|
|
| Bizi Takip Ediyormusunuz? Facebook - Twitter - Google + | Gebelik ve Annelik Forumuna Ucretsiz Uye Olmak Icin Buraya Tiklayiniz |
Aktif Konular Üye Listesi Takvim Arama |
| Gebelik (Hamilelik) | |
| |
|
| << Önceki Sayfa 12 Sonraki >> |
| Yazar | Mesaj | |||||||||||||||||||||||||||||
|
sedef_85
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008 Konum: Ankara Gönderilenler: 16824
|
![]() Gönderim Zamanı: 02-Ekim-2008 Saat 14:32 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Göbek Kordonu Nedir ?
Göbek kordonu ya da bilimsel adı ile umbilikal kordon bebek ile plasenta arasında uzanan, ortasından kan damarları geçen hortum benzeri bir yapıdır. Kordon anne karnındaki gelişimi süresince bebeğin yaşam destek hattıdır. Göbek kordonu olmadan bebek canlılığını devam ettiremez. Gereksinim duyduğu besin maddeleri ve oksijen göbek kordonu ile bebeğe ulaşır. Benzer şekilde atık maddeler de yine bu yaşam destek hattı ile bebeğin vücudundan uzaklaştırılır.
Göbek kordonunun uzunluğu ne kadardır? Umbilikal kordonun uzunluğu değişkendir. Çok nadiren achordia adı verilen durumda hiç kordon bulunmaz. Öte yandan çapı 3 santimetre olan ve boyu 3 metreye kadar uzanan kordonlar da rapor edilmiştir. Göbek kordonu genellikle 28. haftaya kadar uzamaya devam eder ve bu haftadan sonra pek fazla uzamaz. Doğum anında normal bir kordonun ortalama uzunluğu 55 santimetre, çapı ise 1-2 santimetre civarındadır. Doğumlarda saptanan kordonların %6'sı otuzbeş santimetreden kısa, %94'ü ise 80 santimetreden uzundur. Uzunluklar arasındaki farklılığın nedeni bilinmemektedir, ancak fetal hareketlerle ilgisi olduğu düşünülmektedir. Bebek ne kadar hareketli ise kordonun da o kadar uzayacağı ileri sürülmektedir. Doğum öncesinde kordon uzunluğunu herhangi bir yöntem ile ölçmek bir yana tahmin etmek dahi olanaksızdır. Uzunluğun bebeğe giden kan ve oksijen miktarı ile direkt ilişkisi gösterilememiştir. Damarların pıhtı ile tıkanması ya da gerçek düğüm görülme riski kordonun uzunluğu ile doğru orantılıdır. Kordon ne kadar uzunsa doğum sırasında su kesesi açıldığında sarkma riski de o kadar fazladır. Buna karşın kordonun kısa olduğu durumlarda ise plasentanın erken ayrılması, rahimin doğum sonrası dışa dönmesi, makat geliş gibi kompikasyonlara daha sık rastlanır ve vajinal doğum güç hatta olanaksız olabilir. Kısa kordon varlığında acil sezaryen oranları yüksektir. Göbek kordonu düz bir hortum şeklinde değildir. Kendi etrafında yumuşak kıvrımlar yapar. Bu yapısı ile telefon ahizesi ile telefon arasındaki kordona benzetilebilir. Ancak kıvrımlar çok sayıda ve keskin değildir. Zamanına doğan bir bebeğin kordonunda ortalama 11 kıvrım bulunur ve bunların yönü bebeğin soluna doğudur. Literatürde 380 kıvrıma sahip göbek kordonu görüldüğü bildirilmektedir. Düz ya da kıvrımı az olan kordonların kötü fetal etkileri olduğu düşünülmektedir. Benzer şekilde aşırı kıvrım da Wharthon jelinin kapasitesini zorlayarak damarların sıkışmasına neden olabilir. Kıvrımların fonksiyonun ne olduğu bilinmemektedir. Ven etrafında kıvrılan arterlerin her atımla birlikte vendeki kanın ilerlemesine yardımcı olduğu ve kordon düz olduğunda bu etkinin ortaya çıkmaması nedeni ile venöz kan akımında bozulma olduğu ileri sürülmektedir. Göbek kordonu işlevinin değerlendirilmesi Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler göbek kordonunun fonksiyonlarını yerine getirip getirmediğinin değerlendirilmesine olanak tanımıştır. Doppler ultrasonografi tekniği ile kordon damarları içindeki kan akımının miktarı ve damarların bu akıma gösterdiği direnç hesaplanarak bebeğin risk altında olup olmadığı tahmin edilebilir. GÖBEK KORDONUNDA GÖRÜLEN PATOLOJİLER Tek umbilikal arter Tek bebeklerin %1'inde, ikizlerde ise %5 olguda en az bir bebekte tek umbilikal arter bulunur. Soldaki arterin eksikliğine daha fazla rastlanır. Göbek kordonu içindeki damarlar ultrason ile net bir biçimde görülebilir. Ven arterlerden daha büyüktür. Rutin incelemelerde sadece bir büyük bir küçük olmak üzere 2 damar görülmesi ile tanı konur. Tek umbilikal arter olan fetuslarda anomalilere daha sık rastlanmaktadır. Bu bebeklerin %20-50'sinde yarık damak, kalp anomalileri, merkezi sinir sistemi anomalileri, spina bifida, diyafram fıtığı, kistik higroma, hidronefroz, displastik böbrek, parmak fazlalığı, parmakların yapışık olması gibi anomaliler bulunmaktadır. Yine tek arter varlığında marjinal ya da valementöz insersiyon daha sıktır. Tek umbilikal arter varlığında hamilelik sırasında ya da doğumdan hemen sonra bebek ölüm oranı %7-10 civarındadır. Ölümlerin üçte ikisi doğumdan önce olmaktadır. Doğumdan sonra kaybedilen bebeklerde ise sıklıkla doğumsal bir anomali izlenmektedir. Anomali olmayanlarda ise en sık karşılaşılan bulgu rahim içi gelişme geriliğidir. Rutin incelemelerde tek umbilikal arterden şüphe edildiğinde mutlaka detaylı inceleme yapılmalı, kalp anomalilerine sık rastlandığı için fetal ekokardiyografi istenmelidir. Bu olguların %30'unda trizomi 13, trizomi 18, ya da triploidi gibi genetik bozukluklar vardır. Down sendromu ise nadir görülür. Genetik bozukluk nedeni ile tek umbilikal arter saptanan olgularda mutlaka amniyosentez yapılmalıdır. Valemantöz insersiyon ve vasa previa Göbek kordonu normalde plasentaya tam ortasından girer. Bununla birlikte doğumların yaklaşık %7'sinde insersiyon noktası plasentanın kenarındadır. Buna marjinal insersiyon adı verilir. Yaklaşık %1 olguda ise göbek kordonu direkt olarak plasentaya girmez. Damarlar göbek kordonundan çıktıktan sonra bir süre zarların içinde uzandıktan sonra plasentayla bağlantı kurarlar. Valemantöz insersiyon adı verilen bu durum çok tehlikelidir. Damarlar koruma altında olmadığından zarlarda meydana gelen bir hasar direkt olarak damarların da yırtılmasına neden olur. Damarların rahim ağzına yakın bir yerden zarlara girmesine ise vasa previa adı verilir. Bu da çok tehlikeli olabilecek bir durumdur ve 2000-3000 doğumda bir görülür. Valemantöz insersiyon ultrason ile saptanamaz. Bazen vasa preiva varlığında bu durum ultrasonda anlaşılabilir ya da muayene sırasında damarlardaki nabız el ile hissedilebilir. Böyle bir bulgu durumunda doğumun sezaryen ile yapılması gerekir. Vasa previanın doğumda fark edilmesi durumunda bebeklerin yaklaşık yarısı kaybedilir. Plasentanın servikse yakın yerleşmiş olması, plasentada anormal şekil izlenmesi ve çoğul gebelikler vasa previa açısından risk faktörü oluşturur. Kordon hematomu Kordon hematomu kanın damar dışına, Wharton jeli içine kaçması demektir. 5.000 -13.000 doğumda bir görülür. Kordosentez ya da amniyosentez gibi girişimler sonrasında görülebileceği gibi umbilikal vendeki bir varisin yırtılması sonucu da oluşabilir. Kordon kistleri de hematom açısından risk oluşturur. Kordon hematomu olan bebeklerin yarısı kaybedilir. Tanı doppler ultrason incelemesi ile konabilir. Kordonda hematom saptandığında mümkün olan en kısa zamanda, akciğer olgunlaşması sağlandıktan sonra bebek doğurtulmalıdır. Kordon kisti Kordon kistlerine hamileliklerin %3'ünde rastlanır. Kordonun uzunluğu bozyunca herhangi bir bölgede ve damarların arasında olur. Düzensiz şekilli yapılardır. Erken embryonik dönemdeki allantois adı verilen yapının kalıntılarından köken aldıkları düşünülmektedir. Gerçek kist ya da yalancı kist olabilir. Yalancı kistler 6 santimetre büyüklüğe ulaşabilir ve Warthon jelinin sıvılaşması sonucu oluşurlar. Gerçek kist varlığında ise omfalosel, hidronefroz gibi anomalilerin varlığı araştırılmalıdır. Kistler kendiliğinden kaybolabilir. Gerçek ya da yalancı olsun kist varlığında %20 olguda eşlik eden yapısal ya da kromozomal anomali vardır. Kist ne kadar uzun süre kaybolmadan kalırsa anomali bulunma riski de o derece yüksektir. Kaybolmayan kist varlığında amniyosentez ya da kordosentez yapılmalı ve kromozomal bir bozukluk olmadığı gösterilmelidir. Büyük kistlerin olması durumunda bebeğin akciğer olgunlaşması sağlanır sağlanmaz doğum gerçekleştirilmelidir. Kordon varisleri Umbilikal venin herhangi bir alanda kistik genişlemesi kordon varisi olarak adlandırılmaktadır. Nadiren görülür ve nedeni bilinmemektedir. Tanısı doppler ultrason incelemesi ile konur. Saptandığında yakın takip gerektirir. Göbek kordonu iltihabı Tüm doku ve organlarda olduğu gibi göbek kordonunda da iltihap olabilir. Bu duruma "funisitis" adı verilir. Funisitis amniyon sıvısı enfeksiyonlarında görülür. Fetusa ait alyuvarlar dolaşım dışına çıkarak kordon içinde birikirler. Funusitis 20. haftadan önce görülmez. Wharton jelinin olmaması Wharton jeli göbek kordonu içindeki damarları koruyan bir maddedir. Jelin olmadığı durumlarda davarlar kıvrılma ve basınca karşı korumasız hale gelirler. Çok nadiren tüm kordon boyunca Wharton jelinin olmadığı görülebilir. Bu durumda bebeğin kaybedilmesi büyük bir olasılıktır. Bazen de Wharton jeli kordoun sadece bir kısmında eksiktir. En sık göbek kordonunun fetusa bağlandığı kısma yakın bölgelerde görülür. Bu durumda bebeğin hareketleri ile birlikte kordon büküleceği için bebek kaybedilebilir. Düzenleyen mystical - 02-Ekim-2008 Saat 20:23 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
12.11.2008/11.07 En kıymetlim |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Mahperi
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 09-Mayis-2008 Konum: İstanbul Gönderilenler: 1551
|
![]() Gönderim Zamanı: 05-Ekim-2008 Saat 18:39 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Hangi gıdalar bebek için gereklidir? Protein: Gebelikte protein gereksinimi, kansızlık olmaması için artar. Protein az alınırsa demir eksikliği anemisi gelişip, düşüklere neden olabilir. Özellikle hayvansal kaynaklı protein alınmasına özen gösterilmelidir. Ancak; anne ideal kilosundan daha fazla bir kiloda hamile kaldı ise; yağ oranı düşük proteinli gıdalar tercih edilmelidir. Proteinli gıdaların pişirilme teknikleri de annenin kendisini iyi hissetmesi için önemlidir. Buğulama, haşlama, ızgara ve fırında pişirilenler tercih edilmeli, yağda kızartmalardan kaçınılmalıdır. Protein İçeren Gıdalar: Kırmızı et Vitaminler: Bütün vitaminler anne ve bebeği için gerekli olduğu gibi özellikle; C vitamini: Proteinlerle birlikte alınırsa demir emilimini arttırır. Annenin hastalıklara karşı direncini yükseltir. Vücutta depolanan bir vitamin olmadığından meyva ve sebzeler aracılığı ile taze olarak alınmalıdır. Pişirme ve uzun süreli bekletmelerde ciddi kayba uğrar. • Turunçgiller Folik asit: ‘Spina bifida’ yani sinir sistemi hastalığını önlemenin en etkili yoludur. Taze yeşil yapraklı sebzeler iyi bir folik asit kaynağıdırlar, vitamin kaybı olmaması için iyi yıkanmış çiğ sebzeler aracılığı ile ya da buharda az pişirme tekniği ile tüketilmelidir. • Yeşil yapraklı sebzeler Hurma: İçerdiği vitamin deposu nedeniyle gebeler için gerekli bir meyvedir. Özellikle doğuma yakın tüketilmesi içerdiği besinlerin; Oksitosin hormon salgısını arttırması nedeniyle doğumu kolaylaşmasını sağlar. Yağlar:Tüketilen günlük enerjinin %30 unu oluşturan yağların;%10 unun doymuş yağlardan,%10 unun tekli doymamış yağlardan,%10 unun çoklu doymamış yağlardan alınması vücut için gereklidir. Karbonhidratlar :Vücudun temel enerji ihtiyacı karbonhidratlardan sağlanır..Yani ekmek –pilav-makarna tüketimine dikkat edilmeli,tüketilecek olan miktarlar diyetisyeniniz tarafından belirlenmelidir.Fazla kilolu hamilelerin saf karbonhidratlardan kaçınması gerekir.Kansızlık varsa, kepekli karbonhidratlardan kaçınılmalıdır. Posalı (lifli) Gıdalar : Günde 40 gr lif tüketmek gebelikte kabızlık oluşumunu Kalsiyum: Annenin kemik sağlığını koruması;bebeğin 8.hafta da başlayan diş ve kemiklerinin oluşması için kalsiyum gereksinimi önemlidir.İhtiyacınız ,normal ihtiyacınızızn iki katına çıkacağından tüketime özen gösterilmelidir.Kalsiyum içeren gıdalar:Süt-yopurt-peynir-kefir dir.Yeşil yapraklı sebzelerde de az miktar da kalsiyum bulunur. Su : Gebelikte kabızlığın önlenmesi ,sırt ağrılarının oluşmaması için su tüketimi çok önemlidir..Günlük su ihtiyacı ortalama 1,5-2 litre kadardır. Şeker:Enerji ve tatlı ihtiyacı için sofra şekeri yerine pekmez,bal gibi besinlerden faydalanmak daha yararlıdır.Saf şeker hiçbir besleyici değeri olmayan enerji kaynağıdırlar.
• Katkı maddeleri içeren gıdalar
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Rabbim sana sonsuz şükürler olsun...
yuvamıza doğan güneş;hoşgeldin meleğim 07.01.2009 18:15 ikinci meleğimiz şevval;12.10.2011... |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
sedef_85
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008 Konum: Ankara Gönderilenler: 16824
|
![]() Gönderim Zamanı: 14-Ekim-2008 Saat 17:45 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Sigara hakkında genel bilgiler Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir. Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır: Kısa vadeli etkiler Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar. Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir. Uzun vadeli etkiler Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir. Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır. Sigaranın gebelik ve bebek üzerindeki etkileri
Tüm bu normaldışı durumların sıklığı özellikle günde 20 adet ve daha fazla sigara içen anne adaylarında belirgin olarak artmıştır. Ancak "günlük 20" sayısını bir sınır olarak kabul etmemek gerekir. Sigaranın zararlı etkileri günde bir adet sigaradan itibaren başlamakta ve içilen sigara sayısı ile doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Burada 20 rakamını almamızın nedeni günlük klinik uygulamalarımızda bu normaldışı durumları yaşayan anne adayları arasında günde bir paket ya da daha fazla sigara içen anne adaylarının sayıca fazlalığının dikkatimizi çekecek kadar yüksek olmasıdır. Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. "Nasıl olsa olan olmuştur" düşüncesi hatalıdır. Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı 10'un altına indirin. Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Evde sigara içilmeyen alanlar yaratın. Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın... Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!) Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz... Düzenleyen mystical - 14-Ekim-2008 Saat 18:09 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
12.11.2008/11.07 En kıymetlim |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
sedef_85
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008 Konum: Ankara Gönderilenler: 16824
|
![]() Gönderim Zamanı: 22-Ekim-2008 Saat 22:46 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Ağrısız Doğum Nedir?
Ağrısız doğum; doğum sancıların karında basınç, kasıklarda baskı şeklinde algılandığı, tamamen normal bir doğumdur. Tek farkı doğum sancılarınızı karnınızda sadece kasılma (ve bebek çıkarken kasıklarınızda basınç) olarak hissetmenizdir. Ağrı acı yoktur. Bölgesel analjezi uygulamasından sonra doğuma kadar geçen sürede yürüyebilir, odanızda dolaşabilirsiniz.Sizi doğumhaneye alıp, pozisyon verdiklerinde karnınızda kasılma, kasıklarınızda baskı hissedince siz de eşzamanlı olarak ıkınır, bebeğinizi aşağıya itersiniz. Her kasılmada bebek, doğum kanalında biraz daha ilerler ve en sonunda önce başı sonra vücudu doğar. İsterseniz öncelikle normal doğum ve evrelerini inceleyelim, sancılar nasıl oluşur, bir görelim: Doğum ve Evreleri Doğum anne rahmi içindeki bebeğin, zamanı gelince çeşitli kasılmalarla doğum kanalında ilerleyip dışarıya çıkması, dünyaya gözünü açmasıdır. Her kadının doğumu özeldir ve onun için unutulmaz bir tecrübedir. Normal doğum üç evrede (aşamada) gerçekleşir: 1-Açılma (Dilatasyon), 2-Bebeğin çıkışı (gerekirse öncesinde Epizyotomi açılır.), 3-Halas (Plesantanın-bebeğin eşinin çıkımı) ile doğum eylemi tamamlanır. Doğum süresi: Doğum süresi; ilk veya 2.-3. doğum olması, bebeğin ve annenin boyu, kilosu, çocuğun pozisyonu, kanalın anatomik yapısı, annenin ruhi durumu ve benzeri pek çok faktörlerle değişebilmekle beraber; ilk doğumda ortalama 6-9 saat; daha sonraki doğumlarda 3-5 saattir. Doğum Ağrısı Doğum ağrısı, kendine has özellikleri olan çok yönlü bir ağrıdır ve genellikle çok şiddetlidir. Pek çok kadın için yaşadıkları en şiddetli ağrıdır. Doğumun birinci evresindeki ağrılar rahim kasılmaları ve rahim boynunun genişlemesi, doğum kanalı açılmasından kaynaklanır. Bu ritmik kasılmalar çeşitli biçimlerde hissedilir ve şiddetli menstruasyon (Aybaşı) sancısı gibidir.2. devrede ise bebeğin başının doğum kanalından aşağıya inip dışarı çıkarken kasık ve kalça tabanındaki yumuşak dokuların kasılıp germesinden kaynaklanır. Doğumun ilk safhasında hipnoz, akupunktur, Aromaterapi,Etonoks gazı,TENS uygulanması ve Petidin enjeksiyonu gibi bazı yöntemler denenmektedir.Fakat bütün daha sonra yeterli olmayabilir. Doğumun sonraki evrelerinde ancak Bölgesel Analjezi yöntemleri etkilidir. Analjezi “ağrısızlık, acı, ağrı hissedilmemesi” demektir. Bölgesel analjezi kişiyi uyutmadan, (şuuru açıkken) sadece ağrının oluştuğu veya iletildiği bölgenin geçici olarak uyuşturulması, o bölgedeki ağrı ve/veya hissin bir süreliğine yok edilmesidir. Normal doğumda bölgesel analjezi 3 farklı teknikle uygulanabilir. En yaygın yöntem epidural analjezidir. 2. yöntem spinal analjezidir (Genellikle doğumun ilerlemiş safhalarındaki ağrı tedavisinde, çıkım öncesi şiddetli sancılarda, ıkınmayı engellemeyecek ilaçlarla uygulanır.) 3. yöntemde kombine spinal epidural analjezidir. Buradaki amaç her iki yöntemin avantajlarından istifade edebilmektir. Normal doğumda altın standart: Epidural Analjezidir. Normal doğum için en çok tercih edilen, en etkili, en güvenli ve en sık kullanılan yöntemdir. Bel bölgesindeki duramater zarı etrafına (Epidural alana) ağrı kesici ilaçların enjeksiyonu ile gerçekleştirilir. Anne adayı baskıyı, dokunmayı hisseder, hatta kalkıp yürüyebilir ama ağrıyı hissetmez. Normal doğum için gerekli olan doğum sancısı, kasılmalar vardır ama rahatsız etmez. Ne zaman uygulanır ? Rahim kasılmaları düzenli hale geldikten (Doğum ağrıları oturduktan) sonra rahim ağzı yaklaşık % 60-70 incelip, açıklığı 4 cm’e ulaşınca yani sancılar anneyi ciddi olarak rahatsız etmeğe başlayınca uygulanır. Daha önce uygulanması, kasılmaları etkileyip doğumu geciktirir. Geç kalındığında ise hem anne gereksiz ağrı çekmiş olur hem de ağrılar daha sık geleceğinden anne adayı işlem süresince hareketsiz kalamaz ve epidural uygulanması zorlaşabilir. DOĞUMDA EPİDURAL ANALJEZİ * Günümüzde ayaklarda uyuşukluk veya ağırlık hissi olmaksızın doğum sancısını yok etmek diğer bir ifadeyle “Mobil ağrısız doğum” mümkündür. Uygulamadan sonra yürüyebilirsiniz. * Epidural analjezi sizi sersemletmez, hasta hissettirmez, ayrıca bağırsak hareketlerini durdurmaz, gaz çıkarımını engellemez. * Hem psikolojik rahatlama, hem de kas spazmının çözülmesiyle normal doğum şansınızı artırır. * Doğum stresinizin çoğunu giderir, kaslarda gevşeme ve rahatlama sağlar. * Sancıları ağrı olarak değil, basınç ve kasılma olarak hissedersiniz. Çıkım esnasında kasılmalara eşzamanlı ıkınarak doğuma katılabilir, doğumunuzu çabuklaştırabilirsiniz. * Doğum sonrası yorgun, bitkin olmadığınız için bebeğinizi çok daha çabuk kucağınıza alır, hemen besleyebilirsiniz. * Tecrübeli uzmanların yaptığı epidural sonrası baş ağrısı çok nadirdir(% 1 civarı). Oluşsa bile tedavisi mümkündür. Tedavi edilmese bile 7-15 gün içinde kendiliğinden, iz bırakmadan geçer. * Normal doğumun ağrı gideriminde altın standart “epidural”dir.
