View Full Version: Okul öncesi eğitim arsivi
Anaokuluna hazırlık, doğumdan önce annenin hamileliği ile başlayan bir süreç olarak algılanmalıdır. Her çocuk diğerlerinden farklı ve kendine özgüdür. Her çocuk farklı becerileri farklı zamanlarda ve farklı yollarla geliştirir. Örneğin: Bir çocuk çok iyi el becerilerine sahipken, kelime bilgisi ve sözel becerilerde geri olabilir. Bireysel farklılıklar yaşam boyunca devam der. Dil Gelişimini DesteklemekAnaokuluna başlayacak bir çocuğun başka çocuklar ve öğretmenleriyle iletişim kurabilecek kadar yeterli bir konuşma ve kendini ifade etme becerisi olmalıdır.Çocuğunuzun dil ve konuşma gelişimini desteklemek için : Çocuğunuzla oyun oynayabilirsiniz, yetişkinlerle sıkça iletişim kurma ortamları sağlayabilir, ona kitap, dergi, gazete vb. okuyabilir ve okunanlar hakkından tartışabilirsiniz. Çocuğun sorularına basit, anlaşılır cevaplar vererek, çocuğunuza soru sorup, ona problem çözmesi için fırsatlar yaratabilir ve onu tartışmaya teşvik edebilir, dans, şarkı ve ritm içeren müzik aktivitelerine katılmasını sağlayabilir, verilen resimlerden bir öykü oluşturması için yönlendirebilir, ve dünyayı duyuları ile algılaması için fırsatlar yaratabilirsiniz. Başka Çocuklarla ve Yabancı Kişilerle İletişim Kurma DeneyimiÇocuk anaokulunda başta hiç tanımadığı, bilmediği yeni bir durumla karşı karşıya geliyor : Büyük bir grup, gürültü ve yeni kurallar.Daha önce bir oyun grubu deneyimi yaşadıysa alışması çok daha kolay mümkün olur. Güven duygusu, bağımsızlık, motivasyon, merak duygusu, sabır, kendini kontrol etme, işbirliği yapma, empati kurma, gibi sosyal ve duygusal becerilerin anaokuluna başlamadan önce kazanılması, çocuğun anaokulu yaşantısını kolaylaştırır.Anne de baba da yoktur orda. Çocuk yeni birine (öğretmeni) alışmak ve o birini başkalarıyla paylaşmak zorundadır. Buna benzer bir durumu daha önce yaşadıysa alışması çok daha kolay mümkün olur. Anaokulu Hakkında KonuşmakÇocuğunuzla anaokulu hakkında konuşun. Ona, onu orda nelerin beklediğini anlatın. Önemli olan yanlış yargılar uyandırmamanızdır. Orada kurallar ve sorumluluklar olduğunu ve eğitimcilerin herkes için orda olduğunu anlamasını sağlayın. Onunla problem olabilecek şeyler hakkında da konuşun. Mesela tuvalete gitmesi gerektiğinde ne yapacak?Anaokulunu Önceden Ziyaret EtmekGünümüzde birçok anaokulu çocukların önceden ortamı tanımalarına ve ısınmalarına olanak sağlayan tanışma günleri organize etmektedir. Böylece çocuk ortamı, oyuncakları ve diğer çocukları tanıma ve keşfetme olanağı bulabilir. Yavaşça Alışma SüreciEbeveynlerin özellikle ilk günlerde erişilebilecek mesafede olması gerekebilir. Yahutta bir sorun çıktığında telefonla çağrıldığında gelebilcek şekilde hazır bulunmaları gerekebilir. Dramatik Olmayan VedalaşmalarUzun süren vedalaşmalara meydan vermeyin. Onun için bu süreci daha da zorlaştırmaktan kaçının. Ona onu ne zaman almaya geleceğinizi söyleyin. Onu sakinleştirme ve teselli etmeyi anaokulundaki eğitim uzmanlarına bırakın; çünkü çoğunlukla görüş mesafesinden uzaklaştığınızda ağlamaları son bulur. Asla bir anda ortadan kaybolmamalısınız, çünkü bu çocuğunuzun size duyduğu güveni sarsacaktır. Alışık olduğu bir oyuncak ya da bir nesneyi yanında getirmesine izin vermeniz ona güven verebilir. Rahat BırakabilmekEbeveynler çocuklarının yeni deneyimleri kendileriyle paylaşmalarını arzu ederler. Çocuklar anaokulunda olup bitenlerden konuşmadıklarında çoğu zaman hayalkırıklığına uğrayabilirler. Yine de çocuğu sorularla sıkıştırmamalısınız. Çocuğun artık kendi yeni bir “yaşam-alanı” var. Çocuğunuzun tutumları hakkında daha çok şey öğrenmek isterseniz öğretmeniyle görüşebilirsiniz.Ondaki Farlılıklara Hazırlıklı Olmak ve AnlayışAnaokulunun ilk günlerinde çocuğunuz çeşitli etkinliklere karşı daha az ilgili olabilir. Zaman zaman keyfisiz ya da öfkeli davranışlar göstermesine şaşırmayın. Çocuğunuz yoğun geçen günün ardından biraz soluklanmayı ya da rahat bırakılmayı isteyebilir. Öğretmenin Yaklaşımlarını KabullenmekBazen ters düşülen noktalar olduğunda çocuğunuzun öğretmeniyle uzlaşmanız gerekebilir. Unutmayın ki artık çocuğunuzun yaşantısında yeni ve başka önemli biri daha var. Öğretmeninin tutum ve yaklaşımlarında size ters düşen birşey varsa bunu konuşmalısınız. Anaokuluna Gitmek İstemediğindeHerşeyden önce sabırlı olmalısınız : Kimi çocuklar anaokuluna alışabilmek için yılbaşına kadar bir süreye ihtiyaç duyarlar. Bazıları sınıf içinde kendilerinden yaşça daha küçük çocuklar olduğunda daha rahat hissederler. Sabahları kararlı olmanız çok önemli. Nerdeyse her çocuk günün birinde anaokuluna gitmek konusunda isteksiz olabilir. İsteksizliğinin nedeni netleştirmeye çalışın. Yeni ortamın büyüsünü yitirmiş olması gibi basit bir açıklaması da olabilir. Yahutta onu korkutan birşey yaşamış olabilir. Bu durumun öğretmeniyle konuşulması gerekebilir. Aile yaşantınızdaki bir değişiklik de neden olabilir : Çocuklar yeni bir kardeşin doğumuyla, anaokuluna başladıkları dönem çakıştığında kendilerini dışlanmış hissedebilirler. Çocuğunuzun hazır olması demek, anaokulunda kendisinden beklenen görevleri isteyerek ve doğru bir şekilde yerine getirmeye hazır olması anlamına gelir. Hazır olduğu kabul edilen çocuklar; araştırmayı ve keşfetmeyi eğlenceli bulan, merak duyan ve arkadaşları ile olan ilişkilerinden ve işbirliği yapmaktan mutlu olan çocuklardır. Uzm. Psikolog Özge Özkan Börklü
Zeka gelişiminin % 60'ının 0-6 yaş arasında tamamlandığını, Kişiliğin temelinin atıldığı kritik bir dönem olarak adlandırılan okul öncesi yıllarda verilen eğitimin, tüm eğitim kademelerini, hatta tüm yaşamı etkilediğini, kendine güveninin arttığını, İlköğretim 1. sınıfına, okul öncesi eğitimden yararlanmış olarak gelen çocuğun, bu eğitimi almadan gelen çocuktan çok daha başarılı olduğunu, okuma-yazmaya diğer çocuklardan daha erken başladığını ve dil gelişimlerinin olumlu yönde ilerlediğini, problem çözme, iletişim kurma ve grup içinde olma becerilerinin çok daha iyi geliştiğini, Okul öncesi eğitimin çocuğunuzun anlama ve anlatma becerisini geliştirdiğini, Okul öncesi eğitimi alan çocuğun duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade ettiğini, sosyal yaşama daha rahat uyum sağladığını, Çocuğunuzun yaratıcılığının geliştirilmesinde, okul öncesi eğitimin rolünün çok önemli olduğunu, Vücudu temiz tutma, diş sağlığı ve diğer tüm öz bakım becerilerinin okul öncesi eğitimle çocuklarınıza kazandırıldığını, Sağlıklı beslenme bilincinin okul öncesi eğitimle daha kolay verilebildiğini, Çoklu Zeka Kuramını biliyor musunuz ve çocuğunuzun hangi zekaya/zekalara sahip olduğunu okul öncesi eğitim kurumlarında ortaya çıkarıldığını ANNELER, BABALAR!!!!! Gelin, ülkemizi güzel yarınlara birlikte hazırlayalım. Her Çocuğa Bir Dünya Hediye Edelim. Biz Hazırladık Siz Hediye Edebilirsiniz.
butterfly
08.07.2007, 11:07
Bir yeteneğin ortaya çıkmasında, doğuştan gelen özellikler ve uygun çevre koşulları etkili oluyor. Bu yüzden çocukların yeteneklerini okul çağına gelmeden uyandırmak gerekiyor.
Eğer bir yetenek zamanında keşfedilmezse, ne yazık ki yok olup gidebiliyor. Onun yaratıcılıktaki sınırlarını merak etmek doğru yolda atılacak ilk adım oluyor. Yaratıcı çocuğun özellikleri:• Çocuklar, okul öncesi dönemde yaratıcılıklarını oynadıkları oyunlar ile ortaya koyarlar. Yeni oyunlar araştırırlar.• Çok meraklıdırlar, sürekli soru sorarlar.• Deney yapmaya meraklıdırlar.• Hayal güçleri kuvvetlidir; yeni oyunlar, öyküler ve tiplemeler yaratırlar.• Bir duygu ve düşünceyi, çok farklı şekillerde ifade edebilirler.• Motivasyon ve konsantrasyonları güçlüdür.• Detaylara dikkat ederler.• Mizah duyguları gelişmiştir.Ailenin rolüYaratıcılık, doğumdan itibaren desteklenmesi gereken bir eğilimdir. Bu nedenle, bebeğiniz ne kadar küçük olursa olsun, onunla oynamalı, ona dokunmalı, küçük ses taklitleri yapmalı, ninni ve şarkı söylemelisiniz.Sportif yetenek nasıl anlaşılır?Çocuğunuz harekete ve bedensel koordinasyona yatkındır. Örneğin, sık sık düşmeden tek bacağı üzerinde zıplama hareketleri yapar.
manolya80
21.08.2007, 11:49
ÇOCUKLARDA DİSİPLİNÜç yaşından küçük çocuklar, “hayır” kelimesini ailelerinin zannettikleri şekilde algılamazlar. “Hayır” kelimesinin tamamen anlaşılması, üç yaşına girmekle birdenbire olmaz.Gelişim süreci vardır. “Hayır”, çocukların kendi dünyalarını keşfetmek, bağımsızlık ve inisiyatif duygularını geliştirmek için ihtiyaç duyduklarına tam zıt olan soyut bir kavramdır.Çocuğunuz bir şeyi yapmasını istemediğinizi biliyor olabilir. Yaptığı zaman sizden kızgın bir tepki alacağını da biliyordur. Bununla birlikte, yapabildiği bir şeyi neden yapmaması gerektiğini anlayamaz.Yoksa neden bir şeyi yapmaması gerektiğini bildiği halde, size bakar, sırıtır ve yine de yapar.
Çocuğunuzun kuşku ve utanç duyguları yerine bağımsızlık geliştirmesine yardımcı olmak ve 2-7 yaş arasında suçluluk duygusu yerine inisiyatifi geliştirmek için işbirliğine davet eden alttaki metotları kullanabilirsiniz.
Yardımcı metotlar1- Bağırıp çağırıyorsanız, azarlıyorsanız, hemen durun. Bu yöntemlerin hepsi kaba ve saygısızdır, gelecekte kuşku, utanç ve suçluluk duygularına neden olur.2- Çocuğunuza ne yapması gerektiğini söyleyip durmak yerine, onu kararlara dahil etme yöntemleri bulun. Böylece bireysel güç ve bağımsızlık duygusu kazanır. “Şimdi ne yapsak iyi olur?” söylemek yerine gösterin.3- Bir şey rica ederken saygılı olun. Çocuğunuz bir şeylerle uğraşırken araya girip, “hemen şimdi” bir şey yapmasını istemeyin. “Bunu beş veya on dakika içinde yapmak nasıl olur?” diye sorun. Küçük çocuğunuzun sizin söylediklerinin tamamını anlayacağını düşünmüyor olabilirsiniz. Emirler yerine seçenekler sunarak aslında siz kendinize “saygılı davranmayı” öğretiyorsunuz. Bir diğer olasılık ona bir takım uyarılar yapmaktır. “Bir dakika içinde çıkıyoruz. Oyun salonunda yapmak istediğin son bir şey var mı?”4- Yanınızda bir kronometre taşıyın. Çocuğunuzun onu bir yada iki dakikaya kurmasına ve cebine koymasına izin verin. Böylece zaman dolduğunda gitmeye hazır olacaktır.5- Onun yardımına ihtiyaç duyulan tercihler yaptırın. “Yirmiye kadar saydığımda gitme vakti olacak. Çantamı arabaya kadar taşımak mı, yoksa anahtarları taşıyıp arabayı çalıştırmama yardım etmek mi istersin?” “Eve vardığımızda yapmamız gereken ilk şey nedir, aldıklarımızı yerleştirmek veya bir hikâye okumak?”6- Henüz konuşmaya başlamamış çocuklar net bir şekilde yol gösterilmeye ve yönlendirmeye ihtiyaç duyabilirler. Yani “susun ve hareket edin”. Çocuğunuzun elinden yavaşça tutun ve gitmek istediği yere gitmesine yönlendirin. Ne yapması ve yapmaması gerektiğini ona gösterin.7- Mizah duygunuzu kullanın. “Annesini dinlemeyen çocuklara gıdıklama canavarı geliyor”8- Henüz yapmayı beceremediği şeyler hakkında düş kırıklığına uğrayıp ağladığında veya öfke nöbetine tutulduğunda kendinizi onun yerine koyun. Bu hemen onu kurtarmak anlamına gelmiyor, onu anlamak anlamına geliyor. Ona sevgiyle sarılın ve “Şu anda çok üzgünsün. Biliyorum devam etmek istiyorsun ama artık bırakma zamanı.” Sonra çocuğunuzu alın ve başka bir aktiviteye geçin.9- Her gün olan olaylar için rutinler oluşturun; sabah, yatak zamanı, yemek, alışveriş, vb Sonra çocuğunuza sorun; “Günlük rutinimize göre ne yapmamız gerekiyor.” Daha büyük çocuklar size cevap verecektir; “Şimdi yatak/yemek/alışveriş zamanı.”10- Gelişim düzeyi anlamaya hazır olana kadar, çocuğunuza bir takım şeyleri tekrar tekrar öğretmeniz gerekebilir. Sabırlı olun. Kelimeleri mümkün olduğunca az, hareketleri bol kullanın.Çocuklarınızın davranışlarını kişisel algılamayın, onun size kızgın, kötü veya küstah olduğunu düşünmeyin. Durun, suçlamak ve utandırmak haricinde ne yapılması gerekiyorsa onu yapın.11- Unutmayın ki; bir savaş meydanı mı yoksa çocuğunuzun uygun sınırlar dahilinde keşfedeceği ve deneyimliyeceği bir ortam mı yaratacağınız sizin davranışlarınıza bağlıdır.Çocuğunuzun yol göstericisi olunBu yaşlarda sizin göreviniz; kendinizi bir koç gibi düşünmek ve çocuğunuzun başarmasına ve bir şeyleri nasıl yapacağını öğrenmesine yardım etmektir.Siz aynı zamanda çocuğunuzun nasıl kendine özgü bir insan olduğunu öğrenmeye çalışan bir gözlemcisiniz. Çocuğunuzun yeteneklerini hiçbir zaman küçümsemeyin, diğer yandan onu yeni fırsatlar ve aktiviteler ile tanıştırmak için devamlı izleyin, onun nelere ilgili olduğunu, neleri yapabildiğini, sizden öğrenmesi gereken neler olduğunu gözlemleyin.Güvenlik bu yaşlarda çok önemlidir.Sizin göreviniz korkularınızla onun cesaretini kırmadan, onu tehlikelerden korumaktır. Bu sebepten, çocuğunuzu yönlendirirken ve ona bir şeyler öğretirken sevecen ve değişmez olmanın yanında yol gösterici olmak önemlidir. Örneğin; anne babalar iki yaşındaki çocuklarına caddeye fırlamamasını “öğretebilir”, ama yine de yanında biri olmadan yoğun caddelerin yakınında oynamasına izin vermez, çünkü bilirler ki; öğrendikleri şeyin sorumluluğunu alacak kadar iyi anlamış olmalarını bekleyemezler. Peki, o zaman neden aynı anne babalar “hayır” dediklerinde çocuklarının bunu anlamasını bekliyorlar.
Çocuğunuzun ve kendinizin kontrolden çıktığınızı düşünüyorsanız, işe yaramayan bağırmalar ve ceza yöntemlerin bıktıysanız; “her kurala uyan mükemmel çocuk” beklentinizden vazgeçin. Bağımsız ve inisiyatif alan çocuğunuzun deneyimlerinden keyif almaya başlayın. Onu kontrol etmeye çalışmak yerine yapabilecekleri konusunda yol göstererek, onu uygun olmayan davranışlardan uzaklaştırın.
Çocuğunuzun “hayır” kelimesini gerçekte sizin düşündüğünüz şekilde anlamadığını anlarsanız, dikkatini çekme, yol gösterme ve diğer saygılı ve sevecen metotlar size daha anlamlı gelmeye başlar.
manolya80
21.08.2007, 11:50
ÇOCUK EĞİTİMİHer çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında bir çok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak? Sağlıklı doğup büyüyecek mi? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak? İleride nasıl bir insan olacak? Okul başarısı iyi olacak mı? Nasıl bir meslek sahibi olacak? Hayatta başarılı olacak mı? ve buna benzer yüzlerce soru ile çocuğu beklemeye koyulurlar.Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanı sıra çocukların psiko-sosyal gelişimini ve kişilik gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve bir çok yönden zordur. Her ne kadar doğuştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocuğun ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelliği, davranış paterni, psiko-sosyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı değişen çevre şartları ile etkileşince ortaya bir çok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsiko-sosyal yapı ortaya çıkmaktadır.
manolya80
21.08.2007, 11:51
Çocukları anlamakÇocukların genel davranış özelliklerini tam olarak anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek onların psiko-sosyal gelişimini yönlendirmek açısından çok önemli bir noktadır.
Anne babaların çocukların ruh dünyalarına inmeden yönlendirme ve eğitim gayretleri, çoğu zaman hedefine ulaşmaz. Anne babalar her gün birlikte oldukları, günlük aktiviteleri birlikte yaptıkları çocuklarını bazen tam olarak tanıyamamakta ve onların psiko-sosyal gelişimini iyi yönde yönlendirememektedir. Bazı anne babalar, çocuklarının sadece fiziksel bakımlarına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşüncelerini, tepkilerini, yorumlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, ruhsal yönlerini gerektiği kadar hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı acil müdahalelerde bulunan bir sağlık mensubu şu yakınmaları dile getirerek endişelerini belirtiyordu “acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendiğini ve bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onların bana cevabı onlar çocuk ne olacak ki şeklinde oluyor. Ben buna dayanamıyorum ve çok üzülüyorum, çocuklarında ruh dünyası var.” Gerçekten de bazı zamanlar günlük olaylar ve gelişmelerin arasında çocukların olaylar karşındaki ruhsal tepkisi en son akla gelecektedir.
manolya80
21.08.2007, 11:52
Çocuğa ayrılan vakitHer anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ama kendi kendilerine oturup “çocuğuma bu gün ne kadar vakit ayırdım?” diye sorduklarında, kendilerini tatmin eden cevabı çok azı alır. Amerikalı bir profesörden aldığım bir bilgiye göre A.B.D. de yapılan istatistiklerde bir babanın çocuğunu günlük görme süresi 7 saniye olarak bulunmuş . Yani aynı çatı altında yaşayan birbirinden apayrı, ayrı dünyalarda insanlar. Peki bu durum hangi sonuçları getirir? yani anne babaların çocuklarının ruhsal yönü ve psiko-sosyal gelişimi ile ilgili eksiklikleri hangi sonuçları doğurur? Bunun cevabını düşündüğümde her biri ayrı bir “gelecek” olan çocuklar ile ilgili çok karamsar düşünceler aklıma gelmektedir. Bu nedenle bu konuyu ileri bir tarihte, ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum.
