Gebelik ve Annelik Forumu - Gebelik (hamilelik) donemi, gebelik belirtileri, tup bebek, ay ay hafta hafta gebelik, dogum, anne, bebek ve kadin forumu.

gebelikveanneliklogo






Bizi Takip Ediyormusunuz? Facebook - Twitter - Google + Gebelik ve Annelik Forumuna Ucretsiz Uye Olmak Icin Buraya Tiklayiniz



  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
0 - 12 ay
 Gebelik Forumu | Gebelik ve Annelik | Bebekler ve Cocuklar | 0 - 12 ay
Mesaj icon Konu: 0-12 Yas Arsivi(Kapalı Konu Kapalı Konu) Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Sayfa   3 Sonraki >>
Yazar Mesaj
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Konu: 0-12 Yas Arsivi
    Gönderim Zamanı: 20-Agustos-2009 Saat 09:45

Süt Dişleri Neden Önemlidir? 
Süt dişleri, kalıcı dişlerin sağlıklı bir biçimde oluşmaları ve sürmeleri için çok önemli rehber dişlerdir. Süt dişlerinin kökleri arasında çene kemiği içerisinde kalıcı dişlerin germleri yani tomurcukları bulunur...

Süt dişleri, kalıcı dişlerin sağlıklı bir biçimde oluşmaları ve sürmeleri için çok önemli rehber dişlerdir. Süt dişlerinin kökleri arasında çene kemiği içerisinde kalıcı dişlerin germleri yani tomurcukları bulunur. Bu tomurcuklar ilerde çocuğu ömür boyunca ağzında bulunacak olan kalıcı dişlerin taslaklarıdır. Süt dişleri bu tomurcukların sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için oldukça önemlidir. Süt dişindeki çürükler ve iltihap oluşumu sonradan çıkacak olan bu dişlerin oluşumunu ve gelişimini bozabilir ve bu dişlerde renk ve şekil bozukluklarına neden olabilir.

Ayrıca süt dişlerinde oluşan çürükler dişler arası mesafelerin kapanmasına neden olur. Bu durumda da çocuğun kalıcı dişleri çapraşık çıkabilir. Bu da ortodontik tedavi görmesine yani dişlerine tel takılmasına neden olabilir.

Bu nedenle süt dişlerine nasıl olsa düşecek önemsiz dişler gözüyle bakılmamalıdır. Çünkü süt dişleri ne kadar sağlıklıysa kalıcı dişlerde o kadar sağlıklı olacaktır.


SÜT DİŞLERİNİN BAKIMI NE ZAMAN BAŞLANMALIDIR?

Dişlerin bakımı bebeklikte başlamalıdır. İlk süt dişleri 6 ay civarında sürmeye başlar. Diş temizliğine ve bakımına da hemen bu dönemde başlamak lazımdır. İlk dişler steril bir gazlı bez parçası ya da temiz bir tülbent ile silinerek temizlenebilir. Bebek büyüdükçe ve diş sayısı arttıkça gelişimine uygun olan bir diş fırçası ile önceleri macunsuz daha sonra çok az miktarda çocuklara uygun diş macunu ile fırçalamaya devam edilmelidir. Diş temizliği de bebeğin günlük bakımının bir parçası olmalıdır.

 

Diş temizliğinin sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez dikkatli bir şekilde yapılması gereklidir. Bu konuda önemli nokta gece fırçalamanın yatmadan önce yapılmasıdır. Böylelikle diş fırçalamadan sonra çocukların bir şey yiyip içmemesi sağlanmış olur. Ancak bebekler gece boyunca da beslendiklerinden ağızlarında süt ya da mama artığı kalmaması için biberon ya da emzirmeden sonra bir miktar su vererek ağzın en azından temizlenmesi sağlanmalıdır.

 

Çocuğun ilk 6 yıllık ağız ve diş sağlığından ailenin sorumlu olmasıdır. Çocuklarda diş fırçası kullanımına 2–2,5 yaş civarında geçilebilir. Diş macunu seçimi de yaşına uygun olarak yapılmalıdır. Çocuk diş macunları daha az miktarda fluorid ve aşındırıcı madde içerirler bu yüzden de çocuk 6–7 yaşına gelinceye kadar bu tip macunların kullanılması tercih edilmelidir. Diş macunlarının çocuk tarafından yutulmaması da oldukça önemlidir bu yüzden fırçalama çocuk 6–7 yaşına gelinceye kadar ailenin yardımıyla yapılmalı bu yaştan sonra sorumluluğunu yavaş yavaş kendisine vererek sadece kontrol edilmelidir.

Düzenleyen mystical - 21-Agustos-2009 Saat 23:49
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 18-Agustos-2009 Saat 16:42

Nitelikli Zaman

Moda deyişiyle ‘Kaliteli’ zaman son günlerde çocuk aile ilişkileri denince en çok kullanılan kavramların başında geliyor. Ben ‘Kaliteli’ sözcüğü yerine ‘Nitelikli’ sözcüğünü kullanmayı tercih ediyorum. Bu yazımda da zamanımızı çocuklarımızla nasıl daha ‘nitelikli’ geçirebileceğimiz konusuna ayırmak istiyorum.

Zaman, özellikle kentte yaşayanların en büyük problemlerinden birisidir. Ne kendimize ne de sevdiklerimize bir türlü yetmez. Çocuklarımıza ayırdığımız, aslında çocuklarımızla geçen zaman demek daha doğru (çünkü çok azımız çocuklarımıza, onlarla baş başa geçireceğimiz özel bir zaman dilimini ayırabiliyoruz) tam bir kargaşa içinde geçer.

Çocukların herkesten çok anne-babaları ile sağlıklı bir ilişki kurmaya ihtiyaçları vardır. Çocuklar her ne kadar zamanlarının büyük bölümünü yuvada, anne babalarından uzakta geçirseler bile onların bir gününde etkili olan şey anne-babalarıyla olan ilişkilerinin niteliğidir. Tıpkı biz yetişkinlerde olduğu gibi, çocukların da evden mutlu ayrılmaları onların günlerini mutlu bir şekilde geçirmelerini sağlar. Anne-baba eve geldiğinde gün çoktan bitmiş olsa da çocuk için adeta yeni başlamıştır. Çünkü o, anne-babasının gelişini, akşamın olmasını, onlarla geçireceği zamanı bütün bir gün beklemiştir.

Elbette yorucu bir günün sonrasında anne-babanın büyük bir enerji ile akşamlarını çocukları ile geçirmeleri, evde onları bekleyen başka sorumlulukların olduğunu da düşünürsek oldukça zordur. Anne-babanın hem birbirlerine hem de kendilerine zaman ayırmaya ihtiyaçları varken; tüm zamanlarını doğal olarak yalnız çocukları ile geçirmeleri de beklenemez. Çocukları ile geçirilen zamanın keyifli olduğu kadar verimli olabilmesi için anne-babaların da kendilerine ait zamanlarının olması gerekir. Üstelik çocuklarla yoğun bir şekilde baş başa uzun bir süre geçirmek oldukça yorucudur. Zaten anne-babanın çocuğu ile geçirdiği zamanda önemli olan bu zamanın "niceliği" yani süresi değildir. Önemli olan bu zamanın nasıl geçirildiğidir. Yani ‘duygusal’ olarak çocuğunuzla olabilmenizdir. Çocuğunuzla ilişkinizde duygusal olarak varolabilmeniz için tüm varlığınızla onu dinlemeye, anlamaya çalışmanız gerekir. Çoğunlukla duygusal varlığımızdan çok yalnızca fiziksel varlığımızla katıldığımız toplantı ve iş ilişkilerini düşünürsek kendimizi ilişkiye duygusal olarak verebilmemiz oldukça zordur. Sözgelimi; çocuğumuzla bir oyun oynarken yada onunla birlikte herhangi bir başka şey yaparken onu can kulağı ile dinlemeye çalışarak, dikkatli bir şekilde gözlemlesek de hem kendimizin hem de çocuğumuzun duygularının ne kadar farkında davranabiliyoruz? İşte bu farkındalığın oranıdır geçirdiğimiz zamanın niteliğini belirleyen.

Çocuğa hem sözlü olarak hem de davranışları ile kendisini ifade edebilmesi için şans vermeniz, dinlemeniz, ilgi ve sevginizi ten temasını da içerecek şekilde hissettirmeniz önemlidir. Böylece geçirilen zaman anlamlı, nitelikli hale gelir. Ama bir taraftan çok sevdiğiniz bir diziyi takip ederken ya da bir işinizi tamamlamaya çalışırken çocuğunuzla ilişki kurmaya çalıştığınızda bu her iki taraf için de doyumlu olmaz. Üstelik bu durum çocuğunuzun huzursuzlaşmasına, hatta giderek hırçınlaşmasına neden olur. Çocuk için anne babasının da kendisi ile geçirdiği zamandan keyif alması gerekir.

Kendisi ile bir süre ‘nitelikli’ zaman geçirilen çocuk, daha sonra kolaylıkla kendisine, onu meşgul edebilecek uğraşılar bulabilir. Böylece de çocuk bağımsız zaman geçirmeyi öğrenmesi için ihtiyacı olan duygusal kapasiteyi de geliştirmiş olur.
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
sedef_85
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008
Konum: Ankara
Gönderilenler: 16821

bullet Gönderim Zamanı: 09-Mayis-2009 Saat 19:27

Çocuklarda Diş Çıkarma

DİŞLER NE ZAMAN ÇIKAR?

Ortalama olarak ilk diş 7. ay ortalarında belirir.Ancak bazan ilk diş üçüncü ayda erkenden ortaya çıkarken, bazan da on ikinci ay, hatta sonrasına sarkabilir. Dişlerin çıkışı genellikle kalıtsal düzene uyar, yani sizin veya eşinizin dişleri erkenden çıkmışsa bebeğinizde de aynı şekilde olması olasıdır. Alttaki şekilde süt dişlerinin ortalama çıkış zamanlarını görebilirsiniz :

süt%20dişleri%20ne%20zaman%20çıkar,%20kalıcı%20dişler%20ne%20zaman%20çıkar

DİŞLER ÇIKARKEN NELER OLUR?
Diş çıkarma belirtileri dişlerin kendisinden iki-üç ay önce ortaya çıkabilir. Bu semptomlar çocuktan çocuğa değişir ve aslında bunların neler oldukları ve ne kadar ağrı verdikleri konusundaki görüşler de doktordan doktora değişmektedir. Ancak genellikle diş çıkaran bir bebeğin şu tecrübeleri yaşayabileceği kabul edilmektedir :

  • Salya Akıtmak : Birçok bebek iki buçuk-üç aylıktan başlayarak salya akıtır.Diş çıkarma bunu bazı bebeklerde diğerlerine göre daha çok arttırmaktadır.

  • Çene ya da yüzde kızarıklık : Bol salya akıtan bir bebekte ,çenede ve ağız çevresinde sürekli salya temasının yarattığı tahrişe bağlı olarak deride kızarıklık ya da çatlakların oluşması şaşırtıcı değildir. Bunu önlemek için gün boyunca periyodik olarak salyayı nazikçe silin ,bebeğiniz uyurken akan salyayı emmesi için de yatak çarşafının altına bir havlu koyun. Deride kuruma belirdiğinde yumuşak bir deri kremi ile o bölgeyi sürekli nemli tutun.

  • Hafif öksürük : Aşırı salya bebeğin zaman zaman tıkanmasına ve öksürmesine yol açabilir. Bebeğiniz soğuk algınlığı ,nezle ya da allerji belirtileri göstermiyorsa bunda endişelenecek bir durum yoktur. Bebeklerin dikkat çekmek ya da ses repertuarlarını zenginleştirmek için öksürüğü sürdürmeleri sık görülen bir durumdur.

  • Isırma : Bu durumda bir ısırık düşmanlık belirtisi değildir. Diş çıkaran bir bebek eline geçen her şeyi - bu kendi eli ,annesinin memesi ,yabancı birinin parmağı olabilir - ağzına sokarak dişetlerini rahatlatmaya çalışır.

  • Ağrı : Çıkmakta olan bir dişin baskısı altında dişetinde enflamasyon gelişir. Bu durum bazı bebeklerde dayanılmaz ağrılara yol açarken bazılarında hiç sorun oluşturmayabilir. İlk diş ve azı dişleri çıkarken en fazla sıkıntı yaratan dişlerdir.

  • Huzursuzluk : Enflamasyon arttıkça ve keskin diş yüzeye yaklaştıkça bebeğin dişetindeki ağrı sürekli bir hal alabilir. Kronik agrisı olan herkes gibi sıkıntılı olabilir ve kendi normal halinden uzaklaşabilir. Bu huzursuzluk bazan haftalar boyunca sürebilir.

  • Beslenmeyi reddetme : Diş çıkarmakta olan bir bebek beslenmeyi reddedebilir. Katı yiyeceklere başlamış olan bir bebek bir süreliğine bu yiyeceklere karşı olan ilgisini yitirebilir. Ancak bu sizi endişelendirmemelidir. Çünkü bebeğiniz sıvı gıdalardan da gerekli besinleri alır ve dişi çıktıktan sonra iştahı yerine gelecektir.

  • İshal : Bunun diş çıkarma ile olan ilgisi çok şüphelidir. Bazı anneler her diş çıkardığında bebeklerinin ishal olduğunu söylerler. Bazı doktorlar büyük olasılıkla artmış tükrük salgısı nedeniyle diş çıkarmayla barsak hareketleri arasında bir bağıntı olduğunu düşünürler. Bazı doktorlar ise böyle bir bağıntının olduğunu kabul etmek istemezler ; belki de annelerin her ishali diş çıkarmaya bağlayarak önemli gastointestinal bozuklukların göz ardı edilebileceğinden çekindikleri için böyle davranırlar. Diş çıkardığı dönemde bebeğinizin dışkısının sulu olabileceğini bilin , ama iki dışkılamadan daha uzun süren ishali mutlaka doktorunuza bildirin.

  • Ateş : Ateş de tıpkı ishal gibi doktorların diş çıkarmayla bağıntılı olduğu konusunda tereddütle yaklaştıkları bir belirtidir. Dişetlerindeki şişme nedeniyle 38 C°'nin altındaki bir ateş diş çıkarmaya eşlik edebilir. Yine de bebeğinizin ateşi varsa diğer zamanlarda ne yapıyorsanız öyle davranın ve iki günde azalmazsa doktorunuza haber verin.

  • Uykusuzluk : Gece boyunca deliksiz uyuyan bebekler bile diş çıkarırken gece uyanmaya başlayabilir. Bu durumda hemen onu beslemeye çalışmayın. Bunun yerine kendi kendine tekrar uyumasını sağlayın.Gece uyanma da diğer problemlerde olduğu gibi ilk diş ve azı dişleri çıkarken daha fazla görülür.

  • Dişeti hematomu : Bazan çıkan bir diş disetinde kanamaya neden olabilir , bu da mavimtrak bir leke olarak görülür. Bu hematomlar için endişelenmeye gerek yoktur ve tıbbi girişim gerektirmeden kendiliklerinden düzelirler. Soğuk kompres acıyı azaltıp iyileşmeyi hızlandırabilir.

  • Kulak çekiştirme , yanak kaşıma : Disetlerindeki agri sinir yolları boyunca kulak ve yanağa yansıyabilir. Bebeklerin kulak enfeksiyonu olduğunda da kulaklarını çekiştirdiklerini unutmamak gerekir. Bebeğiniz diş çıkarsa bile kulak enfeksiyonundan kuşkulanıyorsanız doktorunuza danışın.

DİŞ ÇIKARKEN NELER YAPMALI?
Onlarca denenmiş tedavi yöntemi vardır. Bazıları işe yarar , bazıları yaramaz. Aşağıdakilerden bazılarını siz de deneyebilirsiniz :

  • Çiğneyecek bir şeyler vermek : Burada besin değerinden çok dişetlerindeki basıncı rahatlatmak amaçlanmaktadır. Bu nedenle de çiğnenen şey soğuk olursa yararı artar. Dondurulmuş çörek, soğuk bir muz, veya havuç, bir tülbente sarılmış buz parçası, lastik bir diş halkası. Bebeğinize çiğnemesi için ne verirseniz verin mutlaka yanında bulunun ve oturur pozisyonda olmasını sağlayın.

  • Dişlerini kaşıyabileceği şeyler : Bazı bebekler başlangıçtaki acı nedeniyle itiraz edebilir. Fakat bir süre sonra acı yerini rahatlamaya bırakır.

  • Soğuk içecekler : Bebeğinize bir biberon soğuk su verin. Biberonu reddederse bardakla vermeye çalışın. Bu sayede bebeğinizin su ihtiyacını da karşılamış olur ve ishal veya artmış salyayla kaybettiği sıvıyı yerine koyarsınız.

  • Soğuk yiyecekler : Buzdolabında soğutulmuş şeftali püresi, elma püresi, yoğurt, bebeğinize oda ısısındaki yiyeceklerden daha çekici gelebilir.

  • Ağrıyı azaltacak bir şeyler : Başka hiç bir şey işe yaramazsa parasetamol işinizi kolaylaştıracaktır. Doz ayarlaması için doktorunuza danışın. doktorunuz önermediği sürece bebeğinizin dişetlerine başka bir şey sürmeyin. Bunun içine alkollü içecekler de dahildir.

Dr.Sıtkı EVRENKAYA

Bebek%20Dişleri%20ne%20zaman%20çıkar,%20ilk%20dişhekimi%20muayenesi



Düzenleyen mystical - 10-Mayis-2009 Saat 03:40
Hayatın tadını çıkar.... Baktın onu beceremiyosun Tadını kaçıranı Hayatından çıkar..! :)
12.11.2008/11.07 En kıymetlim
IP
keumcum
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 09-Temmuz-2008
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 4833

bullet Gönderim Zamanı: 13-Nisan-2009 Saat 10:41
Anne sütünün koruması...
Bebeğe, enfeksiyonlara ve besin alerjilerine karşı direnç kazandıran anne sütünün bir yararı daha kanıtlandı. Finli araş­tırmacılar, uzun dönem gözlemlerinden sonra, me­me emen bebeklerin buluğ çağında ve sonrasında da daha sağlıklı olduklarını açıkladılar. Bebekken sa­dece bir ay süreyle meme emmiş olan 17 yaşındaki gençlerin yüzde 40'ında astım, egzama ve besin alerjileri görülürken, meme yerine biberon emmiş olan gençlerde aynı hastalıkla­rın görülme yüzdesi 65...  Doktorlar, emzirmenin hayat boyu koruma sağladığını belirtiyorlar
nosi şuka varonçi megiûxa üaybana :))))
IP
keumcum
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 09-Temmuz-2008
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 4833

bullet Gönderim Zamanı: 13-Nisan-2009 Saat 10:03

Çocuğunuzun zekasını açacak 25 yol
 Çocukların bir çok şeyi sizi izleyerek öğrendiğini unutmayın ve ona iyi örnek olun. Bunun yanı sıra onun zeka seviyesini yükseltmek için şu önerileri de dikkate alırsanız yararlı olur.
1. Onunla konuşun. Çocuklarınızla konuşmak ve onları dinlemek yapabileceğiniz en önemli iki şeydir. Kimse onunla konuşmazsa konuşmayı öğrenemez ve kimse onu dinlemezse beyni pratik yapamaz; dolayısıyla iletişim kurmayı beceremez. Konuşun, sizinle iletişim kurmaya yaşamının her döneminde ihtiyacı olacak! Araştırmalara göre, bebeğinizle konuşma şekliniz diğerlerinden farklıdır ve bebeğiniz de konuşmayı sizin sözlerinizden öğrenir. Beyin gelişimine sizin anne şefkati dolu sözleriniz faydalıdır.
2. Şarkılar söyleyin. Bebeğinizle şarkılar söyler, güler, şakalaşırsanız çocuklarınız daha erken konuşur.
3. Nesneleri anlatın. Ona bazı nesneleri isimlendirip tarif edin, diğer nesnelerle karşılaştırın, ne işe yaradıklarını açıklayın. Sizi pür dikkat dinlediğini fark edeceksiniz!
4. Arka plandan gelen sesleri kesin. Televizyon ya da radyonun sesi çok açıksa siz ve bebeğinizin dinleme ve konuşma eylemlerini engeller.
5. Çocuğunuz konuşurken bütün dikkatinizi ona verin. Sırtınızı dönmemeye çalışın, diz çöküp göz kontağı kurun.
6. Ona bir şeyler okuyun. Çocuğunuza bir şeyler okumak, dilini öğrenmesini sağlar, algılarını, dikkat genişliğini artırır. Bu yüzden kitapları hayatınızın bir parçası haline getirin, çocuğunuzu uyuturken mutlaka ona okuyun. Çocuğunuzun ilgisini çekmeye başladığında harflerin şekillerini göstererek okuyun, böylece bazı çocuklar okumayı 3 yaşından itibaren öğrenebilir.
7. Müzik çalın. Her ne kadar klasik müziğin çocuğunuza daha parlak bir zeka sağladığı ispatlanmadıysa da, müzik onun zihinsel ve duygusal gelişimini zenginleştirecektir. Bazı insanlar müzik ve matematik yeteneğinin birbirleriyle alakalı olduğuna inanır. Oysa çalışmalar, müzisyenlerin matematikte birçok insandan farklı ya da daha iyi olmadığını gösterir. Çocukların matematik yeteneğine sahip olmasında daha çok ailelerin kitaplar ve iletişimle sağladığı öğrenme cesareti önemli bir rol oynar.
8. Çocuğunuzu uyuturken ona şarkı söyleyin. Bu hem çocuğunuzun daha rahat uyumasını, hem de tekrar ile kelime hazinesini geliştirmesine yardımcı olur.
9. Müzik eşliğinde diğer şeyleri de öğretin. ” 1- 2 -3 işte yıkıyoruz ellerimizi 4- 5- 6 şimdi diş fırçalama zamanı…” gibi melodiler çocuğunuzun konsantre olmasına ve kelimeleri hatırlamasına yardımcı olur.
10. Çocuğunuzun sevdiği müziği seçmesine izin verin. Ve davullar, ziller kullanarak gürültü patırtı çıkarmasına bir süre katlanın.
11. Bırakın boyasın. Çocuklarınızın boya kalemleri ve oyun hamurlarıyla vakit geçirmesine engel olmayın çünkü bunlar el becerilerini artırır ve sanatsal bir şekilde kendilerini ifade etmelerine yardımcı olur.
12. Mutlaka beğenilerinizi sunun. Yaptıklarına iltifat edin ve onları herkesin görebileceği bir duvara asın.
13. Sanatsal faaliyetler için malzemeler bulundurun. Yumurta kutularını atmayın, alışveriş paketlerini saklayın, tuvalet kağıtlarındaki ruloları da kesmek ve yapıştırmak için kullanın. Değişik kolajlar yapmak için parktaki yaprakları toplayabilir ve duvar kağıtlarının parçalarını çocuklarınız için saklayabilirsiniz.
14. Sayıları hayatınızın bir parçası haline getirin. Matematiği ne kadar erken öğrenirse, o kadar rahat eder ve kendine olan güveni artar. Merdiven basamaklarını saymak gibi ufak adımlarla başlayın.
15. Sayıları melodik bir şekilde öğretin. “Beşten sonra altı nerde kaldı kahvaltı, altıdan sonra yedi kedi ciğeri yedi” gibi.
16. Büyük küçük gibi niceliklerden bahsedin. “Masadaki tabakları sayabilir misin?” “Büyük olanı mı yoksa küçük olanı mı istersin?” gibi sorularla başlayabilirsiniz.
17. Oyuncaklar ve oyunlar yardımıyla sayıları öğretin. Buzdolabına yapıştırılan mıknatıslı sayılar, küvete atabileceğiniz köpükten yapılmış olanlar, sayılarla ilgili yapbozlar ya da Monopoly’nin çocuklar için olanlarından alın.
18. Bazı şeyleri parçalara bölerek sayıları öğretin. Yiyecekleri küçük parçalara ayırın ve o parçaları çocuğunuzla birlikte sayın.
19. Televizyonu asla bir bebek bakıcısı gibi kullanmayın. Çünkü o çocuklarınızla iletişim kurmakta sizin yerinize geçemez.
20. Aynı videoyu ya da DVD’yi sayısız kere izlemesi sizi endişelendirmesin. Tekrar etme çocuğunuz öğrenmesine yardım eder.
21. Gezin ve öğrenin. Bir parka, kütüphaneye ya da mağazaya yapılan gezilerde çok şey öğrenebilirsiniz.
22. Ara sıra aktivitelerinizi değiştirmeyi deneyin. Diğer çocuklarla oynamasını, onları ve ailelerini düzenli olarak görmesini sağlayın.
23. Bütün kamu imkanlarından yararlanın. Parklar, kütüphaneler, müzeler, sanat galerileri ve yüzme havuzları gibi yerlere çocuğunuzu götürerek sosyalleşmesini sağlarsınız.
24. Aynaları kullanın. Bebeğinizin yansımasını izleyerek vücudunu ve hareket kabiliyetini fark etmesini sağlayın.
25. Anne sütüyle besleyin. Bebeğiniz en az 6 aylık olana dek onu emzirin

nosi şuka varonçi megiûxa üaybana :))))
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 12-Nisan-2009 Saat 00:16
Bebeklerin Stres Yaşaması

Bebeğin yeme ve barınma ihtiyaçlarının giderilmesine rağmen stres yaşaması mümkündür...

Çocuklarda ilk stres doğumla birlikte yaşanır. Bebeğin ağlaması onun anne rahminin sıcaklığı ve rahatlığından dış dünyanın soğukluğu ve inciticiliğine bir tepkidir.

Bebeği depresyona itecek nedenler nelerdir?

Bebeği depresyona itecek en önemli neden anne yoksunluğudur. İlk altı ayda anne birden ayrılırsa üç dönem belirti gösterir.

Protesto dönemi : Sürekli ağlar, dindirilemeyen ve yatıştırılamayan ağlamalar vardır. Yanına biri yaklaştığında susar ama annesi olmadığını anladığı zaman tekrar ağlamaya başlar. Kısa süreli sustuğunda biri yanına yaklaşırsa yine ağlamaya başlar. Sustuğu anda yüzünde yorgun üzgün ifade vardır.

Depresyon dönemi:

İştah azalır, kilo kaybetmeye başlar. Fizik gelişme durur, kusma ve ishal olabilir. Muhtemelen beyin büyüme hormonunu yeterli miktar salgılamamaktadır. Bunun sonucu mutlu olmayan çocuğun beden gelişimi de yavaşlayacaktır. Çocuk gözlemlendiğinde küskün ve üzüntülü görünüm sergiler.

NE KADAR AYRI KALDINIZ?

İçe kapanım dönemi: 2. aydan sonra anne yoksunluğu devam ediyorsa bebek içine kapanmaya, duygusal tepkiler küntleşmeye başlar. Çevrede olanlara ve yanına yaklaşanlara ilgisiz kalır. Dünyadan soyutlanıyor gibidir. Bu durum büyüklerin şizofrenik bozukluğuna benzer bir tablodur.