Fotoğraflarla Adım Adım; Bölgesel Analjezi ile Sezaryen Ameliyatı
Malzemeler-Enjektör ve Kateter
Pozisyon Veriliş
Saç Kadar bir iğne -İnsulin Enjektörüyle lokal
Lokal anestezikle ile Cildaltı Uyuşturuluyor
Cildaltı Uyuştu
Kateter İçin İğne
ilaç Veriliyor
Kateter Takılıyor
Gülerken Sezaryen başlıyor !
veee BEBEK ÇIKIYOR !
Bebeğe ilk Müdahale: oksijen vs.
Bebişi ilk görüş
Düzenleyen mystical - 07-Aralik-2008 Saat 22:10 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
12.11.2008/11.07 En kıymetlim |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
sedef_85
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008 Konum: Ankara Gönderilenler: 16824
|
![]() Gönderim Zamanı: 27-Ekim-2008 Saat 15:33 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Normal bir gebelikte hangi test ne zaman?
İdeal olan bir kişinin gebelik öncesi bir jinekologa gidip muayene olması ve sonrasında bilinçli şekilde gebe kalmasıdır. Ancak maalesef pek az bayan gebelik öncesi biz hekimlere gelip muayene olmaktadır. Normal bir gebelik izlemindeki haftaları ve takiplerde yapılması gereken tetkikleri gebelik haftalarına göre aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz. İlk vizit: 6-8. hafta Öncelikle kanda yapılan ß-HCG veya idrarda gebelik testlerinin pozitif oluşu ile gebelik tanısı konulur. İlk gebelik vizitinde anne adayları adeta bir check-up’tan geçirilirler. • Ultrason (tercihen vajen içinden) • Kan grubu, Rh • Tam kan sayımı • Kan biyokimyası • TORCH taraması • Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı • Servikovaginal smear testi (PAP smear testi) • Kanama profili • Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması 2. vizit: 10-13. hafta • Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT) • I. Trimester tarama testi 3. vizit: 16-18. hafta • Ultrason (anomali taraması) • II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test) • Amniyosentez (gerekirse) 4. vizit: 22-24. hafta • Ultrason (anomali taraması) • Servikal kültür ve fresh testleri. 5. vizit: 24-28. hafta • Tam kan sayımı • Tam idrar tetkiki • 50 gram glukoz yükleme testi • 28. haftada İndirekt Coombs Testi (kan uyuşmazlığı olanlarda) 6. vizit: 32. hafta • Genel ultrason değerlendirmeleri 7. vizit: 34. hafta • Genel ultrason değerlendirmeleri 8. vizit: 36. hafta • Genel ultrason değerlendirmeleri 9. vizit: 38. hafta • Ultrason (gerekirse biyofizik profil) • NST (Non-Stres Test) • Doppler ultrasonu (gerekirse) • Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, gerekirse TORCH testleri tetkikleri tekrarı 39-42. haftalar arası izlem • Ultrason (gerekirse biyofizik profil) • NST (38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra 3 günde bir) • Vajinal muayene (tuşe) • Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir ve günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir. 40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır. 42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak doğum başlatılmalıdır. GEBELİK İZLEMİ İlk vizit: 6-8. hafta En sık tahlillerin istendiği dönem ilk vizittir. Bu dönemde anne adayları, daha önceden bildikleri veya bilmedikleri hastalıklar açısından adeta bir check- up’tan geçirilirler. • Ultrason Ultrasonda düzgün gebelik kesesi içinde kalp atım hızı 100/dk’nın üzerinde olan embriyo ile embriyoyu besleyen keseyi (yolk sac) görmek mümkündür. Ultrasonda ayrıca rahimde myom, yumurtalıklarda kist türü her hangi bir kitlenin varlığı araştırılır. Cerviksin (rahim ağzının) uzunluğu ve şekli de değerlendirilir. Bu gebelik haftalarında vajen içinden (transvajinal yolla) yapılan ultrason karından (transabdominal) yapılana göre daha net bilgi verir ve tercih sebebidir. Transvajinal yolla yapılan ultrasonda son adet tarihine göre 5 hafta 4 günlükken, transabdominal yolla yapılanda ise 6 haftalıkken bir embriyo ile kalp atımlarını görmek mümkündür. • Kan grubu, Rh Gebenin kan grubu Rh negatif, eşinin kan grubu Rh pozitif olması durumunda “Kan uyuşmazlığı” (Rh/rh) durumundan bahsedilir. Anne rahmindeki bebeğin kan uyuşmazlığından etkilenip etkilenmediğini anlamak için ise “İndirect Coombs testi” yapılmalıdır. İndirect coombs testi negatif olan gebeler, kan uyuşmazlığına bağlı bebekte bir etkilenme durumunun olmadığı anlaşılarak takibe alınırlar. 28.haftada tekrarlanan İndirect coombs testi negatifliğinin devamı durumunda bebeği son aylara kadar kan uyuşmazlığından korumak için “Anti D Immunglobulin” enjeksiyonu yapılır. Yine, kan uyuşmazlıkları olan gebelerde doğumdan sonra bebeğin kan grubuna bakılır. Kan grubunun Rh pozitif olması durumunda anneye yapılan Anti D Immunglobulin uygulaması tekrarlanır. Anne adayı kan grubunun Rh negatif, baba adayınınkinin ise Rh pozitif olması dışındaki tüm olasılıklarda kan uyuşmazlığı söz konusu değildir. • Tam kan sayımı Tam kan sayımı ile gebeliğin başlangıcında herhangi bir “kan eksikliği (anemi)” durumunun varlığı araştırılır. Kan eksikliği demir eksikliğine bağlı olabileceği gibi Megaloblastik anemi, Pernisiyöz anemi, Orak hücreli (Sickle cell) anemi, Thalesemi durumları, maligniteler ve bazı sistemik rahatsızlıkların bir belirtisi olarak da karşımıza çıkabilir. Ülkemizde özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde Thalesemiye (Akdeniz anemisi) bağlı anemiler sıklıkla görülmektedir. “Anemi” ile ilgili detaylı bilgi almak için tıklayınız >>> • Kan biyokimyası: Açlık kan şekeri (AKŞ), Üre (BUN), SGOT, SGPT, Kreatinin Karaciğer ve böbrek hastalıklarının gebeliğin hemen başlangıcında tespiti takip açısından önemlidir. Nitekim gebelikte bu organların yükleri de artacaktır. İleri derecede böbrek veya karaciğer problemlerinde gebelik sonlandırılabilir. Özellikle şeker hastalığı (diabet), yüksek tansiyon (hipertansiyon) gibi sistemik rahatsızlıkların varlığında bu testlerin önemi artar. Bu durumlarda hekimler ek olarak bazı testler de isteyebilir. • TORCH taraması: Toksoplasma, Rubella (Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs), Herpes Tip 2 enfeksiyonları Ig M ve Ig G antikorları taranır. Bu tür enfeksiyonlar gebelik harici dönemlerde geçirildiğinde her hangi bir problem oluşturmazken gebeliğin özellikle ilk üç ayında geçirildiğinde bebekte bir takım sakatlıklara yol açabilir. Toksoplasma özellikle kedi ve köpek dışkıları bulaşmış yenilen gıdalardan alınır. Özellikle çiğ et ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler Toksoplasma parazitinin geçmesinde rol oynar. Gebeliğin başında yapılan antikor tarama testlerinde Ig M ve Ig G antikorlarının her ikisinin de negatif olması durumu vücudun toksoplasma paraziti ile hiç karşılaşmadığını gösterir. Bu durumda gebeliğin sonuna dek toksoplasmadan korunma şarttır. Toksoplazmadan korunmak için kedi, köpek cinsi hayvanlardan gebelik süresince uzak durmak, eğer evde besleniyorsa aşılarını yaptırmak, yenilen etleri iyi pişirmek, çiğ et yememek, yemek öncesi elleri iyi yıkamak ve meyve-sebzeleri bolca suyla yıkamak gereklidir. Ülkemizde çiğ et tüketimi alışkanlığının yaygın olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, toksoplasma enfeksiyonları daha sıklıkla görülmektedir. Rubella (Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs), Herpes Tip 2 enfeksiyonları ise daha çok hasta kişilere temas yoluyla bulaşan rahatsızlıklardır. Özellikle Rubella (kızamıkçık) mikrobu ile gebeliğin ilk üç ayında karşılaşıp hastalığı geçiren kişilerde gebelik kesinlikle tahliye edilmelidir. • Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı İlk vizitte yapılan idrar tahlilleri böbrek fonksiyonlarının indirekt bir göstergesi olduğu gibi gizli veya aşikar idrar yolu enfeksiyonu varlığını konusunda da bilgi verir. İlk aylardaki idrar yolu enfeksiyonları gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları arttırır, idrarda yanma ve/veya kasık ağrılarına neden olabilir. Son aylardaki gizli veya aşikar enfeksiyonlar ise erken doğum sancılarına sebep olabilir. • Servikovaginal smear testi (PAP smear testi) Gebelikte salgılanan hormonlar neticesinde rahim ağzı (cervix) kanserlerinde artış meydana gelmektedir. Bu nedenle gebelere ilk aylarında smear testi uygulanarak böyle bir durumun varlığı araştırılmalıdır. Ülkemizde gebelerin pek çoğu yanlış bir inanışla bebeklerine zarar geleceğini düşündüklerinden bu tür bir işlemi kabul etmezken doktorları da ilk ayında hastalarını muayeneden korkutmak istemedikleri için genelde bu işlemi ihmal ederler. PAP Smear testi ile ilgili bilgi almak için tıklayınız >>> • Kanama profili Kanama profili testleri içinde aPTT, PTT, INR, Fibrinojen, Trombosit sayımı vardır. Hem normal doğum hem de sezaryen kanamalı bir işlemdir. Gebelerin “kanamaya yatkınlıkları” ilk vizitte belirlenmelidir. Ayrıca hastaların kendi ifadelerinden önceden olan kanamaya yatkın bir durumlarının olup olmadığı sorgulanır. Özellikle bir takım kalp hastalıklarında bazı hastalar kanamayı engelleyici hap veya iğneleri kullanmak zorunda olabilirler. Bu tür durumların varlığında gebelikteki izlemler arttırılır ve doğum öncesi bazı önlemler önceden alınır. • Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması Hepatit B için HbsAg ve Anti Hbs, Hepatit C için Anti HCV, AIDS için ise Anti HIV testleri yapılarak her hangi bir taşıyıcılık durumunun olup olmadığı araştırılır. Bu tür viral hastalıklar cinsel ilişki, kan veya doğum yoluyla bulaşır ve genelde kişilerde uzun bir süre taşıyıcılığa (portörlük) sebep verebilirler. Taşıyıcı (portör), “hasta olmadığı halde hastalığı bulaştırabilen” demektir. Bu kişilerin vücutlarında barındırdıkları virüsler gebelik sırasında plasenta yoluyla bebeğe geçmesine rağmen bebekte her hangi bir sakatlığa neden olmazken, yenidoğan bebeklerin immün direnci (bağışıklığı) yetişkinlere göre daha az olduğu için bebeklerde doğumdan sonra bazı problemlere yol açabilirler. Bu problemler bebeklerde hastalığa yakalanma veya hastalığı taşıma şekillerinde olabilir. Hepatit B taşıyıcı annelerin bebeklerine doğum sonrası aşı ile serum uygulaması yapılır ve belirli aralıklarla aşı tedavisi devam eder. Bu şekilde bebeğin aktif olarak bağışıklanması sağlanır. Ancak maalesef Hepatit C ve AIDS virüsünü taşıyan gebelerin doğan bebekleri için hastalıktan koruyucu etkin bir tedavi günümüzde bulunmamaktadır. 2. vizit: 10-13. hafta • Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT) Bu haftalar arasında fetusun anatomik organları ve büyüklüğü değerlendirilir. Ayrıca ulrasonla ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT) ölçülür (Yandaki resim). Ense kalınlığının uygun ölçümün yapılabilmesi için fetus son adet tarihine göre 11 ile 13 hafta 6 gün arasında ve baş-popo mesafesi 45-84 mm arasında olmalıdır. Ense pilisinin kalınlığı; Trizomi 21 (Down sendromu, mongolizm), Trizomi 18 gibi kromozomal bozukluklarda ve bebeğin özellikle kalp gibi bazı organların problemlerinde artar. Bu artışın nedeni bebeğin ense bölgesindeki sıvı birikimidir (ödem) ve bunu ultrasonla yakalamak mümkündür. Normal olarak bebeğin ense kalınlığı gebelik haftası ilerledikçe artar. Genel olarak 3 milimetrenin üstü patolojik kabul edilir ve bu durumda fetus özellikle “Down sendromu” açısından ileri değerlendirmeye alınır. Ense kalınlığı ölçümü, son yıllarda gebelik takiplerine girmiş bir yöntemdir. Ayrıca yapılması belirli bir deneyimi gerektirir. • I. Trimester tarama testi (İkili test) Son on yılda dünyada, son 4-5 yılda da ülkemizde yaygınlaşan ilk trimester tarama testinin amacı Down sendromunun erken gebelik haftalarında yakalanmasıdır. Son adet tarihine göre 9-13. gebelik haftaları arasında uygulanan testte anne adayından kan alınarak serbest ß-HCG ve PAPP-A biyokimyasal değerlerine bakılır. Down sendromunda anne kanında, serbest ß-HCG değerleri normalin iki katı yüksek iken PAPP-A değerleri normalin 2.5 da biri (%40’ı) kadardır. “İkili test” olarak anılan işlemde her iki biyokimyasal değer bilgisayar programında değerlendirilir ve ortaya bir risk oranı çıkar. Risk oranının 1/250’nin üzerinde olması Down sendromu açısından ileri tetkiki gerektirir. Testin pozitif olması durumunda yapılması gereken ileri aşama, “koryon villüs biyopsisi” adı verilen plasentanın bebeğe ait kısmından küçük bir parça alınarak kromozom açısından analizi ile teşhisin sağlanmasıdır. Son yıllarda ikili teste eklenen “Nuchal Translucency (NT, ense kalınlığı, ense pilisi kalınlığı)” ölçümleri ile birlikte değerlendirilmesiyle test “üçlü test” adını almıştır. 3. vizit: 16-18. hafta • Ultrasonda; fetus bir bütün olarak anomali taraması açısından değerlendirilir. • II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test) Üçlü test uygulamasındaki amaç; bebeğe ait özellikle Down sendromu, Trizomi 18 gibi kromozom bozuklukları ile birlikte “Nöral tüp defektleri” adı verilen bir takım anomalileri taranmasıdır. Üçlü test; gebeliğin 16-19. haftaları arasında anne kanından alınan örnekte ß-HCG, alfa feto protein (AFP) ve bağlanmamış estriol (uE3) denilen üç biyokimyasal maddenin ölçümü ile yapılır. Bu ölçümler gebelik haftasına göre annenin yaşı, vücut ağırlığı, ırkı, annede diyabet olup olmaması, sigara içip içmediği, öyküde önceki gebeliklerin özellikleri ile birlikte değerlendirilir. Büyümekte olan bebekte olabilecek nöral tüp defekti ve bazı kromozomal anormalliklerle (Down sendromu ve trizomi 18) karşılaşılma riski hesaplanır. Üçlü test bir tanı testi değil “tarama testi (screening test)” dir. Testin amacı bebek ve anne açısından riskli yöntemleri kullanmadan bebekte olabilecek anomali riskini saptamaktır. Eğer test sonucunda risk belirli bir düzeyin üzerinde çıkarsa (genel olarak 1/270 den fazla olması durumunda) “amniyosentez” adı verilen işlem yapılarak kesin tanı konulur. Yani amniyosentez bir “teşhis testi (diagnostic test)” dir. Amniyosentez işleminde anne karnından ince ve uzun bir iğne yardımıyla amniyon sıvısı alınır. Tecrübeli ellerle yapıldığında oldukça ağrısız ve bebek için riskleri azdır. Alınan sıvıda bebeğe ait dökülen canlı hücreler vardır. Bu hücreler özel bir kültür ortamında bekletilerek üretilir. Üretilen hücreler belli bir safhada toplanılarak kromozomları ayrıştırılır ve mikroskop altında görüntülenerek kromozomlar analiz edilir. Kromozom analizinde görüntülenen hücreler direkt bebeğe ait olduğu için bebeğin kromozom yayılımını gösterir. Bu şekilde bebeğe ait kromozomlarda olan problemler rahatlıkla görülebilir ve aynı zamanda sex (cinsiyet) kromozomlarının incelenmesiyle bebeğin cinsiyeti de ortaya çıkar. Aşağıdaki resimde amniyosentez işleminin yapılışını görmektesiniz. Karından bir ince iğneyle ultrason eşliğinde amniyon kesesine girilir. Yaklaşık 20 cc amniyon sıvısı enjektör ile aspire edilerek genetik laboratuara gönderilir. Nöral tüp defektleri (NTD) bebeklerde görülen anomaliler (bebekteki kusurlar) arasında ilk sıraları almaktadır. Birkaç ayrı türü vardır. Bunlardan biri bebeğin beyin dokusunun bir bütün olarak gelişmemesidir, “anensefali” adı verilen bu en ağır şekli ölümcüldür. Nöral tüp defektlerinin diğer türleri ise omurilikle ilgilidir. Omurilik gelişirken onu çevreleyen omurga kemiklerinin tam kapanmaması sonucu omurilik dokusu bebeğin sırtındaki bir yarıktan dışarıya çıkar; bu duruma “spina bifida” denilir. Dış etkenlere çok hassas olan bu sinir dokusu zamanla zedelenir ve bebek belli bir seviyenin altında sinirsel fonksiyonlarını yapamaz. Sonuç olarak bebek açısından yine ölümcül olabilecek bir doğumsal anomalidir. Hafif şekildeki spina bifidalarda doğum sonrası bir takım operasyonlarla düzelme şansı vardır. Bu anomalilerde açıkta kalan dokudan “alfafetoprotein” (AFP) amniyon sıvısına, buradan da anne kanına geçer. Anne kanından yapılan testlerde bu gebelerde normal gebelerden daha yüksek miktarlarda alfafetoprotein saptanır. Spina bifidalı gebeliklerin % 85'i bu test ile yakalanabilmektedir. Ancak test yapılan gebelerin %3-4'ünde her şey normal olmasına rağmen yüksek sonuç verebilmektedir. Bu nedenle tek başına test sonuçlarıyla tanı konmamaktadır. Üçlü testte AFP yüksek ise ayrıntılı ultrason ile beyin dokusu ve omurgalar değerlendirilir. Ultrason ile saptanamayan bir durum varlığında amniyosentez yapılarak amniyotik sıvıdaki AFP miktarı ölçülerek kesin tanı konulabilir. Ayrıca amniyon sıvısındaki “asetilkolin esteraz enzimi”nin miktarına da bakılabilir. AFP değeri yüksek fakat amniyosentezde ve ayrıntılı ultrasonografide anomali saptanmayan gebeliklerde, bebeğin büyüme ve gelişmesinin daha yakın takip edilmesi önerilmektedir. Anne kanında yapılan üçlü test ile Down sendromu ile birlikte trizomi 18 riski de hesaplanabilmektedir. Down sendromlu bebekte normalde iki tane olması gereken 21. kromozom üç tanedir. Trizomi 18’de ise aynı problem 18. kromozomdadır. Trizomi 18’li bebekler yaşamla bağdaşmaz ve genel olarak anne karnında veya doğumdan hemen sonra ölürler. Trizomi 18 görülme sıklığı Down sendromuna göre oldukça azdır. Down sendromu (Trizom 21, mongolizm) yaklaşık olarak 850 doğumda bir görülür. Tedavisi olmayan bu kromozom anomalisinde fiziksel ve zeka geriliği olan bebekler söz konusudur. Down sendromu görülme şansı yaşa bağımlı olarak artar. Özellikle 35 yaşın üzerinde risk önemli bir boyuta ulaşır. Ancak tüm Down sendromluların %25-35’i yalnızca 35 yaş üzeri gebelik ürünü iken %70-80’e varan oranlarda genç gebeliklerdedir. Üçlü testle Down sendromlu bebeklerin %60'ına yakını (%5 yalancı pozitiflikle) yakalanabilmektedir. Son yıllarda üçlü testin Down sendromu yakalama şansını daha da arttırmak amacıyla teste kandaki “İnhibin A” adı verilen biyokimyasal değerinin de ölçülüp eklenerek testin “dörtlü test” şekline dönüşmesi için yapılan çalışmalar umut vericidir. Down sendromu riski yüksek çıkmış gebeliklerde kesin tanıyı koyabilmek için anlatıldığı şekilde genetik amaçlı amniyosentez yapılması gereklidir. Üçlü tarama testinin asıl amacı yaşamla bağdaşabilen ve ömür boyu zeka geriliği ile giden Down sendromlu bebekleri yakalamaktır. Amniyosentez sonucu yakalanan Down sendromlu bebekler çıkarılan sağlık kurulu kararlarıyla tahliye edilirler. Üçlü test ile diğer bazı anomalileri de saptamak mümkündür. Bebeğin karın duvarı anomalilerinde (gastroşizis, omfalosel), böbrek anomalilerinde de test sonuçları yüksek çıkabilir. Bu nedenle üçlü testte artmış risk saptanan gebelere amniyosentez yapmadan önce tüm bu anomaliler açısından ayrıntılı ultrasonografik değerlendirme (II. basamak ultrasonografisi) yapılmalıdır. 4. vizit: 22-24. hafta • Ultrasonda; servikal (rahim ağzı) uzunluk ve şekli ölçülür. Bebek özellikle kalp, beyin ve diğer iç organlar açısından değerlendirilir. • Servikal kültür ve fresh testleri Gizli vaginal enfeksiyonları araştırmak için yapılır. Gebelikte özellikle düşen hücresel tip vücut direnci nedeniyle “fırsatçı enfeksiyonlar” olarak tabir edilen bazı vaginal enfeksiyonlar gelişebilir. Bunların başında özellikle mantar enfeksiyonları (candida), yanısıra Trichonomas ve Gardnerella enfeksiyonları da sayılabilir. Genel olarak tedavi edildikten sonra nüks eden bu rahatsızlıklar ilerleyen gebelik haftalarında tekrar tekrar tedaviye gerek duyabilirler. 5. vizit: 24-28. hafta • Tam kan sayımı Anne adayının kan sayımı yapılarak gebeliğin bu ilerleyen haftalarında aneminin gelişip gelişmediğine bakılır. • Tam idrar tetkiki İdrarda gizli enfeksiyonların varlığı araştırılır. Özellikle gebelerde her hangi bir şikayet oluşturmaksızın yalnızca idrar tahlillerinde bakteri ve lokosit görülmesi ile karakterize gizli idrar yolu enfeksiyonları (asemptomatik bakteriüri) erken doğuma ve böbrek enfeksiyonlarına (pyelonefrit) neden olabilir. Tam idrar tetkikinde böyle bir durum saptanırsa idrar kültür-antibiyogram testi yapılarak üreyen mikroorganizmanın türüne göre antibiyotik başlanmalıdır. • 50 gram glukoz yükleme testi Bu gebelik haftasında kişilere sabah aç karınla 50 gram toz glukoz sulandırılarak içirilir ve bir saat sonrasında tetkik için kan alınır. Alınan kan örneğinde kan şekeri değerinin 140 mg/dl ve üzerinde olması durumunda test pozitif olarak kabul edilir ve bu gebelerde bir gün sonra 100 gram standart glukoz tarama testine geçilir. Bazı gebeler bu oldukça tatlı olan bu suyu içmede problem yaşayabilirler, örneğin bulantı ve kusmaları olabilir. Bu durumda laboratuara giderken yanlarında “limon” götürüp tatlı suyun içine sıkmak suretiyle şikayetleri genel olarak giderilecektir. 