Hatta 2000′li yıllarda bırakın ruhsal gelişimi yönlendirme ve mevcut ruhsal sorunları, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalardan, salgın hastalıklardan, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.
manolya80
21.08.2007, 11:56
Çocuklarda Utangaçlık Utangaçlık çok sık görülen bir duygudur. Hemen herkes yeni sosyal durumlarda belirli ölçülerde sosyal kaygı yaşayabilmektedir. Aslında kişinin yeni sosyal duruma ve olası tehditlere karşı gerekli tedbirleri alması açısından adaptif, koruyucu bir özellik olarak da değerlendirilebilir. Peki neden bazı çocuklar diğerlerine göre daha utangaçtır? Utangaçlığın belirli bir kısmı öğrenilir. Yani, aile çevresi ve kültürel normlar diğer çevrelere göre kişinin daha utangaç görülmesine yol açabilir. Örneğin Çinli çocuklar, İsveçlilere, ya da Amerikalılara göre daha az konuşkandırlar. Bazı aileler çocuklarını sosyal ilişkilerden daha uzak ve çekingen olmaları yönünde yönlendirir ve bu yönde ödüllendirebilirler. Öte yandan, utangaçlığın biyolojik ve mizaçla ilişkili yönleri üzerine bulgular günden güne artmaktadır. Diğer kişilik türlerine göre utangaçlığın daha fazla genetik özellik gösterdiği görülmüştür. Evlat edinilen çocuklarla yapılan çalışmalar da, biyolojik annenin çocuğun sosyal özellikleri açısından belirleyici olduğunu ortaya koymuştur. Genel anlamda sosyal kaygıların sürekli olduğu ve kişinin hayatını zorlaştırıcı, ya da engelleyici olabildiğinde sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) tanısı akla gelebilir. SAB’nin bilinen ilk tanımı, Hipokrat tarafından sosyal ortamlarda yüz kızarmasını çağrıştıran eritrofobi ismiyle yapılmıştır. Utangaçlık düzeyindeki sosyal anksiyete, sosyal olarak kabul görmeyi sağlayabildiği ölçüde uyumlu bir özellik olabilmekteyken, aşırı tehdit algısı ve insanlardan uzaklaşmaya neden olabilen sosyal anksiyete işlevselliği önemli düzeyde bozabilmektedir. Günümüzde çocuk ve ergenlerde SAB tanımı içinde, erişkinlerde de olduğu gibi en sık, toplum içinde konuşma, yemek yeme, yazı yazma; partilere katılma; otorite figürleri ile konuşma; sosyal ilişkilere katılma korkusu; sosyal ortamlarda nefes darlığı, yüz kızarması, çarpıntı, baygınlık, titreme, ağız kuruluğu, kaslarda gerginlik, karın ağrıları, ölme isteği ve baş ağrısı gibi fiziksel şikayetler yer alır. Çoğu anksiyete bozukluğu gibi SAB da sıklıkla çocukluk çağında başlamaktadır. Son yıllarda yüksek görülme oranı ve işlevselliği belirgin düzeyde etkilemesi nedeniyle SAB daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır. Erken başlangıcı ve henüz patolojik düzeye gelmeden tespiti ile koruyucu yaklaşımın sağlanması mümkün olabilmektedir. Yaşam-boyu görülme oranı %13.3’tür (erkekler: %11.1, kadınlar: %15.5) ve kişinin işlevselliğini oldukça olumsuz etkileyen bir psikopatoloji olan SAB sıklıkla ergenlik (13-20, ort:15.5) yaşlarında başlamaktadır. Bu çocukların sosyal becerileri düzeyleri düşük olarak kalır, daha az arkadaş sahibi olurlar, belirgin olarak yalnızlık yaşayabilirler ve çok sayıda aktiviteden uzak dururlar. Bazı olgularda sosyal anksiyete okul korkusuna neden olabilir. Yine bazı SAB olguları, sosyal kaygıları sonucu davranım sorunları, karşı gelme davranışı, alkol ve madde kullanımı gösterebilirler. Ne yapmalı? Çocuğunuzun özelliklerini tanıyın ve onu bir bütün olarak kabul edin. Onun tüm ilgi alanlarına ve duygularına hassas olmak ve kabul edici (daha az eleştirel) yaklaşım onun özgüvenini arttırmak açısından ilk adımlardan biridir. Özgüvenini arttırın. Utangaç çocuklar sıklıkla kendileri hakkında olumsuz düşüncelere sahiptir ve insanlar tarafından kabul edilmediklerini düşünebilirler. Onların becerilerini keşfetmelerine ve geliştirmelerine rehberlik edin. Kendini iyi hisseden, özgüvenli çocuklar nadiren utangaçlık hissederler. Sosyal becerilerini geliştirin. Onun sosyal ilişkilerde yaşadığı zorlukların nedenlerini araştırın. Uygun “sosyal beceri sözcükleri”, “sosyal beceri yöntemleri” konusunda yol gösterin. Küçük yaşlardan itibaren sosyal ortamlara (ör, spor kulübü, dans okulu, tiyatro vs.) girmesini ve sosyal becerilerini geliştirme fırsatı bulmasını sağlayın. Yeni ortamlara alışması/ısınması için fırsat verin. Tehdit edici olarak algıladığı bir ortama girerken aşırı zorlayıcı olmamaya dikkat edin, oraya alışabilmesi için zaman verin ve olumlu özelliklerine (çocuğa ve ortama ait) dikkat çekin. Yardım almayı ihmal etmeyin. Genellikle kronik ve dirençli bir özellik olduğundan ve daha şiddetli olgularda kaygılarla baş etmek çok zor olabildiğinden, biyopsikososyal iyilik halinin devamı, temini için gerekli olduğunda psikiyatrik, psikolojik yardım fırsatlarını araştırın.
OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE AİLE
Toplumların sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yapısını oluşturan özellikler eğitim yolu ile şekillenir. Nitelikli, sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip bireylerin yetiştirilmesi için, eğitime küçük yaşlarda başlanılmasının gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir. Çocuğun öğrenmesinin en yoğun olduğu, temel alışkanlıkların alındığı ve zihinsel yeteneklerinin hızlı bir biçimde gelişip biçimlendiği dönem 0-6 yaş dönemidir.
Bütün bunlar dikkate alındığında eğitimin ne denli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. İşte okul öncesi dönemde verilen kaliteli eğitimin önemi de burada kendini göstermektedir. Bu nedenle, Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü üzerine düşen görevleri, ülke çocuklarının ve ailelerin menfaatleri doğrultusunda programlar geliştirerek, projeler hazırlayarak, eğitici materyaller geliştirerek ve periyodik olarak öğretmen eğitimi yaparak yerine getirmektedir.
Bilindiği gibi, insan yaşamının gelişiminde, en dikkat edilmesi gereken en kritik ve en ilginç dönem 0-6 yaşlar arasındaki okul öncesi dönemidir. Bu dönemde aile, birinci derecede önemli ve sorumludur. Ancak, tek başına yeterli değildir. Hem çocuk hem de ailenin bu dönemde gereksinimlerinin karşılanması, çocuklarının gelişimlerinin desteklenerek, yaşıtlarıyla bir arada olabilmelerinin sağlanması için oluşturulan sağlıklı bir ortama gereksinimleri vardır.
ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin temelinde annenin ve babanın davranışlarını buluyoruz. Onların tek tek kişilikleri, birbirlerine olan davranış ve tutumları ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve davranış biçimleri gerçekten çok önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminde, özellikle anne ve baba davranışlarının büyük rolü vardır.
Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı anne ve babası gibi davranır.
Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine yöneltilen davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da yanlış olduğunu gözetmeden… İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni ile…
Bazıları da, kendi anne ve baba davranışlarını bilinçli bir yorum süzgecinden geçirir ve en iyisini, en doğrusunu uygulamaya çalışır.
Benim doktor olmamı isterdi, annem… Olamadım… Bari oğlum doktor olsun. Bunu sağlamak zorundayım…
YA DA
Okutmak için boşuna zorladılar beni… Zamanım boş yere harcandı. Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata atılsın ve para kazansın.
YA DA
Onun annesi ve babası olarak görevimizi seve seve yapacağız. Neye yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek, mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz bizim…
Bu ve benzeri davranışlara çok sık rastlamaktayız. Genellikle çocukların öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın, idealleri büyük rol oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini gerçekleştirmek istemektedirler. Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan BÜYÜK ÇOCUKLAR dır bunlar… Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk sorunlarından sıyrılamamış olan büyük çocuklardır.
Çocuk hep inceler; bilir misiniz? Belli ederek ya da etmeyerek çocuk hep inceler. Ve zamanı gelince öyle bir konuşur ki şaşırır büyükler.
Okul öncesi dönemdeki çocuklara nasıl davranmak gerekir?
Onaylamalarınızın büyük ödül değeri taşıdığı ve öğretilerinizin şartsız bir bağlılıkla alındığı dönemdir. Bu dönemde;
Model olun.Evdeki zararlı maddeleri tanıtın.Hem kendi başına hem de bir başkasının vereceği ilaçları almamasını öğretin.Karar verme alışkanlığını kazandırın.Zararlı yararlı yiyecekleri tanıtın.Kendi bedenine sağlığına dair girişimlerini övün.
Okul öncesi3-5 yaş grubu çocuklara aile yaşamına daha çok katılan bireyler gözüyle bakılmalıdır. Bu yaşta yemek alışkanlığının gelişmesinde aile primer rol üstlenir, çocuklar genelde aile içi bireyleri taklit ederek öğrenirler. Bu dönemde çocuk aile sofrasını bir taraftan dengeli beslenme modeli olarak, diğer taraftan ise aile büyüklerinin bir arada bulundukları keyifli bir sosyal olay olarak algılamalıdır.
Yemek sırasındaki çocuk davranışlarındaki olumsuzluklarda aşırı tepki, cezalandırma,aşırı beklenti içinde bulunma yemek zamanını çocuk için işkenceye çevirebilir. Çalışan anneler çocuklarını akşam yemeklerinin mutlu bir ortamda geçmesine özen gösterilmelidirler.
Yemek öncesi sakin yorucu olmayan bir oyun veya istirahat yemeğin keyifli geçmesini kolaylaştırır. Okul öncesi enerji gereksinmesi arttığı için bunun karşılanmasına özen gösterilmelidir. Bu yaşta televizyon ve oyun çok çekici oluşundan yemeğe ilgisizlik sık bir sorundur.
Ayrıca yemek seçme de sıktır, haftalarca hep aynı şeyleri yemek istenmesi nadir değildir. Bu dönemde çocuğun çikolata, şeker, pasta, kola gibi besleyici özelliği olmayan şeylere alışmamasına özen gösterilmeli. Yemek saatleri düzenli olmalı ve yemek arasında bu gibi besinlerin verilmesinden kaçınılmalıdır
Her gün bir başkasına aşık oluyor... Açelya ŞahinUzman Klinik PsikologDBE Davranış Bilimleri EnstitüsüÇocuk ve Genç Bölümü"Geçen gün dizime başını koymuştu, birlikte televizyon izliyorduk. Birden “Anne biliyor musun ben Emre ile evleneceğim. 2 tane çocuğumuz olsun istiyoruz. Ben ona aşığım.” dedi... O an ne diyeceğimi bilemedim... Babasına söylesem kıyameti koparır... Öğretmenin haberi var mıdır acaba?"Aşk, bireylerin kendilerince yüklediği farklı anlamlar nedeniyle kişiye özgü ve biriciktir. Kimi aşkı bir paylaşım, kimi acı, kimi bir dokunuş veya bakış olarak tanımlar. Yetişkinler için çoğu zaman cinsellik, bu durumun en önemli parçası olabilir ki çocukların aşkı ile yetişkin aşkı bu noktada birbirinden ayrılmaya başlar. 4-5 yaş çocuğunun aşkı, saf, ani ve geçicidir. O gün ilk kez görüp sadece iki saat birlikte olduğu bir çocuk ile ertesi gün evlilik hayalleri kurabilir. Aslında bu evlilik hayalleri kurma, onların bir duygu yoğunluğu içinde olmaktan çok büyüklerini model alma ve taklit etme davranışı içinde olduklarına en büyük işarettir. Çocuğunuz birine aşık olduğunu söylediğinde yapılacak en son şey, onu bu davranışından ötürü kınamak, “Aaaa ne kadar ayıp, başka yerde sakın söyleme” demek, cezalandırmak, dalga geçmek, aşık olduğu diğer çocuk ile görüşmesine engel olmaktır. Çocukların birine aşık olduğunu söylemesi, söylediği kişiye güven duyduğu anlamına gelir. Eğer biraz önce sıralanan tepkiler gösterilirse, çocuk güveninin boşa olduğunu, anlaşılamadığını düşünebilir. Bu durum, pekiştiriciler artmaya devam ettiği takdirde daha yerleşik bir güven problemine, ileri yaşlarda aile ile özel duygu ve düşüncelerini paylaşmamaya zemin hazırlar. Dolayısıyla, bu yaşlarda yaşanan aşkın, ergenler ya da yetişkinler arasında yaşanan aşktan oldukça farklı, ailelerin en çok çekindiği cinsel ilişki fikrinden uzak olduğu unutulmamalı ve kabullenici bir tavır içinde olunmalıdır. Bu, çocuğunuzun size güven duymasına, her konuyu sizinle yargılanmadan konuşabileceği mesajını almasına olanak sağlayacak güzel bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca, bu durum çocuğunuzun anne ya da babası ile evlenmesinin olanaksız olduğuna ikna olduğu ve cinsel kimliğinin yerine oturmaya başladığının bir kanıtıdır. Anne ve babadan kopup sosyal hayata daha da derinlemesine daldığını gösterir. Yani, çocuğunuzun aşık olması daha çok iyiye işarettir. Çocuğunuz aşk acısı yaşıyor ise, duygularını sakın küçümsemeyin. “Sen daha küçüksün ne aşk acısıymış, git oyuncaklarınla oyna” gibi tepkiler çocuğun güven duygusuna vurulan darbelerdir. Ne kadar incinmiş olabileceğini anladığınızı, her insanın hayatının bir döneminde bu tür duygu hali içinde olabileceğini, ama zamanla bu duyguları ile başa çıkmayı öğreneceğini söyleyin. Bilişsel yetileri sebebiyle, bu söylediklerinizi tam olarak algılayamasa da onun yanında olduğunuzu, yargılamadan sorununa birlikte çözüm bulmaya çalıştığınızı görmesi kendini güvende hissetmesine vesile olacaktır. gül_s2007-10-09 23:08:54
Hala peltek peltek konuşuyor, aslında hoşumuza gidiyor ama...Her gittiğimiz yerde peltek konuşmasıyla dikkat çekiyor. Herkesin pek bir hoşuna gidiyor... İnsanların beğendiğini gördükçe bizimki bülbül kesiliyor, konuşuyor da konuşuyor... Ama artık okula başlayacak olması beni kaygılandırıyor...Çocuklarda belli bir yaşa kadar normal sayılabilecek peltek konuşma, çocuğun yaşı büyüdükçe hem sosyal hem de akademik problemleri beraberinde getirebiliyor. Peltek konuşma birçok farklı faktöre bağlı olarak ortaya çıkabiliyor:2-3 yaş çocuğu henüz konuşma açısından bir geçiş dönemi yaşadığından doğru sesleri çıkaramıyor ve bazı harfleri eksik veya yanlış söylüyor olabilir.Hala emzik kullanıyor olmak da peltek konuşmaya yol açan diğer bir faktördür.Çocuğunuz kendisini rahatsız eden ve direkt olarak dışa vuramadığı bir olayı veya durumu dolaylı olarak anlatmaya çalışıyor olabilir. (Örneğin, yeni dünyaya gelen kardeş, ülke değişikliği, kayıp...vs.)Peki ne yapmalı?Eğer çocuğunuz dil becerisi açısından gelişim sürecindeyse çok fazla paniklemeye gerek yok. Zaman içinde doğru sesleri çıkarmayı öğrenecektir. Emziği ağzındayken konuşması anlaşılmıyor ise, şifre çözmeye çalışmayın. Ne dediğini anlamadığınızı söyleyin ve emziğini çıkararak tekrar etmesini isteyin. Çocuğunuzun peltek konuşuyor olması her ne kadar hoşunuza gitse de bunu ona hissettirmeyin. Çünkü, bu durum devam ettiği takdirde özellikle okula başladığında okumayı öğrenme sürecinde oldukça zorlanacaktır.Anne ve babaların veya diğer kişilerin zaman zaman düştüğü diğer bir yanlış çocuğun peltek konuşmasını taklit etmektir. Oysa onun doğru konuşmayı öğrenebilmesi için, çevresindekilerin doğru koşuyor olması gerekli. Çocuğunuzla, aynı karşınızda bir yetişkin varmış gibi konuşun. Özellikle kendini küçük bir bebekmiş gibi hissetmesine neden olacak ifadeleri kullanmamaya özen gösterin. Örneğin; “Hadi kıjım, atta didiyoruz” veya “Eveeett mamma zamanı deldi” gibi konuşmalardan kaçının. Çocuğunuzu peltek konuştuğu için, özellikle diğer kişilerin bulunduğu ortamlarda, eleştirmek yerine doğru konuştuğu zamanlarda bunun ne kadar hoşunuza gittiğini söyleyip onu doğru konuşması için teşvik edebilirsiniz. Ayrıca, ona bol bol kitap okumak dil becerisi açısından yararlı olacaktır.Tüm bunlara rağmen çocuğunuz ilkokula başlama çağına erişti ve hala konuşmada problem yaşıyor ise bir uzmana (konuşma terapisti) başvurmak yararlı olacaktır
Bizimki okulun şamar oğlanı oldu!Eren, o gün yine kolunda diş izleri ve bacağındaki morluklarla geldi eve... Bu durumu gören annesi ne yapacağını bilemedi... Bir ara babasını aramayı düşündü ama vereceği tepkiden çekindi... Okulu aradı... Öğretmen durumun farkında olduklarını, Eren’i bu şekilde istismar eden çocuğun ailesi ile görüştüklerini ama olumlu bir gelişme kat edemediklerini söyledi... Eren, ailesi ve okuldakiler dahil olmak üzere herkes kala kalmıştı....Bu hikaye size tanıdık mı geldi? Bu gibi durumlar hemen hemen her okulda çeşitli dozlarda yaşanmakta ve kişilerin kendilerini çaresiz hissetmelerine neden olmaktadır.Peki bu durumla baş etmek için ne yapmalı?En önemli nokta çocuğunuzun sarsılmış olan özgüveninin tamir edilmesi ve her ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin sizin onun yanında olacağınızı bilmesi, hissetmesidir. Çocuğunuza: “Bu durumdan hoşlanmadığın her halinden belli. Kimsenin senin hoşlanmadığın bir şeyi sana yapmaya hakkı yok. Arkadaşının bu yaptıkları hiç de normal davranışlar değil. Sen arkadaşının bu davranışlarına boyun eğmek zorunda değilsin. Ben senin bu problemi çözebileceğine inanıyorum.” şeklinde bir konuşma yaparak içinde bulunduğu durum hakkında bilgi verebilir, bu durumdan kurtulması için alternatifler sunabilirsiniz.Hemen öğretmenlerle konuşmak, zarar veren çocuğu ailesine şikayet etmek veya çocuğu köşede kıstırıp fırça çekmek aklınıza gelecek en son çözüm yolları olsun. Çünkü bu davranışlar çocuğunuza “Senin bu durumdan kendi başına kurtulma becerin yok, bu nedenle ben duruma el koyuyorum ve olayı BEN çözüyorum” mesajı vereceğinden çocuğunuzun zaten kırılmış olan özgüvenine bir darbe daha vurmaktan ileri gitmeyecektir. Çocuğunuza kendini savunmada yardımcı olacak ama aynı zamanda sınırı aşmayan stratejiler bulmasına yardım edin. “Sen de ona vur” veya “Sen de onu ısır” gibi yaklaşımlar yerine, çocuğunuzun yaşıtlarına göre daha gelişmiş becerilerine kullanarak kendini savunmasını önerin. Örneğin, çocuğunuzun sözel becerisi iyiyse, arkadaşından zarar göreceğini hissettiğinde hemen o çocuğun yanında ayrılmasını ve öğretmenine dil becerisini kullanarak durumu anlatmasını söyleyebilirsiniz. Bizim toplumumuzda yaygın olan “Sen de ona zarar ver” mantığı pek işlevsel bir çözüm değildir. Çünkü, bu tür davranışlar ortamı germekten ve sorunu tırmandırmaktan öteye gitmez. Zaman zaman benzer deneyimlerinizden bahsedebilir, kendi kullandığınız problem çözme stratejilerinden örnekler verebilirsiniz. Bu konuşmalar, olayın dramatikleştirilmesini engeller ve aile içi paylaşımınızın artmasına zemin hazırlar. Dolayısıyla olumsuz bir olayı, çocuğunuz için öğrenme vesilesine dönüştürebilirsiniz. Unutmayın! Çocuğunuz büyüyor ve siz o her sorun yaşadığında yanında olamayacaksınız. Çocuğunuz bu çevrede, bu tür insanlarla sürekli karşılaşacak. Eğer problem çözme ve bu tarz durumlarla baş etme becerilerini geliştirmesine fırsat tanımazsanız, ileriki yaşamında daha büyük sorunlar yaşayabilir.Eğer çocuğunuzun tüm çabalarına rağmen olayların ardı arkası kesilmiyor ise, çocuğunuza müdahale edebileceğinizi gösterin, fakat öncesinde onun da fikrini alın.