ANNE-BEBEK BAĞI

Anne ile bebek arasında olağanüstü bir ruhsal bağ vardır. Bu ruhsal bağ çocuğun beyin ve beden gelişimi için temel gıdadır. Sevgisini ilgisini veren anneler çocuklarının beyin lerinde sevgi kanallarının açılmasını, çocuklarının beyinlerinin mutluluk hormonları salgılamasını sağlarlar.

YUVA HASTALIĞI VURUYOR

Anne uzun süre hastanede yatabilir veya ayrılmak zorunda kalabilir. Böyle durumlarda çocukla teke tek sevgi bağı olan bir ilişki annenin yerini tutacaktır. Burada teke tek ilişki önemlidir. Yuva ortamında sürekli bakıcı değiştiği için bu sağlanamaz ve bazı belirtiler başlar. Çucuğun psikolojisi bozulur sevilmediğini düşünür.

YALANCI ZEKAYA DİKKAT

Yuva hastalığı (Hospitalizm) içindeki çocukların çevreye ilgileri azalmıştır, geç ve güç uyarılırlar, oturdukları yerde sallanırlar, geviş getirme gibi hareketler yaparlar, kafa sallarlar, vurmaları vardır. Bu vurmalar kendi kendilerini uyarma çabalarıdır. Parmak emmek, sallanmak gibi bedensel zevk kaynaklarına yönelirler. Zeki oldukları halde yalancı bir zeka görünümü verirler. Boy ve kiloları yaşıtlarına göre geridir beslenme ve bakım iyi olsa da ani ölümler çok olur.

ANNEYİ KAYBETME KORKUSU

Çocuk kendisine bakım veren kişiye derin bir bağlanma gösterir. Bu yetersizliğin ve çaresizliğin kaçınılmaz sonucudur. Bakım veren kişi, yani kendisini güvende hissettiği kişi ki bu çoğunlukla annedir onu dövebilir. Dövdüğü halde tekrar annesinin kucağına sığınır. Bu çocuğun en mutlu anlarından birisidir.

BAĞLANMA AYRILMA İLİŞKİSİ

Çocuğa bakım veren kişinin kısa veya uzun süre ayrılması hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Bu bağlanma-ayrılma ilişkisi insanın ileri yaşlardaki hayatına yön veren temel bir ilişkidir. Evlendiğinde veya askere gittiğinde uyum sağlayamayan, okul korkusu çeken çocuklar ve gençlerde bağlanma-ayrılma ilişkisini tam olgunlaştıramamak gerçek nedendir.

BİREYSELLEŞME BAŞLAR

Böyle insanlarda bağlandığı ve sevdiği kişiyi kaybetme korkusu vardır. Bu korku ve sıkıntı yaşamın kaçınılmaz parçasıdır. Hayatın normal sürecinde bu korku çocuğu geliştirecektir. Bireyselleşmeye itecektir.

Prof. Dr. Nevzat TARHAN

Alıntıdır
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 12-Nisan-2009 Saat 00:07
Bebeğiniz olduktan sonra onun genel görünüm ve davranışlarını çok iyi takip etmeniz gerekecek. Ancak bu sayede normal dışı davranıp davranmadığını, hasta olup olmadığını anlarsınız. Çok iyi bir gözlemci olmalı , şüphelendiğiniz bir durumda hemen doktorunuza başvurmalısınız.
GECİKMEYE GELMEZ DURUMLAR
  • Bebeğiniz yeşil renkli kusarsa
  • Ateşi 39 derecenin üzerine çıkarsa
  • Çok kusup aynı zamanda ağlarsa
  • Ağlarken bıngıldağı kabarırsa
  • Rengi solarsa
  • Kanlı ve sümüksü kaka yaparsa
ACİL DURUMLAR
  • Her zamankinden çok ve farklı şekilde ağlarsa
  • Her zamankinden farklı, hareketsiz , halsiz ve uykulu görünüyorsa
  • Tedirgin ve rahatsızsa mutlaka doktorunuzu arayın.
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 07-Nisan-2009 Saat 14:46
Çocuk Yetiştirme Rehberi
Atatürk tüm çocuklara 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı hediye ederken, onların birbirleriyle ve dünya çocukları ile bütünleşmesini arzu ediyordu. İşte çocukların gününde, ebeveynlere özel mutlu, kendine özgüveni olan, sosyal adaptasyonu yüksek çocuklar yetiştirme yolları..


Çocuklarınızı iyi yetiştirme konsuunda şüpheleriniz olursa, ara verin ve bu listeyi gözden geçirin.


Onu her zaman kucaklayın ve 'seni seviyorum' deyin...

Özellikle yeni anneler yenidoğan bebeklerinine dokunmaya korkarlar. Dokunmak en az beslenme kadar yararlıdır. Son dönemlerde bebeğinize masaj yapmanın da çok yararlı olduğu belirtiliyor. Çocuklarınıza sık sık sarılmanız aranızda duygusal bir bağın oluşmasını sağlar.


Özellikle gece yatarken hikayeler okuyun, şarkılar söyleyin..

Hikaye okumanın ve şarkılar söylemenin 2 türlü faydası vardır. Hikayeler, çocuğunuzun dil gelişimine ve dile hakim olmasına yardımcı olur. Hikaye okurken hikayedeki tüm aksiyonlarla ilgili, özellikle resimler üzerinden giderek çocuğunuzla konuşabilirsiniz. İkinci yararı da çocuklara gündelik yaşamını yapılandırması açısından yardımcı olmasıdır. Düzenli olarak yatma vaktinde veya yemekten önce şarkı söylediğinizde bebeğiniz daha sonraki aşamayı sezer. En son yapılan araştırmalara göre uzmanlar ailelerine, bebeklerini yatırmadan yarım saat önce banyo, masaj sonrasında şarkı veya hikaye okumalarını öneriyor. Düzenli olarak bunu uyguladığınızda bebeğiniz üçüncüsünde rutine alışacaktır. Bunun karşılığında bebeğiniz geceleri daha rahat uyuyacak ve daha az uyanacaktır.


Bebeğinizle o konuşmaya başlamadan sohbet edin...

Bebeğiniz doğduktan sonra kendiniz ve hayatta bilmesi gerektiğini düşündüğünüz herşey hakkında onunla konuşun. "Ben senin babanım, bu da senin annen. Annenin matematiği iyi değildir. İleri de ev ödevin olduğunda sana ben yardımcı olacağım" diyerek başlayabilirsiniz mesela.. Sonrasın da dışarı çıkarken, "Şimdi üzerini değiştireceğiz, daha sonra yürüyüşe çıkacağız, daha sonra alışverişe gideceğiz, daha sonra öğle yemeği için geri geleceğiz" diye belirtin. Büyüdüğünde birlikte ne yapacağımızı biliyor olacak. Bebeğiniz dili ağlayarak öğrenmeye başlar. Bu dönem oldukça kritiktir. Onunla iletişim kurmanın bir yolunu bulmalısınız. 'Çok açsın anlıyorum. Güzel, bir dakika beklersen hazır olması bir saniye sürecek' diyerek ona kelime ve konseptleri öğretebilirsiniz. Bebeğinizin rutin bir yaşamı olursa ağlamayacak ve kendini güvende hissedecektir.


Bebeğinizi övün

Onu övmeniz kendine olan güvenini yapılandırmak için iyi bir yoldur. 8-9 aylık dönemleirnde onun yaptıklarını alkışlayarak özgüven kazanmasını sağlayabilirsiniz.


Ona yürüme tarzızı öğretin

Çocuğunuza'teşekkür ederim', 'lütfen' sözcüklerini telkin etmek her ikiniz içinde harika olacaktır. Sizin çocuğunuzun yaptığı zararların farkında olduğunu anlamanızı sağlar. 'Anneciğim, çikolatalı süt alabilir miyim?' dediğinde yetişkinlerin dünyasın adapte olduğunu anlarsınız. Çocuğunuz neyi isteyip istemeyeceğini, hareket sınırlarını anlayacak ve terbiyeye saygı duyacaktır.


Çocukların sanatsal dünyasını keşfedin

Çocuğunuzun yaratıcılığını sağlamlaştırmak için ona güzel şeyler söyleyin. Övgü sizin dışınızdaki kişilerden de gelebilir. Çocuğunuzun yaptıklarını övmek onu yeni şeyler yapması için cesaretlendirecektir.


Bebeğiniz ağlamasına yanıt verin

Özellikle 3 yaş civarında çocuklar çok ağlarlar ve aileleri onların şımarıklık yaptıklarını düşünerek üzülürler. Hiç kimse şımarık çocuk istemez. Dünyanın güvenilir ve güvenli olduğunu hissetmeleri sağlamak sizin işiniz. İlk yıllardaki şımarıklıkları için üzülmeyin. İlk doğum gününden sonra ağlamanın ona birşey kazandırmayacağını öğretin.


Düzenli olarak pediatristinize başvurun

Çocuğunuzun gelişimi, varsa sorunları hakkında düzenli olarak pediatristinizle görüşün. Bu ziyaretler doğrultusunda çocuğunuz hakkındaki endişeleriniz ve huzursuzluğunuzdan kurtulacak, dolayısıyla çocuğunuz da kendini daha rahat hissedecek.


Diğer çocuklarla iletişim kurmasını sağlayın

Çocuğunuzun oyun gruplarına katılarak diğer çocuklarla paylaşmayı öğrenmesini sağlayın. Çocuklar 2 veya 3 yaşlarını dolduruncaya kadar diğer çocuklarla oynamak istemezler. Onun diğer çocukların da iyi olduğunu anlamasını sağlayın. Oyun oynarken yanında durmayın, onu görebileceğiniz fakat onun bunu bilmediği bir yerden çocuklarla nasıl anlaştığına bakın. Çocuğunuzun yaşıtlarından daha çok sizinle olmak istediğini ve ayrılmakta zorlandığını düşünüyorsanız onun diğer çcouklar ve yetişkinlerle daha fazla bir arada olmasını sağlayın.


Özel günlerde birlikte olmaya ve kutlamaya özen gösterin

Çocuklar rutin ve tekrarı sever. Doğum günü şarkıları, kekleri, hediyeleri onları heyecanlandırır. Aslında tüm bunlar onun arkadaşları ve aile büyükleri ile bir arada olmasını, onları tanımasını ve sosyalleşmesini sağlar.

Alıntı
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 07-Nisan-2009 Saat 14:37
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert bebeği yüz üstü yatırmanın Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini 9 kat artırdığını söyledi.


Ani bebek ölümleri
Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS) ile bebek ölümlerine neden olan diğer riskler konusunda Prof. Dr. Özmert 1 yaşından küçük bebeklerin hiç bir hastalığı olmaksızın yatağında ani olarak ölmesi durumuna Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS)denildiğini belirterek bu ölümlerin sebeplerinin çok iyi bilinmediğini söyledi.


Özmert ABÖS hakkında çalışmaların bazı uygulamaların ani bebek ölümü riskini artırdığını ortaya koyduğunu dile getirdi. Yeni doğan döneminde meydana gelen ölümlerde bebeğin yatağı ve yatma şeklinin belirleyici olduğunu belirten Özmert şunları söyledi: "Bebeği yüz üstü yatırmak ani bebek ölümü sendromu riskini 9 kat artırıyor. Küçük bebekler yüz üstü pozisyondayken uyku sırasında solunum merkezleri ve dolaşım merkezlerini yeterince denetleyemeyebiliyorlar. Yapılan çalışmalarda aniden ölen bebeklerin diğer bebeklerle karşılaştırıldığında 9 kat daha fazla yüzüstü yatırıldıkları görülmüş. Anne ve babalara bebeklerini besleyip gazını çıkarttıktan sonra sırt üstü yatırmalarını öneriyoruz. Yan yatırmada bile bir miktar risk var."


Bebek yataklarının önemi
Bebeklerin yatakta boğulmalarına yol açan nedenlerden birinin de yatağın yumuşak olması olduğunu ifade eden Özmert yan bile yatırılsa yatak yumuşaksa bebeğin ağzı veya yüzünün yatağın içine gömülebileceğini bebeğin havasız kalıp ölme ihtimalinin artabileceğini anlattı. "Bebek yatakları kesinlikle sert olmalı" diyen Özmert oyun parkı gibi başka amaçlar için üretilen eşyaların yatak olarak kullanılmasını kesinlikle önermediklerini vurguladı.


Yatağın içine konulan her türlü süs eşyası yastık ve oyuncaklar ile yatağa asılan nazar boncuklarının da kazalara ve boğulmalara sebep olabildiğini belirten Özmert şöyle devam etti: "Bir yayında şöyle bir örnek vardı: Annenin saçı bebeğin parmağına dolanmış bebeğin elinde de eldiven var. Bebek sürekli ağlıyor. Aile nedenini bulamıyor. Doktora ***ürüyorlar. Doktor bir bakıyor saç teli bebeğin parmağına dolanmış ve parmak kangrene dönüşmüş. Yani bir saç teli bile bebeğin parmağının kopmasına neden olabilir. Bu nedenle aileler çok dikkatli olmalı. Yatağın içinde bebeğin ve üzerine örtülecek örtünün dışında bir şey konulmamasını tavsiye ediyoruz. Yatağın içine süs amaçlı gereksiz hiç bir şey konulmamalı.


Ayrıca beşiğin kenarlarının genişliği bebeğin başının çıkamayacağı kadar dar olmalı ve yatakla beşik arasında boşluk bulunmamalı. Bebek elini ayağını başını o boşluğa sokup kendini yaralayabilir."



"Sigarasız ev sigarasız araba"
Bebeğin sigara dumanına maruz kalmasının da Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini 3-4 kat artırtığını belirten Özmert çocuğun yanında sigara içilmesinin yanı sıra çocuğun yaşadığı evde sigara içiliyor olmasının da o bebeğin sigaraya maruz kaldığını gösterdiğini söyledi. Özmert sigaranın bebeklere verdiği zararları şöyle anlattı:


"Sigarayı sokakta bile içseniz akciğerlerinizde depolanmış hava ile solunumu verdiğiniz zaman sigaranın içindeki zararlı maddeleri bebeğin bulunduğu ortama bırakmış oluyorsunuz. Hatta üzerinize sinen dumandan bile sigaradaki zararlı maddeler bebeği etkileyebiliyor. Aileler kendi sağlıklarının yanı sıra çocuklarının sağlığı için mutlaka sigarayı bırakmalılar. "Ben sigarayı mutfakta ya da tuvalette içiyorum" bahanesi kesinlikle geçerli değil." Özmert aileleri bebekleri yanlarında iken arabada hatta açık hava da bile sigara içmemeleri konusunda uyararak "Şu sloganı benimsemekte fayda var sigarasız ev sigarasız araba" diye konuştu.


"Bebeği normal giydirin"
Yeni doğan bebeklerin ilk bir kaç ayda terleyemediklerini ve titreyemediklerini yani vücut ısılarını ayarlayamadıklarını anlatan Özmert şunları söyledi:


"Dolayısıyla bebekler çevre ısısı neyse bunu vücutlarına yansıtırlar. Bu yansıtmadan kaynaklanan zararları en aza indirebilmek için bebeğin odasının sıcaklığının 22-24 derece civarında tutulması gerekir. Ayrıca bebeklere normal kıyafetler giydirilmeli. Eğer yeni doğan bebekler soğuktaysa mutlaka şapka giydirilmelidir. Bebekleri fazla giydirmek fazla ısıya maruz bırakmak Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini artırıyor."
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 07-Nisan-2009 Saat 14:33
Enfeksiyon hastalıkları ile birlikte görülen ateş tek başına bir hastalık değil bir bulgu. Altta yatan hastalığın işareti olabileceğinden, ateşin gerçek sebebinin bulunması gerekiyor. Bebeklik ve çocukluk çağında anne ve babaları en çok endişelendiren durumların başında “ateş” geliyor. Aileler kendilerinde telaş uyandıran bu durumla sık sık karşı karşıya geliyor. Zaten enfeksiyon hastalıkları en sık olarak bağışıklık sistemi olgunlaşmasını henüz tamamlamamış olan 3 yaşın altındaki bebek ve çocuklarda görülüyor. Bu açıdan anne ve babaların ateşin nasıl oluştuğu, nasıl ölçülüp değerlendirildiği, ateşe neden olan ciddi bakteri enfeksiyonlarının belirti ve bulgularının neler olduğu, ne zaman ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği konularında bilgi sahibi önem taşıyor. Ateşten şüphelenildiğinde, çocuğunuzun mutlaka vücut ısısı ölçülmelidir


Ateş nedir?

Vücut ısısı, normal seviyenin üzerine çıktığında ateş olarak adlandırılıyor. İnsanlar için ortalama normal vücut ısısı 37 ° C olarak kabul ediliyor. İnsanlar iç vücut ısılarını çok iyi kontrol ediyor. Beyindeki hipotalamus, termostat gibi görev yaparak vücut ısısını dengeliyor. Hipotalamus, vücut ısısını yüksek dereceye ayarladığında ateş oluşuyor. Bazı durumlarda, vücut ısısının artmış olması enfeksiyon ile savaşmada yardımcı olurken, bu her zaman geçerli değildir.” Anne ve babalar ateş konusunda çok endişeli davranıyorlar. “Eğer çocuğunuzun vücut ısısı ; makattan 38 ° C üzerinde, kulaktan 37.8 ° C, koltukaltından 37.2 ° C üzerinde ise, ateşli kabul edilebilir. “

Ateşli çocuğun tedavisi

3 ay ve altındaki tüm bebeklerin mutlaka tıbbi değerlendirilmesi gereklidir. Susuzluğu engellemek için, vücut sıvısını eksik bırakmamak gerekir. Yüksek ateş, özellikle küçük çocuklarda hızlı su kaybına sebep olarak dehidratasyon yaratabilir. Su, çorba, meyve suları verilebilecek iyi seçeneklerdir. Yemek istemeyen çocuklar beslenmek için zorlanmamalıdır. Çocuğunuz ne yemek istiyorsa kabul edilebilir miktarlarda izin verilmelidir. Okula giden çocuklar ateş 24 saat yükselmeyinceye dek evde istirahat etmelidir. Alın, şakaklar, koltukaltı, kasıklar ve bacak arkalarına ıslak ve ılık kompres uygulanması, ateşi düşürmede oldukça etkili bir yöntemdir. Soğuk su ve alkol, ateşte daha fazla yükselmeye sebep olabilecek titreme yaratacağından, kullanılmamalıdır. Uygulanan kompresler sık sık değiştirilmelidir. Aşırı kıyafet giydirme, ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden, çocukları çok az giydirmeli, uyuturken giysiler daha da azaltılmalıdır. Terletme yöntemi ile ateş düşürülemeyeceği gibi, daha fazla zarar verebileceği unutulmamalıdır.

38,9 ° C den daha düşük vücut ısısına sahip ateşli çocukların çoğunda; eğer çocuğun genel durumu iyi ise, ilaç ihtiyacı olmayabilir. 38,9 ° C üzerinde ateşli ise, asetaminofen veya ibuprofen içeren ateş düşürücüler, doktorunuza danışılarak çocuğunuzun yaşı ve kilosuna göre verilebilir. Reye sendromu olarak bilinen ani karaciğer ve beyin hasarı ile seyreden hastalığa neden olduğu için, 12 yaş ve altındaki çocuklarda aspirin, ateş düşürücü olarak önerilmemektedir.

Ne zaman doktor aranmalı?

Doktorunuzu aramak için sizi harekete geçirecek ateş; çocuğunuzun yaşına, mevcut olan hastalığına ve ateşle beraber eşlik eden diğer bulguların varlığına göre değişiklik gösteriyor. Bu açıdan çocuğunuzun durumu hakkında yorum yapmakta zorluk çektiğinizde en iyi yöntemin, doktorunuza danışmak olduğu unutmayın.

3 ay veya daha küçük bebeğinizin ateşi makattan 38 ° C ve üzerinde ise;

3-6 aylık bebekte 38,3 ° C ve üzeri olan ateşte,

6 aydan büyük bebekte 40 ° C ateş ölçülüyorsa

Ateşle beraber çocuğunuzda susturulamayan sürekli ağlama, ateş düşmesine rağmen huzursuzluğun devam etmesi, sürekli uyuklama hali, bilinç bulanıklığı ve sayıklama, ateşle beraber vücutta kızarıklık bulguları varsa,

Bebekte susuzluk bulguları (ağlarken gözyaşı olmaması, bıngıldakta çöküklük, dudak ve ağız içi kuruluğu, idrar miktarında azalma gibi) mevcutsa

Daha öncesinde veya ateşli iken havale geçirmiş ise,

72 saatten daha uzun süre ateşi devam ediyor ise,

Ateşle beraber öksürük, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, ense sertliği, sık idrara çıkma, idrar renginde değişiklik, karın ağrısı, kusma, ishal, eklemlerde kızarıklık, eklem hareketlerinde kısıtlılık ve şişme mevcut ise, doktorunuzu mutlaka aramalısınız.
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 07-Nisan-2009 Saat 14:33
Çok soğuk ve belli bölgelere konup bırakılan bezler titremeye neden olarak ateşin daha da yükselmesine yol açar

Alkol ve sirke ile vücudu silmek

Üşüyebilir korkusu ile giysilerini çıkartmamak ve daha çok giydirmek

Çok sicak veya çok soğuk içecekler vermek

Yanlış ateş düşürücü kullanmak

Aşırı dozda veya eksik dozda ilaç kullanmak

Uygun aralıklarda ateş düşürücü kullanmamak

12 yaş altındaki çocuklarda viral enfeksiyonlar olduğunda doktora danışmadan aspirin kullanmak
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 07-Nisan-2009 Saat 14:31
Bir anlık öfke bebeğinizin ölümüne yol açabilir

Ağlayan bebek karşısında öfkesine hakim olamayan ebeveynler, şiddetle sarstıkları bebeklerinin ağır nörolojik (zihinsel) engelli olmasına neden olabiliyor. Çocuk istismarı sayılan ‘Sarsılmış Bebek Sendromu’na maruz kalan her üç bebekten biri ölüyor.

ANKARA - Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Gazi Üniversitesi Çocuk Sağlığı Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Figen Şahin, bebeğin hırsla sarsılmasının ciddi zararlara yol açabileceğini söyledi.

Bazı ailelerin, sürekli ağlayan bebekleri nedeniyle çileden çıkıp, bebeği kollarından ya da göğüslerinden tutarak salladıklarını belirten Şahin, bu olay sonucu ortaya çıkan sarsılmış bebek sendromunun tahmin edilenden daha sık karşılaşılan bir durum olduğunu bildirdi.

Ebeveynlerin bunu bilinçli yapmadıklarını ifade eden Şahin, “Sarsılmış bebek sendromu çocuk istismarının çok özel bir türü. Çünkü ebeveynler bunu kasti yapmıyorlar, ancak bu konuda bilinçli olunması gerekiyor. Bebeklerin özellikle ilk 3 aylarında kolik sancı dediğimiz, ağlamalarının durmadığı, ebeveynler için yorucu olan bir dönem vardır. Bu dönemde pek çok anne-baba bunu yapıyor olabilir. Kimse bunu itiraf etmek istemiyor. Hafif olan durumlar bulgu da vermeyeceği için hekimler anlayamayabiliyor” diye konuştu.

Sendromdan ciddi şekilde etkilenen bebeklerde ise çok ağır bulgulara rastlandığına işaret eden Şahin, bebeğin ölümüyle sonuçlanan vakalar dahi bulunduğunu bildirdi.

2 YAŞINDAN KÜÇÜKLER DAHA BÜYÜK RİSK ALTINDA

Bebeklerin başlarını kontrol etmekte zorlandığı ve boyun kaslarının güçlü olmadığı dönemlerin riskli olduğunu anlatan Şahin, “Ebeveynlerin bir anlık öfkeleri sonucu sarstıkları bebeklerinin başı, öne arkaya çok şiddetli sallanıyor. Sarsılma esnasında beyin de kafatası içerisinde öne arkaya gidiyor. Bebeklerin beyinleri daha yumuşak, sıvımsı bir yapıda olduğu için beyindeki kan damarları ve sinir hücreleri kopuyor. Buna bağlı olarak da beyin kanaması ortaya çıkıyor. Bebeğin gözle görülür bir yarası olmamasına rağmen, beyin ve göz altı kanamaları gibi bulgular sarsılmış bebek sendromunu gösterebilir. Burada hekimlerin bilgili olması çok önemli” diye konuştu.

Şahin, özellikle 2 yaşından küçük olan bebeklerde dikkatli olunması gerektiğini, ancak nadir de olsa 5 yaşın altındaki bebeklerde de sarsılmış bebek sendromunun yaşanabileceğini kaydetti.

“Öfkeyle sarsılan, sarsılmış bebek sendromuna maruz kalan bebeklerin yaklaşık 3’te biri ölüyor, 3’te biri ağır nörolojik engelli kalıyor, 3’te biri de çok hafif bir şekilde, herhangi bir hasar olmadan atlatabiliyor” diyen Şahin, bebeğe ciddi zararlar vermesi, hatta ölümüne yol açabileceği için sendromunun çocuk istismarı alanına girdiğini belirtti.

SEVERKEN YAPILAN SARSMALAR

Türk toplumunda bebeklerin genellikle havaya fırlatılarak, hoplatılarak sevildiğini anlatan Şahin, “Bebek sevilirken çok şiddetli sarsılıyorsa belki bu bebeklerde de olabilir ama öfkeyle sarsmanın şiddeti çok farklı. Onun için ayakta sallarken, elimizde sallarken çok şiddetli olmamasına dikkat edersek bu durumlarda birşey olmaz. Daha çok öne arkaya şiddetli ve öfkeyle sarsılma durumlarında olur” diye konuştu.

Ailelerin böyle bir olayın bebeğe ne kadar zarar verebileceğini anlamaları gerektiğine dikkati çeken Şahin, bebeklerin ağlama nöbetlerinde ebeveynlerin yapması gerekenleri şöyle anlattı:
“Çok yorgunluk ve uykusuzluk öfkeyi kontrol etmeyi güçleştirir. Bebeklerin ilk ayları zor bir dönemdir. Hele de huysuz, çok ağlayan bir bebekleri varsa, ebeveynler, öncelikle en yakınlarından yardım istemeli. Aile yakınlarından destek olanağı varsa, onlar 1-2 saatliğine bebekle ilgilenirken ebeveynler dinlenmeli. Eğer yardım alınacak biri yoksa ve bebek çok ağlıyorsa, anne ya da baba öfkesini kontrol edemediğini hissediyorsa, bebeği yatağına bırakıp, odanın kapısını kapatıp bir süre orada bırakmalı ve öfkesi dinene kadar başka bir yerde sakinleşmeli. Öfke kontrolü yapabilmek çok önemli. Ailelerin bunu öğrenmeleri veya bu konuda yardım almaları gerekiyor.”

Çok genç anne baba olmuş, eğitimsiz, yoksul, iş yükü fazla, evde çok sayıda çocuğu olan ebeveynlerde riskin arttığına dikkati çeken Şahin, öfke faktörünü arttıran her nedenin riskin biraz daha artmasına neden olduğunu, bu nedenle ebeveynlerin mümkün olduğunca kendilerini hazır hissetmeden anne baba olmamaları, bakabilecekleri kadar çocuk yapmaları, özellikle bebeğin ilk dönemlerinde aileden veya çevreden sosyal destek alabilmelerinin önemli olduğunu kaydetti.