100 gram standart tarama testinde bu kez gebelerden sabah aç karınla kan alınır ve hemen sonrasında 100 gram toz glukoz sulandırılarak içirilir. İçimden 1 saat, 2 saat ve 3 saat sonra tetkik için kan alınır. Böylece açlık kan şekeri ile birlikte toplam 4 ayrı kan şekeri değeri elde edilmiş olur. Bu 4 değerden 2 veya daha fazlasının standart değerlerin üzerinde olması durumunda gebeler ”gestasyonel diabet (gebeliğe bağlı diabet, gizli şeker hastalığı)” teşhisi alarak kalori kısıtlaması amacıyla diyetisyene konsultasyona gönderilirler. Gestasyonel diabeti olan gebelere diyetten kalori kısıtlaması yapılmazsa annenin kan şekeri değerlerinin genel olarak yüksek olmasının bir sonucu olarak; bebeğin normalden iri olması, doğumun zor olması, amnios suyunun normalden fazla olması ve buna bağlı erken doğum riskleri gibi durumlar oluşabilecektir. Ayrıca doğan bebeklerde doğum sonrası kan değerlerine bağlı metabolik sorunlar meydana gelebilecektir. Normale göre iri bebekler (makrozomi) halk arasında “tosuncuk” olarak tabir edilirler. ”Makrozomi ve yarattığı sıkıntılar” ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız >>> • İndirekt Coombs Testi Bu haftada yalnızca kan uyuşmazlığı olan gebeler yeniden İndirekt Coombs testine bakılarak değerlendirilir, sonuç negatif ise bebeğin etkilenmediği anlamına gelir. Bu durumda gebeliğin sonuna kadar etkilenmeden (immünizasyon) korumak amacıyla gebeye “Anti D Immunglobulin” iğnesi yapılıır. 6. vizit: 32. hafta • Ultrasonda; fetusun gelişimi, iç organları ayrıntılı olarak değerlendirilir. Ayrıca amniyon sıvısı, bebeğin duruş şekli, plasentanın yeri ve görüntüsü, bebeğin rahim içindeki aktif hareketleri incelenir. 7. vizit: 34. hafta • 6. vizitteki işlemler tekrarlanır. Riskli durumların varlığında Doppler ultrasonografi ve NST gibi ek tetkikler istenebilir. 8. vizit: 36. hafta • Utrasonda özellikle bebeğin duruşu, amnios sıvısı, plasentanın görünümü ve bebeğin aktif hareketleri incelenir. 9. vizit: 38. hafta Bebeklerin sağlık durumunu tespit etmek için birçok yöntem kullanıyoruz. Hiçbir yöntemin tek başına duyarlılığının %100 olmadığını unutmamak gerekir. Gebelik izlemlerinde günümüzde yapılan araştırmaların çoğu, anne adaylarının ve fetusun içinde bulunduğu ortamı sağlıklı kılmak veya bu ortamın sağlık düzeyini tespit edebilmek içindir. Teknolojik gelişmelerin ve bilgi çağının sunduğu olanakları tıbbın her alanında olduğu gibi riskli gebeliklerin tespitinde ve takibinde kullanmak bir avantajdır. Son haftalarda bebeğin iyilik durumunu gösteren standart olarak üç ayrı yöntem vardır. Bunlar: Ultrasonografik değerlendirmeler NST Bebek hareketleridir. Bunlardan ilk ikisi hekim tarafından incelenirken bebeğin hareketleri anne adayı tarafından değerlendirilmelidir. Bebeğin hareketlerindeki ani azalma durumunda bu bebeğin sıkıntıya girdiğinin bir ifadesi olabilir. Bu durumda gebe hekimini bilgilendirmelidir. Ayrıca bebeğin “biyofizik profil skorlaması” yapılır. Biyofizik skorlama; ultrasonda rahim içindeki bebeğin aktif bazı hareketleri ve amniyon sıvısının miktarı yanısıra NST bulgularının hep birlikte değerlendirilerek skorlanmasıdır. Bebeğin sağlığını gösteren önemli bir kriterdir. Özetle, biyofizik profil skorlaması; gebeliğin ultrason görüntülemesi ile NST bulgularının birlikte değerlendirmeleridir. Teşhiste tek bir yöntem yerine kombine olarak düşünülerek karar verilmelidir. • NST (Non-Stres Test, Kardiyotokografi) NST, özellikle son yıllarda gebelik takiplerinde vazgeçilmez bir yöntem haline gelmiştir. Kardiyotokografi (kardiyo=kalp, toko=rahim kasılması) veya kısaca "toko" adı verilen cihazla bebeğin kalp atışlarının seyrini, bebek hareketleriyle ve varsa kasılmalarla olan ilişkisini temel alarak bebeğin iyilik halini değerlendiren bir testtir. Doğum eylemi esnasında da aynı amaçlarla kullanılır. ”Prob” olarak tabir edilen ve gebenin karnı üzerine sabitlenen iki alıcı ucu vardır. Problardan biri rahmin kasılmalarını (uterin kontraksiyon) diğeri ise bebeğin kalp seslerini algılar. Algılanan kasılmalar ve kalp sesleri cihaz tarafından bir grafik kağıt üzerine aktarılır. Yaklaşık 20 dakika süren bu işlem sırasında gebelerden, bebeklerin her hareketlerini hissettiklerinde ellerine verilen küçük bir butona basmaları istenir. Böylelikle; bebeğin kalp atım hızı ve reaktivitesi (atım hızındaki değişkenlikleri), rahimdeki kasılmalar ve bebeğin kalbinin bu kasılmalara verdiği cevaplar hekim tarafından değerlendirilerek bebeğin sağlığı hakkında dolaylı bir bilgi elde edilmiş olur. Resimde NST uygulanan bir gebeyi görmektesiniz. Bebek hareketlerini hisseden gebe elindeki butona basar. Kalp atımları ve rahim kasılmaları aynı anda bir grafik kağıt üzerine basılır. Üst kısım kalp seslerine, alt kısım ise rahim kasılmalarına aittir. NST özellikle gebeliğin son aylarında bebeğin sağlığını gösterdiği gibi doğum sırasındaki monitörizasyonda (izlemde) da son derece önemlidir. Riski olmayan gebeliklerde, NST uygulamasına 37. gebelik haftasından sonra haftada bir, 40. gebelik haftasından sonra ise 3 günde bir tekrarlanması önerilir. NST işlemi öncesi annenin karbonhidrattan zengin diyetle karnını doyurarak tok olması önerilir. Uygulamanın, bebeğe hiçbir olumsuz etkisi yoktur. NST özellikle anne adayının bebek hareketlerinde azalma olduğunu ifade ettiği durumlarla, kasılmaların varlığından şüphelenildiği anlarda kullanıldığında oldukça değerli bilgiler sağlar. Bu şekilde doğum eyleminin başlayıp başlamadığı, bebeğin içeride sıkıntıda olup olmadığı indirekt olarak anlaşılabilir. • Renkli doppler ultrasonu Renkli doppler ultrasonografi, son yıllarda giderek daha fazla uygulama alanı bulmaktadır. Özellikle anne adayının risklerinin belirlenmesinde ve bebeğin sağlık durumunun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Doppler ultrasonunda özetle bebeğe giden kan akımına bakılır. Üstteki resimde erken bir gebelikte bebeğe giden kan akımı renki doppler ultrasonu ile izlenmektedir. Kan akımının bozulması (azalması veya geriye kaçması) durumlarında bebek hayatı riske girer. Damarlardaki direnç artışı kan akımındaki azalmayı ifade eder. Ayrıca bebekle plasenta arasında göbek kordonu içerisindeki umbilikal arter, umbilikal ven ve bebeğin beyin damarlarındaki dalga şekillerindeki bozukluklar, bebekteki dolaşım bozukluğunu saptayabildiği gibi şiddetini de belirleyebilmektedir. Doppler ultrasonda dolaşımsal bozukluk tespit edildiğinde daha sonraki dönemlerde bebeğin durumunda kötüleşme riski artmıştır. Özellikle preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya bebeğin rahim içi gelişme azlığı (IUGR) gibi durumlarda damarlardaki direnç artışı gidişatın olumsuz yönde olduğunu gösterir. Gebeliğin 12-14. haftalarında yapılan “Ductus venosus doppler”i bebekte başta kalp anomalileri olmak üzere Down sendromu gibi bir takım kromozom bozukluklarının erken teşhisinde umut vermektedir. • Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, TORCH tetkikleri tekrarlanır. Doğum öncesi doğuma veya olası sezaryene hazırlık amacıyla bu testler tekrar gözden geçirilir. Sezaryen planlanıyorsa bu tetkik sonuçları anestezi açısından da önemlidir. • Doğum konusunda bilgilendirme Günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir. 39-42. haftalar arası izlem • Ultrason (gerekirse biyofizik profil) • NST 38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra ise 3 günde bir uygulanması önerilir. NST’si normal(reaktif) olan 1000 gebenin 997’sinin bebeklerinde ilk üç gün içinde hiçbir problem ortaya çıkmadığı izlenmiştir. Fetal iyilik durumunun izlenmesinde NST oldukça önemli bir yere sahiptir. • Vajinal muayene (tuşe) Vajinal (pelvik) muayene “tuşe” adını alır. Amaç kalça kemiğiyle (pelvis) ve rahim ağzının (cervix) değerlendirilmesidir. Bu şekilde pelvis girimi, kemik çıkıntılar, pelvis çatısı ayrıntılıca değerlendirilir. Bunun yanısıra rahim ağzına (cerviks) da bakılır. Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir. 40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır. 42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak doğurtulmalıdır. Çünkü bu haftadan sonrası “Gün aşımı (Surmaturasyon, posterm)” gebeliği olarak değerlendirilir ve bebeğin içeride sıkıntıya girme riski oldukça artmıştır. Gebeliklerin risklerine göre bu testler yer değiştirebilir, izlemler daha sıklaştırılabilir veya daha ayrıntılı testler istenebilir. Bebeğin sağlığı her zaman için tek bir yöntemle değil, sayılan tüm bu testlerin bütününün sonucunda değerlendirilmelidir. Düzenleyen mystical - 07-Aralik-2008 Saat 22:15 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
12.11.2008/11.07 En kıymetlim |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
sedef_85
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008 Konum: Ankara Gönderilenler: 16824
|
![]() Gönderim Zamanı: 31-Ekim-2008 Saat 16:21 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Gebelikte Gripten Nasıl Korunursunuz?
Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Altuğ Semiz, grip ve soğuk algınlığı şikayetlerinin gittikçe arttığı sonbahar aylarında anne adaylarının yapması gerekenleri soru ve cevaplarla anlattı.
Grip, Gebelik Döneminde Anne Adaylarını Nasıl Etkiler? Grip Aşısının Anne Adayı Ve Bebek Üzerinde Ne Gibi Olumlu Etkileri Vardır? Hamileler Grip Aşısını Ne Zaman Yaptırmalıdır? Hamilelikte Grip Ya Da Soğuk Algınlığı Sırasında Hangi Destekleyici Tedaviler Yapılmalıdır? Düzenleyen mystical - 31-Ekim-2008 Saat 21:32 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
12.11.2008/11.07 En kıymetlim |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
mavişim
Devamli Üye
Kayıt Tarihi: 19-Ocak-2008 Konum: Ankara Gönderilenler: 342
|
![]() Gönderim Zamanı: 19-Aralik-2008 Saat 21:31 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
ya çok teşekrüe ederim bayagı bi bilgi aldım bi ilaç için başladım bilgi toplamaya bu çıktı karşıma çok güzel elerine saglık canım benim
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Allahım!
Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için Sukünet Değiştirebileceğim şeyler için Cesaret Ve bunu ayırdedebilmem için Akıl ver! 09.09.2009 MAŞALLAH ZEYNEPSUYUMA. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
tugce2008
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 13-Ocak-2009 Konum: Konya Gönderilenler: 4361
|
![]() Gönderim Zamanı: 09-Subat-2009 Saat 02:57 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Efsane 1: Bebeğinizi doğum havuzunda dünyaya getirmek tehlikelidir.
Gerçek: Aslında bebeğinizi, bu konuda eğitim almış bir doktor gözetiminde, doğum havuzunda dünyaya getirmek güvenlidir. Ülkemizde de bu konuda yeterli alt yapısı olan hastaneler bulunuyor. Efsane 2: Doğum yapmadan önce hastanede genital bölgenizdeki tüyler tıraş edilir. Gerçek: 25 yıl öncesine kadar, genital bölgedeki tüylerin enfeksiyon olasılığını artırdığı düşünülüyorken tıraş standart bir uygulamaydı. Günümüzdeyse, bir enfeksiyon riski bulunuyorsa bölgeye antiseptik bir sprey sıkılabiliyor, ancak bu çok sık olan bir şey değil. Sadece, sezaryen gibi tıbbi nedenlerle -kısmen- tıraş edilirsiniz. Efsane 3: Normal doğum, sırt üstü yatarak yapılır. Gerçek: Neden işleri zorlaştırasınız? Yatarak bebeğinizi dışarı doğru itmek, eğimli durduğunuz için daha zordur. Gösterdiğiniz tüm çaba sizi yorar ve doğumun genellikle daha uzun sürmesine neden olur. Sırt üstü yatmak, epizyotomi veya pens yardımıyla doğurma olasılığınızı artırır. Ayakta durmak daha verimlidir. Bebeğinizin doğru konuma gelmesi ve bebeğin dışarı itilmesi için yer çekiminden yararlanırsınız. Dik durmak için bir sandalyeye oturup arkanıza yaslanabilir, üst üste konmuş yastıklara veya yatağa yaslanabilir, çömelebilir veya partnerinizin boynuna sarılabilirsiniz. Efsane 4: Partneriniz doğduğu zaman 5 kiloydu, sizin bebeğiniz de tosun gibi olacak. Gerçek: Hayır, bu işler biraz daha karmaşık; bu durum tamamen bebeğin aldığı kromozom karışımına bağlı. Hamile kalma anında sizden ve babadan gelen kromozomlar, bebeğin ne kadar büyük olacağına karar verir. Bu durumda eğer baba 2.10 boyundaysa ve devasa bir bebek olarak doğduysa, sizse 1.55'lik bir minyonsanız ve ufacık bir bebektiyseniz, işiniz şansa kalmış. Genleri daha güçlü olanın dediği olur. Efsane 5: Çok fazla egzersiz yapıyorsanız güçlü karın kasları bebeğin dışarı itilmesini zorlaştırır. Gerçek: Hiç korkmayın! Ne kadar fit olursanız, doğum yapmak o kadar kolay olur. Vücudunuzu çömelme ve iyi doğum pozisyonlarına gelme konusunda geliştirebilirsiniz. Bunun başka avantajları da var: Fit kadınların yaptıkları doğumlar daha kısa sürer ve sonrasında vücutları daha hızlı toparlanır. Efsane 6: İlk bebeğinizde sezaryen olursanız, tüm bebeklerinizi böyle dünyaya getirmeniz gerekir. Gerçek: Cerrahi ilerlemeler sezaryen uygulamasını daha güvenli hale getirene ve kesiği kemer hizasının altına alana kadar bu doğruydu. Eskiden sezaryen kesiği dikeydi ve göbek deliğine kadar çıkıyordu. Bu durumun, göze hoş görünmemesinin yanı sıra, yırtılma riski de bulunuyordu. Bu da kadınların, diğer bebeklerini normal doğumla dünyaya getirmelerine engel oluyordu. Günümüzdeyse kesikler daha küçük, yatay ve bikini çizgisinin altında. Ayrıca normal doğum sırasında yırtılma riski de çok düşük. Bu yüzden, sezaryen olursanız ve olma sebebiniz, bir sonraki gebeliğinizde tekrarlanmıyorsa vajinal bir doğumu deneyebilirsiniz. Efsane 7: Geçiş aşamasında partnerinize ve odadaki herkese küfredeceksiniz. Gerçek: Pek de doğru sayılmaz. Yine de bazen doğum odalarındaki ortam biraz gerginleşebiliyor! Geçiş aşaması, ilk aşamanın sonu (rahim boynunun açılması) ve ikinci aşama (bebeği dışarı itmeniz) arasındaki süreçtir. Kısa süren, ancak yoğun bir aşamadır ve kendinizi çok duygusal, sinirli, zayıf hissedebilirsiniz, mideniz bile bulanabilir. Doğal olarak bunun acısını bir başkasından çıkarmak isteyebilirsiniz, ancak unutmayın ki bu aşama, doğumun bitmesine az kaldığının ve bebeğinizin kısa süre sonra dünyaya geleceğinin habercisidir. Efsane 8: Küçük kemikleriniz, el ve ayaklarınız olduğu için sezaryen olmak zorundasınız. Gerçek: Araştırmalara göre bir kadının ayaklarının ve pelvisinin boyları arasında bir bağ bulunmuyor. Yani ayağı 32 numara olanlar rahatlayabilir. Diğer yandan, ufak tefekseniz ve karnınız aşırı büyüyorsa doktorunuz hamileliğinizin son ayında gözünü üzerinizden ayırmayacaktır. Bebeğin pelvisiniz için fazla büyük olabileceği şüphesi ortaya çıkarsa pelvisinizin boyu pelvimetri denen bir yöntemle incelenir. Bebeğinizin başı ve pelvisinizin doğru olarak ölçülebilmesi için röntgen filmi çektirmeniz istenebilir. Bu işlem hamileliğin bu aşamasında güvenlidir. Ancak ve sadece bu işlemlerden sonra sezaryenin gerekli olup olmadığı sonucuna varılır. Efsane 9: Çocuk doğurmak televizyondaki gibidir. İki kere inlersiniz ve bebek dışarı çıkar. Gerçek: Doğum konusundaki eğitiminiz pembe dizilerden geliyorsa, oldukça şaşıracaksınız! Televizyondakinin aksine, bebeğiniz doğduğu zaman çalılıklar arasından sürüklenmiş gibi görüneceksiniz. Televizyonda gördüklerinizi unutun ve biraz araştırma yapın. Sitemizdeki yazıları, dergileri okuyun ve hamilelik konusunda iyi bir referans kitabı edinin. Ücretsiz düzenlenen hamilelik konulu eğitimlere de katılabilirsiniz. Doğumun nasıl bir şey olduğu konusunda gerçekçi olmak, her duruma karşı hazırlıklı olmak açısından önemlidir. Böylece çocuğunuzun doğumu keyif verir, şok değil! Efsane 10: Anneniz sizi nasıl doğurduysa, siz de çocuğunuzu öyle doğurursunuz. Gerçek: Artık herhalde, annenizin sizi nasıl doğurduğu konusundaki her detayı duymaktan bıkmışsınızdır. Ne de olsa bu olay uzun zaman önceydi ve hafızası da eskiden olduğu gibi değil. Anneniz sizi nasıl doğurduysa, sizin de çocuğunuzu öyle doğuracağınız şeklinde bir düşünce var. Yani erken ya da geç doğduysanız veya hızlı bir doğum olduysa, sizin bebeğinizin de aynı şekilde doğacağı düşünülür. Oysa annenizin zamanından bu yana değişen bazı şeyler var. Öncelikle siz de doktorlar da artık daha bilgili. Günümüzün kadınları da geçmiştekilere kıyasla çok daha sağlıklı (anneniz bunu anlayacak mı bakalım!). Bu nedenle doğum ve doğurmak konusunda siz çok daha avantajlısınız. Kısacası, anneniz zor bir doğum yaptı diye sizin yapacağınız doğum zor olmak zorunda değil. Efsane 11: Ailede ikizler varsa, sizin de ikizleriniz olması ihtimali yüksek. Gerçek: Tam olarak doğru değil. Bu ihtimal sadece, ikizler anne tarafındaysa veya sizin ikiziniz varsa yüksektir. Enteresan olan, yaşınız ne kadar yüksekse ikiziniz olma ihtimalinin de o derece yükseliyor olmasıdır. En yüksek risk 35-39 yaşları arasında artan gonadotropin hormonu düzeyi nedeniyle kadınların, yumurtlama zamanında birden fazla yumurta ürettiği zamanlardadır. Kadınların günümüzde daha geç bebek sahibi olmaları (doğurganlık ilaçlarındaki artışla birlikte), çoklu doğum sayısının arttığı anlamına geliyor. Yani ikizler bekliyorsanız yalnız değilsiniz. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
11 10 2008 15.10
21 10 2011 12.45
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
frida
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 03-Mart-2008 Konum: İstanbul Gönderilenler: 1596
|
![]() Gönderim Zamanı: 09-Subat-2009 Saat 13:16 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
HAMİLELİK DÖNEMİNDE EGZERSİZ YAPMAK DOĞUMU KOLAYLAŞTIRIYOR! Egzersiz sağlıklı yaşamın gereği olduğu gibi gebelik sırasında yapılan egzersizler de anne adaylarının kendisini fiziksel olarak daha iyi hissetmesini sağlar. Egzersiz, anne adaylarının kalori yakmasına yardımcı olarak aşırı kilo almasını önler, kasların esnekliğini arttırır, dolaşım ve solunum sisteminin düzgün çalışmasında faydalı olup, kan şekeri regülasyonuna yardımcıdır. Uykusuzluk, bel, bacak ağrıları ve hemoroit gibi problemlerin azalmasına yardımcıdır. Araştırmalar Gebelik Sırasında Yapılan Egzersizlerin Doğumu Kolaylaştırdığını Belirlemiştir Fakat henüz doğum süresini etkilediği konusunda yeterli bir kanıt yoktur. Gebelik sırasında egzersiz yapmayı planlayan anne adayları, mutlaka doktora danışarak doktorun yönlendirdiği uzman kişilerce eğitim almalıdırlar. En Kolay Egzersiz Yürüyüştür Yürüyüş sırasında rahat, terletmeyen pamuklu kıyafetler giyilmelidir ve süresi 30 dakikayı geçmemelidir. Yüzme de gebelikte en çok önerilen spordur. Ayrıca gebelikte özellikle 2. trimesterden sonra yapılabilecek bazı egzersizler, kan dolaşımını artırır, bel ve sırt ağrılarını hafifletir ve anneyi doğuma hazırlar. Nefes Egzersizleri Nefes alırken hem göğüs kafesi hem de karın kaslarımızı kullanırız. Normalde farkında olmadan soluk alıp veririz. Solunum egzersizlerinde göğüs kafesi ve karın kaslarını ayrı çalıştırarak nefesimizi daha bilinçli kullanabiliriz. Nefesi tutma, derin soluk alıp beklemek, küçük nefesler ise (sadece göğüs kafesi ile sık soluk alıp verme) ağrı sırasında faydalı olur. Büyük nefes ise ıkınma sürecinde faydalıdır. Doğum sırasında doğru nefes alıp vermek ağrıların daha az hissedilmesini sağladığı gibi rahim kasılmaları sırasında bebeğe giden kan azalır, bu fizyolojik bir durumdur. Doğru nefes alınırsa bebeğe daha çok oksijen gitmesi sağlanır. Ağrılar sırasında küçük, yüzeyel ve ıkınma döneminde derin nefes alarak vermeden baş gövdeye yaklaştırılarak ıkınılır ve bebek itilir. Bu sırada nefesi kaçırmamak ve bağırmadan ıkınmak gerekir. Karnı şişirmek ve gereksiz panik, doğumu zorlaştırır. Bebeğin başı çıkıyorken ıkınmaya son verilir. Küçük yüzeyel nefesler alınır, aksi halde vajinada istenmeyen yırtıklar oluşabilir. Doktor, bu konuda anneyi uyaracaktır. Kegel Egzersizleri; Pelvis, vajina, mesane ve rektum çevresindeki kasların güçlendirilmesidir. Tuvalette idrar yaparken, durdurmaya çalışırken yaptığımız eylem şeklinde basitçe ifade edilebilir. Kegel egzersizleri günde birkaç kez, perine kaslarını kastıktan sonra 5-10 saniyede gevşeterek uygulanır. Ayakta, otururken, yatarken, her pozisyonda yapılabilir. Bu kasların güçlenmesi doğumu kolaylaştırdığı gibi epizyo ihtiyacını azaltır ve doğum sonrasında da uygulanarak, normal vajinal doğumda gelişen perine bölgesinde gevşeme yakınmasının giderilmesinde yardımcıdır. Yoga ve Pilates’in Yararları Doğum anında önceden yoga ya da pilates yapmanın da faydalarından söz edilmektedir. Yoga, doğru nefes almayı ve nefesi doğru kullanmayı sağlar. Pilates, pelvik bölgede kasları güçlendirir, doğum sonrası yine bu bölgenin toparlanmasında faydalıdır. Gebelikte özellikle normal doğum planlandığında, takip eden doktorun onayı alındıktan sonra bu konuda eğitilmiş kişilerden yardım alarak doğumu kolaylaştırmak mümkündür. Normal doğumda annenin istekli ve kararlı olması çok önemlidir. Gebeliğin fizyolojik olan fakat tolore edilmesi zor olabilen vücuttaki değişikliklere adapte olan anneler, bebeklerini aktif olarak normal doğumla dünyaya getirmelerinin haklı gururunu taşıyacaklardır. Normal doğum emek ve sabır ister ancak bebek için de faydalıdır. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
KIZIMMMM, İÇİMİN GÜLEN YÜZÜ YAŞAM SEVİNCİM EN GÜZEL HEDİYEMSİN 19/08/09 09:25 TOMURCUĞUM HOŞGELDİN :) |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
gülbin
Moderatör
Kayıt Tarihi: 28-Mart-2007 Konum: İstanbul Gönderilenler: 22038
|
![]() Gönderim Zamanı: 20-Subat-2009 Saat 10:20 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Hamilelikte iyi beslenmeniz bebeğinizin sağlıklı gelişimi için çok önemli. Kendi sağlığınız da yeterli ve dengeli beslenmenizle doğru orantılı.