Çalışan Annenin Suçluluk DuygusuBunlardan biri de evde çocuk büyüten, mutfakta kek yapan anne figürüdür. Bugün bu kalıptan giderek uzaklaşan anne, her değişimin hafızasında bilmeden yer edenlerle olan farklılığın faturasını ödemekte. Yani toplumsal kalıplar, öğretiler anneye evde olması adına adeta çığlık atarken, anne iş yerinde.Buna ekonomik ve çevresel baskıları da eklersek -ki bunlar koca, aile büyükleri, yakın arkadaşlar olabilir- çalışan annenin nasil birkaç gün arasında ezildiğini anlamak hiç zor değil.Oysa çocuk psikolojisindeki yeni teoriler, çocuğun daha birkaç aylıkken annesinin gidip geri döneceğini öğrendiğini ve ona güven duyabildiğini söylüyor. Ayrıca pek çok uzman erken çocukluk döneminde çocuğun hayatındaki en önemli olan figürden bahsederken “anne” kelimesi yerine “primary caregiver” (çocuğa birinci derecede bakan ve koruyan) terimini kullanmakta.
Yani annenin belli bir çalışma düzeni varsa, bu düzen içinde teknik ve duygusal rahatlığı saplanırsa, çocuğun gün içinde bakımı sadece ve sürekli aynı kişi tarafından gerçekleşirse annenin çalışmasının çocuğun sağlıklı yetişmesine çok olumlu katkılardan söz edilebilir.Evde olan, ama zaten evde olmasının çocuk için yeterli olduğunu düşünen ve onunla “kaliteli zaman” dediğimiz yoğun ilişki kurabildiği en küçük bir faaliyet yapmayan pek çok ev kadınının anne olduğunu da unutmayalım.Annenin çalışması sadece onun tedirginlik ve suçluluk duyguları ile dolu olduğu zaman, bu ruh haliyle çocuğu ile kısa, ama yoğun bir ilişki kuramadığı zaman problem yaratabilir. Artık biliyoruz ki, bebekler pek çok algısal donanımla doğarlar ve eskiden söylendiği gibi dünyadan habersiz ve çaresiz değildirler. Ve yine biliyoruz ki endişeli bir annenin bebeği daha ilk aylardan itibaren, bunu endişeyi kendi duygusu gibi yasar ve kendini iyi hissetmez. İlk aylar için anne-çocuk iliskisini anlatan bir formül vardır: “iyi anne=iyi ben/ kötü anne=kötü ben”.İleriki yaşlarda ise anne yetersizliğine inanıyorsa, kaygılı ve suçlu hissediyorsa, unutmasın ki kendi anneliğini kendisi nasıl görüyorsa, çocuğu da öyle görüyordur.Çalışan anneler kendilerini iyi hissettikleri sürece çocuklarının iyi olacağını unutmamalılar. Çalışmanın çocuğa ihanet olmadığını, ilişkiyi daha kaliteli yapabileceğini bilmeleri gerekir.mystical2008-07-21 15:52:14
Zamanı Kullanma, Çocukta Zaman Kavramının GelişimiGenellikle çocuklar şimdiki zamanda yaşarlar ve her şeyi hemen isterler. Bu nedenle ‘’zaman’’ onlar için anlaşılması oldukça zor bir kavramdır.Yemek zamanına kadar dakikaları, saatleri sayarlar ve ye anne annenin evine gidecekleri günün gelmesi sanki yıllar sürer. Saat takvim gibi kavramların gelişmemesi yada yeni yeni gelişiyor olması nedeniyle bazen kafaları karışır. Yapacaklarından bahsederken dün, bugün, yarin, önce, sonra kavramları bulanıklaşır.Okul öncesi dönemde zamanı öğretmek kolay sorularla başlayabilir örneğin ‘’Sabah mi uyanırız yoksa akşam mı?’’ ‘’Akşam yemeğini gündüz mü yeriz akşam mı?’’ ‘’Uyandiktan sonra ne yaparız( dişleri fırçalamak, saçı taramak…)?’’. Bu zamanı anlamanın başlangıcı olur.Okulda ve evde yapılacak günlük program, gün içindeki olayları ve zamanlarını öğrenmede çocuklara yardımcı olur. Bu zamanı anlamanın başlangıcı olur.Görebildiğimiz ve hissedebildiğimiz şeyleri ölçmek, zamanı ölçmekten daha kolaydır. Altı ayda bir çocuğunuzun boyunu ölçüp duvara çizgi atıp ne kadar büyüdüğü hakkında konuşabilirsiniz. Ona iki tane alışveriş torbası verin ve hangisin daha ağır olduğunu sorabilirsiniz. Büyük, daha fazla ve ağır gibi sözcükler ona ölçüyü öğretir. Buda hem zamanı öğrenmeyi kolaylaştırır, hem de temel matematik kavramlarını oluşturur. Okul çağındaki çocuklar ise daha çok zamanı ayarlamakta yada doğru iş için doğru zamanı bulmakta zorluk çekerler. Sekiz yasındaki çocuğunuz siz herhangi bir isle meşgulken sizi onunla oyun oynamaya çağırır, ona beklemesini söylediğinizde sizi ona hiç yardim etmemekle suçlar. Yemeye oturacağınız sırada on bir yasındaki çocuğunuz arkadaşıyla telefonda konuşmaya baslar. Çocuğunuza doğru zamanı göstermek için onunla, ‘’dogru zaman / yanlış zaman’’ oyununu oynayabilirsiniz. Ona çeşitli durumları sorup bunları yapmak için o anin doğru olup olmadığını sorabilirsiniz. Örneğin ‘’Arkadasinin kolu kirildi ve sen onu top oynamaya dışarıya çağırıyorsun bu doğru zaman mi yanlış zaman mi?’’ Böylelikle çocuğunuzun etrafında gelişen olaylara daha fazla dikkat etmesini sağlayabilirsiniz.Çocuklar, doğru zaman / yanlış zaman kavramını anlamış olsalar bile, doğru zamanın gelmesini beklemek onlar için zor olabilir. Tipik olarak çocuklar istediklerine o anda sahip olmak isterler.Çocuklara sabırlı olmayı öğrenmesi gerektiğini söylemek bir etki yaratmaz. Onlar bu açıklamayı dinleyemeyecek kadar sabırsızdırlar. Ve çocuklara istedikleri şeye daha sonra sahip olabileceklerini yada daha sonra yapabileceklerini söylediğimizde bu onlara sonsuz gibi gelir. Çünkü beklerken ne yapacaklarını düşünmezler. Bu durumda çocuğunuzla ‘’Beklerken ne yapabilirsin?’’ oyununu oynaya bilirsiniz. Ondan beklerken yapabileceklerinin listesini yapmasını isteyin. Böylece ona bu bos zamanında neler yapabileceğini düşünme imkanı yaratırsınız.Bir dahaki sefere çocuğunuz, telefondayken sizi rahatsız ettiğinde ona ‘’telefonda konuşurken ayni anda seninle de konuşabilir miyim?’’ diye sorun. Beklerken yapabileceği farklı bir şey düşünmesini isteyin. Kendi basına düşünerek yapacak bir şey bulması, sizin onu ayni şeye yönlendirmeye çalışmanızdan daha etkili olacaktır. Fikri kendi bulduğu için sızlanmadan gidip başka bir işle uğraşacak ve bunu düşünebildiği için kendiyle gurur duyacaktır.mystical2008-07-21 15:57:34
Hafta Sonu Babaları!..Ayrılmış ebeveynlerde, çocuğun hafta sonunu geçirdiği ebeveyn (tüm dünyada genelde baba) ile haftanın kalan kısmını geçirdiği ebeveyni bekleyen zorluklar birbirinden farklıdır. Ancak, her iki tarafın ve çocuğun bir adaptasyon sürecine ihtiyacı olduğu muhakkaktır. Çocuğun alıştığı düzenden kopması bir takım duygusal ve adaptif sorunları da beraberinde getirebilir. Bu geçim dönemiyle ilgili olumsuz etkiler, olumlu anne-baba tutumları sayesinde, çocuğun tüm hayatini etkileyen bir sorun yumağı haline gelmeden en aza indirilebilir.Çocuk tarafından deneyimleşecek sorular şunlardır:- Stabilizasyonu kaybetmeyle birlikte temel güven duygusunun sarsılması (Birbirlerini bıraktıklarına göre beni de bırakırlar mi?)- Ebeveynlere ve kendine yönelik öfke- Boşanmayla ilgili kendini suçlama (Benim yüzümden mi oldu?)- Utanma(Arkadaşlarıma ne söyleyeceğim?)- Çocuk; anne-babasının ortak dilini ve yaptırım gücünü hissedemediğinde ebeveynlerin gücü bölünmektedir. Bunun sonucunda çocuğun da güç kaybetmesi veya tersine boşluktan faydalanarak tüm gücü ele geçirmesi ve her iki tarafı da parmağının ucunda oynatması sık karşılaşılan bir durumdur.Çocuğuyla sadece hafta sonunda görüşen bir babanın yasadığı en önemli sıkıntı pek çok sorumluluğu ve birebir ilişki yoğunluğunu 48 saate sığdırma zorunluluğudur. Bu nedenle boşanmış babalar genellikle çocuğun rutin hayatini yönlendiren günlük hayat krizlerinden uzak durmaya çalışmaktadırlar. Bu tür babalar için genellikle, ‘Hafta sonu babası’ gibi terimler kullanılmaktadır. Bu tip babalar genellikle uyku zamanı, yeme alışkanlıkları, disiplin yöntemleri gibi alanlarda kriz ve çatışma yasamamak adına kendilerine kalan sınırlı zamanı kuralsız ve eğlenceye yönelik geçirmeyi tercih edebilirler. Bu ilk bakışta bir konfor gibi gözükse de aslında baba-çocuk ilişkisini kısırlaştıran bir durumdur.Sorumluluğu paylaşma ve kural koyma gibi alanlar ebeveynin çocuğa gücünü hissettirebildiği ve ortak çözüm üretme yetilerini geliştirdiği alanlardır. Bu alanlarda yaşanılan sorunlarda çocuk ve ebeveyn çarpışıp uzlaşarak ileriye yönelik birlikte problem çözme pratiğini geliştirirler. Bu anlamda bu tip günlük hayat krizlerinden kaçan babalarla çocukları arasında gelişmemiş, derinleşmemiş, ileriye yönelik repertuarı oluşmamış bir ilişki yaşanmaya başlanır.Hafta sonu babalarına yönelik öneriler şunlar olabilir:- İlk üç yasin sonuna kadar anneyi ve alıştığı düzeni bırakıp, çok sevse de babayla birlikte kalmak çocuğu zorlayabilir. Buna duyarlı olmak ve çocuğun günlük ritmine uygun günü birlik görüşmeler ayarlamak önemlidir.- Genel olarak çocuğun yası, istekleri, ihtiyaçları ve genel hayat düzeni göz önüne alınarak oluşturulmuş düzenli ve tutarlı görüşme saatleri ayarlanmalıdır.- Eslerin birbirlerine yönelik öfkeyi çocuklar üzerinden yasamak yerine ayrı bir platformda çözümlendirmeyi öğrenmeleri gerekir.- Baba, çocuğun temel alışkanlıkları edinmesi için sorumluluğu eşle paylaşmayı öğrenmelidir. Anne ve baba evinde ortak dil ve kurallar oluşturmak bu açıdan önemlidir.- Her iki evde de benzeri rutinler ve kurallar oluşturularak çocuğun uyumu sağlanmalı ve manipülatif tutumu da böylece uygulanmalıdır.- Babalar hafta sonunun tümünü babaanne, akrabalar veya ikinci esle beraber geçirmek yerine çocuklarıyla birebir zaman geçirmeye dikkat etmelidirler.- Çocuk için diğer ebeveynle iletişim halinde bulunmak gerekir.mystical2008-07-21 15:58:30
Çocuk Eğitiminde Cezanın YeriÇocuğunuzu olumsuz davranışlardan uzaklaştırmak için başvurduğunuz ceza yöntemleri ve uygulaması çok önemli... Büyük cezalar, sanılanın aksine yarardan çok zarar getirebilirken, bu konuda tutarsız olunması da cezanın uzun vadede hiçbir fayda sağlamamasına yol açacaktır.Çocuğun olumsuz davranışlarıyla bas etmek üzere bir cezalandırma sürecine girdiğinizde, çocuğunuzla birlikte diğerlerinin ya da sizin bu cezadan etkilenmemeniz gerekir. Ailenin diğer üyelerini de evde kalmaya mahkum etmek ya da televizyon yasağı olan bir çocuk için televizyonun kapatılması, çocuğun olumsuz davranışlarını ortadan kaldırmak için etkili bir davranış biçimi değildir.Bu gibi durumlarda, çocuğunuza davranışlarının yol açtığı sonuçlara katlanması gerektiğini gösterebilmek önemlidir. Çocuğunuz bu olumsuz davranışların aileyi eğlenmekten alıkoyamayacağını öğrenmeli. Böylece olumsuz davranışlarının sadece kendisini etkilediğini öğrenebilir.Sınırlama hem çocuklar hem de ergenler için etkili bir cezadır. Sınırlama, belli bir süre boyunca, birkaç ayrıcalığı kaybetmek demektir. Sınırlanacak önceliğin ne olacağına sizin karar vermeniz gerekir. Örneğin; televizyonun yasaklanması, yatma saatinin erkene alınması, arkadaşlarıyla görüşmelerinin sınırlanması gibi...Sınırlama yönteminin de kendi içinde bazı problemleri var. Örneğin çocuklar sınırlanan öncelikleri için hiçbir umut olmadığını bildiklerinden, davranışlarını değiştirmekte bir anlam göremiyorlar. Böyle bir tutumdan kaçınmak için çocuğunuzun bazı önceliklerini sınırlarken makul olan gün şayisini belirleyin. Günü belirlerken suçun büyüklüğünü ve çocuğunuzun yasini göz önünde bulundurmayı unutmayın. 12 günden uzun cezalar genellikle etkilerini yitirirler.Günü belirledikten sonra, çocuğunuza her iyi davrandığı günün cezasından kesileceğini açıklayın. Bu yöntem çocuğunuza olumlu davranışlarının sınırlama altında olsa bile kabul göreceğini anlatmış olursunuz.Tutarlı Cezalar SeçinKolayca uygulayabileceğiniz cezaları tercih edin. Eğer cezalar uygun değil ve zahmetliyse, bir zaman sonra siz de tutarlılığınızı kaybedersiniz. Eğer seçtiğiniz ceza onu oyuncaklarından mahrum etmek ise bunu her olumsuz davranışında yenileyin. Bazı olumsuz hareketlerinin sonucunda oyuncağı alıp, bazılarında sadece ona kızmakla, yaptığı davranışlardan ders almasını sağlayamazsınız.Bu durumda olumsuz hareketleri sonucunda istediği zaman istediği gibi davranabileceği ve sadece haftada bir-iki defa oyuncaklarının dolaba kilitlenebileceği dışında bir şey öğrenemez. Davranışlarının tutarlı olabilmesi için cezaların da tutarlılığının sağlanması gerekir.Cezayı AçıklayınÇocuğunuza verdiğiniz cezanın amacını ve nedenini, onun düşmanı olmadığınızı açıklayın. Çocuğunuzu cezalandırırken, onunla ödeşmeye çalışmadığınızı anlaması gerekir. ‘Bu cezayı benim için verdiğin yalanına inanmamı mi bekliyorsun?’ tarzındaki yorumları duymazlıktan gelin. Sadece bir kere açıklama yapın. Uzun açıklamalardan ve tartışmalardan uzak durun.Gerçekçi Cezalar UygulayınSuça uygun ceza seçin. Ortalığı kirleten bir çocuk, kirlettiğini temizlemeli. Yaramazlık sonucu bir şeyi kiran çocuk, ya onu tamir etmeli ya da harçlığından kırdığı şeyin parasını vermelidir. Eve izin verilen saatten sonra gelen bir çocuk, ertesi gün dışarı çıkmamalıdır. Bu örnekler olumsuz davranışların sonuçlarını gösteren cezalardır. Çocuğunuzun olumsuz davranışlarından bir şeyler öğrenmesini sağlar. Bazı çocuklara kendi cezalarını seçme konusunda güvenilebilir. Bu öğrenmelerini hızlandırır. Onlara adil olmaya çalıştığınızı göstermiş olursunuz. Ayni zamanda onları olgun olmak için cesaretlendirir.Büyük Daha İyi Demek Değildirİlimli cezalar çoğu zaman sert cezalardan daha etkili olur. Küçük ve yumuşak cezalar, daha iyi dersler alınmasını sağlar. Büyük cezalar genellikle kızgınlık ve intikam duygularının ortaya çıkmasına yol açarlar. Çocuğunuz kızgın olduğunda, daha az şey öğrenecektir. Verdiğiniz cezada haksiz olduğunuza inanırsa, genellikle bir misilleme yapar ya da sizinle tartışır. Bu negatif bir çemberin oluşmasına yol açar.Cezalandırıyorsunuz, çocuğunuz sinirleniyor ve olumsuz davranışını tekrarlayarak misilleme yapıyor, hatta belki de öncekinden daha kötü bir davranışla... Onu doğruyu görebilmesi için bir kere daha cezalandırıyorsunuz. Çocuğunuz daha da sinirleniyor ve size daha da kötü bir davranışla bir misilleme daha yapıyor. Bundan kaçınmak için cezanın öğretici olmasının yanında etkili olması gerekir. Sert ve uzun zamana yayılmış cezalar, olumlu davranışa yöneltmek yerine çocuğunuzun sinirle ve kızgınlıkla hareket etmesine ve olumsuz davranışları tekrarlamasına yol açar.Cezaların daha fazla cezanın gelişini önlemesi gerekir. Cezaların esas amaçlarının çocuğun olumsuz davranışlarını azaltmak hatta ortadan kaldırmak olduğu unutulmamalı. Eğer çocuğun olumsuz davranışları değişmiyorsa, ceza ise yaramıyor demektir. Cezanın nasıl uygulanacağının yani sıra kimi cezalandırdığınız da önemli. Olumsuz davranışlarının sizi değil, sizin bu davranışları cezalandırmanız gerektiğini unutmayın.Cezalandırmayı nasıl etkin ve doğru kullanabilirsiniz?Öncelikle olumlu davranışları görmeyi ve desteklemeyi deneyin.Olumlu bir davranışı sınırlandırmak ve kontrol altına almak için ‘cezalandırmayı’ kullandığınızda, öfkesiz olun.‘Cezalandırılan’ bir davranışa, başka bir zaman hoşgörü göstermeyin, tutarlı olunmystical2008-07-21 15:59:16