Hastalara, kendilerine danışan ailelere sarsılmış bebek sendromu ile ilgili bilgi verdiklerini belirten Şahin, bu konuda daha yaygın, geniş kitlelere ulaşabilecek bir kampanya yapılması gerektiğini de sözlerine ekledi.

İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
Aykiz__
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Nisan-2008
Konum: Fransa
Gönderilenler: 54633

bullet Gönderim Zamanı: 30-Mart-2009 Saat 23:41
Boğaza Yabancı Cisim Kaçması
Boğaza kaçan yabancı cisimler anında uygun müdahele ile çıkarılmadığında boğulma tehlikesi yaratırlar. Bilinci kapalı bir hastanın takma dişleri, dili, tükürük, kan veya kusmuğu da boğazı tıkayarak ölüme yol açabilir.

Ayrıca, bazı infeksiyonlar, yanıklar, böcek sokmaları veya çeşitli maddelere karşı aşırı duyarlık sonucunda gırtlak şişmesi (larinks ödemi) veya gırtlak kaslarının kasılmasıyla solunum yolları tıkanır. Boğazdaki tıkanmanın nedeni ne olursa olsun, belirtiler solunum güçlüğü, hırlama, çırpınmadır. Olay daha uzadığında baş geriye doğru atılmış, yüz morarmıştır, köprücük kemiklerin üstü çukurlaşmıştır. Bu belirtiler çok çarpıcı olup kişiye derhal aşağıda anlatılan ilkyardım hareketleri soğukkanlı bir şekilde uygulanmalıdır:

a) Parmakla çıkarma: Boğaza kaçan yabancı cisim yeterince büyükse iki parmağı kerpeten gibi kullanarak cisim çıkarılabilir. Bir elle hastanın alnına bastırırken diğeriyle cismi çıkarmaya çalışın ancak kesinlikle zorlamayın. Yoksa cismi daha geriye itebilir ve tehlikeyi büyütürsünüz. Çocuklarda başarılı olacağından emin olunmadıkça ağıza parmak sokarak cismi yakalamaya kalkışmayın çünkü bu hareket cismi daha derine itebilir.

b) Heimlich manevrası: Yabancı cisim elle çıkmıyorsa oturur durumdaki kazazedenin arkasına geçerek iki kolunuzla kucaklayın ve iki elinizi mide boşluğunun üzerinde bitiştirin; bundan sonra önden arkaya doğru ani bir şekilde bastırın. Böylece diyafragma kasını yukarı kaldırmış ve yabancı cismi çıkan havayla fırlatmış olursunuz. Karnın bu şekilde sıkıştırılmasıyla 1 litre kadar hava hızla boşaldığından solunum yolundaki yabancı cisim kolayca atılabilir.

Bilinci kapalı olan hastalarda hastanın önünde ata biner gibi durun ve bir elinizle öbür elinizin yumruğunu kavrayarak aynı manevrayı yapın. Hasta çocuksa başı aşağıya gelecek şekilde ayaklarından tutun ve sırtına, iki kürek kemiğinin arasına vurun.
ayşenur'um 22/09/08
Ahmet Emre'm 25/04/2010
29 HARFTE ÇOCUK EĞİTİMİ
IP
belma
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 12471

bullet Gönderim Zamanı: 24-Mart-2009 Saat 17:38
Etiler Memorial Polikliniği Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gökhan Mamur, 'bebeklerde diş çıkarma' ile ilgili önemli bilgiler verdi: "Diş, dişetine yaklaştıkça o bölgede kızarıklık ve şişlik olur. Bazı dişler, diğerlerine oranla daha ağrılı çıkar. İlk çıkan diş, bazen en kötüsüdür. Diş çıkarırken şu belirtiler görülebilir:

* Artan tükürük.

* Uyku düzensizliği.

* İştahsızlık.

* Bebeğin ellerini ısırması.

* Ağız çevresinde hafif. döküntü ve huzursuzluk.

* Sıkıntı çeken bebeğin diş etine hafif basınç uygulanırsa, bebekte bir rahatlama görülür.
İyiki varsın canım oğlum.Çınar'ımm
IP
pinar35
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 06-Ekim-2008
Konum: İzmir
Gönderilenler: 39879

bullet Gönderim Zamanı: 17-Mart-2009 Saat 18:47
Anne Sütü Nasıl Saklanır?
 
Anne sütünü saklamanın püf noktaları..

Sağılan Anne Sütü;

ODA ISISINDA 8 SAAT;

BUZDOLABINDA 72 SAAT;

DERİN DONDURUCUDA 3-4 AY SAKLANABİLİR.
 
Burada dikkat edeceğiniz hususlar;
Sütü, bebeğin içebileceği miktarlarda küçük kaplarda saklayın.
Bebek; küçük miktarlarda ayırdığınız sütün tamamını içemediyse kalan sütü tekrar buzdolabına koymayın, artanını atın.
Süt; ocakta altını yakıp doğrudan ısıtılmaz; benmari usulüyle ısıtılır.
 
NOT:  Benmari yönteminde ocağın üstüne içi su dolu küçük bir tencere konur. İçi sütünüzle dolu kap bu suyun içine konularak ısıtılır.

Sütün kaynamasına izin vermeyin!



Düzenleyen mystical - 17-Mart-2009 Saat 21:05
Elif Naz'ım.... Nazlı Kızım.........
04.05.2009 Pazartesi 08:30 da dünyamı aydınlattın Meleğim...

Bitanecik kızçem seni çok seviyorum minik cimcimem.
IP
mystical
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 16-Subat-2007
Konum: -- Yurtdışı --
Gönderilenler: 8417

bullet Gönderim Zamanı: 07-Mart-2009 Saat 00:47
Arkadaslar kirk cikarmak ile ilgili bazen sorular soruluyor merak eden arkadaslarimiz var bende bu konu ile ilgili buldugum yaziyi sizle paylasmak istedim kirk cikarmak ile ilgili hersey yazida mevcut :)

Kırk Basması İnanışı
Anadolu halkı loğusayla kırklı çocuğun doğumdan sonraki kırk gün içerisindeki hastalıklarına ve ileriki aylardaki gelişim eksikliğine; kırk basması, kırk düşmesi, kırk karışması, loğusa basması, aydaş gibi adlar vermektedir.

Kırk günlük dönem içerisinde loğusa ve kırklı çocuğa birtakım canlı ve nesnelerin zarar vereceği inancı yaygındır. Kırk baskınlığını önlemek için yapılan pratik ve uygulamalar oldukça yaygındır.

Kırk baskınlığını önlemek için;

- Anne ve çocuk kırk gün dışarı çıkarılmaz,

- Loğusa kadın ve kırklı çocukların birbirleriyle karşılaştırılmamasına dikkat edilir,

Anadolu’da çocuğa kırk basması çocuğun gelişmemesi ve zayıflamasıyla ilişkilendirilmekteydi.Kırk baskınlığını giderme yolunda da dinsel,büyüsel birtakım pratik ve uygulamalara baş vurulmaktaydı.Günümüzde artık bu türden uygulamalar yok denecek kadar azdır.

Kırklama (Kırk Çıkarma)
Loğusa ve kırklı çocuğa kırk basmaması için loğusanın ve çocuğun serbeste çıkması için; kırk gün içerisinde genellikle kadın ve çocuğun yıkanması biçiminde yapılan uygulamaya “kırklama” adı verilmektedir.Yaygın olarak kullanılan “Kırklama” tanımlanmasının dışında bu olaya halk arasında; “kır dökme”, “kırk çıkarma” vb. adlar da tanımlanmaktadır.

Anadolu’da kırklama işlemi en yaygın olarak kırkıncı gün yapılmaktadır.Bu süre yörelere göre farklılık göstermekte; 7., 20., 30., 37., 39., 41. günlerde de kırklama yapılmaktadır.Bu işlem yörelere göre şekilde bazı farklılıklar gösteriyor olmasına karşın içerikte aynı amaca yönelik bir uygulamadır.Doğumla ilgili adet ve uygulamalar içerisinde kırklama işlemini geçmişte olduğu gibi günümüzde de değişmez bir kural olarak geçerliliğini sürdürmektedir.

Kırk günü tamamlamış olan çocuğun ve kadının kırkını çıkartmak gerek.

Kırk Çıkarma (Kırklama) Çesitleri
Asagida 3 adet yol okuyabilirsiniz bunlarin cesitliligi her yorede farkli bir yontem ile kiriklama yapildigi icindir belki sizinde kiriklama yonteminiz farklidir, Bu yuzden eger siz daha degisik 40 cikarma yapiyorsaniz lutfen bizimlede yorumlariniz ile paylasin.

1) Kırk tane buğday tanesine İhlâs suresi okunur. Bunlar bebeği banyo yaptırmak için hazırlanan suyun içine konur. Bebek bu suyla banyo yaptırılır. Bebeğin bütün kıyafetleri yıkanır. Anne de banyo yapar. Böylelikle her ikisinin de kırkı çıkmış olur.

2) Doğum ardindan kırk gün sonra çocuk ve ananın kırkı çıkarılır. Bunun için en az kırk delikli bir süzgeç yahut hamam kesesinden üç tas su geçirmek şarttır. Bu üç tas su ana ve çocuğun başından aşağı dökülür. Tastaki suyu dökmeden önce, bunu yapacak olan kadın, “Kırk, kırk, kırk, …” elini tastaki suya kırk defa çarpar. Hamam olan yerde, doğuran kadın hastalıklarını atmak için terletilmesi yoluna gidilir. Bundan başka, bir yumurtanın içine türlü baharat karıştırılarak bedenine sürülür. Bazı yerlerde doğumun yedinci ve yirminci günlerinde de kırk çıkarma işlemleri yapılmaktadır.

3) Bu  iş  için  çeşitli  yerlerden  40 tane  küçük  taş  parçası  topnanır. Bu  taşlar  temizlenip  kaynatıldıktan  sonra  bir kova içindeki ( ılıtılmış)  suyun  içine  atılır.  Ateş  üzerinde  kaynatılan  suya  soğuk su eklenerek   ılık  hale  getirilirken ,  çocuğu ;  kadının  bir  tanesi  soyup,  çıplak bir halde hazır olarak bekletir. Diğer  bir  kadın  ise  çocuğun  başının  üzerine  bir  elek  veya  ilistir  denen  delikli   süzgeç  tutar.  Kova  içine  boşaltılmış   ılık  suyun  içine, kırk taş atılmış sudan bir bir tas ile çocuğun  başından “  ağrın -  acın  bu sular ile   gitsin”   diyerek  aşağı  dökülür. Ondan  sonra  çocuğun  kafası  eller  arasına   alınarak,  ayakları  aşağı  doğru   sallandırılır  ve  aynı   sözler  tekrarlanır.   Daha  sonra  tekrar  doğrultup,  çocuğun  iki   ayaklarını   bir  araya   getirip,  kafası   aşağıya   gelecek  şekilde  bütün  ağırlığı  ile  aşağıya doğru  sallandırırken,  bir eliyle de  iki  ayagının  üzerine  bir  kaç  sefer vurduktan sonra,  çocuk  tekrar  doğrultulup  üzerindeki yaşları  bir  bez ile  sildikten  sonra  üzeri  giydirilir  ve  beşiğine  yatırılır. Çocuğun  taş  gibi  uyuması   içinde  bağrına  bir taş koyulur.  Böylece ” Kırk  çıkartma “  işlemi  bitmiş olur.

kaynak: Hamilelik ve Dogum

IP
mor_kedi
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 3415

bullet Gönderim Zamanı: 26-Subat-2009 Saat 17:41
Gece beslenmeleri devam ediyorsa; bebeğin kendi kendine uyumayı öğrenmesinden önce; gece beslemelerinin yerini bebeğin sırtını sıvazlamak, hafif hafif poposuna vurarak pışpışlamak gibi anne-baba müdahalesini içeren bir yöntemin almasını sağlayın.
Ne yapmanız gerekiyor?
Bebeği sakinleştiren ve uyku zamanın geldiği sinyalini veren bir uyku öncesi rutini oluşturun. Örneğin banyo yaptırmak, bir masal okumak ve bebeğe sarılmak gibi.
Birinci gün
Yanına giderek bebeği rahatlatmadan önce beş dakika ağlamasına izin verin. Bir sonraki seferde 10 dakika ve daha sonra 15 dakika bekletin. Bebek 15 dakikadan sonra halen ağlamaya devam ediyorsa, gecenin geri kalan kısmında bebek uykuya dalana kadar, rahatlatmak için yanına gitmeden önce 15 dakikalık bekleme süresini uygulamaya devam edin.
İkinci gün
Yanına gitmeden önce bebeğin 10 dakika ağlamasına izin verin. Daha sonraki seferde bebeğin yanına gitmeden önce 15 ve sonra da 20 dakika bekleyin. Bebek uykuya dalana kadar sakinleştirmek için yanına gitmeden önce 20 dakika beklemeye devam edin.
Üçüncü gün
Yanına gitmeden önce bebeğin 15 dakika ağlamasına izin verin. Daha sonraki seferde bebeğin yanına gitmeden önce 20 ve sonra da 25 dakika bekleyin. Bebek uykuya dalana kadar sakinleştirmek için yanına gitmeden önce 25 dakika beklemeye devam edin.
Üçüncü günün sonunda çocukların çoğu kendi kendine uykuya dalmayı başaracak ve bir haftanın sonunda ise bu yönteme mutlaka cevap vereceklerdir. Aksi halde çocuk doktorunuzla durumu görüşün.
Bebeğin anne-baba tarafından teskin edilmesinden, kendi kendini teskin etmesine geçişi sağlayan Ferber yöntemi aşamalı ancak katı bir teknik. Yaygın inanışın aksine Dr. Ferber ne bebeğin kucağa alınmasının bebeği şımartacağını ne de anne-babanın hiç bir şey yapmadan bebeği yalnız başına ağlamaya terk etmesini savunmuyor.
Tekniğin olumsuz tarafları
Bu yönteme kalbin dayanması kolay değil! İlk anda birkaç gün kısa bir süre gibi gözükse de, birçok anne-baba bebeğin uzun süre ağlamasına dayanamamakta ve dolayısıyla önerilen takvimi uygulayamamaktadır.
hoş geldiniz :)
prensesim ÖYKÜ ELİF (4 mayıs 2008)
prensim ÖMER ALP (22 nisan 2010)
IP
gülbin
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 28-Mart-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 22038

bullet Gönderim Zamanı: 26-Subat-2009 Saat 17:13
.5 yaşından itibaren bebeğinize resim kağıdı ve boyalar vererek resim yapması için destekleyin
 
canım verdım vermemmı cok sevıyo kagıta bısetler yazmaya tabı bu arada koltuklarımın derılerını boyadı :(
 
Bebeğinizi 18 aylıktan itibaren müzik eşliğinde dans etmesi için teşvik edin. Hızlı müzikle hızlı dans ederek "hızlı" sözcüğünü kullanın. Dingin müzikle yavaş hareket ederek "yavaş" sözcüklerini öğrenmesini sağlayın.
yav cagını bır gorsenız yurumeye basladıgından berı muzıkle dans etmeye bayılıyo esımın kulagı cok ıyıdır muzuk konusunda babamda bır sure musıkı egıtımı almıs onlara cekmıs sanırım muzıgın makamına gore oynuyo hızlı ıse hızlı yavassa yavas:)
 
 2 yaşından itibaren bebekler gözledikleri olayları taklit etmeye başlarlar. Bu dönemde çocuğunuzla birlikte günlük yaşantıyla ilgili oyunlar oynayabilirsiniz. Örneğin bebeği yıkama, uyutma, yemek yedirme v.b.
gecen gun onune elma dılımledım versım yemıs az bısey kalmıs doymus herhalde bı baktım gırmıs cadırına lamıs ayısını ona yedırıyo
 
canım sagol yazdıkların cok guzel gercekten ayına gore hepsını yapıyolar ya
 
 
 
aşkım + oğlum = ben

22 hazıran 2007 15:15
IP
mor_kedi
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 3415

bullet Gönderim Zamanı: 26-Subat-2009 Saat 17:03
Dil gelişimini desteklemenin püf noktaları
-
Bebeğinizin gözlerinin içine bakarak ve gülümseyerek onunla konuşun. Onu ismi ile çağırın.
- Yatağın üzerine bebeğin göz teması kurabileceği, renkli, farklı sesler çıkaran hareketli oyuncaklar asın. Seslere yönelmesi, hareketleri izlemesi için yönlendirin. Dördüncü aydan sonra oyuncağa uzanması ve dokunması için destekleyin.
- 3-4. aydan itibaren bebeğinizi kucağınıza alarak ayna karşısına geçin. Ona ismi ile seslenin, çıkardığı sesleri tekrar edin.
- Bebeğinizi olabildiğince çok aile görüşmelerine dahil edin. Akşam yemeğinde masada diğerlerinin konuşmalarını dinleyerek çok sayıda kelime öğrenir.
- 12. aydan itibaren çocuğunuzun eline orta büyüklükte kırılmayan çelik ayna vererek "Bak benim burnum burada, senin burnun nerede?" şeklinde oyun oynayabilirsiniz.
- Resimli kitaplar okuyun. Sayfaları çevirmesi için fırsat yaratın. Okuduğunuz hikayeler hakkında basit sorular sorun. Resim göstererek "Bu ne?" diye sorun.
- Masal, çocuk şarkıları, ninni, klasik müzik dinletin.
- Radyonuzu açın ve programları değiştirin. Müzik ve haberler bebeğinizin değişik tonlu sesler duymasını sağlayacak, duyduklarına tepki verecektir.
- Çocuğunuzla bebeksi konuşmak yerine onunla doğal şekilde konuşmaya özen gösterin.
- Onun çıkardığı sesleri taklit edin. Bebeğinizin söylediği "ba ba", "de de" gibi sesleri içeren cümleler kurun, "Ba-ba seni seviyor", "De-de geldi" gibi.
- Altını değiştirirken yumuşak sesle şarkılar söyleyin. Günlük hayatınızda neler yaptığınız hakkında, bebeğinizin hayatında olan kişiler; abla, ağabey, büyükanne v.b., ev hayvanlarına ilişkin şarkılar yaratarak söylemeyi deneyin.
- Bir yaşından itibaren bebeğinize çevresini keşfetmesi için fırsat tanıyın.
- Etrafındaki insanlara, çocuklara tepki göstermesi için onu cesaretlendirin; gülümsemek, el sallamak gibi.
- Oyun alanlarında yaşıtlarıyla zaman geçireceği ortamlarda bulunmasını sağlayın.
- 1.5 yaşından itibaren bebeğinize resim kağıdı ve boyalar vererek resim yapması için destekleyin.
- Bebeğinizi 18 aylıktan itibaren müzik eşliğinde dans etmesi için teşvik edin. Hızlı müzikle hızlı dans ederek "hızlı" sözcüğünü kullanın. Dingin müzikle yavaş hareket ederek "yavaş" sözcüklerini öğrenmesini sağlayın.
- 2 yaşından itibaren bebekler gözledikleri olayları taklit etmeye başlarlar. Bu dönemde çocuğunuzla birlikte günlük yaşantıyla ilgili oyunlar oynayabilirsiniz. Örneğin bebeği yıkama, uyutma, yemek yedirme v.b.
- Çocuğunuzun dil gelişimi konusundaki endişelerinizi uzmanlarla paylaşmaktan kaçınmayın.

hoş geldiniz :)
prensesim ÖYKÜ ELİF (4 mayıs 2008)
prensim ÖMER ALP (22 nisan 2010)
IP
misafir2
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayıt Tarihi: 28-Aralik-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 3170

bullet Gönderim Zamanı: 26-Subat-2009 Saat 14:34
DENİZİMİN BU SABAH DİŞİ ÇIKTI İNCİLENDİ BONCUĞUM
ÇOKKK MUTLU OLDUK EPEYDİR SIKINTILIYDI
SABAH BİRBİRİMİZE CİLVE YAPMAKTAN İŞE GEÇ KALDIM OLSUNNN,ÇOK GÜZELDİ
DİŞ HEDİĞİNİ HAFTASONU YAPICAM


Bebeğimin diş hediği

Günümüze ulaşan çok eski bir Türk geleneğine göre, bebeğin ilk dişi çıktığı zaman, dişlerinin buğday taneleri gibi düzgün olması için bir kutlama yemeği verilir.

Bebeğin ilk dişi çıktığı zaman, bu bir yemekle kutlanır. Bu çok eski bir Türk geleneğidir ve günümüze dek ulaşmıştır. Bebeğin dişlerinin buğday taneleri gibi düzgün olması için paylaşılan bir dilektir "diş hediği". Bebeğin dişini ilk gören kişi hediğe güzel bir armağanla gelir.

Diş hediği, buğdayın ezilmeden, hafif diri kıvamda haşlanmasıyla yapılır. Örneğin 1 kilo buğday haşlanır, süzülür ve ateşten alınır. Sıcakken üzerine 1 su bardağı toz şeker serpilir. 250 gr ceviz içi 4’e bölünüp, katılır. Arzu eden tarçın da koyabilir. Bazı yörelerde leblebi ya da leblebi şekeri de serpiştirilir.

Diş hediğinin sunumu da özeldir. Bir servis tabağına ya da tepsiye konan hedik, büyük bir sininin (geniş, kenarları alçak tepsi) ortasına yerleştirilir. Etrafına meslekleri simgeleyen kalem, makas, derece, berber fırçası gibi nesneler konur. Bebek hangisine uzanırsa, gelecekte o mesleği seçeceğine inanılır.

Masada ayrıca çeşitli börekler, çörekler, tatlılar vardır. Bu tür törensel kutlamalar, aslında bebeklere verilen değerin, ailenin sevdiği insanlarla paylaşımıdır.

Bebeğin yaşadağı ilk özel durum değildir "diş hediği"... Daha once de "40 Uçurma" denilen başka bir gelenekle, ev ev gezmiştir bebecik. Bebeğin 40 gün evden çıkmamasını öngören zihniyet "40 Uçurma" ile ona özgürlük vermiştir.

"40 Uçurma", bebeğin iade-i ziyaretidir, dost ve akrabalara. Bebek gelecek evlerde bu konuda hazırlık yapılır. Bebeğe "3 Beyaz" armağan edilir. Bu beyazların ilki yumurtadır ve bir mendile sarılarak bebeğin koynuna konur. Diğer beyazlar tercihe kalır. Beyaz bir giysi, toz şeker ve un, genellikle armağanlar arasında yer alan beyazlardır.

Bunlar belki bazı yönleriyle kafamıza yatmayan, ancak aileyi biraraya getiren, bebeklere verilen değeri gösteren gelenekler. Ancak bebeklerle ilgili terkedilmesi gereken, sakıncalı sonuçlar getirecek olanlar da var.

"Bebek güneş battıktan sonra dışarı çıkarılmaz", "yeni doğan bebeğe ilk gün süt verilmez" gibi...

Oysa, bebeğin anneni ilk sütünü mutlaka alması gerek. Çünkü ağız sütü denen bu süt çok yararlı, bebeğin bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Bebeği görmeye gelenler nazar etmesin diye bebeğin yüzüne tavanın altındaki isten süren anneler de var.

Fakir Baykurt’un “Kaplumbağlar” romanında geçiyor: Bebeğin beşiğine “nazar değmesin” düşüncesiyle konulmak üzere, üç kaplumbağ yavrusu, bir karınca yuvasının yanına ters olarak yerleştiriliyor ve ölüme bırakılıyordu. Bir sure sonra karıncalar kaplumbağları bitiriyor, kabuklar tertemiz açığa çıkıyordu ve bebeğin beşiğine süs oluyorlardı.

Bebek ilerde tertemiz, daha dayanıklı olsun diye vücudunu tuzla ovanlar da var, bebeğin parmakları arasında oluşan pamukçukları temizletmeyen de…

Genç annelerin daha bilinçli olduklarına, gelenekleri akıl süzgecinden geçirerek programlarına alacaklarına olan inancımız bizi rahatlatıyor. Ne terkedelim geleneklerimizi, ne de koru körüne bağlanalım.



Düzenleyen mystical - 27-Subat-2009 Saat 00:56
IP
bebegimm
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayıt Tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 4914

bullet Gönderim Zamanı: 26-Subat-2009 Saat 13:39
benim gibi merak edenler için Wink
 
 
 
 
 
Image%20Hosted%20by%20ImageShack.us
 
bir sen varsın oğluşum, birde şarkılar..

20.03.2008 17:50

bebeğim teşrif ettiler
IP
butterfly
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 18-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 7391

bullet Gönderim Zamanı: 07-Subat-2009 Saat 23:05
Çocuklarda Ağız Kokusu Neden Olur?


Çocuklarda ağız kokusunun nedenleri şöyle sıralanabilir:

Dişlerle ilgili nedenler: Dişlerde yetersiz bakım sonucu oluşan plak tabakası, gıda kalıntıları, diş çürükleri, diş eti hastalıkları ağız kokusuna yol açar.
Burun ve ağızla ilgili nedenler: Geniz akıntısına yol açan sinüzit gibi hastalıklar, burunda tıkanıklık, burunda yabancı cisim, bademcik iltihabı ( tonsilit / anjin ), bademcik ( tonsil) taşları. En sık neden burun tıkanıklığıdır. Çeşitli nedenlerle burnu tıkanan çocuk ağızdan nefes alacak, bu da ağız kuruluğuna ve kötü bir kokuya yol açacaktır.
Yenilen gıdaların yol açtığı ağız kokusu
Sistemik hastalıklara bağlı nedenler Şeker hastalığı ( diyabet), böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, akciğerlerin iltihabi hastalıkları ağız kokusunun nadir görülen sebepleridir

Düzenleyen mystical - 09-Nisan-2009 Saat 16:10
IP
Merve
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 19-Ocak-2009
Gönderilenler: 5751

bullet Gönderim Zamanı: 24-Ocak-2009 Saat 17:40
Anne-babanın uykularını kaçıran ve bebeklere acı çektiren gaz sorunu hakkında annelere önerilerde bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Turgay Baz, gaz sancısının annenin tükettiği gıdalara göre değiştiğini söyledi.   
 
Gaz giderici ilaçların hiçbirinin yüzde 100 yararının olmadığını ifade eden Baz, "Bebeklerde gaz sorunu 5-6 aya kadar devam eder." dedi. Turgay Baz, gaza neden olan maddelerin başında inek sütünde bulunan ve bağırsakta parçalanamayan beta laktoglogulin maddesinin geldiğini ifade ederek şunları söyledi: "Annenin inek sütü tüketmesi halinde bu madde bebeğe geçiyor. Bunu önlemek için annenin 6 aya kadar inek sütü içmemesi daha doğru olacaktır. Bunun dışında gaz yapıcı diğer gıda ve içeceklerden de annenin uzak durması gereklidir. Tüketilen gıdalara dikkat edilmesi durumunda bebeklerin gaz sancıları büyük oranda önlenmiş olacaktır."