Hamileliğiniz sırasında ihtiyacınız olan en önemli besin maddelerini almanızı sağlayacak beş yiyeceğin hangileri olduğunu biliyor musunuz? İşte alışveriş listenize mutlaka eklemeniz gereken beş süper yiyecek ve onları süper yapan nedenler: 1. ISPANAK Ispanak sağlıklı bir kan düzeyine sahip olmanıza, enfeksiyonlarla mücadele etmenize yardımcı olan ve bebeğinizin gelişmekte olan omurgasını korumaya yarayan folik asit, demir ve c vitamini gibi besin maddelerini içerir. Folik asit Bir çok araştırma gebe kalmadan önce ve erken gebelik aylarında günde 400 mikrogram (0.4 miligram) folik asit almanın, bebeklerde ciddi beyin ve omurilik hastalıklarını %70 den fazla azalttığını göstermiştir. En çok rastlanan sinir sistemi hastalıklarını; spina bifida (omurganın kapanmayarak açık kalması), anansefali (beyinin gelişmemesi), ve ensefalosel (beyinin kafatası kemiğinden dışarı çıkması) oluşturur. Uzmanlar hamileliğin planlanmasından 12. haftasına kadar günde 400 mikrogram folik asit takviyesi alınmasını tavsiye ediyorlar. Diğer folik asit kaynakları Brokoli, mercimek, fasulye, portakal suyu, tam tahıl ekmeği, marul, yer fıstığı Demir Hamilelik sırasında aldığınız demirin üçte bir kadarını kendi kan tedariki için bebek kullanacaktır. Bunun nedeni demirin vücudunuzdan bebeğe oksijen taşıyan hemoglobinin yapımı için gerekli temel madde olmasıdır. Diğer demir kaynakları Kırmızı et, yeşil yapraklı sebzeler, fındık C Vitamini Vücudunuz C Vitaminini depolayamaz, bu nedenle düzenli olarak C Vitamini almanız gerekir. C Vitamini açısından zengin besinleri yemeniz hem demir emilimini kolaylaştırır hem de enfeksiyonlar ile mücadele etmenize yardımcı olur. Diğer C Vitamini kaynakları Turunçgiller, kiwi, brokoli, patates, lahana 2. SÜT Süt ve süt ürünleri bebeğinizin kemik gelişimine yardımcı olur. Kalsiyum Kalsiyum kemik ve diş sağlığı için gereklidir ve bebeğin gelişimi için çok önemlidir. Hamilelik sırasında kemik yoğunluğunuzda azalma olur, bu nedenle bu dönemde yeterli kalsiyumu almanız büyük önem taşır. Diğer kalsiyum kaynakları Peynir, yoğurt, kuru incir ve kayısı 3. USKUMRU Uskumru, somon balığı ve alabalık gibi yağlı balıklarda bulunan omega 3 yağ asitleri bebeğin gözleri ve beyninin sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca sizi yüksek tansiyon ve erken doğuma karşı korur. Omega 3 yağ asitleri Omega 3 yağları anne karnındaki bebeğin beyin gelişimi için çok önemlidir. Bazı araştırmalar hamilelik sırasında bu yağların yeterince alınmamasının bebeğin görme sisteminin gelişimini ve gelecekte sahip olacağı zeka düzeyini etkileyebildiğini ortaya koymuştur. Ayrıca Omega 3 yağları düşük riskine karşı da koruyuculuk sağlamaktadır. Danimarka'da yapılan bir araştırma hiç balık yemeyen kadınların düşük riskinin %7.1 olduğunu, buna karşın haftada en az bir kez balık yiyen kadınların düşük riskinin %1,9 olduğunu göstermiştir. Diğer Omega 3 kaynakları Ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler. Protein Protein sizin ve bebeğinizin vücudunda yeni doku üretimi ve bağışıklık sisteminizin iyi çalışması için gereklidir. Diğer protein kaynakları Süt ürünleri, baklagiller, mercimek, yumurta, et, balık, soya fasulyesi Uyarı: Yüksek düzeyde cıva içeriği nedeniyle hamile kadınlar haftada iki küçük kutudan fazla konserve ton balığı tüketmemelidir. 4. YULAF Yulaf kan şeker düzeylerinin dengelenmesine yardımcı olur ve enerjinizi artırır. Protein Yulaf diğer tahıllardan daha fazla protein içerir ve kolesterol düzeyinin düşürülmesine ve glisemik İndeksin düşük olmasına yardımcı olur. Bu da kan şeker düzeylerinizin dengelenmesine ve böylece de enerjinizi dengeli bir şekilde kullanmanıza yardımcı olması anlamına gelir. Diğer protein kaynakları Süt ürünleri, baklagiller, mercimek, yumurta, et, balık, soya fasulyesi 5. TAM TAHILLAR Tam buğday ekmeği ve çavdar gibi diğer tam tahıl unlarından yapılan ekmekler enerji düzeyinizi yükseltir ve bebeğin gelişimine yardımcı olur. Kompleks karbonhidratlar Tam tahıllar kompleks karbonhidratlar içerir ve bu da enerji sağlamasının yanında başka bazı vitamin ve mineraller ile lif almanız anlamına gelir. Enerji çöküntüleri ve dolayısıyla yorgunluğu önlemeye yardımcı olacağından beslenmenizde bu yiyeceklere ağırlık vermeniz önemlidir. Diğer kompleks karbonhidrat kaynakları Mercimek ve sebzeler Çinko Çinko bebeğin gelişimi açısından çok önemlidir ve beyninin normal bir şekilde gelişmesine yardımcı olur. Diğer çinko kaynakları Badem, ceviz, kabak çekirdeği |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkım + oğlum = ben
22 hazıran 2007 15:15
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
gülbin
Moderatör
Kayıt Tarihi: 28-Mart-2007 Konum: İstanbul Gönderilenler: 22038
|
![]() Gönderim Zamanı: 20-Subat-2009 Saat 10:31 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Alper Mumcu hamilelikte kaşıntı, nefes darlığı ve seyahatin korkulanın aksine normal olduğunu ve anne adaylarının korkmamaları gerektiğini vurguluyor.
Kaşıntı Hamilelik sırasında daha önceden yaşamadığınız birçok değişik durumla karşılaşabileceğinizi biliyorsunuz. Özellikle ilk hamileliğinizi yaşıyorsanız bebeğinizin sağlığı ve ona zarar verip vermeyeceği konusunda endişeleriniz olabilir. Bu endişelerinizden biri de kaşıntılarınız olabilir. Birçok anne adayı hamilelik sırasında vücudun belirli bölgelerinde ya da genelinde değişik derecelerde kaşıntı sorunu yaşar. Ama korkmayın kaşıntılar siz ya da bebeğiniz için tehlike oluşturmaz. Özellikle hızla büyüyen karın ve memeler etrafında kaşıntının olması çok normal. Bu bölgeler etrafında oluşan çatlakların ilk belirtisi kaşıntıdır. Hormonal değişimler de ciltte hassasiyeti artırarak kaşıntıya yol açabilir. Hemen herkeste görülebilen basit kaşıntılarla başa çıkmak için alınabilecek basit önlemler yok değil. Bunlardan en basiti çok sıcak su ile banyo yapmaktan kaçınmak. Çünkü sıcak su cildi kurutarak elastikiyetini azaltır. İdeal olan ılık suyla banyo yapmak. Banyo sonrası sabun ve şampuanı iyice durulamak ve yumuşak bir havluyla iyice kurulamak önemli. Bazı parfümler ciltte rahatsızlığa neden olabileceğinden kokusuz kremlerle vücudu nemlendirmek en doğrusu. Nefes darlığı Nefes alıp verirken zorlanmayı hamilelik döneminde sık sık karşılaşabilirsiniz. Özellikle hamileliğinizin son dönemlerde nefes darlığı sorununuz artar. Nedeni, büyüyen rahminizin diyafram kasını yukarı doğru itmesi. Nefes darlığı ya da nefes nefese kalma çoğu zaman hafif bir fiziksel aktiviteyle ortaya çıkabilir. Birkaç basamak merdiven çıktığınızda bile nefes nefese kalabilirsiniz. Bu durum zararsızdır ve bebeğiniz üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur. Birden fazla bebek bekleyen yani çoğul gebeliği olan anne adaylarında durum daha erken ortaya çıkabilir ve tek bebek bekleyen anne adaylarına göre daha şiddetli olabilir. Benzer şekilde anemisi olan yani kansızlık sorunu yaşayan anne adaylarında da nefes darlığı daha erken ortaya çıkıp daha şiddetli seyredebilir. Seyahat İş hayatı ya da tatiller nedeniyle seyahat yapmak hayatımızın bir parçası artık. Fakat iş hamileliğe gelince kafalarda soru işareti olabiliyor. İşte bu yüzden uçak firmaları hamile kadınlardan uçabilir raporu istiyor. Oysa hamilelikte uçak yolculuğu kanama, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ya da erken doğum öyküsü gibi yüksek risk faktörlerinin olmadığı durumlarda son derece güvenli. Söylemekte fayda var. Hamilelikte seyahat etmek için en keyifli dönem 14 ile 27. haftalar arası yani ikinci trimester. Bu dönemde sabah bulantılarınız geride kalır, uyku haliniz kaybolur, düşük olasılığınız azalır. Gezmek, dolaşmak, ve hamileliğin keyfine varmak için tüm şartlar uygun. Yani gezmenin keyfini çıkarabilirsiniz. Ekim 2008 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkım + oğlum = ben
22 hazıran 2007 15:15
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
gülbin
Moderatör
Kayıt Tarihi: 28-Mart-2007 Konum: İstanbul Gönderilenler: 22038
|
![]() Gönderim Zamanı: 20-Subat-2009 Saat 10:33 |
|||||||||||||||||||||||||||||
Mide bulantısından kurtulmanın yollarıHamilelik dediğimizde ilk akla gelen güzel bir bebek ve maalesef dinmek bilmeyen mide bulantıları. İşte bulantılarınızı bastırmak için size birkaç önemli ayrıntı 1. Yoğurt
Mayalı bir besin olduğundan mide yanmasını hafifletir. 2. Ananas Sindirime yardımcı enzimler içerdiğinden yemeğe başlamadan önce yiyin diyeceğiz ama ananas da bizde sık tüketilen bir meyve değil! Ama bizden söylemesi sindirime faydası büyük. 3. Masaj Rahatlamak için zeytinyağının içine iki, üç damla mandalina damlatıp göğsünüze masaj yapın. 4. Şifalı Bitkiler Rezene ve dereotu gibi bitkiler, doğal birer sindirme tabletidir denebilir. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkım + oğlum = ben
22 hazıran 2007 15:15
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
gülbin
Moderatör
Kayıt Tarihi: 28-Mart-2007 Konum: İstanbul Gönderilenler: 22038
|
![]() Gönderim Zamanı: 27-Subat-2009 Saat 11:12 |
|||||||||||||||||||||||||||||
Sigara bebekte zayıf doğum nedeni! Selçuk Üniversitesi’nde (SÜ) yapılan bir araştırmada, hamilelik döneminde sigara içen annelerin bebeklerinin yüzde 23’ünün, normalden daha zayıf olarak dünyaya geldiği ortaya çıktı.Prof. Dr. Selma Çivi, “araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın, her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik” dedi. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Çivi, insan vücuduna birçok zararı olduğu bilinen sigaranın, erkeklerin yanı sıra hamile kadınlar ve anne karnındaki bebekleri için de büyük zararları olabileceğini söyledi. Sigaranın, hamile kadınların çocukları üzerinde ne derece etki yaptığını ortaya çıkarmak için bir araştırma yaptıklarını ifade eden Çivi, söz konusu araştırmanın, SÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Kliniği’ne gelen 600 hamile kadın ve bebekleri üzerinde gerçekleştirildiğini söyledi. Araştırmada, gönüllü hamile kadınlara sigara alışkanlıkları, sigara içme sıklıkları gibi konularda toplam 64 soru yönelttiklerini vurgulayan Çivi, şunları kaydetti: “Doğumdan sonra, mülakat sonuçlarıyla, yeni doğan bebeklerin fiziksel özellikleri ve sağlık durumlarına ilişkin veriler karşılaştırıldı. Yaklaşık 6 ay süren çalışma sonrasında, hamile kadınların yüzde 7.3’ünün gebeliğin herhangi bir döneminde, yüzde 2.5’inin de gebelik süresince devamlı sigara içtiğini tespit ettik. Buyüzde 2.5 sigara içen grubun yüzde 81.8’inin de kocalarının, hamilelikdöneminde eşinin bulunduğu kapalı ortamda sigara içtiği ortaya çıktı. Buradan da görüleceği gibi hamile kadınlarda sigara içme oranları küçümsenmeyecek kadar yüksek. Ancak aynı araştırmamızda gebelikte bu sigara içme oranının eğitimle bir ilgisi olmadığını gördük.” Çivi, anket uyguladıkları hastalardan aldıkları sonuçları yeni doğan çocuklarının tahlil ve test sonuçlarıyla karşılaştırdıklarını belirterek, bu karşılaştırma sonunda, sigaranın genel olarak insan sağlığına ve özellikle anne karnındaki çocuğa zararı açısından çok çarpıcı sonuçlara ulaştıklarını kaydetti. SİGARA İÇEN ANNENİN ÇOCUĞU ZAYIF Araştırma sonucunda hamilelik döneminde devamlı sigara içen yüzde 2.5 oranındaki kadınların çocuklarının, sigara içmeyen annelerin çocuklarına göre daha zayıf olarak dünyaya geldiğini belirlediklerini anlatan Çivi, şöyle devam etti: “Devamlı sigara içen annelerin yüzde 4.5’inin çocuklarının ölü doğduğunu, içmeyenlerin ise 2.7’sinin ölü doğduğunu tespit ettik. Bu sigaranın anne karnındaki çocuğa zararının açık bir kanıtıdır. Yine, hamilelik boyunca sigara içen annelerin yüzde 23’ünün çocuklarının, normal olarak kabul edilen 2.5 kilogramın altında doğduğunu belirledik. Sigara içen kadınların çocukları ortalama 2.899 kilogram, içmeyenlerin çocukları ise ortalama 3.029 kilogram doğdu. Yani araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik. Bu sonuçlar, sigaranın daha anne karnındaki çocuk üzerindeki zararının en açık ve çarpıcı bir göstergesidir.” alıntı |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkım + oğlum = ben
22 hazıran 2007 15:15
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
gülbin
Moderatör
Kayıt Tarihi: 28-Mart-2007 Konum: İstanbul Gönderilenler: 22038
|
![]() Gönderim Zamanı: 27-Subat-2009 Saat 18:36 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Krom alımı hamilelerde kan şekerini düzenliyor
Hamileliğiniz boyunca kan şekeri ve lipid düzeylerinizin normal seviyelerini korumaları için ve gelişen bebeğinizin protein sentezi için krom alımı çok önemli. VKV Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi uzmanlarından Dr. Senai AKSOY hamilelikte krom alımı ile ilgili en önemli soruları yanıtladı. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu minerallerden biri olan krom, doğada 3 değişik formda bulunuyor. Bunlardan en önemlisi trivalan krom (chromium III) formunda olan ve besinlerle alınan, biyolojik olarak aktif olan ana krom formudur. Ortalama bir insanın vücudunda 0.4 - 6 mg krom bulunuyor. Krom düzeyi toplumlar arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Genel olarak krom alımının yüksek olduğu toplumlarda diyabet ve kalp hastalıklarının daha az görülüyor. Krom ne işe yarar? Krom normal şeker metabolizması için gerekli. Glikoz tolerans faktörü olarak bilinen ve insülin ile birlikte hareket ederek glikozun hücre içine girmesini sağlayan bir maddenin yapısında bulunuyor. Optimal düzeyde krom varlığı vücudun gerek duyduğu insülin miktarında azalmayı sağlıyor. Krom büyük olasılıkla bu etkisini insülin resptörlerinin sayısını arttırarak sağlıyor. Kromun bir diğer etkisi de yağ metabolizması üzerinde. Yeterli düzeyde krom alımı sağlık kolesterol düzeyleri için gerekli. Besinler ile aldığınız kromun sadece %2 - 10'u bağırsaklardan emilerek vücut tarafından kullanılabiliyor. Yani krom emilimi oldukça zayıftır. organik krom inorganik formundan çok daha kolay emiliyor. Emilen krom kanda proteinlere bağlanarak taşınıyor. Bu proteinlerden en önemlisi transferrindir. Demir eksikliği durumunda krom emilimi artıyor Krom eksikliğinde neler oluyor? Krom eksikliğinde şu bulgular görülebiliyor: * Kan yağ ve kolesterol oranlarında artış * Glikoz tolerans bozukluğuna bağlı diyabet benzeri yakınmalar * Halsizlik * Yorgunluk * Depresyon * Sık susama * Sık acıkma * Kilo kaybı * Konfüzyon * Sık idrara çıkma Rafine ve işlenmiş gıda ağırlıklı beslenme tarzı, alkolizm ve gebelik gibi durumlarda krom eksikliği görülebiliyor. Enfeksiyon ve fiziksel travma durumlarında vücudun gereksinim duyduğu krom miktarı artıyor. Düzenli ve ağır egzersiz yapanlarda idrarla krom atılımı artacağından eğer alım kısıtlı ise eksiklik görülebiliyor. Hamilelikte krom gerekli mi? Hamilelik krom ihtiyacının artış gösterdiği bir dönemdir. Hamilelikte günlük krom gereksinimi 200 mikrograma kadar çıkabiliyor. Araştırmalar hamile kadınların günlük krom gereksinimlerinin sadece %50'sini besinler yolu ile aldıklarını gösteriyor. Bu nedenle hamilelikte krom takviyesi gerekli. Hamilelikte krom hem sizin kan şeker ve lipid düzeylerinizi ayarlar hem de gelişmekte olan bebeğinizin protein sentezi için gereklidir. Ancak diyabetik kadınlarda dikkatli kullanılmalı. Kromun aynı zamanda gebeliğe bağlı diyabeti önlemede de etkili olabileceği ileri sürülüyor. Benzer şekilde bebekte glikoz intoleransı gelişmesini de engelleyebiliyor. Bebek gebeliğin 34. haftasından itibaren vücudunda krom depolamaya başlıyor. m Hangi besinde ne kadar krom var? Madde Miktar Krom (mcg)* Brokoli 100 gram 11.0 Taze fasulye 100 gram 1.1 Patates 100 gram 2.7 Üzüm suyu 1 bardak 7.5 Portakal suyu 1 bardak 2.2 Biftek 90gram 2.0 Hindi (göğüs) 90 Gram 1.7 Elma 1 orta boy 1.4 Muz 1 orta boy 1.0 * Mikrogram Düzenleyen mystical - 28-Subat-2009 Saat 00:23 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkım + oğlum = ben
22 hazıran 2007 15:15
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Whisper
Devamli Üye
Kayıt Tarihi: 01-Kasim-2008 Konum: Tekirdağ Gönderilenler: 159
|
![]() Gönderim Zamanı: 03-Mart-2009 Saat 03:20 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Selam kızlar.. eminim hepiniz dergiler, gazeteler yada kitaplar alıp okuyorsunuz.. dün aldığım bi dergide hamilelik depresyonu diye bişeyin varlığını öğrendim.. gebelik konusunda içinizdeki en tecrübesiz ve en bilgisiz şahıs olarak bana ilginç geldi ve benim gibi bebişi süpriz yapıp, daha bilgisizken gelen varsa faydalanır diye yazmak istedim..