Aile İçi Disiplin ve Problem ÇözmeGünlük yaşam içinde ailelerin sıklıkla karşılaştıkları ilk çocukluk dönemi zorluklarının başında "disiplin" gelmektedir. Anne-babalar çocuklarını eğitirken neleri yapıp neleri yapmamaları konusunda sık sık belirsizlik yaşarlar.Aile,uzmanlar tarafından "canlı bir sistem" olarak tanımlanır. Ailenin de büyümesi, gelişmesi, dönemsel zorluklardan geçmesi söz konusudur. Tüm yaşam süreci içinde, pek çok krizi atlatmakta belki de en önemli unsur, aile içindeki "güç dengesi" dir. Biliyoruz ki çocuklar güç kullanmayı severler. Ancak yine biliyoruz ki; gücü hissetmeyi ve güçlü anne-babaya sahip olmayı çok daha fazla severler. Anne-baba aile içinde gücü kullanma hakki ve becerisi yönünden daima çocuklardan daha yukarıda yer almalıdır. Çoğu zaman aile içindeki bu "güç dengesi"nin bozulması ile krizler çıkar ve sorun çözme zorlaşır. Şüphesiz çocukların da karar verme,seçim yapma, kabul etme ya da etmeme hakları vardır. Ev içinde birey olarak varlık alanlarına daima saygı duyulmalıdır. Ancak bu alan anne-babanın ortak inançları doğrultusunda oluşturdukları bir hat içinde olmalıdır. Bu anne-babanın konforundan çok çocukların güvenliği için gereklidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar sınır içinde daima daha güvenlidirler.Disiplin teorik olarak kızgınlık ya da sertlik içermez. Disiplin; kararlılık, düzen ve belirlenmiş kurallara işaret eder. Anne-babalar çocuk büyütürken hata yaparlar,pek çok şeyi deneme-yanılma yoluyla bulurlar ya da bazen sorun çözme becerilerini kullanamaz olurlar. Aile içinde oluşturulmuş koşulsuz sevgi, güven ve açık iletişim sayesinde her zaman,her durum yeniden yapılandırılabilir.Ailelere disiplinle ilgili bazı pratik yöntemler:Tekrarlayan problem davranışla baş etmek üzere oluşturacağınız yeni davranış yöntemine geçmeden önce çocuğunuzla durumu konuşun. Tekrarlayan bu davranışın her iki taraf için anlamını belirleyin. Çözümün neden gerektiğini ve bunun için kimin ne yapması gerektiğini,her davranışın sonucunun ne olabileceğini basit ve açık anlatın ve kontrat oluşturun.Gerekmedikçe fazla seçeneklerle çocuğunuzun kafasını karıştırmayın,yaşına ve duruma uygun bir-iki seçenekle yetinin.Olumsuz davranışı mümkün olduğunca görmezden gelin,olumlu her şeyi daha fazla fark etmeye gayret edin. Unutmayın,davranış daima tepki ile gelişir.Aynı şeyi tekrar etmeyin. Tek ve etkili talimat verin ve hemen uygulamanın yolunu bulmaya çalışın.Her şeyin en iyisi olması baskısını kendinize de çocuğunuza da yapmayın. Yeteri kadar iyi olan durumlarla yetinin.Ender durumlar bazı kurallardan vazgeçmeyi gerektirir. İyi anne-babalık dinlenmeyeceği yerde konuşmamayı da içerir. Evde o akşam konuk arkadaşları ile eğlenen 4 yaşındaki oğlunuzu her zamanki saatte yatmaya göndermekten baştan vazgeçmek gibi.Talimatlarınızı giderek yükselen ses tonu ile defalarca tekrarlamayın. Çocuğunuzun yanına gidin, göz kontağını yakalayın, makul ses tonunuz ile kendisinden istediğinizi söyleyin. Ardından hemen ve gerekirse birlikte uygulamaya başlayın.Devamlı problem çözme telaşı ile ilişkiyi kaçırmayın. Oyun ve eğlence çoğu zaman sorunları kendiliğinden çözer. mystical2008-07-21 15:59:51
Çocuklarda Öğrenme GüçlüğüÇocuklardaki öğrenme güçlüğü bazı alanlarda çocuğun zeka düzeyi ve yaşına uygun gelişim düzeyinin çok altında başarı göstermesi ile karakterizedir. Bu alanlar matematik öğrenme güçlüğü , yazılı anlatım güçlüğü ,okuma güçlüğü şeklinde özetlenebilirÖzel öğrenme güçlüklerinin görünümü çocuğun zeka seviyesi normal olmasına rağmen yukarıda bahsedilen alanlarda gerekli performansı- başka bir psikiyatrik veya organik bir neden olmadan-gösterememesidir.Özel öğrenme güçlüklerinin tanısı klinik görünüm ve yapılan testlerle belli olmaktadır.Özel öğrenme güçlüğünün ayrıcı tanısında okullardaki normal olarak gelişen sapmalar, eğitim ve öğretimde fırsat eksikliği, çocuğa verilen yetersiz öğrenim durumu göz önüne alınmalıdır. Ayrıca görme ve işitme veya herhangi bir duyu bozukluklarında, zeka problemi olan çocuklarda, yaygın gelişimsel geriliği olan çocuklarda görülen o bozukluğa bağlı öğrenme güçlüğünden bu mevcut durum ayırt edilmelidir.Okuma bozukluğunda çocuğun zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önüne alındığında çocuğun ondan beklenen seviyenin önemli derecede altında okuma becerisi göstermesidir. Okuma bozukluğu olan çocuklarda sesli okumada çarpıklıklar, yanlış sözcük kullanma ve sözcük atlamaları olur. Okuma bozukluğu yüksek IQ ile beraberse, erken tanı ve tedavi ile sonuç iyi olmaktadır.Matemetik ve yazılı anlatım bozukluğunda da okuma bozukluğunda olduğu gibi IQ seviyesi ve aldığı eğitim göz önüne alındığında önemli derecede yetersizlik görülür. Bu durum çocuğun okul performansını ders başarısını önemli derecede etkiler, Aileler normalde çocuklarının zeka düzeyine baktıklarında belli bir başarı beklemelerine karşın çocuklardan yukarıda bahsedilen alanlarda önemli derecede sıkıntı olmaktadır. Bu durumda çocuğun kendi özgüveni bozulmakta, aile ile olan ilişkilerde sorunlar yaşanmaktadır.Özel öğrenme güçlüklerine başka psikiyatrik durumlar da eşlik edebilir. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile sık bir şekilde bir arada olabilir. Bu iki durumun ayırıcı tanısı bazı standart testler ve çocuğun klinik durumu ile kesinleştirilmektedir. Tedavide özel öğrenme güçlüğüne yönelik eğitimin verilmesi ile tedavi gerçekleşebilir. Ancak bu durumun tedavisi uzun bir süre almakta , bazı problemler yaşam boyu devam edebilmektedirmystical2008-07-21 16:03:08
Anne Babasıyla Yatan ÇocuklarHer çocuk anne babasının yatağında yatmayı sever. Çocuklar onların arasında mışıl mışıl uyurken, kendilerini sımsıcak bir güvenin kucağında hissederler. Ne karanlık onları korkutur, ne de bir ses onları ürkütür. Anne babasının yanında uyuyan çocuğun dünya batsa umurunda değildir! Ama...Özellikle anneler bu konuda çok hassas davranmaktadırlar. Bebek ağladığında, uyumamak için direndiğinde, gece uykusundan tedirgin bir şekilde uyandığında, anneler bebeklerini koruma içgüdüsüyle yanlarına alırlar. Annenin sıcaklığını hisseden bebek rahatlar, gevşer ve kısa bir sürede derin bir uykuya dalar. Anne de bebeğinin kollarının arasında mışıl mışıl uykuya dalmasından büyük keyif alır. Ancak bebekler anneleriyle uyumaya çok kısa sürede alışırlar ve yataklarında uyandıklarında ağlayarak annelerini isterler. İleride böyle bir sorun yaşamak istemiyorsanız, daha ilk günlerden önlem almanızda yarar var. Bebeğiniz geceleri uyanıp ağlayabilir, bunun pek çok nedeni olabilir. Gerçekten sizi özlemiş olabilir, sizin kokunuzu, ilgi ve sevginizi hissetmek isteyebilir. Bebeğiniz gece ağlayarak uyandığında, onu yatağından kaldırmayın. Ona dokunarak, ninniler söyleyerek tekrar uykuya dalmasına yardımcı olun. Eğer karnı tok, altı temizse ve gaz sıkıntısı yoksa bilin ki sizi özlemiştir. Bebeğinizin sevgi gereksinimini uyanıkken onunla bol bol birlikte olarak giderebileceğinizi unutmayın.Herhangi bir nedenden dolayı çocuğunuz sizinle yatmaya alışmış ise biraz zorlu bir süreç sizi bekliyor demektir. Belki çocuğunuzu bebekken sizinle yatmaya alıştırmadınız ama herhangi bir hastalığı sırasında ya da eşiniz şehir dışına çıktığında da çocuğunuz buna alışmış olabilir. Eşler şehir dışına gittiği zamanlar anneler çocuklarını yanlarına alırlar. çocuklar korktuğundan değil de, anneler kendi korku ve kaygıları bastırmak adına böyle bir davranışa yönelirler. Annesi ile bir iki kere yatan çocuk babası geldikten sonra da buna devam eder. eğer kararlı davranılmaz ve çocuğu üzüp kırmamak adına bu duruma devam edilirse çocuk o andan sonra kendi yatağından anne babasının yatağına geçecektir. Geri dönüşü zor olan bu geçişin ilk zamanlar anne babayı rahatsız etmemesi de davranışın pekişmesine neden olacaktır. İlk çocukluk yıllarında çocukların sık sık hastalanmaları da anne babayla birlikte uyumaya atılan adımların başında gelir. Hatta hasta çocuk yatağa alınırken, baba çocuğun yatağına ya da kanepeye gönderilir. Gece ateşini kontrol etmek, havale geçirme kaygıları özellikle aşırı koruyucu annelerin korkuları, hastalanan çocuğun yatağa alınmasına ve sabaha kadar annesiyle birlikte yatmasına neden olur ve bunlar da anne için oldukça geçerli nedenler arasında yer alır.Anne babayla uyumak bir alışkanlığa dönüşmüş ise, bu keyif bir süre sonra anne baba için bir azap olmaya başlar. Bu sorunu yaşamamak için önceden önlem almak birinci çözümdür. diğer çözüm yolları ise,* Çocuğunuz gece ağlayarak uyandığında, yanına gidip onu sakinleştirin, uyuyuncaya kadar yanında bekleyeceğinizi daha sonra kendi yatağınıza gideceğinizi ona söyleyin ve çocuğunuz susmuyor diye onu asla yatağınıza almayın.* Çocuğunuzun yatak odasında değişiklikler yapın. Odanın şeklini değiştirmek, odanın duvarlarını onunla birlikte sevdiği renklere boyamak olumlu sonuçlar verecektir. Odasını seven ve orada kendisini huzurlu hisseden bir çocuk, yatağında rahatça uyuyacaktır.* Eğer çocuğunuz korktuğunu söylüyorsa, odasına koyacağınız sevimli bir gece lambası ya da sarılarak yatabileceği sevdiği bir oyuncak (küçük yaş çocukları için) onun kendisini iyi hissetmesine ve korkmadan uyumasına neden olacaktır.* Uyku saatinden önce korku filmi izlemek, evde yapılan kavgalar çocuğun psikolojisini bozar. Çocuğunuzun yanında izlediğiniz tv poğramları ve tartışmalarınız çocuğunuzda tedirginlik yaratacağı için bu konularda özenli olmalısınız. Her çocuk anne babasının kavgasından korkar ve kendini güvensiz hisseder.* Eğer çocuğunuz gecenin belli bir saatinde uyanıp, sessizce yanınıza geliyorsa, onu tekrar yatağına götürün ve uyuyana kadar yanında olacağınızı söyleyin. Bunu sürekli yapmak annelere zor geldiğinden, bir süre sonra çocuklarının yanlarına gelip yatmalarına ses çıkarmazlar. Bunu yaparken zorlanırsanız eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Bir gece eşiniz, bir gece siz bu görevi üstlenerek, çocuğunuzun sürekli kendi yatağında yatmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayın ki, hayat paylaşmaktır.mystical2008-07-21 16:00:42
Reggio Emilia YaklaşımıYaklaşımın çocuk yetiştirmedeki amacı şu şekilde belirlenebilir (Temel, 1989): Büyüme sürecinde çocuk, gelişimini engelleyen bir “duvar” la karşı karşıyadır. Basma kalıp, eski ve katı kurallar, güncelliğini yitirmiş kavramlar, yetişkinlerce benimsenmiş ancak anlaşılması, kavranması zor ve geçerliliğini kaybetmiş davranış ve tutumlar, geleneksel eğitim metotları bu “duvar”ı oluşturmaktadır. Gelişim sürecinde çocuk önce yaşayan toplumdaki yeni kültürel değerler ve rolleri öğrenmesi için desteklenmelidir. Daha sonra çocuk, gelişimini engelleyen ve eski değer yargılarından oluşan “duvar”la karşılaştığında bu “duvar”ı kendi kendine aşmayı başarmalıdır. Çocuk eğitiminde amaç çocuğun kendi kendine yeterli hale gelmesi ve karşılaştığı engellerle başa çıkmasıdır. Reggio Emilia yaklaşımına göre bu amaca ulaşmak için şu koşullar yerine getirilmelidir.• Çocuğun gelişiminde bir çok probleme sebep olan mevcut pedagojik, toplumsal ve kültürel politikanın çocuk üzerindeki örseleyici etkisi engellenmelidir.• Gözlem, işitme, bellek, imge, sebep bulma, kavramsallaştırma ve daha bir çok zihinsel süreç yardımı çocukların kendi fiziksel ve sosyal çevrelerinin etkilerine ve yetişkinlerin baskılarına karşı koyacak şekilde kapasitelerini kullanmalarını sağlamak gerekir.• Çocuklara kendini ifade etme özgürlüğü ve dünyayı değerlendirme özgürlüğü tanınmalı ve özerklik teşvik edilmelidir.• Çocukların özgürlük, merak ve imgelerini teşvik etmek için öğrenme ve bilgi edinme sürecinde onlara fırsatlar sağlanmalıdır.• Bilgi edinmek ve yorumlamak için imgenin gelişmesi gerekir. Yaratıcılık ve zihinsel etkinliklerin birlikte gelişmesi ve bütünleşmesi için bütün sanat dalları kadar bilim de temel olarak alınmalıdır.• Derinlemesine düşünme, yorum yapma, nesneler ve olaylar hakkında özümsemeler yapabilmesi amacıyla çocuğun hem potansiyelini hem kapasitesini kullanması için onun aktif olmasını sağlamak gerekir. Sosyal iletimde bütün çocuklar aynı potansiyele, hazır bulunuşluğa ve meraka sahiptir. İlişki kurmada ve problem çözme konularında toplum onlara gerekli ortamı sağlar. Çocuklar için aktivitelere katılmak, hata yapmak ve sonra kendi hatalarını düzeltmek önemlidir. Bu yaklaşım, yaratıcı problem çözümünde etkin olmayı ve gerekli olan fırsatları yaratmayı destekler. Öğretmenler çocukların bu konuda özgür iradelerini kullanmalarına müsaade etmeli ve saygı duymalı çocukları bu konuda yeterli olmaya yönlendirmelidirler.Reggio öğretmenleri problemlere çözüm üretmek yerine çocukların uygun çözümlere kendi kendilerine ulaşmaları için yönlendirirler. Çocuk merkezli Reggio Emilia okullarının öğretim programı çocukların hayat dolu, güçlü ve kendilerine güvenli olarak yetişmelerine dayanır. Reggio Emilia okullarında okul-aile işbirliği önemlidir, aileler okulda çalışırlar. Eğitimsel ve psikolojik alanlarda ailelerle diyalog vardır. Aileler çocukların öğrenme deneyimlerinin aktif birer parçasıdır. Reggio Emilia okullarında öğrenme etkinlikleri projelerle öğrenme esasına dayanır. Öğretmenlerin çalışmaları pedagojik koordinatörler tarafından geliştirilir. Projeler birbirleriyle alakalı konulara dayanır. Gölge yansıması, kuşlar için eğlence parkı, dinozorlar, şehirde yağmur, Amerika’dan İtalya’ya yolculuk v.b.Projelerde ;• Konu seçimi çocukların ilgilerine ve deneyimlerine göre yapılır.• Proje içeriği öğrenciler tarafından belirlenir.• Projeler büyük gruplardan çok küçük gruplarla uygulanır.• Projeler matematik, fen, yazı, müzik ve sosyal çalışmaları içermektedir.