergenin olduğu, ancak sonrasında çocuğun serbest olduğu oyunlar ve kurallı olan, sabır ve çaba gerektiren oyunlar şeklinde de ayırabiliriz. İlk gruba örnek olarak evcilik oyunu verilebilir. Bu oyunda kurallar vardır, ancak çocuk oyunun kurulması ve akışında özgürdür. Saklambaç ve körebe ise ikinci oyun grubuna uymaktadır.

Oyunlar yapıları açısından da değerlendirilebilir. Yarışma, rastlantı, taklit ya da dönerek yoğunlaşmayı içeren oyunlardan söz edilebilir. Oyunların yapısı çocuk psikiyatrisinde bazı bozuklukların değerlendirilmesinde yardımcı olmaktadır. İlgi, etkileşim ve iletişimde belirgin bozukluğun olduğu otistik çocuklar ile duygu, düşünce ve algıda bozulma ile belirli psikotik bozukluğu olan çocukların oyunlarında yarışma ya da rastlantı neredeyse hiç yoktur. Başka bir kişiyi gerektiren, dolayısıyla sosyal bir boyut taşıyan yarışma psikotik ve otistik çocuğun ilgi alanının tümüyle dışındadır. Bu çocukların gündeminde yineleme özelliği olan ve tümüyle dışa sınırlı açık ya da kapalı kendi dünyasına yönelik etkinlikler vardır. Aynı şekilde rastlantıyı da tümüyle reddetmektedirler. Etkinliklerinin tekdüze olması, yineleyen belirli davranışları içermesi ve değişikliğin olmadığı kendilerine özgü bir dünyayı içerir. Bu dünyada ise rastlantıya yer yoktur. Bu çocukların oyunlarında dönme ya da dönen cisimlere yönelme vardır. Bir topaç ile oynar, kendi kendine döner ya da dönen bir nesneye yönelirler. Zihinsel özürlü çocuklar yaşıtlarına göre daha az oynarlar ve hareketsiz oldukları dönemler çok daha fazladır. Kuralları karışık olmayan ve bulundukları yaştan daha küçük yaşlardaki çocukların oyunlarını oynarlar. Bu çocukların da yarışma gerektiren oyunlardan kaçındıkları gözlenir.

Çocukların duygusal ve düşsel yaşamı oyunlarına yansımaktadır. Eğer çocuğun iç dünyasından kaynaklanan dürtüleri çok yoğunsa oyun kesilmekte, değişik ve karmaşık bir duruma dönmektedir. Sakin bir oyun için çocuğun bu yoğun dürtüleri uzaklaştırabilmesi gerekir. Değişken davranışları izlenen aşırı hareketli ya da kaygılı çocuklar, oyunun kurallarını kabullenmede zorluk çekerler. Davranış sorunları olan çocuk ve ergenlerin oyunu da saldırgan dürtülerle doldurması tipik bir özelliktir. Onlar için oyun hızla içinden geldiği gibi davranma ve dürtüsel eyleme geçebilmenin bir yöntemidir. Oyun içinde saldırgan tutumların belirtilmesi cinsiyete göre de farklılık göstermektedir.

Erkek çocuklar güreş, kavga ve yarışmaya daha yatkın oldukları için oyunları kızların oyunlarından daha çeşitlidir. Sosyal belirleyiciler de kız ve erkek oyunlarında önemli rol oynamaktadır. Karşı cinsiyetin oyunlarını kızlar erkeklere göre daha rahat oynamaktadırlar. Erkek çocuklarda dürtülerin davranışa dökülmesi ön planda iken kızlarda bu sözel olarak belirtilmektedir.

ANNE - ÇOCUĞU ( 0 - 7 Yaş)
Çocuk annesi ile olan ilişkisinin 3.5 yaşına kadar olan bölümü sadece bilinç altında saklayabilir, ancak bilinç altına işlenen bu dönem çocuğun ileriki ruh sağlığı için son derece önemlidir. Bu dönemde başlatılan ve yaratılan ilişki ne kadar neşeli, sağlıklı, istikrarlı, güven ve sıcaklık dolu olursa ileriki dönemlere de o derece güzel bir ilişki taşınabilir. Bebek doğduğu andan itibaren etrafı, kendisini, bedenini, çevresini keşfetmeye çalışır. Doğal içgüdüleri ile başlattığı tüm yönelişleriyle geliştirdiği yaşantısının her safhası birbirini etkiler, onun için gelişimin her döneminde gereken ilgi ,sevgi, şefkat ve sıcaklığı hatta saygıyı bile görmelidir. Çocuğun zihinsel ve psikolojik gelişmesi için olumlu koşulların sağlanması gereklidir ve koşulların olumlu olması anne ve babanın onu sevgi ve şefkat ile bilinçli bir ilgi ile yetiştirmesine bağlıdır. Anne ve babanın kendi çocuğuna has gelişim noktalarını ve ilgi alanlarını keşfetme konusunda uyanık olması gereklidir.

