sedef_85
08.10.2011, 05:23
İNATÇI ÇOCUK
Davranışların mutlak bir nedeni vardır. Kısacası, davranış nedene bağlı ortaya çıkan bir sonuçtur. Davranışları yönetmek amaçlandığında, doğru olan bu ‘neden’e yönelmektir. Asla davranışın kendine değil. Davranışları ihtiyaçlar belirliyorsa da, yaşarken varılan gelişme aşamaları da temel davranışları şekillendirir. Örneğin yaşamın ilk 3 yılında, çocuğun davranışını ‘yaşayabilmek adına’ anneye yönelmek belirler. Bu dönemde bir çocuğun ısrarla annesini talep ediyor olmasının ‘inatçılık’ olarak yorumlanması doğaya aykırı bir yanlıştır.
İnat olumsuz algılanması gereken bir özellik midir?
Çocuğun ısrarla vaz geçmediği davranışı’ inatçılık’ gibi olumsuz bir yargıyla değerlendirildiğinde, ilişki aşağıdaki anne feryadına yansıdığı gibi çıkmaza girer:
‘Sadece üstünü ya da ayakkabısını giydirebilmek için saatlerce yalvarıyorum, dil döküyorum. İkna olmuş gibi yapıp ben yere eğildiğimde saçlarımı tutam tutam yoluyor… Tabi bende ona avazım çıktığı kadar bağırıyorum. Kendimi tutamıyorum çok sinirleniyorum... Sinirlendiğimde o yüz ifadem eminim ondan nefret ettiğim izlenimi veriyordur... Bugün kolundan tutup çektim yere düştü… Düşeceğini adeta bilerek, adeta onu düşürmek istercesine bir güçle çektim. Bu öfke öyle bir şey ki… Sanki öfke öfkeyi getiriyor. Gün geçtikçe asık suratlı biri oluyorsunuz. Ben bir canavar oldum.’
O halde, inadın olumlu anlama gelebilecek yönü nedir?
Davranışların temel nedeni ‘yaşamak’tır. Nedenini yok sayarak davranışa karşı çıkmak; bu gerçeği reddetmekle eş anlamlıdır. O nedenle inatçı çocuk davranışlarındaki amaç davranışı değil, ona neden olan yaşamsal ihtiyacı gidermek olmalıdır. Böyle bakıldığında, ihtiyacın yeterince karşılanmadığı anlamındadır. Bu açıdan bakıldığında, her yaşta davranışların anlamı sözlerden çok ötedir. Önemli olan davranışların dilinden anlamak en azından anlamaya çalışmaktır..
Çocukta inat neden olur?
Öncelikle, davranışların yaşa göre değerlendirilmesi gerekir. Yine 0-3 yaş aralığından örnek verecek olursak, bu dönemde ‘cismen kim olduğunu’ yani bedenini algılamakta olan bir çocuğun inatçılık olarak adlandırılan ‘benim’ ‘ben yapıcam’ tutturukları, çocuğun ‘kendi’ algısının gelişmekte olduğunun sinyalleridir. Yani, ‘kendi’ni anlamanın pratiğidir. Böyle tutturukları bırakın yok etmeyi, teşvik etmek önerilir.
İnatçılığın, manipülatif yani karşı tarafı yönlendirici ve aşırı talepkar bir hali de vardır. Bu halinde, karşı taraftan bir ihtiyacın karşılanması talep edilir. Talep yerine getirilmezse çocuk ısrarlarını karşı tarafı taciz etme boyutlarına vardırır. Bu tip ısrarlarda, talebin aslında istenilen şeyin kendisinin olmadığının anlaşılması çok önemlidir. Örneklemek gerekirse, böyle inatçı davranışlar, yeni kardeşi olmuş bir çocuğun annesinin ilgisini çekebilmek için ‘onu isterim, bunu isterim’ tacizleri de olabilir. Oysa çocuğun gerçek isteği o, bu değil annesinin ilgisidir.
Kısacası, tacizkar inatlarda, esas ihtiyaç doğru anlaşılıp karşılanmadığı sürece, anlık taleplerin tümü yerine getirilse de tutturuk sönmez bilakis artarak sürer. Çünkü esas ihtiyaç hala devam etmektedir.
Yeni uyarana adaptasyon yeteneği ya da isteklerini gerçeklerin altına çekebilme yeteneği henüz gelişmemiş bir çocukta ortaya çıkan inatçılık davranışlarında, en iyi yöntem kısa bir süre için de olsa mekanın dışına çıkarak ortam değiştirmektir.