• Projeler için dokümanlar gereklidir ve bu dokümanları sağlamak öğretmenlerin görevidir. Öğretmenlerin seçtiği en iyi öğrenme yolu soru sormadır. Öğretmenler konular ile ilgili olarak çocukların ilgi kurarak öğrenmelerini sağlayacak kitaplar ve diğer malzemeleri sağlarlar. Proje çalışmalarının dokümanları, fotoğrafları ve çocukların çalışmaları Reggio okullarının duvarlarında sergilenir. İtalya’da Reggio Emilia Yaklaşımı etkin olarak uygulanmakla birlikte yaklaşımın etkileri özellikle Amerika, Avusturalya ve İskandinav ülkeleri gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde görülmektedir.Reggio Emilia Yaklaşımının Dayandığı Temel GörüşlerFarklı alanlardan birçok bilim adamının Reggio Emilia yaklaşımına katkısı olmuştur. Bunların arasında en önemlileri Bruno Ciari, John Dewey, Jean Piaget, Lev Vygotsky’dir.Bruno Ciari, İtalya’da 1950’li yıllarda başlayan “İşbirlikli Öğrenme” hareketinin öncüsüdür. Okulların çocukların enerjilerini cömertçe kullanabilecekleri nitelikte olması gerektiğini, bunun çocukların gelişimleri açısından önemli olduğunu belirtmiştir. Bruno Ciari, sınıflarda bir öğretmen yerine iki öğretmen bulunmasının ve bu öğretmenlerin hiyerarşi olmaksızın denge içinde çalışmaları sonucu eğitim-öğretim etkinliklerinin daha verimli olabileceğini ve çocukların gruplar halinde çalışmalarının onların sosyal gelişimleri açısından gerekli olduğunu savunmuştur. Ayrıca, Ciari fiziksel çevre okulun dördüncü öğretmenidir fikrini ortaya atmıştır .John Dewey, progressive eğitimi savunmuş ve okullarda proje tabanlı öğrenme uygulamaların gerektiğini vurgulamıştır. O eğitim, öğretim etkinliklerinin aktif ve geliştirici olması gerektiğini çocukların demokratik bir ortamda eğitim almalarının onların her alandaki gelişimleri açısından önemli olduğunu vurgulamıştır. Jean Piaget, Reggio Emilia teoristleri yaklaşımı yapılandırırken Piaget’nin bilişsel ve ahlak gelişimi aşamalarından yararlanmışlardır. Lev Vygotsky, çocukların öğrenme projelerine yetişkinlerin de aktif olarak katılımsı olduğu bir eğitim ortamının gerekliliğini savunmuştur (Epstein, 1999). Çocukların sosyal ortamlarda daha sağlıklı öğrenebileceğini örneğin partnerlerinin de bilgileriyle öğrenmelerinin güçlenip gelişeceğini savunmuştur. Bu görüşlerden hareketle Reggio Emilia yaklaşımının temel görüşleri ortaya çıkmıştır. Özetle projede çocuğun gelişimine genetik, yapıcı ve ekolojik bir yaklaşımla bakılmaktadır. Bu bakımdan projede şu temel görüşler yer almaktadır.• Çocuklar hiç bitmeyecek bir merak ve öğrenme çabası içindedirler.• Çocukların öğrenme sürecinde özgür olmaları gereklidir.• Çocuklar bilgi edinmede oyun, gözlem ve duyularını kullanırlar.• Çocuklar, bilgileri organize etmek için ipuçlarından yararlanır, var olan açıklamalardan hareket ederler ve çevre ile etkileşimde bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar.• Çocukların öğrenme sırasında kullandıkları en önemli mekanizmalardan biri algıdır.• Çocuğun öğrenme ve bilgi edinmede zihinsel kapasitesini de kullanması önemlidir. Zihinsel gelişimde genlerin etkisi inkar edilmemektedir.• Çocuğun çevre ile etkileşim kurmada kullandığı araç ise dildir.• Çocukların çevre ile etkileşimde önemli hedeflerden biriside görsel eğitimdir. Yaratıcı ve üretici düşünmenin gelişiminde imgenin çok önemli yeri vardır.• Yetişkinlerin görevi çocuğa dünya ile iletişim kurmada karşılaştığı engellerle başa çıkması için yardım etmektir.Reggio Emilia Yaklaşımında ÇocukReggio Emilia yaklaşımında çocuk, teoriler geliştiren, verileri elde etmede ve hipotez geliştirmede kendi yolları olan bireydir. Çocuk bilgiyi üretme ve yaratma kapasitesine, duygusal, sosyal ve zihinsel yönden birçok farklı kaynağa sahip olan varlıktır. Reggio Emilia yaklaşımına göre her çocuğun iyi bir bakım ve sağlıklı eğitim alma hakkı vardır.Reggio Emilia Yaklaşımında AileReggio Emilia yaklaşımında aileler eğitimin öğretim etkinliklerinde aktif rol oynarlar. Reggio Emilia okullarında ebeveyinler içinde çeşitli konularda eğitim programları vardır.Reggio Emilia Yaklaşımında ÖğretmenReggio Emilia yaklaşımının en önemli özelliği öğretmenlerin “öğrenen” olarak görülmesidir. Öğretmenler her sınıfta eşit haklara sahip bireyler olarak çalışır. Diğer öğretmenler ve personel ile kendi işleri, çocukların işleri hakkında sürekli tartışır ve yorum yapar. Bu karşılıklı alış- veriş, kalıcı, sürekli bir eğitimi ve teorik zenginleşmeyi sağlar. Öğretmenler kendilerini, çocuklarla çalışmalarının dökümanlarını hazırlayan birer araştırmacı olarak algılamaktadırlar. Onlar diğer öğretmenlerle gözlem yaparlar, konuşmaları kaydederler, çocukları kameraya kaydederler. Onlar bütün gözlemlerini diğer öğretmenler ve ailelerle paylaşırlar ve daha sonra öğrencilerin spontane etkinliklerini genişletebilmenin yolunu ararlar. Reggio öğretmenleri çocuklar, ebeveyinler ve diğer görevlilerle birlikte çalışarak çocukların daha önceden bildiklerini ortaya çıkarır. Çocukların ilgi ve yeteneklerine dayanan projeleri hazırlar ve çocukların bu proje konuları ile ilgili bilgi seviyelerini desteklerler.Reggio Emilia Yaklaşımında ÇevreReggio Emilia yaklaşımına göre iyi bir çevre çocuğun seçebileceği birçok alternatifin bulunduğu, ilişkiye geçmede onu motive edebilen bir unsurdur. Reggio Emilia okullarında çevre eğitimsel etkinliklere tam katılımlı olan elemandır. Hatta ortam için “öğretmenin kendisi” deyimi kullanılmaktadır. Ancak ortamla kastedilen sadece fiziki çevre değil aynı zamanda sosyal çevredir. Bu nedenle Reggio Emilia okullarının merkezlerinde yetişkinler ve çocuklar arasındaki iletişimi kolaylaştırmak amacıyla bütün çocukların ve öğretmenlerin birlikte bulunabileceği büyük bir alan bulunur. Sınıflar ise bu açık alanın etrafına düzenlenmiştir. Çocuklar ve yetişkinler gün boyunca bu alanı kullanmak zorundadırlar. Reggio okullarında hiç kimse kendisini başkalarının gördüğü gibi görme şansına sahip değildir düşüncesinden hareket edilerek duvarlara köşeli olarak yan yana getirilen aynalar yerleştirilir ve böylece çocukların kendilerini bir nebze olsun başkalarının gördüğü gibi gözlemleyebilmeleri sağlanır. Ayrıca, çocukların içine girip oynayabilecekleri üçgen prizmalar, konveks ve konkav aynalar okulların birçok yerinde kullanılmıştır. Reggio Emilia okullarında duvarlar çocukların resimleri ve diğer çalışmaları ile doludur. Bu tür görsel sunumlar öğrencilerinin öğrenmelerinin pekişmesi ve öğretmenler, anne-babalar ve çocuklar arasındaki iletişimin şekillenmesinde önemlidir. Resim, tablo, heykel gibi çocukların etkinlikleri, uygulanan projelerin fotoğrafları ve projeleri anlatan duvar panoları gibi görsel materyaller okulun her yerinde sunulur.mystical2008-07-21 16:02:14
Öğretmen ve aileler için üstün yetenekliliğin en erken belirtilerinden bazıları şöyle sıralanabilir;
Bebeklikte olağan üstü hareketlilik
Uzun dikkat süresi
Anne-baba veya bakan kişiyi erken tanıma ve gülme
Ses, ağrı ve acıya karşı aşırı reaksiyon
Gelişimsel dönüm noktalarına (yürüme, konuşma v.b.) hızlı ilerleme
Olağanüstü hafıza
Hızlı öğrenme ve bundan hoşlanma
Erken ve kapsamlı dil gelişimi
Kitaplara karşı aşırı ilgi
Merak
Şakadan anlama yeteneği
Soyut muhakeme ve problem çözme becerileri
Canlı hayal gücü
Duyarlılık ve sevecenlik
Sürekli soru sorma
Arkadaşları ile oynarken lider olma (Renzulli 1986, Freeman 1986, Morelock1992, Dağlıoğlu 1995, Metin 1999).
Üstün Yetenekli Çocukların Öğretmen Ve Ailelerine Yönelik Birlikte Yapılabilecekleri EtkinliklerÜstün yetenekli çocukların yetenek, ilgi ve ihtiyaçlarına cevap verme konusunda ailesine ve öğretmenlerine çok büyük görevler düşmektedir. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi onlar diğer yaşıtlarından daha fazla, ayrıntılı ve derinlemesine bilgi öğrenmek isterler. Bu sebeple aşağıda sıralanan örnekler gibi etkinlikler uygulamak, bu tip özellik taşıyan çocuğa sahip aileler ve öğretmenlerin çocuğa gereksinimleri doğrultusunda destek vermelerine olanak sağlayabilir.Karşılaştırma ve zıtlık: Kitaptaki iki karakter, tanıdığı iki insan, iki televizyon şovu, iki köpek arasındaki benzerlik ve farklılıkların neler olduğunu sormak.Farklı yollarla gruplama yapmak: Sevdiği televizyon şovları, tanıdığı insanları, oyuncakları, içecekleri, günün saatleri, duyguları, kıyafetleri, farklı geometrik şekilleri gruplama konusunda farklı yollar bulmasına olanak vermek.Bilgisayar kullanmak: Çocuklara bilgisayar kullanmayı öğretmek. Dinozorlar, facemaker (yüz yaratma) gibi bazı programlar bu çocuklar tarafından zevkle kullanılmaktadır.Farklı oyuncaklar: Değişik manipülatif oyuncaklar sunmak ve bu materyallerle özgün tasarımlar üretmesine fırsat vermek.Farklı düşünme becerileri: Basit mantıksal yap-bozlar ve labirentler sunarak kritik düşünme ve problem çözme becerilerini öğretmek.Tahmin etme becerisini geliştirmek: Bir televizyon şovunda "sonra ne olacak?", kitapta, insanların yaşamı konusunda "ne düşünüyorsun?" veya "bu çocuk kızgın mı?", "sence ne düşünüyor?" gibi tahminlerde bulunmasını istemek. "Eğer... olursa": "Dışarıda çimlerin üstüne bir parça ekmek bırakırsak" veya "büyük annene mektup göndermek istesen" veya "eğer insanlar uçabilseydi", "bütün arkadaşlarına kızsaydın ne olurdu?" tipinde sorular sormak.Karışıp değişen hayvanlar: Birkaç tane hayvan seçmesini isteyip bazılarının özelliklerini değiş tokuş etmesini istedikten sonra ortaya çıkan yeni tür hayvanı çizmesini veya plastirinden modelini yapmasını veya onunla ilgili birhikaye yazmasını istemek.Bilim, doğa ve çevre ile ilgili kitaplar okumak: Bu çocuklar bilim, doğa ve çevre hakkındaki kitaplardan genellikle çok hoşlanırlar.Teybe öykü, gözlem v.b kaydı yapmak: Çocuğa taşınabilir küçük bir teybin ve mikrofonun nasıl kullanıldığını anlatarak ya bir hikaye ya bir şarkı ya da ev veya okulun etrafında bir gezi yapıp daha sonra dinlediğinde neler gördüğünü hatırlayabilmesi için gördüklerini kaydetmesini istemek.
Satrançın Çocuklarımıza FaydalarıKötü alışkanlıklar edinilmesine engel olur.- Planlı hareket etmenin önemini ve gerekliliğini kavratır.-Süratli, doğru ve çabuk düşünebilmeye yardımcı olur, olaylara doğru yorumlarla yaklaşabilme yeteneklerini geliştirir.- Kişiliği ve karekteri olumlu yönde etkiler ve geliştirir.-"Kendine güven" duygusu aşılar ve bunu geliştirir.- Kendi güç ve yeteneklerini daha iyi tanıyarak, bireysel güç ve yetenekleri açığa çıkarmaya ve bireysel doğru kararlar alabilmeye yardımcı olur.- Dikkatini tek konu üzerinde yoğunlaştırabilme alışkanlığı kazandırır.-Diğer ders konularının daha iyi anlaşılıp kavramasına yardımcı olur. Bilimselliği ön plana alarak araştırmalar yapmaya yönlendirir.- Konulara karşı şüpheci yaklaşımı benimsetir, onları ezberci zihniyetten arındırır.- Kişileri düşünen, araştıran, yargılayan varlıklar haline getirir ve yaratıcılıklarında özgür bırakan bir ortam hazırlar.- Başarıya ancak ve ancak sistemli ve disiplinli bir çalışmayla varılabileceğini gösterir.- Mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmanın gerekliliğini benimsetir.- Başarısızlıklar karşısında yılmamayı, başarı için daha da çok çalışmanın gerekli olduğunu öğretir.- Başarılardan büyük hazlar duyarak daha da başarılı olmaya yönlendirir.- Yepyeni hedefler göstererek bu yeni hedefler doğrultusunda motivasyon sağlar.- Kişilerin olumsuz bir yönünü, eksikliğini, veya bir davranış bozukluğunu hızlıca ortaya çıkarır.- Kurallara uymayı, dostça oynamayı, kaybetmeyi kabullenmeyi, kazananı kutlamayı öğretir.- Yakın dostluklar kurup daha çok sosyalleşmeye ve sosyal yaşamının zenginleşmesine yardımcı olur.Satrancın yararlarını gösteren bütün bu maddeler, Milli Eğitimin de temel amaçlarındandır, Türk Milli Eğitimi’nin öğrenciler tarafından kazanılmasını istediği temel davranışlardır. Bu kadar pozitif etkisi olan bir araç kesinlikle bir 'EĞİTİM ARACI'dır. Yeryüzünde başka hiçbir araç, bu kadar olumlu davranışların hepsini birden bireylere kazandıramaz!Öyleyse, çocuklarımızın olabildiğince küçük yaştan başlayarak 'Kişilik gelişiminde satrancın pozitif etkilerinden yararlanma’ amaçlanmalı, çocuklarımızın olumlu davranışlar sergilemelerini sağlamaya çalışmalı bu amaç bir 'görev' olarak benimsenmelidirmystical2008-07-21 16:03:53
Çevir Salla Oyunu Çocuklar yere otururlar. Öğretmen aşağıda gösterilen sözleri söyler, devinimleri yapar. Çocuklar da, aynı devinimleri, öğretmene öykünerek yaparlar.Başını çevir, çevir ( başlar soldan sağa, sağdan sola çevrilir )Başını salla, salla ( Başlar sağa-sola, öne-arkaya sallanır )Kolunu çevir, çevir ( kollar önden arkaya, arkadan öne çevrilir )Kolunu salla, salla ( kollar, aşağıya indirilir, avuçlar yere birbirine koşut olarak önde tutulur, soldan sağa, sağdan sola sallanır, sonra da yine iki kol birbirine koşut olarak, ön tarafta bir daire çizecek biçimde sallanır. )Büyü Büyü, Küçül Küçül OyunuÇocuklar ayakta durur. Öğretmen, aşağıda sözleri söylerken, çocuklar bu sözlere göre devinimler yaparlar. Önce büyü büyü, sonra da küçül küçül oyunu oynanır.Büyü büyüKollarını yukarıya kaldırDaha çok kaldır, daha çok kaldırAyak parmaklarının ucuna basDaha çok yüksel, daha çok yükselBüyü büyü kocaman ol, büyü büyü kocaman ol…( Çocuklar en çok yükseldiklerinde, ara vermeden küçül küçül oyununa geçilir )Küçül küçülKollarını indirÇömelerek büzülDaha çok büzül, daha çok büzülKüçül küçül, minicik ol…Kim Yok OyunuÇocuklar yere oturtulur. İçlerinden birini ebe seçerler. Ebe başını öğretmenin kucağına koyar, gözlerini yumar. ( çocuk gözünü, bir başka yerde de yumabilir ) Öğretmen, ebeye sezdirmeden, bir çocuğu işaretle dışarıya çıkartır. Ebe gözlerini açar; Öğretmen ebeye "Kim yok ?" diye sorar. Çocuk bilirse ebelikten kurtulur. Adı bilinen çocuk ebe olur. Ebe, üç ad saydığı halde bilemezse yeniden ebe olur, yumulur.Rengi Nedir OyunuBu oyun çocuklara renkler öğretildikten sonra oynanır. Renkleri pekiştirme, dikkati arttırma oyunudur.Öğretmen, küme halindeki çocuklara, üstlerindeki giysilerin, duvarların, kitap kaplarının, blokları, araç-gereç ve oyuncakların vb. renklerini sorar, çocuklar söylerler. Bunlar içinden, özellikle 4-5 nesnenin rengine dikkat çeker.Daha sonra çocuklar bir ebe seçerler. Ebe yumulur, Öğretmen ebeye, "Ali'nin kazağının rengi nedir ?" diye sorar. Ebe bilirse ebelikten kurtulur, alkışlanır. Bilinen çocuk ebe olur. Ebelik bilinceye kadar devam sürer."Rengi nedir ?" sorusunu, öğretmen yerine herhangi bir çocuk da sorabilir. Ebe değiştikçe, soran çocuk da değişebilir. Soran çocuk da ebe gibi seçimle belirlenebilir.Hangisi Yok OyunuÜniteye uygun birkaç nesne, varsa bir masanın üzerine ( yada oyun alanına ) konulur. Her biri çocuklara "Bunun adı nedir ?" diye gösterilerek sorulur. Çocuklar her nesnenin adını söylerler, yinelerler.İçlerinden biri ebe seçilir, dışarı çıkarılır. Ebe dışarıdayken, nesnelerden birisi saklanır. Ebe içeri çağırılır. "Demin burada bulunan nesnelerden hangisi yok ?" diye sorulur. Bilirse ebelikten kurtulur, kurtulan çocuk, bir başka çocuğu ebe seçer. Oyun böylece sürer.Ses Tanıma OyunuÖğretmen oyun alanına bir kaç çalgı getirir.( flüt, melodika, mandolin, bağlama, akordeon, keman…vb.)Bu çalgıları birer birer çalarak ( adları, biçimleri ve sesleriyle ) çocuklara tanıtır. Çocukların öğrendiklerini saptadıktan sonra, bir çalgıyı alır, çalar ve çocuklara sorar "Bu ses hangi çalgının sesidir ?"… Çocuklar yanıtlarlar.Ancak öğretmen, soru sormak için çalgıyı çalmadan önce ( bir paravanın yada kukla sahnesinin arkasına ) saklanır. Çocuklar çalgıyı görmezler. Sesinden tanımaya çalışırlar.Bu oyun daha sonra, her çocuğa ayrı ayrı sorularak da oynanmalıdır. Aynı oyun, teybe alınmış çalgı sesleriyle oynanabileceği gibi, hayvan seslerini tanıtmak amacıyla teybe alınacak hayvan sesleriyle de oynanmalıdırBen Kimim OyunuÇocuklar yarım halka biçiminde otururlar. Bir ebe seçerler. Ebenin gözleri kapatılır. Öğretmenin işaret ettiği bir çocuk kalkar, gelip ebeye sorar : "Ben kimim ?" der. Ebe, soran çocuğu, sesinden tanırsa, ebelikten kurtulur, soran çocuk ebe olur. Ebe bilemezse, ebeliği sürer. Başka çocuk sorar.Bu oyun hayvan seslerini tanıtmak amacıyla da oynanır. Soran çocuk, bir hayvan sesi çıkarır, "Ben hangi hayvanım ?" diye sorar. Öteki kurallar aynıdırTatmadan Bul OyunuÖğretmen çocuklara, bir yiyeceğin tadını ve özelliklerini söyler. Bunun adını bulmalarını ister. Bulan çocuk alkışlanır. Bu oyun, çocukların tanıdıkları çeşitli yiyecekler tanımlanarak da oynanır.Örneğin: "Sarı kabuklu, sulu, çekirdekli, tadı ekşi, çaya, çorbaya, salataya sıkılır; bunun adı nedir ?"diye sorulur. "Limon" olduğunu bilen çocuklar alkışlanır. mystical2008-07-21 16:07:10