 
Adem Elitok
METEHANIM_15/12/2009 21:00
Annen Kurban Olsun Seni Yaradana Canim Oglum...
IP
manolya80
Peditor
Peditor
Simge

Kayıt Tarihi: 12-Nisan-2007
Konum: Muğla
Gönderilenler: 26821

bullet Gönderim Zamanı: 07-Ocak-2009 Saat 20:04
Her bebek kafasının üst kısmında yumuşak bir bölümle (bıngıldak) doğar. Bu, doğum esnasında bebeğin oldukça dar olan doğum kanalından kolayca geçmesini sağlar. Bu şekilde bebeğin başı bu kanaldan kolayca geçebilir.

Kafatası kemikleri birbirine iyice yapışık bir bebek başının böyle bir kanaldan geçmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bebeğin kafasının üst tarafında, dört parça kafatası kemiğinin henüz birbirine birleşmediği yumuşak bir kesim (bıngıldak) vardır.

Bıngıldak büyüklüğü çok değişiktir. Genellikle en geniş bıngıldak, en geç kapanandır. Bazı bebeklerde kafatası kemikleri doğumdan dokuz ay sonra birleşir. Bazılarında ise bu süreç iki yılda tamamlanır. Ortalama oniki ila onsekiz ay arasındadır.

Yeni anne babalar bu yumuşak kesimden çok endişelidirler. Bazı anneler, bebeğin beynine zarar vereceği korkusu ile bu bölgeyi yıkamaktan çekinirler. Aslında, bebeğin beyni normal bir şekilde yıkamaya karşı koruyucu bir zar ile bu bölgede korunma altına alınmıştır. Bu koruyucu zar bir keten kumaş kadar sağlamdır. Bebeğin başına yavaşça dokunmak ya da yıkamak bu yüzden anne babalar için hiç de o kadar korkutucu olmamalıdır.

Bazen bu yumuşak bölgede bir nabız atışı hissedebilirsiniz. Bu endişelenecek bir şey değildir. Bununla beraber, eğer bir şişlik ya da çökme farkederseniz, özellikle bebeğinizin normalden farklı davranışları olduğu durumlarda, hemen aile doktorunuzu ya da herhangi bir çocuk doktorunu aramalısınız.

06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM
06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M
Canözlerim benim,tekvarlıklarım
IP
kelebbek
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 02-Temmuz-2008
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 8592

bullet Gönderim Zamanı: 04-Ocak-2009 Saat 00:14
selamlar, bu yaziyi daha once yasemen05 gondermis. 0-12 ay bolum arsivinde var. ben bu yaziyi cok begeniyorum. donup donup de okuyorum. arsivde kaynayip gitmesin diye bir daha gondereyim dedim.
 
 
 
Bebeğin sağlık günlüğü

Yeni doğan bebek, günde ortalama 30–50 gram alır. Anne sütü içen bebeğin suya ihtiyacı olmaz. Bebek, üşüdüğü, teri üstünde kuruduğu veya taşa bastığı için hastalanmaz

Ferhan Kaya POROY

Günde 50 gram alarak büyüyor  
Anne sütü ve emzirme konusundaki soruları yanıtlamayı sürdüren Dr. Kadir Tuğcu, çocuk hastalıkları, beslenme ve bakım arasındaki ilişkiyi anlattı.

Hangi anneler emziremez?  
Sütüne zararlı maddelerin geçme riski olanlar emziremez. İlk aşamada sigarayı sayabiliriz. Sigaranın şimdiye dek ispatlanmış tek kusuru anne sütündeki yağ oranlarını bozması. Onun dışında büyük bir zararına rastlanmamış ama sigara içmek hem anne hem de çocuk sağlığı açısından pek hoş bir şey değil.  
İkinci önemli etken uyuşturucu maddelerdir. Uyuşturucu kullanan annelerin çocuklarını emzirmesi sakıncalıdır. Üçüncüsü de AIDS.  
HIV, süt aracılığıyla anneden çocuğa geçebilir. Bu durumdan sakınmak için anne çocuğunu emzirmezse, bu kez de çocuk anne sütü almadığı için bağışıklık sistemi daha da zayıf olacaktır ve AIDS virüsünü aldığında vücudun bununla savaşma ihtimali daha da düşecektir ve çocuk başka hastalıklara da yakalanacaktır. Yani çocuk AİDS’ten kurtulsun derken basit bir enfeksiyondan hayatını kaybedebilir.  
Ayrıca kızamıkçık, Hepatit B ve herpes virüsleri de sütle anneden bebeğe geçebilir. Bu nedenle bu hastalıkları taşıyanların emzirmemesi gerekir. Yalnız Hepatit B hastalığı zaten anne çocuğunu doğururken çocuğa geçtiği için, süt vermesinin de bir önemi kalmaz, yani mikrop nasıl olsa çocuğa geçmiştir.

Kokulara hassasiyet

 
Emziren kadının yememesi gereken şeyler var mı?  

Böyle bir diyete gerek yoktur. Yalnız bazı hassas çocuklar, eğer annesi tenini kokutacak şekilde pastırma, çiğ soğan, çemen, sarımsak türü şeyler yerse, bu durumdan rahatsız olurlar. Böyle durumlarda çocuk memeyi reddedebilir.  

Bebek hangi aralıklarla ne kadar kilo almalıdır?  
Bebeklerin kilolarını tablolarla sınırlandırmak yanlış olur. Çünkü her bebeğin kilosu, doğum kilosu ve beslenmesi ölçüsünde farklılıklar gösterir. Bu nedenle kilo aldığını anlamak için şu yöntem uygulanır. Yeni doğan bebekler doğduktan sonra günde 30 veya 50 gram alırlar.  

Meme mi, mama mı?  
Emzirmek gayet doğal bir hadisedir. Meme yerine niye mama verilir bu hiç de mantıklı bir hadise değildir. Zaten insanoğlu uzun çağlar boyunca annesi olmayan bir bebeğe başka bir yemek vermeyi aklına getirmemiştir. Hep ona bir sütanne bulunması yoluna gidilmiştir.  

Bebeğin ne gibi vitaminlere ihtiyacı vardır?  
B, C, A, D, E vitaminlerine ihtiyacı vardır. Bunlar da piyasada çocuklar için multivitamin olarak satılan ilaçlarda karışım olarak bulunur.  
Ben çocukların bir yaşına kadar vitamin almasında fayda görüyorum. Anne sütü alsa da mamayla beslense de vitamine ihtiyacı vardır.  Türk kadınları çok fazla güneşe çıkmadıkları için çocuklarını da genellikle D vitamini eksikliği ile dünyaya getirir. Çünkü D vitamini büyük ölçüde güneşle ortaya çıkar.  

Anne sütü alan bir bebeğin suya da ihtiyacı var mıdır?  
Eğer özel şartlar oluşmazsa anne sütü emen bir çocuğun, Afrika sıcağında dahi su içmesine ihtiyaç yoktur. Ama siz çocuğu aman üşüyecek diye çok giydirirseniz veya çocukta ishal durumu varsa suya ihtiyaç olabilir. Normal şartlarda anne sütüyle beslenen bir bebeğe su verildiğinde boşu boşuna onun süt emme kapasitesi düşmüş olur. Bebek süt yerine suyla karnını doldurur.

'Nazar'ın nedeni mikrop  
Bebek üşüyünce, teri üzerinde kuruyunca hasta olur mu?  
Bebek, üşümekle, nazar değmesiyle, diş çıkarmakla, terlemekle terleyip terinin üzerinde kurumasıyla veya çıplak ayakla yere basmasıyla hasta olmaz. Hastalıklar sadece ve sadece mikropla olur. Çocuk mikrobu alırsa hastalanacaktır.  
Ama bu lafların çıkış yerleri şöyledir. Bunlar çok eski zamanlarda mikropların bilinmediği zamanlarda gözlemle ortaya konmuş laflardır. Mesela eski insanlar dikkat etmişlerdir ne zaman düğün dernek bir yere gitseler üç gün sonra hep güzel çocuklar hastalanıyor, çirkinler hastalanmıyor. Buradaki mekanizma güzel çocuğun çok ellenip çok öpülmesidir. Öpülmeyen, ellenmeyen, fazla teması olmayan çocuklar mikrobu almazlar ve hasta da olmazlar.  
Çok öpülen çocuk mikrobu alır ve mikrobu aldıktan sonra en az üç gün içinde mikrop etkisini göstermeye başlar. Dikkat edin çocuğunuz gripli biriyle temas ettikten üç gün sonra hastalanacaktır.

Eller klima gibi...  
Çocuklar nasıl giyinmeli?  

Çocuk da bir erişkin gibidir. Çocuğu ne sıkacaksın ne üşüteceksiniz. Çocuğu rahat ettirecek giysiler giydireceksiniz. Yani ne terleyecek ne de üşüyecek. Ekstradan giydirmenin hiçbir faydası yoktur.  
Çocuğun üşüdüğü nasıl anlaşılır, elleri soğuyunca mı?  
Çocuğun ellerinin veya ayaklarının değil vücudunun yani kapalı yerlerinin soğuk olması önemlidir. Eğer çocuğun giyimli yerleri sıcak fakat elleri soğuksa çocuğu çok giydirdiğiniz anlamına gelir. Çünkü vücut burada açık yerleri bir klima olarak kullanarak soğutma yapar.
 

Diş çıkarırken ateş yükselir mi?  
Dr. Kadir Tuğcu, diş çıkarırken çocukların ateşinin yükseldiği yolundaki yaygın kanının doğru olmadığını söyledi: "Ateş ancak mikropla olur. Diş çıkarmak, tırnağın veya saçın uzaması gibi tabii bir hadisedir. Çocuğa bir rahatsızlık vermez. Peki, bu yanlış inanış nereden çıkmıştır? İnsanlar çocuğun diş çıkarmasını, 20 yaş dişleriyle özdeşleştirir. Genelde anne-babalar çocuklarının doğmasından birkaç sene önce veya sonra 20 yaş dişinin sancısını yaşarlar ve çocuklarının da diş çıkarırken aynı sancıyı hissettiğini düşünürler. Oysa 20 yaş dişleri diğer dişlerden farklı olduğu için sancılı çıkar. Bunlar evrimle birlikte yok olmaya yüz tutmuş dişlerdir. İleri nesillerde 32 diş olmayacak. Çünkü insanların 20 yaş dişleri çıkmayacak. Yok olmaya yüz tutan 20 yaş dişleri bazen çıkmaz, bazen de deforme olarak çıkar.  
Bebeklerde diş çıkarma süreci son derece uzun bir süreçtir. Ortalama altı aydan başlar ve iki yaşa kadar devam eder. Bu süreç içinde çocuk dışarıdan aldığı çeşitli mikroplarla hastalanır, ateşlenir ve bu da diş çıkarmaya bağlanır. Ancak diş çıkarmakla ateş yükselmesi arasında şöyle bir bağlantı var: Çocuk bir yerden virüs alınca ateşi çıkar. Ateş de bebeğin metabolizmasını hızlandırır. Metabolizma hızlanınca da dişlerin çıkma süresi kısalır. Bu yüzden bir hafta sonra çıkacak olan diş üç gün sonra çıkabilir. Ancak diş, ateş yapmaz.
 

Bebeğin uyku düzeni  
Yeni doğan bebek, günün yaklaşık 20 saatini uyuyarak geçirir. Çocuk gündüz ya da gece uyanık kalmaya, zamanla ailesi tarafından alıştırılır.  
Bebeğin iyi uyuyup uyumadığı sorusu, özellikle ilk çocuklarını büyüten ve geceleri sık sık ağlamalarla bölünen anne-babaların sorunu. Dr. Kadir Tuğcu konuyla ilgili soruları şöyle yanıtladı:  

Bebek kaç saat uyumalı?  
Çocuk ne zaman isterse uyur, ne zaman isterse uyanır. Ama evin sistemini bozmamak da önemlidir. Çocuk yeni doğduğunda zaten çok uzun süre uyuyacaktır. Uyuma süreleri 20 saate yaklaşır. Uyanık kalabildiği saatlerse üç-dört saatle sınırlıdır ve bunu ne zaman isterse kullanır. Ama yaş ilerledikçe yani ileri aylara gelindikçe, gündüz uykusunun azalıp, gece uykusunun artması gerekir. İşte aileler burada çok dikkatli olmalı. Aile gündüz işlerini rahatça yapmak için çocukları gündüz uyutursa tabii ki çocuk da geceleri uyanık kalacaktır ve oyun isteyecektir.  

Bebekler nasıl yatmalı? Yüz üstü mü, sırtüstü mü yoksa yan mı? Tehlikeli sayılan bir yatma pozisyonu var mı?  
Ciddi araştırmalarda çocuk şöyle yatsın böyle yatsın diye bir şema gösterilmez. Yalnız dikkat çeken bazı hususlar vardır. Ani bebek ölümleri genellikle kışın olmaktadır ve bebek ölümleri hep pimpirikli annelerin çocuklarında görülmektedir. Ve bir de çocuğun beşiğinde veya yatağında koyun postu türü malzemeler kullanılan yerlerde görülür. Çocuk postun üzerinde yüzükoyun yattığı zaman nefes alacak yer kalmaz ve boğulma durumu oluşabilir. Yoksa tabiatta hiçbir canlı varlık sırtüstü uyumaz. Siz hiç sırtüstü yatan bir deve, kedi, köpek veya tavşan gördünüz mü hepsi yüzüstü yatıp uyur. Sırtüstü yatması bir hayvanın ya öldüğünün ya da ağır hasta olduğunun işaretidir.  
Yüzüstü yattığı zaman bebek hem kollarını bacaklarını kullanacaktır, hem de kendi kendine rahatça gazını çıkaracaktır. Ayrıca göğüs kafesi düzgün olacaktır ve kafası geriye doğru yatmadığı için yassı olmayacaktır. Yüzüstü yatarken soluk alamamaya bağlı 'ani çocuk ölümü' olabileceği iddiası bir vakayla ortaya çıktı. Vaka incelendiğinde bunun doğal durum değil de cinayet olduğu belirlendi.  
Ancak araştırma ilk tespite göre hazırlanıp yayımlandığı için halk arasında yatma şekliyle ani bebek ölümü arasında bağ olduğu inanışı gelişti. Bu yanlış inanışın giderilmesi uzun zaman alacaktır.  
* * * *

Süt için huzur, uyku ve su  
Yanlış inanışlar hayatımızın her döneminde olduğu gibi annelikte de yaygın. Birçok anne, sütü artsın diye gereksiz yere tatlı ve komposto yiyerek kilo alıyor. Emzirme, anne sütü ve bebek bakımı konusunda sorularımızı yanıtlayan Dr. Kadir Tuğcu ise "Annenin sütü su içerek, uyuyarak ve yüksek moralle artıyor" diyor.  

Annenin sütü olması için ne yapması gerekir?  
İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.  
Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.  
Birçok anne lohusalık döneminde komposto, bol şekerli meyve suları içerek veya tatlıyla süt miktarını artırmaya çalışıyor. Bu mümkün mü? Süt yapan yiyecek var mı?  
Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.  
Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.  

Küçük göğüs ve süt  
'Küçük göğüslü kadının sütü olmaz' deniyor, doğru mu?  
Bu da yalandır. Göğüsün büyüklüğü, memenin ucu veya şekliyle sütün akışı ve gelişi değişmez. Memesi küçük kadından gürül gürül süt gelebilir.  

Sütün kalitesi yemeğe göre değişir mi? Et, karides, meyve, sebze yiyenle ekmek ve çorbayla beslenen anne arasında süt farkı olur mu?  
Sütün kalitesi hiçbir zaman değişmez. İyi beslenen anne ile kötü beslenen anne arasında süt kalitesi açısından fark olmaz. Ancak iyi beslenen anne kendisine fayda sağlar, kötü beslenen annenin zararı kendisinedir. Çünkü süt yapmak için belli miktarda mineral vücuttan alınır. Bu minarellerin vücutta az ya da çok olması, kalan miktarın anneye yetip yetmediği meselesine bakılmadan vücut aynı miktar minerali anneden süt için alır. Yani zarar anneye olur.

Ancak sütün kalitesi aylara göre değişir. İlk aylarda gelen süt farklıdır, bir ay sonra, iki ay sonra, altı ay sonra gelen süt farklıdır. İşte bu nedenle mamaların da bir ay, iki ay, üç ay ve sonrası için farklı tipleri yapılmıştır.  
Mesela prematüre doğum yapmış bir kadının sütü ancak prematüre bebeğe iyi gelir. Onların sütü normal doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklıdır. Yoksa annenin yediği içtiği ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakir kadının da zengin kadının da sütü aynıdır.  

Gazın ilacı hareket  
Annelerin diğer bir korkulu rüyası da gaz yapıcı gıdalar. Annenin yediği şeylerden gaz bebeğe geçer mi?  

Gaz yapıcı gıdalar annenin bağırsağında gaz yapar. Hiçbir zaman annenin bağırsağında oluşan gaz, kana karışıp, kanla memeye gidip, memeden de çocuğa geçmez. Bu tamamıyla bir uydurmadır ve hurafedir.  

Peki gaz neden olur?  
Gaz, çocuğun sütü emerken yuttuğu havadır. Gazın az olması için memenin siyah kısmının olduğu gibi bebeğin ağzına girmesi gerekir. Biz yetişkinler de yemek yerken hava yutarız, ama biz hareket ettiğimiz için gazımızı rahat çıkarırız. Bebekler gazlarını hareket edemedikleri için çıkaramazlar.  
Gaz çocuğun doğduğu gün değil, yaklaşık 20'inci günde başlar ve dördüncü, beşinci ayına kadar yani dönme hareketleri başladığı zaman da biter.  
Eğer çocuğu çok kucağa alırsanız, hareket ettirirseniz çocukta gaz olmayacaktır. Ameliyat sonrası hastayı yataktan kaldırıp yürütmelerinin nedeni de işte budur. Hasta vücut hareket kazanınca gazı çıkar. Çünkü kişi kalıp gibi yatarsa gaz olacaktır.  
Aynı şey çocukta da yaşanır. Gaz hadisesi kalıp gibi yatmaktan oluşur. Eski insanlar bunu salıncak ve beşikle çözümlemişler. Yani çocuğa hereket kazandırmışlar. Çocuğu kucağa alacaksınız, yürüyeceksiniz veya masaj yapacaksınız ki gazı çıksın.  
Bir de halk arasında sıkça söylenen; 'Emziren kadın ayağını üşütürse sütü de üşür, gaz olur' sözü vardır...  
Böyle bir şey yoktur. Bunlar tamamen hurafedir.  

Peki gazı iyi çıkmayan çocuk ne yapar?  
Gazı çıkmayan çocuk annesine üç tane haberci gönderir. Çok hıçkırık tutar, emerken karnından gürül gürül sesler gelir ve aşağıdan çok gaz çıkarır. Rahatsız olan bebek, ağlayarak annesinden intikamını alır.  

Gazı önleyen ilaçlar var mı?  
Midede bağırsakta oluşmuş havayı yok edecek bir ilaç yeryüzünde henüz bulunmamıştır. Bu iş için rezene ve benzeri pek çok otlar kullanılır. Bunların en büyük özelliği potasyum elementinden zengin olmalarıdır. Potasyum da bağırsak hareketlerini artırır. Bağırsak hareketleri artınca da çocuğun gazını alttan çıkarması kolay olur. Ama oraya gelene kadar gaz yine ağrısını ve sancısını çocuğa yapmış olur.  

Nasıl gaz çıkarılır?  
Çocuğun gazını çıkarmak için poposunun hemen üzerine belinin altına elle masaj yapmak ve rutin hareketlerle vurmak gerekir. Çocuğun canının acımaması için elin iç kısmının kullanılmaması, ele yay şekli verilerek içeride hava biriktirip yastık görevi yapılması önemlidir.  

Bebek doydu mu?  
Doyduğunu nasıl anlarsınız, ağlama açlık işareti mi?  

Doyan çocuk, su içmesini sevmez, su verdiğiniz zaman iğrenir gibi yapacaktır ve içmeyecektir.  
İkincisi idrar sayısı günde dörtten fazla olacaktır. Üçüncüsü ise kakasının sarı hardal rengi ve cıvık olmasıdır. Bunlar varsa çocuk iyi besleniyor demektir.  
Az yiyen çocuk kestane kestane, top top sert kakalar yapacaktır. Lüzumundan fazla yedirilirse de yeşil renkte kaka yapacaktır. Eskilerin dediği gibi yeşil kaka yapan çocuk, ayaklarını üşütmüş anlamına gelmez.  
İshal harici yeşil kaka yapan çocuk 'çok yemek yiyor' anlamına gelir. Bu durumda ishal sancısı gibi bir hazımsızlık sancısı oluşacak ve bebek ağlayacaktır. Bu durumu çözmek çok daha zordur. Çünkü gaz çıkarmak iyi gelmeyecektir  

Emzirmenin süresi var mı?  
Yeni doğan bir bebek genellikle bir memedeki sütün yarısını üç dakikada, diğer yarısını da yorulduğu için beş dakikada içer. Yani sekiz dakikada bir memedeki sütü bitirir. Diğer yarısına da 10 dakika dersek arada bir gaz çıkardıktan sonra ikinci memeye geçersek bu çocuk için yeterli.  
Fakat zamanla anneler bir öğün bir göğüsten diğer öğün diğer göğüsten meme verebilir.  
Ama bu herkes için geçerli değildir. Anne ile bebeği arasında farklı zamanlamalar oluşabilir.  

Kucağa alınan çocuk hep kucak ister mi?

Bu da eskilerden gelen bir hurafedir. Bebek kucağa tabii ki alınacaktır. Özellikle de ilk aylarda hem gaz sorunu hem bebeğin duygusal gelişimi açısından bebeğin buna ihtiyacı vardır.  
Kucağa almanın alışkanlık yaratıcı hikâyesinin kökeni Osmanlılara kadar uzanır. Gelinle kaynana o dönemlerde aynı evi paylaşırdı. Gelin sürekli çocuğu kucağına alıp dolaşınca da işler kaynanaya kalırdı. İşte bu nedenle de, gelin çocuğu kucağına alıp işleri aksatmasın işler de kaynanaya kalmasın diye kaynanalar bu yalanı uydurdu! Bir de 'Çocuk sonra kucağa alışır' sözü eklenip olay süslenince bu yanlış kanı yıllar boyunca sürüp gitti.
 

Yeni doğan bebek görür, ışıkları seçer, ancak 2.5 aylık olunca net görmeye başlar. Anne karnında çeşitli pozisyonlarda duran bebek, altı aylıktan önce de oturabilir

Bebek kadar kuvvetli  
'Doğum sırasında anne rahmi çocuğun poposunu ittiği anda oluşan basınç, bebeğin otururken beline binen basınçtan kat kat fazladır, diyen Dr. Kadir Tuğcu, bebeklerin zannedilenden çok daha 'dayanıklı' olduğunu anlattı:  
Emzik kullanmak, parmak emmek zararlı mı?  
Çocuk emzik bulamazsa çarşafın veya battaniyesinin kenarını, parmağını bulup emecektir. Bu kadar küçük bir çocuğa yasak getirmek de mümkün değildir. Bu içgüdüsel bir davranıştır ve zararı yoktur.  
Ancak iki yaşından sonra emzik görüntü açısından çirkin olabilir. Zaten birçok çocuk da bu çağda emmeyi kendiliğinden bırakır. Halk arasında sıkça söylendiği gibi emzik kullanımı dişlerin bozulmasına yol açmaz. Aslında diş ve çene yapısının bozukluğu genetiktir. Çocuğun soyunda varsa parmağını emse de emmese de bazı bozukluklar görülür.

Bebek nerede uyumalı?  
Bebek anne-babayla aynı mı yoksa ayrı odada mı yatmalı?
 
Ev müsaitse çocuk gün boyu kendi odasında bakılır, orada uyutulur ama gece olunca annesinin yanında portatif bir yatakta uykusuna devam eder. Bunun faydası da anne sütünün kesilmesiyle çocuğun odasına kolay uyum sağlamasıdır. Eğer devamlı annenin odasında kalırsa anne sütü kesildikten sonra ayrılması çok zor olur.  

Parmak emen çocuğun parmağı zamanla incelir mi?  
Bebeklik çağında çok kısa süreli parmak emme yaşanmışsa dişlere ve çeneye bir etkisi olmaz. Ama süre uzar, çocuk dört-beş yaşına kadar parmak emmerse, hem parmak, hem de ağız deformasyonu oluşur.  

Bebek hangi aralıkla yıkanır?  
Her gün. Banyoda üşümekle veya kulağa su kaçmasıyla kulak iltihabı olmaz. Bebeğin kulağına doğru su dökseniz dahi kulak iltihabı oluşmaz. Çocuklarda kulak iltihabı nezlenin, gribin sonucunda östaki borusunun tıkanmasıyla içerideki sıvının birikmesi sonucunda oluşur.  

Peki hangi şampuan?  
Hangisinin kokusu anneye hoş geliyorsa onu kullanabilir. Hepsinin içeriği üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ayrıca bizim neslimiz sabunla büyümüştür ve hiçbir zararını da görmemiştir.  

Yeni doğan bebeklerin gözleri şaşı bakıyor, bu aslında bir hastalık mıdır?  
Yeni doğan bebeğin ilk 2,5 ayında şaşılık olur. Çünkü bebekte daha odaklanma gelişmemiştir ve bunun sonucunda gözler kayabilir, bu durum üçüncü ayında geçer. Çocuk 2,5 aya kadar görür, ışıkları fark eder ama net görmesi 2,5 ayı alır.  

Altı aylıktan küçük bebeklerin oturtulması sakıncalı mı?  
Bu da yanlıştır. Çocuklar oturtulur da yan da yatar, istediğini de yapar. Çocuk annenin karnında zaten sırtüstü yatmıyor, çoğunlukla iki büklüm veya oturur pozisyonda duruyor. Normal doğum sırasında annenin rahmi çocuğun poposunu ittiği anda olan basınç çocuğun oturduğunda beline binen basınçtan çok daha yüksektir. Çocuk buna dahi tahammül eder.  
Ancak doktorlar çocukların altı ayına dek oturamadığını söylerler. Çünkü denge merkezleri altı ay içinde gelişir. Ve bebek dengesini bulamadığı için sağa sola devrilir.
 