BELİRTİLER *Aşırı yorgunluk, iç sıkıntısı, keyifsizlik. *Aşırı çöküklük ve mutsuzluk. *Sürekli ağlama hali ve duygusu. *Herşeye alınganlık gösterme. *Hiçbirşey yapmak istememe. *Önceden zevk aldığı şeylere karşı ilgisizlik. *Dikkat dağınıklığı, birşeye odaklanamama. *Karamsarlık, umutsuzluk. *Öfke ve sinirlilik hali. Yukarıdaki bahsettiğimiz halleri hissediyorsanız, öncelikle aklınıza gelen hamilelik depresyonu olmalıdır. Özellikle daha önceden bu tip bir sorun yaşamışsanız, hamileliğiniz bu sorununuzun tekrar etmesine yol açabilir. Hormonal faliyetler bazı kadınları ciddi olarak etkileyebilir ve bu anne adayının psikolojik durumunu çok yakından ilgilendirir. insan psikolojisi de doğrudan hormonlardan etkilenir. Bu tip belirtilerve sıkıntılarınız varsa, mutlaka dikkatle takip etmelisiniz. demiş dergide.. umarım işinize yarayan bi bilgidir.. benim fazlaca işime yaradı.. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ESENN
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 14-Subat-2008 Konum: Almanya Gönderilenler: 2742
|
![]() Gönderim Zamanı: 03-Mart-2009 Saat 21:42 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Modern toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de evcil havyan besleme alışkanlığı giderek yaygınlık kazanmakta. Pek çok insan evinde kedi, köpek, kuş gibi hayvanlarla beraber yaşamakta. Bu durum evdeki bireylerin sağlığı açısından herhangi bir kaygı yaratmamakla birlikte bireylerden bir hamile kaldığında ya da hamile kalmayı planladığında bu sevimli dostlarımız kadının ve bebeğin sağlığı açısından ciddi endişelere neden olabilmekte. Evde beslediğiniz evcil hayvanınız eğer düzenli veteriner kontrolünden geçiyorsa, belirli hastalıklara karşı düzenli olarak ilaçlarını alıyor ve aşılanıyorsa sizin ve bebeğiniz için tehlike oluşturması uzak bir olasılıktır. Ancak tehlikeyi en aza indirmek yine sizin elinizdedir. Alacağınız bazı basit önlemler sizi ve bebeğinizi koruyacaktır. Kedi: Eğer evinizde bir kedi besliyorsanız bu minik dostunuzun sizin için yaratacağı en büyük risk toksoplazmozis adı verilen hastalıktır. Bir parazit enfeksiyonu olan toksoplazmozis düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilir. Kediler toksoplazmozis için taşıyıcı vektör görevi görürler. Kendileri hasta olmadan parazitin kendi vücutlarında üremesini sağlarlar. Üreyen parazitler kedinin dışkısı ile atılır ve bu dışkı ile temas eden insanlara bulaşır. Genelde ticari mamalar ile beslenen ve dışarısı ile temas etmeyen kedilerde toksoplazmosiz olmaz. Ancak kediniz bu paraziti çiğ et, ya da çiğ süt yoluyla da alabilir. Eğer hamileyseniz ve evde bir kediniz varsa aşılarının mutlaka tamam olmasına dikkat edin. Kedinizin dışkısını yaptığı kumu günde 2 defa değiştirin ve değiştiriken mutlaka eldiven kullanın. Kedinizin kumunu değiştirdikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. İdeal olan kedinizin kumunu sizin değil başka bir bireyin değiştirmesidir. Köpek: Köpeklerden insana gelebilecek en büyük risk kuduzdur. Sadece hamileler değil tüm bireyler bu ölümcül hastalığa karşı önlem almalı tanımadıkları köpekler ile temas etmekten kaçınmalıdır. Ayrıca köpeklerden insanlara kist hidatik ve diğer bazı parazit enfeksiyonları bulaşabilir. Hamilelik bu durumlar açısından fazladan bir risk oluşturmaz. Ortaya çıkan bu enfeksiyonlar da bebeğiniz açısından ciddi bir risk artışına neden olmaz. Kuşlar: Kuşlar evlerde beslenmek üzere en fazla tercih edilen hayvanlardır. Teorik olarak kuşlardan insanlara bazı hastalıkların bulaşması mümkün olmakla birlikte pratikte pek rastlanılan bir durum değildir. Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık Psittakozis'tir.Hemen hemen her kuş türü klamidya psittaci adı verilen bir mikroorganizmanın neden olduğu bu hastalığın taşıyıcısı olabilmekle birlikte en sık papağanlardan bulaşır. Bugüne kadar hamilelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin gebelikteki etkileri konusunda elde yeterli veri yoktur ancak kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması, ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir. Hamilelik evinizdeki kuşu başka bir yere göndermenizi gerektirmez. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
!NE MUTLU TÜRK'ÜM DIYENE!
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
frida
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 03-Mart-2008 Konum: İstanbul Gönderilenler: 1596
|
![]() Gönderim Zamanı: 03-Mart-2009 Saat 22:07 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Günde Bir Kez Nefes Egzersizi Yaparak Rahat Bir Hamilelik Dönemi Geçirin Gebelik sırasında nefes darlığı en sık rastlanan şikayetlerden birisidir. Bu dönemde aylar geçtikçe rahmin büyümesine bağlı olarak karın ve göğüs boşluklarını ayıran diyafram kası yukarıya doğru itilir ve göğüs boşluğu sıkışır. Bu nedenle sık sık nefes darlığı problemi yaşayan, yürüdükçe hatta oturduğu yerde nefes nefese kalan pek çok anne adayına rastlamak mümkündür. Gebelikte nefes egzersizlerinin önemi tam bu noktada kendini göstermektedir. Memorial Hastanesi Pulmoner Rehabilitasyon Bölümü’nden Solunum Fizyoterapisti Dr. Anne Adayları Gevşemeyi Öğreniyor
- Gebelikte ortaya çıkan duruş bozukluklarını gidermek, Hamileliğin 3. Ayından İtibaren Egzersize Başlanmalıdır İlk üç aydan sonra egzersiz programına başlanmalıdır. Uygulama günde bir kez 5’er tekrar şeklinde olmalı ve doğuma kadar devam edilmelidir. Mutlaka Uzman Solunum Fizyoterapistinden Yardım Alın Her kadın psikolojik ve fiziksel açıdan farklıdır. Bu nedenle her gebe bir fizyoterapist tarafından değerlendirilmeli ve egzersiz programı planlanmalıdır. Doğum Öncesi Yapılan Egzersizler: Solunum Egzersizleri
Kegel egzersizleri; idrar kesesi, rahim ve kalın bağırsağın son bölümünü destekleyen kas grubunu çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları dediğimiz bu kas grubunuz yeteri kadar kuvvetli değilse doğum sonrasında ve bazen gebelik sırasında öksürmekle, hapşırmakla oluşabilen idrar kaçakları olabilmektedir. Kegel egzersizleri pelvik taban kaslarını hissettikten sonra her yerde yapabilecek egzersizlerdir. - Hamilelikte oluşabilecek bel ağrısı, kabızlık, bacaklarda şişlik (lenfatik ve venöz dolaşımı artırarak) problemlerini en aza indirir,
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
KIZIMMMM, İÇİMİN GÜLEN YÜZÜ YAŞAM SEVİNCİM EN GÜZEL HEDİYEMSİN 19/08/09 09:25 TOMURCUĞUM HOŞGELDİN :) |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ERSU
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 04-Ocak-2009 Konum: İstanbul Gönderilenler: 797
|
![]() Gönderim Zamanı: 16-Mart-2009 Saat 15:08 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
besin öğeleri neden gerekir kaynakları
1-protein hücre yenilemesi yağsız et,balık,tavuk,yumurta,kuru
kan yapımı baklagiller,yer fıstığı
-------------------------------------------------------------------------------------------
2-karbonhitrat günlük enerji deposu tam tahıl ekmek,mısır gevreği,
prinç,makarna,sebze-meyve
------------------------------------------------------------------------------------------
3-kalsiyum sağlıklı kemik ,diş sağlığı süt,peynir, yogurt,kılçıklı
kas kasılması,sinir sistemi somon balığı,ıspanak
fonksiyonları
-----------------------------------------------------------------------------------------
4-demir kırmıız kan hücrelerinin yağsız kırmızı et,ıspanak,
üretimi(anemiyi önlemek mısır gevrekleri
için)
------------------------------------------------------------------------------------------
5-a vitamini cilt ve kemik sağlığı havuç,koyu yapraklı sebzeler
iyi görüş kabileyeti tatlı patates
------------------------------------------------------------------------------------------
6- c vitamini diş eti,diş ve kemik turunçgller,brokoli,
sağlığı,demir emilim domates,zenginleşdirilmiş
mekanizması işleyişi meyva suları
------------------------------------------------------------------------------------------
7- b6 vitamini kırmızı kan hücrelerinin tam tahıl ekmekler,muz
üretimi,protein,yağ
ve karbonhitratların etkin
kullanımı
-------------------------------------------------------------------------------------------
8- b12 vitamini kırmızı kan hücrelerinin kırmızı et,balık,tavuk
üretimi,sinir sistemi süt
fonksiyonları
------------------------------------------------------------------------------------------
9- d vitamini kemik ve diş sağlığı süt ve süt ürünleri
kalsiyum emiliminin tam tahıl ekmek
etkinliği mısır gevrekleri
------------------------------------------------------------------------------------------
10- folik asit kan ve protein yapımı yeşil yapraklı sebzeler
enzimatik sistemlerde koyu sarı meyva ve sebzeler
etkinliğin artması kuru baklagiller,yağlı tohumlar
-------------------------------------------------------------------------------------------
11-yag vucudun enerji deposu kırmıız et, tam yağlı süt,
yağlı tohumlar,tereyag, margarin
sıvı yağ
----------------------------------------------------------------------------------------------
arkadaşlar ne ne işe yarıyo ben dergide gördüm ve sizinle paylaşmak istedim. herşey gıda alıp dengeli beslenmek hamilelr için son derece önemli. bebişlerinize ve size saglıklı günler diliyorum.
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Melek Nazım,dünya güzeli ,mis koklu,boncuk gözlü kızım (22 eylül2009)
Yakışıklı delikanlım ,Mert Yılmazım 14 OCAK 2011 SAAT 10:35 Maşallah kuzularıma,Çok şükür yaradan Allahıma(C.C) |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
BÖCEGİMM
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 24-Nisan-2008 Konum: İstanbul Gönderilenler: 3301
|
![]() Gönderim Zamanı: 23-Mart-2009 Saat 14:17 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Hamile olduğunuzu açıkladığınız andan itibaren bulantı, baş dönmesi, aşerme gibi konularda pek çok hikâye ve tavsiye dinlersiniz.
Ancak en korkunç hamilelik ve doğum hikâyelerini ayrıntıları ile anlatan kişiler bile hamileliğin bazı etkilerinden neredeyse hiç söz etmezler. İşte hamileliğin utandıran yönleri... 1. Aşırı gaz Hamileliğin utandıran yan etkilerinden en başta geleni aşırı gaz durumudur. Bu sorunun nedeni bir hamilelik hormonu olan progesterounun midedeki hareketliliği azaltması ve bunun da gaz birikmesine yol açmasıdır. Doğal olarak anne adayı da biriken gazı geğirerek ya da gaz çıkararak boşaltır. Malesef bu geğirme ya da gaz çıkarmalar ummadığınız anda ve ummadığınız derecede gürültülü olabilir! Ne yapmalısınız? Beslenmenize dikkat edin. Fasulye ve brokoli gibi gaz yapan yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden uzak durmanız büyük fayda sağlayabilir. Aynı şekilde sık aralıklarla azar azar yemek de yararlı olur. Gaz sorununa yönelik ilaç ya da bitkisel ürünler ise hem fazla bir yarar sağlamaz, hem de hamilelik sırasında gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak gerekir. Buna karşın şiddetli mide yanmaları yaşamanız durumunda doktorunuzun da tavsiyesi ile ilaç kullanabilirsiniz. 2. Ani kusmalar Hamileliğin ilk aylarında, nedeniyle yaşananlara dair sayısız öykü anlatılır. Ancak çoğu kadın büyük bir hızla hafif bir bulantı aşamasından tüm yediklerini çıkarma aşamasına geçebileceğini düşünmez. Ne yapmalısınız? Bulantı hamilelikte oldukça sık görülen bir durum olsa da, kusma boyutuna varmasını önlemek için yapabileceğiniz bazı şeyler var... Uzmanlar ilk iş olarak prenatal vitamini alma zamanının değiştirilmesini tavsiye ediyorlar. Vitaminin gece ve mutlaka yiyecekle birlikte alınması bulantıları azalmasına yardımcı oluyor. Vitamini bu şekilde almanız da ise yaramazsa, doktorunuza danışarak demir içeriği düşük bir ilaca geçebilirsiniz. Demir prenatal vitamin içerisinde bulantıya yol açan maddelerden biridir. Ayrıca limon veya zencefil aromalı şeker veya kırılmış buz emmek de bulantıyı azaltabilir. 3. İdrar kaçırma İdrar kaçırma hamilelikte oldukça sık görülen bir durumdur. Sorunun nedeni büyüyen uterusun mesaneye baskı yapması nedeniyle az miktarda idrarı tutmanın bile çok güçleşebilmesidir. Güç içerisinde hızla tuvalete erişemeyeceğiniz yerlere giderken sıvı alımını azaltmanız geçici olarak size yardımcı olsa da, bu durumda akşam sıvı alımını artırmanız gerekir. Bu da gece boyunca sık sık tuvalete gitmenize yol açacağı gibi, yatağı ıslatmanıza da neden olabilir! Ne yapmalısınız? İdrar kontrolünü artırmaya yarayan kasları güçlendiren Kegel egzersizlerini yapmak için hamile kalmayı beklemeyin, hemen bu egzersizi yapmaya başlayın. Halihazırda hamileyseniz, egzersizi yapmaya devam ederken, ani idrar kaçırmalarına karşı tedbir olarak bir ped kullanabilirsiniz. 4. Vajinal kokular Hamilelikte vajinal akıntı, kaşıntı ve koku artar. Bunun nedeni de hamilelik nedeniyle vücut sıvıları ve kan hacmindeki artıştır. Bu artış vajinal bölgede de şişkinliğe neden olabilir ve bu doğal bir durumdur. Ne yapmalısınız? Günlük ped kullanmak ve pedi sık sık değiştirmek koku, kaşıntı ve genel rahatsızlık hissini önemli ölçüde azaltacaktır. Öte yandan hamileliğin koku alma duyusunu keskinleştirdiğinden, siz şiddetli kokular alırken, başkalarının hiçbir koku duymaması sizi şaşırtmasın. Vajinanın şişkinlikle birlikte, parlak kırmızı veya mavi/mor bir renk alması durumunda vulvada varis gelişmiş olabilir. Bu durumda mümkün olduğunca ayaklarınızı yükseğe kaldırarak uzanmalısınız. Aynı zamanda doktorunuzla da görüşerek esnek bir göbek altı destek korsesi kullanabilirsiniz. 5. Aşırı unutkanlık Müşterinizi aramak için telefonu kaldırdınız ve kimi arayacağınızı unuttunuz. Birşey almak için markete girdiniz ve ne alacağınızı unuttunuz... Bunlar anne adaylarının büyük çoğunlukla hamileliğin ikinci üç ayında yaşadıkları unutkanlık sorununun tipik örnekleridir. Hamilelik sırasında yaşanan unutkanlığı hormonlara bağlayanlar olmakla birlikte, anne adayının aşırı yoğun temposunun da buna katkısı olabiliyor. Ne yapmalısınız? Hamileliğin getirdiği zorlukları yaşarken, bir yandan da normal sorumluluklarınızın tamamını yürütmeye çalışmanız ve aynı zamanda da bebeğiniz, kendiniz, geleceğiniz ve belki de bebek odasının boya rengi gibi konulardaki kaygılarınız karşısında unutkanlık yaşamanız gayet normal. Bu unutkanlık bazen sizi utandıracak şeyler yaşamanıza neden olsa da, aynı anda bu kadar çok şeyi birden yapamayacağınız gerçeğini kabul etmeniz hem sizi rahatlatacak; hem de stresinizin azalması hafızanızın da güçlenmesine yardımcı olacaktır. 6. Saldırganlık Hamilelik hormonları en ürkek kadını bile inatçı bir savaşçıya dönüştürebilir! Eskiden üzerinde durmayacağınız bir konu için uzun tartışmalara girebilir, tartışmada galip gelmek için büyük bir hırs duyabilirsiniz. Ancak bu hormonlar sadece öfke ve saldırganlık duygularını artırmakla kalmaz aynı zamanda melankoliye de yol açabilir. Bu da anne adaylarının en basit duygusal konularda bile derin bir çöküntü hissetmelerine neden olabilir. Ne yapmalısınız? Öfke, saldırganlık ve melankoli gibi duyguların geçici olarak yaşanması normaldir. Ancak bu duyguların kalıcılık göstermesi ve kendinizi sürekli gergin, üzgün ya da öfkeli hissetmeniz durumunda mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekir. Hamilelikte ruh durumunda geçici değişimler olağan karşılansa da, hamilelik başta depresyon olmak üzere bazı ruhsal sorunları tetikleyebilir ve böyle durumlarda mutlaka uzman yardımı alınması gerekir. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Sen oL.. Hep oL..
BenimLe oL..Bende oL.. ...OĞLUŞUM ツ |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
BÖCEGİMM
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 24-Nisan-2008 Konum: İstanbul Gönderilenler: 3301
|
![]() Gönderim Zamanı: 23-Mart-2009 Saat 14:45 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Bebek bekliyorsunuz ve doğumun nasıl olacağını, neler yaşayacağınızı şiddetle merak ediyorsunuz.
Doğumla ilgili bulabildiğiniz yazıları ve kitapları okuyor, doktorunuzla, arkadaşlarınızla ve doğum yapmış annelerle konuşuyorsunuz. Yine de doğumla ilgili bazı konuların size hiç kimse tarafından anlatılmamış olması olasılığının yüksek olduğunu biliyor musunuz? Öncelikle şunu bilmelisiniz, her kadının doğum deneyimi birbirinden farklı olsa da kesin olan bir şey var: Doğurmak filmlerdeki gibi olmaz! Öte yandan, doğumun nasıl olduğu konusunda başka annelerle konuşmak yararlı olsa da, özellikle zor bir doğum yapmış annelerin objektif olması çok zordur. Ayrıca sizin planladığınız doğum şeklinden farklı bir doğum yapmış annelerin de size çok fazla fikir vermesi mümkün değildir. Tüm bu durum karşısında doğumla ilgili bilmeniz gereken ancak size anlatılmamış olması muhtemel konuları derledik... 1- İlk doğum saatler sürebilir Filmlerde anne adayı ilk sancıda arabaya bindirilerek hastaneye götürülür, kısa bir süre sonra da bebek dünyaya gelir. Oysa ilk doğumlarda, ilk sancının hissedilmesinden sonra doğumun gerçekten başlaması rahat altı-yedi saat sürebilir. Rahim ağzı 2 santim açılmadan önce “başlamış doğum eylemi” olarak değerlendirilmezsiniz. Bu dönemde ayakta ve aktif olmak süreci hızlandırabilir ancak çok erken aşamada hastaneye gitmeniz durumunda da kendinizi hastane yatağında uzanarak gözlem altında beklerken bulabilirsiniz. Kısacası ilk sancıları hissettikten sonra yapmanız gereken, sakin olmak, rahatlamaya ve gevşemeye çalışmak ve kasılmaların şiddeti, süresi ve gelme aralığına dikkat ederek doktorunuzla temas kurmaktır. (şahsen benim sancılarım gece 2 de geldi,3te arttı 3.30 da doğum yaptım
2- Sularınız her zaman ani ve şiddetli bir boşalma şeklinde gelmez Bazı annelerin suları şiddetle ve aniden boşalsa da, çoğunlukla suların gelmesi sızıntı şeklinde hissedilir. Bunun nedeni bebeğin başının amniyotik sıvının çoğunun boşalmasını engellemesi olabilir. Miadını doldurmuş anne adaylarının çoğu hafif idrar kaçırmaları yaşayabilir, bu nedenle suların gelmesinin idrar kaçırmayla ya da idrar kaçırmanın suların gelmesi ile karıştırılması sık görülen bir durumdur. Sularınız doğumun herhangi bir aşamasında gelebilir, dolayısıyla da bu ilk su sızıntıları doğumun çok yaklaşmış olduğuna işaret etmeyebilir. Bununla birlikte, suların gelmesinin ardından rahimde enfeksiyon oluşması riski doğduğundan 24 saat içerisinde doğumun gerçekleşmesi gereklidir. Sularınızın gelip gelmediğinden emin olamıyorsanız, yapmanız gereken en doğru şey doktorunuza ya da ebenize başvurmak olacaktır. (aynen katılıyorum benimki azar azar gelmişti,,başlarda akıntı gibi sonralarda tuwaletinizi yaparken tutup bırakırsınız ya aynen öyle dewam etti...)