Saklambaç OyunuBir ebe seçilir. Ebe oyun alanının önceden belirlenmiş bir yerinde durur, yumulur. Burası ebenin kalesidir. Çocuklar saklanırlar. Ebe belirli bir sayıya kadar ( örneğin ona kadar ) sayar. Sayma işlemi bitince "Önümdeki, arkamdaki, sağımdaki, solumdaki sobe." Der, gözlerini açar, saklanan arkadaşlarını arar, bulmaya çalışır. Gördüğü arkadaşının adını söyleyerek kaleye döner, sobeler. Sobelenen çocuk yanar.Ebe aramak için kaleden uzaklaştığında, saklanan çocuklar ortaya çıkıp, ebeden önce kaleye ulaşarak "sobe" yapmaya çalışırlar.Bu arada, yanan ve yanmayan çocuklar ( açığa çıkmış çocuklar ), öteki arkadaşlarına yardımcı olmak için "Elma dersem çık, armut dersem çıkma." gibi sözlerle kopya verirler. Ebe kaleden uzaklaşınca "elma, elma" diye, ebe kaleye yaklaşınca "armut, armut"diye bağrışırlar.Ebe tarafından bulunarak yanmış olan çocuklar, oyunun bitiminde, kendi aralarında sayışarak yeni bir ebe seçerler. Oyun yeni ebeyle sürer.Bu oyunun oynanışında, isteğe göre, şöyle bir kural da uygulanabilir ; saklananlar içinden son çocuk, ebeden önce sobe yaparsa , kendinden önce sobelenmiş çocukların tümü kurtulur. Aynı ebe, yine ebe kalır, oyun yinelenir.Ebe yumulduktan sonra, 10'a kadar sayı sayabileceği gibi bu saymayı renkleri sayma, meyveleri sayma biçiminde de yapabilir. İstenirse bu sayma, anne, baba, kardeş-ağabey, abla, teyze, dayı, hala, amca gibi aile ve akraba bireylerini sayma biçiminde de uygulanabilir.Ebenin sayması, öğretmen hangi konuyu pekiştirmek istiyorsa, o konuya ilişkin sözcük ve kavramlarla da yapılabilir.Köşe KapmacaBu oyunu oynayacak çocukların sayısından bir eksik sayıda köşe saptanır. ( köşe yoksa, yere tebeşirle aynı sayıda daire çizilir.) Çocuklar sayışarak, aralarından bir ebe seçerler. Ebe ortada durur, öteki çocuklar köşelerine geçerler. Oyun başlayınca, çocuklar köşelerini ( yerlerini ebenin kapmasına olanak vermemeye çalışarak ) değiştirmeye çalışırlar. Bu değiştirme sırasında ebe başka bir köşeye geçmek üzere olan çocuğun yerini kapmaya çalışır. Kaparsa, yerini aldığı çocuk ebe olur. Oyun böylece sürer.Köşe kapmaca oyununda, çocukların durdukları köşelere üniteye uygun adlar verilebilir. Adların belirlenmesini, öğretmen çocuklara yaptırır. Örneğin; Gün adları, mevsim adları, renk adları vb.Kilitlenme OyunuOyunun oynanacağı bir alan ( ya çizilerek, yada çocuklara "şuradan dışarı çıkılmayacak" denilerek ) belirlenir. Çocuklar aralarından bir ebe seçerler. Ebe kovalar, çocuklar kaçışırlar. Ebe, yaklaştığı çocuğa eliyle dokunmaya çalışır. Her çocuk ebe yaklaştığı zaman yere çömelir, iki elini başının üzerine ( parmaklarını iç içe geçirerek ) kilitler ve ağzını sıkıca kapatır. Bu devinimleri, ebe kendisine dokunmadan yapabilen çocuk kurtulur, yapamayan çocuk yanar ve ebe olur. Oyun böylece sürer.İpi Tutma OyunuYaklaşık 10 m. uzunluğunda, kalınca bir ip ( urgan yada halat ) bulunur. İki ucu birleştirilerek düğümlenir, büyükçe bir halka yapılır. Oynayacak çocuklar bu ipi elleriyle tutarlar ve halka oluşturacak biçimde dururlar. Çocuklar ipin oluşturduğu halkanın içinde olurlar ve ellerini arkaya götürerek ipi tutarlar. Ayrıca, sırtlarını ipe dayayarak, ipin gergin durmasını sağlarlar.İçlerinden birisi ebe seçilir. Ebe halkanın ortasında bekler. İpi tutan çocuklar, zaman zaman ipi bırakarak ( ebenin arkasından yada yanından ) ortaya doğru yürürler, ebe ipi kim bırakıyorsa o çocuğu kovalar; ona dokunmaya çalışır. Kovalanan çocuk, ebe kendisine dokunmadan ipi tekrar tutabilirse yanmaz. Dokunursa, ebe olur. Oyun böylece sürer.Bayrak Verme Oyunu uygun bir bayrak hazırlanır. ( bayrağın üzerinde hayvan, bitki, giyecek vb. bir nesne yada bir renk bulunur ) Bir ebe seçilir. Bir çocuk bayrağı alır, kaçar; ebe, bayrağı taşıyan çocuğu kovalar, ona dokunmaya çalışır. Bayraklı çocuk, ebeye yakalanmadan bayrağı bir arkadaşına vermeye çalışır; başarırsa yanmaz. Ebe bu kez, bayrağı alan öteki çocuğu kovalar. Ebe, bayraklı çocuğa dokunabilirse, ebelikten kurtulur. Dokunulan çocuk ebe olur. Oyun böylece sürer. Kedi Atlama OyunuBahçede yada salonda, birbirine koşut iki çizgi çizilir. Çocuklara bunun "dere" olduğu söylenir. "Siz de kedi olacaksınız, bu dereden atlayacaksınız." denir.Çocuklar iki kümeye ayrılırlar: birinci kümeye "Kara kediler", ikincisine de "Tekir kediler" denir.Önce kara kediler, birer birer, dereyi atlayarak geçmeye çalışırlar. Atlayan kedinin ayağı, her iki taraftaki çizgilere basmamalıdır. Bir yada iki ayağı çizgiye basan kedi yanar. Sonra tekir kediler de aynı kurallarla dereden atlamaya çalışırlar Hangi kedi kümesinden daha az kişi yanarsa, oyunu o kedi kümesi kazanmış olur.Bu oyunun oynanması sırasında öğretmen, dere çizgilerinin arasındaki açıklığı, çocukların yaş durumlarına ve yeteneklerine göre saptar. Çizgileri ona göre çizer. Ayrıca, dereden atlama devinimi, önce ayaklar serbest olarak yaptırılır, sonra da iki ayak birleştirilerek yaptırılır. İki dere çizgisinin birbirine yakınlık ölçüsü, ayakların bu durumu da göz önünde tutularak belirlenir. Oyunda yitiren kediler, kazanan kedileri alkışlar.mystical2008-07-21 16:08:45
Bülbül KafesteÇocuklar el ele tutuşarak bir halka oluştururlar. Bu halka bülbül kafesi olur. Öğretmen, çocuklar arasından iki üç "bülbül" seçer. Bülbüller kafes içinde dolaşırlar.Oyun sırasında, halkadaki çocuklar,"bülbül kafeste" sözlerini yineleyerek ve ellerini (halkayı bırakarak ) çırpmaya başlarlar. Bu sırada bülbüller halkadan çıkmaya çalışırlar. Halkadaki çocuklar, bülbülleri kafesten dışarı çıkarmamak için ( bülbül nereden çıkmak istiyorsa oradaki çocuklar ) hemen birbirlerinin ellerini tutarlar, kafesin açık yerini kapatırlar.Kafesten ( arkadaşlarının kolları, bacakları arasından ) kaçabilen bülbüller oyunu kazanmış olurlar.Kutu Kutu PenseÇocuklar el ele tutuşur bir halka oluştururlar. Aşağıdaki sözleri şarkısıyla söyleyerek sağa yada sola dönmeye başlarlar. Şarkı içinde adı söylenen çocuk arkasını döner, halka içinde dönerek ve şarkı söyleyerek oyunu böylece sürdürür. Bütün çocuklar arkasını dönünce, şarkı sözleri "bütün çocuklar önüne dönse" biçiminde söylenir ve çocuklar önlerine dönerler. İstenirse oyun bir kez daha yinelenir.Kutu kutu penseElmayı yenseArkadaşım Ayşe ( dönmesi istenilen çocuğun adı söylenir.)Arkasını dönseGezen YüzükUzun bir ipe bir yüzük geçirilir. İpin iki ucu birleştirilerek düğümlenir. Bir ebe seçilir. Çocuklar iki elleriyle ipi dışarıdan tutarak, ip çevresinde bir halka oluştururlar. Çocukların elleri ip üzerinde birbirine daha yakın durur.Oyun başladığı zaman, ebe ortada durur; ipe geçirilmiş yüzük, bir çocuğun, ipi tutan eli altında saklanır. Halkadaki çocuklar, bu yüzüğü ebeye göstermeden birbirlerine aktarırlar. Çoğu kez de, ebeyi şaşırtmak için, aktarır gibi yaparlar. Bu arada ( yüzük yüzük neredesin, acep hangi eldesin ) sözlerini söylerler.Ebe yüzüğün kimde olduğunu bulmaya çalışır. Bulabildiğini sandığı an "Durun !" der. Çocuklar dururlar. Ebe yüzüğün kendisinde olduğunu umduğu üç arkadaşına, ellerini açmalarını söyler; ( önce birine, bulamazsa ikincisine, onda da bulamazsa üçüncüsüne "elini aç" demek hakkı vardır.) yüzüğü bulursa, ebeliği biter; yüzüğü bulduran çocuk ebe olur.Bu oyun yere oturularak da oynanabilir.Kedi-FareÇocuklar el ele tutuşarak bir halka oluştururlar. Çocuklardan ikisi Kedi ve Fare olarak seçilir. Kedi halkanın dışında, fare içinde durur. Kedi halkayı geçerek fareyi yakalamaya çalışır. Halkadaki çocuklar, fareye ( kollarını kaldırarak, ayaklarını açarak ) kaçması için yardımcı olurlar; kediye ise, ( kollarını gererek, birbirlerine yaklaşarak ) fareyi yakalamasın diye engel olmaya çalışırlar. Bu oyunda, fare kolaylıkla halkanın içine-dışına geçebilir. Kedi için, içeri ve dışarı geçmede güçlük çıkarılır.Kedi, fareyi yakalarsa, yakalanan fare, oyunun yinelenmesinde kedi olur. Yeni fare, öteki çocukların arasından seçilir. Oyun böylece devam eder. mystical2008-07-21 16:10:02
Seke Seke Yürüme
Öğretmen, çocuklardan belirtilen mesafeye kadar seke seke yürümelerini ister Yorulacakları için bir süre sonra ayakları değiştirilir. Bu oyun istenirse yarışma şeklinde de yapılabilir. Dengesini kaybeden, düşen, yere basan yada yanlış ayak değiştiren yanar
Hacıyatmaz
Çocuklar üçer kişilik kümelere ayrılırlar. Her kümede iki çocuk yüz yüze ve karşılıklı durur; üçüncü çocuk ise bu iki çocuğun arasında ( iki arkadaşının birini sağına, ötekini soluna alacak şekilde, dimdik ve kaskatı )durur. Ortadaki çocuğa iki çocuktan biri, Hacıyatmaz'ı ötekine, öteki de birinci çocuğa doğru, omuzlarından iter. Yandaki çocuklar, Hacıyatmaz'ı düşürmemeye özen gösterirler. Oyunun yinelenmesinde, ortadaki çocuk yana geçer. Üç çocuk da Hacıyatmaz olduktan sonra oyun biter.
Ayak Ayak Yürüme
Bir ayağın burnuna, öteki ayağın topuğunu değdirerek yapılan yürüyüşe, "ayak-ayak yürüme" denir.
Bu oyunda çocuklar, yaklaşık bir metre arayla, arka arkaya dizilirler. Yerin elverişlilik durumuna göre dizilme birerli kol'da, ikişerli kol'da yada üçerli kol'da olabilir. Oyun başladığında her çocuk, kollarını iki yana açar, ayak-ayak yürür. Yürüme yönünden sapan, ayak ayak yürümede yanlış yapan yada dengesi bozulan, yanmış olur.
Bu oyun iyice öğrenildikten sonra, çocukların gözlerini kapatmaları istenerek de oynatılabilir.
Çapraz Sıçrama
Çocuklar, ikişer ikişer kümelere ayrılırlar. Her iki çocuk yüz yüze durur; ondan sonra, sağ kolları ile birbirlerinin kollarına çapraz olarak girerler ve kendi çevrelerinde sıçrayarak dönerler. Bu dönüş, soldan sağa doğru olur. Bir süre sonra durup, kollarını değiştirirler; bu kez sol kollarla çapraz yaparlar, sağdan sola doğru sıçrayarak dönerler. Oyun istenildiği kadar sürdürülebilir
Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim gereksinmelerini karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile onların özür ve özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitime "özel eğitim" denir.Ülkemizdeki özel eğitim hizmetleri, engel gruplarına göre oluşturulmuş özel eğitim okullarında yürütülmektedir. Ayrıca, özel eğitim gerektiren öğrencilerin normal okullarda akranlarıyla birlikte eğitim görmelerine de önem verilmektedir. "Kaynaştırma" olarak tanımlanan bu uygulamaların yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Ülkemizde halen; görme, işitme, ortopedik, zihinsel engelliler, süreğen hastalığı olanlar, uyum güçlüğü olanlar, dil ve konuşma güçlüğü olanlar, üstün ve özel yetenekliler olmak üzere sekiz ayrı gruba özel eğitim okul ve kurumlarında kaynaştırma uygulamalarında özel eğitim tedbirleri alınarak eğitim hizmetleri verilmektedir.
Özel Eğitimin Amaçları
Türk Milli Eğitiminin genel amaç ve temel ilkeleri doğrultusunda özel eğitim gerektiren bireylerin; Toplum içindeki rollerini gerçekleştiren, başkaları ile iyi ilişkiler kuran, işbirliği içinde çalışabilen, çevresine uyum sağlayabilen, üretici ve mutlu bir yurttaş olarak yetişmelerini, Kendi kendilerine yeterli bir duruma gelmeleri için temel yaşam becerilerini geliştirmelerini,Uygun eğitim programları ile özel yöntem, personel ve araç gereç kullanarak ilgileri, ihtiyaçları, yetenekleri ve yeterlilikleri doğrultusunda üst öğrenime, iş ve meslek alanlarına ve hayata hazırlanmalarını amaçlar.
Kaynaştırma Uygulamaları
Özel eğitim gerektiren öğrencilerin normal akranlarıyla aynı sınıfta ve aynı okulda eğitim görmelerini sağlamaya yönelik çalışmalara öncelik verilmektedir. Bu noktadan hareketle, durumu uygun olan öğrenciler normal sınıflarda kaynaştırma uygulamalarına alınmaktadır. Durumu normal akranlarıyla aynı sınıfta öğrenim görmeye uygun olmayan öğrenciler için normal okulların bünyesinde özel eğitim sınıfları açılmaktadır. Kaynaştırma uygulamalarına devam eden öğrencilerin bireysel özellikleri dikkate alınarak mevcut ilköğretim programı uygulanmaktadır. Sadece, zihinsel öğrenme yetersizliği olan öğrenciler için, özellikleri dikkate alınarak hazırlanmış olan ayrı ilköğretim programı uygulanmaktadır.
Özel Eğitimin İlkeleri
· Özel eğitim gerektiren tüm bireyler; ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetinden yararlandırılır.· Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitimine erken yaşta başlanır.· Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.· Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitsel performansları dikkate alınarak, amaç, içerik ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak yetersizliği olmayan akranları ile eğitimlerine öncelik verilir.· Özel eğitim gerektiren bireylerin her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılır.· Özel eğitim gerektiren bireyler için bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilir ve eğitim programları bireyselleştirilerek uygulanır.· Ailelerin, özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif olarak katılmaları ve eğitimleri sağlanır.· Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde, özel eğitim gerektiren bireylere yönelik etkinlik gösteren sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde çalışılır.· Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireylerin toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde planlanır.