Örneğin: Çocuğun 3 yaşından sonra çevreyi keşfetme, eşyalara, doğaya sahip çıkma eğilimi vardır. Onun bu erişebildiği her şeye değme isteği engellenir ise bir sonraki gelişim evresine güçlü giremeyecektir. Onun eğilimleri, yararlı olduğu kadar çocuğa hoş gelecek biçimde güzel yönlendirilse, bir sonraki devrede zihin fonksiyonlarını daha serbest ve rahat özgürce geliştirebilir. Duyguları, hayalleri ve fikirleri yine ailenin şefkat ve ilgili yaklaşımı ile sağlıklı oluşabilir. Yeterlik durumunun ( Dispozisyonlarının ) gelişimi için tüm devrelerin gerektirdiği davranışlara hazır oluş sağlanmalıdır. Zekasını yeteneklerini geliştirecek biçimde kullanmaya koşullandırılması onun yeterlilik durumuna etkileyecektir. Bu evrelerde dayak başvurulabilecek en kötü, zarar verici ve küçültücü eylemdir. Gelişimi en kötü yönde etkileyen zarar veren bu eylemin köklerine indiğimizde annesinden küçüklüğünde dayak yemiş veya kocasından dayak yiyen bir kadının bunu kendi çocuğunu da tekrarlayabildiği ortaya çıkmaktadır. Anne her ne kadar yaşamış olduğu bu durumdan memnun olmayıp asla kendisi uygulamama kararında da olsa beyinde böyle bir olayın imgeleri yer aldığından bir kerede olsa bunu gerçekleştirebilme olasılığı yüksektir ve bu bir kereyi diğerlerinin takip etmesi daha kolaydır. Bu evrelerdeki en önemli konulardan bir tanesi de güven kavramı ve bunun geliştirilmesidir. Çocuğun her şeyden önce güven duyacağı bir ortama ve insana ihtiyacı vardır. İçinde geliştiği ortamın güven verici olması ondaki aidiyet duygusunun gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Bir sonraki aşamada ise sen bana güveniyorsun ben sana güveniyorum kavramını yalnız ihtiyaç duyduğumuz anlarda sözel kullanmanın ötesinde bazı ufak tefek sorumlulukları ona bırakmamız söylediklerimiz ile tavırlarımızın tutarlılığı dolayısı ile güvenilirliğimizin devamı ve bu kavramı yaşatarak yerleştirmemiz açısından önemlidir. Çocukta bu duyguyu geliştirmek başarının en büyük kısmıdır. ( %80 - %90)

ÇOCUK GELİŞİMİ VE OYUN

Çocuğun kelime haznesi gelişimi ve psikolojik gelişimi açısından doğduğu andan itibaren konuşmak gerekir. Çocuk ses tonuna karşı duyarlıdır ve algılamalar doğuştan itibaren başlar. Bu algılama mana çıkarma değil duyum alma anlamındadır. Yavaş yavaş anlam çıkarma ve takibinde anlamlı ve bilinçli ifade etme gelişir. Çocuk ufak yaşlarda kendi kendine oynar ve konuşur, daha sonraki yaşlarda grup oyunlarına başlanır.

1.Yaş çocuğu: Ses çıkaran yumuşak köşesiz boyasız objelerle ilgilenir. ( Ses çıkaran civciv, ayıcık, kuş, buruşturulabilen ayıcık.

2.Yaş çocuğu: Kutular, üst üste konulabilen karmaşık olmayan basit legolar, iç içe geçirme üst üste koyma yerine yerleştirme yapabileceği objelerle ilgilenir.

3. Yaş çocuğu: Çizgi film kahramanlarına karşı merak uyanmıştır. Kahramanları sembolize eden oyuncaklar veya onların kullandığı türden eşyalar ilgisini çeker. Daha karmaşık yapbozlar, bilgisini geliştirecek türden konulu kurgulanacak legolar ( Bahçe içinde ev, hayvan, göl v.s.) bir manzaranın aynısının puzzle olarak oluşturulması vs...

4.Yaş çocuğu: Resim yapmaya özellikle seramik çalışmaları, hamurdan renkli killerden objeler yapmaya teşvik etmek, yapılan çalışmalar dada yer almak ve çalışma sürecini paylaşmak mesela sen tabak yap, ben de kiraz yapayım gibi yaklaşımlarda bulunup bitirince de aferin ne kadar kabiliyetlisin demek bir anlamda onu onere etmek çok önemlidir. Okul öncesi içine girdiği ortamlara ve bu ortamların standartlarına bağlı olarak ilgi ve gelişim kulvarları çeşitlenmeye başlar.

5.Yaş çocuğu: Okul öncesi eğitim dönemidir ve önemli olan nokta bu yaş çocuğun hala oyun çocuğu kabul ederek eğitilmesidir. Yine resim, seramik gibi aktivitelerin yanısıra artık daha sofistike el becerilerini devreye sokabileceği oyma kesme, yapıştırma, kolaj çalışmaları devreye girer. Grup oyunları başlar. Sek sek, saklambaç, top oyunlarından yaşına uygun olanlar vs. gündeme gelir.

6.Yaş çocuğu: Daha gelişmiş top oyunları, değişik zeka oyunları, grup ile oynanabilecek hafıza ve zeka oyunları, koşmaca, yakalamaca. Çocuğun gelişiminde bütün bu oyunlarında gerçekleşmesinde amaç 24 saat çocukla ilgilenmek ve yanında olmak değildir. Önemli olan çocuğun sadece kendisine ait ve annesinde kendisiyle ilgilendiği ve konsantre olduğu zaman parçasını bilmesi ve bundan yararlanmasıdır. Şöyle ki işten gelen annenin bütün işleri dışında çocuğa özel olarak onun istediği herhangi bir aktivite veya faaliyeti beraber paylaşabileceği yada çocuğun yaptıklarını seyredebileceği bir zaman dilimi ayırması gereklidir. Burada önemli olan kilit nokta çocuğun kendisi ile ilgilenildiğini hissetmesi yani ilgi doyumunu yakalayabilmesidir.
ALINTIDIR