3 yaşından küçük çocuklar gerçekleri yeterince yorumlayamadıklarından, davranışlarını istekleri belirler. Bazı hastalık ya da gelişme geriliği hallerinde bu durum 3. yaşın ötesine uzar ve hatta bazen hayat boyu sürer. O zaman kişinin mizacından söz edilir. O nedenle, bir objeye takılabilir ve onu ısrarla isteyebilirler. Yeni bir obje ile oyalanabilirlerse ne ala. Mümkün değilse yine ortam değiştirmekte yarar vardır. Çocuğun ilgisinin bir objeden diğerine çekilmesi sırasında altın kural, ilk objenin ortadan kaldırılışını çocuğun gözleri ile takip etmesine fırsat vermemektir. Bunun yerine önce diğer obje ortama sokulmalı ondan sonra diğeri fark ettirmeden ortamdan uzaklaştırılmalıdır.
Bir objeye ısrarcı biçimde inatla takılmak, kaygılı durumlarda sıklıkla görülür. Ellerini ısrarlı bir şekilde ve sık sık yıkıyor olmak, perdelerin tam istediği biçimde kapanmasında ısarcı olmak vs gibi.
İnatçı çocuklar bu özelliklerine ek olarak kişiliklerinde başka hangi ortak özellikler barındırırlar?
Huzursuzdurlar. En önemlisi iç organ sinyalleri veriyor olmalarıdır. İç organlarımız bizim bilinçli kontrolümüzde değildir. Otonom sistemimizin yönetiminde çalışırlar. Huzursuzluk hallerinde otonom sistem etkilenir ve iç organlarımıza ‘tehlike var, kaçışa hazır olun’ sinyalleri gönderir. Uykuya geçiş zordur, uyku huzursuzdur, iştahsızlık ya da aşırı yeme gibi beslenme ve kabızlık gibi mide-barsak sistemi sorunları ortaya çıkar, çocuk terlidir, kısacası ağlamak için ve huzursuzluk yaratmak için gerekçesi boldur.
Çocuklarda inatlaşmanın en yoğun görüldüğü dönemler hangileridir? Yani, en çok hangi yaşlarda ve hangi nedenler için inatlaşırlar?
Aşağıda inatçı davranışlara neden olan doğal gelişme adımları belirtilmiştir. Bu gelişmelerin sağlanabilmesi için karşılanması gereken esas ihtiyaç yaşlara uygun olarak yukarıda belirtilmiştir.
9-13 aylar ve 2,5-3 yaş “annemi isterim.” Gelişme: Anneye bağlanma (bağımlılık değil).Öneri: Annenin dokusu ve kokusundan uzaklaştırılmamalıdır. 2-3 yaş arası “ben yapıcam.”Gelişme: Ben algısı (cismen kimlik).Öneri: Herşey onundur, paylaşması istenmemelidir.
3-4 yaş arası” ruj sürücem” veya “traş olucam.”Gelişme: Cinsel kimlik.Cinsiyetine anne ya da babasına özenmesi engellenmemeli, bilakis teşvik edilmelidir. 4-6 yaş arası “oyuncak isterim.” Gelişme: Yaratıcılık, yapıcılık, girişimcilik. Öneri: Bu isteğine karşı durulmamalı, ancak her defasında da istekleri karşılanmamalıdır. İsteklerinin karşılanmasının bir saati, bir takvimi olduğu algısı yerleştirilmelidir.
6-11 yaş arası “bilgisayar isterim”Gelişme: Kendi cinsinden yaşıtlarıyla yarışarak kendine güven.Öneri: Bu yarışında maddi manevi olanaklar çerçevesinde onun yanında olmak.
Çocuğumuzun her söylediğimize karşı çıkması durumunda ne yapmalıyız?
Önce, ilişkimizi ve dönem özelliklerine uygun davranıp davranmadığımızı gözden geçirmeliyiz. Bu gözden geçirmede onun yukarıda yaşa bağlı temel gelişme ihtiyaçlarından hangisinde açık verdiğimizi bulmayı hedeflemeliyiz.
İnatçılık kız çocuklarında mı yoksa erkek çocuklarında mı daha sık görülür? Neden?
Erkek çocuklarında daha sık görülür. Burada başlıca testosteronun etkisi rol oynar. Ancak testosteronun cinsel rolünden söz edilmemektedir. Bir hormon olan testesteron, erkek beyninin şekillenmesinde önemli rol oynar. Erkek beyninin ‘dur-bekle’, yani isteklerini gerçekler çerçevesinde sınırlama yeteneği olsun, anneye bağlanma mekanizmaları olsun kız çocuğuna göre daha hassastır.
Ailenin inatçı çocuğa yönelik suçlayıcı tepkileri (Bıktım senden! Ne inatçı şeysin! Keşke doğurmasaydım vs) ne gibi sorunlara yol açar?
İhtiyacı karşılamaktan öte bir karşı duruş; rövanş almayı getirmeye dolayısıyla ilişkide çözümsüz bir kısır döngüye neden olur. İhtiyacın karşılanmasından kast edilenin; o sırada inatla istenen şeyin kendisi olmadığını, inatçı tutumun altında ya bir yetersizliğin ya da karşılanmamış bir temel ihtiyacın olduğunu (anlaşılmak da bunların arasında yer alır) ve karşılanması önerilenin de bu temel ihtiyaç olduğunu tekrar etmekte yarar vardır.