Anaokuluna başlama yaşı ne olmalıdır ?Çocuklar sosyal bir ortama uyum sağlayabilecek psikolojik olgunluğu ortalama 3 yaşını doldurduklarında kazanmaktadırlar. Bu nedenle de bu yaştan itibaren bir sosyal kuruma devam etmeleri uygun olmaktadır.Daha öncesinde tek bir kişinin sürekli ilgisine ihtiyaç duyarlar ve bu ilgiyi paylaşabilecek olgunluğa erişmemişlerdir. Bu nedenle 3 yaş öncesi yuvaya gönderilen çocuklarda sıklıkla yuvaya uyum problemleri yaşanmaktadır. Anaokulu ne gibi özelliklere sahip olmalıdır? Aileler çocukları için anaokulu seçerken nelere dikkat etmelidir?3 - 6 yaş dönemi çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri için en önemli dönemdir. Çocuklar öncelikle gelişimlerinin bir özelliği olarak sosyalleşmek, başka çocuklarla bir arada olmak ihtiyacındadırlar. Yuvalar çocukların paylaşma, bir arada olma, birlikte hareket edebilme ve oyun oynama ihtiyacını karşılarlar. Becerileri ve zihinsel kapasiteleri birbirine denk olan yaşıtlarıyla bir arada olmak çocukların yaşayarak öğrenmelerini sağlar ve sosyal paylaşımın öğrenilmesinde etkilidir. Bu nedenle de anaokulu ve yuvaların çocukların bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimlerini ve dil gelişimlerini destekleyici bir program uygulamaları ve bu programı uygun koşullarda sunmaları gerekmektedir. Çocukların tüm gelişim alanlarını destekleyen bir program hazırlanmalı ve bu program çocukların keyifle ve ilgilerini çekebilecek şekilde takip etmelerini sağlayacak bir içerikte hazırlanmalıdır. Çocukların var olan ilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik değişik aktivitelerin sunulması önemlidir. Çocuklar hem eğlenmeli, hem öğrenmeli hem de yeni ilgi alanları bulmalıdırlar. Öğrenirken eğitim hayatlarının temeli olan birlikte hareket edebilme, grupla birlikte karar alabilme, sıra bekleme, kendini grup içinde ifade edebilme, ihtiyaçlarını ifade etme, belirlenen kuralları öğrenme ve bu kurallara-sınırlara uyma gibi becerileri kazanmaları da önemlidir. Çocukların yaşlarına uygun olarak gerekli kavramları (renk, şekil, sayı vb), el becerilerini, sosyal becerileri öğrenmeleri evden çok yuva ortamında mümkün olmaktadır. Yuvada tüm bu bilgi ve becerilerin belli bir sıra ile öğretilmesi söz konusudur. Programın uygulanması aşamasında yuva personelinin deneyim ve eğitimleri de çok önemli olmaktadır. Anaokulunda daimi bir pedagog veya çocuk gelişimi konusunda deneyimli bir psikoloğun bulunması yuva seçiminde birinci koşul olmalıdır. Çocukların becerilerinin ve gelişimlerinin takibini yapabilmek ve olası bir aksaklıkta aileyi uyarabilmek çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü olası bazı problemler erken yaşta keşfedildiklerinde hızlıca çözümlenebilmekte aksi halde uzun yıllar süren, eğitim hayatını ve çocuğun sosyal hayatını etkileyen başka zorluklara dönüşebilmektedirler. Ayrıca her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilmekte bu sıkıntılar değişik şekillerde ifade edilmektedirler. Çocuklardaki bu belirtileri ve değişiklikleri dikkatle gözlemlemek ve başka bir problemin işareti olduğunu keşfedebilmek uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Ayrıca ailelerin çocukların eğitimi ve gelişimi konusunda ve uygun disiplin yöntemleri konusunda yönlendirilmeleri ve desteklenmeleri önemlidir. Bu nedenle de yuva personelinin pedagoji eğitimli olması büyük önem taşımaktadır. Temizlik ve fiziksel ortam zaten anne-babaların dikkat ettikleri ve fark etmekte zorlanmadıkları özelliklerdir. Burada da dikkat edilmesi gereken şey fizik ortamın nasıl düzenlendiğidir. Örneğin çocuklar hangi aktivite sırasında nerede bulunuyorlar? Bu ortamlar o aktivitenin rahatça gerçekleşmesi için uygun ortamları mı? (örneğin boya yapılan yerde zeminin halı olması hem çocukların rahatı hem de hijyen açısından uygun olmayabilir) Merdivenler ne kadar korunaklı? Bahçe ve bahçedeki oyun malzemeleri tüm çocukların kullanımına açık mı ve çocuk sayısına oranlandığında yeterli mi? Oyuncak çeşitliliği var mı? Hangi malzemeler kullanılıyor? Boyalar vs çocukların ağzına almaları durumunda zararlı olabilecek nitelikte mi? Oyuncaklar ve diğer eğitim malzemeleri gerçekten kullanılıyorlar mı? Serbest oyun zamanlarında ve bahçe saatinde çocuklarla ilgilenen personel sayısı da önemlidir. Çünkü çocuklar açık alanda daha hareketli olmakta ve zarar görme olasılıkları artmaktadır. Bu nedenle bahçe saatlerinde ve hareketli oyunlar sırasında normalde var olan öğretmen ve eğitimci sayısının takviye edilmesi önemli olmaktadır.Çok önemli bir konu da sınıf mevcududur. Okul öncesi sınıflar 3 yaşta 10-12 civarı olmalıdır. Daha fazla sayıda çocuk için tek öğretmen yeterli olmamaktadır. 4 ve 5 yaş grubunda bu sayının biraz daha üzerine çıkılabilir. Ancak ilkokul sınıfları gibi kalabalık ortamlarda çocukların bir arada düzen içinde bulunmalarını sağlamak güç olacağından ister istemez daha sıkı bir disiplin uygulanmaya çalışılacak bu da çocukların ihtiyaç duydukları rahatlık ve ilgi ihtiyaçları ile ters düşecektir.Anaokulu çocuğa neler öğretir? İlerideki akademik ve sosyal yaşamına ne tür katkıları olur?Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir. Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar. Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır.Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir.Anaokuluna başlayan çocuklara aileler nasıl davranmalıdır?Anaokuluna başlama hem aile için hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır. Aileler bir çok kaygı yaşamaktırlar. Özellikle de anneye fazla bağımlı olan ve evde kural öğretilmemiş, sorumluluk verilmemiş olan çocuklar için anne-babalar daha fazla kaygı duymaktadırlar. Çünkü genellikle bu çocuklar daha fazla uyum problemi yaşamaktadırlar. Çocuklar becerileri gelişmeye başladığı dönemden itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için teşvik edilmelidirler. Ayrıca, yemek, uyku, temizlik vb gibi konularda kurallar öğretilmelidir. Çocuk 2 yaşından itibaren yavaş yavaş nerede nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmelidir. İstenen davranışlarla istenmeyen davranışların farkını öğrenmeye başlamalıdır. Burada tutarlılık önemlidir. İstenen davranışı karşısında her zaman olumlu bir ilgi alması çocuğu bu şekilde davranmaya isteklendirecektir. İsteklerinin makul ölçülerde karşılanması, bazı isteklerinin karşılanamayacağını bilmesi gerekmektedir. Aksi halde anne-babanın her talebi karşılayan tavrını çocuk girdiği her ortamda bekleyecek ve sonunda hayal kırıklığına uğrayarak yuvaya gitmek istemeyecektir.Öncesinde kural ve sınır öğretilen, sabretmeyi ve beklemeyi öğrenen ve anne ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanan bir çocuk yuvaya başlamak konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.Anne-babanın çocuğun gideceği yuvayı çocuk olmadan seçmeleri ve karar verdikten sonra çocuğu götürmeleri uygundur. Çünkü seçme kararı çocuğa verildiğinde bizim için önemli olmayan kriterler çocuklar için önemli olabilir ve belki de pek uygun olmayan bir yuvayı çocuğumuz istediği için seçmek zorunluluğu oluşabilir. Biz de bunun etkisinde kalabiliriz.Çocuk için uygun yuvaya karar verdiğimizde çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği, arkadaş edineceği ve yeni bilgiler edineceği bir okula gideceği söylenmelidir ve bir gün sadece ziyarete gidilmelidir. Ziyaret saatinin çocukların eğlenceli bir aktivite saati olması yararlı olabilir. Tüm yuvayı gezdikten ve kendi öğretmenini tanıştırdıktan sonra yuva yetkilisi çocuğa yuva hakkında bilgiler verebilir. İlk gün fazla kalınmadan dönülmelidir. Özellikle 3 yaşındaki çocuklar için çocuk istekli de ilk hafta günde 1-2 saatten fazla yuvada kalmaması uygun olmaktadır. İkinci hafta 3-4 saate çıkarılabilir. Mümkün ise dönem boyunca, değilse hiç değilse 2 ay boyunca çocuğun yarım gün yuvaya devamı daha uygun olmaktadır. Çünkü 3 yaş grubu çocuklar için tüm gün program psikolojik olgunlaşmalarının yetersizliği nedeniyle fazla yoğun gelebilmektedir.Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak, yuvayı fazla övmek, ne yediğiyle fazla ilgilenmek, sık sık yuvaya gidip bakmak çocuğun uyumunu bozabilmektedir. Çocukla ilgili bilgileri çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız. Çocuğu sorularla bunaltmak yerine kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip, ne kadar takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.Her şey yolunda gidiyor görünürken bile bir gün birden bire çocuğunuz yuvaya artık gitmek istemediğin belirtebilir. Paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğun anlamaya çalışmalısınız. Çünkü çocukların yuvaya gitmek istememeleri genellikle yuva ile ilgili bir sorun olmamaktadır. Bazen yeni bir kardeşin geliyor olması, bazen anne ile ilgili sıkıntılar, bazen evde olan bir huzursuzluk gibi bir çok neden çocuğun yuvaya gitmek istemediğin belirtmesine neden olabilmektedir. Bu durumda yuvadaki uzmanlarla görüşüp onlardan yardım almalısınız.Anaokuluna gitmekten korkma, ağlama, hatta sabahları mide bulantısı hissetme gibi davranışlar normal mi? Anne-babalar bu gibi davranışlar karşısından nasıl bir tutum içine girmeliler?3 yaşını doldurmuş bir çocuğun yuvaya gidebilmek için gerekli psikolojik olgunluğa sahip olması beklenmektedir. Ancak bazı çocuklar annelerinde ayrışmakta güçlükler yaşayabilmekte ve bu nedenle de yuvaya gitmeye aşırı direnç gösterebilmektedirler. Hatta bu direç aşırı ağlama, kusma gibi uç sonuçlara neden olabilmektedir. Tepkilerin bu derece aşırı olması çocuğun başka ciddi sıkıntılar yaşadığının bir göstergesidir ve ancak profesyonel bir bir yardım alınması koşuluyla bu problemin üstesinden gelinebilir. Bu durumda yuvadaki uzmanlar ile klinik ortamda çalışan uzmanın işbirliği ile bu problem çözülebilmektedir. Ailenin bu konuda eğitilmesi ve çocuğun psikolojik olgunlaşmasının desteklenerek aile ile işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bazen anne-babalar çareyi çocuğu okuldan almakta ve yuvaya verme kararını ileri bir zamana ertelemektedirler. Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmamaktadır ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler göstermektedirler. Problem ne kadar erken çözülürse o kadar kolay olmakta ve çocuk bu durumun olumsuz etkilerine daha az maruz kalmaktadır.Okulöncesi eğitimde anaokulundaki eğitmenler ne gibi vasıflara sahip olmalıdır?Anaokulunda çalışan öğretmen, yönetici ve çocuklarla teması olan her türlü personelin pedagojik bir eğitimden geçmiş olması önemlidir. Çünkü çocuklar için yuva içinde gördüğü ve temas ettiği herkes ve her şey okulu temsil etmektedir. Benzer bir dilin kullanılması, ses tonunun çocukları rahatsız edecek şekilde kullanılmaması, güler yüzlü olunması, mümkün olduğunca bakımlı ve temiz bir görünümde olunması çocuklar için önem taşımaktadır. Özellikle öğretmenlerin çocukların duygularını anlamak konusunda yetenekli olmaları, empatik olmaları, problem çözme yeteneğine sahip olmaları, oyuna, dramatizasyona yatkın olmaları, kendi duygularını iyi ifade edebilmeleri, düzgün bir diksiyona sahip olmaları önemlidir. Ayrıca sürekli çocuklarla bir arada olmak en az çocuklar kadar oyunu ve oyuncağı sevmeyi gerektirir. Sadece psikoloji veya pedagoji eğitimi almış olmak anaokulu öğretmeni olmak için yeterli olmamaktadır. Anaokulu öğretmeni olacak kişinin, kişiliğinin de çocuklar gibi çoşkulu ve eğlenceli olması gerekmektedir.Her çocuk mutlaka anaokuluna gitmeli midir? Eğer gidemiyorsa anne-baba neler yapmalıdır?3 yaşından itibaren her çocuğun anaokuluna gitmesi önerilmektedir. Ülkemizde bir çok devlet okulunun anasınıfı mevcuttur ve her geçen gün de yaygınlaşmaktadır. Ancak çevresinde anaokulu bulunmayan ailelerin okul öncesi döneme ait çocuk yayınlarını takip etmelerinde yarar vardır. Anaokulları için üretilen ünite dergileri veya kavram öğreten ve bir çok beceriyi geliştiren bir çok yayın mevcuttur. Bunları takip edip günlük bir program dahilinde çocukların masa başında çalışmaya alıştırılmaları, el becerilerinin geliştirilmesi ve mümkün olduğunca yaşıtlarıyla bir arada oyun oynama olanağı sağlanması gerekmektedir. Ayrıca çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda anne-babalar için hazırlanmış yayınların okunması, anne-babalara çocuğun eğitimi sırasında ortaya çıkabilecek olası problemlerle baş etme becerisi kazandıracaktır. Okumak, öğrenmek, çalışmak konusunda anne-babanın çocuğa örnek olması ve çocukta öğrenme isteği uyandırması önemlidir. Ülkemizde bir çok çocuk eline kalemi ilkokula başladığı gün almaktadır. Çocukların öğrenebilmeleri ve beceri geliştirebilmeleri için onlara fırsat verilmesi, teşvik edilmesi ve örnek olunmasının önemi unutulmamalıdır. Çocukların çok küçük yaşlarından itibaren onların becerilerini geliştirecek oyun malzemelerinin alınması-sağlanması önemlidir. Anne-babaların çocukların gelişim dönemlerindeki zihinsel ihtiyaçları konusunda bilgilenmeleri ve bu konuda bol bol okumaları gerekmektedir. Ancak bu yolla çocukları için en uygun oyun malzemesini bulabilirler ve onları kendi ilgileri ve becerileri doğrultusunda eğitebilirlermystical2008-07-21 16:13:04
Nasıl Tuvalet Eğitimi Vereceğim?Hangi kelimeleri kullanacağınıza karar verin. Ailede kullanılan, çocuğun da söyleyebileceği basit kelimeler seçin. Çocukla ortak bir dilde konuşmanız önemlidir. Çocuğun hazır olduğunu farkedince, bir lazımlık alın (Ayakları yere değdiği için genellikle lazımlıkta daha rahat ederler ) Önce, lazımlığı oyun oynadığı odaya yerleştirin. Oyun oynarken, televizyon izlerken, üstüne oturmasına, lazımlığa alışmasına izin verin. Asla, çocuğu oturması için zorlamayın!Tuvalet ihtiyacı olunca size söylemesi için cesaretlendirin. Tuvaletini yaptıktan sonra da haber verse, onu övün . Bir dahaki sefere, daha erken söylemesi için cesaretlendirin. Çocuk alışıp sevdikten sonra , lazımlığı banyoya yerleştirin ve denemelere başlayın. 1-2 saatte bir banyoya gidin. Sabah kalktığında, yemeklerden sonra ve tuvaleti geldiğine dair belirtileri farkettiğinizde, lazımlığa oturması için teşvik edin. Birkaç dakika beklemesini sağlayın, sonuç yoksa ısrar etmeyin.Bazı çocuklar başlangıçta, çişlerini lazımlığa yapar ancak kaka için bezlerini kullanmaya devam ederler.Her başarıda onu övün, memnuniyetinizi bir gülücük veya sarılma bazen de küçük bir ödülle gösterin. Unutmayın, takdir edilen davranışlar yinelenir!Arada olabilecek kazaları hoş görün. Başarısızlıkta asla cezalandırmayın! Bu sadece, işi zorlaştırır ve çocuğu üzer. Belki, çocuğunuz henüz hazır değildir, biraz daha sabretmelisiniz.Tuvalet Eğitimi Ne Kadar Sürer?Her çocuk farklıdır. Genellikle, önce barsak kontrolü sağlanır. Çoğu çocuk, 3-4 yaş dolayında barsak kontrolü ve gündüz idrar kontrolünü başarır. Geceleri kuru kalmak içinse, bazen birkaç ay ve hatta yıla daha gerek duyabilir.Kızların çoğu ve erkeklerin ¾' ü 5 yaşında geceleri kuru kalabilmektedir. Ancak, yatak ıslatma çocukluk çağında sık rastlanan bir durumdur ve kontrol yaşı genetik etkenlerle belirlenir.Çocuğunuza kızmadan önce, annenize kaç yaşında kuru kalmayı başardığınızı sorun! Çocuğunuz, büyük tuvalete geçmek istediğinde size söyleyecektir. Klozet adaptörü ve klozete ulaşabilmesi için bir basamak veya tabure sağlayın.Yardımcı Olacak İpuçları :Tuvalete alışma ile ilgili kitaplar okuyun.Lazımlıkta otururken, yanında olun, sohbet edin.Anne, baba veya büyük kardeşlerin tuvaleti nasıl kullandıklarını göstermesi yararlı olur.Kızlara, idrar yolu enfeksiyonlarından korumak için, temizliği önden arkaya yapması öğretilmelidir.Her tuvalet sonrası elleri yıkaması öğretilmelidirmystical2008-07-21 16:12:25
Çocuğunuz Ne Zaman Yabancı Dil Öğrenmeli?Türkiye Özel Okullar Birliği, özel okulların artık anaokulu öncesi eğitimi verdiklerini, bu sayede çocukların beyin gelişiminin en uygun olduğu dönemde yabancı dil öğrenmeye başlamasını desteklediklerini belirtti. Çocuğun 3 yaşına kadar ana dilini gayet rahat konuştuğunu, 3-6 yaş arasında da en az 3 dili öğrenebilecek bir beyin yapısı oluştuğunu ifade eden Türkiye Özel Okullar Birliği Başkanı Rüstem Eyüboğlu, çocuklar için 0-5 yaş arası dönem yabancı dil öğrenme açısından hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.0-5 yaş dil öğrenimi için verimliDoğumdan itibaren 5 yaşına kadar çocuğun beynindeki nörofizyolojik mekanizmanın çok faal olduğunu vurgulayan Eyüboğlu, bu mekanizmanın yardımıyla dilin otomatik olarak beyne kaydedildiğini söyledi. Eyüboğlu, "Bu dönemden sonra bu mekanizma özelliğini kaybetmekte ve kayıt özelliği azalmaktadır. Daha süt emme dönemindeyken çeşitli sebeplerle aileleri tarafından kaybedilip vahşi hayvanlar tarafından büyütülen çocuklar hakkında kayıtlı araştırmalar var. İnsanlar tarafından sonradan bulunup büyütülen bu çocukların 5 yaşını geçmiş olanlarına konuşmayı öğretebilmek mümkün olamamıştır" dedi.Ana dil korunmalıÇukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim üyesi ve Yabancı Diller Öğretimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (YADİM) Müdürü Doç. Dr. Zuhal Okan ise, "Benim kişisel görüşüm yabancı dil eğitiminin erken başlamamasıdır. Çünkü, öncelikle çocuğun anadilini çok iyi öğrenmesi gerektiği kanaatindeyim. Çocuğun beyin gelişimi başka bir dili öğrenmeye yeterli değil ve telaffuzu çok zordur. Buna rağmen bu eğitime zorlanan çocuğun 15-16 yaşına geldiğinde bu kez anadil eğitiminin de yeterli olmadığına tanık oluyoruz" dedimystical2008-07-21 16:13:48