3- Doğum “pis” iştir! Evet, filmlerde ve pembe dizilerde makyajı yerinde bir kahramanın birkaç çığlık atması ve pek az ter dökmesinin ardından gururlu anne-babanın mutlulukla minik bebeklerine baktıklarını görürüz. Anne biraz yorgundur ancak halen üstü başı, eli yüzü gayet düzgün ve bakımlıdır. Ancak gerçek yaşamda göğüs hizasına kadar çekilen çarşafın altındaki sahne pembe dizilerden çok adli vakaların anlatıldığı dizilerdeki sahnelere benzer! Doğurmak “pis” iştir ve o ilk ağlamayı işittiğinizde büyük olasılıkla küçük bir ter, amniyotik sıvı, kan ve muhtemelen kakadan oluşan bir bataklık içerisinde yatıyor olacaksınız. Ikınırken kaka kaçırılması gayet normal ve aslında doğru biçimde ıkındığınızı gösteren bir durumdur. Ancak böyle bir kazanın olmasından korkarak ıkınmaktan kaçınmamalı ve sizden ıkınmanız istendiğinde var gücünüzle ıkınmalısınız. Olası bir kaka kaçırma durumunda hiçbir yorumda bulunmadan temizliğiniz yapılacaktır ve bu duruma her zaman şahit olan doktorunuz ya da ebeniz sizin hakkınızda hiçbir olumsuzluk düşünmeyecektir. (korkmayın arkadaşlar
4- Suni sancı her zaman işe yaramayabilir Bebeğiniz miadını geçirdiyse doktorunuz suni sancı ile doğumu başlatmak isteyebilir. Bunun nedeni hamileliğin sonuna yaklaşıldığında plasentanın çok etkin bir şekilde çalışamaması ve bebeğe yeterince besin ve destek sağlayamaması riskinin doğmasıdır. Çok çeşitli suni sancı (indüksiyon) yöntemleri vardır ve ilk teşebbüsün sonuç vermemesi durumunda doktorunuz bir sonraki daha güçlü yönteme geçecektir. Ancak doğumu başlatmaya yönelik tüm çabalara rağmen (büyük olasılıkla bebeğin gerçekte miadını tam doldurmamış olması nedeniyle) doğumun başlatılamaması söz konusu olabilir. Gebelik yaşı son adet tarihine ve bebeğin ölçümlerine göre hesap edilir. Ancak kadınların son adet tarihlerinden itibaren yaklaşık iki hafta sonra yumurtlamaları nedeniyle bebeğin gebelik yaşı hesaplarına kıyasla iki hafta daha küçük olması söz konusu olabilir. Bu nedenle henüz 42 haftanızı doldurmadıysanız (ilk kez doğumb yapan anne adaylarının hesaplanan olası doğum tarihlerinden 10 gün geç doğum yaptıklarına dair bulgular mevcuttur), bebeğinizde bir sorun olduğuna ya da amniyotik sıvı miktarının olması gereken düzeyde olmadığına dair bulgular mevcut olmadığı sürece, suni sancı konusunda ihtiyatlı davranmanızda yarar vardır. 5- Epidural riskli olabilir Epiduraller yaygın kullanılan ağrı kesici yöntemlerdir ve bu sayede pek çok anne adayı doğumu stresli ve sancılı bir deneyim yerine rahat ve tadı çıkarılan bir deneyim olarak yaşamaktadır. Epiduraller çoğunlukla işe yarar ancak nadiren vücudun tek tarafında etkili olması ve vücudun diğer tarafında sancıların hissedilmesi söz konusu olabilmektedir. Ayrıca anestezik maddenin yanlışlıkla kana enjekte edilmesi söz konusu olabilmektedir (çoğunlukla doğumun çok ileri aşamalarında ve anne adayının epidural uygulanırken hareketsiz durmakta zorlanması halinde meydana gelmektedir). Bu durum ise daha sonra şiddetli baş ağrılarına yol açabilmektedir. Epiduralin doğumu neredeyse hiç ağrısız yapma ve doğumun yavaş ilerlemesi durumunda dinlenme olanağı vermek açısından net bir yararı olduğunu unutmayın. Ancak uzun süre hastane yatağında uzanmak da doğum sürecini fazlasıyla yavaşlatarak kasılmaların yeniden başlayabilmesi için ilave ilaçların verilmesini gerektirebilir. Ayrıca bu durum ıkınma sırasında hissetme yeteneğinizi etkileyerek yardımlı doğum ya da sezaryen olasılığını artırabilir. 6- Epizyotomi (doğum kesisi) yapıldığını hissetmezsiniz Epizyotomi (bebeğin çıkışını kolaylaştırmak amacıyla vajina girişinde kesi yapılması) çoğu kadını korkutur. Ancak bu uygulama sadece mutlaka gerekli olması halinde yapılır ve epidural almamış olsanız dahi, lokal anestezi altında ya da kasılmanın tepe noktasında gerçekleştirileceğinden, kesi yapıldığını hissetmezsiniz. (kesinlikle doğru 7- Ayakta ve hareketli olmak daha iyidir! Doğumla ilgili filmlerin çoğunda doğum yapmak için sırt üstü uzanmak gerektiği fikri oluşturulur. Oysa gerçekte doğum ve bebekle ilgili herhangi bir sorun bulunmadığı sürece bunun tam tersi daha iyidir. Ayakta ve hareketli olmak yer çekiminin kasılmalarınızı destekleyerek bebeğin doğum kanalına girmesinin kolaylaştırması anlamına gelir. Yürümek, kalçaları sallamak ve nefese yoğunlaşmak sancıları hafifletme konusunda gerçekten yardımcı olur. Dolayısıyla bu şekilde sancılarla kendi başınıza gayet iyi bir şekilde baş edebildiğinizi görmenizi sağlayabileceğinden, epidural uygulanmasını istemeden önce bunu deneyebilirsiniz. 8- Doğum sonrasında yoğun kanamanız olacak Doğum sonrasında, sezaryen doğum yapmış olsanız dahi, yoğun kanama ve büyük pıhtıların gelmesine hazırlıklı olmalısınız. Özellikle doğumdan sonraki ilk 24 saat içerisinde sık sık ped değiştirme ihtiyacı duyabilir ve her ayağa kalktığınızda boşalma şeklinde kanama hissedebilirsiniz. Bu kanama gayet normaldir ve plasentanın rahim duvarına tutunduğu yerden kaynaklanmaktadır. Doğumdan üç ile dört hafta sonra kanama kahverengimsi bir akıntıya dönüşerek hafifler. Kanamanın hafiflemesi ve ardından yeniden yoğunlaşması ya da parlak kırmızı bir renk alması rahminizde halen plasenta parçası kalmış olabileceğine işaret edebileceğinden derhal doktorunuza başvurun. Ayrıca bu süre boyunca, tampon kullanımı rahminize ve plasenta alanındaki yara yeri kanalıyla kan akımınıza hava girmesine neden olarak tehlikeli sonuçlara yol açabileceğinden ped kullanmayı tercih etmelisiniz. 9- Sezaryen kolay yol değildir Sezaryen vücuda erişmek için cilt, kas ve yağ dokusunun kesilmesini gerektiren bir büyük operasyondur. İyileşme süreci ağrılı olabilir ve bebeğiniz ile mevcut diğer çocuklarınıza bakmanızı ve emzirmenizi zorlaştırabilir. Vajinal olarak doğurma seçeneğine sahip olduğunuz sürece, bunun sizin için en iyi ve en güvenli yol olduğu gerçeğini aklınızdan çıkarmamalısınız. 10- Emzirmek başlangıçta acı verebilir Emzirmek hem siz, hem de bebeğiniz için en iyisidir ve hazır mamaya başlamadan önce bebeğinizi emzirmek için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız. Anne sütü bebeğe yaşama en iyi şekilde başlangıç yapma olanağını verir. Ancak tüm bunlar özellikle bebeğin memeyi iyi kavramaması durumunda emzirme sırasında canınızın yanabileceği gerçeğini değiştirmez. Bu açıdan anahtar unsur bebeği ve kendinizi doğru pozisyonda tutabilmek için gerekli tüm bilgi ve tavsiyeleri almanızdır. Ne yazık ki pek çok anneyi emzirmekten caydıran sorunların çoğunun aslında kolaylıkla çözümlenmesi mümkündür. İlk birkaç gün sabırlı olur ve emzirme tekniğini öğrenmek için kendinize şans verirseniz, ilerleyen günlerde hem bebeğinizin bakımı sizin için çok daha kolay olur, hem de onu anne sütünün artık sayılmakla bitmeyen faydalarından mahrum bırakmamış olursunuz. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Sen oL.. Hep oL..
BenimLe oL..Bende oL.. ...OĞLUŞUM ツ |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
özlemwill
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 26-Ocak-2008 Konum: Tokat Gönderilenler: 2178
|
![]() Gönderim Zamanı: 29-Mart-2009 Saat 15:25 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Sevgili arkadaşlar;
Bunları "bilmemezlik" yüzünden yaşadıklarımı başka kimse yaşamasın diye paylaşıyorum sizlerle...
50mg lık şeker yüklemem yüksek çıktığı için 100mg şeker yüklemesi yaptırmamı istedi doktor.
Ben de tıpkı 50 mglık yüklemede yaptığım gibi aç karnıma eşimle hastaneye gittim giderken eczaneden 100mg glikoz ve 1 pet şişe su almayı da unutmadım tabii.
Neyse, aç karnıma ilk kanımı laboratuvarda sol koldan verdim ve 7 dakika içinde glikozu koyup çalkaladığımız pet şişe dolusu suyu içmemi istediler.
Arkadaşlar gerçekten berbat bişi, aç karnına baklava şerbeti içer gibi ıgghhh
100mg şeker yüklemesinde:
1- açlık şekeri için glikozdan önce 1 tüp
2- glikozdan 1 saat sonra 1 tüp
3- glikozdan 2 saat sonra 1 tüp
4- glikozdan 3 saat sonra 1 tüp
Toplam 4 defa kan veriliyomuş. Ahhh ahh bilmiyodum ki... Sonuncuyu verirken kollarım mosmordu ve kız 10 dakika uğraştı kanı alabilmek için, benim damar bu arada "elek" oldu
Arkadaşlar gebeliğim boyunca ilk 3 aydaki aşırı aş ermelerim de dahil, geçirdiğim en stresli, ve yorucu gündü, başıma gelecekleri önceden bilseydim eminim böyle olmazdı
Hastane çıkışı inanın evimin merdivenlerini çok zor çıktım bi 10 dakika merdivende oturup ağladım. Hala kollarım mosmorr..
Bunları kimsenin gözünü korkutmak için filan yazmadım, sakın yanlış yorumlamayın,
Bu arada sonucum iyi, gebelik diyabetim yokmuş. Normal değerleri merak ediyorsanız bilgi verebilirim...
Başınızı ağrıttım, bu haftaların stresi ve siniri de tuzu biberi oldu sanırım, eve çıkınca eşim kahvaltı hazırladı 2 tost + yarım ekmek yedim o kadar acıkmışımmmm
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
9 haziran 2009... BERKE ilk "yaz aşkı"m, ilkyaz aşkım, ilk aşkım, son aşkım...
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
tugce2008
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 13-Ocak-2009 Konum: Konya Gönderilenler: 4361
|
![]() Gönderim Zamanı: 04-Nisan-2009 Saat 02:01 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Abrubtio placenta hamileliğin, nadir görülen ancak hem anne hem de bebek hayatını tehlikeye atabilen çok ciddi bir komplikasyonudur. Tanım olarak plasentanın doğumdan önce rahim duvarından ayrılmasıdır. Gebeliğin son dönemlerinde görülen bebek ölümlerinin en önemli ve en sık görülen gelen nedenidir. Dekolman olarak da tanımlanan abrubtio placentaya bağlı anne ölümleri modern takip yaklaşımları sayesinde günümüzde %1'in de altına düşmüştür. Plasenta gerek yapı gerekse işlev açısından kendine özgü ve başka örneği olmayan bir organdır. Bebeğin rahim içindeki yaşamını sürdürebilmesi plasentanın sağlıklı işlev görmesine bağlıdır. Plasenta normalde bebeğin doğumunu takiben görevini tamamlayarak yerleşmiş olduğu yerden ayrılır ve vücut dışına atılır. Bu doğumun üçüncü evresi olarak adlandırılır. Plasentanın atılmasını takiben rahim kasları kasılarak açık olan kan damarlarının kapanmasını ve kanamanın durmasını sağlarlar. Hamileliğin 20. haftasından sonra normal yerleşmiş olan bir plasentanın bebeğin doğmasından önce yapışık olduğu yerden kısmen ya da tamamen ayrılması ise dekolman olarak adlandırılır. NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR ABRUPTİO PLACENTANIN SINIFLAMASI Evreye göre sınıflama
Kanamaya göre sınıflama
Durumun şiddetine göre olan sınıflama
Hangi sınıflama olursa olsun kanama gizli olabilir. Plasenta kenarlardan değil de ortadan ayrıldığında kan arka kısımda hapsolabilir ve dışarıya akmayacağı fark edilelemez. Buna plasenta arkasına kanama anlamına gelen retroplasental kanama ya da hematom adı verilir. Yaklaşık %20 olguda kanama gizli kalır. NEDEN OLUR? Gebeliğe ait endometrium dokusu yüksek oranda pıhtılaşma faktörleri içerdiğinden kan hemen pıhtılaşır ancak daha sonra ortama gelen bazı maddelerin etksi ile pıhtı çözülür. Bu durum devam ettiğinde birçeşit damar içi pıhtılaşma bozukluğu olan DIC tablosu ortaya çıkar ve anne kaybedilebilir. RİSK FAKTÖRLERİ Diğer risk faktörleri arasında:
Özellikle basit gibi görünen travmalar dekolmana neden olabilir ve dekolmanın evresi 24 saat içinde 1'den üçe uzanabilir. Sigara damarlarda ani daralmaya neden olarak plasentanın beslenmesini bozabilir ve dekolmana yol açabilir. Benzer şekilde haftada 14 ya da daha fazla bardak alkol alınması da dekolmana olan eğilimi arttırır. Çoğul gebeliklerde ilk bebek doğup rahimde ani bir boşalma olduğunda dekolmanın gerçekleşmesi ikinci bebeği riske atar. Dekolmanın kimde ve ne zaman, hangi şiddette ortaya çıkacağı önceden kestirilemez. Bunu anlayabilecek hiçbir test yoktur. TEKRARLAMA RİSKİ ANNEDEKİ ETKİLERİ Dekolmanın annedeki en önemli komplikasyonu kanamadır. Kanamaya bağlı şok nedeni ile ölüm meydana gelebilir. Kan transfüzyonu uygulamalarının eskiye göre daha kolay yapılabilmesi ve kan verilmesine bağlı komplikasyonların azalması sayesinde bu nedene bağlı ölüm oranlarında azalma sağlanmıştır. İhmal edilmiş olgularda kanın pıhtılaşma sistemi bozulup DIC tablosu ortaya çıktığında durum daha da ciddileşir. DIC varlığında yoğun kan ve kan ürünleri nakli gerekir. Kanama kontrol edilemez ise anne ve bebeğin kaybedilmesi kaçınılmazdır. Kanamanın şiddetine bağlı olarak hastada akut böbrek yetmezliği görülebilir. Böbrekler damarlarda dolaşan kan miktarındaki azalmaya aşırı hassas organlardır. Saatlik idrar çıkışının 30 mililitrenin altında olması böbrek hasarının bir göstergesidir. Gizli kanama varlığında rahim kas dokusu aşırı gerilerek yırtılabilir. Bu hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek bir komplikasyondur. Kanamaya bağlı olarak annede doğum sonrası anemi görülebilir. Dekolmanı takiben doğum sonrası kan kaybı da normalden fazla olmaktadır. Couvelarie adı verilen tabloda uterus kas dokusunun içi dahi kanla doludur ve bu nedenle doğum sonrasıda yeteri kadar kasılamaz. Bu da kanama miktarının artmasına neden olur. Bu hastalarda doğum sonrası enfeksiyon riski de daha yüksektir. BEBEKTEKİ ETKİLERİ Fetus açısından riskler oksijensiz kalması nedeni ile sıkıntıya girmesi ve kanama dursa bile rahim ile temas eden plasenta yüzey alanındaki azalma bebeğin gereksinimlerini karşılamaya yetmemesidir. En ileri aşamada ve müdahalede geç kalındığında bebek kaybedilebilir. Doğum sonrası bebekte sinir sistemini ilgilendiren bozukluklar ortaya çıkabilir. Bebeklerin bir kısmı erken doğuma bağlı prematürite nedeni ile kaybedilirler. BELİRTİLERİ TANI Belirtilerin varlığında tanı muayene ile konur. Ultrason her zaman tanıya yardımcı değildir ve hastaların sadece %25'inde tanı koydurur. Muayenede rahimin sürekli tahta gibi sert olması ve hiç gevşememesi tipiktir.Bu sert rahim dokunmaya karşı oldukça hassas ve ağrılıdır. TEDAVİ Ortaya çıkan şok, DIC gibi durumlar uygun şekilde tedavi edilir. Ani başlayan şiddetli kanama varlığında acil sezaryen gerekli olabilir. Bebeğin ölü olması ve kanamanın azalması durumunda ise vajinal doğum denenmelidir. Dekolman varlığında öncelikle anne adayının genel durumu değerlendirilir, nabız ve tansiyonuna bakılrak kanamanın miktarı tahmin edilmeye çalışılır. Daha sonra geniş ve birden fazla sayıda damar yolu açılarak sıvı desteğine başlanır.Bu sırada kan bankası ile temas kurularak uygun sayıda kan hazırlanması gereklidir. İdrar sondası takılarak saatlik idrar çıkışı kontrol edilir.
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
11 10 2008 15.10
21 10 2011 12.45
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ROSEE
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Agustos-2007 Konum: İzmir Gönderilenler: 11545
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Nisan-2009 Saat 18:39 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ROSEE
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Agustos-2007 Konum: İzmir Gönderilenler: 11545
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Nisan-2009 Saat 18:41 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ROSEE
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Agustos-2007 Konum: İzmir Gönderilenler: 11545
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Nisan-2009 Saat 18:42 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ROSEE
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Agustos-2007 Konum: İzmir Gönderilenler: 11545
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Nisan-2009 Saat 18:50 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ROSEE
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Agustos-2007 Konum: İzmir Gönderilenler: 11545
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Nisan-2009 Saat 18:52 |
|||||||||||||||||||||||||||||
Düzenleyen mystical - 24-Mayis-2009 Saat 02:14 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ROSEE
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Agustos-2007 Konum: İzmir Gönderilenler: 11545
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Nisan-2009 Saat 19:01 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ROSEE
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Agustos-2007 Konum: İzmir Gönderilenler: 11545
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Nisan-2009 Saat 19:04 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Yüzme esnasında kol, bacak ve karın bölgesinde bulunan bütün kas grupları çalıştırılıyor. Kalp atım hızı ve alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısı ile bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konusu. Yüzmeyi gebelikteki en uygun spor dalı haline getiren faktör ise çok daha önemli: Yaralanma tehlikesinin olmaması. Gerçekten de yüzme bilen bir kişinin suda kendi kendini yaralaması, düşmesi ve biryerlere çarpması neredeyse olanaksız. Bir başka avantajı ise kişinin kendisini ağırlıksız hissetmesi. Bu özellikle gebeliğinin son dönemlerinde olan kadınlar için psikolojik açıdan oldukça önemli. Ayrıca su içerisinde terleme ve vücudun çok fazla ısınması mümkün olmadığından egzersizin bu tür olumsuz etkilerini ortadan kaldırması da cabası. Yapılan az sayıda çalışmada gebelikleri sırasında düzenli yüzen kadınların kendilerini daha az yorgun hissettikleri, daha güzel uyudukları ve gebeliğin getirdiği ruhsal ve fiziksel streslerle daha kolay başa çıkabildiklerini göstermiştir. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ERSU
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 04-Ocak-2009 Konum: İstanbul Gönderilenler: 797
|
![]() Gönderim Zamanı: 09-Nisan-2009 Saat 10:44 |
|||||||||||||||||||||||||||||
Bebeğin anne karnındayken yaşamsal faaliyetlerinin gelişmesini sağlayan göbek bağının önemini anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, kök hücreyle ilgili de bilgi verdi. Anne karnındaki bir bebek için göbek bağının önemi nedir? Doğumdan sonra göbek bağının bakımı nasıl yapılmalı, göbek bağı düşene kadar nelere dikkat edilmeli? Göbek bağı düşmeyen bebeklere banyo yaptırılırken nelere dikkat edilmeli? Göbek bağı erken düştüğü durumlarda neler yapmalı? Lösemiye karşı kök hücre Kordon kanının önemi nedir, neden saklanmalı? Kök hücre hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır? Kordon kanı sadece kanı saklanan kişi için mi yararı olur? Kordon kanı ne kadar süreyle saklanabilir? |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Melek Nazım,dünya güzeli ,mis koklu,boncuk gözlü kızım (22 eylül2009)
Yakışıklı delikanlım ,Mert Yılmazım 14 OCAK 2011 SAAT 10:35 Maşallah kuzularıma,Çok şükür yaradan Allahıma(C.C) |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
sedef_85
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 25-Mart-2008 Konum: Ankara Gönderilenler: 16824
|
![]() Gönderim Zamanı: 10-Nisan-2009 Saat 23:20 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
12.11.2008/11.07 En kıymetlim |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
ergenemtsk
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 10-Mayis-2009 Konum: Almanya Gönderilenler: 458
|
![]() Gönderim Zamanı: 15-Haziran-2009 Saat 19:41 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Bugün kadınlar rahatsızlığı en aza indirip, doğum sürecini hızlandırmak için vücutlarını nasıl kullanacaklarını öğrenebiliyorlar. Çeşitli pozisyonları denemek doğum sancıları ve doğum sırasında sizin için en iyinin ne olduğunu bulmak için yardım edebilir. İşte çeşitli doğum sancısı ve doğum pozisyonları hakkında bilmeniz gerekenler.