Hangi dönemdeki inatlaşmalar normalin dışında olup çözülemeyen sorunların ve disiplin karşıtı tutumların belirtisidir?
Hangi nedenle ve hangi dönemde olursa olsun, anne- çocuk ya da aile-çocuk ilişkisinin bozulduğu her durumda bilinçli bir müdahale şarttır. Temel kural, karşı tarafı anlamak ve temel ihtiyacı gidermektir. Bu tespit yapılana ve ihtiyaç giderilene kadar ki süreçte tartışmasız yaklaşım ‘benim sevgim ikimize de yeter, her şartta kabulümsün’ yaklaşımı olmalıdır.
İnatçı çocuk anne babasının hangi tür yaklaşımlarını ve karakter yapısını yansıtıyor olabilir?
Çocuk ailesinde ve toplumda gördüklerinden kendi yapısal özellikleri dahilinde etkilenir. Bu tanımdan anlaşıldığı gibi, bu etkilenme birebir değildir ancak mutlaka etkilenir. ‘Çocuklar ebeveynlerin aynasıdır’ demek abartılı olmaz. Bu nedenle, rol modellerinden etkilenmemesi beklenemez. Taklit boyutunda olmadığı durumlarda bile ilişkinin zedelenmesi şeklinde olur. Ayrıca, agresif tutum sergileyen aile bireyleri varlığında, çocuğun yetişkin yaşamına ailesini arkasına alarak güvenle bakabilme şansı elinden alınmış, bu olumsuz ilişkinin tüm yaşamına yansımasına da neden olunmuş olur.
Farklı 3 örnekten yola çıkarak, çocuğun inatçı bir davranışı karşısında anne babanın vermesi gereken doğru tepkiyi ve vermemesi gereken tür tepkiyi yazınız lütfen. (Örn: Yemekten önce gofret yemekte ısrar eden veya erken yatmamak için mücadele veren bir çocuğa yönelik olumlu ve olumsuz tavırlar gibi...)
Bize çokça gelen anne şikayetlerinden bolca örnek vermek mümkün. Örneğin; ‘biz yatmadan yatmamakta direnen çocuğumun uykusuzluğu yaşamımızı alt üst etti. Gece boyunca, özellikle benden devamlı bir şeyler istiyor. Bazen ağlayarak uyanıyor. Yorganını da beni de tekmeliyor’ şeklindeki yakınmada, çocuğun ‘inatçı tutumu’ anlatılıyor. ‘Bu durum, eşim ve işimle bozuşmama, ona karşı tahammülsüzlüğüme yol açtı’ diyen anne çözüm için doğrudan ‘inatçı tutumu’ hedefliyor demektir.
Anne-baba yatmadan yatağına gitmeyen çocuk, onlarla birlikte olmak istiyor ya da uykuya geçmekte zorlanıyor ve hatta karanlıktan, odadaki herhangi bir şeyden veya kabus görmekten korkuyor olabilir.
Çocuğun bu ‘inatçı tutumunun’ olası nedenleri bu ya da benzer çaresizlikleriyse, ona tahammülsüz davranmak, karşı tavır alarak onu çaresizliğiyle yalnız bırakmaktır. Bu tutum, onun ‘inatçılık’ olarak addedilen davranışını söndürmek yerine alevlendirir. Nitekim annenin ‘uyku öncesi krize girmeye başladı. Komşular bir şey mi oluyor diyerek gece yarısı gelir oldular’ feryadı da bunu gösteriyor.
Sürekli tekrarladığım gibi önce davranışın nedeni anlaşılmalıdır. Bunun için bir süre yönlendirme yapmadan çocuk izlenir. Bu anne çocuğunu izlediğinde, sabaha karşı uyandığını ve bir şeylerden korkuyor gibi davrandığını fark etti. Oda sokak ışığı alıyordu ve içerideki gölgeler hareketliydi. Pencerelerde kalın perdeler kullanıldı. Odada hareket etmeyen loş bir ışık sağlandı. Bazı çocuklarda sorunun tamamen ortadan kalktığını gördüğümüz halde, bu ailede sorun alınan bu tedbirle ortadan kalkmadı
Bu sefer, uyku sorununun altında, anneyi kaybetme kaygısı ön görülerek anne her fırsatta ‘seni asla bırakmam’ mizanseni yapması önerildi. Çocuk sık sık ''beni hiç bırakma anne'' demeye başladı. Anne eskisinden daha çok ona sarılıp öperek sevgisini belirtti. Uyku sıkıntısında belirgin azalma görüldü.