Steril değil, temiz bak  

Artık anne-babaların bir numaralı korkusu alerji. Alerji çocuklarda nasıl oluşuyor?  
Alerji genellikle çok temiz bakılan çocuklarda görülür. Fakir fukarada, köylülerde, gecekonduda yaşayanların çocuklarında alerji pek görülmez. Eğer çocuğu mikrop kapmasın diye şişe sularla yıkarsanız, bulunduğu mekânları sürekli çamaşır suları ile siler ve steril ederseniz çocukta alerji olur.  
Çünkü çocuğun bağışıklık sisteminin bazı mikroplarla uğraşması gereklidir. Eğer bağışıklık sistemi kendisine herhangi bir düşman bulamazsa kendisine ev tozu, kedi kılı gibi saçma sapan şeyleri düşman olarak görür ve bunlara reaksiyon göstermeye başlar.  
Çocuğa temiz bakılmalıdır ama kesinlikle steril bir ortamda tutulmamalıdır.  
Temizliğin evde normal sabun ve suyla yapılması gerekir. Bu mekanik temizlik yararlı mikroplarla zararlı mikropları aynı oranda uzaklaştırır.  
İçinde deterjan, kimyasal madde, bakteri öldürücü bulunan ilaçlar kullanıldığında evde ölen mikropların çoğu vücuda yararlı ve zayıf mikroplardır. Alan açıldığı zaman buraya girecek bir mikrop tıpkı hastane enfeksiyonlarında olduğu gibi yerleşecek ve bir daha hiç çıkmayacaktır. Sterilizasyon hastanelerde bile bir tek ameliyathanelerde olur.  

Alerji testlerine gerek var mı?  
Yeni doğan döneminde alerji yoktur. Bebeğin herhangi bir maddeye karşı alerji gösterebilmesi için mutlaka o maddeyle tanışması gerekir.  
Siz bilmediğiniz bir maddeye karşı alerji gösteremezsiniz. Yani o maddeyi alacaksınız üzerinden bir zaman geçecek, antikorlar oluşacak ve ondan sonra vücut alerjik reaksiyon gösterecek. O yüzden hiç tanımadığınız bir maddeye karşı alerji olamaz.
 

Çocuğun beslenmesi  

Bal, tereyağı, reçel ve pekmezin bir faydası var mı?  
Bunlar tok tutan gıdalar. Çocuk bunları yerse karnı doyar ve kendisine yarayacak protein ve kalsiyumlu gıdalardan uzak kalır. Bu nedenle bu gıdalar sadece tatlandırıcı olarak kullanılmalı.  

Pekmez denildiği gibi kan yapar mı?  
Pekmezin kan yapıcı etkisi yoktur.  

Peki hangi gıdalar kan yapar?  
'Kan yapıcı' diye bir yiyecek maddesi yoktur. Vücut kan yapar. Kan yapması için de demire ihtiyacı vardır. Bu da hayvansal gıdalardan, demir ihtiva eden tahıllardan çok az miktarda yumurta sarısından temin edilebilir. Eğer aile fakirse ve çocuğuna hiç et, balık veya tavuk alamıyorsa o zaman en azından günde bir yumurta yedirmesi gerekir.
 

Kansızlara dalak öneriliyor?..  
Ağırlıklı olarak fakir fukaralarda görülen anemide doktor hastaya 'Et al, bonfile, biftek al' diyemez en ucuz olan dalağı tavsiye eder. Oysa dalağın etten daha fazla kan yapan bir özelliği yoktur.  
Mercimek, nohut, fasulye de bol miktarda demir ihtiva eder, et kadar olmasa da.  
Eğer aile çocuğuna sabahları yumurta, peynir yediremiyorsa, tarhana veya mercimek çorbası yedirmesinde fayda vardır.

'Bebekler bir yaşından önce inek sütü içemez, inek sütü kansızlığa yol açar' iddiası doğru değil. Bebek ilk dört aydan itibaren inek sütü içebilir. Altı aydan sonra 'katı gıda'lar almaya başlayabilir

Beslenme takvimine dikkat  
Demir eksikliği Türkiye'nin en önemli sağlık sorunların dan biri.Dr. Kemal Tuğcu, demir yönünden zengin beslenme ve demir eksikliğinin nedenleri konusunda bilgi verdi:  

Bebeği emzirmeye ne zaman son verilmeli?  
Tabiat çocukları iki yıl meme emecek şekilde yaratmıştır. O yüzden de ağız adalelerinin çalışması meme emmeye yönelik hareketler yapmaya müsaittir. Bunların çiğneme hareketine başlaması çocuğun kendi kabiliyetidir.  
Ancak genellikle bizim önerimiz altı aydan sonra katı gıdalara başlanmasıdır. Bu da sulu yemeklerle olmalıdır. Ondan sonra yavaş yavaş koyuluk miktarı atırılır. Annenin sütünün miktarına bağlı olarak anne bebeği iki sene bile emzirebilir.  

İki yaşına kadar anne sütü içmenin çocuğa yararı olur mu?  
Tabii ki vardır. Süt süttür ama miktar olarak yetmez. Hastalarım arasında sadece iki anne, başka hiçbir şey vermeden çocuğunu iki yıl anne sütüyle beslemeyi başardı.  

Peki çocuklar inek sütüne ne zaman başlamalı?  
Sütle kansızlık arasında tek bağlantı vardır. O da bebeğe ilk dört ayda anne sütü yerine inek sütü verilmesi sonucunda bağırsaklarda oluşabilecek mikrobik kanamalardır. Ancak bu durum dördüncü aydan sonra tamamen ortadan kaybolur.  
Eskiden annenin sütü yoksa ve aile mama alamayacak kadar fakirse süt biraz sulandırılır içine biraz limon sıkılıp bebeğe verilirdi. Bunun da çocuğa bir zararı olmazdı. Ama şimdi bunları kullanan kalmadı.  
'Çocuk bir yaşına kadar süt içemez' lafı doğru değildir. Çocuk dördüncü ayından sonra inek sütünü sulandırmadan içebilir.  

Süt vücutta demiri azaltır mı?  
Demirin farklı biyolojik fonksiyonları vardır ve bu farklılıklar sonucu eksikliğinde de çok farklı etkiler görülür. Demirin en iyi bilinen özelliği kanda oksijen taşımasıdır.  
Vücut demirinin yaklaşık yüzde 73'ü hemoglobinde bulunur. Geri kalan demirin yüzde 12-17'si ferritin ve hemosiderin denilen moleküllerde depolanmıştır. Her ikisi de yüksek miktarda demir atomunu bağlayabilir. Geri kalan yüzde 15 demir de myoglobinde depolanmış olup kas hücreleri için oksijen deposu vazifesi görürler. Çok küçük bir kısmı demirin transferinde bağlanır. Bu molekül demirin serbest bulunduğu yerden ihtiyaç bölgesine taşınmasına yarar. Ayrıca laktoferrin (sütte bulunur) bu transfer işine yarayan demir moleküllerini bağlar ve bakterilerin hızlı üremelerini önler. Yani sütün demiri bağlayarak anemi yaptığı görüşü yanlıştır. Zira sütün içinde bulunan laktoferin bağladığı demirle birlikte organizma tarafından emilir yani demiri yok etmez.  

Peki çocukta demir eksikliğine bağlı anemi hangi sebeple meydana gelir?  
Çocuk doğduktan sonra hemoglobininde bir düşüş olur. Yeni doğanın ilk doğduğu gün hemoglobinine bakıldığında 16 gram desilitredir. Bu değer aşağı yukarı bir hafta içinde 11 civarına düşer. Bunun nedeni anne karnındaki kanla bizim şu anda taşıdığımız kanın farklı olmasıdır. Bebekler anne karnındayken hemoglobin F dediğimiz özel bir hemoglobin taşırlar. Bunun özelliği annedeki hemoglobin A'dan çok daha hızlı bir şekilde oksijen çekebilmesidir. Eğer annede de bebekte de hemoglobin A fazla olsaydı o zaman mevcut oksijeni yüzde 50 yüzde 50 paylaşacaklardı ki bu da çocuğa az gelecekti.  
Fakat doğum sırasında bu hemoglobin F birdenbire dokulara çok ani bir şekilde oksjien taşır. Ama vücut bundan hoşlanmaz ve bunları hemen yıkmaya başlar işte bu parçalanma anında 'sarılık' dediğimiz hadise ortaya çıkar. Bu hemoglobin F'in aniden yıkılıp parçalanmasıyla açığa çıkan demir depolara dolar ve çocuğun uzun süre, altı ay-bir sene kadar demir ihtiyacı buradan karşılanır. Ayrıca kemik iliği aşırı oksijen taşıdığı için baskı altına alındığından yeni kan elemanları da yapılamaz ve çocukta ani bir anemi varmış gibi gözükebilir. Bu normal fizyolojik bir hastalıktır. Bu aşamada asla demir verilmemesi lazımdır.  
Eğer bebeğe gereksiz yere demir verilirse demir zehirlenmesi denen bir hadise meydana gelir. Bizim anemi dediğimiz hastalık da aynen ateş gibi bir bulgudur. Aneminin pek çok çeşidi vardır. Orak hücreli anemi, Akdeniz anemisi gibi. Ama bunların içinde bir tek demir eksikliğinden kaynaklanan anemiye demir verilir. Her anemiye demir verilmez.  

Hangi gıdalar demir içerirler?  
Her ne kadar bazı sebzeler bilhassa ıspanak, önemli bir demir kaynağı olarak kabul görüyorsa da bitkilerdeki demir çok zayıf bir şekilde emilir. Ispanaktaki toplam demirin ancak yüzde 1.4'ü vücut tarafından alınır. Diğer bitkilerde de durum farklı değildir. Kuru fasulyeden yüzde 1.6, soya fasulyesinden yüzde 7, maruldan yüzde 4 demir temin edilir. Günlük demir ve kalsiyum gibi minarelleri sebzeden almak istersek günde ortalama 2.5 kilo civarında ıspanak yememiz gerekir.  
Buna karşı kırmızı etteki demirin yüzde 20'si vücut tarafından alınır. Demir, kümes hayvanlarından, balıktan ve anne sütünden de iyi alınır, ama oranlar kırmızı ete göre düşüktür. Fakirler için et pahalıdır. Bu yüzden et ya az miktarda ya da hiç alınmaz. Bu da demir eksikliğine bağlı anemiye neden olur.  
Demir eksikliğinin bir önemli nedeni de bağırsaklarda bulunan çengelli solucan ve 'malarya' mikrobudur. Ülkemizde de demir eksikliği önemli ölçüde görülür. Ancak inek sütünün az içilmesi veya içilmemesi demir eksikliğini önlemez. Sütle birlikte çocuğun kırmızı et yemesi de gereklidir.  

Demir fazlalığı çocuklarda ne gibi etki yapar?  
Demir dokularda birikir ve 'hemositorozis' denen bir hastalığa neden olur. Bu durum da ancak demir sökücü bazı ilaçlarla düzeltilebilir.
 

'Şekeri tek başına vermeyin'  
"Şeker sanıldığı gibi tek bir madde değildir. Bizim yediğimiz tozşeker fruktoz ve glikoz adlarında iki şekerin birleşiminden oluşmuştur. Sütün içinde de laktoz dediğimiz bir şeker vardır. Ancak şimdi yediğimiz tozşeker sanayi devriminden sonra bulunmuş bir maddedir. Son derece konsantre olduğu için bizim vücudumuz, pankreasımız bu tip şekere alışık değildir. Biz şeker yediğimiz zaman pankreasımız panik olur. Bu nedenle bunu tek başına, hele aç karnına çocuğa şeker vermek zararlı olacaktır. Şeker, çocuklara yemeklerle karışık bir şekilde verilmelidir. Özellikle yağlı gıdalarla birlikte alındığında şekerin vücut tarafından emilimi daha yavaş olacağı için pankreas paniğe uğramayacak ve bir zararı olmayacaktır. Şekeri çocuklara düz olarak yedirmenin bir faydası yoktur."
 

Diş fırçalama yaşı: 2,5–3  
"Direkt şekerin dişlere bir zararı yoktur. Fakat şeker bakteriler için bir üreme ortamı yaratır. Yani şekerli ortamda bakteriler ürer, bakterilerin salgıladığı asitler de diş minesine zarar verirler. Şeker yedikten sonra dişler fırçalanıyorsa, temizleniyorsa dişlere herhangi bir zarar oluşmaz. Çocuk, 2,5–3 yaş civarında diş fırçalamaya başlamalıdır. Eğer ileri memleketlerde olduğu gibi içme sularına flor konulsaydı, çocuklarımıza ekstra flor hapları vermemize gerek kalmayacaktı. Ancak bizim sularımızda flor olmadığı için çocuklara 15 günlükten itibaren beş yaşına dek her gün bir tane flor hapı verilmelidir."
 
 

Ateş, vücudun mikroplara ve toksik maddelere verdiği tepkidir. Vücut ısısı yükselmeye başlayınca dokuların oksijen ihtiyacı, dolayısıyla solunum ve kalp atışı da artar. Artış yetmezse, havale görülür

Bebek niye havale geçirir?  
Beslenme konusunda sorularımızı yanıtlamaya devam eden Dr. Kadir Tuğcu, bebeği bekleyen ateşli hastalıklar konusunda uyarılarda bulundu:  
"Ateşlenen çocuğa sirkeli suyla kompres yapıyor. Bu uygulama havaleye davetiye çıkarıyor. Vücut ısısı yapay yolla, yani içten değil dıştan düşünce, vücut şoka giriyor."  

İçine çeşit çeşit sebzeler konulan çorbaların bebeğe faydası var mı?  
Sebze çorbaları Amerikan toplumunda çıkmış bir hadisedir. Onların evinde tencere kaynamaz, bizim gibi kıymalı sebze yemekleri pişmez. Bu yüzden çocuklar düzgün beslensin diye çocuk doktorları annelere çorbayı önerir.  
Ama bizim memleketimizde iyi kötü herkesin evinde sebze yemeği yapılır. Kıymalı bamya olur, kabak dolması olur, evde pişen bu tür yemekler çocuklara ezilip verilir. Yok içinde yedi çeşit sebze olsun içinde mutlaka kereviz, maydanoz veya sarmısak olsun diye bir kural yoktur. Çocuk evde pişen kıymalı sebze yemeklerinden, herkesin yediği çorbalardan da yiyebilir.  

Tereyağ tüketimi çocuğun kalp sağlığını bozar mı?  
Böyle bir şey yok. Her şeyin bir yaşı vardır. Büyüme çağındaki çocuk, tereyağı da yiyecektir, kırmızı et de yiyecektir, meyve-sebze de yiyecektir. Ama ileri yaşlarda bunların miktarının azaltılması gerekir. Yoksa bakın Kafkasya'da en uzun ömürlü insanların memleketinde et, tereyağı bol miktarda tüketilir. Ama bu insanlar bir yandan da devamlı yürür ve sürekli hareket halindedir. Esas olan şehir yaşamının stresidir.
 

Çocuklar neden hastalanır?  
Çocuklar ilkokula başladıkları zaman ilk iki kışı çok kötü geçirirler. Çünkü mikroplara karşı antikorları yoktur. Bu iki yıl içinde hastalanırlar ve antikorları kazanırlar. Ondan sonra da normal insanlar kadar hastalanırlar.  
Çocuklarda antikorlar olmadığı için devreye lenfatik sistem girer. Bu yüzden ilkokul ve yuva çocuklarında lenf bezleri büyür. Bunun sonucunda geniz eti ve bademcik sorunları ortaya çıkar. Bunlar hastalıkları geçire geçire antikorlar oluşunca kaybolur. Antikorlar oluşunca lenfatik sistem geri plana kayar ve antikor sistemi ortaya çıkar. Bir anlamda hastalanmak iyidir ve vücut savaşmayı öğrenir.  

Ateşlenmek çocuğa ne zarar verir?  
İnsanoğlu asırlarca ateşli hastalıklardan korktu. Korkunun altında yatan, çocukların ateş ve havaleden sonra sakat kalmaları ve ölmeleridir. Ölüme, sakatlığa yol açan hastalıkların başında menenjit, sıtma, tifo gelir. Kızamık gibi döküntülü hastalıklarda ölüm, daha çok yanlış tedavi sonucunda oluşur.  
Sıcak çarpması ve hastalık sonucu oluşan ateş asırlarca hastalık olarak kabul edilmiş ve tedavi edilmesi yoluna gidilmiştir. Oysa sıcak çarpmasında hayat kurtarıcı olan soğuk tatbiki ateş tedavisinde kullanıldığında tehlikeli olur. Bizde ateşli çocuklara sirkeli ve soğuk su tatbik edilmesi yaygındır, ama yanlıştır.
 

İspirto, ruh ve sirke  
Peki niye ateşli hastaya sirke sürülür?  

Eski çağlarda Avrupa'da şehirleşme ve nüfus yoğunluğunun artmasıyla içme suları aşırı derecede kirleniyordu. Çünkü kanalizasyon sistemi yoktu.  İnsanlar içme suları içine bira, şarap, sirke gibi fermantasyon ürünleri girince hasta olmadıklarını fark ettiler. Ayrıca su şarapla karışınca hastalık yapmıyordu.  Bunun sonucu şarapta iyi bir ruh olduğunu ve sudaki kötü ruhu kovduğunu zannettiler. Bu yüzden de fermantasyonlu içeceklere 'ruh' anlamına gelen 'spirit' adını verdiler. Bu bizim dilimize de 'ispirto' olarak geçmiştir.  Daha sonra içinde 'iyi ruh' barındıran şarabın hastalıkları da tedavi edebileceği düşünüldü. Bu düşünce ile cilde şarap sürüldüğünde çok etkili bir şekilde ateşin düştüğünü gördüler. Çünkü alkol sudan daha hızlı bir şekilde buharlaşıyor ve ciltten ısıyı söküyordu. Bu yeni buluş zamanla her yere yayıldı.  
İslam âlemi de bu buluşu sevdi, ama tek sorun şarabın haram olmasıydı. Bu güçlük de şarap şişeleri üzerine 'ateş sirkesi' yazılmasıyla çözüldü. Zamanla işin aslını bilmeyenler hastalara sirke sürmeye başladı. Günümüzde hâlâ bazı hastalıklarda sirke tatbiki yapılıyor. Sirke, şaraptaki alkolün parçalanarak 'asetik asit' şeklini almasıyla oluşur ve ateş düşürmekte ancak su kadar etkilidir. Kötü kokusu da cabası.  

Ateş nasıl düşer, düşürmek gerekli midir?  
Ateş vücudun bünyesine giren mikroorganizma veya toksik maddelere karşı gösterdiği bir tepkidir. Çünkü 36 dereceden yüksek ısılarda vücutta mikropların yaşaması ihtimali azalır, dokuların metabolizması artar ve bağışıklık sistemi devreye girer.  
Vücudumuz zaman içinde dış uyaranlara karşı ateşi yükseltmenin bir avantaj olduğunu öğrenmiştir. Ateşi düşürmekle hiçbir hastalık iyileşmez. Ateş bir hastalık değil arızadır ve mühim olan hastalığın doğru teşhisidir.  

Peki ya yüksek ateşten dolayı çocuğa havale gelirse?  
Bunun için öncelikle havale niye olur onu anlamamız gerekiyor. Mikrop veya toksik maddelerin beyni uyarmasıyla vücudumuzda bir ısı oluşur. Vücutta ısının yükselmesiyle birlikte dokuların oksijene duyduğu ihtiyaç artar. Bunu karşılayabilmek için kalbin ve solunumun hızlanması gerekir.  
Eğer ateş hızlı yükselir ve vücut bu yükselişe ayak uydurarak kalbi ve solunumu hızlandıramazsa beyin, gelen oksijeni yeterli bulmaz, tasarruflu çalışmak ve fazla oksijen tüketmemek için de vücut ile olan irtibatını keser ve havale dediğimiz olay ortaya çıkar.  
Ancak ateş yavaş yavaş yükselir ve vücuda ısınması için zaman tanırsa, havale gelmez.  
Ateşi 39'a çıkmış bir çocuk, ateş düşürücü ilaç verilmeden, yani iç ısısı düşmeden soğuk tatbikiyle dış ısısı düşürülürse kalp ve solunum yavaşlatılırsa havale geçirebilir.

Kolesterolden D vitamini  
Güneş çocuğa yararlı mı?
 
Güneş çocuklarda D vitamini yapımını sağlayacaktır. Bizim cildimizde, kolesterolden ultraviyole ışınları sayesinde D vitamini yapılır. Tabii güneşe çıkarmak da belirli bir oran çerçevesinde iyi. Temmuz, ağustosta, öğle saatinde çocuk güneşin altına bırakılmamalıdır.

Kasların gelişmesi için ayağını serbest bırakın  
Çocuk ne zaman yürümeye başlamalı?  

Çocuğun yürümesi tamamen genetiktir. Çocuğun kromozomlarında yazılıdır. Vakti gelince yürüyecektir. 8.5 ayda da yürüyen çocuk vardır 19'uncu ayda da. Ortalaması, çocuğun doğum gününde yürümesidir.  
Eğer çocuğun ayaklarında herhangi bir sorun varsa, ki bu zaten doğumundan sonraki ilk muayenesinde belli olur, o zaman önlem almak ve tedaviye başlamak gerekir. Mesela kız çocuklarında kalça çıkıklığı olabilir. Veya doğum sırasında geçirdiği travmadan dolayı bebeğin bacağa giden sinirlerinde arızalar oluşmuş olabilir.  
Kalça çıkıklığı nasıl anlaşılır, şimdi birçok hastane doğumdan hemen sonra kalça çıkıklığını teşhis etmek için ultrason yapılmasını öneriyor.  
Kalça çıkıklığı doktorun muayenesi ile anlaşılabilir. Ultrason şart değildir. Ultrasonla da bakıldığında kalça çıkıklığının teşhisi konulur ama ilk muayene kalça çıkıklığı teşhisi için yeterli değildir. İlk günlerde araz vermeyen bir kalça çıkıklığı durumu iki veya üçüncü ayda ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuğun düzenli olarak muayene edilmesi gerekir. Kalça çıkığı doğuştan olan bir şeydir ve genelde kızlarda görülür. Erkeklerde görülmesi çok nadirdir. Genetik bir hastalıktır.
 

Kundağın zararları  
Kundak zararlı mı?  

Özellikle kalça çıkıklığı vakalarında kundak büyük ölçüde zarar verir. Kalça çıkıklığı olan bir bebekte kundak yapılmaması dahi yüzde 50 iyileşme sağlayacaktır. Ayrıca çocuğun kaslarının gelişimi için elleri ve ayaklarının serbest olması çok önemlidir.  
Kundak konusunda bir diğer önemli husus da şu: Çocuk gazını hareket ederek çıkaracağı için kundak içindeki bebek hareketsiz kalıp gazını çıkaramamasıdır.  

Yürüteçler zararlı mı?  
Ne yararı ne de zararı vardır. Yürüteç çocuğun yürümeye başlama süresini kısaltmaz.  

Çocuk yürümeye başladığında ortopedik ayakkabı giymesi şart mı?  
Ortopedik ayakkabı, ortopedik özürlüler içindir. Normal bir çocuğun buna ihtiyacı yoktur. Çocuk ilk günlerde mümkün olduğunca parmak ucunda yürümeye teşvik edilmelidir. Çocuklar bu şekilde yürürlerse ayak kasları gelişecek ve düztaban olmayacaklardır. Ama erken ayakkabı giydirilirse çocuk tabanının üzerine basacaktır. Bu nedenle çocuğun ayağındaki hareket kabiliyetini azaltan sert ayakkabılar yeni yürüyenlerde çok sakıncalıdır. Mümkün olduğunca yalınayak veya ayağını rahatça hareket ettirebileceği yumuşak tabanlı ve kenarlı ayakkabılar tercih edilmelidir.  

Düztabanlık ve taban düşüklüğü neden oluşur?  
Genetik etkenler ve aşırı şişmanlık taban düşüklüğünün başlıca nedenidir.  
Tuvalet eğitimi çocukta kaç yaşında yapılmadır?  
Öncelikle 'tuvalet eğitimi' diye bir şey yoktur. Tuvalet eğitimi kedi-köpek yavrusuna yapılır. İnsanların çiş söyleme yeteneği genetiktir, kromozomlarında yazılıdır ve vakti geldiği zaman çocuk bu işi halledecektir. Herhangi bir şekilde eğitime gerek yoktur.  
Eğer olsaydı bunun özel okulları, kursları ve hocaları olurdu. Alıştırmak, çişe tutmak, zorlamak, çocukta psikolojik bozukluklara dahi yol açabilir.  
* * * * * * * * * *

Öksürüğü, nezle ve gripte burun akıntısını durduran ilaçlar tarih oluyor. Savaştığı mikropları bu yolla atmaya çalışan vücudu engellemek, fayda değil zarar veriyor

Öksürüğü kesmeyin  
Birçok kez öksürüğü kesip ateşi düşürmek için ilaç kullanılıyor. Öksürük kesilirse mikrobun içeride kalıp daha önemli hastalıklara yol açabileceğini hatırlatan Dr. Kadir Tuğcu, hastalıklar ve aşılar konusundaki soruları yanıtladı.  

Öksürük, kusma, ishal ve ateş korkutucu mudur?  
Bunların hepsi vücudun mikroplara karşı gösterdiği tepkilerdir. İnsanoğlu mikropları bilmediği zamanlarda bu belirtileri durdurarak tedavi yoluna gitmiştir. Eski çağlardaki doktorların üç tane ilacı vardır. Afyon, kokain ve kodein. Hastanın midesi ağrıyorsa, mide kanseri dahi olsa 15 damla afyonun alkolda erimiş hali verilir, kanser ağrısı şıp diye kesilirdi. O devrin şartlarında bu yapılacak en iyi şeydi. Adam sulh ve sükun içinde göçüp giderdi. Öksürük de aynı şekilde tedavi ediliyordu. Örneğin adam veremli, öksürükten uyuyamıyor, yiyemiyor. Bu durumda doktor kodeini, öksürük surubunu hastaya verirdi. Ama tedavi olmazdı. İşte tıp ilerlese de biz atalarımızdan gelme alışkanlıklardan vazgeçemiyoruz. Bu yüzden öksürüğü kesecek hernangi bir şurubu çocuğa içirmemek gerekiyor. Bilhassa balgamlı zatürree tipi öksürüklerde bu son derece zararlıdır. İshal için de aynı şekilde.  

Peki öksürüğe karşı nasıl bir tedavi uygulamak gerekiyor?  
Öksürük için karabiberli çorba, limonlu bal, zencefilli bal öneriliyor. Bunların ticari versiyonlarını da eczanelerden alabilirsiniz. Burada önemli olan zencefil, karabiber ve limondur. Söktürücü maddelerdir. Balsa çocuğun içmesini kolaylaştırır. Amaç öksürerek içeride mikrobu dışarıya çıkarmaktır.  

terlemek ateşi düşürür mü?  
Vücudun ateşi yükseldikçe bağışıklık sistemi çalışır. Ateş kuru kuru çıkar terleyerek düşer. Terlemesi ateşin görevinin bittiğini gösterir. Hasta terlediği için iyileşmemiştir, hasta ateşi çıktığı için iyileşmiştir.  

Burun akıntısını kesen şuruplar zararlı mı?  
Nezlede, gripte akıntıyı kesen şuruplar son derece sakıncalıdır. O bölgeye bir virüs girmiştir. Vücut oradaki virüsü atmak için burnu akıtır.  

Vitaminle boy uzatılabilir mi?  
Çinko eksikliğine bağlı olarak gelişme bozuklukları olabilir, bu durum da et yiyemeyen fakir fukaralarda görülür. İyi beslenen bir çocukta çinko eksikliği görülmez. Boy tamamiyle genetik hadisedir. Genetik olarak çocuk annesinden ve babasından aldığı özelliklerle uzun boylu veya kısa boylu  
olur. Ama iyi beslenmeyle çocuğun boyu olabileceği en üst seviyesine ulaşır. İyi beslenmezse alt sınırda kalır.  