Sihirli ve büyülü dizilerin sakıncalarıÇocuğunuz karşınıza geçip yaptığı ilginç el kol hareketleriyle kendisini farklı bir cisme veya başka bir kişiye benzetmeye çalışıyorsa, hatta koltukların üstünden uçmaya kalkışıyorsa sebebini uzaklarda aramayın.Televizyonlarda yayınlanan sihirli ve büyülü&dizilere bakmanız yeter.Kanal D de "Sihirli Annem" ve "Ruhsar"da "Bücür Cadı ve Perili Ev", Show Tv de Hamdi Alkanın hem yazıp hem oynadığı "En İyi Arkadaşım" gibi diziler çocuklar sayesinde reyting yapsa da uzmanlar, son zamanlarda artış gösteren büyü ve sihir gibi fantastik motiflerle süslenmiş filmlerin sakıncasına dikkat çekiyor.Çocuğu saatlerce ekran karşısında kalan aileler ve uzmanlar, bu tür dizilerin çocukların yaşantısını olumsuz yönde etkilediğini düşünse de dizi yapımcıları farklı düşünüyor. Kanal D Dramalar Koordinatörü İnci Kırhan Gündoğdu, kendi kanallarında yayınlanan Sihirli Annemin çocukların psikolojisini bozduğuna inanmıyor. Aksine dizinin çocuğun hayal dünyasını geliştirdiğini düşünen Gündoğdu, gerçek sevginin sihir olduğunu söyleyerek projeye sahip çıkıyor. Çocuk hedef kitleye iş yapan yapımcı ve senaristlerin çok dikkatli olması gerektiğinin altını çizen İnci Kırhan Gündoğdu, "Çocuklar bizim geleceğimizdir." diyor. Starda ekrana gelen "Perili Ev" dizisinin senaryo yazarı Caner Güler, "Perili Ev"de sihirin fayda değil zarar getirdiğini işlediklerini söyleyerek, "Bizde sihir olumlu değil, olumsuzdan olumluya gönderme yapmak için kullanılıyor. Çocuğun yaptığı sihirler ailenin başına dertten başka bir şey getirmiyor. Çocuk, meselelerin, sihirle değil, ancak aklı ve kalbi ile üstesinden gelebileceğini anlıyor." diyor. Ekranlardaki sihirli dizilerin çoğalmasını dünyayı saran Harry Potter rüzgarının tetiklediğini düşünen Güler, problemlerin üstesinden sihirle değil; ancak sevgi, saygı ve aile içi dayanışma ile gelinebileceğini düşünüyor.Aileler filtre görevi üstlenmeli...Büyü ve sihir içeren dizilerin çocukların ilgisini çekmesini belli sebeplere bağlayan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Ahmet Çevikaslan, "Kötülerin hakkından gelen çocuk kahramanlar, isteklerini yaptırmak amacıyla büyüklere kafa tutan küçükler, oyunbazlık yapan çocuklar, çocuklardaki doğa üstü güçler bunlardan sadece bazıları. Ekranlardaki çocuk karakterler, gerçek hayattakilere göre daha başarılı, güçlü, zeki ve bazen de üstün güçlerle donatılmış durumda ve hep iyiler kazanıyor. Bu durum da çocuğun günlük yaşamdaki davranışlarını olumsuz yönde etkiliyor." diyor. Çevikaslana gelen hastalar arasında ailelerine cep telefonu aldırmak için kavga yapan çocuklar ve okullarda kendi aralarında cin, büyü, sihir sohbetlerinden etkilenen çocuklar başı çekiyor. Dr. Çevikaslan, sihir ve büyü içeren dizilerin yapımcılarına ve ailelere tavsiyede bulunarak, "Çocuk izleyicilerin duygusal ve zihinsel özellikleri hesaba katılmalı. Yapımcıların sorumluluğu yanında, anne babaların da evlerinde bu tür diziler için çocuklarına filtre görevi üstlenmeleri gerekir." diyormystical2008-07-21 16:14:38
çocuğunuz için bunları yapın1)Ona sık sık söz hakkı verin2)Kendini ve duygularını "Ne düşünüyorsun,nasıl hissediyorsun"gibi sözlerle anlamaya çalışın3)O konuşurken onun yüzüne bakın ve ciddiye alındığını hissettirin4)Onun fikirlerini değer verdiğinizi hissettirin5)Onun olumlu davranışlarını kesinlikle takdir edin6)Yaşına uygun görevler verin7)Verilen görevlerden sonra başarısını takdir edin8)Onun için zaman ayırın9)Onunla değişik konularda sohbet etme ortamı oluşturun10)Onun korku ve endişelerine saygı duyun11)Aşırı eleştirici olmaktan ve yargılayıcı davranmaktan kaçının12)Hatalı davranışlarını konuşarak uyarın ve ona doğru olanı anlatın13)Başkaları yanında onu küçük düşürmeyin14)Onun başarısızlıklarını büyütmeyin15)Başkaları ile onu kıyaslamayın16)Kabiliyetlerini fark edin ve teşvik edin17)Onu sosyal ortamlarda bulunmaya cesaretlendirin18)Topluluk içerisinde söz almasını teşvik edin19)Onu çocuk olarak görmeyip varlığını önemseyin20)Yaşına uygun oyun faaliyetlerini destekleyin21)Onu sık sık sevdiğinizi söyleyin22)Onun için önemli olan şeylere sizde önem verin23)Onun önemli günlerini unutmayın24)Aile için vazgeçilmez bir kişi olduğunun altını çizin25)Onun yerine yapması gereken şeyleri siz yapmayın26)Onun aile içi bağlarının kuvvetlenmesini sağlayın27)Olayları hep olumsuz değerlendirmeyin28)Onun okul hayatına ve eğitimine önem verin29)Sadece onun için ayırdığınız zamanlar olsun30)Onunla beraber sosyal aktivitelerde bulunun31)Yanlış ve uygunsuz cezalandırmadan kaçının32)Ondan beklentileriniz çok aşırı olmasın33)Onun farklı ve gelişmekte olan kişilik yapısı olduğunu unutmayın34)Onun için mutlu ve huzurlu bir aile ortamı sağlayınmystical2008-07-21 16:17:19
ÇOCUKTA OYUN VE OYUNCAKOyun, çocuğa hiç kimsenin öğretemeyeceği konuları,kedi deneyimleriyle öğrenmesi yöntemidir.Oyun, sonucu düşünülmeden, eğlenmek amacıyla yapılan hareketlerdir. Oyun,”iş”in karşıtı olarak düşünülmektedir; çünkü “iş” te belli sonuç söz konusudur.Piaget’ye göre oyun,bir uyumdur.Oyunun Bedensel Değeri : Çocuğun kas sistemini geliştiren aktif oyun aynı zamanda çocukta biriken enerjinin boşalmasını sağlar. Bu enerjinin harcanmaması, çocuğun nörotik, içe dönük ve alıngan bit yapıya sahip olmasına neden olabilir.Oyunun İyi Edicilik Niteliği : Çocuğu tanımada değerli bir araç olan oyun, onun günlük yaşamda çevresinden aldığı uyaranların oluşturduğu gerilimden kurtulmasını sağlar.Oyun yoluyla çocuk, en derin duygu ve gereksinmelerini ifade olanağı bulmakta ve sorunlarını kendi kendine çözebilmektedir. Çocuk, bebekleriyle evcilik oynarken, evin çeşitli bireylerine olan duygularını bu yolla açığa vurabilmektedir. Örneğin; kardeşini kıskanan bir çocuk oyunlarında kardeşi rolündeki bebeği cezalandırabilir ya da dönmemek üzere seyahate gönderebilir.Oyunun Eğitimsel Değeri : Çocuk, çeşitli biçim ve boyutlardaki oyun malzemesiyle oynaya oynaya, renk, renk, boyut ve objelerin anlamlarını kavrar. Oyun çocuğun içinde bulunduğu yaşamı kavramasını, gerçekle gerçek olmayanı ayırabilmesini öğretir.Oyunun Toplumsal ve Ahlaki Değeri : Arkadaşlarıyla oynamak, çocuğa işbirliğini ve toplu yaşam için gerekli kuralları öğretir. Oyun yoluyla sosyalleşen, “ben” ve “başkası” kavramlarının bilincine varan çocuk, vermeyi ve almayı da oyun aracılığıyla öğrenir.Çocuğun toplum ve ahlak kurallarına uyum göstermesinde oyunun rolü büyüktür. Çocuk, ev ve okul çevresinde neyin doğru, neyin yanlış kabul edildiğini görür. Ancak bu tür kurallara uymanın zorunluluğunu oyun ortamında anlayabilir.OYUNDA KÜLTÜR, İKLİM VE CİNSİYET FAKTÖRÜOyunların oluşumunda iklimin, kültürün, cinsiyetin ve yaşın etkisi büyüktür. Belirli bir kültürdeki çocuklar, çoğu oyunu bir önceki kuşaktan taklit yoluyla öğrenirler. Oyunda kültür faktörü egemendir. Örneğin, Amerikan ve Japon çocukları üzerine yapılan bir araştırma, Amerikalı çocuklarda grup oyunlarının daha çok sevildiğini ortaya koymuştur. Yine Amerikalı çocuklar sadece küçük yaşlarda dramatik oyunlardan hoşlanırken, Japon çocuklarının bu tür oyunlardan daha uzun süre hoşlandıkları saptanmıştır.Oyun türünün seçiminde mevsim ve iklim koşullarının da etkisi büyüktür. Hareketli oyun ve sporu içeren oyun türleri serin mevsimlerde, daha az enerjiyi gerektiren spor ve oyun türleri ise sıcak mevsimlerde daha çok sevilir.Cinsiyet oyun seçiminde önemli bir başka etkendir. İstanbul çocukları üzerinde gerçekleştirdiğimiz araştırma bulgularında , cinsiyete göre en çok seçilen oyun türleri şu şekilde ayrılmıştır.Kızlar : İp atlamak, istop, yakartop, saklambaç, seksek, ebecilikErkekler : Futbol, koşmaca, saklambaç, misketYAŞLARA GÖRE OYUNDA GÖRÜLEN GELİŞİMOyun biçimlerinin insan gelişimine koşut olarak farklılaştığı görülür. İlk 2-3 aylık bebeğin oyun faaliyeti, çevresindeki insanlara bakmak ve yakınındaki objeleri yakalamak üzere hareketler yapmaktan ibarettir. Daha sonra çocuğun el ve kolundaki kontrol giderek artar. Çevresindeki objeleri yakalayıp inceleyebilir.2 yaşından itibaren çocuklar günlük yaşamlarını canlandıran dramatik oyunlara yönelirler. Başlangıçta kişileştirme (örneğin, bebeklerle konuşma), objeleri kullanma (boş bardaktan su içme) veya evcilik gibi tablolar dikkati çeker. Zamanla birey ya da hayvanları taklit etmeye başlar. Yaşıtlarıyla oynadığı dramatik oyunlarda baba, öğretmen gibi roller oynar.Oyun çocuğa kendini tanımayı öğretir. Oyun yoluyla kendi güçlerini sınamakta, atılıma girişmekte olan çocuğun, oynadıkça duyuları keskinleşir, yetenekleri gelişir, becerileri artar.Çocuk oyuna yalnızca büyüklerinden gördüğünü aktarmakla kalmaz, kendi algıladıklarına deneyimlerini de katarak sentezler yapar. Oyun, çocuğun yaratma ortamıdır.4-6 yaşlarındaki kızlar bebeklerine farklı elbiseler giydirip küçük sembolik evlerini eşyalarla süslerken, erkekler izledikleri bazı savaş serüvenlerini grup oyunlarına yansıtırlar.Oyun, gerçek dünyayla hayal dünyası arasında bir köprüdür.Oyun faaliyeti tek başına ele alındığında tüm gelişime koşut olarak, oyunda da belirgin bir evrim görülür. Oyundaki bu gelişimi, Parten kısaca şöyle özetler: Tek başına oynanan oyun Başka bir oyunu izleme Paralel oyun Birlikte oynanan oyun İşbirliğine dayalı oyunPiaget, oyun gelişimiyle bilişsel gelişim arsında yakın bir ilişki olduğunu savunur ve oyun gelişimini üç farklı evrede ele alır.Alıştırmalı oyun (doğumdan 18.aya kadar)(Emme,elleri açıp kapama)Sembolik oyun (2-6 yaş) (taklit)Kurallı oyun evreleridir.. (7-12 yaş) (kurallı oyunlar)Çocuğun oyun gereksinimini en iyi karşılayan toplumsal kurum, anaokullarıdır. Çocuk anaokulunda en iyi oyun ortamını bulur, işbirliğini geliştirir, yaşıtlarıyla ilişkiye girer. Anaokulu çocuğu, kendi hakkını korurken, paylaşmayı ve başkalarının özgürlüğünü zedelememeyi öğrenir.mystical2008-07-21 16:19:55
mavi_boncuk
08.11.2007, 14:16
BİRAZ DÜŞÜNELİM (OLUMSUZ CÜMLELERDEN OLUMLU SONUÇLARÇIKARALIM)* Kötü sözler söylediği zaman gülün. Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.* Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! Yirmi bir yaşına gelince de kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin.* Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini,onun için her şeyi siz yapın ki, o tüm sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın.* Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki, böylelikle aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.* Ona istediği kadar harçlık verin ki, hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.* Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili tüm isteklerini yerine getirin ki, istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.* Komşulara, öğretmenlere, arkadaşlarına karşı her zaman onun tarafını tutun ki, onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.* Tüm bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğimiz çocuğunuz bir gün suç işlerse, kendisinden özür dileyin. Ama onu felaket dolu bir yaşama hazırladığınız için kendinize teşekkür etmekten geri kalmayın.BEN BÜYÜYORUM* Artık size daha az ihtiyacım var ve bazı sorumlulukları alabilirim.* Davranışlarım ile sizleri mutlu etmekten hoşlanırım.Olumlu pekiştireçlere ne dersiniz?* Sürekli konuşup sürekli sorular sorar ve neden niçinlere daha fazla cevap bulmaya çalışırım.* Herhangi bir beceriyi kazanabilmek için büyük bir sabır gösterebilirim.* Her * Yiyecekler için doğru araç gereçleri kullanabilirim,ekmeğimin üzerine yumuşak şeyleri sürebilirim LÜTFEN FIRSAT verin.* Tuvalete gitmem gerektiğinde uykumdan uyanabilir ve bütün gece altımı kuru tutabilirim.* Sırtım,boynum,ensem hariç kendim yıkanabilirim.* Sizlerin gerçek hayatta yaptıklarınızı tekrarlamaktan çok hoşlanırım.DİKKAT!* Kendi yaşıtlarım küçük gruplarla oynar; grubun isteğini ve kendi isteklerimi yaptırabilmek için çaba harcarım.* Hikaye dinlemekten ve anlatmaktan keyif alırım.Çoğu zaman siz yoruluncaya kadar dinleyebilirim.* Sayılara olan ilgime inanamazsınız.Bildiğim sayıları kullanarak gördüğüm tüm nesneleri sayabilirim.* Resim ve müzik çok ilgimi çeker.* Ev,ağaç,insan gibi tanıdık figürleri artık kolayca çizmeye başlayabilirim.* Makasla basit şekilleri keser ve de yapıştırırım.* Bir resmi %90 sınırları içinde kalarak boyayabilirim.* Salıncakta kendim hızlanıp yavaşlayarak sallanabilirim.* Fırsat verildiğinde ayakkabılarımı giyer,bağcıkta yardım etmenize izin veririm.* Evde ve okulda kuralları daha kolay benimser ve uygularım.* Karanlıktan ve kaybolmaktan korkarım.Gece uykudan ağlayarak uyanır ve neden korktuğumu anlamakta güçlük çekebilirim.ÖNEMLİ OLAN SİZİN BU DAVRANIŞIMDAN KORKMAMANIZ... Beni kucaklayın ve sakinleştirin...KEŞKE DEMEMEK İÇİNÇocuk yetiştirip büyüttükten sonra bir anne-babayı en çok yaralayabilecek kelime KEŞKE dir.Keşkelerin öncesinde bütün bütün süreç boyunca ZATEN vardır.Çocuğunuza zaman ayırın,kaliteli zaman.ZATEN çalışıyorum ve işimden çok yorgun geliyorum.HEM ZATEN babasıyla da/annesiyle de anlaşamıyoruz,bu yüzden genellikle sinirli oluyorum.ZATEN evin bütün yükü bende.ZATEN bizim anne babamızdan gördüğümüz neydi ki,biz de çocukla ilgilenelim.Bir de bakmışsınız ki çocuklarınız büyüyor ve yaşamınızda bazen açıklaması güç olan KEŞKE ler başlıyor.Her gün belli bir zamanınızı en azından haftada birkaç gün belli zaman dilimlerinizi çocuğunuzla birlikte olmak için ayırın. Ama bu zaman dilimlerini daha çok ona ve oyununa gerçekten katılarak,onu dinleyerek geçirin. Bu zamanlar onu gözlemeniz ve ilişkinizi geliştirmeniz için eşsiz zamanlara dönüşecektir.*Bir akşam için hazırladığınız bir öğün yemeği düşünün, ne kadar zamanınızı alıyor?*Her gün işinize gidip gelmek için tükettiğiniz zaman ne kadar?*Televizyon başında geçirdiğiniz zamanınız yaşamınızın ne kadarını kaplıyor?*Her gün oyunda veya iletişimde çocuğunuza gerçek anlamda katıldığınız ve onunla paylaştığınız kaç dakikanız var?mystical2008-12-02 15:17:27
Montessori Metodunda Kas EğitimiM. Montessori ilk Çocuk Evlerinde uygulanan kas eğitim alıştırmalarını, jimnastik olarak bilinen ve çocuğun emirlerle yapmaya zorlandığı alıştırmalardan farklı olarak tasarlamıştır.Çocuk evlerinde kas eğitimi için kullanılan araç ve alıştırmalar şunlardır:Salıncak : Bacakların gelişmesine yardımcı olur.Sarkaç: Bel kemiği, omuzlar ve göz ayarı için uygun olan bir alıştırma sağlar.Çizgi alıştırması : Yere çocuğun yürüyeceği bir çizgi çizilir. Bu çizgi alıştırması verilen istikamette bağımsız hareketleri düzenlemeye ve yönlendirmeye yardımcı olur.Küçük yuvarlak, sarmal merdiven : Bu merdivenin bir kenarında korkuluk vardır, bir kenarı ise açıktır. Basamaklar alçak ve dardır. Bu basamakları çıkarken çocuklar kendi evlerinde oranları yetişkinlere göre tasarlanmış merdivenlerde tırmanırken doğru olarak kavrayamadıkları hareketleri öğrenirler. Tırabzanlara tutunmadan merdivenleri çıkma ve inme alışkanlığı kazanırlar.Uzun atlama : Çeşitli çizgilere boyanmış alçak bir tahta platformdan meydana gelir.İp merdivenler: Diz çökmek, ayağa kalkmak, ileri ve geri eğilmek gibi çeşitli hareketlerin mükemmelleşmesine yardımcı olur. Bu hareketler denge ve kassal hareketlerin eşgüdümünü kazanmayı sağlar.Serbest jimnastik: Serbest jimnastik ile kastedilen herhangi bir araç olmadan yapılan alıştırmalardır. Ciğerlerin güçlenmesine yardımcı olan şarkıların eşlik ettiği yürüyüşler, top oyunları, çemberler, uçurtmalar serbest jimnastik alıştırmalarını ve materyallerini oluşturur.Eğitim jimnastikleri: Bu ad altında toprağın işlenmesi, bitkilerin ve hayvanların bakımı gibi diğer okul işlerinin bir parçasını oluşturan iki alıştırma dizisi kapsanır. Bu etkinlikler çeşitli eşgüdüm hareketlerini gerektirir ve açık havada gerçekleştirildikleri için önemlidir.Bunların yanında çocuklara giyinme ve soyunmalarında önemli olan hareketleri öğretmek için 10 tane tahta çerçeve kullanılır. Bu çerçeveler yoluyla çocuk küçük ve büyük düğmeleri nasıl düğmeleyeceğini ve açacağını, nasıl kopçalayacağını ve açacağını, nasıl fiyonk atıp, çözeceğini, nasıl ayakkabı bağlayacağını, fermuarı nasıl açıp, kapatacağını... öğrenir.Solunumla ilgili jimnastik: Bu jimnastiğin amacı solunumla ilgili hareketleri düzenlemektirmystical2008-07-21 16:18:23
Montessori Metodunda ÇalışmaÇocuk çalışarak kişiliğini örgütler. Bu nedenle çocuğun çalışma isteği yaşamsal bir içgüdü sayılmalıdır. Yetişkin insanın çalışmayı tatsız bir zorunluluk olarak görmesinin nedeni, çalışmanın mal ve iktidar hırsıyla yolundan saptırılmış olmasıdır. Çocuğun çalışması amacından sapmamış olduğu için ona yorucu gelmez.Çocuk maksatlı çalışmaya ihtiyaç duyar. Çocuk işini yerine getiren bir yetişkin gibi değil, kendi etkinliği uğruna çalışır. Bu etkinlik onun en büyük amacını başarmasına imkan verir: kendini ve zihnini, fiziksel ve psikolojik güçlerini geliştirmek.M. Montessori tüm çocukların çalışmaya karşı doğuştan bir sevgi sahibi olduğuna inanır. Eğer iş anlamlıysa çocuklar ona ciddiyetle ve neşeyle yaklaşacaklardır. Montessori okullarında iş nefes almak kadar doğaldır. mystical2008-07-21 16:19:04
manolya80
07.01.2008, 05:41
Sözsel-Dilsel Zeka Telefonla iletişim nasıl sağlanır? (Tartışalım). Cep telefonlarının iletişim sağlaması için neler gerekir? Dünya üzerindeki her şeyi yere doğru çeken şey nedir? Dağlar neye, ovalar neye yarar? Denizlerdeki sular durgun mudur, yoksa yer değiştirir mi? Yerde yanmakta olan bir şeyi hemen nasıl söndürebiliriz? Çevredeki kazaları azaltmak için neler yapmamız gerekir? Gördüğümüz bir kazayı anlatalım. Tavuklar yumurtlarken yumurtanın kabuğu sert midir, yoksa yumuşak mıdır? Mantıksal - Matematiksel Zeka Haberleşme araçlarının insan sağlığına zararları var mıdır? Ses mi yoksa ışık mı daha hızlı yayılır? Radyasyon nedir? Dağlar hangi geometrik şekle benzer? Buz dağları nasıl oluşur? Mısır´daki Pramitler nasıl yapılmıştır? Dünyanın yuvarlak olduğunu nasıl anlarız? (Çizimli anlatalım). Denizlerin suyunu ne çoğaltır, ırmakların suyunu ne çoğaltır? Bir tavuk kaç tane civciv çıkarabilir? Tavuklar solucan yiyor, solucana yazık değil mi? ilk yardım nedir, nerelerde, nasıl yapılmalıdır? Ehliyetsiz araba kullanınca ne olur? Görsel - Uzamsal Zeka Telefonun içinde neler vardır, söküp inceleyelim. Dünya, dağ ve denizlere ilişkin bilgileri CD. den izleyelim. Buz dağlarını CD. den inceleyelim. Buzullardan Çöllere CD. sinin izlenmesi ve tartışma. Bir yangın söndürme cihazının incelenmesi. Kümes hayvanları ile ilgili kitap ve CD. lerin incelenmesi. MÜZİK-RİTMİK ZEKA Şarkıcılar: Telefonun Delikleri. Bak Postacı Geliyor. Bir dünya Bırakın Biz Çocuklara. Trafik polisi. (Ben Büyüyünce), Pazara Gidelim. Horozumu Kaçırdılar. Beş Minik Ördek. Bir Kümes Müzikali (CD). Rirm çalışmaları. BEDENSEL-KİNESTETİK ZEKA Sanat etkinlikleri: Gazete oluşturma (proje çalışması). TV. maketi yapma. İp ve plastik bardakla telefon yapımı. Kutulardan telefon yapımı. Trafik lambası. Kese kağıdından kümes hayvanı payımı. Plastik kaşık ve pamuktan tavuk yapımı. Kümes ve hayvanlar (Proje çalışması). Eski insanların haberleşmesi (Drama). Haberleşme araçları ile iletişim (Pandomin). Oyunlar: Horoz dövüşü. Ördek yürüyüşü. SOSYAL ZEKA Dünyadaki canlılar birbirleriyle nasıl anlaşıyorlar? Hayvanlay birbirleriyle anlaşırlar mı, nasıl? Sınıflarda posta kutusu oluşturma ve sınıflar arası mekuplaşma. Evlerden birbirine telefon edip ertesi gün konuşulanları anlatma. Eğer elinde bir telefonun olsa öncelikle kimi aramak istersin ve neler söylemek istersin? Ördekler tek tek mi yoksa sürü halinde mi yaşamak isterler, niçin? İÇSEL ZEKA Çok yüksek bir ses duyunca ya da sessizlikte neler hissedersin? Telefondaki konuştuğun kişi sana neler söylerse çok mutlu olursun? Sen bir tavuk olsan birileri gelip senin tüylerini yolsa neler hissedersin? Sen bir kümes hayvanı olsan hangisi olmak istersin? Hangi kümes hayvanını yetiştirmek isterdin, neden? DOĞACI ZEKA Çevremizi korumak için kitap, dergi, gazete ve boşalmış pilleri ne yapmalıyız? Deniz, dağ ve ovaların insana yararları nelerdir? Irmak ve çaylardan insanlar nasıl yararlanırlar? Ovalar bitki yetişmesi için neden elverişli yerlerdir? Kümes hayvanlarının doğamıza yararları neler olabilir?