Birebir yaşanmış bu örnekten anlaşılması gereken; davranışın bir süreç olduğudur. Oysa en sık yapılan hata, davranışın anında sönmesini beklemektir. Bu kolaya kaçmaktır. Belki de bu yüzden davranışları sözlerle yönetmeye çalışıyoruz. Bir de davranışın nedenini bulmak emek istediğinden, nedeni değil de doğrudan davranışı hedefliyoruz. Verdiğim örnekteki bir diğer önemli nokta; davranışın tek bir nedeni olmadığıdır. Öncelikle olası nedenler belirlenir. Daha sonra her bir nedeni bertaraf etmeye yönelik tutumun çocuk üzerindeki etkisi izlenir. Davranışı söndüren tutum gerçek nedene ulaşmış olandır. Sonuç alınamıyorsa; ya olası nedenler arasında gerçek neden yoktur ya da uygulama hatası vardır.
‘Çocuğumun yiyeceği reddetme sorunuyla elim kolum bağlı. Öyle bir kısır döngü ki, ağzındakini çıkarmaya başladı. Buna bir de kaka yapmayı ret eklendi. Topuğunu poposuna bastırarak gelen kakasını geri iterek günlerce kakasını tutuyor. Bu davranışlarının hata olduğunu; böyle giderse hiç büyümeyeceğini, hastalanacağını açıklayarak onu güzellikle ikna etmeye çok çalıştık. Her yaptığımız geri püskürtüldü. Çok yorulduk, sinirlerimiz bozuldu. Bunun ‘inatçılığın’ ötesinde bir durum olduğunu kimseye anlatamıyorum.’
Bu anlatılan yaşa bağlı olağan bir durum değil, kaygıdır. Bu noktaya getirilmeden profesyonel yardım alınmalıydı. Bu gecikmeden annenin feryadındaki ‘derdimi kimseye anlatamıyorum’ gerçeği sorumludur. Gözle görünür belirtisi olana seferber edilen ilgi, bu gibi durumlarda ‘inat ediyor’ algısıyla; esirgenmekten öte ‘böyle yaparsan, hasta olursun’ şeklinde cezalandırmaya ve böylece mevcut kaygıyı arttırıcı bir karşı duruşa yol açıyor.
Belki de, toplumdaki güvensiz, kararsız, paranoyak ve takıntılı davranışların bir bölümünden, yine toplumun bu erteleyici, yok sayıcı tutumu sorumludur.
“Üç dört kişi yakalayıp banyoya sokmak bir kabus. En dayanılmazı başına su dökmek… “ Kendini yeterince ifade etmekten aciz çocuklukta ortaya çıkan ret davranışları genellikle ‘alışkanlık, şımarıklık, inatçılık’ gibi yetişkin mantığıyla açıklanır. Üstelik, bu kötü alışkanlığı yok edip ortadan kaldırmak amacıyla yine sadece yetişkinin anlayacağı biçimde yaklaşılır. Davranışın amacı, dolayısıyla çocuğun ihtiyaçları göz ardı edilir. Bu durum huzursuzluğu tırmandırır. Sonunda aile çıldırma noktasına gelir.
Bu yaklaşıma YETERSİZ YETİŞKİN MANTIĞI demek yerinde olur. Çünkü çocuğun anlaşılması, yetişkinin çocuk tarafından anlaşılmasıyla yer değiştirmiştir. Örneğin, saçı ya da tırnağı kesilirken canhıraş ağlayan çocuğa ‘acımıycak, acımıycak…’ diyerek kesmeye devam edilir. Oysa, saç ve tırnağı, eli ya da kolu gibi ona ait vücut kısımlarıdır. Dolayısıyla, tırnak ya da saçı kesiliyorken sanki kolu kesiliyormuş gibi hisseder. Böyle olunca ‘acımıycak’ demek çocuk açısından absürddür.
Altın kural; çocuğun şiddetle reddettiği herhangi bir olayı ‘inatçılık’ olarak yorumlamadan önce mutlaka nedeni anlaşılmalıdır. Anlaşılamıyorsa, kaygı yaratmamak, varsa da en aza indirmek amaçlanmalıdır.
‘Ağlaya ağlaya, sonunda alışır’ mantığı ile ‘eğitiyor’ olmayı öne sürmek ise en yapılmaması gerekendir.
İnatçı tutum, yumuşatılarak denenmelidir. Örneğin, ‘tamam tamam tırnağını kestirme, neden kestireceksin ki! Bak istersen bu prens/prenses makasıyla keseriz hem de tekrar yerine yapıştırırız’ gibi, kesme sonunda herhangi bir kayıp olmayacağını anlamasını sağlayacak mesajlara yönelmelidir.
Bu yaklaşım da başarısızsa, kendini emniyette hissedene kadar olgu ertelenmelidir. Bunun adı: ’çocuğu anlamak’tır. Diğerlerini anlamanın yani ZİHİN OKUMA gibi çok önemli bir yeteneğin ön adımıdır. Diğerlerini anlamak aileye huzur getirir. Çünkü aile, birbirini anlamaya gönüllü en küçük topluluktur.