Aşı yapılan çocuk hiçbir şekilde hasta olmaz mı?  
Bazı aşılar canlı aşılardır. Mesela kızamık aşısı aşağı yukarı en uzun bağışıklık sağlayan aşıdır. Tetanoz veya boğmaca aşısıysa ölü bakterilerden yapılır. O yüzden bunların tekrar tekrar yapılması gerekir. Tetanoz aşısı ilk başladığımız zaman bir veya iki ay arayla yapılır. Bir yıl sonra bir tane daha yapılır. Ondan sonra 4.5-5 yaş arasında bir kez daha yapılır. Çünkü aşı ölünce antikorlar da zayıflar.  
Verem ve çiçek aşısı hücresel bağışıklıkla çalışır. Hücresel aşılar hiçbir zaman antikor yapmazlar.  
Virüs aşılarının bir veya iki dozda yapılanları vardır. Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşıları bir doz yapılır. Ancak şimdi bunların ikinci dozunun yapılması gerektiğiyle ilgili yazılar yayımlanmaya başladı. Çünkü ileri memleketlerde çocuk aşı olduktan sonra bir daha kızamık mikrobuyla karşılaşmaz. Ve zaman içinde aşıdan kazandığı bağışıklık yok oluyor. Ama bizim memleketimizide çocuk aşı olduktan sonra da kızamıklı biriyle karşılaştığı için tekrar aşı olmuş gibi olur. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi herkese kızamık aşısı yapıldığı zaman bizde de bu problem ortaya çıkacak.  

Aşıdan alerji olur mu?  
Çok nadir bir durumdur. Her aşının bir reaksiyonu var. Ateş, kırgınlık veya iğne yapılan yerde ağrı şeklinde kendini gösterir. Bu tepkilere en çok difteri, boğmaca, tetanozdan oluşan karma aşıda rastlarız. Aşıda görülen alerji, yumurta alerjisidir ve bu alerji de erişkinlerde görülür. Çocuklarda görülme sıklığı oldukça azdır.

Bir yıl sonunda ilk antikorlar yitirilir  
Aşı nedir?
 
Aşı zayıflatılmış bir mikrobun vücuda verilmesiyle vücutta antikorların oluşmasını sağlar. Antikorlar da vücudun askerleridir ve mikroplara karşı savaşı gerçekleştirir.  
Çocuk doğduğu zaman ilk başta annesinin antikorlarını taşır. Anneden geçen pasif antikorlar çocuğu altı ay, hatta bir seneye kadar korur. Ama bir sene sonunda yıkılırlar. Antikorların bir kısmı da emzirme yoluyla anneden çocuğa geçer. Bunlar ağırlıklı olarak ishalden ve bazı kulak iltihaplarından koruyan yüzeysel antikorlardır.  
Esas antikorların geçişi anne karnında kanla olur. Mesela anne karnında annenin geçirmiş olduğu kızamık antikorları bebeğe geçtiği için canlı bir aşı olan kızamık aşısının erken çağlarda yapılmaması lazımdır. Çünkü anneden geçen antikorlar bu aşıyı parçalar ve etkisini yok eder. Bu yüzden pek çok gelişmiş ülkede kızamık aşısı hiçbir zaman bir yaşından önce yapılmaz.
 

Aşı, gripten korur mu?  
Grip pek çok virüsün yaptığı bir hastalık topluluğudur. Bu topluluk tasadece 'infülenza'nın aşısı vardır. Bu da en tehlikeli gruptur ve kendi aralarında şekil değiştirerek farklı bir yapıya bürünebilir. Aşı merkezinde bunların hepsinin suçlular gibi arşivleri mevcuttur. Kendi aralarında bir düzen içinde değişiklik gösterirler. Bu yüzden seneye hangi virüsün çıkacağı bellidir. Çocuk grip aşısı olduğunda esas komplikasyon yapan öldürücü 3'üncü tip gribe yakalanmaz. Yoksa basit, ağız, göz akıtan hapşırtan virüsleri kapar. 
 
 

Aşı kartları önemli 
 Aşı yapılan müesseselerde aşının markası, seri numarası, son kullanma tarihi ve kimin yaptığının kaydı tutulmalıdır. Geçen yıl Hepatit A aşılarından bir kısmı bozuk çıktı. Aşılarının yeniden yapılması gerekti. Ama bunun için hangi hastaya hangi seri numaralı aşının yapıldığının bilinmesi gerekti. Biz kayıt tuttuğumuz için hastalarımızı bulduk. Pek çok müessese değil aşı kartı vermek aşının markasını bile yazmaz. Hele eczanede yapılanlar hiçbir kayda tabi değildir. Aşılar eczanede yapılsa bile aşı kartına mutlaka işlenmeli.

Antibiyotik kullanımı vücudumuzu hastalıklara daha açık hale getiriyor. Antibiyotik kullanmayan kişi, 100 bin basille tifo olurken, antibiyotik kullanan kişi beş basille bile hastalığa yakalanabiliyor

Bağışıklık sistemini koru!  
Antibiyotik, insanın hastalıklar karşısında kazandığı önemli zaferlerden biri. Ancak Dünya Sağlık Örgütü'nün de dikkat çektiği gibi, aşırı antibiyotik kullanımı bu galibiyeti, mağlubiyete çevirebilir. Dr. Kadir Tuğcu, çocuk hastalıklarının doğası, önlenmesi ve antibiyotik tedavisi konusunda sorularımızı yanıtladı:  

Suçiçeği aşısı pek tavsiye edilmiyor, neden böyle?  
Son derece pahalı bir aşı olduğu için hastaların bir kısmı bu aşıyı yaptırmak istemiyor. Halk arasında 'Suçiçeği hafif bir hastalık, ne gerek var aşıya' şeklinde yorum yapılıyor. Oysa suçiçeği, hafif bir hastalık değil. Suçiçeği, çiçek hastalığına nazaran hafiftir. Çiçek ölümcüldür, ama su- çiçeği bu boyutlara ulaşmaz. Ancak suçiçeği, kızamıktan, kabakulaktan, kızamıkçıktan geri kalmaz. Hatta üçünün toplamından daha fazla komplikasyon yapar.  

Aşı ne kadar zaman korur?  
Her aşının koruyuculuk süresi farklı farklı. Bu süre bazen hayat boyu olabildiği gibi bazı aşılarda sınırlı. Örneğin grip aşısı sadece bir sene koruyucudur. Esasında grip aşısıyla kazanılan bağışıklık ömür boyu devam eder, fakat bu bir işe yaramaz. Çünkü grip virüsü ertesi yıl başka bir biçime bürünecektir.
 

'İshalde antibiyotik vermeyin'  

Antibiyotik kullanımı iddia edildiği gibi zararlı mı?  
Antibiyotikler bakteriyel hastalıklar içindir. Virüsler üzerinde antibiyotiklerin hiçbir tesiri yoktur. Antibiyotikle kızamığı suçiçeğini, kabakulağı tedavi edemezsiniz. Nezleyi de tedavi edemezsiniz.  
Ve eğer antibiyotik aldığınızda vücudunuzda oluşanları bir bilseniz hiç almazsınız. En basit şekliyle şöyle açıklayabilirim. Bir insanın tifo olabilmesi için 100 bin basil alması gerekir. Ancak bu kişi bir doz 'streptomisin' alırsa beş basille bile tifoya yakalanabilir. Yani antibiyotikler kişiyi başka hastalıklara karşı açık hale getirir.  
Çünkü bizim bağırsaklarımızda hastalık önleyici bakteriler vardır. Antibiyotik bu bakterileri öldürür. En büyük hatalardan biri de ishal olanlara yüksek dozda kuvvetli antibiyotik verilmesidir. İshal yapıcı mikrop, bağırsaktaki dışkının içindedir. Antibiyotik buraya kadar gidemez. Ancak damar ve kan yoluyla bağırsak cidarına kadar gelip buradaki yararlı mikropları öldürmeye başlar. Bunlar öldüğü zaman vücuttaki direnç kaybolur, hastalık yapıcı mikroplar vücudu işgal eder. Hasta daha kötü bir duruma gelir.  

Denize giren çocuk sudan mikrop kaparak ishal olur mu?  
Hayır. Çünkü insanda hastalık yapan mikropların hiçbiri deniz suyunda yaşayamaz. Bu durum mikrobiyoloji asistanlığım sırasında yaptığım bir deneyle de kanıtlanmıştır. 1975 yılında kolera salgını vardı. Biz İstanbul'un plajlarından su topladık ve kolera mikrobu aradık. Ne kolera ne de tifo mikrobu bulduk. Sonra işi tersine çevirdik. Deniz suyunu laboratuvara getirdik ve içine biz mikrop koyduk. Bu mikrobun 15 dakika, bir saat, iki saat gibi aralıklarla tekrar geriye alarak çoğaltmayı denedik. 15 dakika sonra dahi deniz suyundan örnek aldığımızda koyduğumuz mikrobun yaşamadığını gördük. Tifo, kolera mikrobu deniz suyunda yaşamaz.  Plajlarda kolibasili var, girmeyin deniliyor...  
Kolibasili kirlenmeyi gösterir. Kolibasillerinin hepsi hastalık yapmaz. Sadece patojen kolibasilleri hastalık yapar. Ayrıca sıfır kolibasili bulunan bir deniz bulmanız imkânsızdır. Kolibasili balığın ve martının gübresinde de bulunur. Bir insanın tifo olabilmesi için 100 bin koli basili gerekir. Bunun için de litrelerce deniz veya havuz suyu içmeniz gerekir.  

Sinek kovucu tabletler zararlı mı?  
Bu ıspatlanmış değildir. Ayrıca bu maddeler sineği dahi öldürmez. Bu maddeler bir cins 'feromondur' yani haberleşme kokusudur. Sivrisinek bu kokuyu aldığı zaman en yakın satıha konar ve hareketsiz kalır. Koku kesildiği zaman da tekrar kaldığı yerden işine devam eder.  

Vejetaryen beslenme zararlı mıdır?  
Bilhassa büyüme çağında olan çocuklar asla vejetaryen olamaz. Çünkü hayvansal gıdalardan aldığınız maddeleri sebzelerden almak isterseniz miktar çok yükselir. Mesela günlük kalsiyum ihtiyacınızı brokoliden alabilirsiniz. Ama bunun için yaklaşık 2.5 kilo brokoli yemeniz gerekir.
 

Grip olan çocuğa kızamık bulaşmaz  

Kulak ağrılarında ve şiddetli öksürükte antibiyotik kullanılmalı mı?  
Kulak ağrısı mekanik bir olaydır. Burada mikrop üremesi başlangıç değil sonuçtur. Hasta çocuk nezle, grip geçirir ve östaki borusu kapanır. Orta kulakta yapılan gözyaşı benzeri sıvı akamayıp birikir, zara basınç yapmıştır. Zarın geçirgenliği bozulur veya delinir. Bunun sonucunda kulağa mikrop gider ve bu durağan haldeki suya yerleşir.  
Burada koruyucu bir ilaç kullanılması yeterlidir. Esas olay östaki borusunun çalışır durumda ve açık kalmasını sağlamaktır. Ama ilerlemişse mikrobik hale gelmişse tabii ki antibiyotik verilir.  

Aileler çocuklarının erken yaşta çocukluk dönemi hastalıklarını geçirmesini istiyor ve hasta çocuğun yanına özellikle götürerek, mikrobu almasını sağlıyor. Bu doğru mu?  
Okula giden çocukların bazı hastalıkları erken yaşta geçirmesinde fayda vardır. Fakat virüslerin özel durumları olduğunu da unutmamak lazım.  
Bir virüsün vücuda girebilmesi için vücutta başka bir virüsün bulunmaması gerekir. Mesela bir çocukta aynı anda hem kızamık hem suçiçeği görülmez. Çünkü vücuda ik giren virüs özel bir madde salgılayarak, ikinci türde bir virüsün vücuda girmesini önler. Bu nedenle çocuk nezle, grip geçiriyorsa, kızamık olan kardeşinin yanına yatırsanız dahi bu çocuk kızamık mikrobu kapmayacaktır.

IP
mor_kedi
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 3415

bullet Gönderim Zamanı: 31-Aralik-2008 Saat 12:46

 

1. ay oyunlar

  • Onun yüz ifadelerini ve çıkardığı sesleri taklit edin.
  • Yumuşak bir sesle kulağına konuşun ya da müzik dinletin.
  • Ona basit şekiller, parlak ve renkli nesneler ya da resimler gösterin.
  • Yatağının kenarına ufak ve hareketli oyuncaklar asın.
  • Bebeğinizi sık sık kucağınıza alın ve öpün.
  • Onunla ilgilenin! Konuşun ve ona ismiyle seslenin.
  • Melodili ninniler, tekerlemeler dinletin.
  • Belli bir tekerlemeyi, belli zamanlarda söyleyin. Mesela banyo yaptırırken hep aynı nininiyi söylerseniz, zamanla alıştığını göreceksiniz. (Doğumundan sonra her ay bunu yapabilirsiniz!)

2. ay oyunları

  • Bebeğinizle konuşmanız, bu dönemde onun için en eğlenceli oyun olacak! (Dikkatini çekmek için yüksek, sakinleştirmek içinse alçak sesle konuşabilirsiniz.)
  • Parlak ve renkli oyuncakları yüzünün, sesli oyuncakları kulağının çevresinde dolaştırarak onu eğlendirin.
  • Kulağına yavaşça ismini söylediğinizde gözleri hareketlenir ve başını size çevirmeye çalışır.
  • Havanın uygun olduğu günlerde bebeğinizi yürüyüşe çıkarın.
  • Konuşun, dokunun, kucaklayın ve sevginizi gösterin.
  • Odasında kısık sesli ve yumuşak melodili müzikler çalın. (Doğumundan sonra her ay bunu yapabilirsiniz!)

3. ay oyunları

  • Oynarken direkt ona bakmayı unutmayın. Çünkü bebeğiniz için yüzünüz, profilinizden daha ilgi çekici!
  • Pek çok farklı nesne gösterin ve yakalaması için onu cesaretlendirin. ( Dinlemesi, dokunması, izlemesi için ilginç ama yutamayacağı büyüklükte oyuncaklar seçin.)
  • Eline bir oyuncak verip, onunla nasıl ses çıkartacağını öğretin.
  • Zaman zaman kucağınıza alın ve dünyayı farklı bir açıdan görmesini sağlayın.
  • Onu överek yaptıklarından memnun olduğunuzu gösterin.
  • İlgi ve sevginizi şarkı söyleyip, onunla dans ederek gösterin.
  • Farklı dokularda, şekillerde ve büyüklükte oyuncaklar alın.
  • Hareketli ve yumuşak oyuncaklarla oynamasını sağlayın.
  • Onunla sık sık konuşmaya devam edin.

4. ay oyunları

  • Bebeğinize tutacağı, kavrayabileceği, tadacağı ve dinleyebileceği oyuncaklar verin.
  •    Ona müzik dinletin.
  •    Renkli bir çorabın tepesini kesip bileğine geçirin. (Ellerini daha kolay bulacak ve oynayacaktır.)
  •    Banyo yaparken, banyo oyuncaklarıyla oynaması için daha uzun zaman ayırın. (Gelişimine yardım eder.)
  •    Başarılarını gülümseyerek, onu kucaklayıp severek kutlayın ki motive olsun.
  •    Yeni şeyler keşfetmesi ve oyuncaklarıyla oynaması için ona, tehlikesiz, boş ve geniş bir alan ayırın. 
  •    Onu sık sık kucaklayıp dikkatli bir şekilde kaldırın. Çünkü sallanmak, hoplamak ve zıplamak gibi hareketli oyunlardan çok      hoşlanır.
  •    Bebeğiniz gülerken, siz de gülün.

5. ay oyunları

  • Yatağına bir ayna koyun ki kendini görsün. (Beraber ayna karşısına geçin ve birbirinizi uzun süre inceleyin.)
  • Bebeğinizin çıkardığı sesleri taklit edin. Kısa cümleler kurarak, onunla konuşun.
  • Başka bebeklerle konuşmasına ve onları incelemesine izin verin.
  • Sık sık kucaklayın, sevginizi gösterin.
  • Onun fotoğraflarını çekin veya kameraya çekin ki ileride beraber izleyin. (Bebeğinizin doğumundan sonra her ay bunu yapabilirsiniz!)
  • Onunla sürekli konuşun. ( Anladığınızı mimiklerinizle belirtin. )
  • Vücudunuzun çeşitli yerlerine dokunun ve ona isimlerini söyleyin. (Burun, kulak, dudak gibi.)

6. ay oyunları

  • Ona şarkılar söyleyin, birlikte tempo tutun, el çırpın…
  • Önemli kelimeleri yumuşak bir tonla ve vurgulayarak tekrarlayın.
  • Onu kucağınıza alın ve çıkardığı sesleri ya da yüz ifadelerini siz de tekrarlayın.
  • Çevresine yumuşak yastıklar koyarak, bir an önce desteksiz oturabilmesine yardım edin.
  • Yüzüstü yatırın ve kollarıyla vücudunu nasıl kaldıracağını öğretin.
  • Sizi görebileceği bir yere geçip, kollarınızı açın ve onu kucaklayacağınızı söyleyin, (Bebeğiniz gülümser ve cilve yapar.) O size uzanırken, siz onu kucaklayın. 
  • Yuvarlanan, silindir şeklinde oyuncaklar alarak, daha çok hareket etmesini sağlayın.
  • Bir el fenerinin lamba kısmını değişik şekillerde kesilmiş kartonla kaplayın. (kalp, araba, kuş gibi) Işıkları kapatın ve bu gölgeyi duvara yansıtın ve oyunu geliştirin.
  • Bebeğinizi, başka bebeklerle vakit geçirebileceği yerlere götürün.
  • Onu pusetle gezdirirken, pusetine bir balon bağlayın.

7. ay oyunları

  • Ona bebek dergileri, resimli kitaplar gösterin. ( Kendi tutup, inceleyebileceği kitaplar alın.)
  • Yüzünüzü kapatıp, birden ‘Ce-e’ diyerek açın. Çok keyiflenecektir. ( Daha sonra onun yüzünü kapatarak, oyunu geliştirin.)
  • Aynadan ona kendini gösterin ve kim olduğunu sorun. Sonra ona kendi ismini söyleyin.
  • Ne yaptığınızı söyleyerek onunla dans edin.
  • Onu kucaklayın ve sevginizi gösterin. ( Onunla hep yumuşak bir ses tonuyla konuşun.)
  • Birbirleriyle eşleşen, birbirinin içine geçen oyuncaklar alın. ( Evdeki çeşitli kapaklarla da böyle oyunlar oynayabilirsiniz. Büyükten küçüğe doğru dizilmiş 3 kapağın bebeğinizi ne kadar eğlendirdiğini görebilirsiniz.)
  • Bebğinizin görebileceği bir yere çeşitli hayvan resimleri asın. ( Aile fotoğrafları ya da kendi fotoğraflarını da asabilirsiniz.)
  • Ona sıkabileceği nitelikte çeşitli oyuncaklar verin.

8. ay oyunları

  • Eğlenceli ve taklit etmekten hoşlanacağı sesler çıkarın ve hareketler yapın.
  • Bebek ve çocuk şarkıları dinletin
  • Ayakta pozisyona getirerek dans etmesini, yürümesini, tempo tutmasını sağlayın.
  • Bebeğinizle birlikte emekleyin, hızlandıkça onu övün. (Büyük çocuğunuz varsa onu da dahil edin.)
  • Oyuncaklarınn bir sepete doldurun ve nasıl çıkaracağını öğretin. Daha sonra yeniden doldurun ve onun boşaltmasına izin verin.
  • Birlikte alışverişe çıkın. ( Kalabalık ortamlar onun için uyarıcı ve eğlencelidir.)
  • Bebeğinize zaman ayırın. ( Kucaklayın, öpün, konuşun.)
  • Oyuncağını uzak bir yere koyun ve hareketlerine yardım ederek onu almasını sağlayın. 
  • El kaslarınının gelişmesi için, oyuncaklarını tutmasını ve kaldırmasını destekleyin.
  • Artık oynamadığı oyuncaklar varsa ortadan kaldırın.

9. ay oyunları

  • Bebeğinizle beraber aynanın karşısına geçin ve beraber “şaşırmış, sevinmiş, mutlu, mutsuz” gibi değişik yüz ifadeleri deneyin.
  • Onunla beraber oynarken oyuna sevdiği bir hayvan oyucağı da katın. (oyuncak ayı, ördek, inek gibi)  mesela ”İneğin karnı acıkmış, hadi sen onu otlat, ona burdan su ver” diyebilirsiniz.

10. ay oyunları

  • Bebeğinizle konuşurken elinize bir kukla alın ve onu eğlendirin. ( Eski bir çorabınızı boyayarak da bir kukla yapabilirsiniz.)
  • Ayaklarını hareket ettirin.
  • Gün içinde bebeğinizin oturma pozisyonunu sık sık değiştirin.
  • Onunla gözlerinin içine bakarak konuşun.
  • Sık sık ‘seni seviyorum’ deyin.

11. ay oyunları

  • Onunla beraber ikili oyunlar oynayın. “At-tut, doldur-boşalt” gibi basit oyunlar uydurun.
  • Başardığı zamanlarda onu severek destekleyin.
  • Sabun köpüğü ve mandalla küçük baloncuklar çıkarın. ( Ne kadar eğlendiğini göreceksiniz.)
  • Bir oyuncağın yarısını herhangi bir şeyle örtün ya da  yastığın altına saklayın ve bebeğinize nerede olduğunu sorun. ( Onu bulması için destekleyin.)
  • Yemek yerken bebeğinize bir plastik kaşık verin. ( Kendinizde kullanın.)  Yemek saatinin değişitğini fark edeceksiniz.

12. ay oyunları

  • Bebeğinizin gözü önünde bir oyuncağını saklayın ve sonra onu bulması için destekleyin.
  • Ondan size bir oyuncak getirmesini isteyin. (‘Bana ördeğini getirir misin?’ gibi.)
  • Bebeğinizin yaşına uygun kitaplar okuyun, birlikte resimler hakkında uzun uzun konuşun. ( ‘Burada bir ayı var, tüyleri kahverengi. Ormanda yaşıyor. Ormanda uzun yeşil ağaçlar var…’ gibi.)
  • Birlikte hayvan seslerini taklit edin.
  • Sık sık beraber dışarı çıkın. ( Başka bebeklerle iletişim kurmasını destekleyin.)

(milupa.com.tr'den alıntıdır)

hoş geldiniz :)
prensesim ÖYKÜ ELİF (4 mayıs 2008)
prensim ÖMER ALP (22 nisan 2010)
IP
feelings
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 24-Eylül-2007
Konum: Kocaeli
Gönderilenler: 58985

bullet Gönderim Zamanı: 15-Kasim-2008 Saat 17:56
<> 

Çocuklarda Diş Çıkarma

Çocuklarda%20Diş%20Çıkarma,%20ilk%20dişler%20ne%20zaman%20çıkar

 

DİŞLER NE ZAMAN ÇIKAR?
Ortalama olarak ilk diş 7. ay ortalarında belirir.Ancak bazan ilk diş üçüncü ayda erkenden ortaya çıkarken, bazan da on ikinci ay, hatta sonrasına sarkabilir. Dişlerin çıkışı genellikle kalıtsal düzene uyar, yani sizin veya eşinizin dişleri erkenden çıkmışsa bebeğinizde de aynı şekilde olması olasıdır. Alttaki şekilde süt dişlerinin ortalama çıkış zamanlarını görebilirsiniz :

süt%20dişleri%20ne%20zaman%20çıkar,%20kalıcı%20dişler%20ne%20zaman%20çıkar

DİŞLER ÇIKARKEN NELER OLUR?
Diş çıkarma belirtileri dişlerin kendisinden iki-üç ay önce ortaya çıkabilir. Bu semptomlar çocuktan çocuğa değişir ve aslında bunların neler oldukları ve ne kadar ağrı verdikleri konusundaki görüşler de doktordan doktora değişmektedir. Ancak genellikle diş çıkaran bir bebeğin şu tecrübeleri yaşayabileceği kabul edilmektedir :

  • Salya Akıtmak : Birçok bebek iki buçuk-üç aylıktan başlayarak salya akıtır.Diş çıkarma bunu bazı bebeklerde diğerlerine göre daha çok arttırmaktadır.

  • Çene ya da yüzde kızarıklık : Bol salya akıtan bir bebekte ,çenede ve ağız çevresinde sürekli salya temasının yarattığı tahrişe bağlı olarak deride kızarıklık ya da çatlakların oluşması şaşırtıcı değildir. Bunu önlemek için gün boyunca periyodik olarak salyayı nazikçe silin ,bebeğiniz uyurken akan salyayı emmesi için de yatak çarşafının altına bir havlu koyun. Deride kuruma belirdiğinde yumuşak bir deri kremi ile o bölgeyi sürekli nemli tutun.

  • Hafif öksürük : Aşırı salya bebeğin zaman zaman tıkanmasına ve öksürmesine yol açabilir. Bebeğiniz soğuk algınlığı ,nezle ya da allerji belirtileri göstermiyorsa bunda endişelenecek bir durum yoktur. Bebeklerin dikkat çekmek ya da ses repertuarlarını zenginleştirmek için öksürüğü sürdürmeleri sık görülen bir durumdur.

  • Isırma : Bu durumda bir ısırık düşmanlık belirtisi değildir. Diş çıkaran bir bebek eline geçen her şeyi - bu kendi eli ,annesinin memesi ,yabancı birinin parmağı olabilir - ağzına sokarak dişetlerini rahatlatmaya çalışır.

  • Ağrı : Çıkmakta olan bir dişin baskısı altında dişetinde enflamasyon gelişir. Bu durum bazı bebeklerde dayanılmaz ağrılara yol açarken bazılarında hiç sorun oluşturmayabilir. İlk diş ve azı dişleri çıkarken en fazla sıkıntı yaratan dişlerdir.

  • Huzursuzluk : Enflamasyon arttıkça ve keskin diş yüzeye yaklaştıkça bebeğin dişetindeki ağrı sürekli bir hal alabilir. Kronik ağrısı olan herkes gibi sıkıntılı olabilir ve kendi normal halinden uzaklaşabilir. Bu huzursuzluk bazan haftalar boyunca sürebilir.

  • Beslenmeyi reddetme : Diş çıkarmakta olan bir bebek beslenmeyi reddedebilir. Katı yiyeceklere başlamış olan bir bebek bir süreliğine bu yiyeceklere karşı olan ilgisini yitirebilir. Ancak bu sizi endişelendirmemelidir. Çünkü bebeğiniz sıvı gıdalardan da gerekli besinleri alır ve dişi çıktıktan sonra iştahı yerine gelecektir.

