View Full Version: Rüya ve İslam

belma
06.01.2008, 15:31

Rüya ve İslam

İslam âlimlerinden bazıları rüyanın, rüya melekleri tarafından
gösterildiğine inanırlar. Bunun da insana rüyasında refâkat eden rüya
meleklerinin, insan ruhuna refâkat ederek değişik yerlere götürülüp
gezdirilmesi şeklinde olduğunu söylerler. Bu seyahat sırasında ruhun
gördüğü olaylar, akıl veya zihin olarak tabir edilen hafıza tarafından
kaydedilir, sonra yeri ve zamanı geldikçe veya uyandıktan sonra bir
şekilde hatırlanır.
Rüya hakkında hemen herkes bir şeyler söylemiş
ve özellikle İslam alimleri, rüya tabircileri ve filozoflara varıncaya
kadar herkes, rüya üzerine değişik yorumlar yapmışlardır. Burada
Risale-i Nur külliyatından Mektubat isimli eserde geçen ve üstat
Bediüzzaman'ın naklettiği güzel bir rüyayı ve rüyalara ait bazı ilmi
gerçekleri ifade eden bir bölümü nakletmek yerinde olacaktır. Şöyle ki:
"Bir zaman kalp ehli iki çoban varmış. Kendileri
ağaç kâsesine süt sağıp yanlarına bıraktılar. Kaval tabir ettikleri
düdüklerini, o süt kâsesi üzerine uzatmışlardı. Birisi "Uykum geldi."
deyip yatar. Uykuda bir zaman kalır. Ötekisi yatana dikkat eder, bakar
ki; sinek gibi bir şey, yatanın burnundan çıkıp, süt kâsesine bakıyor
ve sonra kaval içine girer, öbür ucundan çıkar gider, bir geven
altındaki deliğe girip kaybolur. Bir zaman sonra yine o şey döner, yine
kavaldan geçer, yatanın burnuna girer; o da uyanır.
Der ki: "Ey arkadaş! Acayip bir rüya gördüm." O
da der: "Allah hayır etsin, nedir?" Der ki: "Sütten bir deniz gördüm.
Üstünde acayip bir köprü uzanmış. O köprünün üstü kapalı, pencereli
idi. Ben o köprüden geçtim. Bir meşelik gördüm ki, başları hep sivri.
Onun altında bir mağara gördüm, içine girdim, altın dolu bir hazine
gördüm. Acaba tabiri nedir?"
Uyanık arkadaşı dedi: "Gördüğün süt denizi, şu
ağaç çanaktır. O köprü de, şu kavalımızdır. O başı sivri meşelik de şu
gevendir. O mağara da, şu küçük deliktir. İşte kazmayı getir, sana
hazineyi de göstereceğim." Kazmayı getirir. O gevenin altını kazdılar,
ikisini de dünyada mesut edecek altınları buldular.
İşte yatan adamın gördüğü doğrudur, doğru
görmüş, fakat rüyada iken ihatasız olduğu için tabirde hakkı
olmadığından, âlem-i maddî ile âlem-i manevîyi birbirinden fark
etmediğinden, hükmü kısmen yanlıştır ki, "Ben hakikî maddî bir deniz
gördüm." der. Fakat uyanık adam, âlem-i misal ile âlem-i maddîyi fark
ettiği için tabirde hakkı vardır ki, dedi: "Gördüğün doğrudur, fakat
hakikî deniz değil; belki şu süt kâsemiz senin hayaline deniz gibi
olmuş, kaval da köprü gibi olmuş ve hakeza..."
Demek oluyor ki; âlem-i maddî ile âlem-i
ruhanîyi birbirinden fark etmek lâzım gelir. Birbirine karıştırılsa,
hükümleri yanlış görünür. Meselâ: Senin dar bir odan var; fakat dört
duvarını kapayacak dört büyük âyine konulmuş. Sen içine girdiğin vakit,
o dar odayı bir meydan kadar geniş görürsün. Eğer desen "Odamı geniş
bir meydan kadar görüyorum", doğru dersin. Eğer "Odam bir meydan kadar
geniştir" diye hükmetsen, yanlış edersin. Çünkü âlem-i misali, alemi
hakikiye ile karıştırırsın."


barosum
07.01.2008, 08:31
teşekürler canım