Davranışların mutlak bir nedeni vardır. Kısacası, davranış nedene bağlı ortaya çıkan bir sonuçtur. Davranışları yönetmek amaçlandığında, doğru olan bu ‘neden’e yönelmektir. Asla davranışın kendine değil. Davranışları ihtiyaçlar belirliyorsa da, yaşarken varılan gelişme aşamaları da temel davranışları şekillendirir. Örneğin yaşamın ilk 3 yılında, çocuğun davranışını ‘yaşayabilmek adına’ anneye yönelmek belirler. Bu dönemde bir çocuğun ısrarla annesini talep ediyor olmasının ‘inatçılık’ olarak yorumlanması doğaya aykırı bir yanlıştır.
İnat olumsuz algılanması gereken bir özellik midir?
Çocuğun ısrarla vaz geçmediği davranışı’ inatçılık’ gibi olumsuz bir yargıyla değerlendirildiğinde, ilişki aşağıdaki anne feryadına yansıdığı gibi çıkmaza girer:
‘Sadece üstünü ya da ayakkabısını giydirebilmek için saatlerce yalvarıyorum, dil döküyorum. İkna olmuş gibi yapıp ben yere eğildiğimde saçlarımı tutam tutam yoluyor… Tabi bende ona avazım çıktığı kadar bağırıyorum. Kendimi tutamıyorum çok sinirleniyorum... Sinirlendiğimde o yüz ifadem eminim ondan nefret ettiğim izlenimi veriyordur... Bugün kolundan tutup çektim yere düştü… Düşeceğini adeta bilerek, adeta onu düşürmek istercesine bir güçle çektim. Bu öfke öyle bir şey ki… Sanki öfke öfkeyi getiriyor. Gün geçtikçe asık suratlı biri oluyorsunuz. Ben bir canavar oldum.’
O halde, inadın olumlu anlama gelebilecek yönü nedir?
Davranışların temel nedeni ‘yaşamak’tır. Nedenini yok sayarak davranışa karşı çıkmak; bu gerçeği reddetmekle eş anlamlıdır. O nedenle inatçı çocuk davranışlarındaki amaç davranışı değil, ona neden olan yaşamsal ihtiyacı gidermek olmalıdır. Böyle bakıldığında, ihtiyacın yeterince karşılanmadığı anlamındadır. Bu açıdan bakıldığında, her yaşta davranışların anlamı sözlerden çok ötedir. Önemli olan davranışların dilinden anlamak en azından anlamaya çalışmaktır..
Çocukta inat neden olur?
Öncelikle, davranışların yaşa göre değerlendirilmesi gerekir. Yine 0-3 yaş aralığından örnek verecek olursak, bu dönemde ‘cismen kim olduğunu’ yani bedenini algılamakta olan bir çocuğun inatçılık olarak adlandırılan ‘benim’ ‘ben yapıcam’ tutturukları, çocuğun ‘kendi’ algısının gelişmekte olduğunun sinyalleridir. Yani, ‘kendi’ni anlamanın pratiğidir. Böyle tutturukları bırakın yok etmeyi, teşvik etmek önerilir.
İnatçılığın, manipülatif yani karşı tarafı yönlendirici ve aşırı talepkar bir hali de vardır. Bu halinde, karşı taraftan bir ihtiyacın karşılanması talep edilir. Talep yerine getirilmezse çocuk ısrarlarını karşı tarafı taciz etme boyutlarına vardırır. Bu tip ısrarlarda, talebin aslında istenilen şeyin kendisinin olmadığının anlaşılması çok önemlidir. Örneklemek gerekirse, böyle inatçı davranışlar, yeni kardeşi olmuş bir çocuğun annesinin ilgisini çekebilmek için ‘onu isterim, bunu isterim’ tacizleri de olabilir. Oysa çocuğun gerçek isteği o, bu değil annesinin ilgisidir.
Kısacası, tacizkar inatlarda, esas ihtiyaç doğru anlaşılıp karşılanmadığı sürece, anlık taleplerin tümü yerine getirilse de tutturuk sönmez bilakis artarak sürer. Çünkü esas ihtiyaç hala devam etmektedir.
Yeni uyarana adaptasyon yeteneği ya da isteklerini gerçeklerin altına çekebilme yeteneği henüz gelişmemiş bir çocukta ortaya çıkan inatçılık davranışlarında, en iyi yöntem kısa bir süre için de olsa mekanın dışına çıkarak ortam değiştirmektir.