  • İshal : Bunun diş çıkarma ile olan ilgisi çok şüphelidir. Bazı anneler her diş çıkardığında bebeklerinin ishal olduğunu söylerler. Bazı doktorlar büyük olasılıkla artmış tükrük salgısı nedeniyle diş çıkarmayla barsak hareketleri arasında bir bağıntı olduğunu düşünürler. Bazı doktorlar ise böyle bir bağıntının olduğunu kabul etmek istemezler ; belki de annelerin her ishali diş çıkarmaya bağlayarak önemli gastointestinal bozuklukların göz ardı edilebileceğinden çekindikleri için böyle davranırlar. Diş çıkardığı dönemde bebeğinizin dışkısının sulu olabileceğini bilin , ama iki dışkılamadan daha uzun süren ishali mutlaka doktorunuza bildirin.

  • Ateş : Ateş de tıpkı ishal gibi doktorların diş çıkarmayla bağıntılı olduğu konusunda tereddütle yaklaştıkları bir belirtidir. Dişetlerindeki şişme nedeniyle 38 C°'nin altındaki bir ateş diş çıkarmaya eşlik edebilir. Yine de bebeğinizin ateşi varsa diğer zamanlarda ne yapıyorsanız öyle davranın ve iki günde azalmazsa doktorunuza haber verin.

  • Uykusuzluk : Gece boyunca deliksiz uyuyan bebekler bile diş çıkarırken gece uyanmaya başlayabilir. Bu durumda hemen onu beslemeye çalışmayın. Bunun yerine kendi kendine tekrar uyumasını sağlayın.Gece uyanma da diğer problemlerde olduğu gibi ilk diş ve azı dişleri çıkarken daha fazla görülür.

  • Dişeti hematomu : Bazan çıkan bir dis etinde kanamaya neden olabilir , bu da mavimtrak bir leke olarak görülür. Bu hematomlar için endişelenmeye gerek yoktur ve tıbbi girişim gerektirmeden kendiliklerinden düzelirler. Soğuk kompres acıyı azaltıp iyileşmeyi hızlandırabilir.

  • Kulak çekiştirme , yanak kaşıma : Disetlerindeki agri sinir yolları boyunca kulak ve yanağa yansıyabilir. Bebeklerin kulak enfeksiyonu olduğunda da kulaklarını çekiştirdiklerini unutmamak gerekir. Bebeğiniz diş çıkarsa bile kulak enfeksiyonundan kuşkulanıyorsanız doktorunuza danışın.

Bebek%20Dişleri

DİŞ ÇIKARKEN NELER YAPMALI?
Onlarca denenmiş tedavi yöntemi vardır. Bazıları işe yarar , bazıları yaramaz. Aşağıdakilerden bazılarını siz de deneyebilirsiniz :

  • Çiğneyecek bir şeyler vermek : Burada besin değerinden çok dişetlerindeki basıncı rahatlatmak amaçlanmaktadır. Bu nedenle de çiğnenen şey soğuk olursa yararı artar. Dondurulmuş çörek, soğuk bir muz, veya havuç, bir tülbente sarılmış buz parçası, lastik bir diş halkası. Bebeğinize çiğnemesi için ne verirseniz verin mutlaka yanında bulunun ve oturur pozisyonda olmasını sağlayın.

  • Dişlerini kaşıyabileceği şeyler : Bazı bebekler başlangıçtaki acı nedeniyle itiraz edebilir. Fakat bir süre sonra acı yerini rahatlamaya bırakır.

  • Soğuk içecekler : Bebeğinize bir biberon soğuk su verin. Biberonu reddederse bardakla vermeye çalışın. Bu sayede bebeğinizin su ihtiyacını da karşılamış olur ve ishal veya artmış salyayla kaybettiği sıvıyı yerine koyarsınız.

  • Soğuk yiyecekler : Buzdolabında soğutulmuş şeftali püresi, elma püresi, yoğurt, bebeğinize oda ısısındaki yiyeceklerden daha çekici gelebilir.

  • Ağrıyı azaltacak bir şeyler : Başka hiç bir şey işe yaramazsa parasetamol işinizi kolaylaştıracaktır. Doz ayarlaması için doktorunuza danışın. Doktorunuz önermediği sürece bebeğinizin dişetlerine başka bir şey sürmeyin. Bunun içine alkollü içecekler de dahildir.

Dr.Sıtkı EVRENKAYA

Bebek%20Dişleri%20ne%20zaman%20çıkar,%20ilk%20dişhekimi%20muayenesi



Düzenleyen mystical - 16-Kasim-2008 Saat 01:17
Alperim oğlum benim,Zeynebim kızım benim sizi çok seviyorum
siz benim yaşama gücüm,sevincim,herşeyimsiniz...
IP
sedef_85
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008
Konum: Ankara
Gönderilenler: 16821

bullet Gönderim Zamanı: 26-Ekim-2008 Saat 23:04

Bebeğin altı nasıl değiştirilir?
Bebeklerin bacak araları ve kalçaları, özellikle uzun süre ıslak kaldığında çabuk tahriş olur. Bu nedenle, bebeğin bezinin 3 - 4 saatte bir değiştirilmesi gerekir. Genel olarak bebeği emzirdikten sonra altını değiştirmek uygundur. Her değiştirmede bebeğin altı su ile de temizlenmeli ve kurulanmalıdır. Kızlarda bu temizliğin önden arkaya yapılması önemlidir. Bezi değiştirilirken bebeğin altının bir süre açık kalması iyi olur. Bebeğin altına bağlamak için çeşitli bezler vardır. Anne kağıt bezleri daha pratik bulabilir. Pamuklu bezler de çok iyi durulanmak koşulu ile sorun yaratmadan kullanılabilir.


Bebek nasıl giydirilmeli?

Bebek sıcak tutacak şekilde giydirilmelidir. Ama çok da kalın giydirilirse terler, cildi kızarır. teri emen pamuklu kumaşlar, içinde naylon bulunan giyeceklerden daha iyidir. Bunlar cildin havlanmasına da yardımcı olur. Soğuk mevsimlerde, pamuklu iç giysilerin üzerine yünlü giysiler giydirilebilir. Bebek giysilerinin içinde rahat hareket edebilmelidir. Dar giyeceklerden kaçınılmalı ve üst üste giydirmemeye dikkat etmelidir. Bebeğin sıkı kundaklanması bebeğin nefes almasını, hareket etmesini ve kalça ekleminin gelişmesini engelleyebilir. Sıkı kundaklanmış bebeğin hastalık belirtileri yönünden de izlenmesi zordur. Bu nedenle kundaklama doğru değildir. Emzirirken tutmayı kolaylaştırmak için, bebek kolları örtülecek şekilde gevşekçe sarılabilir.

Bebek ilk günlerde nasıl yıkanmalı?
Yenidoğanın derisi koruyucu, kaygan bir madde ile kaplıdır ve bunun tamamen temizlenmesi gerekli değildir. Yenidoğanı yıkamak için göbeğin düşmesi beklenebilir. Bu arada her gün yüzü ve vücudu silinerek temizlenir, iç çamaşırları değiştirilir. Göbek düştükten sonra bebeğin her gün banyo ve leğende yıkanması ile pişikler ve deri hastalıkları önlenir. Bebeği yıkarken bir kişi yardımcı olmalıdır. İlk 1 - 2 haftada yıkama için kullanılacak su önceden kaynatılmış ve ılıtılmış olmalıdır. Bebeği yıkarken yüzü aşağıya bakacak şekilde, göğüs ve karnından kavranarak tutulabilir. Sırtüstü tutuluyorsa, başını elle desteklemek gerekir. Bebek şampuanları ve sabunları ya da beyaz sabun kullanılabilir. Bebeğin iyice durulanması ve kurulanması önemlidir. Banyo yapılan odanın ısısı 24 - 25 derece sıcaklıkta olmalıdır.

Bebek soğuktan nasıl korunmalı?
Bebek için en uygun ortam, ısısı 22 ile 26 derece arası olan bir odadır. Ortam çok sıcak (29 derecenin üzerinde) değilse bebeğe bir kaç kat giysi giydirilmesi uygundur. Bunun için zıbın, fanila ve bebek bezi üstüne giydirilmiş pijama ya da tulum yeterlidir. Böyle giyinmiş bir bebeğin yatarken üzerinin örtülmesi, kucağa alındığında da örtüsüne sarılı olarak tutulması uygundur. Bebekler 2 - 3 aylık olana kadar çevredeki ısı değişikliklerinden çabuk etkilenirler. Açık kapı ve pencerelerden hava akımı olmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca bebek sobaya çok yakın yatırılmaz. bebeğin yüzü kızarmışsa çok ısınmış olabilir. Soluk veya mor olması ise üşüdüğünü gösterir. Bebeğin ensesine dokunularak ısısı değerlendirilebilir. Ortam sıcak ise bebeğin giysileri ve örtüleri hafifletilir. Serin ortamda ise başlık ve eldiven giydirilir.

Sağlam çocuk kontrolleri nasıl ve ne zaman yapılır?
Bir bebeğin sağlıklı büyüyüp büyümediği vücut ağırlığı ve boyu ölçülerek kontrol edilmeli ve aşıları yapılmalıdır. Doğumdan sonra ilk 7 gün içinde kontrollere başlanması çok iyi olur.
En geç bir ay içinde her bebek kesinlikle ilk kontrole getirilmelidir. Ondan sonra 4. aya kadar ayda bir ve 6. aydan itibaren 1 yaşına kadar 3’er ay aralıklarla kontroller sürdürülür. Ancak doktoru gerekli görürse daha sık kontrole çağırabilir.

Bebek altı aylık olana kadar hangi aşılar yapılır?
Bebek doğar doğmaz, ya da ilk 1 - 2 ay içinde, verem aşısı yapılır. Eğer hastanede yapılmadıysa, bu aşı Verem Savaş Dispanserlerinde yaptırılabilir. Daha sonra 2. ayda difteri, boğmaca ve tetanozu içeren “karma aşı” ile “çocuk felci” aşısı yapılır ve bu aşılar en az 1, en geç 2 ay ara ile 2 kez daha uygulanır. üç doz karma aşı ile çocuk felci aşısının ilk 6 ayda tamamlanması gerekir. Bu aşılar bebeğin takip edildiği sağlam Çocuk Polikliniğinde, Ana - Çocuk Sağlığı Merkezleri’nde yaptırılabilir. Bu aşı programına B hepatiti aşısı ile hemofilus influenza b (Hib) aşısının da eklenmesi yararlıdır. ancak bu iki aşı ücretsiz olarak yapılmamaktadır.

Bebek geceleri çok sık uyanırsa ne yapmalıdır?
Bebeğin geceleri çok fazla uyanması farklı nedenlerden olabilir. Bebek, geceleri beslenmek için uyanmanın dışında ortam ısısından rahatsız olduğu için veya gündüz fazla uyumuş olduğundan uyanabilir. Bazen de, uyanmanın nedeni belirlenemez. Bebeğin gece anneye yakın hatta aynı odada yatması iyi olur. Bu, kendini güvende hissetmesi açısından önemlidir. Alışık olduğu yorgana sararak yatırma, yatırırken okşayarak konuşma, ışığı söndürmeden önce bebeğin yanında biraz kalıp ninni söylemek gibi yöntemler bebeğin uykuya dalmasını kolaylaştırabilir ve daha rahat uyumasına yardımcı olabilir. Gece boyunca bebekler sık sık gözlerini açarlar, el ve kollarını hareket ettirirler. Ağlamıyorsa bebeğe uyurken sıkça dokunmaktan kaçınılmalıdır. Bebek geceleri geç saatte uyuyor ve bunu bir saat öne almak istiyorsanız, her gece 5 dakika önce yatırarak istenen zamana ulaşabilirsiniz.

Bebekler neden hep ağlar?
Geleneksel iletişim yöntemi olan göz göze temas dışında bebeğin derdini tek anlatma yolu ağlamaktır. Aşırı sıcak veya soğuk, altının kirli olması, giysilerinin rahatsızlık vermesi, ağrı, bebeğin ağlamasına yol açar. Ev koşullarında ya da bakımda bir değişiklik de bebeği etkiler. Bebek annenin işte çalışmaya başlamasına alışamamış olabilir. bebeğin bu tür değişikliklerle aniden karşılaşmamasına çalışılmalıdır. Bazı bebekler, hiçbir neden olmadan, genellikle akşam saatlerinde sürekli ağlarlar.

“Üç ay koliği” denilen bu ağlama krizleri bebek 2 - 3 haftalık iken başlar, genellikle 3. ayda kesilir. Bebeğin sağlığını etkilemez ve tedavi gerektirmez.
Bebeğinizin neden ağladığı ile ilgili şüpheleriniz varsa, kendinize şu soruları sorunuz:
Bebek yorgun mu? O gün çok mu misafir geldi? Bebeğin altının değişmesi mi gerekiyor? Bebeğin beslenme zamanı mı gelmiş? Bebek çok sıcak ya da çok soğuk bir ortamda mı bulunuyor? Bebeği giysileri rahatsız mı ediyor? Evde huzursuzluk mu var? Öncelikle, bu durumlar varsa ortadan kaldırmak gerekir. Bebeğin ateşi mi var? Döküntüsü mü var? Dışkısı her zamankinden farklı mı? Sıçrar tarzda ya da yıldırım çarpmış gibi hareketler yapıyor mu? Bunlar hastalık belirtisi olabilir. Bunlardan hiçbiri yoksa sorun çoğu zaman “kolik”tir.

Bebek çok fazla ağlıyorsa ne yapmalı?
Şiddetli ve nedeni açıklanamayan ağlama her gün çoğunlukla aynı saatte meydana geliyorsa bebekte “kolik” ya da “gaz sancısı” diye bilinen bir durum olabilir. Koliğe tam olarak neyin sebep olduğu bilinmemektedir. Ancak bu durum, genellikle bebek 3 aylık olduğunda kaybolur. “3 ay sancıları”da denilen bu durum ağlama krizleri biçiminde ortaya çıkar. Kolik için etkili bir ilaç bilinmemektedir. Ancak, bebeğe her gün banyo yaptırmak, ağlama krizi sırasında karnına sıcak havlu koymak, kucakta taşımak ve taşırken sakinleştirici ninni ve benzeri şarkılar mırıldanmak en etkili yöntemlerdir.

Bebeklerde pişik neden olur, nasıl önlenir?
Bebeklerin bacak araları ve kalçaları ne kadar dikkat edilirse edilsin tahriş olabilir. Pişikleri önlemek için bebeğin bezi 3 - 4 saatte bir değiştirilmeli, pamuklu bez kullanılmalı, bezler sabunla yıkanmalı ve çok iyi durulanmalıdır. Çoğu kez bez tahrişi kolay iyileşir. Pudra kesinlikle kullanılmamalıdır. Kağıt bezler pişik olduğunda kullanılmamalıdır. Çünkü tahriş bundan da ileri geliyor olabilir. Oda sıcaksa her gün 1 - 2 saat bebeğin altının açık tutulması bez tahrişini önler ve tahriş olmuş derinin çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Derinin plastik maddelerle teması engellenmelidir. Eğer pişik bu önlemlere rağmen geçmiyorsa bi sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. bebeğin çamaşırları deterjan yerine sabun tozu ile yakınmalı ve iyice durulanmalıdır. Bebeğin aşırı sıcak tutulması da pişiklere neden olabilir.

Yenidoğan bebeklerde sarılık neden olur, bu durumda ne yapmak gerekir?
Yenidoğan bebeklerin yaklaşık yarısında, ilk 2 günden sonra sarılık gelişir. Çok hafif ve birkaç gün süren sarılık durumları dışında sarılıklı bebekler mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Bebeğin ateşi nasıl ölçülür?
Çok az sayıda bebek hiç ateşlenmeden büyür. Vücut ısısının normalin üstüne çıkması olarak tanımlanan ateş, genellikle bir hastalık belirtisidir. Ateş vücudun hastalık yapıcı etkenlere karşı savunma yaptığının bir göstergesidir ve bu anlamda iyi bir işarettir. bebek bir aydan küçükse ateş çok önemli bir bulgu olabilir. Bu nedenle ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Vücut ısısının 38 - 39 derece (“38 - 39 derece olarak da belirtilir) olduğu durumlarda bebek yakından izlenmeli, ateş 24 saatte düşmüyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ateşin 39 derece ya da daha fazla olduğu durumlarda vakit geçirmeden bir doktora başvurmalıdır.
Bebeklerin vücut ısılarını kontrol etmek için kısa, yuvarlak uçlu civalı termometreler (dereceler) kullanılır. Termometrenin okunması kolay değildir. Bu nedenle ihtiyaç duymadan önce derecenin kullanılması öğrenilmelidir. Bunun için derece civalı ucu açıkta kalmak üzere baş ve işaret parmakları arasında tutulur ve yavaşça döndürülerek civa sütununun üst ucu görülmeye çalışılır. Civa sütununun ucundaki değer vücut ısısını gösterir.
Bebeğin ateşini ölçmek için aşağıdaki adımlar izlenmelidir:
1. Termometre silkelenerek civa kolonunun üst ucunun 35 derecenin altına gelmesi sağlanır (Dikkat! Dereceyi çarpmayın kolayca kırılır ya da içindeki civa taşıyan ince kolon kısmı bozulur).
2. Derecenin ucu sabunlu su ile yıkanır ve civa haznesi bulunan ucuna kaygan olması için az miktarda vazelin ya da yağlı bir krem sürülür.
3. Bebek yüzükoyun sert bir zemin üzerine yatırılır. Bebek küçük ise kucakta aynı şekilde tutulur (ateş ölçümü sırasında bebeğin hareket etmesi engellenmelidir).
4. Bir elle bebeğin kalçasının üstünden sıkıca bastırılır.
5. Diğer elle derece 2. ve 3. parmaklar arasında tutularak yavaşça civa haznesi bulunan ucu makattan içeri yaklaşık 1.5 santimetre itilir. El resimde olduğu gibi tutulmak üzere, 2 dakika beklenir ve derece yavaşça yerinden çıkarılır.

Düzenli kontroller dışında bebeğin hemen doktora götürülmesini gerektiren durumlar:

İyi bakılan bebekler de hasta olabilir. Bebeklerde görülen hastalıkların çoğu, erken tanı ve tedavi ile düzelen hastalıklardır. Bunun için bazı belirtiler fark edildiğinde vakit geçirmeden bebek, bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir.
Ateşli durumlar ve ishal bunların başında gelir. Ateş çok yüksek (39 derece) olmasa da, öksürük ve hızlı solunum ile birlikte ise hemen doktor muayenesi gerektirir. Havale (istemsiz hareketler), bayılma (şuur kaybı), aşırı kusma (günde 3 - 4 kereden fazla ve bol),sürekli şiddetli ağlama, morarma ya da aşırı solgunluk, idrar yapamama, dışkıda kan bebeklerde sık olmasa da rastlanılabilen ve acil değerlendirme

Hayatın tadını çıkar.... Baktın onu beceremiyosun Tadını kaçıranı Hayatından çıkar..! :)
12.11.2008/11.07 En kıymetlim
IP
sedef_85
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008
Konum: Ankara
Gönderilenler: 16821

bullet Gönderim Zamanı: 22-Ekim-2008 Saat 23:19
YENİ DOĞAN AİT PRATİK BİLGİLER

1-Yatış pozisyonu : Yeni doğan bebek yan yatırılmalıdır.Böylece yüzükoyun yatırmaya bağlı ani bebek ölümleri ve sırtüstü yatırmaya bağlı tükürük ve kusmukla boğulmalar engellenebilir.
2- Uyku düzeni : Bebek dünyaya geldiğinde gece-gündüz ayrımını bilemez çünkü anne karnında gece veya gündüz yoktur.Tüm gündüz uyuyup tüm gece uyanık kalabilir.Bunu engellemek için bebeği gündüzleri bol ışıklı,hareketli,sesli ortamlarda tutmalı,altını değistirirken,emzirirken onunla konuşmalı .geceleri ise aksine loş ışıklı,daha sessiz bir ortamda emzirirken,alt değiştirirken sessiz olmalı ve böylece bebeğe gece –gündüz farkını öğretmelisiniz.

2- Alt temizliği : Yenidoğan bir bebeğin cildi çok hassastır.Alt temizliği için alkol içermeyen,pH dengeli,hassas ürünler kullanılmalıdır.Altını en az 3 saatte bir kontrol etmeli,kesinlikle kakalı bırakmamalısınız.Alt temizliği için su da iyi bir alternatiftir.Altını temizledikten sonra kurulamalı,hem beslemek hem de koruyucu bir bariyer oluşturmak için saf zeytinyağı veya uygun bir bakım kremi kullanmalısınız.

3-Göbek bağı temizliği : Göbek bağı anne karnında bebeğin anneden besin ve oksijen alışverişini sağlar.Doğum sırasında göbek kordonu uygun şekilde kesilir .bebeğe bağlı bölüm bir süre sonra beslenemeyip düşer.Bu süre ortalama 3gün ile 15 gün arasındadır.Göbek kordonu kesinlikle çok temiz tutulmalıdır çünkü enfeksiyonları çok ciddi sonuçlara yol açabilir.Günde en az iki kez % 70 lik alkol veya başka bir antiseptik solüsyon ile pansuman yapılmalı,bezin dışında tutularak kaka ve çişle temas etmesi önlenmelidir.

4- Oda sıcaklığı : Yeni doğan bir bebek için uygun oda sıcaklığı ortalama 22 derecedir.Prematürelerde daha yüksek sıcaklık önerilir.Yeni doğan döneminden sonra oda sıcaklığının 20-25 derece arasında olması yeterlidir.Çok sıcakta havadaki nem oranı azalır ve bebeğin solunum yollarının savunma mekanizması zarar görür.

5-Mevsimlere göre giydirilmesi : Yenidoğan bebek ilk zamanlar dış ortamla uyumunu tam gerçekleştiremediğinden daha fazla üşüyebilir.Özellikle eller ve ayaklar eldiven ve patiklerle ısıtılmayı gerektirebilir..Bebeğin iç giyimi her mevsimde saf penye olmalı,dışında da yine penye bir tulum bulunmalıdır.Yeni doğan bebekte belden lastikli giysiler değil komple tulumlar tercih edilmelidir. Kış aylarında bebeğin üzerinde merserize veya ince yünlü bir yelek bulunması uygundur.Kışın pazen ,yazın penye battaniyeler tercih edilmelidir.Bol tüylü battaniyelerden kaçınmak gerekir.

6- Banyosu : Yeni doğan bebeğin ilk banyosu için özel bir zaman yoktur.Göbeğe iyi bakmak koşuluyla göbek düşmeden de yıkanabilir.Yeni doğan bebek özellikle enfeksiyonların önlenebilmesi açısından göbek düştükten sonra ve hergün yıkanmalıdır.Banyo suyu ortalama 37 derece olabilir.Yenidoğan bir bebeği yıkarken ortam ısısı da 26 derece civarında olabilir.Bebek küvetine içine bebek banyo köpüğü katılmış 37 derece ısıdaki su konur.Bebek başı dışarıda kalacak şekilde dik olarak küvete sokulur.İnce bir tülbentle vücudu kısaca ve çabucak yıkanır.başı da bebek şampuanı ile yıkanır.bebeğe su başının üst kısmının arkasından akacak şekilde dökülür,hızlı bir şekilde havlu ile sarılır. Bebek küveti standart ölçülere uygun olmalıdır.İçinde yıkama filesi kullanılabilir.

7-Gaz sorununa karşı önlemler : Bebeklerde gaz sancıları en çok gözlenen problemlerdir.Emerken yuttukları havaya bağlı olarak gaz sancısı çekerler.Anne sütünün protein yapısı da etkili olabilir.Anneler emzirirken sadece meme başını değil memedeki kahverengi dokunun tamamını bebeğin ağzına verebilirlerse daha az gaz yutmasını sağlayabilirler.Her emzirmeden sonra bir süre bebeğin gazının çıkarılması iyidir.Bunun için bebek anne kucağında dik tutularak sırtı sıvazlanır.Mide gazını ağızdan geğirerek çıkarır.Alınan tüm önlemlere rağmen gaz sancısı tutan bir bebeğin karnına hafif ısıtılmış bir havlu uygulamak,bacaklara bisiklet çevirme hareketleri yaptırmak işe yarayabilir.

8- Hangi durumlarda doktora başvurmak gerekir? Yenidoğan bebekte sarılık durumu söz konusu ise,ilk 24 saat idrarını,ilk 48 saat kakasını yapmamışsa,çok şiddetli kusmaları varsa,ateş söz konusu ise,emmede isteksizlik varsa,canlı ağlaması yoksa mutlaka doktora başvurmak gerekir.Bebek emdikten sonra özellikle gazı çıkarılırken bir miktar kusar;bu normal kusmadır.Problem olan kusma fışkırır tarzda .beslenme ile ilişkisiz de olabilen kusmadır.


Dr. Şükrü Cido
Türkiye Hastanesi

Hayatın tadını çıkar.... Baktın onu beceremiyosun Tadını kaçıranı Hayatından çıkar..! :)
12.11.2008/11.07 En kıymetlim
IP
sedef_85
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Simge

Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008
Konum: Ankara
Gönderilenler: 16821

bullet Gönderim Zamanı: 07-Ekim-2008 Saat 15:21
Hayatın tadını çıkar.... Baktın onu beceremiyosun Tadını kaçıranı Hayatından çıkar..! :)
12.11.2008/11.07 En kıymetlim
IP
gülünhüznüyüm
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Eylül-2007
Konum: Ağrı
Gönderilenler: 11116

bullet Gönderim Zamanı: 06-Ekim-2008 Saat 19:22

EV YAPIMI BEBEK YİYECEKLERİ
İyi bir bebek yiyeceği hazırlama yolları

.
Basit başlayın: demir zengini tahılların yanında, bebeklerin ilk katı yiyecekleri ezilmiş muz, avokado ya da pişirilmiş ve püre edilmiş elma, armut, kabak ya da patates olabilir.
Bebek daha çeşitli meyve ve sebzeler yemeye başladığında ona taze sığır, koyun ya da tavuk eti verebilirsiniz. (salamura, tuzlama ya da tütsülenmiş olmamalı). Etleri sebzeler ve hatta elma ya da armutla karıştırarak verebilirsiniz.
Farklı yiyecekler konusunda her geçen gün daha fazla meraklı olmaya başlayacaktır. Dişler patlamaya başladığında, yumuşak balık ve baklagil lapası, kuskus ve portakalgiller ve kirazgiller verilebilir. Ancak çekirdeklerin çıkarıldığından ve iyice ezildiğinden emin olun.
 