Ayakta Durmak Avantajları Ceninin oksijeni mükemmel Yerçekimini kullanır. Kasılmalar daha etkili ve daha az acılıdır. Doğumu hızlandırmaya yardım eder. İtme gereksinimini yaratmaya yardım eder. Dezavantajları Doğum için zayıf kontrol Doğum için görevli olanlar için zor bir görüntü Yürüme Avantajları Yerçekimini kullanır. Kasılmalar sıklıkla daha az acı verici olur. Rahim kasılmalarını teşvik eder. Bebek leğen kemiğinde iyi düzende durur. Doğumu hızlandırabilir. Sırt ağrısını azaltır. İnişi teşvik eder. Dezavantajları Yüksek tansiyonu olan anneler çoğunlukla kullanamaz. Cenin sürekli elektronik monitöre bağlı ise kullanılamaz. Oturma Avantajları Dinlenmek için iyidir. Yerçekimini kullanır. Sürekli elektronik monitörle kullanılabilir. İnişi teşvik etmek için doğum topuyla beraber kullanılabilir. Dezavantajları Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa muhtemelen kullanılamaz. Daha Fazla Doğum Pozisyonları Tuvalette Oturmak Avantajları Perine apışarası için rahatlamaya yardım eder. Anne bacak açma pozisyonuna ve bu çevredeki pelvik baskıya alıştırılır. Yerçekimini kullanır. Dezavantajları Tuvalet oturma yerinin gelen baskı acı yaratabilir. Yarı Oturma Avantajları Anne için rahattır. Yerçekimini iyi kullanır. İyi bir dinlenme pozisyonudur. Hastane yatakları için kolay olur. Doğum odasında anne, baba ve orada bulunan diğerleri için iyi bir görüntüdür. FHT'ye Cenin Kalp Atışları iyi ulaşım sağlar. Dezavantajları Perineye ulaşım zayıf olabilir. Kokiksin kuyruk kemiği hareketliliğini zayıflatır. Perine üzerinde biraz baskı ama litotomiden taş çıkarma ameliyatı daha az baskı. Litotomi sırt üstü, bacaklar havada#8212;bu pozisyondan kaçının! Dezavantajları Bütün büyük kapların baskısı. Yırtılma ve çoğunlukla epiziotomiye gereksinim duyma. Doğuma yardım etmek için yerçekimi kullanımı yoktur. Avantajları Cenin iyi oksijen alır. Anne için iyi bir dinlenme pozisyonudur. Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa yardımcıdır. Eğer anne epidural anestezi altındaysa yardımcıdır. Sıklıkla kasılmaları daha etkili hale getirir. Doğum sürecini ilerletebilir. İkinci safhada kasılmalar arasında dinlenmesi için anne için daha kolaydır. İkinci safhada arka sakral hareketine olanak tanır. Dik inişi yavaşlatabilir. Eşin bacakları desteklemesi gerekebilir. Eş doğumda yardım edebilir. Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı aza indirir. Perineye ulaşım mükemmeldir. Dezavantajları Eğer anne sürekli aynı pozisyonda yatarken bebeğin sırtı dönükse FHT'ye ulaşım zayıftır. Yerçekiminin yardımı yoktur. Eğer orada bacağını tutacak kimse yoksa annenin bacağı annenin dizi altına destek konulmalıdır. Anne kendini çok pasif hissedebilir. Diz Çökme, Destekle Eğilme Avantajları İnatçı arka gösterim için yardımcıdır. Bebeğin rotasyonuna yardım eder. Pelvik sallantı için iyidir. Doğum balonuyla beraber iyi kullanılır. Bilekler ve kollarda daha az gerginlik. Dik inişe teşvik eder. Yerçekimini kullanır. Bebeğin rotasyonunu yükseltebilir. Rahatlık için ağırlığı değiştirmeye özgürlük tanır. Perineye mükemmel ulaşım. Mükemmel cenin devinimi. Pelvis çapını en çok iki cm artırır. Daha az ıkınma çabası gerektirir. İnişi teşvik etmek için gövdenin üst kısmı dibe baskı yapar. Uyluklar bebeğin uygun düzende olduğu durumdadır. Dezavantajlar Çoğunlukla anne için yorucudur. Bazen FTH'leri duymak zordur. Doğumda annenin yardımı zor olabilir. Eller ve Dizler Avantajları Bradikardi dakika başına kalp atışının azalması için iyidir. Düşük kalp atışı Sırt sancıları için iyidir. Doğum topu için kullanışlıdır. Arka gösterimin rotasyonuna yardım eder. Hemeroidin baskısını ortadan kaldırır. Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı engelleyen en iyi pozisyon. Büyük bebek için iyi bir iniş pozisyonu. Omuz distosisi zahmetli ve yavaş doğurma için mükemmel. Dezavantajları Anneyle göz kontağını devam ettirmek zordur. ALINTI Anne için görmesi zordur. Bebek annenin bacaklarının arasından geçmek zorundadır. Deneyimsiz katılımcılar için kafa karıştırıcı olabilir. Düzenleyen mystical - 15-Haziran-2009 Saat 20:45 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
esmersileli
Kidemli Uye
Kayıt Tarihi: 05-Haziran-2009 Konum: İstanbul Gönderilenler: 2509
|
![]() Gönderim Zamanı: 20-Temmuz-2009 Saat 14:12 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
>>Kabızlık Neden? Gebelikte kabızlık sık rastlanan bir belirtidir. Gebelik hormonları tüm düz kaslarda olduğu gibi sindirim sisteminin düz kaslarında da gevşemeye neden olurlar. Bu gevşeme barsak hareketlerinin yavaşlamasıyla sonuçlanır. Ayrıca gebeliğin son dönemlerine doğru iyice büyümüş olan uterusun rektuma (kalın barsağın son kısmı) baskı yapması da kabızlık gelişmesini kolaylaştırıcı bir etkendir. Öneri: Kabızlıktan yakınıyorsanız hemen ilaç tedavisine başlamadan önce yapabileceğiniz bazı şeyler vardır: günde iki litre sıvı almanız, sebze ve meyve, yulaf ezmesi gibi lifli besinleri daha fazla ve hergün tüketmeniz ve doktorunuzun önerdiği ölçüde düzenli egzersiz yapmanız mutlaka faydalı olacaktır. Tuvalete çıkma ihtiyacı ortaya çıktığında bunu ertelememelisiniz. Bazı anne adayları sabah kahvaltısından önce içilen bir bardak ılık suyun da kendilerine yardımcı olduğunu belirtmektedir. >>Hemoroid (Basur) Neden? Gebelikte büyüyen uterusun toplardamarlara yaptığı bası rektum (kalınbarsağın son kısmı) toplardamarlarının daha belirgin hale gelmesine ve daha ileri aşamalarda anüs (makat) bölgesinde hemoroid adı verilen şişliklerin oluşmasına neden olabilir. Daha önceden hiçbir şekilde hemoroidi olmayan bir anne adayında gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bu durum ortaya çıkabilir. Önceden hemoroidi olan anne adaylarında durum gebelikte ilerleyebilir. Özellikle kronik kabızlık ve zorlu dışkılama hemoroidlerde ağrı ya da kanamaya yolaçabilir. Öneri: Kabızlığı önlemek için alacağınız önlemler hemoroidlere bağlı şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. Hemoroidler şiddetli ağrı ve/veya kanama yaptıklarında mutlaka doktor değerlendirmesi gerekir. >>Pika (Aşerme) Neden? "Aşerme" erken gebeliğin normal bir belirtisi olarak kabul edilir. Ancak ileri durumlarda normal gıda maddeleri dışındaki maddelerin de aşerilmesi sözkonusu olabilir. Bu maddeler kiremit tozu, kil, toprak gibi maddeler olabilir. Bazı durumlarda ise aşırı miktarlarda tuz, limontuzu, buz parçaları, un, nişasta, kabartma tozu gibi gıda maddeleri de aşerilen maddeler olabilir. Bir gıdayı aşırı miktarlarda yeme ihtiyacı hissediyorsanız ya da gıda maddesi olmayan bir şeyi yemek isteği duyuyorsanız durumu doktorunuza bildiriniz. Aşerme bazı durumlarda kansızlık ya da beslenme bozukluğu habercisi olabilir (toprak yeme durumunda olduğu gibi). >>Aşırı tükrük salgısı Neden? Bazı anne adaylarında hormonların etkisine bağlı olarak rahatsız edici boyutlarda tükrük salgısı oluşabilir. Bu normaldışı bir duruma işaret etmez. Öneri: Bu aşırı tükrük salgısı aldığınız nişastalı gıdaların tükrük bezlerini uyarıcı etkisinden de kaynaklanıyor olabilir. Bu gıdaların alımını kesmeniz şikayetlerin geçmesine faydalı olur. İleri durumlarda tükrük salgısını azaltmak amacıyla doktor önerisiyle çeşitli ilaçların kullanılması mümkündür. >>Bulantı Neden? Gebeliğin erken dönemlerinde gebelik hormonlarının etkisiyle özellikle sabahları bulantı şikayetleri sıklıkla meydana gelir. Öneri: Yine bu konuda da ilaç tedavisine geçmeden önce yapabileceğiniz bazı şeyler var: Yataktan kalkmadan önce birkaç tuzlu kraker yemek, yataktan çok yavaş kalkmak, günlük yediğiniz miktarı sabit tutarak öğün sayınızı üçten beş veya daha fazlasına çıkarmak (midenizin aşırı dolmasını engellemek için), tiksindiğiniz kokulardan uzak durmak ve yine midenizin gereksiz yere dolmasını engellemek için sıvıları yemekler arasında almak gibi önlemler mutlaka faydalı olacaktır. >>Akıntı Neden? Gebelikte östrojen salgısı önemli ölçüde artar. Bu nedenle daha önceden hiç akıntı şikayetiniz olmasa bile gebelikte günlük ped kullanacak şiddette koyu kıvamlı ve açık renkli vajinal akıntı ortaya çıkabilir. Akıntınız beyaz renkli ya da renksiz ise, kötü koku içermiyorsa, beraberinde kaşıntı, idrar yaparken yanma ve ağrı gibi belirtiler yoksa bu büyük olasılıkla fizyolojik bir akıntıdır. Fizyolojik olmayan akıntıların nedeni vajinit ya da diğer genital sistem enfeksiyonları olabileceği gibi, özellikle ileri gebelik haftalarında sizin akıntı sandığınız sıvı erken membran rupturu (suların erken gelmesi) neticesinde boşalmaya devam eden amnios sıvısı da olabilir! Öneri: Kötü kokulu, sarı-kahverengi-kanlı-kırmızı-yeşil gibi rengi olan bir akıntınız varsa, akıntınız "su gibiyse (bacaklara kadar giden bir akıntının basit bir nedene bağlı olma olasılığı çok düşüktür)", ek şikayetleriniz varsa mutlaka doktorunuza başvurmalısınız. >>Mide yanması Neden? Mide asidinin mideden yemek borusuna geçmesi ve burayı tahriş etmesiyle meydana gelir. Gebeliğe bağlı genel düz kas gevşemesinin mide-yemek borusu arasındaki sfinkteri (kapağı) zayıflatması temel nedendir. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde büyüyen uterusun mideye baskı yapması da yakınmaları artırır. Yatar durumda şikayetler daha belirgin hale gelir. Öneri: İlaç tedavisine geçmeden önce sizin yapabilecekleriniz, midenizi fazla doldurmamaya özen göstermek, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durmak, yemekten sonra en az bir saat uzanmamak ve yatar konumdayken başınızı ve göğüs kafesinizi mide seviyesinden yukarıda tutmak için ek yastık kullanmaktır. >>Yorgunluk ve aşırı uyku hali Neden? Özellikle gebeliğin ilk dört aylık döneminde anne adayları kendilerini aşırı yorgun ve uykusuz hissedebilirler. Bu konuda yapılabilecek ve yapılması gereken birşey yoktur. Öneri: Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin. Düzenli uyku, düzenli beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın, her fırsatta istirahat etmeniz kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemlidir. >>Başağrıları Neden? Gebeliğin erken dönemlerinde başağrılarına sık rastlanır. Bazı durumlarda bu başağrısı tedavi edilmemiş sinüzit ya da görme bozukluğuna bağlı olabilir, ancak çoğu durumda nedeni bulunamamaktadır. Şiddetli başağrılarının diğer belirtilerle birlikte ya da tek başına preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayın. Öneri: İstirahat etmek ve açık havada yürüyüş yapmak yardımcı olabilir. Bu başağrıları genellikle gebeliğin ortalarına doğru kendiliğinden kaybolurlar. >>(Müphem) karın ağrıları Neden? Gebelikte uterus (rahim) hızla büyürken, uterusu yerinde tutan bağlar bu hıza hemen ayak uyduramazlar. Böylece bu bağlar uterus büyüyerek yukarı çıkarken gerilirler. İşte bu gerilme karında yerini tam olarak tarif edemediğiniz, bazen "bıçak saplanması" hissini veren ağrılara neden olabilir. Gebeliğin ileri dönemlerinde çatınızı oluşturan kemiklerin eklemlerinde doğuma hazırlığın bir parçası olarak ortaya çıkan gevşeme de belli belirsiz ağrı hissi uyandırabilir. Kabızlık da diğer bir "ağrı" nedenidir. Öneri: Yatarken sol yanınıza yatmanız, ağrı duyduğunuzda pozisyon değiştirmeniz faydalı olabilir. İleri durumlarda doktor önerisine göre ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Karın ağrısının bir tehlike belirtisi olduğunu unutmamalı ve bu ağrıları kendinizce bir nedene bağlamadan önce doktorunuza danışmalısınız. >>Sık idrara çıkma hissi Neden? Büyümekte olan uterus yakın komşuluğunda bulunan mesaneye bası yaparak bu organın dolma kapasitesini azaltır. Böylece mesanede az miktarda idrar biriktiğinde bile idrar yapma ihtiyacı uyanır. Özellikle ilk trimesterde ve son trimesterde sık idrara çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Öneri: İdrar yapma ihtiyacınızı hiçbir zaman ertelemeyin. Beraberinde idrar yaparken yanma, ağrı gibi şikayetlerinizi varsa bu durumun idrar yolu enfeksiyonu habercisi olabileceğini unutmayın ve konuyu doktorunuza iletin. >>Kramplar Neden? Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bacaklarda ortaya çıkan krampların temelinde büyüyen uterusun toplardamar sisteminde yarattığı bası ve buna bağlı gelişen dolaşım problemleri yatar. Kalsiyum ya da magnezyum nisbi (gebelikte kanın "sulanmasına bağlı) eksikliğinin kramp oluşumunda etken olduğu düşünülmektedir. Kramplar sıklıkla yatakta ortaya çıkarlar. Öneri: Çeşitli egzersizlerle, masaj, bölgesel sıcak uygulama gibi önlemlerle, dinlenmeyle, kalsiyumdan zengin dengeli beslenmeyle bu krampların hafiflemesi mümkündür. Krampları çözmek için iki egzersiz önerisi:
Şikayetlerinizin geçmemesi durumunda doktorunuzun önerisiyle kullanacağınız kalsiyum veya magnezyum içeren ilaçlar yardımcı olabilir. >>Gebelik maskesi (Kloazma) Neden? Gebelikte salgılanan hormonlar ciltte değişikliklere neden olabilirler. Yüzde, gözlerin etrafında daha belirgin olarak ortaya çıkan renk değişikliklerine kloazma adı verilir. Kloazma gebelikten sonra genellikle kaybolur. Öneri: Direkt güneşışığına maruz kalmaktan kaçınarak bu renk değişikliklerinin şiddetini azaltmanız mümkündür. >>Karında ve göğüslerde çatlaklar Neden? Büyüyen uterus ve hacmi artan göğüsleriniz bu bölgelerde cildinizin gerilmesine ve çatlamasına neden olabilir. Öneri: Bu çatlaklar kalıcı olmakla birlikte, bunların şiddetini ve kaşıntı şikayetlerini gidermek için kullanabileceğiniz krem şeklinde ilaçlar mevcuttur. >>Varisler Neden? Büyüyen uterusun ana toplardamarlara bası yapması sonucu basının altında kalan toplardamarların içindeki basınç artar ve bu damarlar daha belirgin hale gelirler. Özellikle ayakta uzun süre durmak zorunda olanlarda varolan varisler belirginleşebilir ya da bu varisler ilk kez gebelik döneminde ortaya çıkabilir. Öneri: Ayakta uzun süre durmaktan kaçınmak, mümkün olan her durumda istirahat etmek, doktorunuzun önerdiği egzersizleri uygulamak, otururken ya da yatarken ayaklarınızı vücudunuzdan daha yüksekte tutmak gibi önlemlerle varis gelişimini önleyebilir ya da en azından hafifletebilirsiniz. Bacaklarınızın dolaşımını daha da bozacak olan bel kısmı dar kıyafetler giymekten kaçının. Varis çoraplarını doktorunuzun önerilerine göre kullanmalısınız. >>Nefes almada zorluk Neden? Özellikle gebeliğin son dönemlerinde uterus ve bebek karın içinde daha fazla yer kaplamaya başladığında nefes almada zorluklar yaşayabilirsiniz. Bunun nedeni, uterusun diyafragma kasına (bu kas karın boşluğunu ve göğüs kafesini birbirinden ayıran yapıdır) baskı yapması ve akciğerlerin genişlemesini kısmen engellemesidir. Öneri: Doktorunuzun size öğrettiği şekilde derin nefes egzersizlerini hergün düzenli aralıklarla uygulamalısınız. Kalabalık ve havasız, sigara içilen yerlerden kaçının. Kendinizi yoracak (yani oksijen ihtiyacınızı aşırı derecede artıracak) hareketlerden kaçınmalısınız. >>Bel ağrıları Neden? Gebelik ilerledikçe vücudunuzun ağırlık merkezi değişir. Buna uyum sağlamak için bel omurlarınızın içbükeyliği de ilerleyici bir şekilde artar ve omurlara binen yük sabit tutulmaya çalışılır. Beli zorlayıcı hareketler, ortopedik olmayan yatakta yatılması (yatağınızın döşemesi sert olmalıdır), ağır nesneler kaldırılması, aşırı bedensel yorgunluk gibi etkenler bölgedeki kaslarda spazm oluşmasına, bağların gerilmesine ve böylece bel ağrısı oluşmasına neden olabilir. Yüksek topuklu ayakkabılar da bel omurlarınızın değişen ağırlık merkezinize sağladığı uyumu bozarak bel ağrısı ortaya çıkmasına neden olabilir. Öneri: Belinize "iyi" davranarak, doktorunuzun önerdiği gevşeme egzersizlerini uygulayarak, dinlenmenize gereken önemi vererek bel ağrılarınızın hafiflemesini veya ortadan kalkmasını sağlayabilirsiniz. Şiddetli belağrılarında mutlaka doktorunuza başvurun. Korse kullanımı konusunda mutlaka doktorunuza danışın. >>Ayaklarda şişme Neden? Gebelik ilerledikçe hücrelerarası sahada sıvı miktarı artar ve bu da dokuların daha "şiş" hale gelmesine neden olur. Özellikle ayak bilekleri gibi uterus basısı nedeniyle oluşan dolaşım yavaşlamasından çok etkilenen bölgelerde ödem adı verilen şişlikler ortaya çıkar. Ödemli bölgeye parmakla basıldığında bu bölgenin kolayca içe göçtüğü ve bir çukurluk oluştuğu, bu çukurluğun bir süre değişmeden kaldığı gözlenir. Ödemler çalışanlarda özellikle akşam saatlerinde daha belirgindir ve istirahatle hafifler. Öneri: Ayaklardaki şişmeleri etkili bir şekilde önleyecek bir tedavi yöntemi yoktur. Eskiden uygulanan tuz kısıtlaması, idrar söktürücü ilaç kullanımı gibi öneriler artık çağdışı olarak kabul edilmektedir. Zira ayaklardaki ödem gebeliğin fizyolojik değişiklikleridirler. Ancak ellerde, yüzde ve diğer bölgelerde oluşan şişliklerin preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayın. >>Göğüslerden süt gelmesi Neden? Özellikle gebeliğin ikinci yarısından sonra göğüslerinizden süte benzeyen bir sıvı gelebilir. Prolaktin hormonu salgısına bağlı olarak üretilen ve kolostrum adı verilen bu sıvı esas süt yapımına hazırlık aşamasında üretilen bir sıvıdır. Gebelikte göğüslerden süt gelmesi ileri inceleme ve tedavi gerektiren bir durum değildir. Öneri: Göğüslerinizden gelen sıvının süte benzemediği hissini taşırsanız bu durumu doktora iletin. Memeuçlarınızı kontrol amacıyla asla sıkmayın. Düzenleyen mystical - 20-Temmuz-2009 Saat 15:21 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Kelebeğim 3.5 yaşında :)
Eylül Mina <3 o4/12/2oo9 2o:2o :) susam tanesi büyüyor... 13+0 :)) |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
gülbin
Moderatör
Kayıt Tarihi: 28-Mart-2007 Konum: İstanbul Gönderilenler: 22038
|