3 yaşından küçük çocuklar gerçekleri yeterince yorumlayamadıklarından, davranışlarını istekleri belirler. Bazı hastalık ya da gelişme geriliği hallerinde bu durum 3. yaşın ötesine uzar ve hatta bazen hayat boyu sürer. O zaman kişinin mizacından söz edilir. O nedenle, bir objeye takılabilir ve onu ısrarla isteyebilirler. Yeni bir obje ile oyalanabilirlerse ne ala. Mümkün değilse yine ortam değiştirmekte yarar vardır. Çocuğun ilgisinin bir objeden diğerine çekilmesi sırasında altın kural, ilk objenin ortadan kaldırılışını çocuğun gözleri ile takip etmesine fırsat vermemektir. Bunun yerine önce diğer obje ortama sokulmalı ondan sonra diğeri fark ettirmeden ortamdan uzaklaştırılmalıdır.
Bir objeye ısrarcı biçimde inatla takılmak, kaygılı durumlarda sıklıkla görülür. Ellerini ısrarlı bir şekilde ve sık sık yıkıyor olmak, perdelerin tam istediği biçimde kapanmasında ısarcı olmak vs gibi.
İnatçı çocuklar bu özelliklerine ek olarak kişiliklerinde başka hangi ortak özellikler barındırırlar?
Huzursuzdurlar. En önemlisi iç organ sinyalleri veriyor olmalarıdır. İç organlarımız bizim bilinçli kontrolümüzde değildir. Otonom sistemimizin yönetiminde çalışırlar. Huzursuzluk hallerinde otonom sistem etkilenir ve iç organlarımıza ‘tehlike var, kaçışa hazır olun’ sinyalleri gönderir. Uykuya geçiş zordur, uyku huzursuzdur, iştahsızlık ya da aşırı yeme gibi beslenme ve kabızlık gibi mide-barsak sistemi sorunları ortaya çıkar, çocuk terlidir, kısacası ağlamak için ve huzursuzluk yaratmak için gerekçesi boldur.
Çocuklarda inatlaşmanın en yoğun görüldüğü dönemler hangileridir? Yani, en çok hangi yaşlarda ve hangi nedenler için inatlaşırlar?
Aşağıda inatçı davranışlara neden olan doğal gelişme adımları belirtilmiştir. Bu gelişmelerin sağlanabilmesi için karşılanması gereken esas ihtiyaç yaşlara uygun olarak yukarıda belirtilmiştir.
9-13 aylar ve 2,5-3 yaş “annemi isterim.” Gelişme: Anneye bağlanma (bağımlılık değil).Öneri: Annenin dokusu ve kokusundan uzaklaştırılmamalıdır. 2-3 yaş arası “ben yapıcam.”Gelişme: Ben algısı (cismen kimlik).Öneri: Herşey onundur, paylaşması istenmemelidir.
3-4 yaş arası” ruj sürücem” veya “traş olucam.”Gelişme: Cinsel kimlik.Cinsiyetine anne ya da babasına özenmesi engellenmemeli, bilakis teşvik edilmelidir. 4-6 yaş arası “oyuncak isterim.” Gelişme: Yaratıcılık, yapıcılık, girişimcilik. Öneri: Bu isteğine karşı durulmamalı, ancak her defasında da istekleri karşılanmamalıdır. İsteklerinin karşılanmasının bir saati, bir takvimi olduğu algısı yerleştirilmelidir.
6-11 yaş arası “bilgisayar isterim”Gelişme: Kendi cinsinden yaşıtlarıyla yarışarak kendine güven.Öneri: Bu yarışında maddi manevi olanaklar çerçevesinde onun yanında olmak.
Çocuğumuzun her söylediğimize karşı çıkması durumunda ne yapmalıyız?
Önce, ilişkimizi ve dönem özelliklerine uygun davranıp davranmadığımızı gözden geçirmeliyiz. Bu gözden geçirmede onun yukarıda yaşa bağlı temel gelişme ihtiyaçlarından hangisinde açık verdiğimizi bulmayı hedeflemeliyiz.
İnatçılık kız çocuklarında mı yoksa erkek çocuklarında mı daha sık görülür? Neden?
Erkek çocuklarında daha sık görülür. Burada başlıca testosteronun etkisi rol oynar. Ancak testosteronun cinsel rolünden söz edilmemektedir. Bir hormon olan testesteron, erkek beyninin şekillenmesinde önemli rol oynar. Erkek beyninin ‘dur-bekle’, yani isteklerini gerçekler çerçevesinde sınırlama yeteneği olsun, anneye bağlanma mekanizmaları olsun kız çocuğuna göre daha hassastır.
Ailenin inatçı çocuğa yönelik suçlayıcı tepkileri (Bıktım senden! Ne inatçı şeysin! Keşke doğurmasaydım vs) ne gibi sorunlara yol açar?
İhtiyacı karşılamaktan öte bir karşı duruş; rövanş almayı getirmeye dolayısıyla ilişkide çözümsüz bir kısır döngüye neden olur. İhtiyacın karşılanmasından kast edilenin; o sırada inatla istenen şeyin kendisi olmadığını, inatçı tutumun altında ya bir yetersizliğin ya da karşılanmamış bir temel ihtiyacın olduğunu (anlaşılmak da bunların arasında yer alır) ve karşılanması önerilenin de bu temel ihtiyaç olduğunu tekrar etmekte yarar vardır.