Bebek yiyeceği hazırlamak ve pişirmek

1. Adım: Bebek yiyeceği yapmak için, meyvelerin ve sebzelerin kabuklarını soyun. Etlerden yağı ve tavuklardan deriyi ayıklayın.
2. Adım: Yiyecekleri buharda ya da kaynatarak pişirin. Pişerken çıkan suyun bir kısmını ayırın.
3. Adım: El karıştırıcısı ya da bir robotla yiyeceği püre haline getirin. Yumuşak olması için içine sakladığınız sudan ilave edebilirsiniz. 8 aylık üzeri bebekler için, eti küçük parçalar halinde doğrayın ve diğer yiyeceklerle beraber bir çatal yardımıyla ezerek karıştırın. Eğer balık kullanıyorsanız, kılçık olmamasına çok dikkat edin.
Bebek yiyeceklerini saklanması ve kullanımı

Püre haline getirilmiş bebek yiyecekleri temiz buz kaplarında saklanabilir. Püreyi kaplara döküp plastik kaplara koyun ve azami 30 gün dondurun.
Alternatif olarak, katı yiyecekler plastik ya da cam kaplarda saklanabilir. Buzdolabında iki, derin dondurucuda 1 ay kadar tutulabilir. Kapların üzerine yapılış tarihlerini ve içinde ne olduğunu yazılı etiketler yapıştırmayı unutmayın.
Kullanmak için donmuş kalıplardan birazını cam ya da seramik bir kâseye koyup, mikrodalgada ya da ocak üstünde ısıtın. İyice karıştırın ki bazı yerler yanmasın. Bebeğe vermeden önce sıcaklığını dilinizle test edin. Yemediği yiyeceği atın ve asla tekrar dondurmayın.
Kaynak: ABC, Çeviri: Oğuz ESER

 



Düzenleyen butterfly - 07-Ekim-2008 Saat 09:58


    Aslında hayatın hiçbir evresinde kötü insan yoktur. Her insan huzur verir; kimi geldiğinde, kimi gittiğinde..
IP
gülünhüznüyüm
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Eylül-2007
Konum: Ağrı
Gönderilenler: 11116

bullet Gönderim Zamanı: 06-Ekim-2008 Saat 19:22

GÜVENLİ UYKU REHBERİ

Güvenli uyku pozisyonları


Bebeklerin sırt üstü uyumaları “beşik ölümü” diye bilinen “Ani Bebek Ölümü Sendromu”na (SIDS) karşı en iyi önlemlerden biridir.
Yüzüstü yatan bebekler daha çok SIDS riski altındadır. Bu nedenle bu pozisyondan uzak durmak gerekir.
Yana doğru yatış da SIDS ile ilişkilendirilir bu nedenle en iyisi “sırt üstü yatış” pozisyonunu korumaya çalışmaktır.
Güvenli giysiler ve yatırma


Beşiğe ve karyolaya düzgün oturan temiz bir döşek kullanın. Bebeğin ayakları beşiğin sonuna gelecek şekilde yatırın ve örtülerin güvenli olduğundan emin olun.
Pamuklu yorganlar, yastıklar, yumuşak oyuncaklar gibi bebeğin kafasını uyurken kapatacak şeyler beşikte ve karyolada olmamalıdır.
Güvenli uykunun OLMAZ’ları


Bebeği hafif pamuk ya da muslin bir kumaşla kundaklamak onun uyurken yüzüstü dönmesine engel olacaktır. Kundaklanmayı sevmeyen bebekler için, çocuk uyku tulumlarını tercih edebilirsiniz.
Aşırı sıcaklığın SIDS’le ilişkili olduğu bilinir bu nedenle bebeğinizi fazla giydirmeyin ya da beşiğine kafasında bir şapkayla yatırmayın. Bir bebeği giydirmenin en iyi yolu kendinizden örnek almaktır. Yani rahat ve ılık ancak sıcak olmayan giysiler.
Sigara içen ebeveynlerle SIDS arasında güçlü bir ilişki vardır. Bebeğinizi SIDS’den korumak için en iyi yol bırakmaktır. Ancak bırakamıyorsanız, en azından onun pasif dumana maruz kalmaması için evin dışına çıkın.
Ani Bebek Ölümü Sendromu
Beşik Ölümü diye bilinen bu sendromda bebek nedeniz ve beklenmedik şekilde hayatını kaybeder. SIDS, bir aylık ve 1 yaşında bebekler arasında en yaygın ölüm nedenidir. SIDS’den ölen bebeklerin çoğunluğu 6 aylıktan daha küçüktür.
BOĞULMAKTAN KURTARMA
Boğulma sırasında yapılması gerekenler

Bebekler ve küçük çocuklar küçük bir pilden daha küçük her şeyle boğulabilirler. Bunu önlemek için bu nesneleri ulaşabilecekleri yerlerden uzak tutun. Beş yaşının altında çocuklar yemek yerlerken başlarında olun ve yiyeceklerinin küçük parçalara ayrıldığından emin olun.
Eğer bebek boğulma emareleri gösteriyorsa 112’yi arayın ve tıkayan şeyleri çıkarılması için bu yönergeleri izleyin.
Eğer bir çocuk boğulma işaretleri gösteriyorsa, sakin olun ve ondan nesneyi çıkarması için öksürmesini isteyin. Eğer bu işe yaramazsa, şu adımları izleyin.
Boğulmaktan kurtarma- 1 yaş altı bebekler

Bebeği kolunuzun üzerine yatırın ve elinizin ökçesini kullanarak omuz başları arasında sıkıca vurun. Beş kez tekrarlayın. Her vuruştan sonra durun ve nesnenin çıkıp çıkmadığını kontrol edin. Tıkayan şeyi bebeğin ağzından küçük parmağınızla çıkarın.
Eğer nesne çıkmadıysa, bebeği sırtüstü yatırın ve iki parmağınızı göğsünün ortasına koyarak 5 kez baskı uygulayın. Her baskı arasında nesnenin çıkıp çıkmadığından emin olun.
Eğer bebek hala boğuluyorsa, 112’nin arandığından emin olun ve yeniden 5 kez sırtına ve 5 kez de önüne baskı uygulayın. Bebek bilincini kaybettiği anda suni teneffüse geçin.
Boğulmaktan kurtarma- 1 yaş üstü çocuklar

Çocuğunuzu öne doğru eğin ve elinizi ökçesiyle omuz başlarının arasında sertçe vurun. Her vuruştan sonra nesnenin çıkıp çıkmadığını kontrol edin. Eğer 5 kereden sonra çıkmadıysa, göğüs vuruşlarını deneyin.
Bir elinizi çocuğun sırtına koyun ve diğer elinizi de göğsünün ortasına. Elinizin ökçesini kullanarak göğüs kompresyonunda olduğu gibi 5 baskı uygulayın. Buradaki vuruşlar daha yavaş ancak daha keskindir. Her darbeden sonra nesnenin çıkıp çıkmadığını kontrol edin. 
Eğer çocuk hala boğuluyorsa, 112’nin arandığından emin olun ve yeniden 5 kez sırtına ve 5 kez de önüne baskı uygulayın. Çocuk bilincini kaybettiği anda suni teneffüse geçin.
Uyarı!
Bu bilgi ilk yardım eğitimi yerine geçmez. Anne ve babalar dahil her bireyin ilk yardım konusunda eğitim alması bir vatandaşlık sorumluluğudur.

 


NASIL KUNDAKLAMALI
Kundağın faydaları

Kundaklama bazı bebekler için yatıştırıcı olmasının yanında uyurken yüzüstü dönmelerine engel olduğu için SIDS önlemi olarak da faydalıdır.  Bebekler kendileri dönebilecekleri zamana kadar kundaklanabilirler.
Tüm bebekler kundaklanmayı sevmediği için işaretleri iyi gözleyin ve onun isteklerine saygılı olun. Bebek uyku tulumları iyi bir alternatiftir zira yenidoğanların sırt üstü uyumalarını sağlayarak SIDS riskini azaltır.
Ebeveynleriyle yatan bebeklerin kundaklanması tavsiye edilmez çünkü bu aşırı sıcaklamaya neden olabilir. (Bilinen bir SIDS nedeni). Bu durumda kendiniz ne giyecekseniz bebeğinizi de aynı şekilde giydirin.
Kundak nasıl yapılır?

Bebekleri kundaklamanın birçok yolu vardır. Bunlardan en çok kullananı:
1)     Pamuk ya da muslin bir bez kullanın. Üst tarafını yaklaşık 20 cm olarak kıvırın; bebeği üzerine omuzları üst kısma gelecek şekilde yatırın.
2)     Bebeğin ellerinden birini katladığınız yerin altına koyun.
3)     Bezin ucunu bebeğin vücudunu sararak ayakları altına sıkıştırın.
4)     Diğer elini de katladığınız yerin altın koyun.
5)     Öteki ucu da bebeğin vücudunu sararak sırtının arkasına sıkıştırın.
6)     Açıkta kalan fazla kısımları bebeğin ayaklarının altına yerleştirin. Bebekler sıkı olarak kundaklanmayı sevseler de, kundağın çok sıkı olmadığından emin olun.
Kundak altına ne giydirmeli?

Sıcak havalarda kundağın altında bebek sadece bir fanilaya ve beze ihtiyaç duyar. Aşırı sıcak SIDS’le ilişkili olduğu için uyuduğu odanın rahat bir sıcaklıkta olmasına özen gösterin.
Serin havalarda, kundak altında bebeğe hafif bir tulum giydirin. Battaniye kesinlikle kullanmayın zira bu bebeğin aşırı sıcaklamasına neden olabilir. Aynı şekilde bebek bir enfeksiyonla mücadele ederken evi de aşırı ısıtmaktan uzak durun.
Kundağın kafasını, kulaklarını ve çenesini kapatmadığından emin olun. Uzun gelen kundaklar bebeğin nefes almasına engel olabildiği gibi aşırı sıcaklamasına da neden olabilir. 
 

 



Düzenleyen butterfly - 07-Ekim-2008 Saat 09:57


    Aslında hayatın hiçbir evresinde kötü insan yoktur. Her insan huzur verir; kimi geldiğinde, kimi gittiğinde..
IP
gülünhüznüyüm
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Eylül-2007
Konum: Ağrı
Gönderilenler: 11116

bullet Gönderim Zamanı: 06-Ekim-2008 Saat 19:21

Emzirmeyi kesme ve gaz çıkarma

Bebek emmeye başladığında “gerilme hissi” normaldir ancak eğer emzirme acı veriyorsa bebek doğru konumlanmamış demektir. Böyleyse durun ve bebeği göğüsten ayırın yeniden başlayın.
Bebeği göğüsten çekerek çıkarmayın, onun yerine ağzının köşesine köşesinden küçük parmağınızı damakların arasına sokup nazikçe çıkarın.
Bebeğin her emmeden sonra geğirmesi gerekebilir. Bunun için onu ayağa kaldırın ya da omzunuza yaslayın ve sırtını ovalayın ya da vurun. Her bebek geğirecek diye bir şey yoktur o yüzden endişelenmeyin.

 

BEBEKLERİN ALTINI DEĞİŞTİRME
Hazırlık

Bezi değiştirmeden önce, ihtiyacınız olan her şeyin bir kol mesafesinde olduğundan emin olun. Bunlar; temiz bir bez, bebek mendilleri ve bebek kremi.
Bebeği altını değiştireceği yer yatırın. Eğer huysuzluk ederse ninni söyleyin ya da en sevdiği bir oyuncağı verin.
Bebeğin altını soyun ve alt bezini çıkarın. Bezin ön tarafını dışkıyı silmek için kullanın. Kirli bezi torbaya koymadan önce sıkıcı sarın.
Temizlik ve kremleme

Bebeğin altını mendillerle yumuşak şekilde temizleyin. Kıvrımların temizlendiğinden emin olun ancak bebeğin arasını temizlemeye kalkmayın. Benzer şekilde erkeklerin sünnet derisi asla geriye itilmemelidir.
Bebeğin altının arkasını temizlemek için ayaklarını parmaklarınızla bileklerinden kavrayıp hafifçe yukarı kaldırın. Kızların önden arkaya doğru temizlenmesi enfeksiyonlar için daha güvenlidir.
Bebeklerin isilik olmaması için krem kullanın.
Yeni bez takılması

Temiz bir bez açın, yan bantların öne doğru olduğundan emin olun. Bebeği ayak bileklerinden kavrayıp bezi altına itin. Ön tarafı üstüne kapatıp, bebeğin belinde sıkıca sabitleyin.
Bebeği giydirip beşiğinde ya da karyolasında güvenli hale getirdikten sonra eski bezi atın. Bebeğin yüzüne ya da ellerine dokunmadan önce ellerinizi iyice yıkayın.
Unutmayın!
Bir bebeği asla bir yerde kendi başına bırakmayın. Saniyeler içerisinde kayabilir ya da yüzüstü dönebilirler. Eğer bebekten gözünüzü ayırmak zorundaysanız, ellerinizin üstünde olduğundan emin olun.
BEBEKLER İÇİN SUNİ TENEFFÜS
Hazırlıklı olmak ve hayat emarelerini izlemek

Tehlikeli durumlar için ilk yardım prosedürlerini iyice öğrenerek hazırlanın. Tehlike anlarında aramanız gereken numaralar cep telefonunuzda ya da sabit hattınızda kayıtlı olsun.
Eğer bebek baygınsa, hava yolunu tıkayan bir şey var mı kontrol edin. Bunlar dili, yiyecek, kusmuk ya da kan olabilir. Eğer varsa, bunları temizlemek için küçük parmağınızı kullanın.
Nefesini kontrol edin. Nefesin sesini dinleyin, göğsünün hareketlerini gözleyin ya da yanağınızla nefesi hissedin.
 Sun'i teneffüs

Eğer bebek nefes alıyorsa, resimde gösterilen kurtarma pozisyonuna getirin ve acil servis 112’yi arayın. Ambülâns gelene kadar düzenli olarak hayat işaretlerinin devamını kontrol edin.
Eğer bebek nefes almıyorsa, kafasını çok hafif şekilde arkaya yatırın, çenesini dilini boğazının arkasından kurtaracak ve nefes yolunu açacak şekilde kaldırın. Bir nefes alın ve ağzını ve burnunu ağzınızla kapatın. Bir saniye kadar yavaşça ve kesintisiz nefes verin. Göğsünün kalkışı ve inişini gözleyin; yeniden bir nefes alın ve aynı hareketi tekrarlayın.
Eğer hala hayat işareti yoksa 112’nin arandığından emin olun ve göğüs kompresyonlarına başlayın.
Göğüs kompresyonları

İki parmağınızı bebeğin göğsünün tam ortasında konumlandırın ve dakikada 100 tane olacak şekilde 30 kere kompresyon uygulayın. (Yaklaşık 2 saniyede beş kez ve 12 saniye boyunca) Her kompresyon göğsü 3’te bir oranında içe girmelidir.
30 kompresyondan sonra, nefes alın ve bebeğin ağzını ve burnunu ağzınızla kapatıp 2 kesintisiz nefes verin. Göğsün kalkışı ve inişini gözleyin.
Tıbbi yardım ulaşana kadar iki nefes arkasında 30 kompresyon uygulamaya devam edin. Eğer hayat izleri başlarsa bebeği üst resimlerde gösterilen kurtarma pozisyonuna getirin. Ancak nefesi kontrol etmeye devam edin ve tekrar kompresyona başlamaya hazır olun.

Uyarı!
Bu bilgi ilk yardım eğitimi yerine geçmez. Anne ve babalar dahil her bireyin ilk yardım konusunda eğitim alması bir vatandaşlık sorumluluğudur.
ÇOCUKLAR İÇİN SUNİ TENEFFÜS
Hayat emarelerinin kontrolü

Bir çocuk bilinçsizce, ilk yapılacak şey ağzında nefes almasına engel olan bir şey olup olmadığını kontrol etmektir. Bunlar yiyecek, dili, kusmuk ya da kan olabilir.
Eğer bir şeyler bulunursa, yanına çevirip ayağını gösterildiği gibi yukarı kıvırın. Bu kurtarma pozisyonu olarak bilinir. Nefes almasına engel olan şeyleri parmaklarınızla temizleyin ve ardında nefesini kontrol edin.
Eğer tıkayan bir şey yoksa nefesini kontrol edin. Nefesin sesini dinleyin, göğsünün hareketlerini gözleyin ya da yanağınızla nefesi hissedin.
Sun'i teneffüs

Eğer çocuk nefes alıyorsa, resimde gösterilen kurtarma pozisyonuna getirin ve acil servis 112’yi arayın. Ambülâns gelene kadar düzenli olarak hayat işaretlerinin devamını kontrol edin.
Eğer çocuk nefes almıyorsa, bir elinizi alnına koyun ve diğer elinizle çenesini yukarı kaldırarak ağzını açın. Ağzınızı ağzının üzerine kapatın ve burnunu yavaşça sıkın ve iki kesintisiz nefes üfleyin.
Eğer hala hayat işareti yoksa 112’nin arandığından emin olun ve göğüs kompresyonlarına başlayın.

Göğüs kompresyonları

Çocuğunun göğsünün ortasında ellerinizin ökçesini konumlandırın; parmaklarınızı gösterildiği gibi göğsün üzerinde kilitleyin. Ökçenizi kullanarak 30 kompresyon uygulayın. Her kompresyon göğsü 3’te bir oranında içe bastırmalıdır.
Her 30 kompresyondan sonra, nefes alın ve çocuğu ağzını ağzınızla kapatıp burnun sıkın ve 2 kesintisiz nefes verin. Göğsün kalkışı ve inişini gözleyin.
Tıbbi yardım ulaşana kadar iki nefes arkasında 30 kompresyon uygulamaya devam edin. Eğer hayat izleri başlarsa çocuğu resimde gösterilen kurtarma pozisyonuna getirin. Ancak nefesi kontrol etmeye devam edin ve tekrar kompresyona başlamaya hazır olun.
Uyarı!
Bu bilgi ilk yardım eğitimi yerine geçmez. Anne ve babalar dahil her bireyin ilk yardım konusunda eğitim alması bir vatandaşlık sorumluluğudur.

 



Düzenleyen butterfly - 07-Ekim-2008 Saat 09:57


    Aslında hayatın hiçbir evresinde kötü insan yoktur. Her insan huzur verir; kimi geldiğinde, kimi gittiğinde..
IP
gülünhüznüyüm
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Eylül-2007
Konum: Ağrı
Gönderilenler: 11116

bullet Gönderim Zamanı: 06-Ekim-2008 Saat 19:20

YENİDOĞAN BANYOSU
Banyoya hazırlık

Yeni doğmuşu banyo yaptırmadan önce hazırlıklarınızı tamamlayın. Tüm ihtiyacınız olacak eşyaları hazırlayın ve banyonun yanına koyun. Bebeğinizi kurulamak için açılmış hazır bir havlu bulundurun.
Odanın rahat bir sıcaklıkta olduğundan emin olun ve bebek küvetini yaklaşık 5 cm ılık suyla doldurun. Suyun sıcaklığını dirseğinizle ya da bileğinizle kontrol edin. Yaklaşık 36 derece olmalıdır ve teninize sıcak gelmemelidir.
Banyo hazır olduğunda bebeğinizi soyun. Başını ve omuzlarını bir elinizle sabitleyin diğer elinizle de vücuduna destek olun ve yavaşça suya indirin.
Yenidoğanın yıkanması

Bir pamuk topunu ılık suyla ıslatın ve yeni doğmuşun kirpiklerini temizleyin. İçerden dışarıya doğru hareket edin. Her göz için ayrı pamuk kullanın.
Haftada bir ya da iki kez yenidoğanın başını yıkabilirsiniz. Bunun için onu suya yatırın ve kafasını biraz su dökün. Büyüyene kadar başını şampuanlamaya gerek yoktur.
Yenidoğanın yüzünü temizlemek için yumuşak bir bez kullanın (1), sonra boynuna ve vücuduna geçin (2). Bacak arasını ve arkasını en sona bırakın (3)
Banyo sırasında yapmamanız ve yapmanız gereken şeyler

Bebekler 5 cm daha az derin yerlerde bile boğulabilir bu yüzden asla yenidoğanı ya da herhangi bir çocuğu asla su içinde yalnız bırakmayın. Eğer banyo alanı terk etmeniz gerekiyorsa, bebeği bir havluya sarın ve yanınıza alın.
Genelde sabun kullanmak gereksizdir çünkü yenidoğanı kayganlaştırır ve tutulması zorlaşır. Ancak sabun kullanacaksanız sorbolene losyon gibi bebeğin cildini tahriş etmeyecek alternatifler kullanın.
Banyo suyunu boşaltmadan önce bebeğin karyolasında ya da beşiğinde güvenli olduğundan emin olun. 

EMZİRME POZİSYONLARI
Rahat bir konum

Rahat ve sakinlemiş bir pozisyonda oturmak bebeğin emmesini daha kolay hale getirir. Sırt desteği olan bir sandalye iyi bir seçim olacaktır. Kollarınız desteklemek için yastık kullanabilirsiniz ve eğer ihtiyaç duyuyorsanız ayaklarınızı kalın bir kitap ya da ayaklık üzerinde dinlendirebilirsiniz.
Emzirme pozisyonları

Bu klasik “önden tutuş” ya da “beşik tutuşu”dur.
Resimde gösterilen “kol altı tutuşu” aynı zamanda “acemi tutuşu” diye de adlandırılır. Bu şekilde ikizleri aynı anda emzirmek mümkün olabilir. (alttaki resimlere bakın)
 “Yatarak” pozisyonu özellikle sezaryenle doğum yapmış anneler için iyidir. 
Diğer pozisyonlar

İlk birkaç hafta, ikizleri ayrı ayrı emzirmek daha kolaydır. Artık alıştığınızda onları “ikiz tutuşu”yla emzirabilirsiniz.
Eğer halka açık yerlerde emzirmekten rahatsız oluyorsanız, omzundan bebeği ve göğsünüzü örten ince bir muslin kullanabilirsiniz.
EMZİRME TEKNİKLERİ
Temel emzirme yordamı

Yenidoğanların her 24 saatte 6–12 kez emzirilmesi gerekebilir. Günde 8 defa genelde tercih edilen sayıdır. Alıştığınızda çoğu emzirme 20 dakika alır ancak ilk günler ve haftalarda bu süre 1 saate kadar uzayabilir. Temel yordam bebeği önce birinden emzirmek sonra ara verip altını temizleyip ikinciyi vermektir. Eğer istemezse endişelenmeyin, önemli olan emmese de sunmaktır. 
Emzirme

Emzirmeye başlarken bebeği göğsünüze değecek şekilde tutun, burnu meme ucuyla aynı hizada olsun. Ucunu yavaşça burnuna ve üst dudağına dokundurun, bu ağzını açmasına yardımcı olacaktır. 
Ağzı açıldığında, bebeği göğsünüze yaklaştırın ve elleriniz omzunda ve sırtında olsun. Emmeye başladığında meme çevresinin büyük kısmı ağzının içinde ve çenesi de göğsün içinde olacaktır. İyi beslendiğini, derin ve düzenli emmesinden ve yutma sesinden anlayabilirsiniz.
Eğer bebek doğru konumlandırılmazsa sadece meme başına emer ve bu çok acı verebilir. Ayrıca meme başları zarar görebilir ve süt de tam boşalmaz. Eğer bebek doğru konumlanmamışsa durun ve alttaki resimdeki gibi çıkarın ve yeniden deneyin.

 



Düzenleyen butterfly - 07-Ekim-2008 Saat 09:56


    Aslında hayatın hiçbir evresinde kötü insan yoktur. Her insan huzur verir; kimi geldiğinde, kimi gittiğinde..
IP
gülünhüznüyüm
Moderatör
Moderatör
Simge

Kayıt Tarihi: 13-Eylül-2007
Konum: Ağrı
Gönderilenler: 11116

bullet Gönderim Zamanı: 06-Ekim-2008 Saat 19:20


Resimlerle bebek bakımı
Bebeklere masaj nasıl yapılır? Banyoda nelere dikkat etmeli? Nefes almayan ve boğulan bir bebeğe nasıl ilk yardım uygulanır? Tüm bu soruların cevapları ve fazlası...

Bazılarımızın bildiği, bazılarımızın bildiği sandığı ve birçoğumuzun da bilmediği temel bebek ve çocuk bakımını resimlerle birlikte TIMETURK okuyucuların istifadesine sunuyoruz. 
BEBEK MASAJI

Masaja Başlarken


Bebek masajı rahatlatıcı, eğlenceli olduğu kadar onunla ilişki kurmak için biçilmez bir kaftandır. Masajı banyosundan sonra ya da karyolasında kundaklıyken yapabilirsiniz. Başlamadan önce, ona elleriniz gösterin ki masaja razı olduğunu göstersin (Eğer ilgilenmiyorsa ya kafasını çevirir ya da ters döner.)
Elinize yenebilir yağlardan örneğin zeytinyağı ya da tatlı badem yağından ılık ellerinize birkaç damla damlatın ve bebeğin ayak tabanlarında başlayın. Kendinden emin, nazik ve yavaş hareketlerle topuktan parmaklara doğru ovalayın.
Bebeğin ayaklarına doğru uzun yumuşak okşamalarla devam edin. Dizlerin üstünden uyluklara ve kalçaların üstüne kadar çıkın. İki bacağı aynı anda yapabileceğiniz gibi teker teker de yapabilirsiniz.
Vücut masajı

Bebeğin omuzlarında başlayarak yumuşak harekelerle göğsüne doğru inerek masajınıza başlayın.
Kollara omuzlardan dirseklere doğru masaj uygulayın. Bebeğin ellerinin yağlanmamasına özen gösterin. Eğer yağlanırsa ağzına götürmeden önce ellerini silin.
Eğer bebeğin karnı yumuşaksa (sert ve dolu değilse) göbeğin etrafında saat yönünde dairesel hareketlerle masaj yapın.
Yüz ve sırt masajı

Bebeğin yüzüne masaj yapmak için parmak uçlarınızı kullanın. Alnının ortasından yüzünün dışarısında ve yanaklarına doğru okşayın.
Eğer bebek ön tarafına yaptığınız masajdan sonra rahatlamışsa, onu karnı üstüne çevirin ve uzun ve yumuşak hareketlere kafasından topuklarına doğru masaj yapın.
Saygılı olun ve eğer bebek rahatsız olduysa ya da hoşlanmıyorsa masajı durdurun. Eğer çok gerginseniz ve bebek sinirli ya da huysuzsa masajdan kaçınmak en iyisidir.

 



Düzenleyen butterfly - 07-Ekim-2008 Saat 09:55


    Aslında hayatın hiçbir evresinde kötü insan yoktur. Her insan huzur verir; kimi geldiğinde, kimi gittiğinde..
IP
Sayfa   3 Sonraki >>
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.05
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide


GebelikveAnnelik.com uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sözkonusu haksız kullanım nedeniyle GebelikveAnnelik.com'un hiçbir hukuki sorumluluğu bulunmamakta olup haksız kullanım nedeniyle GebelikveAnnelik.com'un üçüncü kişilere ödemek zorunda kalabileceği her türlü tazminat ve idari/adli para cezaları GebelikveAnnelik.com kullanıcılarına rücu edilecektir. Forumumuza üyelerimiz tarafından eklenen tüm paylasimin ticari kaydı güdülen, telif hakkı ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadıkları en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazının veya resim dosyasının orijinal kaynağı tespit edilemediğinden, bu içeriklerle ilgili gerekli düzenlemeleri bize ulaşmanız durumunda derhal gerceklestirebiliriz. Bize Ulaşın - Gizlilik Sözleşmesi - Sitemap - Facebook - Twitter - Google + -