![]() Gönderim Zamanı: 06-Agustos-2009 Saat 12:50 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Doğum sonrası beslenmenin 11 püf noktası Hamilelik & Doğum - Doğum ve Sonrası Doğum sonrasında annelerin aklına gelen soruların ilki, fazla kilolardan nasıl kurtulacaklarıdır. Ama lohusalık döneminde kilolarınızı dert edinmeyin. Emziren annelerin hem kendilerini hem de bebeklerinin sağlıklarını ön planda tutması gerektiğini söyleyen Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayşe Korkmaz kadınlara doğum sonrası beslenme ile ilgili ipuçları veriyor. Aslında hamilelik döneminde uyguladığınız beslenme programıyla doğum sonrası beslenme planınız arasında pek fark yok. Süt kalitesinin iyi olması emzirme dönemindeki yeterli ve dengeli beslenme ile bağlantılıdır. Bu dönemde dikkat etmeniz gereken bazı hususlar var: • Öncelikle emzirmenin yoğun olduğu ilk 6 ayda kilo vermek için hiçbir zayıflama diyeti uygulamayın. • Özellikle yağlı yemekler yapmaktan kaçının. Daha çok ızgara veya buharda pişirme yöntemlerini kullanın. • Emzirme döneminde zayıflama diyeti uygulamayınız. Ancak aşırı yağlı, unlu ve şekerli gıdaları çok fazla tüketmemeye çalışınız. • “Sütüm olacak” diye kilolarca tatlı yemenize gerek yok. Çünkü şeker ve şekerli besinler sütünüzü artırmaz. • Aspirin bile olsa, doktorunuza başvurmadan ilaç almamalısınız. Bunlar sütünüze geçebilir veya sütünüzün azalmasına neden olabilir. • Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz. Hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meye sularını tercih ediniz. • Hamilelikle birlikte aldığınız fazla kilolardan kurtulmak için ayda 1-2 kilodan fazla vermemelisiniz. • Canınız tatlı yemek istediği zaman sütlü tatlıları tercih ediniz. Böylece hem kilo kontrolü açısından hem de kalsiyum alımı açısından iyi bir tercih yapmış olursunuz. • Şekerli gıdalarda şeker yerine pekmezi tercih ederek kansızlığa karşı önlem almış olacaksınız. • Bazı besinlerdeki gaz yapıcı öğeler sütünüze geçebilir bu da bebeğinizin rahatsız olmasına neden olabilir. Bu besinleri tüketirken dikkati olunuz. Bu besinler arasında; süt, yoğurt, karnıbahar, brokoli, lahana yer almaktadır. Yalnız unutulmamalıdır ki gaz yapacak besinler kişiden kişiye değişklik gösterebilmektedir. • Kansızlığa neden olabileceği için yemekler ile birlikte çay tüketmemeye dikkat ediniz. Yemek yedikten 1-2 saat sonra açık ve limonlu olarak tüketebilirisiniz. • Kaynaklarda tatlandırıcı kullanmanın bir sakıncası olmadığı söylense bile anne sütü verdiğiniz süre içerisinde tatlandırıcı ve tatlandırıcı ile yapılmış ürünlerden uzak durmaya özen gösteriniz. • Anne sütüne geçtiği için bebeği etkileyeceğinden emzirme döneminde alkol kullanımı sakıncalıdır. Hamileliğiniz sırasında “biz artık iki kişiyiz” mantığıyla aldığınız kilolar doğum sonrasında sizi iyice rahatsız etmeye başlar. Çünkü amacınıza ulaşmış; bebeğinizi dünyaya getirmişsinizdir. Geriye kalan fazla kilolarınızdan nasıl kurtulacağınızdır. Ancak doğum sonrasında (eğer emzirmenize bir mani yoksa) en az altı ay bebeğinizi emzireceğinizden beslenmenizdeki ayarlamaları bu koşula göre yapmalısınız. Ayrıca şunu da ilk madde olarak belirtmekte fayda var ki bebeğinizi emzirmek kilo vermenizi kolaylaştıran en etkili yöntemdir. Çünkü emzirme sırasında bazal metabolizma hızı denilen vücudun harcadığı enerji, normal dönemden daha fazladır. Bu nedenle, bu dönemde uygulanan sağlıklı bir beslenme programı ile hem kilo vermek kolaylaşıyor hem de bebeğinizi daha kaliteli sütle beslemiş oluyorsunuz. İlk maddesi emzirmek olan bu 11 maddelik listemiz ise beslenmenizdeki yeni düzenlemeler için size yol gösterici olabilir: 1-Kalorilere dikkat! Şu anda her lokmanız bir zamanlar içinizde gelişmekte olan bebeğinizle paylaştığınız kadar önemli olmasa da, besin seçiminiz süt kaliteniz açısından önem taşımaktadır. Özellikle yeni bir anne olarak çok daha fazla enerjiye ihtiyacınız olacak. Bu nedenle eğer emziriyorsanız hamilelik öncesi ağırlığınızı korumak için almanız gereken kalori miktarına günde 400 ile 500 ekstra kalori eklemeniz gerekiyor. 2-Proteinler; beslenmenin yapı taşları Hamileliğiniz boyunca aldığınız proteinler, yavrunuz henüz bir embriyo iken onu sağlıklı bir bebeğe dönüştürmek için gerekli olan hücrelerin meydana gelmesini sağlayacak oluşumda en büyük görevi üstlendi. Şimdi ise, yeterli ve dengeli bir beslenme uygulamak için proteinlere ihtiyacınız bulunmaktadır. Enerjinin %15’i proteinlerden gelmelidir. Et, tavuk, balık, yumurta ve kurubaklagiller proteinler zengin olan besinlerdir. Ayrıca bu besinler B grubu vitaminleri, demir ve çinko açısından da zengindir. 3-Kalsiyum; gelecek için önemli Bu dönemde kalsiyum ihtiyacınızı tam anlamıyla karşılamak en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biridir. Günlük beslenme içerisinde 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tüketmek yeterli olacaktır. Kilo kontrolü açısından az yağlı olanları tercih edebilirsiniz. 4-Doğal vitamin kaynakları sebze ve meyveler Meyve ve sebzelerde hayati önem taşıyan vitaminler ve mineraller bulunur. Her öğünde mutlaka sebzeve meyve tüketmeye çalışınız. Pişirme şekli vitamin ve mineral içerikleri üzerinde etkilidir. Bu nedenle sebzeler önce yıkanıp sonra mümkün olduğu kadar büyük parçalar şeklinde çiğden olacak şekilde pişirilmelidir. 5-Demir açığınızı mutlaka telafi edin Vücuttaki demir eksikliği hamilelik döneminde birçok kadının karşısına çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bunun için hamilelikte demir ihtiyacına yönelik beslenmenin yanı sıra doktorun önerdiği şekilde dışarıdan demir takviyesi yapılıyor. Çünkü hamileliğin ikinci yarısında bebeğiniz, demir depolarını oluştururken sizin demir depolarınızdan yararlanır. Bu nedenle, doğum sonrasında da devam eden demir eksikliğinizi gidermek için öğünlerinizi demir yönünden zenginleştirmek için kırmızı et, pekmez, yumurta sarısı günlük beslenmeye eklenmelidir.Yiyeceklerle beraber alınan demirin vücutta kullanılmasını önemli ölçüde engelleyen çay tüketimini ise mümkün olduğunca azaltmalısınız. Ayrıca demir emilimini arttırmak için C vitamini içeren besinler ile tüketilmesi daha iyi olacaktır. Salata, taze sıkılmış meyve suları gibi. 6-Folik asiti ihmal etmeyin Emzirme döneminde de tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi folik asit yönünden zengin besinler tüketmelisiniz. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, kabuklu tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, baklagiller ve taze sıkılmış portakal suyunda bulunuyor. Hamilelikte ve emzirme süresinde 400-800 mikrogram alınması gerekiyor. Bu miktarı besinlerle karşılamak zor olduğu için vitamin haplarıyla açığı kapatabilirsiniz. Ayrıca folik asit vücutta depolanamadığı için her gün almak gerekiyor. 7-Yağlarlardan uzak durun Enerjinin %30’u bu gruptan sağlanmalıdır. Özellikle n-3, n-6 ve n-9 yağ asitleri örüntülerine dikkat edilmelidir. n-3 yağ asitleri deniz ürünleri özellikle yağlı balıklarda (somon, uskumru), soyayağı, kanola yağı, yumurta sarısı ve anne sütünde bulunmaktadır. n-6 yağ asiti; soyayağı, ayçiçek ve mısırözü yağında bulunmakta, n-9 yağ asiti ise fındık ve zeytinyağında bulunmaktadır. 8-İyotlu tuz dostunuz Hamilelik dönemi vücudun iyot gereksiniminin arttığı bir dönem. Çünkü hamilelikte görülen iyot eksikliği düşük, ölü doğum ve bebek ölümlerinde artmaya neden olurken, bebeklerde zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe neden oluyor. Emzirme döneminde iyotlu tuz kullanmak iyot ihtiyacını karşılamak için yeterli olacaktır. Tuzu kapalı ve ışık almayan yer saklayınız. 9-Bol bol sıvı tüketin Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz.Bu miktar sıvının tamamını su ile tamamlayabilirsiniz veya hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meyve sularını tercih ediniz. 10-Vitamin takviyesi gerekebilir Emzirme dönemi içerisinde doktor tavsiyesi ile ek vitamin takviyesi alınabilir. Bu noktada sebze-meyvede bulunan doğal vitaminlerden daha fazla yararlanabilmek için ;meyve suları sıkıldıktan sonra yarım saat içinde tüketlimeli, salata yaparken mümkün olduğu kadar az bıçak ile işlem uygulanmasına dikkat edilebilir. Ayrıca salatanın limonu yemeden hemen önce sıkılmasına dikkat edilmelidir. 11- Enerji için karbonhidrat tüketiniz Emzirme döneminde hamilelikte olduğu gibi günlük enerjinin %55-60’ını karbonhidratlardan sağlamanız gerekmektedir Burada dikkat edilecek nokta şeker gibi basit karbonhidrat yerine pilav, makarna, patates, ekmek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Kilo kontrolü sağlamak açısından iyi olacaktır. Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Dyt. Ayşe Korkmaz alıntıdır Düzenleyen mystical - 06-Agustos-2009 Saat 22:16 |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
aşkım + oğlum = ben
22 hazıran 2007 15:15
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
feelings
Moderatör
Kayıt Tarihi: 24-Eylül-2007 Konum: Kocaeli Gönderilenler: 58990
|
![]() Gönderim Zamanı: 02-Kasim-2009 Saat 23:11 |
|||||||||||||||||||||||||||||
|
Gebelikte ortaya çıkabilecek bazı problemleri teşhis edebilmek için yapılan prenatal testlerden önemlileri aşağıda sıralanmıştır. Bunlardan bazıları tüm gebe kadınlarda rutin olarak istenmektedir. Rutin dışındaki diğer testler,sizin ve ailenizin tıbbi öyküsü doğrultusunda gerekli görülürse doktorunuz tarafından istenecektir. Akılda tutulması gereken şey ; sonucu normal çıkmasa da,testler her zaman bir problem olduğunu göstermez. Böyle durumlarda genel olarak ek testlere ihtiyaç duyulur veya anormal sonuç veren test yenilenir. Eğer gerçekten bir problem tesbit edilirse bunun ne anlama geldiği ve tedavi edilebilme olanaklarını doktorunuzla ya da ilgili yetkililerle görüşünüz. Tüm bu tıbbi girişimlerde,testlerin kendisi ya da tedavi yöntemleri ile ilgili bazı mutlak riskler de söz konusudur. Uygulamalardan önce bu riskleri de doktorunuzla konuşunuz.
Rh ( Rhesus ) testi ... Bu test Rh pozitif (+) ya da Rh negatif ( - ) kana sahip olduğunuzu gösterir.Kadınların % 8 – 15 kadarı Rh negatif kan grubundandır.Rh negatif kana sahip olmak gebelik açısından bir problem demek anlamına gelmez.Rh negatif kana sahip olmak eğer baba Rh (+) ise bebeğin de Rh (+) olabilme ihtimalinden dolayı kaygı uyandırır. Gebeliğiniz boyunca bebeğiniz ve sizin kanınız birbiriyle karışacaktır.Sizin Rh (-) kanınız ile bebeğinizin Rh (+) kanı karşılaştığında vücudunuz Rh (+) kan hücrelerini yabancı bir düşman olarak görerek ona karşı antikor denilen koruyucu hücreler üretecektir.Bu antikorlar ortak kan dolaşımınız sayesinde tekrar bebeğinize ulaştığında bebeğinizin Rh (+) kan hücrelerini yok edeceklerdir.Bu nedenle eğer siz Rh (-),bebeğiniz de Rh (+) kan grubuna sahipseniz,bebeğinize karşı ne kadar antikor ürettiğinizi anlamak için,doktorunuz,gebeliğiniz boyunca belirli aralıklarla bunu kontrol edecektir.Rh uyumsuzluğu ilk gebelikte çoğunlukla tehlike arzetmez,çünkü genellikle Rh (+) bir bebeğe ilk kez gebe kalan bir anne adayı,yeteri kadar antikor üretene kadar doğum gerçekleşmiş ve dolayısıyla da ilk bebek bu durumdan etkilenmemiş olur.Ancak aynı anne sonraki hamileliklerinden birinde tekrar bir Rh (+) bebeğe gebe kalacak olursa bu bebek için gerçek ve önemli bir tehlike söz konusudur,çünkü;bu sefer annenin koruyucu antikorları yeterli sayıda ve saldırıya hazırdırlar.Rh uyumsuzluğu olan tüm gebeliklerde,gebeliğin 28.haftasında ve doğumdan sonraki ilk 72 saat içinde,Rh immunglobini denen iğnenin anneye yapılmasıyla, oluşabilecek komplikasyonlardan korunulmuş olunur.Bu enjeksiyon antikor oluşma riskini büyük oranda azaltacaktır.Böylece sonraki gebeliklerinizde Rh uyumsuzluğuna bağlı bir problem yaşamanız engellenmiş olacaktır. Rh (-) kan grubundan olan bir kadın dış gebeliğe maruz kalmış veya düşük yapmış olsa bile,ya da gebeliği devam ederken koryonik villus örneklemesi,perkütan umblikal kord örneklemesi veya amniyosentez gibi bir takım ileri tetkiklerin uygulaması altına giriyorsa mutlaka Rhogam ( Rh immunglobini ) alması gerekir.Eğer bu konuda aklınıza takılan herhengi bir şey varsa mutlaka doktorunuzla paylaşmalısınız. Hemoglobin kontrolü ... Gebelikte çok yaygın olarak görülebilen anemi ( kansızlık ) ya da kırmızı kan hücrelerinde azalma gibi durumları anlamak için hemoglobin seviyeniz kontrol edilmiş olması gerekir.Gerçi bu kontrolde herhengi bir eksiklik tesbit edilmese de,gebelikte demir ihtiyacı artacağı için,doktorunuz mutlaka size bir demir ilacı ya da demir de içeren bir vitamin verecektir.Bu demir ilaçları dışkınızı koyu renge ( siyaha yakın ) boyayacaktır.Ayrıca verilen bu prenatal vitamin ilaçları kabızlığa da neden olabilir.Kabızlıktan , sıvı gıdalara ağırlık vererek,kepek,meyve ve sebze gibi lifli besinlerle beslenerek ve egzersiz yaparak korunabilirsiniz.Eğer kabızlığınız bunlara rağmen devam ederse ek tedavi yöntemleri için doktorunuzla görüşünüz. Gonore ve Klamidya testleri ... Seks yoluyla geçen bu hastalıklar kısırlığa,körlüğe,eklem iltihabına ve çeşitli üriner ( idrar yolları ) hastalıklara neden olabilirler.Aynı zamanda doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilecek olan gonore enfeksiyonu gonokokkal konjunktivit denilen ve tadavi edilmediğinde bebekte körlükle sonuçlanacak bir hastalığa da neden olabilir.Gonore ya da klamidya enfeksiyonu bulunan bir kadın antibiyotikler kullanılarak daima güvenli bir şekilde tedavi edilebilir.Yeni doğan bebeklerin gözleri de doğumdan hemen sonra rutin olarak gözlerine gerekli antibiyotikler damlatılmak suretiyle bu tip komplikasyonlardan korunmuş olur. Sfiliz testi ... Bu da her gebe kadının yaptırması gereken testlerden biridir.Sfiliz; cinsel yolla bulaşan ve tüm vücuda yayılarak,kalp hastalıklarına,nörolojik arazlara ve hatta ölüme neden olabilecek bir hastalıktır.Gebelik sırasında düşüklere ya da erken doğuma neden olabildiği gibi doğan bebeklerde de anemi,sinir sistemi arazları,kemik ve diş yapısında bozukluklar ve karaciğer hastalıklarına neden olabilir.Eğer hastalık gebeliğin erken dönemlerinde teşhis edilir ve tedavi yoluna gidilirse sifilizin bu tip komplikasyonlarından da korunulmuş olur. Klamidya testi ... Amerika’da seks yoluyla en sık geçen hastalıktır.Tedavi edilmediği taktirde,serviksten uterus yoluyla tüplere ve overlere yayılarak kısırlıkla sonuçlanabilecek olan PID’e ( pelvic infammatory disease : pelvik inlamatuar hastalık ) neden olabilir.Gebelik sırasında ise erken doğumlara,düşük ve ölü doğumlara neden olabilir.Enfekte olan anneden doğan bebeklerde ise,pnömoni ( zatürre ),kulak enfeksiyonları ve körlüğe kadar gidebilen göz enfeksiyonlarına neden olabilirler.Klamidya servikal muayene ve serviksten alınan hücre örneklerinin incelenmesi ile teşhis edilebilir ve daima antibiyotiklerle kolayca tedavi edilebilir. Rubella testi ... Rubella (kızamıkçık) testi ,kızamık virüsüne karşı bağışık olup olmadığınızı gösterir.Çocukluğunda hemen her kadın aşılandığı için genellikle herkes bağışıktır.Eğer bağışık değilseniz doktorunuz size,gebeliğiniz boyunca kızamıklı kişilerden uzak kalmanızı önerecektir.Bu çok zor olmaz,çünkü rutin kızamık aşılamasından dolayı kızamık enfeksiyonlu kişiye rastlamak oldukça zordur.Yine de enfekte bir kişiyle karşılaşmak her zaman enfeksiyonu kapmak demek değildir,fakat,eğer gebeliğinizin ilk 3 ayı içinde enfekte olmuşsanız bebeğinizde doğumsal bir anomali gelişme ihtimali vardır.Eğer kızamığa karşı korunmanız yoksa doktorunuz muhtemelen size gebeliğinizden hemen sonra,gelece gebeliklerinizde problem olmaması için aşılama önerecektir.Bu aşılama sizi kızamıktan koruyacaktır.Aşılamadan en az 3-4 hafta sonrasına kadar yeni bir gebelikten korunmanız gerekmekle birlikte,geb iken aşılanmanın zararlı olduğuna dair bir kanıt da yoktur. HIV ( AIDS ) testi ... HIV ( Human Immundefency Virus = İnsan bağışıklık yetmezlik virüsü ) , AIDS e ( Acquired Immun Defency Syndrom = Kazanılmış bağışıklık yetmezliği sendromu ) neden olan virüstür.AIDS,vücudun enfeksiyon hastalıklarına karşı savaşma kabiliyetini yok eder.HIV ya da AIDS için kesin tedavi olamamakla birlikte,uygulanacak tedaviler yaşam uzatıcı ve koruyucu olacaktır.HIV,enfekte vücut sıvıları ( meni,kan ve vajinal salgı ) ile bulaşır.Doktorunuz siznle risk faktörleri konusunda konuşacak ve HIV kan testi yaptırıp yaptımadığınızı soracaktır.Aslında her gebe kadının,riskli olup olmadığında ya da daha önce HIV testi yapılıp yapılmadığına bakmaksızın bu testi yaptırması gereklidir.HIV virüsü taşıyan bir anne adayı virusu mutlaka bebeğine de geçireceği için bu testi yaptırmış olması çok önemlidir.Eğer test pozitif çıkarsa,doktorunuz,bunun bebeğe geçişini engellemeye çalışacak veya enfekte olan bebekte virusun etkilerini yavaşlatacak bir takım ilaçlar verebilir.Bu ilaçlar virüsün bebeğinize bulaşma riskini oldukça azaltabilecektir. Hepatit B virus taraması ... Hepatit B virüsü karaciğeri tutar ve hasarlanmasına yol açar.Enfekte kan,meni,vajinal salgı ve tükrük gibi vücut sıvıları ile bulaşır.Hepatit B virüsü açısından risk alyındaki kişiler;sağlık çalışanları,birden fazla seks partneri olanlar,daha önce seks yoluyla bualaşan bir hastalık geçirmiş olanlar,damardan uyuşturucu kullananlar,kan nakli yaptıranlar veya diyaliz tedavisi görenlerdir.Gebe kadınlar basit bir kan testiyle hastalıklı olup olmadıklarını anlayabilirler.Eğer daha önce hepatit geçirmediyseniz,fakat virüsle karşılaşma riskinizin yüksek olduğunu düşünüyorsanız,gebelik sırasında bile buna karşı güvenli bir şekilde aşılanabilirsiniz.Eğer testiniz pozitif ise,bebeğinizi enfeksiyondan korumak için,doğumdan hemen sonra HBV immunglobini ve aşısı yapılmalıdır. Glukoz ( şeker ) tolerans testi ... Glukoz tolerans testi ( GGT ),gebeliğinin 24 – 28 haftalarında her gebe kadına uygulanmalıdır.Bu test,aslında diabet ( şeker ) hastalığı gibi olamamakla birlikte, gestasyonel diabet denilen ve gebelikte hormonların etkisiyle ortaya çıkan klinik durumun tesbit edilmesinden ibarettir.Gebelikleri sırasında yapılan bu testte kan şekeri yüksek çıkan gebelerin bebekleri çoğunlukla normalden daha iri olurlar ve doğduktan sonra,hayatları boyunca da diabet hastalığı açısından yüksek risk taşırlar.Bu test için size,önce şekrli,standart bir içecek verilir.Sonra,kısa bir zaman sonra kan şekerinin seviyesi tesbit edilir.Kan şekerinizin yüksek çıkması her zaman gestasyonel diabet demek değildir ve sadece daha ileri tetkiklerin yapılmasına neden olur. Toksoplazmozis testi ... Toksoplazmozis enfeksiyonu , çiğ et yemekle ve özellikle kedi gibi çiğ et yiyen hayvanların dışkılarına temasla bulaşır.Gebelikte bu enfeksiyona maruz kalmak,bebekte bir takım doğumsal arazlara neden olabilir.Herkes bu teste maruz kalmak zorunda değildir,faka ,özellikle kontrol altında olmayan kedilerle teması olanlar yaptırmalıdırlar.Gebe kadınların tümü kedilere dokunmaktan kaçınmalı ve çiğ et içeren besinlerden uzak kalmalıdırlar. Ultrason ... Ultrason ya da sonografi (usg ) ,ses dalgalarını kullanarak fetüsün temsili bir resmini elde etmeye yarayan bir görüntüleme metodudur.Gebeliğin erken dönemlerinde yapılan usg,gebeliği teyid etmek,gebeliğin gerçek yaşını ve uterus içindeki lokalizasyonunu tesbit etmek ve fetus sayısını belirlemek için uygulanır.Daha sonraki usg kontrolleri ise,bebeğin zamanla uyumlu olarak gelişip gelişmediğini ve bebeğin merkezi sinir sistemi ile diğer organlarını takip etmek için uygulanır.Bir kısım doğumsal defektleri tesbit edebilmekle birlikte bütün doğumsal defektleri tesbit etmek mümkün değildir.Rutin ultrason takibinin yararları tartışmalı olsa da çoğu gebe bir güvence olarak bunu yaptırmak istemektedir. Non-stes testi ... Non-stres testi ( NST ) , fetal kalp atımlarını takip etmeye yarayan elektronik bir monitörizasyon sistemidir. Sonuçları,fetüsün sağlığı konusunda sizi ve doktrounuzu yeterince rahatlatacak güvenliktedir.Genellikle diabetli ya da yüksek tansiyonlu gebelerde, çoğul gebeliklerde veya diğer gebelik komplikasyonlarında gerek duyulur.Ayrıca beklenen doğum tarihiniz geçmesine rağmen doğum başlamamış ise de uygulanır. Biyofizik profil ... Biofizik profil ( BFP ) ,ultrason kullanılarak,bazen NST nin de eklenmesiyle birlikte fetusun gelişim parametrelerini değerlendirmek için uygulanan bir testtir.Bu test ile fetal solunum,vücut hareketleri,kas yonusu ve amniyotik sıvı miktarı değerlendirilir.Biyofizik profil de NST ile aynı gereklilik hallerinde kullanılır.Doktorunuz, gerekli olduğu durumlarda hangi testi ve niçin tercih ettiğini size açıklayacaktır. |
||||||||||||||||||||||||||||||
|
Alperim oğlum benim,Zeynebim kızım benim sizi çok seviyorum
siz benim yaşama gücüm,sevincim,herşeyimsiniz...
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||
| << Önceki Sayfa 12 Sonraki >> |
|
||
Forum Atla |
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma Kapalı Forumda Cevapları Silme Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme Kapalı Forumda Anket Açma Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma |
|
|
GebelikveAnnelik.com uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sözkonusu haksız kullanım nedeniyle GebelikveAnnelik.com'un hiçbir hukuki sorumluluğu bulunmamakta olup haksız kullanım nedeniyle GebelikveAnnelik.com'un üçüncü kişilere ödemek zorunda kalabileceği her türlü tazminat ve idari/adli para cezaları GebelikveAnnelik.com kullanıcılarına rücu edilecektir. Forumumuza üyelerimiz tarafından eklenen tüm paylasimin ticari kaydı güdülen, telif hakkı ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadıkları en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazının veya resim dosyasının orijinal kaynağı tespit edilemediğinden, bu içeriklerle ilgili gerekli düzenlemeleri bize ulaşmanız durumunda derhal gerceklestirebiliriz. Bize Ulaşın - Gizlilik Sözleşmesi - Sitemap - Facebook - Twitter - Google + - | ||||