Hangi dönemdeki inatlaşmalar normalin dışında olup çözülemeyen sorunların ve disiplin karşıtı tutumların belirtisidir?
Hangi nedenle ve hangi dönemde olursa olsun, anne- çocuk ya da aile-çocuk ilişkisinin bozulduğu her durumda bilinçli bir müdahale şarttır. Temel kural, karşı tarafı anlamak ve temel ihtiyacı gidermektir. Bu tespit yapılana ve ihtiyaç giderilene kadar ki süreçte tartışmasız yaklaşım ‘benim sevgim ikimize de yeter, her şartta kabulümsün’ yaklaşımı olmalıdır.
İnatçı çocuk anne babasının hangi tür yaklaşımlarını ve karakter yapısını yansıtıyor olabilir?
Çocuk ailesinde ve toplumda gördüklerinden kendi yapısal özellikleri dahilinde etkilenir. Bu tanımdan anlaşıldığı gibi, bu etkilenme birebir değildir ancak mutlaka etkilenir. ‘Çocuklar ebeveynlerin aynasıdır’ demek abartılı olmaz. Bu nedenle, rol modellerinden etkilenmemesi beklenemez. Taklit boyutunda olmadığı durumlarda bile ilişkinin zedelenmesi şeklinde olur. Ayrıca, agresif tutum sergileyen aile bireyleri varlığında, çocuğun yetişkin yaşamına ailesini arkasına alarak güvenle bakabilme şansı elinden alınmış, bu olumsuz ilişkinin tüm yaşamına yansımasına da neden olunmuş olur.
Farklı 3 örnekten yola çıkarak, çocuğun inatçı bir davranışı karşısında anne babanın vermesi gereken doğru tepkiyi ve vermemesi gereken tür tepkiyi yazınız lütfen. (Örn: Yemekten önce gofret yemekte ısrar eden veya erken yatmamak için mücadele veren bir çocuğa yönelik olumlu ve olumsuz tavırlar gibi...)
Bize çokça gelen anne şikayetlerinden bolca örnek vermek mümkün. Örneğin; ‘biz yatmadan yatmamakta direnen çocuğumun uykusuzluğu yaşamımızı alt üst etti. Gece boyunca, özellikle benden devamlı bir şeyler istiyor. Bazen ağlayarak uyanıyor. Yorganını da beni de tekmeliyor’ şeklindeki yakınmada, çocuğun ‘inatçı tutumu’ anlatılıyor. ‘Bu durum, eşim ve işimle bozuşmama, ona karşı tahammülsüzlüğüme yol açtı’ diyen anne çözüm için doğrudan ‘inatçı tutumu’ hedefliyor demektir.
Anne-baba yatmadan yatağına gitmeyen çocuk, onlarla birlikte olmak istiyor ya da uykuya geçmekte zorlanıyor ve hatta karanlıktan, odadaki herhangi bir şeyden veya kabus görmekten korkuyor olabilir.
Çocuğun bu ‘inatçı tutumunun’ olası nedenleri bu ya da benzer çaresizlikleriyse, ona tahammülsüz davranmak, karşı tavır alarak onu çaresizliğiyle yalnız bırakmaktır. Bu tutum, onun ‘inatçılık’ olarak addedilen davranışını söndürmek yerine alevlendirir. Nitekim annenin ‘uyku öncesi krize girmeye başladı. Komşular bir şey mi oluyor diyerek gece yarısı gelir oldular’ feryadı da bunu gösteriyor.
Sürekli tekrarladığım gibi önce davranışın nedeni anlaşılmalıdır. Bunun için bir süre yönlendirme yapmadan çocuk izlenir. Bu anne çocuğunu izlediğinde, sabaha karşı uyandığını ve bir şeylerden korkuyor gibi davrandığını fark etti. Oda sokak ışığı alıyordu ve içerideki gölgeler hareketliydi. Pencerelerde kalın perdeler kullanıldı. Odada hareket etmeyen loş bir ışık sağlandı. Bazı çocuklarda sorunun tamamen ortadan kalktığını gördüğümüz halde, bu ailede sorun alınan bu tedbirle ortadan kalkmadı
Bu sefer, uyku sorununun altında, anneyi kaybetme kaygısı ön görülerek anne her fırsatta ‘seni asla bırakmam’ mizanseni yapması önerildi. Çocuk sık sık ''beni hiç bırakma anne'' demeye başladı. Anne eskisinden daha çok ona sarılıp öperek sevgisini belirtti. Uyku sıkıntısında belirgin azalma görüldü.
Birebir yaşanmış bu örnekten anlaşılması gereken; davranışın bir süreç olduğudur. Oysa en sık yapılan hata, davranışın anında sönmesini beklemektir. Bu kolaya kaçmaktır. Belki de bu yüzden davranışları sözlerle yönetmeye çalışıyoruz. Bir de davranışın nedenini bulmak emek istediğinden, nedeni değil de doğrudan davranışı hedefliyoruz. Verdiğim örnekteki bir diğer önemli nokta; davranışın tek bir nedeni olmadığıdır. Öncelikle olası nedenler belirlenir. Daha sonra her bir nedeni bertaraf etmeye yönelik tutumun çocuk üzerindeki etkisi izlenir. Davranışı söndüren tutum gerçek nedene ulaşmış olandır. Sonuç alınamıyorsa; ya olası nedenler arasında gerçek neden yoktur ya da uygulama hatası vardır.
‘Çocuğumun yiyeceği reddetme sorunuyla elim kolum bağlı. Öyle bir kısır döngü ki, ağzındakini çıkarmaya başladı. Buna bir de kaka yapmayı ret eklendi. Topuğunu poposuna bastırarak gelen kakasını geri iterek günlerce kakasını tutuyor. Bu davranışlarının hata olduğunu; böyle giderse hiç büyümeyeceğini, hastalanacağını açıklayarak onu güzellikle ikna etmeye çok çalıştık. Her yaptığımız geri püskürtüldü. Çok yorulduk, sinirlerimiz bozuldu. Bunun ‘inatçılığın’ ötesinde bir durum olduğunu kimseye anlatamıyorum.’
Bu anlatılan yaşa bağlı olağan bir durum değil, kaygıdır. Bu noktaya getirilmeden profesyonel yardım alınmalıydı. Bu gecikmeden annenin feryadındaki ‘derdimi kimseye anlatamıyorum’ gerçeği sorumludur. Gözle görünür belirtisi olana seferber edilen ilgi, bu gibi durumlarda ‘inat ediyor’ algısıyla; esirgenmekten öte ‘böyle yaparsan, hasta olursun’ şeklinde cezalandırmaya ve böylece mevcut kaygıyı arttırıcı bir karşı duruşa yol açıyor.
Belki de, toplumdaki güvensiz, kararsız, paranoyak ve takıntılı davranışların bir bölümünden, yine toplumun bu erteleyici, yok sayıcı tutumu sorumludur.
“Üç dört kişi yakalayıp banyoya sokmak bir kabus. En dayanılmazı başına su dökmek… “ Kendini yeterince ifade etmekten aciz çocuklukta ortaya çıkan ret davranışları genellikle ‘alışkanlık, şımarıklık, inatçılık’ gibi yetişkin mantığıyla açıklanır. Üstelik, bu kötü alışkanlığı yok edip ortadan kaldırmak amacıyla yine sadece yetişkinin anlayacağı biçimde yaklaşılır. Davranışın amacı, dolayısıyla çocuğun ihtiyaçları göz ardı edilir. Bu durum huzursuzluğu tırmandırır. Sonunda aile çıldırma noktasına gelir.
Bu yaklaşıma YETERSİZ YETİŞKİN MANTIĞI demek yerinde olur. Çünkü çocuğun anlaşılması, yetişkinin çocuk tarafından anlaşılmasıyla yer değiştirmiştir. Örneğin, saçı ya da tırnağı kesilirken canhıraş ağlayan çocuğa ‘acımıycak, acımıycak…’ diyerek kesmeye devam edilir. Oysa, saç ve tırnağı, eli ya da kolu gibi ona ait vücut kısımlarıdır. Dolayısıyla, tırnak ya da saçı kesiliyorken sanki kolu kesiliyormuş gibi hisseder. Böyle olunca ‘acımıycak’ demek çocuk açısından absürddür.
Altın kural; çocuğun şiddetle reddettiği herhangi bir olayı ‘inatçılık’ olarak yorumlamadan önce mutlaka nedeni anlaşılmalıdır. Anlaşılamıyorsa, kaygı yaratmamak, varsa da en aza indirmek amaçlanmalıdır.
‘Ağlaya ağlaya, sonunda alışır’ mantığı ile ‘eğitiyor’ olmayı öne sürmek ise en yapılmaması gerekendir.
İnatçı tutum, yumuşatılarak denenmelidir. Örneğin, ‘tamam tamam tırnağını kestirme, neden kestireceksin ki! Bak istersen bu prens/prenses makasıyla keseriz hem de tekrar yerine yapıştırırız’ gibi, kesme sonunda herhangi bir kayıp olmayacağını anlamasını sağlayacak mesajlara yönelmelidir.
Bu yaklaşım da başarısızsa, kendini emniyette hissedene kadar olgu ertelenmelidir. Bunun adı: ’çocuğu anlamak’tır. Diğerlerini anlamanın yani ZİHİN OKUMA gibi çok önemli bir yeteneğin ön adımıdır. Diğerlerini anlamak aileye huzur getirir. Çünkü aile, birbirini anlamaya gönüllü en küçük topluluktur.